Akşener: Yerel Seçim Kararını Oy Birliğiyle Değil, Oy Çokluğuyla Aldık

Yerel seçimlere ittifaksız girme kararına ilişkin konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, “Biz hür ve müstakil olarak yerel seçimlere gitme kararını Genel İdare Kurulumuzun kararıyla aldık. Hatta 5 arkadaşımız farklı fikirlerini gayet açık şekilde söylediler. 1 arkadaşımız oy hakkı yoktu sadece. Biz de alkışladık. Herkes fikrini paylaştı, rahat rahat konuştu, oy kullandı” dedi ve ekledi:

“Genel Başkan olarak ben oy kullanmadım. Biz 50 üyenin 46’sının oyuyla bu kararı aldık. Oy birliğiyle değil, oy çokluğuyla aldık. O günden beri hem yandaşı hem candaşı bizi topa tuttular. Bizim bunlardan etkilenmemiz mümkün değil. Böyle bir sistemin içinde elbette ki eller yapının içine sokulacaktır. Bir psikolojik harp elbette uygulanacaktır.”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin Çanakkale Teşkilat Buluşması’nda gündeme yönelik açıklamalarda bulundu. Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Meral Akşener’in konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Siz haklının yanındaysanız başının dertten kurtulmuyor. Biz ülkesini çok sevenler burada yan yana geldik. Kimimiz köylü kimimiz profesör, kimimiz iş insanı kimimiz işçi, kimimiz öğretmen kimimiz ev kadını. Türkiye’nin her bir sosyal kesiminden insanların bir araya gelip buluştuğu tek parti İYİ Parti. Türkiye’nin özeti olan bir siyasi partidir. Böyle insanların bir araya gelişi doğal olarak çok kolay olmuyor. Bugüne kadar bize yapılan tekliflere ‘evet’ deseydik bugün bu eziyetleri de çekmezdik.

Biz hür ve müstakil olarak yerel seçimlere gitme kararını Genel İdare Kurulumuzun kararıyla aldık. Hatta 5 arkadaşımız farklı fikirlerini gayet açık şekilde söylediler. 1 arkadaşımız oy hakkı yoktu sadece. Biz de alkışladık. Herkes fikrini paylaştı, rahat rahat konuştu, oy kullandı.

Genel Başkan olarak ben oy kullanmadım. Biz 50 üyenin 46’sının oyuyla bu kararı aldık. Oy birliğiyle değil, oy çokluğuyla aldık. O günden beri hem yandaşı hem candaşı bizi topa tuttular. Bizim bunlardan etkilenmemiz mümkün değil. Böyle bir sistemin içinde elbette ki eller yapının içine sokulacaktır. Bir psikolojik harp elbette uygulanacaktır.

Öyle yalanlar dönüyor ki hayretler içerisinde kalıyorum. Ben bir arkadaşa ‘Devletimin son isteğini yerine getirdim’ demişim. Kişisel sırrı olan meşhur olamaz. Bana devletimizin bir kurumu fotoğraflar gönderdi 2018’de. SADAT’ın kamplarıyla ilgili. Ben de bunu Saygı Öztürk üzerinden kamuoyuyla paylaştım.

Savcı ifadeye çağırdı, ‘Gördüm ama sizinle paylaşmıyorum’ dedim. Çünkü hangi kurumdan geldiğini anlarlar. Devletin hiçbir alanıyla tecrübesi olmayan insanların maalesef üzerimizde yaptığı bir psikolojik savaşla baş başayız. Ben de diyorum ki viz gelir, tırıs gider.

2018’de yine HDP’nin önemli isimlerinden biri benim faili meçhulcü olduğumu söyledi. Ben kendisini aradım, eşi öldürülmüş bir hanım, ‘Eşiniz kaç tarihinde öldürüldü?’ diye sordum. Söylediği tarihte ben üniversitede hocayım. Türkiye’de olan her şeyin başımıza fatura edildiği bir dönemdeyiz. Çünkü Meral Akşener’den korkuyorlar, korkmalılar da.

Çanakkale Belediye Başkan Adayı Adayı Kunt

Çanakkale Belediye Başkan Adayımızı ilan edeceğim şimdi. Asla ‘Şu bucu, şu şucu’ demeyeceksin. Harika bir şehir. Bu şehrin köylerini gösteren Youtube kanalları var, benim kendimi rahatlatmak için seyrettiğim videolar onlar. Ama gece gelip kalan turist yok. Senden istediğim şu, “Yıllık şu kadar turist gelecek, şu kadar yıl sonra şu kadar turist gelecek” diye çalışma yapıp söz vereceksin. Turizmi geliştireceksin.”

Paylaşın

Yaklaşık 442 Bin 643 Çocuk Eğitim Dışında

Eğitim İzleme Raporu 2023’e göre 2022-23 eğitim-öğretim yılında zorunlu eğitim çağındaki 6-17 yaş arası yaklaşık 442 bin 643 çocuk eğitimin dışında kaldı. Eğitim dışında olan çocuk sayısı en fazla olan grup 14-17 yaş grubu.

İlkokula gidecek çağda olan 6-9 yaş grubunda yaklaşık 75 bin 174, yaş grubu olan 10-13 olan ortaokul çağındaki yaklaşık 83 bin 401, yaş grubu olan 14-17 olan ortaöğretim çağında ise yaklaşık 284 bin 68 çocuk eğitim dışında bulunuyor.

Raporda “14-17 yaş grubu çocuklar, ekonomik etkenler, engellilik ya da erken yaşta ve zorla evlilikler gibi nedenlerle eğitim dışına çıkıyor olabilir. Eğitim dışına çıkma nedenlerinin tespit edilmesi bu çocukların eğitime geri dönmesine yönelik müdahale programlarının geliştirilmesi için önemli” değerlendirmesi yapılıyor.

Eğitim Reformu Girişimi (ERG), “Eğitim İzleme Raporu 2023″yi açıkladı. Rapor, Türkiye’deki eğitim sisteminin içinde bulunduğu duruma dair önemli veriler içeriyor.

DW Türkçe’den Pelin Ünker’in haberine göre; Eğitim çağında olan çocukların 13 yaşından sonra artan bir şekilde eğitim dışına çıktığına işaret eden rapor, eğitime devam edenler arasında ise sosyoekonomik durumu iyi olan öğrencilerle düşük gelir grupları arasındaki makasın açıldığını gösteriyor.

Rapora göre kamunun eğitime ayırdığı kaynaklar azalıp eğitim harcamalarında hane halklarının payı artarken en yüksek gelire sahip yüzde 20’lik grup bu harcamaların yüzde 60’a yakınını gerçekleştiriyor. Bu durum öğrencilerin becerilerine de yansıyor. Öyle ki Türkiye’nin katıldığı ve dördüncü sınıf öğrencilerine uygulanan Uluslararası Okuma Becerilerinde Gelişim Araştırması (PIRLS) 2021 verilerine göre yüksek ve düşük düzey sosyoekonomik durumdaki öğrenciler arasında 110 puan fark bulunuyor.

Eğitim İzleme Raporu 2023’e göre 2022-23 eğitim-öğretim yılında zorunlu eğitim çağındaki 6-17 yaş arası yaklaşık 442 bin 643 çocuk eğitimin dışında kaldı. Bu çocukların yüzde 49,9’u oğlan, yüzde 50,1’ini kız çocukları oluşturdu.

Zorunlu eğitim çağındaki çocuklar arasında eğitim dışında olan çocuk sayısı en fazla olan grup 14-17 yaş grubu. Ancak 14 yaşındaki çocukların yüzde 3,1’i okula kayıtlı değilken 17 yaşındaki çocuklarda bu oran yüzde 8,2’ye yükseliyor.

İlkokula gidecek çağda olan 6-9 yaş grubunda yaklaşık 75 bin 174, yaş grubu olan 10-13 olan ortaokul çağındaki yaklaşık 83 bin 401, yaş grubu olan 14-17 olan ortaöğretim çağında ise yaklaşık 284 bin 68 çocuk eğitim dışında bulunuyor.

Raporda “14-17 yaş grubu çocuklar, ekonomik etkenler, engellilik ya da erken yaşta ve zorla evlilikler gibi nedenlerle eğitim dışına çıkıyor olabilir. Eğitim dışına çıkma nedenlerinin tespit edilmesi bu çocukların eğitime geri dönmesine yönelik müdahale programlarının geliştirilmesi için önemli” değerlendirmesi yapılıyor.

Öte yandan önceki yıl bir eğitim kurumuna kayıtlı olan en az 20 bin çocuğun 2022-23 döneminde kayıtlı olmadığına işaret edilen raporda, bu çocukların neden kayıtlı olmadığına yönelik kamu kurumları tarafından daha fazla veri paylaşılmasına ihtiyaç olduğu vurgulanıyor.

Raporda eğitime erişim anlamında diğerlerinden daha dezavantajlı olan kız çocuklar, özel eğitim desteğine ihtiyacı olan çocuklar, kırsaldaki çocuklar, mülteci çocuklar ve çalışan çocukların durumu da ayrı ayrı değerlendiriliyor.

ERG hesaplamaları, 2022-23 eğitim-öğretim yılında zorunlu eğitim çağındaki yaklaşık 221 bin 739 kız çocuğun eğitim dışında olduğuna işaret ederken, kız çocuklarında okullulaşma oranının da bölgelere göre farklılaştığını gösteriyor. Örneğin ortaöğretimde Doğu Karadeniz (yüzde 97,3) ile bu oranın en düşük olduğu Güneydoğu Anadolu (yüzde 80,9) arasında 16,4 puan fark bulunuyor.

Eğitim dışına çıkan kız çocuk sayısının 14 yaş itibarıyla 20 binin, 15-16 yaş itibarıyla ise 30 binin üzerine çıktığı görülüyor. 17 yaşta ise eğitim dışına çıkan kız çocuk sayısı 50 binin üzerine çıkıyor.

Rapora göre bu durum kız çocukların eğitimde kalmasına yönelik toplumsal cinsiyet odaklı müdahale programlarına ihtiyaç olduğunu gösteriyor.

Çalışan çocukların durumuna da dikkat çekilen raporda bu konuda sınırlı veri olmasına karşın 15-17 yaş grubu istihdam oranının 2021’de yüzde 14’e, 2022’de ise yüzde 16,4’e yükseldiğine işaret ediliyor.

Rapora göre Türkiye’de yaşayan zorunlu eğitim çağındaki mülteci çocukların yüzde 31,4’ünü oluşturan 455 bin 302 mülteci çocuk ise bir okula kayıtlı değil.

Engeli olan tüm çocukların sayısına ve dolayısıyla özel eğitimde okullulaşma oranlarına ilişkin veriler ise kamu kurumları paylaşılmıyor. 2022-23 eğitim-öğretim yılının istatistikleri, örgün eğitimde özel eğitim hizmetlerinden yararlanan öğrenci sayısının bir önceki seneye göre 35 bin 118 artarak 507 bin 804’e çıktığını gösteriyor.

Rapora göre köy okullarındaki öğrenci sayısı ise ilkokul kademesinde yüzde 2,8, ortaokulda yüzde 3,7, ortaöğretimde ise yüzde 1,4 azaldı.

Özel öğretim kurumlarında öğrenci sayısı arttı

Özel öğretim kurumlarına kayıtlı öğrenci oranındaki artış da devam etti ve 0,4 yüzde puan artarak yüzde 9,5’e ulaştı. 2022-23 döneminde oranın en yüksek olduğu kademeler okulöncesi eğitim (yüzde 18,2), genel ortaöğretim (yüzde 16,2) ve mesleki ve teknik ortaöğretim (yüzde 8,9) diye sıralandı.

Raporda okulöncesi eğitim ve ilkokul hariç, tüm kademelerde özel okul sayılarının azaldığına dikkat çekilerek “Okul sayılarındaki azalmanın nedeni özel öğretim kurumlarını etkileyen mali kriz olabilir. Benzer ekonomik koşulların hane halklarını da etkilediği düşünüldüğünde, özel öğretim kurumlarının neden geçtiğimiz yıla göre daha fazla tercih edildiği araştırılmalı” denildi.

ERG raporu, eğitime ayrılan kaynaklar azalırken sosyoekonomik durumun eğitime etkisinin arttığına da dikkat çekiyor. Eğitim masraflarının nitelikli eğitime erişimin önündeki engellerden biri olduğu düşünüldüğünde hane halkının gelir durumu ve eğitime ayırabildiği kaynaklar nitelikli eğitimi ve eğitim hakkını da etkiliyor.

Millî Eğitim Bakanlığı’nın Ekim ayında yayınlanan yönetmelik, okulöncesi eğitimin ücretsiz olmaktan çıkması ve mevsimlik işçilerin çocuklarının eğitim sorumluluğunun kamu idaresinden alınması gibi önemli değişiklikler getirdi. Bu düzenleme kamu idaresinin okulöncesi dönemde verilen eğitimi ücretsiz sunacağı, ancak çocukların eğitim araç-gereci ve yemek gibi ihtiyaçlarını karşılamayacağını gösteriyor.

Türkiye’de eğitim hizmetlerinin finansmanı ağırlıklı olarak kamu idaresi tarafından karşılansa da eğitim harcamalarında hane halkının payı yükseliyor.

Buna göre en güncel harcama verilerinin bulunduğu 2021’de ulusal eğitim harcamalarının yüzde 21’i hane halkları tarafından yapıldı ve hane halkı eğitim harcamaları önceki yıla göre reel olarak yüzde15,7 arttı. Öğrencilerin merkezi sınava hazırlandığı kademeler olan ortaokul (yüzde 24,8) ve ortaöğretimde (yüzde 26,9) hane halkı eğitim harcamalarındaki artış daha fazla oldu.

Öte yandan raporda, hane halkı tüketim harcamalarına ilişkin 2022 verilerine göre geliri daha yüksek olan grupların eğitime daha fazla harcama yaptığına işaret edildi. Buna göre hane halkı eğitim harcamalarının yüzde 59,6’sı en yüksek gelire sahip yüzde 20’lik grup tarafından yapılırken harcamaların sadece yüzde 1,5’ini en düşük gelire sahip yüzde 20’lik grup yaptı.

Gelir ve harcama verilerindeki bu farkların hem çocukların eğitime erişimine hem de eğitimin çıktılarına etkisi olduğuna işaret edilen raporda, Uluslararası Okuma Becerilerinde Gelişim Araştırması (PIRLS) 2021 sonuçlarına dikkat çekildi.

PIRLS verilerine göre Türkiye’de yüksek ve düşük düzey sosyoekonomik durumdaki öğrenciler arasında 110 puan fark bulunuyor. PIRLS, beş yılda bir 4’üncü sınıf öğrencilerine uygulanıyor. Dördüncü sınıf, öğrencilerin okuma becerisini edindiği ve bu beceriyi başka şeyler öğrenmek için kullanmaya başladığı bir dönem olduğu için okuryazarlık açısından önemli bir kademe olarak görülüyor. Türkiye, PIRLS’ten aldığı ortalama 496 puanla genel başarı ortalamasının altında kalırken 43 ülke arasında 31’inci sırada yer aldı.

Rapora göre okullardaki beslenme desteği de devamsızlık ve okul terki risklerini azaltmada, eğitime erişimi artırmada önemli bir rol oynuyor. Türkiye’de geniş kapsamlı bir ücretsiz okul yemeği uygulamasına acil ihtiyaç olduğu vurgulanan raporda, uygulamanın ağırlıklı olarak taşımalı eğitim kapsamında verilen öğle yemeğiyle sınırlı kaldığı hatırlatılıyor.

Gittikçe yoksullaşan ailelerdeki çocukların, gelir düzeyi daha yüksek ailelerdeki çocuklara göre çevresel zarara daha fazla maruz kalma eğiliminde olduğuna ve bu durumun mevcut kırılganlıkları kalıcı hale getirdiğine işaret edilen raporda, bunu önlemek için kamu idaresinin en yoksul ailelerin barınma ve yaşam koşullarını iyileştirmeye yönelik ulusal, bölgesel ve yerel seviyede yatırımlara öncelik vermesi öneriliyor.

ERG raporunda, 6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerin çocuklar ve eğitim üzerinde etkileri de değerlendirildi.

Rapora göre, deprem bölgesinde 936 okul, 11 bin 738 derslik depremler nedeniyle kullanılamaz hale geldi. Depremin eğitim ortamlarına etkisinin en güçlü olduğu il, dersliklerin yüzde 45,4’ünün kullanılamaz durumda olduğu Hatay oldu. Dersliklerin yeniden yapımı için çalışmaların hangi aşamada olduğuna ilişkin kamuoyuna yansıyan bilgiye ulaşılamadı.

Deprem bölgesinde nitelikli eğitimin tüm çocuklara sunulabilmesi için altyapı sorunlarının en kısa sürede çözülmesi, sınıf mevcutlarının düşmesi ve tekli eğitim sistemine tamamen geçilmesinin önemine dikkat çekilen raporda, öğretmenlerle yapılan odak grup görüşmelerine de yer verildi.

Buna göre öğretmenler ikili öğretim nedeniyle okulların çok erken başlayıp geç saatte bittiğini ve derslerin ihtiyaç duyulması hâlinde 30’ar dakika şeklinde işlendiğini aktardı. Ayrıca, hasar almamış bölgelerdeki okullara diğer bölgelerden önemli sayılarda öğrenci geldiği ve bu nedenle sınıf mevcutlarının arttığı bilgisi de paylaşıldı. Öğretmenler, okullarda internet ve elektrik altyapılarında ciddi sorunlar bulunduğunu ve bunun ders işleme süreçlerini doğrudan etkilediğini de belirttiler.

Deprem sonrası süreçte açılabilecek tüm okullar 24 Nisan 2023’te açılmış olsa da okula devam oranlarının ikinci dönemde ciddi bir şekilde düşük kaldığı görüldü. Rapora göre bu durum eğitim dışına çıkacak çocuk sayısının artması riskini barındırıyor.

Yapılan anketlerde deprem bölgesindeki ailelerden yüzde 21,8’i çocuklarından hiçbirinin deprem sonrasında okula gitmediğini vurguluyor. Tüm çocuklarının okula gittiğini söyleyen ailelerin oranı yüzde 61,9. Çocukların eğitim dışında kalma nedenleri arasında ekonomik sorunlar, okulların uzaklığı ve çocukların kötüleşen psikolojik durumları gösteriliyor.

Raporda depremden etkilenen öğrenciler için 2022-23 eğitim-öğretim yılında devam zorunluluğunun olmaması, sınıf tekrarının zorlaştırılması ve bir sonraki sınıfa otomatik kayıt gibi adımların, deprem sonrasında eğitim dışına çıkan çocuk sayısının anlaşılmasını engelleyebileceğine dikkat çekiyor.

“Çocuğun iyi olma hali merkeze alınmalı”

ERG’ye göre bu nedenle, 2023-24 eğitim-öğretim yılında, özellikle deprem bölgesindeki ve deprem bölgesinden göç etmiş çocukların devamsızlık kayıtlarının yakından izlenmesi ve eğitime devamlarının sağlanması, çocukların desteklenmesi büyük önem taşıyor.

“Çocuk korumanın en önemli bileşenlerinden olan eğitim, çocukları istismardan, erken yaşta ve zorla evliliklerden, çocuk işçiliğinden korur ve yapabilirliklerini artırarak bugüne ve geleceğe hazırlar” değerlendirmesinde bulunan ERG, deprem gibi süregelen çoklu krizleri ele almak için kapsamlı, özgün, uzun vadeli, çok disiplinli ve çocuğun iyi olma hâlini merkeze alan eğitim politikaları oluşturulması gerektiğine dikkat çekiyor.

Paylaşın

İBB Başkanı İmamoğlu: Hedefimiz 5 Yıl Daha Yetki Almak

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere ilişkin konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Hedefimiz de 2024’te 5 yıl daha yetki almak. 2029’da da almak, 2034’te de almak…” dedi ve ekledi:

“Sosyal demokrat anlayış, halkını düşünen anlayış kazanmalı. Çünkü bizim kazandığımız anlayışla, kaybeden yok. Bazı insanların kazandığı anlayışta ise onların dışındaki herkes kaybediyor, bir avuç insan kazanıyor. O bakımdan biz artık meseleye bu gözle bakıyoruz.”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesine de değinen İmamoğlu, her an bir görüşme gerçekleştirebileceklerini söyledi. ABB Başkanı Mansur Yavaş’ın Akşener’i ziyaret etmesi hakkında ise “Mansur Yavaş başkanımızın da Meral Akşener’i ziyaret etmesi kadar da doğru ve güzel bir şey yok” yorumunda bulundu.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Küçük Ölçekli Balıkçılara Koruyucu Donanım Malzemesi Dağıtımı Töreni”nde bir kez daha yeniden aday olacağı mesajını verdi.

Birgün’ün aktardığına göre; Ekrem İmamoğlu, “Enflasyonun tavan yapmasına rağmen, yaptığımız birçok hizmetin engellenmesine rağmen ne oluyor? Bizim bütçemizden bereket fışkırıyor. Biz hizmetlerimizi onun için büyütüyoruz. Hedefimiz de 2024’te 5 yıl daha yetki almak. 2029’da da almak, 2034’te de almak” dedi.

Konuşmasına başlarken bugünün 24 Kasım Öğretmenler Günü olduğunu hatırlatan ve “Buradan bütün öğretmenlerimizin ellerinden öpüyorum. Onların sayesinde biz, bugün buradayız. Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk’ün huzurunda saygıyla, minnetle eğiliyoruz” diyen İmamoğlu, daha sonra şunları söyledi:

“Denizlerimizin temizliği ve balıkların korunması çok önemli. Gerçekten görevimizin çok özel anları var. Üreten İstanbul noktasında, tarıma verdiğimiz, balıkçılığa verdiğimiz bu gibi katkıların çok karşılık bulduğunu görüyorum. Örneğin; köyünde eken-biçen insan sayısı o kadar azalmıştı ki şimdi ziraat odalarının sayılarına göre, artık İstanbul’un köylerinde eken-biçen sayısı, bizim tohum desteklerimizle birlikte 10 katını geçti.

Demek ki siz fırsat verirseniz İstanbul’un tarlalarında da bereket fışkırır, denizinde de bereket fışkırır. İstanbul’un tam anlamıyla bir balık şehri olduğunu zaten biliyoruz. Ve bunun yaşatılması konusunda özenli gayretimizi, daha da büyüterek de devam edeceğiz.

İstanbul genelinde, küçük ölçekli balıkçı teknelerinin tüm tekneler içindeki oranının yüzde 91. Ancak bu teknelerin toplam üretimin ancak yüzde 10’unu gerçekleştiriyor. İyi ki bu desteği veriyoruz. Onların işini bir miktar kolaylaştırıyoruz. Ekonomik koşullar çok ağırlaştı. Az önce değerli başkanımız da ifade etti. Belki teknesinin mazotunu bile alamıyor esnafımız. Hayat, öyle enteresan bir boyut evrildi ki cebimizdeki para küçüldükçe küçüldü. Gelirimiz, harcamalarımız karşısında ne yazık ki küçüldükçe küçüldü. Bu kötü ekonomi yönetiminin bizi taşıdığı boyuttur.

Bundan, bu kusurdan kimse sıyrılamaz. Dünyada savaşın içinde olan ülkeler bile ekonomisini büyütebiliyorsa ya da enflasyon altında halkını ezdirmiyorsa, biz, Türkiye Cumhuriyeti olarak, neredeyse üç haneli enflasyon rakamlarına tırmanmışsak, bu tam bir basiretsizlik, tam bir beceriksizliktir. Bunun başka bir adı yok. Bu bağlamda insanlarını aldatan, teknikten, bilimden uzaklaşan bir uygulama süreci ülkemizi kötülüklere, ekonomik sıkıntılara doğru sürükler. Hatta Allah korusun, batırmanın eşiğine kadar getirebilir.

Kendi yönetim anlayışlarımız ortak akla dayanıyor. Bu noktada biz, kentimizin insanlarıyla konuşuyoruz. Biz aslında bunların icadını yapmış değiliz. Benim yönetici dostlarım, müdürlüğünden daire başkanlığına, genel sekreter yardımcılığından iştiraklerimize bütün vatandaşlarımızla konuşuyoruz. Derdiniz ne? Sıkıntınız ne? Biz hangi sıkıntınıza derman olabiliriz? Hangi probleminize ilaç olabiliriz? Öyle değil mi anneciğim? Onu soracağız. Annemin derdini sormadan, ben buradan ona bakarak nasıl anlayabilirim? Ona soracağım, onu dinleyeceğim ve çözüm bulacağım. Bizi, millet bunun için seçiyor.

Kamu hizmeti kültür olarak değişmeli. Kötü bir yere geldi. Kamuya seçilen birileri, sanki oranın mülk sahibiymiş gibi, kendi malını yönetiyormuş gibi… Hayır. Milletin malını yönetiyoruz. O bakımdan biz, ihtiyacı olan insanlarımıza, destek gruplarına veya insanlarımızın belli kesimlerine bu tarz ihtiyaçlarını karşılayıcı hizmetleri sunmaktan büyük onur ve gurur duyuyoruz.

Milletin malıyla, milletin sorununu çözme çabasıdır. Ve bunu yapınca ne oluyor biliyor musunuz? Vallahi de billahi bu kadar sıkıntılı döneme rağmen, ekonominin bu kadar problemli bir zaman diliminde olmasına rağmen, enflasyonun tavan yapmasına rağmen, yaptığımız birçok hizmetin engellenmesine rağmen ne oluyor? Bizim bütçemizden bereket fışkırıyor.

Biz hizmetlerimizi onun için büyütüyoruz. Hedefimiz de 2024’te 5 yıl daha yetki almak. 2029’da da almak, 2034’te de almak… Sosyal demokrat anlayış, halkını düşünen anlayış kazanmalı. Çünkü bizim kazandığımız anlayışla, kaybeden yok. Bazı insanların kazandığı anlayışta ise onların dışındaki herkes kaybediyor, bir avuç insan kazanıyor. O bakımdan biz artık meseleye bu gözle bakıyoruz.

“İstanbul’u israftan, ranttan kurtardık”

Halk Süt, Halk Bakkal ve 0-4 yaş arası bebeği olan annelere ücretsiz toplu ulaşım imkanı tanıyan Anne Kart uygulamaları gibi hizmetleri bu anlayışla yerine getiriyoruz. 2019 seçim meydanlarında, en az iki-üç kez, ‘Sen kimin parasını kime dağıtıyorsun’ diye Sayın Cumhurbaşkanımız İstanbul’da bana sormuştu. Ben de ona cevap vermiştim. Aynı şeyi devam ettiriyoruz. ‘Vallahi de billahi de milletin parasını millete dağıtıyoruz.’ Bu kadar net.

Çok şükür israftan, ranttan bu şehri kurtardık. Milletin parseline imar veren bu anlayıştan, bu şehrin belediyesini kurtardık. İstanbul’un bereketini kaçırdılar. Biz, bereketini geri getirdik. Çünkü biz, çocukluğumuzdan beri birinin sofrasını yerde gördük mü, ona ilk lafımız şu olmuştur: Bereketli olsun. Bereketli olsun deriz değil mi? Bereketin bol olsun. İnşallah hepimizin bereketi bol olsun. İnşallah sizlerin destekleriyle, sandıklardaki oy bereketimiz de çok büyütsün.”

Konuşmaların ardından katılımcılarla anı fotoğrafı çektiren CHP Genel Başkan Yardımcısı Demir ve İBB Başkanı İmamoğlu, küçük ölçekli balıkçılara, balıkçı tulumu ve balıkçı çizmesinden oluşan koruyucu donanım desteği hizmetini başlattı.

Paylaşın

HEDEP’ten Yerel Seçim Açıklaması: Belediyelerimizin Hepsini Geri Alacağız

Meclis’te düzenlediği basın toplantısında konuşan HEDEP Sözcüsü Ayşegül Doğan, yerel seçimlere ilişkin, “Bu seçimler bizim için neden önemli? Çünkü 2014 ve 2019 yerel seçimlerinde kazandığımız belediyeler, halktan alınıp kayyımların tekeline konulan belediyelerimizin hepsini geri alacağız. Eş başkanlarımızı hukuksuz bir biçimde halkın iradesine rağmen hapsedildi, sürgün edildi, şehirlerimiz her şeyiyle talan edildi, demografik yapısı, kültürel ve tarihi mirası, müşterekleri ve kent hakkı yok sayıldı” dedi ve ekledi:

“Kent hakkı, kentlerde ezilenlerin itiraz çığlığıdır. Kenti değiştirme ve yeniden inşa etme kararlılığı ve iradesidir. İşte bizden bu yüzden de korkuyorlar. Şimdiden böyle oyunlarla önümüzü kesmeye çalışıyorlar. Ama başaramayacaklarını gayet iyi biliyorlar. Nitekim bizim siyasi geleneğimizde, geçmiş deneyimimiz ve tecrübemizle bunu ortaya koyuyor.”

Doğan konuşmasının devamında, “Şimdi buradan kamuoyuna da bir çağrı yapmak istiyorum. Kent hakkımız için 31 Mart’a kadar dur durak bilmeden, canla, başla, gece gündüz çalışmak zorundayız. Bizden zorla geri alınanı, inadımız ve ısrarımızla vazgeçmeyerek, yeniden almalı ve halka iradesini yeniden teslim etmeliyiz. Her birimiz 31 Mart akşamı evimize kazandık duygusuyla dönmeliyiz. Kimse bizi kayyım rejimiyle de tehdit etmeye kalkmasın. Buna izin vermeyeceğiz, değerlerimizden, ilkelerimizden ve yerel demokrasiden vazgeçmeyeceğiz.

Belediyelerimizi birer ganimet gibi görüp Kürt düşmanı politikaların uygulayıcısı olan bu kayyımları kesinlikle kentlerimizden söküp atacağız. Belediyelerimizi özgürleştireceğiz. Hak, hukuk, etik, irade, seçme ve seçilme hakkına inanana, saygı duyan herkesin de mevcut kayyım rejimine karşı ‘hayır’ demesi gerekir. Bunun için HEDEP’li olmaya, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi üyesi, gönüllüsü, destekçisi olmaya da gerek yok. Türkiye’nin demokrasisini isteyen, demokratikleşmesini sağlayan her birey, aynı şekilde bundan sorumluluk duymalıdır.” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Sözcüsü Ayşegül Doğan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın partilerinin kısaltması olan HEDEP’in, 2003 yılında Anayasa Mahkemesi (AYM) kararıyla kapatılan HADEP’i andırdığı gerekçesiyle değiştirilmesi yönündeki bildirimine ve gündemdeki diğer gelişmelere ilişkin Meclis’te basın toplantısı düzenledi.

Mezopotamya Haber Ajansı’nın aktardığına göre; Plan ve Bütçe Komisyonu’nda devan eden 2024 yılı merkezi bütçe görüşmelerine değinen Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, hazırlanan bütçenin “savaş ve sermayenin bütçesi” olduğunu, alın teri ile geçinen ve kazanan milyonlarca yurttaşın emeğinin bu bütçede olmadığını söyledi.

Doğan, “Onların daha da yoksullaşması pahasına sermayenin çıkarları gözetilerek bu bütçe hazırlanmış. Yine toplumsal talepleri yok sayılmış. Bu bütçeye barışın değil, savaşın bütçesi diyoruz. Niye böyle diyoruz, kaynakları savaşa ayırıyor bu bütçe. Çünkü bütçenin yüzde 10’undan daha fazlası güvenlik ve savunma harcamasına tekabül ediyor. Yani en az 40 milyar dolarlık devasa bir büyüklükten bahsediyoruz. O yüzden bu bütçe savaşın bütçesi” dedi.

Hazırlanan bütçede halkın olmadığı dile getiren Doğan, “Kadınlar yok, çocuklar yok, gençler yok, öğrenciler, engelliler, EYT’liler, işçiler, işsizler, çiftçiler ve asgari ücretliler yok. Açlık ve yoksulluk sınırındaki yurttaşlar da yok, deprem bölgesindeki insanlar yok. Yani toplumsal talepler ve itirazlar, isyanlar bu bütçede yok. Ne var? Rant var, yandaş şirketlere teşvik var, zam var, faiz var, belli tarikat ve cemaatlere ödenek var. Vergi indirimi var yandaş şirketler için ama yine halkın bütçesi yok. O yüzden adını sermayenin, yoksulluğun, savaşın ve yandaşın bütçesi olarak koyuyoruz. O yüzden diyoruz ki demokratik bir hak olan bütçe hakkı ihlal ediliyor. Biz bu bütçe görüşmeleri boyunca ne yaptık. Kıyasıya bir mücadele verdik. Bütçenin halkın bütçesi olması için sözümüzü en gür şekilde söylemeye çalıştık. Yeşil mor ekonominin önceliklerini taşıyan bu bütçeye, tekçi zihniyete karşı mücadele eden halkların dillerin kimliklerin inançların sesini taşıdık” diye konuştu.

Doğan, Kürtlere, Kurdistan’a ve Kürtçeye yönelik saldırılar üzerinde durdu. Yeni dönemde de bu tür saldırıların olacağına ilişkin işaretlere dikkat çeken Doğan, “Eğip bükmeye gerek yok. Sadece kargolarda elimize verilmeye çalışılan cenazeler, sadece kayyım rejimine bakarsak bile bu kategorik düşmanlığın saf halini görmemiz mümkün” dedi.

Doğan, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın bütçe görüşmeleri sırasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararları ile ilgili söylemlerine ilişkin ise şunları söyledi: “Şimdi buradan bir kez daha sormak isteriz. AİHM, Avrupa Konseyi ve AB bu açıklamaları dinliyorlar. Onlar ne diyorlar? Onlar bu siyasal davaları onaylıyorlar mı? Buradan bir bilgi notunu paylaşmak isterim. Avrupa Birliği Parlamenterler Asamblesi ekim ayında Osman Kavala davasının insan hakları sözleşmesinin temellerini baltaladığını belirten bir karar verdi. Bu karara göre, eğer Ocak 2024’e kadar Kavala serbest bırakılmazsa, Türkiye delegasyonun oy hakkının askıya alınmasına karar verdi. Üye devletlerden de Türkiye’ye yaptırım uygulanmasını istedi. Biz bu sonuçların çıkmasını istemeyiz. Aksine bu kararları uygulayın. AB’de baskı değil, Türkiye’nin AB üyelik sürecinin tamamlanması için katkı sunsun. Yıllardır bunu vurguluyoruz. AİHM ve AYM kararlarını uygulayın, Türkiye’yi bu yaptırımlarla karşı karşıya bırakmayın.”

Parti Sözcüsü Doğan, açıklamalarının devamında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın partilerinin kısaltması olan HEDEP ismine dönük itirazına dair konuştu.

Dayandıkları geleneğe yönelik yargı kumpaslarının devam ettiğini belirten Doğan, şunları söyledi: “Partimize yönelik kumpaslar dur durak bilmeden devam ediyor. Yeni bir kumpas kararını paylaşacağım. Yargıtay’ın verdiği yeni karar. 15 Ekim’de her türlü engelleme baskı ve zora karşı son derece görkemli bir kongre gerçekleştirdik. Kongrede isim değiştirerek ismimizi Halkların Demokratik ve Eşitlik Partisi, kısaltma adıyla HEDEP olarak değiştirdik. Buna niye ihtiyaç duyduk. HDP hakkındaki kapatma davası sürdüğü ve seçime girememe riski belirdiği için, geçen seçimlere Yeşil Sol Parti olarak girdik. Peki, şimdi ne ile karşı karşıyayız. Yerel seçimlere birkaç ay kala, bir yandan il ilçe kongrelerimiz devam ederken aday adaylığı başvurularımıza günler kala Yargıtay Siyasi Parti Bürosu tarafından tarafımıza partimizin kısa ismi HEDEP’e itiraz geldi. Şaşırdık mı? Hayır, şaşırmadık. Yeni bir yargı kıskacına alma girişimi.

Hatırlatalım HADEP kapatılmıştı. Dolayısıyla her iki partinin birbiriyle karıştırılması mümkün değil. Bilmeyenler için hatırlamayanlar için bunu not olarak düşelim. Yasayı evirip çevirip HADEP’i çağrıştığını ifade ediyorlar ve ismimizi değiştirmemizi talep ediyorlar. Savcılık diyor ki bu karar yerine getirilmezse, bu talebimizi dikkate almaz belirlediğimiz sürede gerekli değişiklikleri yapmazsanız AYM’ye ihtar davası açmakla bizi tehdit ediyor. Tüzük ile ilgili bazı değişiklikler yapmamızı istiyor, HEDEP’e itiraz dışında. HADEP kapatma davasıyla ilgili Türkiye haksız bulundu ve mahkûm edildi. Elbette geldiğimiz geleneği inkâr edecek değiliz. HADEP mücadelemizde önemli köşe başlarından birini oluşturuyor.

AYM’yi fiili olarak kapatmaya çalışanlar, yerel seçim öncesi bizi zor durumda bırakmaya çalışıyorlar. Burada bizi takip edenler, oy verenlere, gözü gönlü kalbi bizimle atanlara bir kez daha hatırlatalım ki bunlar bizi yıldıramaz. Bunlara karşı her türlü tedbirimiz var. Biz HEDEP’in hangi çağrışımları yaptığını ve hangi çağrışımlardan korkulduğunu gayet iyi biliyoruz. Bunun farkındayız. İnadımızdan, ısrarımızdan vazgeçmiyor oluşumuzdan ve demokratik siyaset alanını terk etmiyor oluşumuzdan korkuluyor. Halkların Demokrasi ve Eşitlik Partisi sadece bir partiden ibaret değildir, HEDEP’ten ibaret değildir. O yüzden hukuk dışı müdahalelerle önümüzü kesmeye çalışıyorlar.

Bundan sonra ne yapacağız. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına şunu da söyleyelim. Bundan sonra bu tür itirazlarına bir de kullanma kılavuzu iliştirseler. Sakıncalı harfler, kelimeler, hangi harfler yan yana gelirse sakıncalı olur gibi bir kılavuz gelirse, onlar da fazla mesai yapmaz, biz de yapmayız. Yerel seçim öncesi herhangi bir risk almamak için bu itiraza ilişkin çalışmalarımıza başladığımızı duyurmak isterim. İstenen maddelere ilişkin tüzükte bazı değişiklikler yapılacak.

Bunlar sadece Yargıtay’ın istediği sınırlarda olacak. Bunun dışında başka bir değişiklik yapılmayacak. Bunu en kısa zamanda yapacağız. Yine partinin yeni kısa adının ne olacağı konusunda da çalışmalarımız devam ediyor. Partimizin uzun ismi olan Halkların Demokrasi ve Eşitlik Partisi ismi değiştirilmeyecek, sadece kısa adımız olan HEDEP değiştirilecek.

Gelelim yerel seçimlere. Tebliğ edilen bu karar gösteriyor ki iktidar partimizin yerel seçim başarısından şimdiden korkuyor ve elindeki tüm araçlarla saldırmaya başladı. Neden korkuyorlar? Çünkü bizim yerel yönetim anlayışımızda rant yok, yolsuzluk yok, usulsüzlük yok, talan yok, kayırmacılık yok. Demokratik, katılımcı, cinsiyet özgürlükçü, ekolojik bir yönetim anlayışı var. Emek var, kaynakların ihtiyaçlarına göre kullanılması var. Yerellerde yaşayan halkların, yönetimde söz ve karar süreçlerinde demokratik katılımı var. İşte bu yüzden korkuyorlar.

Bu seçimler bizim için neden önemli? Çünkü 2014 ve 2019 yerel seçimlerinde kazandığımız belediyeler, halktan alınıp kayyımların tekeline konulan belediyelerimizin hepsini geri alacağız. Eş başkanlarımızı hukuksuz bir biçimde halkın iradesine rağmen hapsedildi, sürgün edildi, şehirlerimiz her şeyiyle talan edildi, demografik yapısı, kültürel ve tarihi mirası, müşterekleri ve kent hakkı yok sayıldı. Kent hakkı, kentlerde ezilenlerin itiraz çığlığıdır. Kenti değiştirme ve yeniden inşa etme kararlılığı ve iradesidir. İşte bizden bu yüzden de korkuyorlar. Şimdiden böyle oyunlarla önümüzü kesmeye çalışıyorlar. Ama başaramayacaklarını gayet iyi biliyorlar. Nitekim bizim siyasi geleneğimizde, geçmiş deneyimimiz ve tecrübemizle bunu ortaya koyuyor.

“Kayyımları kentlerimizden söküp atacağız”

Şimdi buradan kamuoyuna da bir çağrı yapmak istiyorum. Kent hakkımız için 31 Mart’a kadar dur durak bilmeden, canla, başla, gece gündüz çalışmak zorundayız. Bizden zorla geri alınanı, inadımız ve ısrarımızla vazgeçmeyerek, yeniden almalı ve halka iradesini yeniden teslim etmeliyiz. Her birimiz 31 Mart akşamı evimize kazandık duygusuyla dönmeliyiz. Kimse bizi kayyım rejimiyle de tehdit etmeye kalkmasın. Buna izin vermeyeceğiz, değerlerimizden, ilkelerimizden ve yerel demokrasiden vazgeçmeyeceğiz. Belediyelerimizi birer ganimet gibi görüp Kürt düşmanı politikaların uygulayıcısı olan bu kayyımları kesinlikle kentlerimizden söküp atacağız. Belediyelerimizi özgürleştireceğiz. Hak, hukuk, etik, irade, seçme ve seçilme hakkına inanana, saygı duyan herkesin de mevcut kayyım rejimine karşı ‘hayır’ demesi gerekir. Bunun için HEDEP’li olmaya, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi üyesi, gönüllüsü, destekçisi olmaya da gerek yok. Türkiye’nin demokrasisini isteyen, demokratikleşmesini sağlayan her birey, aynı şekilde bundan sorumluluk duymalıdır.

Yeni dönemde mottomuz; kaybettirmek ve kazandırmak yerine, kazanmak olacaktır. O nedenle birinci ve ikinci parti olduğumuz her yerde kendi adaylarımızla seçime gireceğiz. Kayyımları göndermekle yetinmeyeceğiz, kazan-kazan politikası ile hareket edeceğiz. Bu konuyla ilgili tartışmalarımız ve çalışmalarımız devam ediyor. Türkiye’nin her yerinde kazanma odaklı bir stratejimiz olacak. Halklarımıza, kamuoyuna aday adaylığı süreci ile ilgili teknik bazı bilgilendirmeler de yapacağım. Adaylarımızı en geniş mutabakatla belirleyeceğiz. Adaylarımızı PM üyelerimiz, bileşen partilerimizin üyeleri, geçmişten bugüne kadar yönetim kademelerimizde görev almış, emek vermiş yönetimlerimiz, ailelerimiz, demokratik kitle örgütleri ve kent için emek veren herkesin katılımı ve uzlaşısıyla belirleyeceğiz.

Yani adaylarımızı bir kent uzlaşısıyla ortaya çıkartıp, halkın takdir ettiği şekilde belirleyeceğiz. En demokratik yöntemle belirleyeceğiz. Buradan aklınıza şöyle bir tablo gelmesin. Klasik bir önseçim modeliyle belirlemeyeceğiz adaylarımızı. Yalnızca partimizin üyeleri ya da bileşen partimizin üyeleriyle değil, hakikaten şehrin en geniş kesimlerin ulaşıp en katılımcı, en kapsayıcıyı ve en demokratik biçimde adaylarımızı belirleyerek 2024 yerel seçimlerinde belediyelerimizi geri almak ve her yerde kazanmak için çalışacağız. Sandık kuracağız, adaylarımızı seçimle belirleyeceğiz, seçimin yöntemine ilişkin ayrıntıları kısa sürece içinde Merkezi Seçim Koordinasyonumuz ve Yerel Yönetimler Kurulumuz açıklayacak.

Bir kent uzlaşısı ile belirlenecek adaylarımız. Eşbaşkanlık sistemi, kadınların ve demokrasinin kazanımı olarak gördüğünüz bir sistem. Bu sistemden asla vazgeçmiyoruz, vazgeçmeyeceğiz. Yalnızca belediye eş başkanlıklarında değil, aynı zamanda meclis üyeliklerinde ve tüm yönetim kademelerinde bugüne kadar olduğu gibi eşit temsiliyet ilkesi ile hareket edeceğiz. Yine yerelde yaşayan tüm halkların, inanç ve kimlerin yerel yönetimlerde söz ve karar sahibi olmasında da ısrarcı olacağız. Aday adaylığı başvurularımız 27 Kasım’da, yani pazartesi günü başlıyor. Başvurular iki hafta, 10 Aralık tarihine kadar sürecek. Özellikle kadınlara ve gençlere bir çağrı yapmak istiyorum. Aday adaylığı başvurularımız başlıyor. En çok kadınların ve gençlerin başvurmasını istiyoruz. Bu ülkenin tek en gerçek muhalefet partisinin yerel yönetim mekanizmasında yer almak için lütfen başvurularınızı yapın. gelin birlikte kazanalım ve beraber yönetelim.”

Paylaşın

CHP Lideri Özel: Yerel Seçimlerde İttifak Yapmayacağız

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere ilişkin konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Yerel seçimlerde ittifak yapmayacağız. Çünkü ittifak kelimesi çok yoruldu. El birliğiyle o kelimeyi bayağı yıprattık, artık çok olumlu çağrışım yapmıyor seçmenin kulağında” dedi ve ekledi:

“Ben ‘işbirliği’ kelimesini kullanmayı tercih ediyorum. Seçim bölgelerine özel işbirlikleri yapılabilir. Bu işbirliğinde mümkünse iki parti ama özel bir gereklilik varsa belki bazen üçe çıkabilir ama genelde iki partinin işbirliğinin, güç birliğinin doğru olacağını düşünüyorum.”

Özgür Özel, açıklamasının devamında, “Yerel seçimlerde işbirlikleri yapmalıyız. Kaybettirecek formüller üzerinde durmak bize yakışmaz. Ben Meral Hanımla, Sayın Genel Başkanımızla, onun deyimiyle Meral Ablam ile beraber pek çok zorluğu aşacağımıza inanıyorum. Bunun için de üzerime ne düşüyorsa yapacağım. Umutla baktığım bir süreç” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Sözcü TV’de Uğur Dündar’ın sorularını yanıtladı. Özel’in sorulara verdiği yanıtlardan başlıklar şöyle:

“CHP’yi, sadece Meclis’te, kürsüde değil, sahada, tarlada, sokakta göreceksiniz. Artık bambaşka bir siyasi anlayışın gelip, Türkiye’yi büyütmesi, kalkındırması, ekonomiyi ayağa kaldırması ve bölüşüme müdahale etmesi gerekiyor. Zenginin daha zengin, fakirin daha fakir olduğu bir Türkiye yerine büyümeden geniş kitlelerin pay alması gerekiyor.

(Gizli protokol) Bunu bir siyasi parti kendisi için gündemde kalma aracına çevirmek istiyor. Beyefendi şimdi protokolü falan yayınlamış. O kendisini gündeme getirmek istiyor ama ben o tartışmanın tarafı olmam. CHP’lilere benim atanmışlarla değil, seçilmişlerle yöneteceğimi, bir daha gizli protokoller yapılmayacağını söylemiştim. Geriye dönüp de o konuya saplanmanın anlamı yok.

(İYİ Parti ile ittifak) Yerel seçimlerde ittifak yapmayacağız. Çünkü ittifak kelimesi çok yoruldu. El birliğiyle o kelimeyi bayağı yıprattık, artık çok olumlu çağrışım yapmıyor seçmenin kulağında. Ben ‘işbirliği’ kelimesini kullanmayı tercih ediyorum. Seçim bölgelerine özel işbirlikleri yapılabilir. Bu işbirliğinde mümkünse iki parti ama özel bir gereklilik varsa belki bazen üçe çıkabilir ama genelde iki partinin işbirliğinin, güç birliğinin doğru olacağını düşünüyorum.

Yerel seçimlerde işbirlikleri yapmalıyız. Kaybettirecek formüller üzerinde durmak bize yakışmaz. Ben Meral Hanımla, Sayın Genel Başkanımızla, onun deyimiyle Meral Ablam ile beraber pek çok zorluğu aşacağımıza inanıyorum. Bunun için de üzerime ne düşüyorsa yapacağım. Umutla baktığım bir süreç.

(Pervin Chakar polemiği) Devlet Bey de kızdı geçen gün. Kızacaksa Tayyip Bey’e kızacak önce. Pervin Chakar, TRT Kürdi’de tek çıkan opera sanatçısı. Kaldı ki Pervin Chakar, ‘Türkiye Kürdistan’ı’ falan dememiş. Muhteşem bir dinletiydi. Çıktık, çiçek vereceğiz, çok da tasarladığım bir şey değildi, elini uzatınca sanatçıya ve sanatına duyduğum saygıdan nezaketle elini öptüm. Ben sanatçının elini öptüm, hiç pişman değilim. Yarın olsa yine aynı eli öperim. Pervin Chakar çıkıp da orada savaş çığırtkanlığı yapsa salonu terk ederim.”

Paylaşın

Saruhan Oluç’tan Yargıtay’a “HEDEP” Tepkisi

Yargıtay’ın HEDEP kısaltmasını kabul etmemesine tepki gösteren Saruhan Oluç, “‘Kısaltılmış adını kullanmayın, değiştirin’ demiş. Neden? Savcılık diyor ki; bu HEDEP ismi daha önce temelli olarak kapatılmasına karar verilen Halkın Demokrasi Partisi’nin kısa adı olan HADEP ile aynı olmamak ile birlikte iltibasa mahal verecek benzerlik gösteriyor” dedi ve ekledi:

“Bu da her iki siyasi partinin birbirleri ile karıştırılmasına elverişli olduğu…’ Yani savcının hukuki davranmadığını biliyoruz. Neden daha önce kapatılan bir partinin neredeyse ismi ve logosu aynısının alındığı, kullanıldığı, milletvekillerinin olduğunu biliyoruz, görüyoruz. İktidara yakın olunca dert değil, iktidara muhalefet olunca dert oluyor.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Meclis Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Meclis Genel Kurulu’nda Yargıtay’ın HEDEP kısaltmasını kabul etmemesine tepki gösterdi.

HDP hakkında açılan kapatma davası sürecinin başlangıcın değinerek sözlerine başlayan Saruhan Oluç, bu davanın siyasi baskı sonucu açıldığını anımsattı. MA’da yer alan habere göre Saruhan Oluç, davanın “ısmarlama” ile açıldığını belirterek, şunları söyledi:

“Üç sene oldu. Dava sürüyor. Bu nedenle seçimlerde herhangi bir sorun yaşamaması için mecburiyetten dolayı bir bileşen partimizin listelerinden seçime girdik. Daha sonra kongre yaparak partinin ismi değişti. Tüzüğünde değişiklikler oldu. Partinin yeni ismini biliyorsunuz, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi oldu. Kısa adı HEDEP.”

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yemeden içmeden kendilerine bir yazı gönderdiğini belirten Saruhan Oluç, sözlerini şöyle sürdürdü:

“‘Kısaltılmış adını kullanmayın, değiştirin’ demiş. Neden? Savcılık diyor ki; bu HEDEP ismi daha önce temelli olarak kapatılmasına karar verilen Halkın Demokrasi Partisi’nin kısa adı olan HADEP ile aynı olmamak ile birlikte iltibasa mahal verecek benzerlik gösteriyor. Bu da her iki siyasi partinin birbirleri ile karıştırılmasına elverişli olduğu…’

Yani savcının hukuki davranmadığını biliyoruz. Neden daha önce kapatılan bir partinin neredeyse ismi ve logosu aynısının alındığı, kullanıldığı, milletvekillerinin olduğunu biliyoruz, görüyoruz. İktidara yakın olunca dert değil, iktidara muhalefet olunca dert oluyor.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bu kararını kınıyor, protesto ediyoruz. Bize politika yaptırmamak için demokratik siyaset alanında adım atmamıza engellemek için bu kararları aldığını biliyoruz.

Bunu bir kez daha söyleyelim Yargıtay’a; Yemin ediyoruz, demokratik siyasete kararlarıyız. Siz hangi kumpası yaparsanız yapın, hangi zorluğu çıkartırsanız çıkartın demokratik siyaset alanındaki kararlığımız, mücadelemiz sürecektir. Bu da size cevap olsun.”

Paylaşın

Mansur Yavaş, Meral Akşener’e Özgür Özel’in Selamlarını İletti

Yerel seçimlere 81 ilde kendi adaylarıyla gireceğini açıklayan İYİ Parti’nin genel başkanı Meral Akşener’i ziyaret eden ABB Başkanı Mansur Yavaş, “Genel Başkanım Özgür Özel’in selamlarını ilettim” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, yerel seçimlere 81 ilde kendi adaylarıyla gireceğini açıklayan İYİ Parti’nin genel başkanı Meral Akşener’i ziyaret etti.

Yaklaşık yarım saat süren görüşme sonrası Mansur Yavaş, ziyaretin ardından yaptığı açıklamada, Meral Akşener’e, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in selam ve sevgilerini ilettiğini söyledi.

ABB Başkanı Yavaş, “Bundan sonrası için bir gelişme olur mu olmaz mı bilmiyorum. Yani bir içerik olarak ben bir şey isteme durumunda da değildim. Çünkü sonuç itibarıyla partilerin de yetkili kurulları var. Sadece onu ilettim ve daha sonrasında herhalde parti kurulları gerek görürlerse bir açıklama yaparlar” diye konuştu.

Bir gazetecinin, “Akşener’in sizi destekleme konusunda herhangi bir değerlendirmesi oldu mu?” sorusuna Mansur Yavaş, “Nezaket ziyareti. Ben o konulara hiç girmedim. Şimdi benim öyle bir yetkim yok, talep etme yetkim de yok. Ben sadece yeni seçilen genel başkanın selamlarını ilettim” yanıtını verdi.

CHP Genel Başkanı Özel’in Akşener ile görüşüp görüşmeyeceğinin sorulması üzerine de ABB Başkanı Yavaş “Buna artık kendileri karar verirse bilgilendirirler herhalde” dedi.

Paylaşın

Yargıtay, HEDEP İsmini Kabul Etmedi

Yargıtay, “HEDEP” kısaltmasının daha önce kapatılan “HADEP”e benzediği gerekçesiyle Yeşil Sol Parti’nin isminin Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) olarak değiştirmesini kabul etmedi.

Yargıtay tarafından partiye gönderilen yazıda HEDEP kısaltmasının değiştirilmesi istendi. Parti, HEDEP kısaltmasını değiştirme ya da Yargıtaya itiraz etme seçeneklerini değerlendirecek. Karar, hukukçular ile yapılacak toplantıdan sonra verilecek.

Yargıtay, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin (Yeşil Sol Parti) isminin Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) olarak değiştirmesini kabul etmedi.

Parti isminin kısaltması olan HEDEP’in daha önce kapatılan Halkın Demokrasi Partisi’ni (HADEP) andırdığı gerekçesiyle reddeden Yargıtay, bu benzerliğin Siyasi Partiler Yasası’na aykırı olduğunu ileri sürdü. HEDEP’e gönderilen yazıda HEDEP, kısaltmasının değiştirilmesi istendi.

HEDEP, kısaltmayı değiştirmek ya da Yargıtay’a itiraz etme seçeneklerini masaya yatırdı. Buna göre HEDEP, kararını hukukçular ile yapacağı toplantıdan sonra verecek. Bunun yanı sıra HEDEP Sözcüsü Ayşegül Doğan ise söz konusu konuya ilişkin yarın açıklama yapacak.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) 4. Olağan Büyük Kongre’de tüzük değişikliğiyle ismini Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) olarak değiştirme kararı almıştı. Alınan karar, Yargıtay’a bildirilmişti.

Partinin ismi de, tabandan gelen “Kürt siyasi hareketini temsil eden siyasi parti isimlerini çağrıştıran bir isim olması” yönündeki talepler doğrultusunda değiştirilmişti.

Paylaşın

“Erdoğan’ın ’50+1′ Çıkışı AK Parti’yi İkiye Böldü” İddiası

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “50+1” çıkışı gündemdeki yerini koruyor. AK Partide “Cumhurbaşkanı çoğunluğun oyunu alarak seçilmeli” diyenler ile “Yüzde 50+1 değişirse, sistem tartışmaları gündeme gelir” diyenler bulunuyor.

“Cumhurbaşkanı çoğunluğun oyunu alarak seçilmeli” görüşünü benimseyen bazı AK Partililer, “Erdoğan ile aynı tezi savunuyor.” Bazı partililer, “oy oranları daha az olan partiler, oy oranları daha fazla olan partilere adeta ‘Biz olmazsak, kazanamazsınız’ ya da ‘Bize ihtiyacınız var’ demeye başladı” derken; önemli bir kesim ise yüzde 50+1’i “demokrasinin temeli” olarak görüyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Almanya dönüşü “değişmesi isabetli olur” dediği “50+1” çıkışı parti içinde bölünmeye neden olduğu iddia edildi.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun kulis haberine göre, AKP’de Bahçeli’nin açıklamalarının masaya yatırıldığı ve iki liderin bugün bir araya gelerek, birlikte değerlendirme yapacakları ileri sürülürken yüzde 50+1 tartışması AKP’yi de “ikiye böldü.”

Partide “Cumhurbaşkanı çoğunluğun oyunu alarak seçilmeli” diyenler ile “Yüzde 50+1 değişirse, sistem tartışmaları gündeme gelir” diyenler bulunuyor. “Cumhurbaşkanı çoğunluğun oyunu alarak seçilmeli” görüşünü benimseyen bazı AKP’liler, “Erdoğan ile aynı tezi savunuyor.”

Bazı partililer, “oy oranları daha az olan partiler, oy oranları daha fazla olan partilere adeta ‘Biz olmazsak, kazanamazsınız’ ya da ‘Bize ihtiyacınız var’ demeye başladı” derken; önemli bir kesim ise yüzde 50+1’i “demokrasinin temeli” olarak görüyor. Ayrıca partide “AKP’nin yeni ve sivil bir anayasa için MHP’nin de desteğine ihtiyaç bulunduğu” ifade ediliyor.

MHP Lideri Bahçeli ise, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “50+1 hususunda bizim geçmişten bugüne söylediğimiz sözler bellidir ve esasen hiç değişme göstermemiştir. MHP olarak dün ne demişsek bugün de aynı çizgide, aynı görüşteyiz” ifadelerini kullanmıştı.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ardından Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici ve Demokratik Sol Parti (DSP) Genel Başkanı Önder Aksakal da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önerisine karşı çıkmıştı.

Destici, “yüzde 50 artı 1” ile ilgili değerlendirmesinde, “Açıkça ifade edelim ki ‘yüzde 50+1’ Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin yani başkanlık sisteminin temel taşıdır. Bu taş yerinden oynarsa başkanlık sistemi çöker” demişti.

“Binaenaleyh bu husus tartışmaya kapalı olmalıdır” diyen Destici, şöyle devam etmişti: “Yapılacak olan ya da tartışılacak olan nedir? Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Kanunu ivedilikle demokratikleştirilmelidir. Siyasetin finansmanı şeffaf hale getirilmelidir. Anayasa’ya aykırı bir şekilde yapılan Hazine ve seçim yardımı mutlaka kaldırılmalıdır.”

DSP Genel Başkanı Önder Aksakal da şu ifadeleri kullanmıştı: “Yeni anayasal sistem, halk tarafından seçilen cumhurbaşkanının kuracağı kabine eliyle, devletin yönetimini esas almış ve devlet işleyişi buna göre planlanmışken, eğer bu görev en çok oy alan adayla deruhte edilirse, bu bizi yüzde 20 ile seçilen bir cumhurbaşkanının yüzde 80 çoğunluğun hilafında bir yönetim dayatmasına götürür. Bunun sonu kaos olur. Yeni Anayasa çalışmaları kapsamında değerlendirilmesi gereken hususları bugünün meselesi haline getirmenin kimseye bir yararı yoktur.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan ne demişti?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Almanya ziyareti dönüşü uçakta gazetecilere yaptığı açıklamada, “‘yüzde 50+1’ sisteminin değiştirilmesini istediğini söylemişti.

Erdoğan, şunları kaydetmişti: “50+1 şartının değişmesi konusunda aynı fikirdeyim, isabetli olur. Çoğunluğu alan adayın seçilmesi usulüne geçilmesi halinde Cumhurbaşkanlığı seçimi de seri olur, uğraştırmaz ve yanlış yollara da sevk etmez.

Mevcutta 50+1 mecburiyeti partileri yanlış yollara sevk ediyor. Kimin eli, kimin cebinde belli değil. Yok altılı, yok on altılı masa… Bundan sonra kim bilir daha neler çıkar? Ama oy sayısı itibarıyla ‘en fazla oyu alan aday seçilir’ denildiği zaman seçim hızlıca tamamlanır.”

Paylaşın

Özdağ, Kılıçdaroğlu İle Yaptıkları 4 Maddelik “Gizli Protokolü” Yayımladı

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, 28 Mayıs Cumhurbaşkanlığı seçimleri 2. turu öncesi eski Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile yapılan gizli protokolü sosyal medya hesabından yayınladı.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu ile Özdağ arasında yapılan protokolde, Zafer Partisi’ne İçişleri Bakanlığı dahil 3 bakanlığın verileceği, Güvenlik, Adalet ve Ekonomi bürokrasisi ile müsteşarlıkların verileceği dikkat çeken ayrıntılar oldu.

Hükümetin Oluşturulması ve Görev Bölümü başlıklı protokolde şu maddeler yer aldı: AKP hükümeti döneminde tamamen tahrip edilen devlet düzen ve kurumlarının, yeniden düzenlenmesinde aşağıdaki görev bölümü kapsamında işbirliği yapılacaktır. Bu kapsamda;

1) İçişleri Bakanlığı ve iki Bakanlık olmak üzere toplam üç Bakanlık,

2) Güvenlik, Adalet ve Ekonomi bürokrasisi öncelikli olmak üzere, görüş birliği sağlanan Bakan Yardımcılıkları (Müsteşarlıklar) Zafer Partisine tahsis edilecektir.

3) Zafer Partisine tahsis edilen makamlar ve bağlıları konusundaki atamalarda Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ ile birlikte karar alınacaktır.

4) Zafer Partisince deruhte edilen Bakanlıkların teşkilat yapıları, görevlendirme esasları 14 Mayıs 2023 seçimlerinden önce olduğu gibi değiştirilmeden devam ettirilecektir.

Özdağ’dan Özer’e yanıt

Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ CHP’nin yeni lideri Özgür Özel’in, “Zafer Partisi’yle yapılan gizli protokolün bazı Kürt seçmenleri ciddi şekilde rahatsız ettiğini ve bunun bize bir maliyet yüklediğini de kendi kulaklarımla duydum. Diyarbakır’da, ‘Değişim olmazsa oy vermeyeceğiz, gizli protokole çok kızıyoruz’ diye bir sürü Kürt seçmen yüzüme söyledi” ifadelerine yanıt verdi.

Ümit Özdağ, “Öyle gözüküyor ki CHP liderliği geçmiş hatalardan ders çıkarmak yerine yeni vahim hatalar ile yeni bir başarısızlığa doğru yelken açmaktadır. Bir CHP milletvekilinin ‘Atatürkçülüğü ve laikliği Zafer Partisine kaptırdık’ diyerek itiraf ermek zorunda kaldığı gibi artık Atatürk’ün partisi Zafer Partisi’dir ve Türk milliyetçiliği Zafer Partisi’nde temsil edilmektedir. Altını çizerek vurguluyoruz, Türk milletini cepheleştiren, bölücülere taviz veren CHP ve AKP politikaları artık Türk siyasetinde Cumhuriyet’in kuruluş ilkelerinden, büyük Atatürk’ten, sığınmacıların vatanlarına dönmesinden taviz vermeyen Zafer Partisi olduğu gerçeği ile her platformda karşı karşıya kalacaktır” dedi.

Ne olmuştu?

14 Mayıs’ta yapılan seçimler 28 Mayıs’taki ikinci tura kalmıştı. İkinci turda adaylar Kemal Kılıçdaroğlu ve Recep Tayyip Erdoğan, Sinan Oğan ve Ümit Özdağ ile görüşmüştü. Sinan Oğan Erdoğan’a desteğini açıklarken Özdağ, Kılıçdaroğlu’nu destekleme kararı almıştı. Özdağ ve Kılıçdaroğlu’nun anlaşması sonrası kamuoyunda ‘Özdağ’a İçişleri Bakanlığı verilecek’ iddiaları gündeme gelmişti.

Ümit Özdağ verdiği bir söyleşide anlaşma sürecine ilişkin, “Söz vermek değil, yazılı mutabakatımız var. Biz İçişleri Bakanlığı dahil üç bakanlık ve Millî İstihbarat Teşkilatı konusunda Kemal Bey’le mutabık kaldık” ifadelerini kullanmıştı.

Özdağ, “MİT Başkanlığı da Zafer Partisi’ne verilecekti. Ama o sözlü anlaşmaydı. Bakanlıklar yazılı mutabakatta vardı. Ben İçişleri Bakanı olacaktım. Kemal Bey, zerre kadar oy faydası olmayan altılı masadaki ortaklarının İçişleri Bakanlığı’nın Zafer Partisi’ne verilmesine tepki göstereceğini bildiği için benim bu konuda anlayışlı davranmamı rica etti. ‘Bunu çok vurgulamayın’ dedi. Ben de kabul ettim. Kılıçdaroğlu bu seçimi kazanabilirdi eğer ortakları engellemeseydi” demişti.

Paylaşın