Can Atalay Düğümü Yine Çözülmedi: Dosya, Yeniden Yargıtay’a Gönderildi

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) tahliyesine karar verdiği tutuklu Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay’ın dosyasını görüşen İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, yeniden Yargıtay’a gönderdi.

Haber Merkezi / İhlal kararının Yargıtay’dan kaynaklandığı savunan mahkeme, kararına ilişkin yaptığı değerlendirmede özetle şu ifadeleri kullandı:

“Her ne kadar ilgili Mahkeme olarak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi gösterilmiş ise de, kovuşturma aşamasının ilk derece mahkemesi safahatinde başvurucu Şerafettin Can Atalay’ın milletvekili olarak bulunmadığı, genel hükümlerine göre yargılamanın yapılarak neticelendirildiği, söz konusu düzenlemeler dikkate alındığında, Anayasa Mahkemesince verilen bireysel başvuruya konu ihlal kararı Mahkememizin kararına ilişkin olmayıp,

Yargıtay ilgili Ceza Dairesince verilen tahliye talebinin reddi kararına ilişkin olduğu, dosyanın ilgili Daire önünde bulunduğu sırada başvurucunun milletvekili seçildiği ve bireysel başvuruya konu ihlalin bu Dairenin kararından kaynaklandığı, ayrıca bireysel başvuru yapıldıktan sonra ilgili Ceza Dairesince dosyanın esastan incelendiği ve karara bağlandığı, bu sebeple oluşan yeni hukuki durum karşısında Yargıtay 3. Ceza Dairesince yeni bir değerlendirme yapılarak bireysel başvuruya ilişkin karar verildiği, bu karara karşı yeniden Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolu kullanmak suretiyle başvuru yapıldığı,

Anayasa Mahkemesince yapılan değerlendirme neticesinde ilgili başvuruya konu kararın Mahkememize yeniden gönderildiği, Belirtilen başvuruya konu yeni değerlendirmelerin Yargıtay 3. Ceza Dairesinin vermiş olduğu karara dair olduğu gözetilerek karara ilişkin oluşan yeni hukuki duruma karşı Yargıtay 3. Ceza Dairesince yeni bir değerlendirme yapılmasının zorunlu olduğu anlaşılmakla, dosyanın Yargıtay 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine hüküm kurulmuştur.”

“Anayasa’ya karşı suç işlemişlerdir”

Kararın ardından adliye önünde açıklama yapan Can Atalay’ın avukatı Özgür Urfa “10 saatin sonunda yaza yaza iki buçuk sayfalık evrağa imza atmışlar. Elimizdeki karar bir mahkeme kararı değildir. Yukarıda bu karara imza atan üç kişi cübbe giymiş olsa da hakim falan değildir. Bu üç kişi suçludur. Anayasa’ya karşı suç işlemişlerdir. AYM’yi de Anayasayı da tanımıyoruz demişlerdir. Anayasal rejime karşı başkaldırmışlardır. Bu üç hakimin derhal bu gece HSK tarafından açığa alınması gerekmektedir.

Yerlerine yeni hakimler görevlendirilerek bu karar yeniden değerlendirilmek zorundadır. Böyle bir rezalet böyle bir kepazelik olamaz. 2 buçuk sayfa yazdık demek 10 saattir iktidardan talimat aldık demektir. İktidar partisinden onun küçük ortağınının talimatlarıyla hareket ediyoruz demektir. Onun Yargıtay’daki temsilcilerinin talimatıyla biz bu karara imza attık demektir. ‘AYM yok, Anayasa yok’ demektir. Siz bunları tanımıyorsanız biz de sizi tanımıyoruz. Hakim değilsiniz, birer emir erisiniz!” dedi.

Ne olmuştu?

TİP Hatay Milletvekili Can Atalay, Gezi Davası’nda Osman Kavala ile birlikte yargılanan 8 sanıktan biriydi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 26 Nisan 2022 tarihinde Gezi Davasında Osman Kavala’yı “hükümeti devirmeye teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, Can Atalay’ın arasında bulunduğu 7 sanığı ise darbeye teşebbüse yardım suçundan 18 yıl hapis cezasına çarptırmıştı.

Can Atalay, cezaevinde tutuklu bulunurken 14 Mayıs seçimlerinde TİP’ten Hatay milletvekili seçildi. AYM, Gezi Davası’nda tutuklanan Can Atalay’ın 14 Mayıs seçimlerinde Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili seçilmesine rağmen tahliye edilmemesiyle ilgili yapılan başvuruda 25 Ekim’de oy çokluğuyla “seçilme hakkı” ile “kişi hürriyeti ve güvenliği” haklarının ihlal edildiğine hükmetti.

Ancak Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Can Atalay için “hak ihlali” kararı vererek tahliyesinin gerektiğine hükmeden AYM kararını reddederken, hak ihlali kararı veren AYM üyelerinin yetkilerini aştığını belirtti. Yargıtay, AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunma kararı da aldı.

Tahliye kararının uygulanmaması üzerine AYM’ye yapılan ikinci başvuruda 21 Aralık’ta ikinci kez, oy birliği ile hak ihlali kararı verildi. AYM’nin kısa kararı Gezi Davası’na bakan ve hükmü veren İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Mahkeme ikinci hak ihlali kararını da uygulamadı.

Paylaşın

Netanyahu’dan Erdoğan’a “Yaptıklarının Hitler’den Farkı Var Mı?” Yanıtı

Erdoğan’ın “Yaptıklarının Hitler’den farkı var mı?” sözlerine yanıt veren Netanyahu, “Kürtlere soykırım uygulayan ve muhalif gazetecileri hapse atma konusunda rekoru elinde tutan Erdoğan, ahlak dersi verecek son kişidir” dedi.

Haber Merkezi / İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Netanyahu’nun yaptıklarının Hitler’den farkı var mı?” sözlerine yanıt verdi.

“Erdoğan Kürtlere soykırım yapıyor, hükümetini eleştiren gazetecileri hapsetme konusunda dünya rekorunu kırdı ve bize ahlaki açıdan ders verebilecek son kişi” ifadelerini kullandı. Haaretz gazetesinin aktardığına göre Netanyahu basın açıklamasında İsrail ordusunun Hamas’la mücadele ettiğini, Erdoğan’ın ise “onları övdüğünü ve üst düzey yetkililerini ağırladığını” söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ne demişti?

Erdoğan, 100. Yıl TÜBİTAK ve TÜBA Bilim Ödülleri Töreni’ne katılarak konuşma yaptı. Konuşmasında İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına da tepki gösteren Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

“Gözlerimizin önünde insanlığa ait tüm değerler kurşuna dizildi. Stadyumlarda İsrail’in Nazi kamplarını izledik değil mi? Bu nasıl bir iştir? Hitler’den garip garip bahsederlerdi. Sizin Hitler’den ne farkınız var ya. Bunlar bize Hitler’i de aratacak. Netanyahu’nun yaptıklarının Hitler’den geri kalır yanı var mı? Hitler bunun kadar zengin değildi, bu Hitler’e göre daha zengin.

Batı’dan ABD’den her türlü destek geliyor. 20 bini aşkın Gazzeli’yi bunlar öldürdüler. Mazlumun yanında olan ses Müslüman Türk’ün sesidir. Savaşta bile dokunulmaması gereken hastaneler, okullar, ibadethaneler bombalandı.

Gazzeli bilim insanları aileleriyle birlikte şehit edildi. 2,5 milyon insanın kıyıma uğramasını içimiz kan ağlayarak takip ediyoruz. Diplomatik alanda gösterilen onlarca çabaya rağmen yüzlerce Gazzeli’nin öldürülmesine engel olamadık. Bir Müslüman olarak hepsinden önemlisi insan olarak kendi iç dünyamızda bu zUlmü engelleyememenin mahcubiyetini yaşıyoruz.”

Gazze’de katliam devam ediyor

Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana sürdürdüğü saldırılarda öldürülen Filistinlilerin sayısının son 24 saatte 195 artarak 21 bin 110’a çıktığını açıkladı.

Bakanlık Sözcüsü Eşref el-Kudra, yaptığı yazılı açıklamada, Gazze’deki son duruma ilişkin bilgi verdi. Kudra, İsrail güçlerinin son 24 saatte Gazze Şeridi’nde 195 Filistinliyi daha öldürdüğünü belirtti.

Sağlık Bakanlığı Sözcüsü, Gazze’de 7 Ekim’den bu yana İsrail saldırılarındaki yaralı sayısının da 55 bin 243’e çıktığını kaydetti.

Paylaşın

MHP’li Yalçın’dan CHP Lideri Özel’e Ağır Hakaretler

MHP Lideri Devlet Bahçeli ve CHP Lideri Özgür Özel arasında yaşanan polemiğe MHP’li Semih Yalçın da katıldı. Özel için “Müptezel, arsız, ayağı Mekap’tan aylarca çıkmamış PKK’lının çorap kokusu” ifadelerini kullanan Yalçın, “Sen partisinin geleceğini PKK’ya ipotek eden politik bir tefecisin” dedi.

Haber Merkezi / Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında ortak bildiriye imza atmayan ve Manisa’da asker cenazesinde provokasyona maruz kalan Özgür Özel için “Böyle giderse sokağa bile çıkamaz” demişti. Özel ise Bahçeli’nin bu sözlerine yanıt olarak, “İyi siyasetçi olabilir ama kötü biri” ifadelerini kullanmıştı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel’i ağır ifadelerle hedef aldı. Özgür Yalçın, şu ifadeleri kullandı:

“Ey CHP’nin eş genel başkanı; iş birlikçi-vesayetçi yüzüne taktığın demokrat maskesi  Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli tarafından indirilip kirli çorapların ortaya serilince, kürsüye çıkıp olanca hiddet, şiddet ve huşunetle saldırıya geçtin. Ama nafile! Retorik içeren ihtiraslı ve gazlı cümleler, seni kurtarmaz. Laf cambazlığı, eleştirileri hakaretle karşılamak, seni temize çıkarmaz. Sen; partinin kongresinde Demirtaş haini başta olmak üzere teröristlere selam yolladın mı, yollamadın mı?

Mazbatalı, kravatlı teröristlerle iş tuttun mu, tutmadın mı? 31 Mart 2024 Yerel Seçimlerinde Dem’in oylarıyla demlenmeye muhtaç olduğun için önlerine halı oldun mu olmadın mı? Cumhuriyet’i kuran CHP’nin şeref ve haysiyetini bölücü terör örgütü PKK’nın siyasi uzantısına çiğnettin mi, çiğnetmedin mi?

Genel Başkanımıza dil uzatıp ‘kötü insan’ deme hadsizliğine soyundun ya, sen nesin peki? Biz senin kim olduğunu tasvir ve tarif edelim, millet de bilsin. Kötü sıfatı, senin gibilere iltifat sayılır. Alçak da senin türünden mürai politikacı taslakları için madalya yerine geçer.

Sen; partisinin geleceğini PKK’ya ipotek eden politik bir tefecisin. Zaten ipotekle kazanılmış belediyeleri kaybetmemek için şehitlerimizin ruhlarına azap etmekten, ailelerinin yüzüne durmaktan çekinmeyen bir arsızsın.

CHP’nin elindeki ipotekli belediyeleri kurtarayım derken Cumhuriyet’i kuran partiyi Kandil’in hızarına vermekten imtina etmeyen bir peşkeşçi, veresiyecisin. Yerel seçimlerde oy avlamak uğruna milletin kutsallarını çiğnemeyi göze alabilen bir tufeylisin.

CHP’yi milletin gözünden de, haysiyetten de düşürmekle kalmayan, batakçı siyasetin cehennem kuyusuna yuvarlayan bir müptezelsin. Seni ve partini o ateş kuyusundan küresel zebaniler ve sömürge cinleri bile çıkaramaz.

Sende düşkünlüğün, vurdumduymazlığın, yüzsüzlüğün, çıkarcılığın ölçüsü seviye bile değil; çukur derekesinde… Sen, kelimenin tam manasıyla çukur bir insansın. Sen, nefesi aylarca ayağı mekaptan çıkmamış PKK’lı teröristin çorabı gibi iğrenç koku yayan pis bir politikacısın!

Teröristi kırk kalıp sabunla yıkayıp aklamak için lafı sabun gibi köpürten, siyasi rakiplerine vıcık vıcık bulaşmaktan zevk alan, kaygan dilli bir demagogsun. Oylarını almak için DEM’ci hainlerin eteğine sarılmaktan başka politika üretemeyen kifayetsiz bir muhterissin!

Yüz yıllık CHP’yi hainler sürüsüne ağız eğmeye mecbur bırakan bir zavallısın. Özgür Efendi! 31 Mart’ta, bu şekilde milletten oy alacağınızı ve PKK militanlarına peşkeş çektiğiniz belediyelerde yeniden hüküm sürmek için seçim kazanacağınızı sanıyorsan, aldanıyorsun! Madem milletle hemdert olmak yerine Kandil meyhanelerinde “DEM” çekmeyi yeğliyorsun. Madem siyasetin mutfağında değil, pazarındasın. Seni ve partini malzeme olarak kullananların masasına gelip sofrasında garnitür ve menü olacağın aşikâr.

“Senin de sonun hüsran olacak”

El Hak! Senin de sonun hüsran olacak. Şayet unutkanlık illetiyle alilsen, hatırlatalım. Esasen, henüz seçim sonuçları hakkındaki bilgiler sıcak ve hafızalarda taze… Kimin ne mal olduğuna, kimin kaç para ettiğine, geride bıraktığımız Cumhurbaşkanı Seçimi ve Genel Seçimlerde herkesi sarraf hassasiyetiyle tartan millet karar verdi. Senin partinin kefesi pek hafif geldi. Senin partinin karnesi de kırık notlarla dolu…

MHP ve Cumhur İttifakı aleyhinde olmadık dümen ve dalavereye tevessül eden, işitilmedik yalan ve iftira kampanyaları düzenleyen, görülmedik ittifak ve iş birlikleri tertipleyerek şeytanı bile şaşırtan sabık genel başkanınız; hırsına yenik düşüp koltuğu sana devretmek zorunda kaldı.

Buna rağmen sen; partinin ve başındakinin yaşadıklarından ibret almayıp eskisinden daha beter, daha sefil, daha aşağılık politik manevralara, manipülasyonlara yelteniyorsun.

Bak, demedi deme Özgür Efendi! Öfkeyle kalkan zararla oturur. Keskin sirke küpüne zarar verir. Boşuna celallenme, beyhude efelenme! Bu millet sana da dersini 31 Mart 2024’te verecek. PKK’nin siyasi acentesiyle ticaret yapmanın zehirli meyvesini sandıkta devşireceksin. O vakit biz, ‘Dersini almış da ediyor ezber.’ türküsünü söyleyeceğiz. Sen ve ‘Kendim ettim, kendim buldum; gül gibi sararıp soldum, eyvah!’ diye ağıt yakacaksın. Ayaktaşlarınsa bu kez faturayı sana çıkaracak ve yeni yüzyılın eş başkanı Badi Ekrem’e koşacak. O da, hizmetten çok poz ve metan gazı verdiği İstanbul’u kaybetmenin ezikliğinden kaçmak için yeni bir maceraya heveslenecek.”

 

Paylaşın

Erdoğan: Şehitlerimizin Kanları Asla Yerde Kalmayacak

100. Yıl TÜBİTAK ve TÜBA Bilim Ödülleri Töreni’nde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Menfur terör saldırılarının kutlu yürüyüşümüzü asla durduramayacağını bilmenizi istiyorum. 12 evladımız şehit oldu. Allah rahmet etsin. Tüm ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyorum. 36 saatte 54 terörist yok edildi. Çünkü şehitlerimizin kanları asla yerde kalmayacak” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, konuşmasında İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarında değinerek, “Saldırılar başlayalı bugün itibarıyla 80 gün oldu. Gözlerimizin önünde insanlığa ait tüm değerler kurşuna dizildi. Stadyumlarda İsrail’in Nazi kamplarını izledik değil mi? Bu nasıl bir iştir? Hitler’den garip garip bahsederlerdi. Sizin Hitler’den ne farkınız var ya. Bunlar bize Hitler’i de aratacak. Netanyahu’nun yaptıklarının Hitler’den geri kalır yanı var mı? Hitler bunun kadar zengin değildi, bu Hitler’e göre daha zengin. Batı’dan ABD’den her türlü destek geliyor.

20 bini aşkın Gazzeliyi bunlar öldürdüler. Mazlumun yanında olan ses Müslüman Türk’ün sesidir. Savaşta bile dokunulmaması gereken hastaneler, okullar, ibadethaneler bombalandı. Gazzeli bilim insanları aileleriyle birlikte şehit edildi. 2,5 milyon insanın kıyıma uğramasını içimiz kan ağlayarak takip ediyoruz. Diplomatik alanda gösterilen onlarca çabaya rağmen yüzlerce Gazzeli’nin öldürülmesine engel olamadık. Bir Müslüman olarak hepsinden önemlisi insan olarak kendi iç dünyamızda bu zulmü engelleyememenin mahcubiyetini yaşıyoruz” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen, 100. Yıl TÜBA ve TÜBİTAK Bilim Ödülleri Töreni’ne katılarak bir konuşma yaptı.

“Bildiğiniz gibi bizim kültürümüzde marifet iltifata tabidir. İyi olanı başarılı olanı ülkemizin önünde yeni yollar açanı ödüllendirmek, takdir etmek görevimizdir. Taltif ve takdir edilen her başarı yeni çalışmaların, başarı hikayelerinin önünü açar. TÜBA ve TÜBİTAK ödülleriyle bunu yapmanın gayretindeyiz. Bilim dünyasına önemli katkılar sunan, gece gündüz demeden çalışan tüm bilim insanlarımızı tebrik ediyorum. 77 bilim insanımız ödüle layık görüldü. Akademi ödüllü bilim insanı sayımız 28’e yükseliyor. Ödül kazanan bilim insanı sayımız 644’e ulaşıyor. 13 telif eserimiz ödül almaya hak kazandı. Ödüllerle birlikte ödül alan eser sayısı 239’a çıkacak.

Yeni umutlar, yeni heyecanlarla 2024 senesini karşılayacağız. Geride bırakmakta olduğumuz 2023 senesi Cumhuriyetimizin 100. yılı olmasından dolayı bizim için özel anlamlar ihtiva ediyordu. Türkiye Cumhuriyeti 100. yaşını tamamlayıp yeni asra yelken açarken geleceğine hiç olmadığı kadar güvenle bakmaktadır. Sadece yakın çevresinde değil bölgesinden başlayarak çok geniş coğrafyada nüfuzu artan bir Türkiye gerçeğinden bahsediyorum. Ekonomisiyle, ticaretiyle, teknolojisiyle her alanda elde ettiği başarılarıyla ülkemiz bölgesel oyuncu olmaktan çıkıp küresel aktör haline gelmektedir. ”

İçinde bulunduğumuz asrın milletin ve devletin asrı olacağından zerre kadar şüphe duymuyorum. Menfur terör saldırılarının kutlu yürüyüşümüzü asla durduramayacağını bilmenizi istiyorum. 12 evladımız şehit oldu. Allah rahmet etsin. Tüm ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyorum. 36 saatte 54 terörist yok edildi. Çünkü şehitlerimizin kanları asla yerde kalmayacak. Elbette her başarı gibi Türkiye’nin başarıları da tesadüf değildir. Elde ettiğimiz kazanımların gerisinde yoğun planlama, uygulama süreci vardır. Ülkemizin yıldızının küresel ölçekli yükselmesinde en büyük payın bilim ve teknolojide yakaladığımız ivme olduğuna inanıyorum.

Biz hiçbir zaman kısa vadeli hedefler peşinde koşmadık. İstikbali şekillendirmenin hedefindeyiz. Bu anlayışla 2002’den itibaren ülkemiz sathında bilim, sanayi, teknoloji ekosisteminin geliştirilmesine özel önem verdik. Bilimsel çalışmaların merkezleri olan üniversitelerin sayısını 76’dan 208’e yükselttik. 208 üniversite ile 81 vilayetin 81’inde üniversitelerimiz var. Şu anda üniversitemizin olmadığı bir ilk yok. Mesele ufku yakalayabilmektir. Sadece belli şehirlerde değil, tüm coğrafi bölgelerimizde güçlü araştırma ve geliştirme girişimcilik ekosistemi inşa ettik.

“İnancın olmadığı yerde başarıdan söz edilemez”

Teknofest’le bu alanda ülkemiz genelinde bir uyanışa vesile olduk. Teknofest kapsamında düzenlediğimiz yarışmalarda seçtiğimiz 3 öğrencimizi Antarktika bilim seferine dahil ettik. TÜBİTAK akademik araştırma geliştirme destek programları kapsamında 31 bin projeye destek sağladı. 68 milyar liranın üzerinde kaynak kullandık. Bilim kültürünün toplumda yaygınlaştırılması için 47 bin projeye 4 milyar lira destek sağladık. Kritik adımlarla Türkiye’yi bilimsel araştırmalarda 21 yıl öncesine göre çok farklı noktaya taşıdık. İnanmak, başarmanın yarısı olarak tarif edilir. İnancın olmadığı yerde başarıdan söz edilemez.

Ödül takdim edeceğimiz bilim insanlarının başarılarını azmin zaferi olarak gördüğümü özellikle belirtmek isterim. Biz de devlet olarak sizleri desteklemeye gayret ettik. İnşallah bundan sonra da sizlere katkı sunmayı, imkanlarımızı sizler için seferber etmeyi sürdüreceğiz. Sizler Türkiye için Türkiye Yüzyılı için çalıştıkça hiç endişeniz olmasın, biz de sizin gibi bilim insanlarına sahip çıkacağız. Fikri ve ilmi boyutu eksik her mücadele yarım kalmaya mahkumdur. Siyasi, ekonomik, diplomatik olarak tam bağımsız Türkiye hedefliyorsak bilimde, teknolojide zirveyi hedeflemek mecburiyetindeyiz. Bunun için herkesin tüm yetişmiş insan kaynağımızın desteğine katkısına ihtiyacımız vardır.

Fikri ve ilmi boyutu eksik her mücadele yarım kalmaya mahkumdur. Siyasi, ekonomik, diplomatik olarak tam bağımsız Türkiye hedefliyorsak bilimde, teknolojide zirveyi hedeflemek mecburiyetindeyiz. Bunun için herkesin tüm yetişmiş insan kaynağımızın desteğine katkısına ihtiyacımız vardır. Bilim insanlarının ülkesine dönerek kalkınma mücadelesine destek vermesi çok önemlidir. Şimdiye kadar 199 lider bilim insanı ülkemize geldi. Lider araştırmacılarımızın projelerinde 408’i doktora olmak üzere 1256 öğrenci ve araştırmacı görev aldı.

Türkiye’nin küresel rolü güçlendikçe ilmi birikimini ve tecrübesini ülkemizde değerlendirmek isteyenlerin sayısı da artacaktır. Gazze krizi sonrasında batının prestijli üniversitelerinde yaşanan utanç verici sahnelerin bir süreci daha da hızlandıracağına inanıyorum. 7 Ekim’den beri çoluk, çocuk, kadının hayatına mal olan İsrail vahşeti turnusol işlevi gördü. AB’den gazeteci örgütlerine ne kadar varsa bu krizde hepsi sınıfta kaldı. Büyük laflar eden kurumların söz konusu İsrail olunca içlerinin tamamen boş olduğunu anladık. Saldırılar başlayalı bugün itibarıyla 80 gün oldu. Gözlerimizin önünde insanlığa ait tüm değerler kurşuna dizildi. Stadyumlarda İsrail’in Nazi kamplarını izledik değil mi? Bu nasıl bir iştir? Hitler’den garip garip bahsederlerdi.

Sizin Hitler’den ne farkınız var ya. Bunlar bize Hitler’i de aratacak. Netanyahu’nun yaptıklarının Hitler’den geri kalır yanı var mı? Hitler bunun kadar zengin değildi, bu Hitler’e göre daha zengin. Batı’dan ABD’den her türlü destek geliyor. 20 bini aşkın Gazzeliyi bunlar öldürdüler. Mazlumun yanında olan ses Müslüman Türk’ün sesidir. Savaşta bile dokunulmaması gereken hastaneler, okullar, ibadethaneler bombalandı. Gazzeli bilim insanları aileleriyle birlikte şehit edildi. 2,5 milyon insanın kıyıma uğramasını içimiz kan ağlayarak takip ediyoruz. Diplomatik alanda gösterilen onlarca çabaya rağmen yüzlerce Gazzeli’nin öldürülmesine engel olamadık. Bir Müslüman olarak hepsinden önemlisi insan olarak kendi iç dünyamızda bu zulmü engelleyememenin mahcubiyetini yaşıyoruz.”

Paylaşın

Davutoğlu: 12 Şehidin Ardından Cumhurbaşkanını Bölgede Gördünüz Mü?

Gelecek – Saadet ortak grup toplantısında konuşan Gelecek Partisi Lideri Ahmet Davutoğlu, “Pençe-Kilit Harekatı 20 ayı doldurdu. Sayın Bahçeli’nin dün bu kürsüden ifadesiyle; kış şartlarında teneke barakalara kim terketti askerlerimizi? Neden yeterli teçhizat verilmedi?” dedi ve ekledi:

“Bakın terörle mücadelenin başında bulunmuş bir kardeşiniz olarak söylüyorum; her çatışmada insan kaybolur, olabilir askerliğin gereği bu. Ama eğer 12 şehit varsa, ben görevde olsaydım ilk sorum şu olurdu; çok kapsamlı bir çatışma mı yaşandı? Bir baskın mı yedik? Eğer kapsamlı bir çatışma yaşanmış ise; bunun öncesinde ve sonrasında o harekatın devam ediyor olması lazım.”

Ahmet Davutoğlu, konuşmasının devamında, “12 şehidimizin üzerinden kaç gün geçti, sayın cumhurbaşkanını bölgede gördünüz mü? Siyasi parti liderlerine cenazeleri dar edebilirsiniz ama siz nerdeydiniz? Biz o cenazelere giderken herhangi bir tahrik değil, şehit annesinin, babasının elini öperken gözlerimiz yaşararak, ağlayarak, acıyı hissederek gideriz.

Şimdi bu sorulara cevap verme vakti: Savunma Bakanlığımız bilirler; her olay olduğunda bütün komutanları ve yerel komutanları toplayarak değerlendirme yapardık biz. Yapsınlar değerlendirmeleri ve açıklasınlar millete. Sıvasız evlerden çıkan cenazelerin boyutlarını açıklasınlar” ifadelerini kullandı.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Gelecek – Saadet ortak grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Davutoğlu’nun konuşmasından satırbaşları şu şekilde:

“Bir hüzün durumundayız. Grubumuzda birçok vesileyle konuştuk ama bugün konuşurken yüreğimizde derin bir sızı, boğazımıza düğümlenen cümleler…

Hasan Bitmez kardeşimiz; ahlakıyla, vakarıyla ve herkese örnek olan o asil duruşuyla bizim sadece Meclis’teki bir milletvekilimiz değil, aynı zamanda her an ve her seferde yüzüne baktığımızda muhabbeti cehli gayreti gördüğümüz bir kardeşimizdi.

Vefatından yaklaşık 1 hafta önce 2 saat kadar birlikte baş başa. Üslubunda nezaket ve kararlılık vardı. Ve bu Meclis kürsüsünde konuşurken, Gazze’deki kardeşlerinin gayretini anlatırken, son nefesinde de tarihin şahitliğine ve Allah’ın huzuruna bütün vicdan sahibi milletvekillerini davet ederken, vuslata kavuştu.

O vuslat ki; hepimizin son anda ahiretimiz hayrola dediğimiz bir vuslat. Son nefestir insanın bütün hayatını özetleyen. Biz bir taraftan hüzün duyuyoruz ama aynı zamanda gıpta ediyoruz. Allah bize de Hasan kardeşimiz gibi son nefeste cehdi, gayreti, mazlumların hakkını savunmayı nasip eylesin.

Hasan Bitmez kardeşimizin mirasını üstlenerek, aramıza katılan Kütahya Milletvekilimiz Ali Fazıl Kasap Bey’e tekrar hoş geldiniz diyorum. Sadece milletvekili olarak bir gruba katılmadı. Bütün değerlerimizle aramıza ve aileye katıldı. Bu anlayışı, fedakarlığı ve demokrasiye yaptığı katkılarından dolayı hem kendisine hem de Cumhuriyet Halk Partisi’ne teşekkürü bir borç biliriz.

İktidarda olmak; halka güzel örnek olmakla ancak yerine getirilebilecek bir vazifedir. Bir hak değil, bir vazifedir iktidarda olmak. Ama maalesef bugünkü iktidar, eylemiyle söylemi farklılaşan, sözüyle davranışları bir türlü örtüşemeyen bir tavır sergiliyor.

Birer birer üzerinden geçelim; yüzleşmekten korkmamamız lazım. Biz niçin günde 5 kez rabbimizin huzuruna çıkıyoruz? Ve kimse yok aramızda; ne ruhban sınıfı ne kilise hiçbir şey yok. Secdeye inerken niçin ineriz? Kendimizle yüzleşmek için. Korkmadan, sadece Allah korkusuyla kendimizle yüzleşmenin adıdır namaz.

Gelin yüzleşelim. Önce 12 şehidimiz… Hepimizi yaralayan günler yaşadık. Sadece şehitlerimizin şehadeti dolayısıyla değil, onların arasında bir kardeşimiz de Gelecek Partisi’nin Manisa Gençlik Kolları’ndandı. Ve Gençlik Politikalar Başkan Yardımcımız bizim adımıza cenazedeydi.

3 konuda ciddi bir sınavdan geçtik hükümet, hepimiz ve maalesef başarılı olamadık. Birincisi; “milli birlik ve beraberliğin unutulmaması gereken günlerdeyiz” diye bir tekerleme var. Herkes bunu söyler. Ama 12 şehidimiz toprağa verilirken, ortak kader bilincimiz, ortak acı bilincimiz, ortak demokratik bilincimiz aynı anda darbe yedi. Gönül isterdi ki; 5 değil, 6 partinin de imza attığı bir metinle “bu ülkenin çocukları kardeştir ve bu ülkenin birliği için toprağa düşen herkes aziz şehitlerimiz mukaddestir ve onların davasına sahip çıkarız” diyebilseydik. Maalesef ortak bir metinde dahi buluşulamamış olması milletimizi derinden yaralamıştır.

Biz Gelecek ve Saadet Partisi grubu olarak o gece, arkadaşlarımız ve grup başkanvekillerimiz çok gayret sarffetiler bir ortak zeminde buluşturabilmek için bütün partileri. Çünkü ne zaman buluşacağız; eğer o acının yaşandığı gün buluşamazsak. Maalesef olmadı…

Önce o ortak bildiride uzlaşacaktık, hepimiz altına imza atacaktık. Şehitlerimizin aziz ruhları adına. Sonra demokratik bilincimiz devreye girecekti ve neden bu şehitlerimiz karın kışın ortasında zor şartlarda oralarda terkedildi diye soracaktık. Ve tabii ortak acıyı yaşayacaktık.

Anadolu’da üniversite bitirmeleri, çok yüksek okul okumaları gerekmeyen bizim Toroslar’ın dağlarında dahi Doğu’nun Batı’nın her yerinde iki konuda mutlak mutabakat vardır. Eğer cenaze varsa her şey unutulur. Kan davası unutulur, borçlar unutulur, küslükler unutulur, her şey unutulur ve cenaze makamında sadece tekbir getirilir.

Bir cenaze namazı kılındı Manisa’da ve sanki siyasi partiler arasında kavga mekanı gibi. Ve maalesef bütün bu günlerde milleti birleştirmesi gereken cumhurbaşkanlığı makamı, neredeyse bundan sonraki cenazeleri de ipotek altına alırcasına “daha ne günler göreceksiniz” tarzında halkı ana muhalefet genel başkanına karşı tahrik etti. Düşmanınız gelse cenazede unutursunuz. Taziye kültürünün bir ahlakı vardır. Bu ahlakı ne zaman kaybettik biz?

Şimdi biz imzamızı attık ortak bildiriye, keşke hep beraber atabilseydik… Cenazelerimizi kaldırdık. Mademki ortak acımızı ve ortak kaderimizi paylaşma görevimiz bitti; şimdi Meclis’te demokratik bilincimizi harekete geçirip soru sorma günüdür. Kimse bu sorulardan gocunmasın. Kimse bu sorulardan kaçmasın, kaçamasın. 12 şehidi hamasetle üstüne örtecek şekilde toprağa vermedik biz.

Pençe-Kilit Harekatı 20 ayı doldurdu. Sayın Bahçeli’nin dün bu kürsüden ifadesiyle; kış şartlarında teneke barakalara kim terketti askerlerimizi? Neden yeterli teçhizat verilmedi? Bakın terörle mücadelenin başında bulunmuş bir kardeşiniz olarak söylüyorum; her çatışmada insan kaybolur, olabilir askerliğin gereği bu. Ama eğer 12 şehit varsa, ben görevde olsaydım ilk sorum şu olurdu; çok kapsamlı bir çatışma mı yaşandı? Bir baskın mı yedik? Eğer kapsamlı bir çatışma yaşanmış ise; bunun öncesinde ve sonrasında o harekatın devam ediyor olması lazım.

12 şehidimizin üzerinden kaç gün geçti, sayın cumhurbaşkanını bölgede gördünüz mü? Siyasi parti liderlerine cenazeleri dar edebilirsiniz ama siz neredeydiniz? Biz o cenazelere giderken herhangi bir tahrik değil, şehit annesinin, babasının elini öperken gözlerimiz yaşararak, ağlayarak, acıyı hissederek gideriz.

Şimdi bu sorulara cevap verme vakti: Savunma Bakanlığımız bilirler; her olay olduğunda bütün komutanları ve yerel komutanları toplayarak değerlendirme yapardık biz. Yapsınlar değerlendirmeleri ve açıklasınlar millete. Sıvasız evlerden çıkan cenazelerin boyutlarını açıklasınlar.

Enes kardeşimiz Manisa’daydı ama Ağrılıydı. Bu mesele Türk-Kürt meselesi değil. Bu acıyla yüzleşmemiz lazım. Bir taraftan terörle mücadele yapacaksınız, diğer taraftan halkı birleştireceksiniz, bölmeyeceksiniz.

Ve tam böyle terörle mücadele yapılırken, 12 Eylül ile yüzleşmemiz gerekirken, 12 Eylül’de terörün nerdeyse kuluçka makinası gibi çalışan Diyarbakır Cezaevi’nde orda dışkı yedirmek kadar adice suçlar işlenirken orada bulunan görevlilerin adlarını okullara vermeyeceksiniz. Çünkü 12 Eylül’de ülkücüler, devrimciler, sağcılar, solcular, islamcılar, Kürtler hepsi birden cezalandırılırken çok insan hakları suçu işlendi.

Diyarbakır Hapishanesi onun için İnsan Hakları Müzesi’ne dönüştürelim demiştim ben. Çünkü çok acılar yaşandı orda. Devlet o devlettir ki terörle mücadele ederken, celal vasfını kullanır, kudret dilini kullanır, halkını kucaklarken şefkat elini merhamet elini kullanır. Sürekli sert bir hamasetle yürüteceğiniz mücadelenin adı terörle mücadele olmaz. Türkiye 40 yıldır bu mücadeleyi veriyor. Daha uzun yıllar bu mücadeleyi vermeyecekse halkı kucaklayacaksınız.

Kime olursa olsun insan hakları suçları işlemiş olanları yüceltmeyeceksiniz. 12 Eylül dahil bütün darbelerin hesabını soracaksınız. 28 Şubat’ın faillerinin adları nasıl verilemezse bir okula, 12 Eylül Diyarbakır Cezaevi’nde yaşanan acıların faillerinin de isimleri okula verilemez. Devleti ve milleti birleştirmenin yolu bu.”

Kızıl Goncalar dizisine destek

Tarikatların hedefinde olan Kızıl Goncalar dizisine dair de yorumda bulunan Davutoğlu, şunları söyledi: Allah aşkına siz bir kurgu dizi ile değil de gerçek hayatın en sefil örneklerinin sergilendiği ATV’deki gündüz programlarıyla uğraşın. Aile ilişkisinde ensest ilişkisi dahil her şeyin konuşulduğu sabahtan akşama yayın yapacaksınız, onun sahibi sayın Cumhurbaşkanı’nın damadının kardeşi olacak.

Gerçek sahibi belli… Oradaki en ufak açık oturumlara dahil müdahale edeceksiniz ama sabahtan akşama kadar aile yapımızı ortadan kaldıran, her türlü rezilliğin gösterildiği sabah kuşağı programlarında kadınlarımızın bütün mahremiyeti ortaya çıkacak şekilde izin vereceksiniz. Oradan rant elde edeceksiniz. Bundan daha büyük bir ahlaksızlık olmaz.

Paylaşın

DEM Parti’den Eleştirilere Sert Yanıt: Halkını Üç Kuruşa Satacak…

Partisinin genel merkezinde açıklamalarda bulunan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “İktidar, asker cenazlerini bile kendisinin bu ülkeyi nasıl yönettiğinin sorgulanmasını engellemek üzerine kullanacak kadar vicdansızca davrandı. Çatışmalarda yaşamını yitiren her gencin acısını yüreklerimizde hissettik” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Çatışmaların derinleştirildiği bir dönemden geçiyoruz. 40 yıldır bu ülkenin dört bir tarafına cenazeler gidiyor, birileri iktidarını korumak için bu çatışmaları körüklüyor. Biz herkesi barış için çalışmaya davet ediyoruz. Bahçeli ve diğerleri, bizleri karanlık odakların hedefleri haline getiren konuşmalar sıraladı. Sizin karşınızda dolandırıcılar, halkını üç kuruşa satacak sizin gibi insanlar yok. Sizin karşınızda bu laflardan korkacak cesaret yoksunu bir parti yok.”

Tülay Hatimoğulları, açıklamasının devamında, “Şeref ve onurdan payesini almayanlara pabuç bırakmayız. Cürmünüz kadar yer yakarsınız, haddinizi bileceksiniz. Bahçeli’nin konuşmalarından nefret ve küfrü çıkarsanız yazacak bir şey bulamazsınız. Bizler çok katledildik, çok tehdit edildik, işkence gördük, çok hapsedildik. Kürt sorununun barışçıl yollarla çözülmesi için çok çaba sarf ettik, bugünlere geldik. Bizi Meclis’e leylekler getirmedi, halk taşıdı. Halkı kin ve nefrete teşvik eden Bahçeli’nin dilinin tarihin en kirli çöp sepetinde yer alacağından hiç kuşkumuz yok” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin genel merkezinde açıklama yaptı. Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre; Hatimoğulları, Cumhuriyetin ikinci yüz yılının ilk bütçe yapım sürecinin tamamlandığını, bütçenin iktidar ile küçük ortağının adaletsiz gelir dağılımını derinleştiren kararlarıyla sonuçlandığını belirtti. Hatimoğulları, bütçe görüşmelerinden sonra gündemlerinin artık yerel seçimler olduğunu ifade ederek, “Yerel seçimlerde bütün vekillerimiz artık kendi sahalarında olacaklar. 7/24 tam takım artık çalışmalarımızı yürüteceğiz” dedi.

Hatimoğulları, iktidar ve küçük ortağının kin ve nefreti diri tutarak ülkede yaşanan ekonomik krizi, açlığı ve yoksulluğu konuşmalarını engellemek istediğini kaydederek, “Çatışmalarda yaşamını yitiren her gencin acısını yüreğimizin derinliklerinde hissediyoruz. Bu çatışmalarda yaşamını yitiren bütün gençlerin ailelerine ve Türkiye halklarına başsağlığı dileklerimizi bir kez daha buradan iletiyoruz. Savaştan, çatışmadan, kandan, ölümden, acıdan, gözyaşından, adaletsizlikten beslenen ve bundan siyaset devşirmek isteyen iktidar ve ortağının bu tutumunu ayrıca şiddetle kınadığımızı belirtiyorum” diye belirtti.

Hatimoğulları konuşmasını şöyle sürdürdü: “Türkiye siyasi ve toplumsal tarihinin çok önemli dönemeçlerinden birini yaşıyoruz. Kürt sorununun çatışmayla, ölümle çözülemeyeceğinin, çatışmaların ve savaşın derinleştirildiği bir evreden geçiyoruz. 40 yıldır bu ülkenin dört bir tarafına cenazeler gidiyor. Birileri iktidarını korumak için bu savaşı ne yazık ki körüklüyor. Bizse bütün bu ölümlere rağmen her zaman döndük ve şunu söyledik; lütfen barış olsun bu ülkede. Bizler, gelin hep birlikte barış için çalışalım dedik ve buradan da sözümüzü yineliyoruz, biz barış için çalışıyoruz ve herkesi barış için çalışmaya davet ediyoruz.

Son asker ölümlerinden sonra Bahçeli efendi başta olmak üzere, iktidarın diğer temsilcileri partimizi, seçmenimizi ve halkımızı tehdit etti ve hedef haline getirmek istedi. Karanlık odakların hedefi haline getiren konuşmalar sıraladı. Bahçeli efendi ve MHP’nin yönlendirilmesiyle konuşan AKP’li beyefendilere sesleniyorum; hele kulağınızı bize verin, sizin karşınızda foncular, dolandırıcılar, halkını, davasını üç kuruşa satacak sizin gibi insanlar yok. Sizin karşınızda bu lafları duyacak, korkacak, ürkecek bilinç yoksunu bir parti yok. Cesaret yoksunu bir parti hiç yok. Yaptığı her konuşmada barış çağrısı yapan Eş Genel Başkanımız Sayın Tuncer Bakırhan ve milletvekillerimizi pespaye bir dille ağza alınmayacak kelimelerle tehdit eden ve kullandıkları bütün lafları kendilerine iade ediyoruz.

Şunu iyi bilin ki şeref ve onurdan payesini almamış olanlara pabuç bırakmayız. Cürmünüz kadar yer yakarsınız, Haddinizi bileceksiniz. Konuşurken karşınızda kimin olduğunu çok iyi bileceksiniz. Bahçeli’nin konuşmalarından kin nefret ve küfür kelimelerini çıkarın, geriye bir şey kalır mı? Sayfanız bomboş kalır. Yazacak iki kelime bulamazsınız. Çünkü sadece küfür ve tehditlerle konuşmasını bilen bir insan. Partimiz tarih boyunca ağır bedellerle bugüne kadar tarih yazarak gelmiştir. Bizler çok katledildik, çok faili meçhullere kurban edildik, çok işkence gördük, çok tehdit edildik, çok yargılandık çok hapsedildik.

Fırtınada büyüyen fidanlar rüzgarla sarsılmaz. Bizler onların estirdiği bu sahte rüzgarla hiç sarsılmayız. Bir adım bile geri durmadık. Adalet eşitlik özgürlük için Kürt sorunun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesi için bir milim sapmadan mücadelemizde dimdik ayakta durduk ve bugüne geldik. Bunun en büyük kanıtlarından biri, şuan hali hazırda devam eden Kobanê kumpas davasıdır. Bakın Kobanê kumpas davasında bizleri hukuksuzca siyasi intikam amacıyla yargılamaya çalışanları, arkadaşlarımız tek tek yargılıyor. Bugün hali hazırda savunmasını sevgili Selahattin Demirtaş yapıyor ve her gün bu iktidarı, bu tekçi ırkçı devlet anlayışını sorguluyor. Sebahat’lar, Figen’ler, Ayla’lar, Gültan’lar… hepsi tek tek bu adaletsiz yargı sistemini ve bu ceberut egemen sistemi yargılıyor.

Sizden korkan sizin gibi olsun. Haddinizi bileceksiniz ve Türkiye’nin milyonlarca yurttaşının oyunu almış bir partiye dil uzatmak aynı zamanda bize oy verenlere ve topluma dil uzatmak demektir. Bizi Meclis’e leylekler getirmedi, bizi Meclis’e halk taşıdı. Sizin aldığınız oyların benzeri bir şekilde bizler de oy alarak seçildik. Bu zehirli ayrıştırıcı kutuplaştırıcı ve suç işleyen hatta halkı kin ve nefrete teşvik eden Bahçeli’nin dilinin, tarihin çöp sepetinde yer aldığından hiç şüphemiz yoktur.

Irak’ın kuzeyinde karın, buzun ortasında naylon çadırlarda savaşa gönderilen yoksul halkın çocuklarıdır. Savaş kararını verenler, ağzından çıkan her kelimesi kanla karışık olanlar çocuklarını askere göndermiyor. Yakınlarını askere göndermiyor. Onlar sırça köşklerinde, sıcacık evlerinde zevk ü sefa içinde yaşarken, o kerpiç evlerde oturan yoksul ailelerin çocukları sınırın ötesinde neyle karşılaşacaklarını bilmedikleri yerlere gönderiliyor.

Bizler DEM Parti olarak dedik ki; sınır ötesi operasyonları derhal durdurun. Libya’da, Irak’ta. Suriye’de ne işiniz var dedik. İktidar bundan acayip rahatsız oldu. Her seferinde ‘sınırı, sınırın ötesini de koruyacağız’ diyerek Türkiye’yi daha güvenliksiz hale getirdiler. Biz bir kez daha soruyoruz, hakikaten ne işiniz var? Güvenlik dedikçe, sınırlarımız dünyanın en güvenliksiz sınırları haline gelmiş durumdadır. IŞİD’i, El Nusra’yı Kürtlerin yerine ikame ederek, Kürtlerin yerine onları komşu olmaya addederek, sınırlarımız dünyanın en güvensiz sınırları haline geldi. Bun kim yaptı? Şu anki iktidar ve karar vericiler yaptı.

Dünyanın en garantili, en güvenli olan şeyi barıştır. Ancak ne yazık bu iktidar barış siyasetinden uzaklaşalı çok oldu. Bu ülkenin kanayan yarası; Kürt sorununa her daim dedik ki gelin çözüm bulalım. Bu ülkeye en büyük zararı veren, bölen, çatıştıran; ‘Kürt yoktur, Alevi yoktur, bu halk tektir tek ırktır’ diyen ve ‘tek dille konuşmak zorundasınız’ diyen anlayışın kendisidir. Bu ülkede yaklaşık 40 yıldır çatışmalar devam ediyor. Bugüne kadar ne çözüldü? Her gelen asker cenazesinde, her gelen Kürt cenazesinde anaların gözyaşları aynı renk akmadı mı? Fosilleşmiş, yüreği nasırlaşmış, organize kötülük şeflerinin umurunda değil. Onlar birer rakam değil, birer hayat. Onların her birinin bir sevdiği, bir ailesi var. Onlar yitip gidiyor ama AKP ve MHP bundan siyaset devşirmeye çalışıyor. Ant olsun ki kan kusan siyasetinize rağmen bizler bu ülkede en güzel barışı tesis edeceğiz.

Kürt sorununun çözümü için devlet 93’te Özal üzerinden temaslarda bulundu, 96’da Erbakan temasta bulundu. O dönemin başbakanıydı. 97’de Genelkurmay doğrudan ilişki kurdu. 99’da Genelkurmay devlet adına yüz yüze temaslarda bulundu. 2000 ve 2005 yılları arasında askeri kanat sürekli görüşmeler yaptı. 2005’ten sonra 2010 ağırlıklı olmak üzere MİT bu görüşmelerde aktif rol adlı. MİT’in yanında çeşitli bakanlıklar ve bürokratlar görev aldı. Geçmiş dönemde başbakan ve ulaştırma bakanı olarak görev yapan Binali Yıldırım, 2010 yılında Van ziyareti sırasında yaptığı konuşmasında ‘Bu savaşın bütçesi 1 trilyon dolar. 40 bin insanımızı kaybettik’ demiş. ‘Sona ersin, bu çıkmaz yoldur’ demiş.

Şimdiki Meclis Başkanı’nın 14 Eylül 2013 tarihinde Bursa’da yaptığı konuşmasında ‘28 yıllık süreçte Türkiye’de yaklaşık 50 bin insan yaşamını yitirdi. Yaşananların ülke ekonomisine tahmini maliyetinin en azını söylüyorum, 1 trilyon 144 milyon. Dolar olarak da baktığımızda; 620 milyar dolar. Bu parayla Türkiye’nin bugün var olan tüm ailelerinin hepsine araba ve ev alabilirdik’ demiş. Peki bütün bu görüşmeler, bütün bu konuşmalar yanlış mıydı? Hayır yanlış değildir, bilakis hepsi dosdoğruydu. Ve olması gereken de bu zaten. Kürt sorunu hamasetten daha büyük bir meseledir. Bahçeli zihniyetine kalsa 10 milyonlarca Kürt’ü bu ülkeden sürecek. Fakat bunun hayal olduğunu devlet biliyor.

Değerli yurttaşlarımız, bu iktidar ve ortağı çözüm değil, intikam peşinde. En son DEM Parti Gençlik Meclisi Kongresi’nin çıkışında çok sayıda genç gözaltına alındı. Gözaltılar bitmedi, ertesi günler de devam etti ve yine aynı günlerde yine intikam amaçlı Rojava’ya, Kuzey ve Doğu Suriye’ye hunharca saldırılar düzenlendi. Dışişleri Bakanı, bu saldırılarda tek bir sivilin dahi katledilmediğini söylemişti. Eski MİT müsteşarı, kaç sivilin katledildiğini bizden daha çok iyi biliyor. Rakamlar onda mevcuttur. Sadece son birkaç günde Rojava’da buğday siloları, tekstil atölyeleri ve fabrikaları, matbaalar, sivil alanlar vuruldu. Buradan eski MİT müsteşarı ve şimdiki Dış İşleri Bakanı’na soruyoruz; burada asker mi yaşıyordu? Burada silahlı unsurları mı matbaa işletiyor ve tekstil atölyesini çalıştırıyor? Burada yaşayan Kürt sivil halkın öldüğünün, öldürdüğünü bilmeyecek kim vardır bu ülkede ve bu dünyada? Bunu bir kere daha kendilerine hatırlatıyoruz.

Filistin halkı için döktüğümüz gözyaşını Kürt halkı için de dökmemiz gerekiyor. Bir ümmet olmanın da ötesinde insanlık adına ve savaş karşıtlığı adına da Filistin için döktüğümüz gözyaşını mazlum Kürt halkı için de, Rojava’da katledilen Kürt halkı için de dökmeliyiz. Buradan Türkiye’de bütün siyasi partilere, demokrasi güçleri ve siz değerli halkımıza sesleniyorum; Türkiye halklarının vicdanı eminim bu sese kulak verecektir. Savaş sevicilerine lütfen kulaklarımızı kapatalım, onlar gerçekleri gizliyorlar. Kendilerine safahat ve yoksulu emekçi halka ölümü ve cefayı reva görüyorlar. Kendileri para pul içinde, zenginlikler içinde offshore hesapları ile gemicikleriyle yurtdışında yedi cetlerine kadar sermaye biriktirdiler ama yoksul halk çocuklarının ve Türkiye halklarının çocuklarını ölüme terk etmeyi uygun buluyorlar.

MHP Lideri Bahçeli’ye tepki

Şerefli olmak yoksul halkın gencecik evlatlarının ölümünü seyretmek midir? Yoksa bu gençlerin ölümünü engelleyecek siyaseti ortak bir akılla üretmek midir? Şerefli olmak gençlerin yaşamasını istemek midir, onurlu olmak Türk’ün, Kürt’ün Alevi’nin, Sünni’nin, özgürce barış ortamında yaşamasını eşit yurttaşlık temelinde yaşamasını talep etmekte midir?

İşte Bahçeli oturacak, kendini şeref temsilinden geçirecek. Bizim ismimiz sürekli değişiyorsa dönüp o parlamento kendine bakacak. O zaman ismimizin değişmesinin nedenini görecek. İsmimiz hukuksuzluklardan dolayı değişti. İsmimizi sürekli değişime mahkum edenler 12 kez partimiz kapatmaya yeltenenlerdir. İsmimizin değişiminde aynı zamanda ‘ben muhalefetim’ diyen ama partimize dönük açılan kapatma davası dahil olmak üzere bizler üzerindeki baskılara seyirci kalanlardır. Onlar sırtlarını 90’lı yılların karanlık tarihine dayamış. Biz, desteğimizi gücümüzü halkımızdan aldık. Sırtımızı da halkımıza dayıyoruz. Bu böyle biline. Muhalefet, ne yazık ki önemli bir bölümü, söz konusu biz olunca eşitleniyor. Umarız ki bu eşitlik bozulur, umarız ki muhalefetin diğer kesimlerinin aklı başına gelir. Umarız 90’ların zihniyetini taşıyan bu anlayışların zihniyeti de derhal değişir.”

Paylaşın

Akşener, DEM Partiyi Hedef Aldı: Meşruiyeti Yoktur

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Meral Akşener, “Terörle mücadelede bile hamasetin arkasına sığınan bir güçle mücadele ediyoruz. Terörü bitirdik diye millete yalan söyleyen bir büyük basiretsizlikle mücadele ediyoruz” dedi ve ekledi:

“Sadece iktidarla değil haine hain diyemeyen riyakarlarla da, koltuk meraklısı fırsatçılarla da mücadele ediyoruz. Adı sürekli değişen, terörist başına duyduğu sevdası bir türlü değişmeyen sözde siyasi partinin siyasi meşruiyeti yoktur.”

Akşener, konuşmasına, “Terörü aklamaya kalkanların gazi meclisimizde yeri yoktur. Öcalan Kürtlerin bir değeridir diye yapılan açıklamaların da bu vatanın hiçbir evladında karşılığı yoktur. Kürtler, elinde on binlerin kanı olan bir teröristle bile anılamayacak değerlidir. Kürtler bu ülkenin has ve şerefli evlatlarıdır. Belli ki unutulmuş. Kürtlerin bir değeri diye anılmak istenen bu cani, binlerce masumun canına kıydı. Bu mudur Kürtlerin değeri? Bu cani beşikte uyuyan bebekleri katletti” ifadeleriyle devam etti.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin Meclis’teki grup toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulundu. Akşener’in, açıklamalarından satır başları şöyle:

“30 Aralık’ta Sinan Ateş’in katledilişinin sene-i devriyesi. Bir yıl boyunca katillerinin kim olduğu bir türlü bulunamadı. Umarım bundan sonra ortaya çıkar. Ayşe Ateş sadece katledildiği gün acısını paylaşacağı bir açıklama yapacak. İYİ Parti kimliğiyle değil, arkadaşlarımın orada bulunmasını talep ediyorum. İnsan olarak orada olacaksınız. Mekanı cennet olsun Ateş’in. Bir yıl sonra bizlerin gayretiyle de katledenler ortaya çıkarılabilir.

Terörle mücadelede bile hamasetin arkasına sığınan bir güçle mücadele ediyoruz. Terörü bitirdik diye millete yalan söyleyen bir büyük basiretsizlikle mücadele ediyoruz. Sadece iktidarla değil haine hain diyemeyen riyakarlarla da, koltuk meraklısı fırsatçılarla da mücadele ediyoruz. Adı sürekli değişen, terörist başına duyduğu sevdası bir türlü değişmeyen sözde siyasi partinin siyasi meşruiyeti yoktur.

Terörü aklamaya kalkanların gazi meclisimizde yeri yoktur. Öcalan, Kürtlerin bir değeridir diye yapılan açıklamaların da bu vatanın hiçbir evladında karşılığı yoktur. Kürtler, elinde on binlerin kanı olan bir teröristle bile anılamayacak değerlidir. Kürtler bu ülkenin has ve şerefli evlatlarıdır. Belli ki unutulmuş. Kürtlerin bir değeri diye anılmak istenen bu cani, binlerce masumun canına kıydı. Bu mudur Kürtlerin değeri? Bu cani beşikte uyuyan bebekleri katletti.

Buradaki asıl sorun ne Türkiye ile ne Türk milleti ne de Kürtlerle hiçbir bağlantısı bu uzaktan kumandalı değil, bunlara bu cüreti verenler. Asıl sorun, bir belediye kazanmak uğruna teröristin mektubunu okutanlardır. Oy uğruna şekilden şekilde giren partiler, kimi kapının arkasında kimi de kapının önünde yapılan diplomasiler, her seçim öncesinde kapılarında paspas olan siyasetçilerdir.

Buradan iktidara seslenmek istiyorum. Önümüzde yerel seçimler var. Madem terörle mücadele etmek istiyorsunuz, terörle iltisaklı kişilere engel olun. Samimiyseniz kayyum meselesi üzerinden gizli pazarlıkları bırakın. Milletimizi Karagöz Hacivat oyunuyla oyalamayın. Bir kişinin aday olması içinden güvenlik soruşturması var. Önümüzdeki seçimler bir milat olsun. YSK milletimizin önüne terörle iltisaklı kişileri çıkarmasın. Rahatsızlığınızda ciddiyseniz kürsüde şikayet etmek yerine gereğini yapın. Biz varız hodri meydan.

Bir yanda DEM’lilere sevimli görünmek için çabalayanlar, HÜDA PAR’lılara anayasa konuşmasına susanlar var. Herkes sussa da biz İYİ Parti olarak asla susmayacağız. Bu ikiyüzlü tiyatroya asla sessiz kalmayacağız. Devletimizin bütünlüğüne Türklüğümüze dil uzattırmayacağız. Türk Mileti için vasata mahkumiyet bitmiştir. Seçim için yalakalık yapanların devri bitmiştir. Haine hainliğini, çakalın çakallığını teslim etme vaktidir.

Çocuklarımızın eşit şartlarda yetişmesini sağlamak, çağın gereklerine göre eğitim vermek şarttır. Milletin istikbali için hayati öneme sahip bir sorumluluk cemaatlere devredildiğinde ne olur biliyor musunuz? Ortaya paralel bir eğitim sistemi çıkar. Tercih hakkı çocuğun elinden alınır, cemaatin eline teslim edilir. Siz belli ki yaşadıklarımızı çabuk unutmuşsunuz. FETÖ sınavından belli ki siz hiç ders almamışsınız. Belli ki kendinize hiç vazife çıkartmamışsınız.”

Paylaşın

Can Atalay Kararının Gerekçesi Açıklandı: AYM Kararları Bağlayıcı

Gezi Davası’ndan cezaevinde bulunan Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay milletvekili Can Atalay’a ilişkin ikinci kararının gerekçesini açıklayan Anayasa Mahkemesi (AYM), “Herhangi bir yargısal makamın AYM kararlarının bağlayıcılığını tartışma yetkisi verilmediği” vurguladı.

Haber Merkezi/ Anayasa Mahkemesi (AYM), Can Atalay’la benzer durumda olan Ömer Faruk Gergerlioğlu ve Leyla Güven hakkında AYM’nin vermiş olduğu kararlarına daha önce Yargıtay Ceza Kurulu’nun uyduğunun da altını çizerek bu konuda “bağlayıcılık” olduğuna işaret etti.

AYM, kararında, “Kamu gücü eylemi, işlemleri ve ihmallerinin Anayasa’ya uygunluğu kesin ve bağlayıcı olarak karara bağlama yetkisi münhasıran Anayasa Mahkemesine aittir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru yoluyla bir temel hak ve özgürlüğün ihlal edildiğine karar verdiğinde herhangi bir merciin bu kararın Anayasa’ya veya kanuna uygun olup olmadığı incelemesi ve yetersizliği yok” ifadelerine yer verdi.

Anayasa Mahkemesi (AYM), hakkında iki kez hak ihlali kararı vererek tahliyesine hükmettiği Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay’la ilgili son kararının gerekçesini açıkladı.

2010 yılında yapılan anayasa değişikliğiyle AYM’ye bireysel başvuru imkanının getirdiği belirtilen kararda “Yapılan düzenlemeyle bireysel başvuruları inceleme görevi verilmek suretiyle Anayasa Mahkemesi’ne özgürlükleri koruma ve yükseltme misyonu da yüklenmektedir” ifadeleri yer aldı.

Karara AYM üyeleri İrfan Fidan, Muhterem İnce ve Muammer Topal’ın ortak ‘karşı oy’ gerekçesi yazdı. Gerekçeli kararında süreci ve ilk kararın uygulanmamasının hukuksuzluğunu anlatan AYM, Yargıtay’a da kendi kararıyla yanıt verdi.

Yüksek Mahkeme, bireysel başvurular üzerine verdiği kararların Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 28.04.2015 tarihli kararına atıf yaptı:

“Anayasa Mahkemesi’nin diğer kararları gibi, bireysel başvuruları inceleyen bölüm kararları da yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlamaktadır. Bu itibarla Anayasa Mahkemesi’nin emsal niteliğindeki bu kararı karşısında mevcut içtihadların yeniden gözden geçirilmesi gerekmiştir.’ şeklinde açıklandığı üzere Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı ve içtihadi anlamda yol gösterici niteliği tartışmasızdır.”

AYM, akşam saatlerinde de Can Atalay dosyasına ilişkin web sitesinden açıklama yapmış, “Yargıtay’ın Anayasa hükümlerini gözardı ederek verdiği kararla şekillenen süreç Anayasa’nın sözüne açıkça aykırı” demişti.

Ne olmuştu?

Anayasa Mahkemesi, 14 Mayıs 2023 seçimlerinde TİP Hatay Milletvekili seçilen Can Atalay’ı, milletvekili seçilmesine rağmen tahliye edilmemesinin “seçilme hakkı” ile “kişi hürriyeti ve güvenliği” haklarının ihlal edildiğine hükmetmiş ve İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne, Can Atalay’ın tahliye edilmesi için gerekçeli kararı göndermişti.

Kararı inceleyen İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, yetkinin kendilerinde olmadığını öne sürerek, dosyayı Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ne sevk etmişti.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Anayasa’nın açık hükümlerine rağmen Can Atalay hakkında tahliye kararı verilmeyeceğine hükmetmiş ve Can Atalay hakkında hak ihlali kararına imza atan AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunulması yönünde karar vermişti.

Can Atalay’ın avukatları bu durum üzerine AYM’ye ikinci bir başvuru yapmış ve Atalay’ın “bireysel başvuru” hakkının da ihlal edildiğine dikkat çekmişti.

21 Aralık’ta ikinci kez Can Atalay’ın dosyasını görüşen AYM, Can Atalay’ın seçilme hakkının ihlal edildiğine oy çokluğuyla, ilk AYM kararının uygulanmayarak Can Atalay’ın tahliye edilmemesi sebebiyle bireysel başvuru hakkının ihlal edildiğine ise oybirliğiyle karar vermişti.

Paylaşın

İsveç’in NATO’ya Üyeliğinde Yeni Gelişme: Dışişleri Komisyonu’nda Kabul Edildi

İsveç’in NATO’ya (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) kabulüne ilişkin teklif, AK Parti, MHP ve CHP’nin oylarıyla TBMM Dışişleri Komisyonu’nda kabul edildi. Teklife, İYİ Parti hayır oyu verirken, DEM Parti ise oylamaya katılmadı.

Haber Merkezi / Üyeliğin onaylanması için düzenlemenin komisyonda kabulünden sonra TBMM Genel Kurul’da oylanması şartı bulunuyor. Oylamaya katılanların yarıdan bir fazlasının oyu aranıyor.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un imzasıyla teklif haline getirilen protokol 25 Ekim’de TBMM Dışişleri Komisyonu’na havale edilmişti.

Komisyonda konuşan Dışişleri Bakan Yardımcısı Burak Akçapar: İsveç makamlarının her talebimizi hemen yerine getirmesi maalesef gerçekleşmiyor. Bu bir süreç. 5 yıl önce hayal bile edilemeyecek mevzuat değişikliklerini hayata geçiriyorlar. Akçapar, “Askeri-stratejik açıdan, İsveç’in de NATO’ya dahil olmasıyla, kuzeyde güvenlik boşluğu kalmayacak” dedi.

CHP Milletvekili Kani Beko söz alarak “Bizim muhatabımız İsveç mi, AB mi, ABD mi? Somut adımlar atılmazsa, kabul etmeyelim üyeliği. Bence ABD de F16 meselesinde topu kongreye atıp, kabul etmedi kongre diyecek” ifadelerini kullandı. Daha sonra söz alan CHP Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı ise “Az önce, bakanlığın dili değişmiş dedik ama aslında iktidarın dili değişmiş” dedi.

MHP’nin temsilcisi Kamil Aydın ise, “Siyasi duruş kendini göstermeli, önce ülke ve millet diyeceğiz, sonra parti” dedi. İsveç’le ilgili sürecin bu komisyonda verilen kararla sonlanmayacağını, Genel Kurul’da ve pek çok mecrada devam edeceğini belirten Aydın, sürecin iç siyasete malzeme edilmesini eleştirdi ve “Önce ülkenin alî menfaatleri” dedi.

İktidarın seçim öncesinde bu konuyu siyaset malzemesi olarak kullandığını hatırlatan İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu, hükümet ve muhalefetin milli güvenliği ilgilendiren konularda uzlaşması gerektiğini söyledi. NATO’nun gelişmesine prensip olarak karşı olmadıklarını söyleyen Zorlu, “Güvenliğimizi önce kendi sınırlarımızda sağlamakla sorumluyuz” dedi.

İsveç’in NATO üyeliği konusu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Joe Biden arasındaki son görüşmede de gündeme gelmişti. Erdoğan, Biden’ın kendisine “F16 modernizasyonuna ilişkin onay süreci ile İsveç üyeliği sürecini eş zamanlı yürütmeyi” teklif ettiğini aktarmıştı.

İki ülkenin NATO’ya başvurusu

Rusya’nın Ukrayna işgalinin ardından İsveç ve Finlandiya, NATO’ya katılım başvurusu yaptı. Ancak Türkiye, iki ülkenin Ankara’nın “terörist olarak nitelendirdiği grupları koruduğu” gerekçesiyle itirazda bulundu. Finlandiya’nın üyelik başvurusunu nisan ayında onay veren Türkiye, Macaristan ile birlikte İsveç’e henüz onay vermiş değil.

“NATO’nun operasyon kabiliyeti gelişecek”

ABD’den yapılan açıklamada ise TBMM Dış İlişkiler Komisyonunda İsveç’in NATO’ya üyeliğine ilişkin teklifin kabul edilmesini memnuniyetle karşılandığı belirtildi. Bakanlık açıklamasında, “Başkan Biden, uzun zamandır Türkiye’nin F-16 filosunun modernizasyonuna verdiği açık desteği sürdürmektedir ki bu durum NATO’nun operasyon kabiliyetini geliştirecektir” ifadelerine yer verildi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Ankara’ya F-16 satışına ilişkin Kongreye resmi bildirim yapılıncaya kadar bu tür dış silah satım süreçlerine ilişkin açıklama veya yorum yapamayacaklarını da belirtti.

Paylaşın

Akademik Özgürlük Endeksi: Türkiye, 179 Ülke Arasında 166. Sırada

Türkiye, dünya genelinde akademik özgürlükleri ölçmeyi hedefleyen Akademik Özgürlük Endeksi’nde (AFI) 179 ülke arasında 166. sırada yer aldı. Türkiye’nin hemen üstünde Mısır; altında ise İran yer alıyor.

Akademik Özgürlük Endeksi’nin 2002-2022 arasındaki verilerine bakıldığında Türkiye’nin 2016 yılında çok sert bir düşüş yaşadığı ve bu durumun devam ettiği görülüyor.

2002’de 0,55 olan Türkiye’nin puanı 2004’te 0,56 ile en yüksek değere ulaştı. 2010 yılına kadar benzer seviyede seyreden endeks 2010’da 0,47’e düştü. Bu tarihten sonra kademeli düşük görülürken 2015’e 0,3o’a kadar geriledi.

15 Temmuz darbe girişimin yaşandığı 2016 yılında ise Türkiye’nin akademik özgürlük karnesi çok sert bir düşüş ile 0,08’e geriledi.

Akademik Özgürlük Endeksi (AFI) 2023 raporu yayınlandı. Rapor, Aralık 2022 durumunu yansıtıyor. Euronews Türkçe‘nin aktardığına göre Türkiye’nin 2022 puanı 0,084. Türkiye bu puan ile 179 ülke arasında 166. sırada yer alıyor.

AFI ülkeleri “en iyi yüzde 10”dan başlayarak “en kötü yüzde 10”da sona eren 10 gruba ayırdı. Türkiye “en kötü yüzde 10” grubunda yer alıyor. Bu grup akademik özgürlüklerin en çok kısıtlandığı ülkeleri gösteriyor.

Bu grupta puan sıralamasına göre şu ülkeler yer alıyor: Küba, Ruanda, Mısır, Türkiye, İran, Nikaragua, Çin, Suudi Arabistan, Güney Sudan, Ekvator Ginesi, Bahreyn, Suriye, Belarus, Türkmenistan, Eritre, Burma/Myanmar, Kuzey Kore.

Bu ülkelerin büyük bir kısmı insan hakkı ihlalleri ile anılıyor. Türkiye’nin hemen üstünde Mısır; altında ise İran yer alıyor.

Dünyada akademik özgürlüğün en yüksek olduğu ülkeler ise şöyle: Çekya, Estonya, Belçika, İtalya, Almanya, Honduras, Lüksemburg, Letonya, Finlandiya, Arjantin, Slovakya, İsveç, Şili, Jamaika, Peru, İspanya, İsrail, Nijerya, Slovenya. Bu ülkelerin tamamı “en iyi yüzde 10”luk grupta yer alıyor.

İsveç’teki Göteborg Üniversitesi Demokrasinin Çeşitleri Enstitüsü (V-Dem) ile Almanya’daki Friedrich Alexander Üniversitesi Erlangen-Nürnberg Akademik Özgürlük Endeksi (AFI) dünyada akademik özgürlüğü ölçmeyi hedefliyor. Şu beş temel göstergeye dayanarak filli akademik özgürlük düzeyini değerlendiriyor:

Araştırma ve öğretme özgürlüğü
Akademik değişim ve yayma özgürlüğü
Kurumsal özerklik
Kampüs bütünlüğü
Akademik ve kültürel ifade özgürlüğü

AFI, dünya çapında farklı ülkelerden 2 bin 197 uzman tarafından yapılan değerlendirmelere, standartlaştırılmış anketlere ve V-Dem projesi tarafından uygulanan istatistiksel modellere dayanıyor. V-Dem projesi, demokrasinin çeşitli boyutları hakkında kapsamlı veri ve analizler üretiyor.

Endeks 0 ile 1 arasında değişiyor. 1 özgürlüğün en iyi durumda olduğunu gösterirken 0 özgürlüklerin kısıtlandığına işaret ediyor.

Paylaşın