Akşener’den Erdoğan’a 50+1 Yanıtı: Çok Beklersin!

İYİ Parti Lideri Akşener, Erdoğan’ın 50+1 formülünün değişmesi gerektiği yönündeki sözlerine ilişkin, “Madem ki, Sayın Erdoğan da; 50+1 şartının dayattığı, ittifak sisteminden bu kadar rahatsız; o zaman, buradan, bizzat kendisine sesleniyorum: Gelin, Ak Parti olarak; İttifak sisteminin, ülkemize dayatılmasının, siz de, bizim gibi, önüne geçin. Gelin, Türk demokrasisinin, tıkanan nefesini açmak için; siz de, bizim gibi, bir adım atın. Gelin, önümüzdeki seçimlere; Ak Parti olarak, siz de; İYİ Parti gibi, tek başınıza girme cesaretini gösterin!” dedi ve ekledi:

“Ama Sayın Erdoğan; eğer ki, bu açıklamayı yapmaktaki amacın; anayasa değişikliğinin, arkasına sığınıp; sistem ile birlikte, 2 dönem kuralını değiştirmekse; işte o zaman, hiç kusura bakma, çok beklersin! Eğer ki, tüm bunları; bir kez daha aday olabilmek için yapıyorsan; Hiç kusura bakma, çok beklersin! Eğer ki; bu ucube sistemi, daha da ucubeleştirip;  Tek adam rejimini, tahkim etmek için, kendine bir yol arıyorsan; Hiç kusura bakma, çok beklersin!”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Akşener’in açıklamaları şöyle:

Önümüzdeki Cuma günü 24 Kasım yani Öğretmenler Günü. Cehle karşı açtığımız savaşta hep önde yürüyen cesur neferlerin günü. Kutlu olsun. Bir öğretmen olarak memleketimizin dört bir yanında çalışan, çalışmayan, atanan, atanamayan tüm öğretmenlerimizin gününü tebrik ediyorum. Başöğretmenimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere İstiklal kahramanı öğretmenlerimizi, yüreğimizdeki acısı dinmeyen Aybüke öğretmenimizi, Ayşenur öğretmenimizi ve tüm şehit öğretmenlerimizi bir kez daha saygıyla, sevgiyle ve rahmetle anıyorum.

Vatan savunmasından; Cumhuriyetimizin, kuruluşuna ve yükselişine kadar; milli varlığımızın, her aşamasında, büyük emekleri olan öğretmenlerimizin, bir meslektaşı olarak; bugün, Gazi Meclisimizde, sizlere sesleniyor olduğum için; bir yanım gururlanırken; Diğer yanım ise; Öğretmenlerimize yaşatılan çilenin karşısında, büyük bir hüzünle doluyor.

Bizi bugünlere getiren yolun, taşlarını döşeyen öğretmenlerimizi; Yılın 364 günü, yok sayıp; Sadece 24 Kasım’larda, laf olsun diye ananlar; öğretmenlik mesleğinin önemini anlamamakta, hâlâ ısrar ediyor.

24 Kasım’da, öğretmenlerimizin yüzünün, bir nebze de olsa, gülebilmesi için; İYİ Parti olarak, Gazi Meclisimize; Tüm öğretmenlerimize, bir maaş ikramiye verilmesi, Eğitime hazırlık ödeneğiyle, ek ders ücretlerinin arttırılması, ve 100 bin öğretmen atamasının, gerçekleşmesi için, önergeler verdik. Ancak maalesef, Ak Parti ve MHP oylarıyla reddedildi…

Evet, bizim önerilerimizi reddettiler. Peki kendileri ne yapıyorlar? Hiçbir şey… Bugün ülkemizde, bir milyona yakın, atama bekleyen öğretmen adayımız var. Ama; 2023-2024 eğitim öğretim yılının, ilk çeyrek tatilini geride bıraktığımız, şu günlerde; 2024 yılı, öğretmen atama takvimi, hâlâ açıklanmadı. Düşünebiliyor musunuz? Öğretmen var, öğretmensiz öğrenciler var; ama gereğini yapan bir iktidar yok.

Seçimlerden önce; mülakatın kaldırılacağını; ve adayların, KPSS puanıyla atanacağı sözünü veren, Ak Parti; seçimlerden sonra, yine sessizliğe bürünmüş durumda… Havaya bakıp, ıslık çalıyorlar… On binlerce genç öğretmen kardeşime, söz verdiler; ama istediklerini aldıktan sonra; utanmadan, sıkılmadan, yüzleri kızarmadan, sözlerinden döndüler. KPSS’den yüksek puan alıp; “Bu sefer tamam” diyen gençlerimizin; umutları söndürülmeye, aynen devam ediyor. Öğretmenlerimiz, atanamadıkları için; başka işlerde çalışmaya devam ediyor. Daha da acısı; Öğretmenlerimiz; yaşadıkları umutsuzluk ve çaresizlik karşısında, hayatlarına son vermeye, devam ediyor.

Sosyal Bilgiler Öğretmeni, Hasan Cihar Aslan. Kuryelik yapıyordu, intihar etti. Daha 26 yaşındaydı. Rehber Öğretmen, Mustafa Kaya. Ailesine üç satırlık bir mektup bırakıp, intihar etti. 28 yaşındaydı. Matematik Öğretmeni, Kevser Abdülkadiroğlu. Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Matematik Bölümü’nü birincilikle bitirmişti, intihar etti. Daha hayatının baharında, 21 yaşındaydı…

Alim Koç; 33 yaşında, Beden Eğitimi Öğretmeniydi… Esra Temur; 26 yaşında, Sosyal Bilgiler Öğretmeniydi… İbrahim Yeşilbağ; 27 yaşında, Coğrafya Öğretmeniydi… Elif İşler; 28 yaşında, Coğrafya Öğretmeniydi… Merve Çavdar; 25 yaşında, Sosyal Bilgiler Öğretmeniydi…

Gencecik öğretmenlerimiz, evlatlarımız, intihar ettiler… Ve ismini duymadığımız; hikâyesini bilmediğimiz; okullarda mesleklerini yapıyor olmaları gerekirken; çalıştıkları farklı işlerde, iş kazalarında, hayatlarını kaybeden, daha nice öğretmenimiz var… Her birine, Yüce Allah’tan rahmet diliyorum.

Cumhuriyetimizin, 100’üncü yılında; Baş üstünde tutulması gereken öğretmenlerimize; kara toprağı reva gören, bu anlayışa, yazıklar olsun! Öğrencileri öğretmensiz; öğretmenleri de işsiz bırakan, bu eğri düzene, yazıklar olsun! Ülkemizde, “atanamayan öğretmen” diye bir sorun üreten; ve bizzat kendi sebep olduğu sorunu, bir türlü çözmeyen; bu duyarsız iktidara, yazıklar olsun!

Biliyorsunuz, geçtiğimiz hafta, Ankara’da, Gazi Meclisimizin önünde, öğretmenlerimiz bir eylem yaptılar. Millet iradesinin huzurunda, iktidara seslendiler. Seçim dönemi verdikleri sözü hatırlattılar. Cumhuriyetimizin 100’üncü yılında, 100 bin öğretmen atamasının, bir an önce yapılmasını istediler. Ben de, milletvekili arkadaşlarıma, bu konuda talimat verdim.

Öğretmenlerimizin yaşadığı, bu zorlukları hafifletmek; ve özellikle, atama bekleyen öğretmenlerimizin, kadro ve mülakat sorunlarını, çözebilmek amacıyla; Meclis Grubumuzun hazırladığı araştırma önergemiz; yarın Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine gelecek. Bu vesileyle, ben de buradan, bir kez daha, iktidara seslenmek istiyorum: Öğretmenlerimizi içine düşürdüğünüz, bu tabloya, daha fazla seyirci kalamazsınız! Artık bu sesi duymak zorundasınız! Artık bu talebi, yerine getirmek zorundasınız! Söz namustur.

Sözünüzü tutmak zorundasınız! Bakın, önümüzde 24 Kasım Öğretmenler Günü var. Gelin, elinizi vicdanınıza koyun; Bu 24 Kasım’da, öğretmenlerimizi sevindirecek; Onlara nefes aldıracak, bir adım atın. Gelin, bir kez olsun, seçimde söylediklerinizin, arkasında durun; Söz verdiğiniz gibi, mülakatları derhâl kaldırın! Gelin, öğretmenlerimize kulak verin; Cumhuriyetimizin, 100’üncü yılını,100 bin öğretmen atamasıyla taçlandırın!

Filistin – İsrail savaşı

Dünya, tam 47 gündür, bir soykırımı izliyor. İnsanlığa karşı başlatılan bir savaşı, tüm dünya oturmuş, sadece izliyor… Katil Netanyahu’nun; katışıksız caniliğinin, şımarık sözlerinin, psikopatça tavırlarının karşısında; hiç kimse, hiçbir şey yapmıyor!

Ağır hastalar, harabe olmuş yollarda, sedyelerin üzerinde taşınıyor. Binlerce insan, güvenli bir yere gitmenin yollarını arıyor. Ama nafile! Çünkü artık maalesef, gözü dönmüş Netanyahu’nun karşısında, güvenli bir yer bile kalmadı. Birleşmiş Milletler’e ait binalar bile vuruluyor. Bakıma muhtaç insanların kaldığı hastaneler; Kadınların, çocukların sığındığı; okullar, ibadethaneler bombalanıyor…Yani; tüm dünyanın gözleri önünde, resmen bir soykırım gerçekleşiyor.

Tüm bu tablonun karşısında; Birleşmiş Milletler Genel Komiseri ise, çıkıp; Gazze’ye artık, insani yardım sağlayamadıklarını; insanları artık, koruyamadıklarını söylüyor. Dünyanın, insanlığını kaybetmiş olmasından yakınıyor. Rezalete bakar mısınız? Birleşmiş Milletler neden kurulmuştur, biliyor musunuz? 20’nci yüzyılın, ilk yarısında yaşanan savaşları, bir daha yaşamamak için. Barışa yönelik tehditlerin tekrarlanmasını, önlemek için. Uluslararası barış ve güvenliği, korumak ve kollamak için. Yani aslında, Genel Komiser diyor ki; “Bugün, Birleşmiş Milletler’in varlık amacı, resmen ortadan kalkmıştır. Buyurun cenaze namazına…”

Bu arada, enteresandır, ne hikmetse; Gazze’de yaşanan katliamların karşısında, eli kolu bağlanan, tüm bu olanlara, sadece üzülmekle yetinen, Birleşmiş Milletler; mesele Kıbrıs olunca, bir anda aslan kesilebiliyor. Hatırlayın, çok değil, birkaç ay önce; Kıbrıs’ta bir Türk köyüne, sadece köylülerin ulaşımını sağlamak amacıyla; yani insani amaçlarla yapılan, bir yolu; Birleşmiş Milletler, Barış Gücü askerlerini kullanarak, engellemek istemişti.

Şu iki yüzlülüğe bakar mısınız? Mevzu bahis, Kıbrıs’ta yol yapımıyken; Koşa koşa arzı endam eden, Birleşmiş Milletler Barış Gücü; Gazze’de, yollar bombalanırken; Büyük bir üzüntü içinde, yan gelip yatmayı tercih ediyor. Türk görünce doğrulan silahlar; Katil Netanyahu’yu görünce, saklanıyor. Mesele Türklük olunca, birden değer kazanan, tampon bölgeler; İsrail, Birleşmiş Milletler’e ait binaları vurunca; önemini yitiriveriyor.

Buradan, açıkça ilan etmek istiyorum: Kadınları, çocukları, sivilleri, canice öldüren Netanyahu’ya; kapalı kapılar ardındaki pazarlıklar sonucunda, sessiz kalanlar; bu insanlık suçuna, ortaklık yapmaktadır. Ve sergilenen, bu düpedüz ikiyüzlü tutum; sadece Filistin için değil, tüm insanlık adına; vicdanlardaki güven ve adalet duygusunu, zedelemektedir. Güven ve adaletin olmadığı bir ortamda ise; Ne insan haklarından, ne de demokrasiden bahsedilebilir. Ne barış, ne de güvenlik sağlanabilir. Ne huzur, ne de mutluluk olabilir.

O nedenle, buradan, tüm dünyaya, bir kez daha, çağrıda bulunuyorum: Netanyahu, hukuktan muaf değildir! İnsani değerleri, ahlakı ve savaş hukukunu, hiçe sayan; başta Cenevre Sözleşmesi olmak üzere; tüm uluslararası sözleşmelere, aykırı davranan bu cani; daha fazla cezasız kalamaz.

Hedefine, evleri, okulları, hastaneleri, ibadethaneleri alan, bir katliama; meşruiyet kazandırma çabanızdan, artık vazgeçin! Mezalime karşı sergilediğiniz, çifte standardı, artık terk edin! Nükleer silah tehditlerine, dünya daha fazla göz yumamaz! Kafalarınızı kumdan çıkarın; ve Netanyahu terörüne, artık dur deyin! Aklınızı başınıza alın; ve bu zıvanadan çıkmış faşiste, artık dur deyin! Uluslararası hukuk gereğince, bu katili yargılayın; ve çağımıza sürülen kara lekeye, artık dur deyin!

Ekonomik kriz

Ülkemizin içinde bulunduğu şartlar; ne yazık ki, her geçen gün; daha da ağırlaşmaya, devam ediyor. Her hafta, farklı bir suni gündemle, üstü örtülmeye çalışılsa da; ekonomimizdeki kriz, yerinde duruyor. Milletimiz her gün; geçim sıkıntısıyla, biraz daha boğuluyor.

Biliyorsunuz, geçtiğimiz hafta, Kırıkkale’deydim. Yanıma gelen bir emekli kardeşimiz, ne dedi biliyor musunuz? “Aldığımız maaş, 7 buçuk lira, geçim ölü…” Bugüne kadar, hep geçim sıkıntısı diyorduk. Sıkıntı o kadar büyümüş ki; İnsanlarımız artık, “ölü” olarak tarif ediyor. Bir grup haramzadenin, zevk-i sefası, tam gaz sürerken; Emeği ile geçinenlerin; pazar, manav, market torbaları; her geçen gün, daha da hafifliyor.

Değerli dava arkadaşlarım; İktidar, seçim kaygısıyla, bugüne kadar; ekonomideki yıkımı, geçici adımlarla örtmeye çalıştı. Şimdilerdeyse, yeni bir yola girmeye niyetlendiklerini görüyoruz.

İstanbul Ticaret Odası Başkanı, geçenlerde bir açıklama yaptı. Dedi ki: “Asgari ücret, hedeflenen enflasyon oranında artırılmalı.” Bunu, daha önce, Hazine ve Maliye Bakanı, Mehmet Şimşek de dile getirmişti…

Niyet belli!  Ücret zamlarını, enflasyondan düşük yapmak. Biliyorsunuz, bu arkadaşlar bize, seçimlerden önce; “IMF’le çalışacaklar” diye, utanmadan çamur atıyorlardı… İşte size, gerçek bir IMF politikası… Ücretlinin, dar gelirlinin sırtına bin; alım gücünü bitir; talep azalsın, enflasyon düşsün… Millet fakirleşmiş mi; insanların hayatları zorlaşmış mı; umurlarında bile değil…

Buradan, ekonomiyi yönetenlere seslenmek istiyorum: Sakın ola, böyle bir şey yapmayın! Ne seçimlerden önce, ne de seçimlerden sonra, sakın ola, bu yola girmeyin. Kendi hatalarınızın bedelini, daha fazla bu milletin sırtına yüklemeyin. Yıllardır, sebep olduğunuz yüksek enflasyonun, altında ezilen, dar gelirlilere ve ücretlilere, daha fazla bedel ödetmeyin!

Bedel ödeme sırası, artık; ekonomiyi krize sürükleyenlere, ve krizin neden olduğu enkazın üzerinde, sefa sürenlere geldi. Önce siz tasarruf edeceksiniz! Önce siz kemer sıkacaksınız! Önce siz, lüks hayatlarınızdan vazgeçeceksiniz!

Ne emekli maaşını, ne de asgari ücreti, enflasyonun altında bırakmayın! Zaten zor durumda olan insanımızı, daha da fakirleştirmeyin! Bilinçli olarak zenginleştirdiğiniz, ranta boğduğunuz kesimler var ya; işte gidin, enkazı biraz da, onların sırtına yükleyin! Biraz vicdanlı olun! Kırk yılda bir, iktidar olmanın sorumluluğuyla hareket edin! Milletimize daha fazla çile çektirmeyin! Ayıptır, günahtır.

Erdoğan’a 50+1 yanıtı

Aziz milletim; Krizlerin normalleştiği bir Türkiye gerçeğini, maalesef hep birlikte, yaşamaya devam ediyoruz. Bugünlerdeki yeni krizimiz ise, hakikat krizi… Biliyorsunuz, uzun bir zamandır; İktidar için kullanışlı olan, tüm alanlarda; doğruların, sürekli olarak, eğilip, büküldüğü; veya tümden reddedildiği, bir garip iklimde yaşıyoruz…

Hemen her gün; Bilgiden ve birikimden yoksun; toplumsal değerlerimizden kopmuş bir zihniyetin; patolojik bir şekilde, bizzat ürettiği veya üretimini teşvik ettiği; bir palavralar silsilesinin, gündeme servis edilişine, şahit oluyoruz. En nihayetinde de; Kendi ürettiği palavralara, kendi inanan bir iktidarın, savrulmalarını; hep birlikte yaşıyoruz.

Nitekim, geçtiğimiz hafta; yine bu savrulmalardan birini yaşadık. Çok değil, daha birkaç yıl önce; iktidarın, bir daha açılmamak üzere, kapattığını söylediği bir sayfa; bir de baktık ki, bugün yeniden açılmış… Dün; büyük büyük, hamasi cümlelerle savundukları; İtirazlarımızı da, her türlü hakaret ve iftirayla reddettikleri, 50+1 sistemini; bugün, değiştirmek istiyorlar. Hem de bizzat, Sayın Erdoğan’ın sözcülüğüyle…

Sabah şeriflerin hayrolsun, Sayın Erdoğan… Biz zaten; hesapsız kitapsız, alelacele getirdiğiniz, Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin; Türkiye’nin başına, bela olacağını; daha 2017 yılında söylemiştik! Bu ucube sistemin, Türk demokrasisinde, derin yaralar açacağını söylemiştik! Zaten var olan kutuplaşma ortamının, daha da derinleşeceğini söylemiştik! Ve biz, o nedenle, o gün, “HAYIR!” demiştik!

Tüm uyarılarımıza rağmen, bizi dinlemediniz. Yanlışta ısrar ettiniz. Hatalarınızda inat ettiniz. Ez cümle; Günaydın Sayın Erdoğan! Sonunda yine, bizim dediğimize geldiniz… Peki bu süreçte, kaybeden kim oldu? Ne yazık ki, yine aziz milletimiz oldu.

Değerli arkadaşlarım; Ak Parti iktidarının; “Bu ülke koalisyonlardan çok çekti.” diyerek, çıktığı yolun sonunda, Türk siyaseti, ittifaklara mahkum oldu. Aradan geçen yılların ardından, Sayın Erdoğan da, artık anlamış olacak; geçtiğimiz günlerde, çıktı ve dedi ki; “Mevcutta, 50+1 mecburiyeti, partileri yanlış yollara sevk ediyor. Kimin eli, kimin cebinde belli değil…” Aynen böyle dedi… Yani; tamamen kendi eseri olan, ve inatla Türkiye’ye dayattıkları, ittifak sisteminden, bizzat kendisi şikayetçi oldu… Gerçekten ibretlik…

Cumhur ittifakının içindeki, çekişmeler; Ortaklar arasındaki sorunlar; Meclis kürsülerinden gönderilen mesajlar; elbette bizi değil, kendilerini ilgilendirir. Ama ortada duran bir gerçek var: 50+1 şartının, dayattığı ittifak sistemi; milletimizi, iki yumruk arasına, mahkûm ediyor. Milletimiz, velinimet olmaktan çıkartılıp; rakama indirgenerek; siyasi tercihlerinde, seçeneksiz bırakılıyor. +1’e sıkıştırılan, siyaset düzeni; kimliksizliğe, kişiliksizliğe ve ilkesizliğe alan açıyor. Ve bu şekilde yapılan bir siyaset de; milletimizin, siyaset kurumuna olan güvenini, derinden yaralıyor.

İşte, o nedenle, biz, İYİ Parti olarak; İttifak sisteminin neden olduğu bu yozlaşmaya, karşı çıktığımız için; 2024 yerel seçimleriyle birlikte; hür ve müstakil bir siyasetin yolunu açtık. Nitekim; geçtiğimiz Ağustos ayında; tüm siyasi partilere de, bir çağrıda bulunduk.  “Gelin, seçimlere ayrı ayrı girelim; Vatandaşlarımızın, tercihlerini özgürce yansıtacağı, bir rekabet ortamı oluşturalım.” dedik. “Türk siyasetini; bugün içinde bulunduğu, ve milletimizin aleyhine çalışan; siyasi pragmatizm sarmalından çıkaralım.” dedik. “Gelin, koltuklara değil, milletimize hizmet için yarışalım.” dedik.

Madem ki, Sayın Erdoğan da; 50+1 şartının dayattığı, ittifak sisteminden bu kadar rahatsız; o zaman, buradan, bizzat kendisine sesleniyorum: Gelin, Ak Parti olarak; İttifak sisteminin, ülkemize dayatılmasının, siz de, bizim gibi, önüne geçin. Gelin, Türk demokrasisinin, tıkanan nefesini açmak için; siz de, bizim gibi, bir adım atın. Gelin, önümüzdeki seçimlere; Ak Parti olarak, siz de; İYİ Parti gibi, tek başınıza girme cesaretini gösterin!

Ama Sayın Erdoğan; eğer ki, bu açıklamayı yapmaktaki amacın; anayasa değişikliğinin, arkasına sığınıp; sistem ile birlikte, 2 dönem kuralını değiştirmekse; işte o zaman, hiç kusura bakma, çok beklersin! Eğer ki, tüm bunları; bir kez daha aday olabilmek için yapıyorsan; Hiç kusura bakma, çok beklersin! Eğer ki; bu ucube sistemi, daha da ucubeleştirip;  Tek adam rejimini, tahkim etmek için, kendine bir yol arıyorsan; Hiç kusura bakma, çok beklersin!

Madde bağımlılığı

Aziz milletim; Ülkemizde, sokaklara, evlere, hatta okullara kadar sızan; birçok ailemizi derinden etkileyen; bir diğer sorunumuz da, ne yazık ki; madde bağımlılığı…

Memleketimizin, dört bir yanına gerçekleştirdiğim ziyaretlerde; çaresiz anneler, utana sıkıla, kulağıma eğilerek; uyuşturucu belasına bulaşmış çocukları için, yardım istiyor. Kimisi arkadaş çevresinden, kimisi okulundan, Kimisi de, mahalle ortamından, bu belaya bulaşıyor. Çocuklarının, hem sağlığından, hem de geleceğinden, endişe duyan anneler ise, acilen bir çözüm bekliyor.

Avrupa Uyuşturucu ve Bağımlılık İzleme Merkezi’nin 2023 Avrupa Uyuşturucu Raporu’na göre; en yaygın 6 uyuşturucu türünden, 3’ünün, en fazla ele geçirildiği ülke, Türkiye oldu. Son yıllarda Türkiye, maalesef; birçok uyuşturucu maddenin üretildiği, ve kolaylıkla temin edilebildiği, bir ülkeye dönüştü.

Sadece büyükşehirlerde değil; kent kırsallarında bile yaygınlaşan, ilköğretimde okuyan çocuklarımıza kadar ulaşan, bu belayla, hep birlikte mücadele etmek zorundayız.  Çünkü madde bağımlılığı, insan sağlığına, toplum güvenliğine, ülke refahına, zarar veren, hayati bir sorundur.

Gençlerimiz ve geleceğimiz için, büyük bir tehdit oluşturan, madde bağımlılığı; nüfus yoğunluğu ve kentleşmenin artması; internetin yaygınlaşması; sosyal ve kültürel bağların zayıflaması gibi, nedenlerden ötürü; tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de, ne yazık ki, hızla artıyor. İşsizlik ve ekonomik krizin etkisini de, hesaba kattığımızda, tehditin boyutu, çok daha vahim bir hal alıyor.

Son zamanlarda, Emniyet Teşkilatımız; konuyla ilgili, birçok başarılı operasyon yürütmüş olsa da; uyuşturucu belasına karşı, sadece asayiş tedbirleriyle, mücadele edemeyiz. Cezaları ne kadar artırırsak artıralım, talep oldukça, arzın önüne geçemeyiz. Dolayısıyla, sorunu kökten çözmek için, madde bağımlılığına meyli, ve uyuşturucuya olan, talebi ortadan kaldırmalıyız. Genç nüfusumuzun, neredeyse yarısını etkileyen, bu bela ile mücadele etmek için; özellikle gençlerimize, her yönüyle sahip çıkmak, onları yeniden umutlandırmak zorundayız.

Madde bağımlılığı ile mücadele, çok yönlü ve geniş bir işbirliği gerektirir. Başta; güvenlik, sağlık, eğitim, ve sosyal hizmet kurumlarımız olmak üzere; sivil toplum kuruluşları, yerel yönetimler, iş çevreleri, üniversiteler gibi tüm ilgili kuruluşların, işbirliği içerisinde çalıştığı; bütüncül bir stratejiye dayanan; koordine bir mücadele yürütmemiz gerekiyor.

Yerel seçimler

Değerli dava arkadaşlarım; Biliyorsunuz önümüzde, yerel seçimler var. İYİ Parti olarak; Madde bağımlılığı ile mücadeleyi, biz de, yerelden başlatacağız. Sosyal hizmetler kapsamında, 5393 ve 5216 sayılı kanunlar; belediyelere, madde bağımlılığıyla mücadele konusunda, önemli görevler yüklüyor. Ayrıca; ulusal ve uluslararası eylem planlarında, yerel yönetimler; bağımlılıkla mücadelenin, temel paydaşlarından, biri olarak yer alıyor.

İşte bu yüzden; 81 ilimizde ve ilçelerimizde göstereceğimiz, Belediye Başkan Adaylarımıza, bu konuda çok iş düşecek. Şimdi bizzat buradan, arkadaşlarıma talimat vermek istiyorum: Her biriniz, seçildiğiniz bölgelerde, bu konuya öncelikli olarak eğileceksiniz!İYİ Parti’nin kazandığı, her bir belediyeyi bağımlılıkla mücadelenin, aktif bir merkezi hâline getireceğiz. İlgili tüm kurum, kuruluş ve kişilerle eş güdüm içerisinde çalışacak; önleyici ve iyileştirici tedbirleri içeren, politika ve programlarımızı, hızla uygulamaya koyacağız.

Bütçe harcamalarını arttırır endişesiyle, sadece kısa vadeli projeler ve faaliyetler yürütmeyeceğiz. Bütüncül, çok aktörlü ve sorumluluktan kaçmayan bir yönetim anlayışıyla; sürdürülebilir bir mücadele stratejisi oluşturacağız. Mücadelemizi, sosyal-kültürel faaliyetlerle destekleyecek; uyuşturucu tuzağına düşmüş insanlarımızı; değerlerimize ve çağın gerektirdiği donanıma sahip olarak, topluma geri kazandıracağız.

Aziz milletim; İYİ Parti olarak ortaya koyduğumuz, İYİ Belediyecilik vizyonuyla; Her şehrimiz için özel olarak; Madde bağımlılığını önleme, müdahale, tedavi, rehabilitasyon ve sosyal entegrasyon süreçlerini kapsayan, bir “belediye eylem planı” hazırlayacağız.

Biliyoruz ki; bağımlılık ile mücadelede; toplumsal bilincin oluşturulması, ve farkındalığın arttırılması da, son derece önemlidir. Bu kapsamda düzenleyeceğimiz, Bağımlılık Önleme Programlarıyla; öğrenciler, gençler ve aileler için; bilinçlendirme ve eğitim toplantıları, sempozyumlar, paneller, konferanslar, salon ve okul toplantıları gerçekleştireceğiz. Bu bilinçlendirme ve eğitim faaliyetlerinin de, sürekli, düzenli ve bilimsel değerde yapılmasını, garanti altına alacağız.

Ayrıca; Ailelerimize de; danışmanlık, rehberlik, eğitim ve sağlık hizmetleri sunacağız. Çocuklarımızın, ruh ve davranış sağlığını korumak için; toplum ve aile içi şiddetle, karşı karşıya gelme; kötü arkadaş ilişkileri; yaşına uygun olmayan ortamlar; bilişsel ve özgüven eksikliği; aile ilgisinde yetersizlik gibi, tüm risk unsurlarına karşı, etkin bir mücadele yürüteceğiz.

Gençlerimize, sosyal ve rehberlik hizmetleri sunacağız. Ailelerin, gençlere destek olmaları, ve iletişimlerini güçlendirmeleri için, programlar düzenleyeceğiz. Gençlerin, madde bağımlılığı konusunda, yerel politika ve programlara katılmasını; böylece kendi topluluklarında, liderlik rolleri üstlenmelerini teşvik edeceğiz.

Ayrıca her şehrimizde; Gençlerimizin, zamanlarını iyi değerlendirebilecekleri, Gençlik ve kültür merkezleri, spor tesisleri, Kent Akademileri gibi, güvenli ve pozitif mekânlar oluşturacağız. Sokak çocuklarını, kimsesizleri, evsizleri de unutmayacağız. Onlara da, rehberlik hizmeti sağlayacak; gerekli hâlde rehabilitasyon merkezlerine, yönlendirilmelerini sağlayacağız.

100 bin nüfus üzerindeki belediyelerimizde, “tedavi ve rehabilitasyon merkezleri” kuracağız. Daha önce de söylediğim gibi; bağımlılıkla mücadelemiz, sadece önleyici tedbirlerle sınırlı kalmayacak. Ayrıca, eğitimli uzman personelin bulunduğu merkezlerde; teşhis, tedavi ve destek faaliyetleri de yürüteceğiz. Özellikle, risk altındaki gençlerimizde; bağımlılığın erken teşhisi, gerekli yardım ve desteklerin sağlanması, önceliğimiz olacak.

Bağımlılıktan kurtulma sonrasında ise; Sanat ve Meslek Edindirme ve Sosyal Gelişim Merkezlerimiz ile, İnsanlarımızın, hayata ve topluma geri kazandırılmalarını sağlayacağız. Kentsel ekonomik kalkınma ve istihdam projelerimizle, kendilerine uygun bir biçimde, çalışma hayatına katılmalarına, imkân sunacağız.

Madde bağımlılığı ile mücadelede, yürütülen faaliyetlerin, başarıya ulaşması, ancak konunun tüm yönleriyle ele alınıp, ilgili tüm kurumlarla işbirliği ve koordinasyonun, sağlanmasıyla mümkündür. Bu çerçevede; devletin merkez ve taşra kurumlarıyla, ilgili ulusal, bölgesel, yerel sivil toplum kuruluşlarıyla, üniversiteler, enstitüler, medya kuruluşları, özel sektör temsilcileri, diğer yerel yönetimlerle, iletişim, işbirliği ve koordinasyon içinde, ortak çalışmalar yürüteceğiz.

Arz ve talep azaltıcı çalışmalar kapsamında, kolluk kuvvetleriyle işbirliği sağlayacağız. İl Uyuşturucu ile Mücadele Koordinasyon Kurullarında, daha fazla sorumluluk alarak, karışlıklı destek ve işbirliğini artıracağız. Madde bağımlılığı ile mücadele konusunda, faaliyet yürüten, uluslararası kuruluşlar ve kent birlikleriyle, işbirliği sağlayacağız.

Madde kullanımı satışı, dağıtımı ve kullanımına, elverişli ortam oluşturmamak için; Kent içi aydınlatmaların bakım ve yaygınlaştırılmasına; izbe yerlerin bakım ve kontrolüne; okul çevrelerindeki büfe, kafe, restoran, seyyar satıcı gibi yerlerin, zabıta tarafından düzenli olarak denetlenmesine; önem ve öncelik vereceğiz. İYİ Parti olarak yönettiğimiz, tüm belediyelerin bütçelerinde; madde bağımlılığıyla mücadele için kullanılmak üzere, “açıkça tanımlanmış harcama kalemleri” oluşturacağız.

Ayrıca tüm bunların yanında; madde bağımlılığıyla ilgili verileri, düzenli olarak toplayıp, analiz edecek; uygulanan politikaların ve programların etkinliğini de, sürekli olarak ölçecek ve geliştireceğiz.

Gazetecilere eleştiri

Değerli dava arkadaşlarım; Biliyorsunuz, ilginç günlerden geçiyoruz. Bir yanda, sözde muhalif basın. Diğer yanda, yandaş basın. Türkiye’yi araya alıp, mutlu mesut yaşayan, iki kutup; İYİ Parti’ye karşı birleşmiş… El birliğiyle, herkes İYİ Parti’yi tartışıyor. Ne mutlu bize… Neymiş? İYİ Parti zor durumdaymış… Bak sen hele!… Seçmene verdiği sözlerin, hiçbirini tutmayanların, keyfi yerinde; Milletimizi, enflasyona ezdirenlerin, keyfi yerinde; Memleketi, kaçak hendeğine çevirenlerin, keyfi yerinde; Ama yetkiyi alıp, Türkiye’yi düze çıkarmak için sabırsızlanan, İYİ Parti, zor durumdaymış…

Seçimleri el birliğiyle, Sayın Erdoğan’a hediye edenlerin, keyfi yerinde; Parti içi hesaplarını görmek için, Türkiye’yi feda edenlerin, keyfi yerinde; Yüzde 60 şakşakçılarının, kola kutusu meraklılarının, keyfi yerinde; Ama tüm itirazlarında, haklı çıkan; sözünün değeri, daha yeni anlaşılan İYİ Parti, zor durumdaymış… Dün; “Yüzde 60 ile kazanırız.” yalanını üretenler; Bugün çıkıp; İYİ Parti üzerinden, yeni yalanlar türetiyorlar. Varsın olsun. Biz artık alıştık. Çünkü bunların, tıyneti böyle… Hiç kusura bakmasınlar: İYİ Parti’de; Güneş yerindeee, her şey yolundaaa…

Ama bu yaşadıklarımız, kesinlikle tesadüf değil. Hatırlayın: Dün; Sözümüz dinlenseydi ve milletin tartısına, milletimizin, bizden talep ettiği bir adayla çıksaydık; bu en çok kimi üzerdi? Elbette saray ve eşrafını üzerdi… İşte bu nedenle, “kazanacak aday” dediğimiz için, bizi topa tuttular; ama, “yüzde 60’la alırız” diyen akılsızlara, dokunmadılar.

Peki bugün; İYİ Parti’nin, hür ve müstakil siyasetinden, en çok kim çekiniyor? Elbette saray ve eşrafı çekiniyor. Peki sizce; Saray medyası ve trolleri; Neden, İYİ Parti’ye ittifak baskısı kuran, malum odaklara, destek veriyor? Sebebi çok açık! Çünkü; İttifak içinde flulaşan, parti kimliğimizin; artık berrak bir şekilde, görünmesinden korkuyorlar.

Çünkü; Milletimizle, İYİ Parti arasına diktikleri duvarların, ortadan kalkmasından korkuyorlar. Çünkü Müstakil kimliğimizle; Kaşıyabilecekleri bir yaramız, istismar edecekleri bir açığımız, olmadığı için korkuyorlar! Çünkü; İttifaklara yapışan çamurlar, İYİ Parti’ye yapışmaz diye korkuyorlar! Çünkü; Milletimizi İYİ Parti’den uzaklaştıracak, yeni bir bahane, bulamadıkları için korkuyorlar!

Ve de en önemlisi: Uydurdukları sahte milliyetçiliğin sefasını, artık süremeyecekleri için korkuyorlar. Çünkü; Dejenere olmamış, Türk milliyetçilerinden korkuyorlar! Geleneklerine, değerlerine ve Cumhuriyetine, sıkı sıkıya bağlı, Atatürkçülerden korkuyorlar! Vatanına, milletine, bayrağına sadık, Türkiye sevdalılarından korkuyorlar! Yani; Türkiye’nin, İYİ ve cesur evlatlarından korkuyorlar!

Yandaş medya da, sözde muhalif medya da; istediği gibi yazıp çizsin… Korkmaya devam edecekler! Çünkü biz, daha yeni başlıyoruz! Türkiye’nin iyi ve cesur evlatları; Biz biliriz ki; “Yufka yüreklilerle, çetin yollar aşılmaz! Çünkü bu yol kutludur, gider Tanrı dağına!”

İYİ Parti olarak, bugün açtığımız yol; işte öyle çetin ve kutlu bir yoldur! Milletin cebine elini sokanlarla, bu yol aşılmaz! Gözünü hırs bürüyenlerle, bu yol aşılmaz! Vicdanını, nefsine esir edenlerle, bu yol aşılmaz! Kendini milletten çok sevenlerle, bu yol aşılmaz! Kişisel hesapların peşine düşenlerle, bu yol aşılmaz! Yalandan, dedikodudan, iftiradan medet umanlarla, bu yol aşılmaz!

Bu yol, cesurlarla aşılır! Bu yol, erdem sahibi, vicdan sahibi insanlarla aşılır! Bu yol, “önce millet, önce memleket” diyenlerle aşılır! Bu yol, İYİlerle aşılır! Emin olun; bu yolu hep birlikte aşacağız! Ve yolun sonunda; mutlaka başaracağız! Bu kutlu yolda Allah yar ve yardımcımız olsun! Gazamız mübarek olsun. Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun.”

Paylaşın

TBMM’de Küfür Krizi: MHP’den ‘Özürsüz’ Veya ‘Vekaleten Özürlü’ Çözüm Arayışı

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), Meclis Başkanvekili Celal Adan’ın mikrofonun açık olduğunu fark etmeden Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) kürsüsünden Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partilileri (HEDEP) hedef alarak ettiği küfür nedeniyle doğan krize çare arıyor.

HEDEP Ağrı Milletvekili Sırrı Sakık, 26 Ekim’de TBMM Genel Kurulu’nda cumhuriyet tarihi boyunca yapılan katliamları bir uzun rulodan okumuş ve elindeki kağıt rulosunu TBMM üyelerine kürsüden göstermişti.

Sakık’ın konuşmasının bitirp yerine dönmesinin ardından Genel Kurul oturumunu yöneten MHP’li Başkanvekili Celal Adan, mikrofonun açık olduğunu unutarak, Sakık’a küfür etti. HEDEP’lilerin protestoları arasında AKP Grup Başkan Vekili Özlem Zengin’in Adan ile görüşmesinin ardından MHP’li Başkan Vekili oturuma 5 dakika ara verdiğini duyurdu. Ancak oturum uzun süre boyunca yeniden açılmadı.

Olaydan sonra Başkanlık divanını terk eden ve TBMM kürsüsünde görünmeyen Adan Salı günü TBMM Genel Kurulu’nu yönetme sırası geldiğinde kürsüye çıkarak özür dilemeyeceğini belirtti.

“Geçtiğimiz günlerde Meclis’i yönettiğim oturumla ilgili olarak bazı tartışmalar Genel Kurul’da gündeme gelmiştir. Bu konuda oturum sırasında ifade ettiğim hususlar bizatihi tutanaklarda yer almaktadır. Bunun dışında beni ve parlamentoyu bağlayacak hiçbir husus bulunmamaktadır. Hepinize saygılarımı sunuyorum,” dedi.

Bunun üzerine HEDEP grubu TBMM kürsüsü çevresinde toplanarak, milletvekillerinin Adan’ın yönetiminde Genel Kurul’a hitap etmesini sembolik olarak engellediler.

MA’nın haberine göre, TBMM Genel Kurul çalışmaları duraksayınca MHP’liler Genel Başkan Bahçeli’nin Adan’a övgüler düzmesine karşın Başna Vekillerinin ettiği küfrü kabul ederek, HEDEP ile uzlaşma arayışı başlattılar.

HEDEP protestosunun devamı üzerine MHP’liler, TBMM’deki Saadet Partisi, CHP, AKP ve diğer siyasi parti Grup Başkanvekilleri üzerinden iHEDEP Grubuyla temas kurdu. Görüşme trafiği içinde MHP’lilerin Adan’ın küfür ettiğini kabul ettiklerini HEDEP grubuna iletilince iki parti arasında aracılarla diyalog başladı.

Bu gelişmeler üzerine MHP’lilerin Adan yerine diğer Grup Başkanvekili Muhammed Levent Bülbül’ün Adan’ın küfür ettiğini kabul ederek TBMM Kürsüsünde kamuoyuna deklare etmesini önerdiler. HEDEP’lilerin bu talebi reddi üzerine MHP’liler Bülbül’ün deklarasyonu sonrasında Adan’ın da, “Evet, katılıyorum” beyanında bulunacağına güvence verdi.

Ancak MA’nın haberine göre, HEDEP’liler, Adan’ın ağzından çıkan küfrü kabul etmesi ve hem Sakık hem de HEDEP grubu ile TBMM’nin yanı sıra tüm toplumdan özür dilemesi gerektiğini vurgulayarak öneriyi geri çevirdi.

TBMM Grupları, MHP’nin çözüme dönük bir formülle gelmesini bekliyor.

Paylaşın

HEDEP’li Danış Beştaş’tan Anayasa Açıklaması: İktidarın Kayığına Binmeyiz

Erdoğan’ın Anayasa çağrısını değerlendiren HEDEP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, “Biz anayasa yapılması gerektiğini hep savunuyoruz ama demokratik ve özgürlükçü bir anayasa. Bunu yapmak için de önce anayasayı tartışmamız gerekiyor. Şu anda tartışma özgürlüğü yok. Önce bunun sağlanması lazım” dedi ve ekledi:

“Bir kere cezaevlerindeki siyasi mahpusların derhal serbest bırakılması lazım. Ancak tabii ki anayasa talebimiz baki ve görüşmeye de açığız. Niye açığız? Bu dediklerimizi ifade etmek için. Yoksa ‘hadi gelinsin dediklerinizi kabul edeceğiz’ anlamında değil. Yani biz bir parti olarak anayasa tartışmalarından kaçmayız, bu konuda kendimize güvenimiz tam. Ama onların hazırladığı bir kayığa da binmeyiz.”

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlerde partisinin ittifak yapıp yapmayacağı konusunu da değerlendiren Danış Beştaş, “Bizim şu anda hiç kimseyle ittifakımız yok. Ama HEDEP çok bileşenli bir parti. Ayrıca genel seçimde Emek ve Özgürlük İttifakımız vardı. Onlarla da görüşüyoruz.

Ama diğer konuda bir karar olmadığı gibi şu anda bir aktivite de yok. Kapalı değiliz tabii ki ama ittifak olacaksa ilkeli, açık ve şartların konuşulduğu bir ittifak olmalı. Adına iş birliği diyeceksek ya da belirli bölgelerde aynı isimleri destekleyeceksek, adı farklı şekillerde konulabilir ama şu anda öyle bir durum söz konusu değil” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, DW Türkçe’den Gülsen Solaker‘e gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Meral Danış Beştaş, Erdoğan’ın ’50+1 değişmeli’ sözlerine yönelik olarak, “Bahçeli bugünkü açıklamalarıyla belki ilk kez çok sert çıkışıyor büyük ortağına. Belli ki bir sorun var, içerde tartışmaları mutlaka vardır ama artık bu kez kamusallaşmış durumda. Tam içeriğini bilmiyorum ama şunu söyleyeyim, yani birbirlerine ihtiyaçları olduğu için sıkı sıkıya sarılmışlar zaten. Böyle bir tablo da var. Çok uzun yıllar önce demiştim; MHP AKP’lileşmedi, AKP MHP’lileşti diye. Şu anda MHP’nin tezlerini AKP de çok yüksek sesle ifade ediyor. Bu ülkede anayasa artık onlar için kullanışlı bir aparata dönüştü.

AKP ile MHP için anayasa onlar istediğinde değiştirilebilecek bir şey. Oyumuz yüksek mi? 50+1 yaparız. Oyumuz düştü mü? 40 ya da 45 yaparız. Yani kendine göre anayasayı değiştirmek istiyor. Bu anayasaların hem ruhuna hem yapılış şekillerine hem de amaçlarına aykırı bir durum.

Bir de şöyle bir gerçek var, şimdiki anayasa yürürlükte değil ki. Şu anda Türkiye anayasasız, anayasaya uyulmuyor. Bunu en son Can Atalay meselesinde gördük. Biz şu anda maalesef darbe anayasasını savunur konuma geldik. Karşı olduğumuz bir anayasayı savunuyoruz. Neden? Çünkü mevcut kırıntılar bile uygulanmıyor. Şimdi bu anayasayı uygulamayan bir iktidar yeni anayasayı nasıl yapacak? Ya da zaten uymadığı bir anayasayı niye yapacak?

Biz anayasa yapılması gerektiğini hep savunuyoruz ama demokratik ve özgürlükçü bir anayasa. Bunu yapmak için de önce anayasayı tartışmamız gerekiyor. Şu anda tartışma özgürlüğü yok. Önce bunun sağlanması lazım. Bir kere cezaevlerindeki siyasi mahpusların derhal serbest bırakılması lazım.

Ancak tabii ki anayasa talebimiz baki ve görüşmeye de açığız. Niye açığız? Bu dediklerimizi ifade etmek için. Yoksa ‘hadi gelinsin dediklerinizi kabul edeceğiz’ anlamında değil. Yani biz bir parti olarak anayasa tartışmalarından kaçmayız, bu konuda kendimize güvenimiz tam. Ama onların hazırladığı bir kayığa da binmeyiz” değerlendirmesinde bulundu.

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlerde partisinin ittifak yapıp yapmayacağı konusunu da değerlendiren HEDEP Grup Başkanvekili Danış Beştaş, şu ifadeleri kullandı:

Bu konuda alınan bir kararımız yok. Eş genel başkanlarımız ittifaklara kapalı değiliz diye açıkladılar. Şöyle ifade edeyim; sonuçta bizim kesin olarak kazanacağımız yerler var. Birinci ve ikinci olduğumuz yerler yüzlerce merkezi kapsıyor. Buralarda zaten kendi adaylarımızla gireceğiz ve bir parti olmanın doğal sonucu olarak da Türkiye’nin her yerinde adaylarımızı göstermek aslolandır. İttifaklar daha çok istisnadır aslında.

İttifaklar bize çok sorulan soru. Bu da tabii ki seçim sisteminin getirdiği bir sonuç. Bizim şu anda hiç kimseyle ittifakımız yok. Ama HEDEP çok bileşenli bir parti. Ayrıca genel seçimde Emek ve Özgürlük İttifakımız vardı. Onlarla da görüşüyoruz. Ama diğer konuda bir karar olmadığı gibi şu anda bir aktivite de yok. Kapalı değiliz tabii ki ama ittifak olacaksa ilkeli, açık ve şartların konuşulduğu bir ittifak olmalı. Adına iş birliği diyeceksek ya da belirli bölgelerde aynı isimleri destekleyeceksek, adı farklı şekillerde konulabilir ama şu anda öyle bir durum söz konusu değil.

AK Parti ile yapılan görüşmelerin ittifak olup olmadığına ilişkin de konuşan Danış Beştaş, “Bu tartışmanın kendisi aslında bir ayrımcılık ve ötekileştirme. Oluşturulan yargılara ve algıya dair söylemek isterim ki bu da HEDEP’e yönelik yaklaşımın bir neticesi. İktidarın ya da farklı kesimlerin çıkardığı ‘HEDEP orayla da görüşebilir, burayla da görüşebilir, işte ittifak yaptı yapıyor’ tartışmaları rahatsız edici.

Basında çıkan görüşme tamamen hasta mahpuslarla ilgiliydi. Biz de görüştük. Ben mesela Saruhan (Oluç) Bey’le birlikte Adalet Bakanıyla görüştüm, (bu görüşmenin) bir hafta sonrasında. Pervin (Buldan) Hanım’la Sırrı (Süreyya Önder) Bey de bu konuda görüşmüştü. Çünkü ciddi şikayetler var cezaevinden. Bir ittifak görüşmesi değildi. Ayrıca bir ittifak görüşmesi niye Adalet Bakanıyla yapılsın? Yani bunun bir anlamı yok. AKP ile de CHP ile de Gelecek ile de hiçbir partiyle bizim bir ittifak görüşmemiz yok” dedi ve ekledi:

“Bu konuda şunu söyleyeyim, biz hep görüşüyoruz, yani bu yeni bir şey değil. Önemli bir soru sordunuz; yani mesela Adalet Bakanlığıyla grup adına grup başkan vekilleri olarak biz gerçekten sürekli görüşüyoruz. Yani bize talep geliyor, dilekçe geliyor ya da bir sorun geliyor. Telefonla ya da yüz yüze ara ara görüşüyoruz. Yani böyle ‘kabul etmediler’ diye bir şey diyemeyiz, çünkü kabul ediyorlar.

Meclis için şunu söylemek isterim, burası bir yasama meclisi, yasama organı ve siyasi düşüncelerimiz, duruşumuz net. Bu ne kapı arkasında ne kapı önünde değişir. Yani HEDEP olarak bunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Hiçbir şekilde değişmiyor. Yani biz gidip arkada konuşunca kimseye sözler vermiyoruz ya da farklı bir şey yapmıyoruz. Çalışma programı konuşuluyor, hangi kanun ne kadar sürer bu tür şeyleri konuşuyoruz. Bu tür temaslar aslında bütün partiler arasında var. Bütün partilerin de iktidarla var. Siyaseten yarışırsın, rekabet edersin. Ama o an akut bir sorun varsa da konuşursun.”

HEDEP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş’ın açıklamalarının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Özel’den Erdoğan’a 50+1 Yanıtı: Git Derdini Başka Tarafta Anlat

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Erdoğan’ın ’50+1 değişmeli’ sözlerine yönelik olarak, “Sayın Erdoğan, sen ne değiştireceksin bilmiyorum, sistem mi değiştireceksin, ortak mı, ittifak mı değiştireceksin, rahmetli Erbakan’a attığın kazıkta olduğu gibi gömlek mi değiştireceksin. Ne değiştirirsen değiştir emin ol bizimle birlikte anayasa değiştiremeyeceksin” dedi ve ekledi:

“Biz, kendisi için her doğan için değil Erdoğan için yapılmış anayasaya ‘bu kıyafetin kolu uzun, paçası dar geliyor’ diyorsa biz ona şunu söylüyoruz: Anayasa toplumsal mutabakatla yapılır, öyle MHP ile baş başa verdik, noktasını virgülünü değiştirmez dersen seni böyle esir alırlar kardeşim, derdine kendin yan. Git derdini başka tarafta anlat.”

Özel konuşmasına, “Öbür taraftan enteresan bir ilişki, bir yandan bakıyorsunuz, biri diyor ki yanlış yollara saptım, diğer sistem çok güzel, cumhurbaşkanımız aramızı kimse bozamaz diyor. Yürümeyen bir evliliği biri devam ettirmek istiyor, biri bitirmek istiyor gibi. Hadi oradan keratalar meşgul etmeyin memleketi” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:

“Bu hafta sonu Bosna Hersek’te olacağız. Bosna Hersek 1990’larda çok büyük acılar yaşadı. Dünyanın gözü önünde büyük soykırım yaşadı. Türkiye olması gereken yerdeydi.

Şimdi İsrail-Filistin meselesinde olduğu gibi. Filistin’de halka en büyük zararı veren Hamas’ın sınır aşmasıyla başladı. Bunu araç sallaştıran İsrail adeta bir soykırıma girişti. 13 bin 300 kişi hayatını kaybetti. Öldürülen çocukların sayısı 4 bin 600’e ulaştı. Bu kadar büyük bir zulmün karşısında dünyanın güçlüleri Bosna’da 1995’te girdikleri suskunluğa girdiler. Sonra gözyaşı döktüler. Yapmaları gereken bu zulme dur demektir.

Arkadaşlarımız çalışıyor, gerekli diplomatik girişimleri başlattılar, Filistin’e gideceğiz.

Yargıtay Can Atalay kararıyla birkaç yere birden had bildiriyor. Hatay seçmenine karşı bir meydan okuma var. Mesele devamında Can Atalay krizini çok aşıyor. AYM’ye diyor ki, ben Anayasa’yı tanımam. Meclis’e diyor ki, ben 600’ünüzü de takmam. Meclis Başkanı’na ayar veriyor. Numan Kurtulmuş da rahatsızlık duyuyor ama bu noktada yapması gerekenleri Meclis adına yapmıyor. Tarafsız bir Meclis Başkanlığı görevi için yola çıkmıştı.

Ortada bir anayasa krizi yok. Yaşanan mesele, bir mahkemenin ve ona cesaret veren parti genel başkanının anayasayı tanımama krizidir, mesele bir devlet krizidir. Mesele, ‘anayasanın bir sayfasını tanımayayım, yarın ses çıkmazsa meclisi de tanımam’ın, anayasasız bir düzeni dayatmanın, meclisi tanımamamın, belki seçimleri bile yapmamanın hesabı içinde olan bir darbe girişine direnip direnmeme meselesidir.

CHP, Erdoğan’ın başına geçtiği bu darbe girişimine direnmeye karar verdi. Grubumuz toplandı, ikinci bir karara kadar bu mücadelemiz Meclis’te sürecek. İktidarın korkusuyla bazı merkez medya ve yandaş kanallar gözlerini kapamış durumdalar. Erdoğan’ın karşısında bu darbeye direniyoruz, direnmeye devam edeceğiz.

“MHP’nin sırtında kambur olduğunu açıkça ifade ediyor”

10 Kasım 2021’den önce, 5 Ekim 2019’da Cumhurbaşkanı Erdoğan diyor ki, ’50+1 rastgele bir tercih değildir. Bilinçli ve vazgeçilmez bir kriterdir’. Solcuları, sosyal demokratları, Kürtleri bu devleti yönetmene değer görmüyor ya, kendince bir koalisyon yapacak, oradan ayrılmayacak. Biz yaptık, biz önerdik demiyor. Kürt’ü Alevi’yi solcuyu, emekçiyi, onların temsilcilerini dışarıda tutan bir anlayış.

10 Kasım 2021’e gelince Karamollaoğlu ziyaretinde 50+1’in mahsurlu olduğunu anladık diyor. İttifak ortağından yanıt geliyor, ’50+1 hesabını eleştirenleri anlayışla karşılamamız abesle iştigal olur, bu masum bir talep değildir’ diyor. Tartışma rafa kalkıyor. Geçen günlerde Erdoğan ’50+1 şartının değişmesi isabetli olur, yanlış işler yapılıyor’ diyor. MHP’nin yanlış bir yol olduğu, onunla birlikte olmanın bir hata olduğu, MHP’nin sırtında kambur olduğunu açıkça ifade ediyor. Hep birlikte susuldu, beklendi ki Devlet Bey buna ne diyecek. Devlet Bey, ‘eksiklikleri olabilir ama taviz verilemez, ama cumhurbaşkanımız ile aramızı da kimse açamaz’ dedi.

Bizim CHP olarak bunlarla meşgul olmamız mümkün değil. Sayın Erdoğan, sen ne değiştireceksin bilmiyorum, sistem mi değiştireceksin, ortak mı, ittifak mı değiştireceksin, rahmetli Erbakan’a attığın kazıkta olduğu gibi gömlek mi değiştireceksin. Ne değiştirirsen değiştir emin ol bizimle birlikte anayasa değiştiremeyeceksin.

Biz, kendisi için her doğan için değil Erdoğan için yapılmış anayasaya ‘bu kıyafetin kolu uzun, paçası dar geliyor’ diyorsa biz ona şunu söylüyoruz: Anayasa toplumsal mutabakatla yapılır, öyle MHP ile baş başa verdik, noktasını virgülünü değiştirmez dersen seni böyle esir alırlar kardeşim, derdine kendin yan. Git derdini başka tarafta anlat.

Öbür taraftan enteresan bir ilişki, bir yandan bakıyorsunuz, biri diyor ki yanlış yollara saptım, diğer sistem çok güzel, cumhurbaşkanımız aramızı kimse bozamaz diyor. Yürümeyen bir evliliği biri devam ettirmek istiyor, biri bitirmek istiyor gibi. Hadi oradan keratalar meşgul etmeyin memleketi.”

Paylaşın

PİAR Araştırma: AK Parti Yüzde 4,3 Oy Kaybetti

“Bu pazar seçim olsa kime oy verirsiniz” sorusunun yöneltildiği araştırmaya göre AK Parti yüzde 4,3 oy kaybetti. AK Parti’nin kaybettiği oylar MHP ve Yeniden Refah gibi Cumhur İttifakı içerisinde yer alan partilere geçti.

HEDEP ve TİP’in oluşturduğu ittifak kilit rolünü korurken, muhalif sağdan oyunu yükselten tek parti ise Zafer Partisi oldu.

CHP’de yaşanan yönetim değişikliğinin ardından PİAR Araştırma Şirketi seçmenlerin tavrına yönelik araştırma yaptı. 14-17 Kasım tarihleri arasında yapılan araştırmaya göre CHP için kötümser tablo tersine dönmeye başladı.

26 ilde 2584 kişi ile yapılan araştırmayı PİAR yöneticilerinden Kadir Atalay değerlendirdi. Anket sonuçlarına göre;

“Kurultay öncesi oluşan kötümser hava dağılmış. CHP son seçimlere göre 1,4 puan artmış olsa da Ekim ayı çalışmamıza göre 7 puan yükselmiştir. İyi parti seçimden buyana seçmenlerinin yarısını, CHP kongresinden sonra ise yaklaşık 3 puan oy kaybetmiştir.

Cumhur ittifakı partilerinden Ak Parti hızla oy kaybetmesine rağmen bu oylar ekseriyetle MHP ve Yeniden Refah gibi partilere akmaktadır.

Deva, Gelecek, Saadet, HüdaPar, Demokrat Parti Ve DSP gibi kendi listeleri ile seçime katılmamış olan partilerin meclisteki varlıklarının, oy oranlarını artırmaya ve yeni bir seçmen tabanı oluşturmaya yetmemiş olduğunu görüyoruz.

HEDEP ve TİP’in toplam oylarına bakıldığında bu ittifakın gücünü ve kilit rolünü sürdürdüğünü görüyoruz. Muhalif sağdan oyunu yükselten tek parti ise İyi partideki dağılmışlık görüntüsünün etkisiyle Zafer Partisi olmuştur.”

KASIM 2023 için yapılan “Bu pazar seçim olsa kime oy verirsiniz” sorusunun yöneltildiği araştırmaya göre AK PARTİ yüzde 4,3 oy kaybetti.

Yöneylem Araştırma Şirketi tarafından 6-8 Kasım tarihleri arasında 27 ilde 2400 kişiyle yapılan araştırmada ise seçmenlere “Son Kurultay’da CHP’de bir genel başkan değişimi yaşandı. Kurultay’ın ardından CHP’ye yönelik tutumunuz hangi yönde değişti?” şeklinde bir sorusu yöneltilmişti.

Seçmenlerin %35,9’u tutumlarının olumlu yönde, %10,3’ü olumsuz yönde değiştiğini ifade etmişti.

Paylaşın

HEDEP’li Hatimoğulları’ndan Erdoğan’a 50+1 Yanıtı: Sen Getirdin

HEDEP Eş Genel Başkanı Tulay Hatımoğulları, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 50+1 formülünün değişmesi gerektiği yönündeki sözlerine ilişkin, “Erdoğan Anayasa’yı buruşturulacak kağıt, canı istediğinde oynanacak bir oyuncak zannediyor” dedi ve ekledi:

“Ey Erdoğan, 50+1’i sen getirdin, tek adam rejiminin inşa edilmesi için otoriter yönetimin öncülüğünü yaptı, onun şahsi öncülüğü de senin şahsında cisimleşmiştir.”

Hatımoğulları açıklamasının devamında, “Bizim için 50+1 demek erkek+erkek demektir. Bu 40+1’e de inse erkek+erkek demektir. O nedenle bizler HEDEP olarak bütün siyasi partilerin doğrudan temsil hakkını savunduğumuzu buradan ilan ediyorum. Demokratik bir sisteme ihtiyacımız var, Erdoğan’ın oyları düştüğü için Anayasa’da oynama meselesine ihtiyacımız yoktur.” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Eş Genel Başkanı Tulay Hatımoğulları, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda açıklamalarda bulundu. Hatımoğulları, konuşmasında 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’ne ilişkin mesaj verdi.

Tulay Hatımoğulları, “Bugün 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla grubumuzu siz değerli kadınlarla birlikte yapıyoruz. 1960’da Mirabel kardeşler özgürlük, eşitlik mücadelesi verdikleri için katledildiler. Bizler, onların miraslarını bıraktıkları yerden devralarak daha da ileri taşıyacağız. Mücadeleleriyle kelebek etkisi yarattılar. Kelebeklerin ömrü kısadır ama rengarenktir” dedi.

HEDEP Eş Genel Başkanı Hatımoğulları, “Selam olsun mücadelede yitirdiğimiz bütün kız kardeşlerimize. Selam olsun yoldaşlarımıza, onları saygıyla anıyoruz, bayraklarını asla yerde bırakmayacağız” ifadelerini kullandı.

Meclis’teki bütçe görüşmelerine değinen Hatımoğulları, “Meclis’teki bütçe görüşmelerinde kadının adı yok. Bu bütçede çocuk, farklı cinsel yönelimler yok. Engelliler yok, engelli kadınlar ise hiç yok. Bu bütçe toplumsal cinsiyete duyarlı olmayan bir bütçe. Biz bütçemizi kendi ellerimizle yapacağız” dedi.

“Biz bütçemizi kendi elimizle yapacağız” diyen Oruç Hatımoğulları, “Kadın Bakanlığı’nı kuracağız ve Kadın Bakanlığı’nın bütçesi ayrı görüşülecek” ifadelerini kullandı.

Herkesin kılık kıyafetinde özgür olma hakkı olduğunu vurgulayan Hatımoğulları, “Bunu hiç kimse bir siyasi malzeme olarak sakın ola getirmeye kalkmasın. Kıyafetlerimizi, yaşam tarzımızı ne AKP ne de HÜDAPAR belirleyemez. Kadınları bölmek isteyenlere karşı daha güçlü bir dayanışmayı, başı açık ya da kapalı fark etmez, bütün kadınlar olarak ortak bir şekilde vereceğiz” diye konuştu.

“Başörtülü kız kardeşlerime sesleniyorum” diyen Hatımoğulları, şunları söyledi: “Başımız açık ya da kapalı olabilir, eteğimiz kısa ya da uzun olabilir, önemli değil. Biz kadınlar özgürlüklerimiz için bir arada olmalıyız, dayanışmayı büyütmeliyiz, ele ele vermeliyiz ve bu iktidarı alaşağı etmeliyiz.”

Erdoğan’a 50+1 yanıtı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘yüzde 50+1’ çıkışına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Oruç, “Erdoğan Anayasa’yı buruşturulacak kağıt, canı istediğinde oynanacak bir oyuncak zannediyor. Ey Erdoğan, 50+1’i sen getirdin, tek adam rejiminin inşa edilmesi için otoriter yönetimin öncülüğünü yaptı, onun şahsi öncülüğü de senin şahsında cisimleşmiştir” ifadelerini kullandı.

HEDEP Eş Genel Başkanı Hatımoğulları, şunları kaydetti: “Bizim için 50+1 demek erkek+erkek demektir. Bu 40+1’e de inse erkek+erkek demektir. O nedenle bizler HEDEP olarak bütün siyasi partilerin doğrudan temsil hakkını savunduğumuzu buradan ilan ediyorum. Demokratik bir sisteme ihtiyacımız var, Erdoğan’ın oyları düştüğü için Anayasa’da oynama meselesine ihtiyacımız yoktur.”

Yerel seçimlere ilişkin mesaj veren Hatımoğulları, “Önümüz yerel seçim. Lütfen hız kesmeden seçim yarın olacakmış gibi hep birlikte çalışmalarımızı sürdürelim” diye konuştu. Hatımoğulları, şunları söyledi: “Kayyumcu zihniyetten hesap soracağız. Bizim olanı geri alacağız. Belediyelerimizi yeniden inşa edeceğiz. Kadın odaklı yerel yönetimlerin nasıl olacağını Türkiye ve dünyaya bir kez daha göstereceğiz.”

Bakırhan: 50+1 sistemi yıkılmaya mahkum

Öte yandan Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde halka seslenen HEDEP Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 50+1 formülünün değişmesi gerektiği yönündeki sözlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bakırhan, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı:

“Küçük ortakla birbirlerine girdiler. Şimdi Erdoğan ve partisi bu 50 artı 1 için Türkiye’nin kurtuluşu demişti. Demokrasi gelecekti, barış gelecekti, kavga bitecekti, yoksulluk bitecekti. Aradan 5 yıl geçmeden küçük ortakla 50 artı 1 tartışması yürütüyorlar. Belli ki küçük ortağın bu kadar agresif olmasının bir sebebi budur. 50 artı 1’den vazgeçilince öneminin ve anlamının kalmayacağını düşünüyor. Bakalım aralarında nasıl çelişkiler, nasıl kavgalar çıkacak.

Yani bunların 5 yıl önce kurtuluş olarak sundukları başkanlık sistemi şimdi yıkılmak üzere ve bizlere yerine yeni bir şeyler önermeye çalışıyorlar. Her seferinde bize kurtarıcı olarak sundukları bütün projeleri yerle bir oluyor. Çünkü içinde halk yok, demokrasi yok, emek yok, emekçi yok, işçi yok, farklılıklar yok. İçinde toplumun kendisinin olmadığı sistem ne olursa olsun şimdi başkanlık sisteminin tartışıldığı gibi tartışılmaya, yıkılmaya, yok olmaya mahkumdur.”

Paylaşın

CHP’de Yerel Seçim Çalışmaları Hız Kazandı

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimler yaklaştıkça, partilerde çalışmalarını hızlandırdı. CHP, Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısında yerel seçim takvimi ve aday tespit kriterleri belirlendi.

CHP, tüm büyükşehir, il, ilçe ve beldelerde aday çıkaracak. İlerleyen süreçte diğer muhalefet partileri ile seçim iş birliğinin gündeme gelmesi ve partiler arasında mutabakat sağlanması halinde bazı seçim çevreleri için bu karar gözden geçirilebilecek.

CHP yönetimi, yerel seçim iş birliği görüşmeleri için başta İYİ Parti olmak üzere herhangi bir partiden adım beklemeyecek. Temaslar en kısa zamanda başlayacak.

Gazete Duvar’dan Ceren Bayar’ın haberine göre; Kurultay sürecini geride bırakan CHP’nin yerel seçimlere giderken atacağı adımlar netleşmeye başladı. Dün gerçekleşen Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısında yerel seçim takvimi ve aday tespit kriterleri belirlendi.

CHP yönetimi, belediye başkan adaylarını belirlemede farklı yöntemler işletecek. Başta büyükşehirler olmak üzere, başkanları CHP’li olan il ve ilçelerdeki mevcut başkanların yeniden aday gösterilip gösterilmemesi konusunda 4 farklı kriter dikkate alınacak.

İlk kriter, “mevcut başkandan memnuniyet” olacak. Seçmenin belediye başkanından ve hizmetlerinden memnun olup olmadığını ölçmek üzere “memnuniyet anketleri” yaptırılacak.

Son yerel seçimde CHP’nin aldığı oy ile yapılacak güncel anketlerdeki CHP’nin oy oranı da karşılaştırılacak. Böylece belediye başkanının partinin mevcut oy oranına katkısı olup olmadığı da ölçülmüş olacak.

Halihazırda CHP’de olan belediyelerin başkanlarının başarıları, parti il veya ilçe örgütünün, ilin milletvekillerinin görüşleri dikkate alınarak da değerlendirilecek.

Sadece o ilin veya ilçenin örgüt yöneticileri ve milletvekillerinden değil partinin görevlendirdiği başka illerin milletvekillerinden ve parti yöneticilerinden oluşan heyetlerden de görüş alınacak. Başka illerin milletvekilleri ve parti yöneticileri, görevlendirildikleri illere ilişkin rapor hazırlayacak. Bu rapor hazırlanırken sadece o kentteki partililerin değil sivil toplum örgütlerinin, iş insanlarının, yerel medyanın, esnafın da görüşü alınacak.

Tüm bu aşamalar tamamlandığında ortaya çıkan sonuca göre aday belirleme yöntemi netleşecek. Ağırlıklı olarak parti denetiminde ön seçim yöntemini benimsemeyi düşünen yeni MYK, bazı illerde tek bir isim üzerinde uzlaşı sağlanabileceğini, üye sayısı az illerde ise bu yöntemin hayata geçirilemeyeceğini ifade ediyor.

CHP’nin yönetimde olduğu tüm illerde ve ilçelerde geçerli olacak bu yöntemler, Genel Başkan Özgür Özel’in de isimlerini açıkladığı ve memnuniyet oranının çok yüksek olduğu İstanbul, Ankara ve Aydın’da geçerli olmayacak.

CHP, belediye meclis üyeliklerinde cinsiyet ve genç kotasını da uygulayacak. Buna göre belediye Meclis üye adaylarının üçte 1’i kadınlardan, dörtte 1’i de gençlerden oluşacak.

CHP Ankara ve İstanbul için ise özel bir strateji yürütecek. Ankara’da cumhurbaşkanlığı seçiminde Kemal Kılıçdaroğlu’nun yüksek oy aldığı ancak halen AK Parti veya MHP’de olan bazı belediyelerin alınabileceği ifade ediliyor. Mamak, Etimesgut, Gölbaşı gibi ilçe belediyeleri üzerinde özel olarak duruluyor.

CHP yönetimi, İstanbul’daki 39 ilçenin en az 25’ini kazanma potansiyelleri olduğunu ifade ederken 30 ilçeyi kazanmak üzere çalışma yürüttüklerini ifade ediyor. Belediye başkan adaylarının ilçenin talepleri, sosyal dokusu, farklı toplum kesimleri ile ilişkileri dikkate alınarak belirleneceğini ifade eden yöneticiler, bu konuda detaylı veriler içeren kapsamlı ve bilimsel çalışmalar yaptıklarını anlattı.

CHP yönetimi, yerel seçim stratejisini belirlemek üzere milletvekilleri, Parti Meclisi üyeleri ve parti yöneticilerinin katılımıyla 1-3 Aralık tarihleri arasında Antalya Manavgat’ta kampa girecek. Kampta seçim kampanyasına ilişkin önerilerin yanı sıra, seçim bölgelerinde görevlendirilecek heyetler de belirlenecek.

MYK toplantısının ardından il ve ilçe başkanlıklarına gönderilen genelgeye göre büyükşehir, il, ilçe belediye başkanlıkları ile belediye meclis üyeliği adaylığı için başvurular 21-28 Kasım arasında alınacak.

İl ve ilçe başkanlarının belediye başkanlığına aday olmamaları yönündeki geçen dönem alınan tavsiye kararı uygulanacak. Ancak kamuoyu yoklamaları ve örgütlerin görüşü doğrultusunda, il veya ilçe yöneticilerinin belediye başkan adayı olması yönünde bir eğilim çıkarsa istisnai uygulamalar söz konusu olabilecek. Ayrıca partinin güçsüz olması nedeniyle, aday çıkarılamayan yerlerde de ilçe, il veya belde başkanları doğal aday olacak.

Tüm seçim çevrelerinde aday çıkarılacak

CHP, tüm büyükşehir, il, ilçe ve beldelerde aday çıkaracak. İlerleyen süreçte diğer muhalefet partileri ile seçim iş birliğinin gündeme gelmesi ve partiler arasında mutabakat sağlanması halinde bazı seçim çevreleri için bu karar gözden geçirilebilecek.

CHP yönetimi, yerel seçim iş birliği görüşmeleri için başta İYİ Parti olmak üzere herhangi bir partiden adım beklemeyecek. Temaslar en kısa zamanda başlayacak.

CHP’de belediye başkanlığı ve belediye meclis üye adaylığı başvuru ücretleri de netleşti. Başvuru ücretleri başvuru yapılan yerin nüfus büyüklüğüne göre kademeli olarak artacak. Buna göre en yüksek ücreti 50 bin lira ile büyükşehir belediye başkan adayları, en düşük ücreti ise 3 bin lirayla, nüfusu 5 binin altındaki belde adayları ödeyecek.

Belediye Meclis üye adaylarından da başvurdukları yerin nüfusuna göre bin lira ile 10 bin lira arasında başvuru ücreti alınacak. Kadın ve genç kontenjanından başvuranlar belirlenen ücretin yarısını, engellilerden, çatışmalarda hayatını kaybedenlerin yakınlarından ve gazilerden ise ücret alınmayacak.

Paylaşın

Bahçeli’den Erdoğan’a 50+1 Yanıtı: Muhtar Seçmiyoruz

Partisinin grup toplantısında konuşan MHP lideri Bahçeli, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ’50+1 değişmeli’ sözlerine yönelik olarak, daha önce yaptığı bir açıklamadan alıntı yaparak yanıt verdi ve aynı noktada olduklarını belirtti: 

“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi milletimizin bir başarısı, geleceğinin müjdesi, milli bekanın güvencesi, milli birlik ve dayanışmanın zırhı, devlet yönetiminin milli hedeflerle birleşmesidir. Bu sistemin demokratik meşruiyet temeli yüzde 50 +1’dir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde Cumhurbaşkanı doğrudan halk tarafından seçildiği ve hükümet TBMM’den güvenoyu almadığı için ‘yönetimde istikrar’ ilkesi kendiliğinden gerçekleşmiştir.

Bu itibarla yüzde 50+1 oyla Cumhurbaşkanı seçilmesi çoğulcu demokrasinin dünyaya emsal teşkil edecek, model olacak bir şeklidir. Dikkat buyurunuz, milletvekili seçmiyoruz, belediye başkanı seçmiyoruz, muhtar seçmiyoruz, cumhurun bütününü temsil edecek Cumhurbaşkanı seçiyoruz.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuştu. Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

Milliyetçi Hareket Partisi de bu vatanın, bu milletin daima hizmetkarı ve sevdalı yüreği olmaya karlık beklemeksizin yeminlidir. Türkiye’nin muhafazası, milli güvenliğimizin savunması vatan topraklarından değil; gönül, kültür ve kardeşlik bağlarımızın ilmik ilmik vicdanlara dokunduğu coğrafyalardan yapılmalıdır, bugüne kadar yapılan da bundan farklı bir şey değildir.

Filistin’in huzuru Türkiye’nin huzurudur. Suriye’nin istikrarı Türkiye’nin istikrarıdır. Irak’ın esenliği Türkiye’nin esenliğidir. Asırlar içinde pek çok çatışmaya sahne olan Filistin 16’ıncı yüzyıldan itibaren egemenlik şemsiyemiz altına girmiştir. Filistinli masumların gözyaşları ve dökülen kanları kesilmeden, hak kayıpları telafi edilmeden Ortadoğu’da kalıcı barış ve huzur ortamının inşası hayal ötesi bir beklentidir.

Gazze meselesi; güvenlik, inanç, insan, kültür ve tarih boyutlarıyla Türkiye’nin meselesidir. Bizim için bu konuda tarafsızlık diye bir şey söz konusu olamaz. Haksızlık karşısında suskun kalmak dilsiz şeytanlıktır. İsrail ile Filistin arasında acil ve insani ateşkesin olması için daha kaç çocuğun, kaç masumun ölmesi lazımdır?

Okullar, hastaneler, sivil yerleşim alanları, camiler, kiliseler, fırınlar, ambulanslar, su şebekeleri, elektrik santralleri, yollar, köprüler, mezarlıklar, son tahlilde insana dair ne varsa bombalanıyorken, Almanya Başbakanı’nın çıkıp da “İsrail’in yaptığı nefsi müdafaa” demesinin ahlaki, hukuki ve vicdani bir karşılığından bahsetmek mümkün müdür? İsrail vandallığının sözde nefsini savunanların, mazlumların nefsini konuşacak şerefli duruşu göstermeleri için daha başka neyin ve nelerin olması gerekmektedir? Bu nasıl bir nefistir ki, katilde olup da maktulde yoktur.

İsrail; orantısız, onursuz ve ahlaksız saldırılarına derhal son vermelidir. Uluslararası toplum İsrail üzerindeki baskıyı artırmalıdır. Son günlerde yoğunlaşan protesto gösterileri, uyanışa geçen küresel vicdan, İsrail halkı arasındaki keskin bölünmeler, bu ülke siyasetindeki sert çalkantılar Netenyahu’nun elini günbegün zayıflatmakta, yalnızlığa itmektedir.

Çıkmaza sürüklenen, kafası ve kalbi rehin altında olan İsrail Başbakanı’nın siyasetten silinip gideceği günler uzak değildir. İsrail ile Filistin arasında çok acil ve kalıcı ateşkes sağlanmalıdır. Sürdürülebilir bir barış ortamı muhakkak surette tesis edilmelidir. İsrail’in kontrolündeki nükleer başlıklı silahların araştırılması uluslararası gözlemciler vasıtasıyla derhal yapılmalıdır. Rehinelerin kurtarılması maksadıyla diyalog ve diplomatik kanallar oluşturulmalı, atılan adımlar karşılık bulmalı, insani yardımların önü açılmalıdır.

Filistin’in yutulmasına, Siyonizm masasında menü olmasına göz yummayacağız. Mücadeleyse mücadele edeceğiz; milli güvenliğimizi, tarihi çıkarlarımızı, egemenlik hukukumuzu, mazlum kardeşlerimizin tartışılmaz haklarını korumak için elimizden ne geliyorsa, gücümüz neye yetiyorsa bihakkın yapacağız.

Erdoğan’a 50+1 yanıtı

(Erdoğan’ın Almanya ziyareti sonrası yaptığı ’50+1 şartının değişmesi isabetli olur’ açıklamasına yönelik) Cumhuriyet’in yeni yüzyılında, Türk ve Türkiye Yüzyılı hedeflerinin temin sürecinin başında en büyük kozumuz, en müstesna kuvvetimiz 16 Nisan Halkoylamasıyla yönetim sistemimizde yapılan zamanlar üstü reformdur. Bu reformun mimarbaşı Türk milletidir ve onun ruh kökünden doğan Cumhur İttifakı’dır.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Türkiye Cumhuriyeti’nin hem üçüncü evreye geçişini sağlamış hem de yeni yüzyılı kavrayan ve kuşatan demokratik ve dinamik nitelikli sistemsel başarısını somutlaştırmıştır. Milli iradenin takdir ve tercihiyle kabul edilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin üzerine gölge düşürmek, bilhassa “ucube sistem, tek adam rejimi” iddialarıyla çamur atmak yalnızca haksızlık değil bizatihi milletimize saldırıdır. Şayet cumhur ile Cumhuriyet kucaklaşmışsa, devlet ve millet arasında uyum tam manasıyla sağlanmışsa, bunun ana kaynağı, yegane sebebi, altın hissesi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne aittir.

Devlet hayatında çatlak sesler dinmiş, karar alma süreçleri seriye bağlanmış, kuvvetler ayrımı billurlaşmış, çok başlılık devri kapanmış, bürokratik oligarşinin suyu kesilmiştir. Yeni sistemin gerekli, yeterli siyasi, stratejik ve fikri demlenme süreci devam etmekte olup kurum ve kurallarıyla olgunlaşması, ilke ve esaslarıyla oturması Türk ve Türkiye Yüzyılı’nın güvencesi olacaktır.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi gelip geçici bir heves değildir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi işi bitince buruşturulup bir köşeye atılacak tek kullanımlık konjoktürel reçete hiç değildir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Türkiye Cumhuriyeti’nin istikbal haysiyeti, milli bekasının habitatı; Türk milletinin huzur, barış ve kardeşlik iradesinin temel harcıdır.

Elbette Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin aksayan, tekleyen ve arıza sinyali veren yönleri varsa mutabakatla ele alınıp düzeltilmelidir. Bu da son derece doğal ve doğru bir seçenektir. Ancak her yönetim sisteminin bir özü, hukuki ve ahlaki meşruiyetini sağlayan demokratik bir özelliği vardır ve bunun tartışılması da öngörülemez sorun ve sıkıntılara yol açma riski taşımaktadır.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem hedefiyle milletimizin huzuruna çıkan zillet ittifakı amaçladığı icazet ve ruhsatı alamamış, milli irade Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni mevcut ve mahut haliyle tasdik ve teyit etmiştir. Lağvolunan bir kurum veya sistemin tekrar ihyası diye bir şey zaten makul ve mantıklı bir şey değildir.

İster iyileştirilsin, isterse de güçlendirilsin, eğer Parlamenter Sistem her şeye rağmen ihya edilseydi; dejenere olması, kaosa hizmet etmesi, kutuplaşma ve kamplaşmayı körüklemesi, devlet yönetimini krize sokması mukadder bir siyaset ve hayat gerçeği haline gelirdi. Bu ise 15 Temmuz FETÖ darbe teşebbüsü kadar vahim gelişmelere neden olabilirdi. Hamd olsun aziz milletimiz kötürüm ve köhne siyasetin ayak oyunlarına, yönetilemeyen Türkiye önerisine müsaade etmemiş, buna fırsat vermemiştir.

Bildiğiniz gibi, Sayın Cumhurbaşkanımız Almanya ziyaretinden dönerken Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ana omurgası, can evi, demokratik güvenliği olan yüzde 50+1 oy nisabıyla ilgili açıklamalarda bulunmuş ve şöyle demiştir: ‘Çoğunluğu alan adayın seçilmesi usulüne geçilmesi halinde Cumhurbaşkanlığı seçimi de seri olur, uğraştırmaz ve yanlış yollara da sevk etmez. Mevcutta 50+1 mecburiyeti partileri yanlış yollara sevk ediyor. Kimin eli, kimin cebinde belli değil.’ Sayın Cumhurbaşkanımızın tespit ve değerlendirmeleri siyasetin ve kurulan ittifakların parçalı yapısına bakıldığında tutarlı ve anlamlıdır.

Fakat bu konuda bizim geçmişten bugüne söylediğimiz sözler, yaptığımız açıklamalar, paylaştığımız görüşler de bellidir ve esasen hiç değişme göstermemiştir. 7 Haziran 2018 tarihinde, Kayseri Merkezli Bölge İstişare Toplantısında yapmış olduğum konuşmada şöyle demiştim: ‘Çok partili siyaset hayatımızda bu haliyle 16 Nisan Halkoylaması bir milat, hatta demokratik bir misak olmuştur. Yeni sistemde kutuplaşma ihtimali en aza çekilmiştir. Barajın fiilen yüzde 50+1’e çıktığı göz önüne alındığında siyasi partilerin uzlaşmaktan, ahlaki bir ittifak kurmaktan başka seçeneği de kalmamıştır.

Türkiye’nin beka düzeyinde tehditlerle boğuştuğu bir dönemde, siyasetin kavgaya sapmasını mantıki göremez, makul karşılayamazdık. İstiklalimize saldırılırken, istikbalimizle ilgili oyunlar tezgâhlanırken cumhurun emanetini daha fazla sahiplenmeli, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesini yüksek bir şuurla müdafaa etmeliydik.’

2 Temmuz 2019 tarihli Meclis grup toplantımızdaki sözlerim de aynen şu şekildeydi: “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Türkiye Cumhuriyeti’nin yaşama azminin, payidarlık iradesinin, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün aynen tecellisi ve tescilidir. İlaveten siyasi istikrarın teminatıdır. Yeni sistemle beraber barajın yüzde 50+1’e çıkması muhkem bir sayısal çoğunluktan daha çok müstesna bir uzlaşmayı, muazzam bir kucaklaşmayı sağlamıştır. Türkiye aradığı parlak yönetim sistemini pek çok badireye uğraya uğraya, birçok sorunla boğuşa boğuşa sonunda bulmuş ve benimsemiştir.”

Yine 16 Kasım 2021 tarihinde yaptığımız Meclis Grup Toplantımızda ise şunları söylemiştim: ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi milletimizin bir başarısı, geleceğinin müjdesi, milli bekanın güvencesi, milli birlik ve dayanışmanın zırhı, devlet yönetiminin milli hedeflerle birleşmesidir. Bu sistemin demokratik meşruiyet temeli yüzde 50 +1’dir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde Cumhurbaşkanı doğrudan halk tarafından seçildiği ve hükümet TBMM’den güvenoyu almadığı için ‘yönetimde istikrar’ ilkesi kendiliğinden gerçekleşmiştir.

Bu itibarla yüzde 50+1 oyla Cumhurbaşkanı seçilmesi çoğulcu demokrasinin dünyaya emsal teşkil edecek, model olacak bir şeklidir. Dikkat buyurunuz, milletvekili seçmiyoruz, belediye başkanı seçmiyoruz, muhtar seçmiyoruz, cumhurun bütününü temsil edecek Cumhurbaşkanı seçiyoruz.’ Milliyetçi Hareket Partisi olarak, dün ne demişsek bugün aynı çizgide, aynı düşüncede, aynı görüşteyiz.”

Paylaşın

MHP’li Celal Adan Özür Dilemedi, HEDEP’li Vekiller Meclis Kürsüsünü İşgal Etti

MHP’li Meclis Başkanvekili Celal Adan’ın küfür etmesi HEDEP milletvekilleri tarafından protesto edilmeye devam ediliyor. HEDEP’li Saruhan Oluç, “Bu şekilde çalışmayı kabul etmiyoruz, hâlâ özür dilemiyorsun” dedi.

HEDEP’li Sırrı Sakık ise, “Bu parlamentodan özür dilemeniz gerekir. Bizden özür dilemeniz gerekir. Bize milyonlarca oy vermiş vatandaşlardan özür dilemeniz gerekir” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Ağrı Milletvekili Sırrı Sakık’ın konuşmasının ardından, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda MHP’li Meclis Başkanvekili Celal Adan’ın küfür etmesi HEDEP milletvekilleri tarafından protesto edilmeye devam ediliyor.

HEDEP’li milletvekilleri, bugün Celal Adan’ı protesto etmek için Meclis kürsüsünü işgal edip protesto eylemi düzenledi.

Mezopotamya Ajansı’nda yer alan habere göre, Celal Adan bugünkü TBMM Genel Kurulu’nda özür dilemeyeceğini belirterek, “Geçtiğimiz günlerde Meclis’i yönettiğim oturumla ilgili olarak bazı tartışmalar Genel Kurul’da gündeme gelmiştir. Bu konuda oturum sırasında ifade ettiğim hususlar bizatihi tutanaklarda yer almaktadır. Bunun dışında beni ve parlamentoyu bağlayacak hiçbir husus bulunmamaktadır. Hepinize saygılarımı sunuyorum” dedi.

Bunun üzerine söz alan Sırrı Sakık, “Bu parlamentodan özür dilemeniz gerekir. Bizden özür dilemeniz gerekir. Bize milyonlarca oy vermiş vatandaşlardan özür dilemeniz gerekir. Öyle geçiştirmekle olmaz. Grupta oturup birbirinizi alkışlamakla olmaz. Sizi sanki Kurtuluş Savaşı’nda bir kahraman gibi karşılıyorlardı. Çok ayıp” dedi.

Adan’ın söz verdiği diğer milletvekillerinin konuşmaları Meclis’te ıslık ve alkışla protesto edildi. HEDEP Antalya Milletvekili Saruhan Oluç, “Bu şekilde çalışmayı kabul etmiyoruz, hâlâ özür dilemiyorsun” dedi.

26 Ekim’deki Meclis Genel Kurulu’nda Sırrı Sakık’la tartıştıktan sonra mikrofonunu kapatmayı unutan Celal Adan’ın,  “Pez…ler ya” dediği duyulmuştu.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin 31 Ekim’deki grup toplantısında yaptığı konuşmada Celal Adan’a “TBMM’de haince konuşma yapan tescilli bir bölücüye yüreklice yanıt veren TBMM Başkanvekili Sayın Adan sahipsiz değildir, yalnız değildir” diyerek destek vermişti.

Paylaşın

Eski CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Çirkin İftiraları Üzülerek Takip Ediyorum

Eski CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Gerek sosyal medya gerekse televizyon programlarında partimizi ve delegelerimizi yıpratmak için parti kültürümüzle asla bağdaşmayan çirkin iftiraları üzülerek takip ediyorum” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Muhakkak ki bu kumpaslara yeltenen art niyetli gruplar olmuştur ya da olacaktır. Ama partimizi ve delegelerimizi kimsenin yıpratmasına asla izin vermem.”

Eski Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından “Partimize yönelik iftiralar üzerine…” notuyla bir video paylaştı. Kemal Kılıçdaroğlu şunları söyledi:

“Sevgili Cumhuriyet Halk Partisi ailem, kurultayımızdan sonraki süreç üzerine birkaç şey söylemek istiyorum.

Gerek sosyal medya gerekse televizyon programlarında partimizi ve delegelerimizi yıpratmak için parti kültürümüzle asla bağdaşmayan çirkin iftiraları üzülerek takip ediyorum.

Muhakkak ki bu kumpaslara yeltenen art niyetli gruplar olmuştur ya da olacaktır. Ama partimizi ve delegelerimizi kimsenin yıpratmasına asla izin vermem. Güzel günlerde görüşmek dileğiyle, sağlıcakla kalın.”

Paylaşın