Yerel Seçimler: AK Parti’nin İstanbul Adayı Murat Kurum

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimlerde AK Parti’nin İstanbul için adayının Murat Kurum olduğu kesinleşti. AK Parti İstanbul Milletvekili Murat Kurum’un ekibiyle adaylık konuşması ortaya çıktı.

Haber Merkezi / Murat Kurum’a İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olduğu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kendisine tebliğ edildiği belirtildi.

Sosyal medyada paylaşılan videoda Murat Kurum, “Bu yola ekibimizle, arkadaşlarımızla çıkacağız. 16 milyon İstanbullu için çıkacağız. İstanbul’un bu karmaşasını, düzensizliğini, insanlarımızın deprem riski kaygısını hep birlikte ortadan kaldırmak için tüm ekibimizle, tüm arkadaşlarımızla sokak sokak, mahalle mahalle dolaşacağız” dedi.

Murat Kurum kimdir?

1976 yılında Ankara’da dünyaya gelen Murat Kurum, 1999 yılında Selçuk Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Yüksek Okulu İnşaat Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldu.

2005 yılına kadar çeşitli kurumlarda görev alan Kurum, 2005-2006 yılları arasında Ankara TOKİ Uygulama Daire Başkanlığı’nda uzman statüsünde yer aldı. 2006 yılından 2009 yılına kadar TOKİ İstanbul Uygulama Daire Başkanlığı’nda İstanbul-Avrupa Yakası Uygulama Şube Müdürlüğü görevini üstlenen Murat Kurum, 2009-2012 yıllarında da Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’nda uzman olarak görev aldı.

2009 yılından bu yana TOKİ’nin ortağı niteliğindeki Emlak Konut GYO A.Ş. Genel Müdürlük görevini sürdüren Murat Kurum evli ve 2 çocuk babasıdır. 2009 – 2018 yılları arasında T.C. Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı iştiraki Emlak Konut GYO AŞ Genel Müdürlüğü ve Yönetim Kurulu Üyeliği görevlerinde bulundu.

2018 – 2023 yılları arasında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı olarak görev aldı. 14 Mayıs 2023 seçimlerinde AK Parti’den 28. Dönem İstanbul Milletvekili seçildi.

AK Parti’nin İstanbul’daki seçim şarkısı belli oldu

Öte yandan AK Parti İstanbul İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe, yerel seçimde kullanacakları şarkıyı sosyal medya hesabından paylaştı. Azer Bülbül’ün “Çoğu Gitti Azı Kaldı” şarkısı, “Çoğu Bitti Azı Kaldı” ismiyle seçime uyarlandı.

Sözü Halil Gökkaya’ya, müziği İhsan Noyan’a ait seçim şarkısının sözleri şu şekilde:

“Aşkımız erdi bahara / Kışı bitti, yazı kaldı / Kapandı yıllanmış yara / Çoğu bitti, azı kaldı / Kapandı yıllanmış yara / Çoğu bitti, azı kaldı / Sevin, İstanbulum, sevin / Bu mutluluk hakkın senin / Gönlümüzde hasretinin tadı kaldı, tuzu kaldı / Çoğu bitti, azı kaldı / Gönlümüzde hasretinin tadı kaldı, tuzu kaldı / Çoğu bitti ey, azı kaldı / Yandık sevda ocağında / Hep gül olsun kucağında / Bu şehrin her sokağında / Aşkımızın hey, izi kaldı”

Paylaşın

CHP’nin Tavrı İstanbul’da DEM Parti Seçmenin Yönünü Belirleyecek

Rawest Araştırma Direktörü Roj Girasun, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimine ilişkin yaptığı değerlendirmede, DEM Parti seçmenin Ekrem İmamoğlu’na oy vermesi için CHP’nin tavrının önemli olduğunu vurguladı.

Roj Girasun, “DEM Parti mesela ‘tavşan aday’ çıkarırsa, seçmeni hiç küçümsenmeyecek oranda CHP’ye oy verebilir. Bunun yanında CHP’nin tavrı da etkili olacak. Mesela, Selahattin Demirtaş’ın babası vefat etti ve cenazeye katılamadı, İmamoğlu ise bir taziye mesajı yayınlamaktan çekindi. Bu konuşuluyor” dedi ve ekledi:

“Herkes biliyor ki, İmamoğlu seçimleri Kürtler sayesinde kazandı. Bu kadar insani bir durumla ilgili açıklama yapmaktan yüksünen, son seçimlerde İYİ Parti’yle beraber görüntü vermiş bir ismin Kürtlerden oy alma konusunda argümanları daha zayıf olacaktır.”

Turkey Recap, 21 uzmana 2024 yılında Türkiye’yle ilgili neler beklediğini sordu. Rawest Araştırma Direktörü Roj Girasun, İstanbul’da tablonun 2019’dakinden farklı olduğuna dikkat çekti.

Girasun, “Daha önce İstanbul’da CHP’li adayların genel seçimlerin üzerinde oy alabildiklerini biliyoruz. Son seçimlerde de Recep Tayyip Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğlu’nun 4 puan gerisindeydi. İstanbul’da seçime 2019 seçimlerinin denklemiyle gitmiyoruz. Çok oy kaybetmiş, daha zayıf bir iktidar var; bunun karşısındaysa yerel ittifakın sahibi bir CHP var. Bir de iktidar kompozisyonu karşısında biraz daha bloklaşmış ve netleşmiş bir seçmen var” dedi.

Seçim öncesin partilerin tutum, politika ve seçim kampanyaları gibi konuların nasıl şekilleneceğini dair çok sayıda belirsizlik olduğuna dikkat çeken Girasun, şunları söyledi:

“İstanbul’da bir tarafta yüzde 53’lük, diğer taraftaysa yüzde 47’lik bir havuz var. Bu yüzde 53’ün ne kadarını İmamoğlu’nun alacağını muhalif partilerin tutumu ve adayları belirleyecek. DEM aday çıkaracak mı, çıkaracaksa nasıl bir aday çıkaracak? Sadece aday çıkarmakla mı kalacak, net ve güçlü bir politik kampanya da yürütecek mi? İYİ Parti’nin çıkaracağı aday nasıl bir profilde olacak, Millet İttifakı’ndan oy almak hedeflenecek mi yoksa daha önce CHP’ye oy veren seçmene mi yönelik olacak? Saadet, Gelecek, DEVA partileri AKP’den ne kadar oy alacak? AKP’nin adayı kim olacak?

Bu kadar belirsizlik varken, DEM Parti ve İYİ Parti’nin desteği olmadan da İmamoğlu’nun İstanbul’u kazanma ihtimali var. Sayılara baktığımızda DEM ve İYİ’nin oylarının olmaması kesin kaybettiriyor ama yerel seçimlerde denge ve denklem farklı bir şey.”

“İmamoğlu, bir taziye mesajı yayınlamaktan çekindi”

DEM Parti seçmenin Ekrem İmamoğlu’na oy vermesi için CHP’nin tavrının önemli olduğunu vurgulayan Roj Girasun, “DEM Parti mesela ‘tavşan aday’ çıkarırsa, seçmeni hiç küçümsenmeyecek oranda CHP’ye oy verebilir. Bunun yanında CHP’nin tavrı da etkili olacak. Mesela, Selahattin Demirtaş’ın babası vefat etti ve cenazeye katılamadı, İmamoğlu ise bir taziye mesajı yayınlamaktan çekindi. Bu konuşuluyor.

Herkes biliyor ki, İmamoğlu seçimleri Kürtler sayesinde kazandı. Bu kadar insani bir durumla ilgili açıklama yapmaktan yüksünen, son seçimlerde İYİ Parti’yle beraber görüntü vermiş bir ismin Kürtlerden oy alma konusunda argümanları daha zayıf olacaktır” şeklinde konuştu.

Paylaşın

Bahçeli’den “Hilafet Bayrağı” Tepkisi: Ey Cahiller, Ey Kendini Bilmezler

Partisinin Siyaset ve Liderlik Okulu’nun Sertifika Töreni’nde konuşan MHP Lideri Devlet Bahçeli, “Milli ve manevi değerlerimizin istismar edilmesini provoke edenler laçka tipler, layüsel asalaklardır. Kervanımızı yağmalamak için sürekli pusu attıklarını biliyoruz” dedi ve ekledi:

“30 Aralık Cumartesi günü Anıtkabir’de bağıran bir sapığın provokasyonu ile yılın ilk günü Galata’da düzenlenen yürüyüşte ‘Hilafet bayrağı açtığı’ iddiasıyla saldıran meczubun hadisesi tesadüf değildir. Ey cahiller, ey kendini bilmezler, hilafet bayrağı diye bir şey var mıdır? Korku tacirliğine soyunanlar, yabancı istihbarat örgütlerinin sızmalarıdır.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, MHP Siyaset ve Liderlik Okulu’nun Sertifika Töreni’nde konuştu.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; MHP Lideri Bahçeli, “Hayat boyu öğrenmeye inanıyorum. Öğrenmenin yaşı öğretmenin sınırı yoktur. Öğrenmeye kapalı olmak cehalete kucak açmakla eş anlamlıdır. Bugün sivrilen en büyük tehdit cehalettir. Bilmeyene ve bilmediğini bilmeyen aptaldır, ona dikkat edelim. Bilmeyen ve bilmediğini bilen basittir ona öğretelim. Bilen ve bildiğini bilen bilgedir onu takip edelim. Descartes’in dediği gibi var olmanın şartı, var olmanın şuuruna ermektir” ifadelerini kullandı.

Devlet Bahçeli, “Milli ve manevi değerlerimizin istismar edilmesini provoke edenler laçka tipler, layüsel asalaklardır. Kervanımızı yağmalamak için sürekli pusu attıklarını biliyoruz” dedi.

MHP Lideri Bahçeli, “30 Aralık Cumartesi günü Anıtkabir’de bağıran bir sapığın provokasyonu ile yılın ilk günü Galata’da düzenlenen yürüyüşte ‘Hilafet bayrağı açtığı’ iddiasıyla saldıran meczubun hadisesi tesadüf değildir. Ey cahiller, ey kendini bilmezler, hilafet bayrağı diye bir şey var mıdır? Korku tacirliğine soyunanlar, yabancı istihbarat örgütlerinin sızmalarıdır” diye konuştu.

“Devlete ve millete karşı siyaset yapılamaz”

“Türkiye Cumhuriyeti’nin rejim sorunu yoktur, olması düşünülemez” diyen Bahçeli, “Türkiye devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Milli Marşı İstiklal marşıdır. Başkenti Ankara’dır. Hilavet tartışmasını istismar edenlerin hepsi birden hastalıklıdır. Aklı rehin alınmış neye hizmet ettikleri belirgin olan, partimizin sembolü olan 3 hilali kullananların hangi faaliyette olduğu görülmektedir. Devlete ve millete karşı siyaset yapılamaz. Yapılırsa siyasetle değil ihanetle anılacaktır.”

Bahçeli şöyle devam etti: “Türk futbolunda olmayan şey futboldur. TFF süreci yönetemediği gibi, FB ve GS yönetimi süreci yönetememiştir. Süper Kupa finalinin oynanması için niçin Riyad’ın çekildiği kadar protokole neden uyulmadığı bir muammadır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk Türkiye demektir, istiklal, istikbal demektir, biz demektir.”

AYM’nin TİP Milletvekili Can Atalay ile ilgili verdiği kararı değerlendiren Bahçeli şöyle konuştu: “Türkiye’de diktatörlük olsaydı, Can Atalay davasıyla ilgili devlete meydan okuyanlar, bölücüleri destekleyenler, halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek için vızır vızır ortalıkta gezenler nasıl tutunacaklardı.

Diktatörlük olsaydı, cezaevindeki bir terörist Türk Devleti’ne nasıl ‘işgalci’ diyecekti. Anayasa Mahkemesi milletimizin gasp edilen haklarını nasıl savunacak? Bütün dayatmalara ve baskılara direnerek Türk adaletinin onurunu müdafaa eden Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin şerefli hakimlerini de yürekten kutluyor ve aldıkları bu kararı destekliyoruz.”

Paylaşın

“Erdoğan, Eski CHP’li İsme Başkan Adaylığı Teklif Etti” İddiası

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlerde eski CHP İstanbul Milletvekili ve gazeteci Aydın Ayaydın’a AK Parti’nin Muğla Belediye Başkan adaylığı teklif ettiği iddia edildi.

Haber Merkezi / 31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimler yaklaştıkça, partilerin de seçim çalışmaları hız kazandı. Tüm siyasi partiler yerel seçimde yarışacak adaylarını tek tek duyururken, gözler İstanbul adayını yarın açıklanacak AK Parti’ye durumda.

Gazeteci İsmail Saymaz ise, dikkat çeken bir iddia ortaya attı. Sosyal medya hesabından açıklama yapan İsmail Saymaz AK Parti’nin Muğla adaylığı için eski bir CHP’liye teklif götürdüğünü ve bu teklifin kabul edildiğini duyurdu.

İsmail Saymaz paylaşımında, “Eski CHP İstanbul Milletvekili ve gazeteci Aydın Ayaydın, AK Parti’nin Muğla Belediye Başkan adayı olacak. Ayaydın ile konuştum. Bu teklifin 1.5 ay önce Erdoğan’dan geldiğini söyledi. Ayaydın’ın kızı Derya Hanım, hali hazırda AK Parti İstanbul Milletvekili” ifadelerini kullandı.

Aydın Ağan Ayaydın kimdir?

20 Ağustos 1951 yılında Mardin’in Derik İlçesi’nde dünyaya gelen Aydın Ağan Ayaydın, İstanbul İktisadi Ticari İlimler Akademisi’ni bitirdi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde İktisat konusunda yüksek lisans ve doktora yaptı.

Marmara Üniversitesi Öğretim Üyeliği, 1993 yılında ekonometri profesörü oldu. Eylül 1992’de dönemin cumhurbaşkanı Turgut Özal tarafından YÖK üyeliğine atanmış ve 1995 yılının Kasım ayında DYP’den milletvekili adayı olabilmek için istifa etmiş ancak milletvekili seçilemedi.

Bankalar Birliği Başkanlığı, Emlakbank Genel Müdürlüğü ve Yönetim Kurulu Başkanlığı, Vakıfbank Genel Müdürlüğü, Şekerbank Genel Müdürlüğü, İş Bankası, Sınai Kalkınma Bankası ve Sınai Yatırım Bankası Yönetim Kurulu Üyeliği, İKV, İAV Yönetim Kurulu Üyeliği, Hür Sigorta ve Güneş Sigorta Yönetim Kurulu Başkanlığı, Şeker Sigorta Yönetim Kurulu Başkan Vekilliği, BJK Asbaşkanlığı ve Basın Sözcülüğü, 1997-1999 yıllarında Rekabet Kurumu Başkanlığı ile 1999-2002 yılları arasında ANAP İstanbul milletvekilliği yaptı.

Bir zamanlar Takvim ve Sabah Gazetesi’nde köşe yazarlığı yapan Aydın Ağan Ayaydın, sarı basın kartı sahibidir. 2011 seçimleri öncesine kadar Vatan Gazetesi’nde köşe yazarlığı yaptı.

2011 seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi’nden (CHP) İstanbul milletvekili seçilmiştir. Türkiye-Romanya Parlamentolararası Dostluk Grubu üyesidir.

Paylaşın

Yerel Seçimler: Erbakan, “Yüzde 20 Oy Alacağız” dedi

Partisinin il başkanları toplantısında gündeme dair açıklamalar yapan YRP Lideri Fatih Erbakan, “31 Mart’ta Allah’ın izniyle yüzde 20 oy alacağız. 89 ve 94 seçimleri öncesinde yolsuzluk ve borç batağındaki belediyeler hizmet veremez haldeydi, şehirlerin sokakları çöp çamur ve çukura teslim olmuştu” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Ancak 89 ve 94 seçimleriyle işbaşı yapan Millî Görüş belediyeciliği hüküm sürerken, belediyeler laf değil hizmet üretti, milletin tek kuruşu boşa harcanmadı. Sonradan Millî Görüş’ten ayrılıp aynı belediyelerde koltuğa oturan aynı insanlar oldu, ama Millî Görüş bereketi olmadı, olamadı, belediyeleri boğazına kadar borca batırdılar.”

Yeniden Refah Partisi (YRP) Genel Başkanı Fatih Erbakan, partisinin il başkanları toplantısında gündeme dair açıklamalar yaptı. Erbakan’ın yerel seçimlere ilişkin açıklamaları şöyle:

“Yeniden Refah Partimiz üye kayıtları noktasında rekorlar kırmaya devam ediyor. Özellikle 2023 yılının son 4 ayında  adeta şaha kalkarak “yüzde 40” büyüdük ve üye sayımızı 100 binden fazla artırdık. Yeniden Refah Partimizin üye sayısı bugün itibariyle 367.650’ye yükselmiştir. Bu rakamlar Yeniden Refah Partimizin Türkiye’nin en hızlı büyüyen partisi olduğunun ispatıdır…

Yargıtay’ın bu hafta açıkladığı üye sayıları da Türkiye’nin en hızlı büyüyen partisi olduğumuzu göstermiştir. Şu anda üye sayısı bakımından Türkiye’nin 5. Partisi konumuna geldik. Kısa bir süre içinde MHP ve İyi Parti’yi de geride bırakıp,  3. Sıraya yükselmiş olacağız Allah’ın izniyle…

İnşallah 2024 yılında da bu yükselişimizi sürdüreceğiz, 31 Mart Yerel Seçimlerinde 400 binin üzerinde üyeyle gireceğiz ve milletimizin özlemle hasretle beklediği belediyelerde Milli Görüş iktidarını yeniden gerçekleştireceğiz.

Sonraki hedefimiz ise, 2028’deki genel seçimlere doğru emin adımlarla ilerlemek ve 2028’de milletimizi özlemle hasretle beklediği Milli Görüş iktidarı ile buluşturmaktır.  2023 14 Mayıs seçim sonuçları bizim için bir besmeledir, hayırlı bir başlangıçtır.

O gün Yeniden Refah Partisi’ni görmezden gelen sözde anket firmaları bile bugün bizi 6-7 bandında gösteriyorsa, bilin ki 31 Mart’ta Allah’ın izniyle yüzde 20 oy alacağız. 89 ve 94 seçimleri öncesinde yolsuzluk ve borç batağındaki belediyeler hizmet veremez haldeydi, şehirlerin sokakları çöp çamur ve çukura teslim olmuştu. Ancak 89 ve 94 seçimleriyle işbaşı yapan Millî Görüş belediyeciliği hüküm sürerken, belediyeler laf değil hizmet üretti, milletin tek kuruşu boşa harcanmadı.

Sonradan Millî Görüş’ten ayrılıp aynı belediyelerde koltuğa oturan aynı insanlar oldu, ama Millî Görüş bereketi olmadı, olamadı, belediyeleri boğazına kadar borca batırdılar.”

Yeniden Refah Partisi’nin bugün açıkladığı 5 belediye başkanı adayı şöyle: Mersin Büyükşehir Belediye Başkan Adayı İzzeddin Alkan, Van Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Abdullah Sadıksoy, Bartın Belediye Başkan Adayı Faruk Tutkun, Uşak Belediye Başkan Adayı Erol Korkmaz.

Paylaşın

Mossad Adına Casusluk Yaptığı İddia Edilen 15 Kişi Tutuklandı

Mossad adına casusluk faaliyetinde bulundukları iddiasıyla gözaltına alınan 34 şüpheliden 15’i tutuklandı, 11’i hakkında adli kontrol tedbiri uygulanması kararı verildi. Sekiz şüpheli ise sınır dışı edilmek üzere İl Göç İdaresine teslim edildi.

İsrail iç istihbarat servisi Şin Bet’in başında bulunan Ronen Bar, geçen ay medyaya yansıyan açıklamalarında, “Türkiye ve Katar dâhil dünyanın neresinde olursa olsun ele geçirene dek Hamas liderlerinin peşlerini bırakmayacaklarını” söylemişti.

İsrail dış istihbarat servisi Mossad adına Türkiye’de “uluslararası casusluk” faaliyetinde bulundukları iddiasıyla gözaltına alınan 34 şüpheliden 15’i tutuklandı.

İstanbul merkezli sekiz ilde düzenlenen operasyonda gözaltına alınan ve emniyette dört gün ifadeleri alınan şüpheliler, sağlık kontrolünün ardından Çağlayan’daki İstanbul Adliyesine gönderildi.

Anadolu Ajansı’nın (AA) haberine göre, “İsrail İstihbarat Servisi Çevrimiçi Operasyon Merkezi adına faaliyetlerde bulundukları” tespit edilen 34 şüpheliden 26’sı, “siyasal veya askeri casusluk” suçundan tutuklanmaları talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edildi.

Hakimlik, şüphelilerden 15’inin tutuklanmasına, 11’i hakkında ise adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verdi. Sekiz şüphelinin de sınır dışı edilmek üzere İl Göç İdaresine teslim edildiği bildirildi.

AA’nın haberine göre, savcılığın sevk yazısında, Mossad’la bağlantılı kişi veya kişilerin Türkiye’de bulunan Filistin ve Suriye uyruklu şahıslara para vermesi suretiyle, “İsrail devleti için önem arz eden bilgi ve belgelerin elde edildiğinin” tespit edildiği belirtildi.

Sevk yazısında, “İsrail-Filistin çatışmasının küresel boyuta evrilmesi kapsamında İsrail Çevrimiçi Operasyon Merkezi’nin ülkemizde insani mülahazalarla ikamet eden Filistin uyruklu şahısları ve ailelerini hedef almayı amaçladığı değerlendirilmektedir” denildi.

İsrail iç istihbarat servisi Şin Bet’in başında bulunan Ronen Bar, geçen ay medyaya yansıyan açıklamalarında, “Türkiye ve Katar dâhil dünyanın neresinde olursa olsun ele geçirene dek Hamas liderlerinin peşlerini bırakmayacaklarını” söylemişti.

Bar’ın bu açıklaması, İsrail’in Türkiye’de operasyon düzenleyebileceği yorumlarına neden olmuştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise birkaç gün sonra yaptığı açıklamada, İsrail’in Katar ve Türkiye’deki Hamas liderlerine yönelik suikast düzenleyebileceği iddialarına ilişkin olarak, “Türkiye’ye, Türklere karşı böyle bir adımı atmaya eğer cüret ederlerse bunun bedelini, bir daha bellerini doğrultamayacak surette ödemeye mahkum olurlar” demişti.

Paylaşın

2023 Yılında 157 Bin 576 Öğrenci Üniversiteye Kayıt Yaptırmadı

CHP Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen, “Her geçen gün eğitimden uzaklaşan öğrencilerimizin durumunu artık Milli Eğitim Bakanlığı bile gizleyemiyor” dedi ve ekledi:

“Ailelerin temel ihtiyaçlarından feragat ederek okutmaya çalıştığı evlatlarının üniversite okuma hayallerini elinden alan, AKP iktidarının uyguladığı ekonomi ve eğitim politikalarıdır. Her ile üniversite açmayla övünen iktidar, o üniversitelerde öğrencilerin eğitim görebilmesini sağlayacak imkanları öğrencilerin ellerinden alıyor.”

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen’in üniversiteyi kazanmış olmasına rağmen kayıt yaptıramamış öğrenciler ve kayıtlarını donduran öğrencilere ilişkin verdiği soru önergesine yanıt verdi.

Sol Haber’in aktardığına göre; Bakan Tekin, 2023 yılında 157 bin 576 öğrencinin üniversite eğitimi almaya hak kazanmış olmasına rağmen kayıt yaptıramadığını, son 5 yılda ise eğitimini donduran öğrenci sayısının 268 bin 714 olduğunu açıkladı.

CHP’li Başevirgen, “Ailelerin temel ihtiyaçlarından feragat ederek okutmaya çalıştığı evlatlarının üniversite okuma hayallerini elinden alan, AKP iktidarının uyguladığı ekonomi ve eğitim politikalarıdır. Her ile üniversite açmayla övünen iktidar, o üniversitelerde öğrencilerin eğitim görebilmesini sağlayacak imkanları öğrencilerin ellerinden alıyor” dedi.

CHP’li Başevirgen, “Her geçen gün eğitimden uzaklaşan öğrencilerimizin durumunu artık Milli Eğitim Bakanlığı bile gizleyemiyor” dedi ve ekledi:

“Ailelerin temel ihtiyaçlarından feragat ederek okutmaya çalıştığı evlatlarının üniversite okuma hayallerini elinden alan, AKP iktidarının uyguladığı ekonomi ve eğitim politikalarıdır. Her ile üniversite açmayla övünen iktidar, o üniversitelerde öğrencilerin eğitim görebilmesini sağlayacak imkanları öğrencilerin ellerinden alıyor.”

Paylaşın

Erdoğan’dan Enflasyon Açıklaması: Yoğun Gayret Sarf Ediyoruz

Ortak Paylaşım Forumu’nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, gündemin en önemli konularından enflasyona ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Enflasyon meselesinin çözümü için yoğun gayret sarf ediyoruz. OVP ile uyumlu şekilde son aylarda düşüş eğilimi var enflasyonda” dedi.

Konuşmasında, 31 Mart yerel seçimlerine de değinen Erdoğan, İstanbul için ayrı bir paragraf açarak, “İstanbul’umuzu çöp, çukur çamurdan kurtardık.  Şu anda tabii İstanbul o günlerine yeniden dönmek istiyor herhalde. Onun için bizim mottomuz yeniden İstanbul. Buna mecburuz. Yeniden İstanbul’u inşa ve ihya etmeye mecburuz” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu’nun (TİSK) düzenlediği Ortak Paylaşım Forumu’nda konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından önemli satır başları:

“İşçi-İşveren ve kamu olarak hep beraber omuz omuza vererek ülkemizi güçlendirme mücadelemizi zafere ulaştıracağız. Bizim ilk ve öncelikli kriterimiz Türkiye’ye hizmettir. Her bir yatırımcımıza destek olmak asli görevimizdir. Şimdiye kadar bunu layıkıyla yerine getirdik. 21 yıldır hiçbir zaman sermaye ayrımcılığı ve düşmanlığı yapmadık.

Korkular ve hassasiyetler üzerinden yürütülen kampanyaların ülkemize hiçbir katkı sağlamadığını tecrübe ettik. Türkiye’nin hangi kökenden, inançtan olursa olsun, tüm vatandaşlarının katkısına ihtiyacı olduğunu unutmuyoruz.

Çoğu çocuk ve kadın 23 bin masumun katledildiği Gazze mezaliminde ülkemiz Filistinli mazlumlardan yana tavır almıştır. İsrail yönetiminin vahşet politikasına karşı tüm dünyada artan tepkilerin arkasında ülkemizin duruşunun da payı vardır. Türkiye düşmanlarına karşı da ağır darbe indirmeye devam ediyoruz. Terör örgütlerine adeta nefes aldırmıyor.

Vatandaşlarımızı köken, inanç, hayat tarzı, kıyafet üzerinden ayrıştırmak milli beraberliğimizi dinamitlemektir. Milletimizin arasına nifak duvarları örülmesine seyirci kalmayacağız. Yürüttüğümüz mücadelenin zorluğu ve bölgemizin durumu ortadayken bizim bu tür sanal durumlara harcayacak tek bir saniyemiz olamaz.

Türkiye Yüzyılı’nı, Arabı, Sünnisi, Türkü, Kürdü, Alevisi ile hep birlikte inşa edeceğiz. Son 21 yılda başardıklarımız, gelecekte yapabileceklerimizin öncüsü, girizgahı, müjdecisidir. İş dünyamızın sergilediği birlik tablosunu bu bakımdan çok değerli bulduğumu belirtmek istiyorum.

Teknolojide yaşanan değişim diğer alanlar gibi çalışma hayatını ve işverenleri de yakından ilgilendiriyor. Bilhassa yeşil dönüşüm ve dijitalleşmeyi bir araya getiren ikiz dönüşüm, dünya ekosistemini etkiliyor. Ülkemizin çıkarları doğrultusunda tüm kesimleri bir araya getirmeye yönelik forumun çabalarını takdir ediyorum. Çalışma hayatının geleceğine de ışık tutacağına da inanıyorum. Ortak Paylaşım Forumu’nun temasının Cumhuriyetin yüzüncü yılında da çalışma hayatı olarak belirlenmesi son derece isabetli olmuştur.

Gelecek döneme ilişkin yol haritalarımızı da belirledik. Bunları Türkiye Yüzyılı hedeflerimize ulaşarak taçlandıracağız. Ekonomide önümüzdeki 5 yıla ait planımızı, OVP ile şekillendirdik. 12. Kalkınma Planı’nda ilk kez ülkemizin 2053 vizyonunu da detaylandırdık. Bunlarda iş dünyamızla da istişarelerde bulunduk. Uygulama aşamasında da bunu sürdüreceğiz.

Ekonomideki politikalarımızın meyvelerini vermeye başladığını görüyoruz. Uluslararası sermaye girişi yükseldi, ani kur hareketleri azaldı. Merkez Bankası rezervleri 145,5 milyar doları buldu. İhracatta Cumhuriyet tarihimizin rekorunu kırdık. Enflasyon meselesinin çözümü için yoğun gayret sarf ediyoruz. OVP ile uyumlu şekilde son aylarda düşüş eğilimi var enflasyonda.

Geçtiğimiz yıl milli gelirimizin yüzde 5,4’ü düzeyinde gerçekleşen cari açığı bu yıl yüzde 4’e önümüzdeki yıl yüzde 3’lere çekme hedefimiz var. Enflasyonda başlayan ivme kaybı yılın ikinci yarısında herkesi şaşırtacak şekilde daha fazla hissedilecek.

Hem Eximbank kredilerini hem de ihracata verilen destekleri artırmaya devam ediyoruz. Her küresel kriz Türkiye’nin önüne yeni fırsatlar getirmektedir. Siyasi belirsizliklerin azalması, güven ve istikrar ortamının gelişmesi. Hedeflerimize ulaşmayı kolaylaştıracaktır. Bizi en çok sevindiren husus ekim ayı verilerine göre bir önceki yıla göre istihdamın 812 bin artış ile 32 milyona ulaşmasıdır. Bunu koruyacak ve daha da geliştireceğiz.

Türkiye’nin istihdamına yaptıkları katkılar dolayısıyla TİSK mensuplarına teşekkür ediyorum. Türkiye’nin son 21 yılı, Cumhuriyet döneminin altın yılları olarak şimdiden tarihe geçmiştir. Aklınıza gelebilecek her alanda çok büyük dönüşümlere imza attık. Ülkemizi nice yılların getirdiği eksiklerin utancından kurtardık. İstanbulumuzu çöp, çukur çamurdan kurtardık.

Şu anda tabii İstanbul o günlerine yeniden dönmek istiyor herhalde. Onun için bizim mottomuz yeniden İstanbul. Buna mecburuz. Yeniden İstanbul’u inşa ve ihya etmeye mecburuz. Sadece 21 yılda milletimizin asırlık eksiklerini tamamladık. Elbette bu tarihi dönüşümden çalışma hayatımız da nasibini aldı. Emekçilerimizin ücret ve çalışma şartlarını iyileştirirken işverenlerimizin de hak ve hukukunu korumaya özen gösterdik. Hep adaletten ve hakkaniyetten yana olduk.

Paylaşın

AK Parti’de İstanbul İçin Öne Çıkan İsim “Murat Kurum”

31 Mart’ta yapılacak yerel seçimler yaklaştıkça, partilerinde çalışmaları hız kazandı. AK Parti’de anketler ve temayül yoklamaları sonrası yapılan değerlendirmelerle İstanbul için aday sayısı ikiye indirildi. Son gelen kulis bilgilerinde Murat Kurum’un adaylığı daha fazla dillendirilmeye başlandı.

İstanbul Büyükşehir adaylığı için bugüne kadar Ali Yerlikaya ve Murat Kurum’un yanı sıra Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, eski Bakan Adil Karaismailoğlu, Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu, Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen ve Fatih Belediye Başkanı Ergün Turan’ın isimleri de anıldı.

Adaylara ilişkin tüm bu görüşleri ve ihtimalleri dinleyen AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son olarak İstanbul İl Teşkilatı ile de değerlendirme yaptıktan sonra kararını vereceği ve adayı açıklanacağı kaydediliyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın partisinin İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) başkan adayını pazar günü İstanbul’da açıklaması bekleniyor. Erdoğan’ın eski Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ya da İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’yı aday olarak açıklaması bekleniyor. Kulislerde yapılan son değerlendirmelerde öne çıkan isim ise Murat Kurum.

AK Parti, 7 Ocak’ta düzenleyeceği toplantıda İstanbul Büyükşehir’in yanı sıra İstanbul’un bazı ilçeleri ve Marmara Bölgesi ağırlıklı olmak üzere yaklaşık 30 belediye başkanı adayını açıklaması bekleniyor. AKP’nin 15 Ocak’ta gerçekleştireceği ikinci toplantıda ise kalan diğer adaylar ve AK Parti’nin yerel seçimler beyannamesi açıklanacak. AK Parti, yerel seçim adaylarını ortağı MHP ile görüşerek belirledi.

İstanbul Büyükşehir adaylığı için bugüne kadar Ali Yerlikaya ve Murat Kurum’un yanı sıra Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, eski Bakan Adil Karaismailoğlu, Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu, Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen ve Fatih Belediye Başkanı Ergün Turan’ın isimleri de anıldı. Ancak anketler, temayül yoklamaları ve Aday Tespit Komisyonu’nda yapılan değerlendirmeler sonrası aday sayısı ikiye indirildi. Son gelen kulis bilgilerinde Kurum’un adaylığı daha fazla dillendirilmeye başlandı.

Peki İstanbul adayının belirlenmesi sürecinde AK Parti içinde nasıl bir değerlendirme süreci yaşandı? Ve gelinen son aşamada nasıl bir tablo ortaya çıktı?

DW Türkçe’den Kıvanç El’in haberine göre; AK Parti içinde hem teşkilat hem parti yönetimi hem de kanaat önderi olarak kabul edilen isimlerden görüş alındığı toplantılarda Murat Kurum’un daha önce TOKİ’de görev alması, eski Çevre ve Şehircilik Bakanı olması, İstanbul’un deprem gündemiyle bir seçim kampanyası yürütülebilecek olması, Kurum’a artı puan kazandıran özellikler olarak sıralandı.

Kurum’un AK Parti İstanbul İl Teşkilatı ile uyumu da pozitif yönlerinden biri olarak görüldü.

Anketlerde Yerlikaya’nın arkasında kalsa da Kurum’un da seçmende ciddi bir karşılığı olduğuna inanılıyor. AK Parti kurmayları, seçim kampanyası sürecinde anketlerdeki farkın giderileceğini savunuyor. Kurum’un kampanyada siyasi söylemle değil İstanbul’a dair yeni projelerle öne geçebileceği üzerinde duruluyor.

AK Parti’de özellikle kampanyayı yönetecek ekibin ise bu noktada Kurum’a dair bazı endişeleri var. Kurum’un CHP’nin adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ile kıyaslandığında “siyasi söylem gücünün daha geride” olduğu düşünülüyor. Ancak bu farkın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kapatılabileceği tahmin ediliyor. Erdoğan’ın bu nedenle İstanbul kampanyasının önemli bir parçası olacağı beklentisi hakim.

Kurum’un Erdoğan’ın ailesi ve yakın çevresi ile olan iyi ilişkileri de AK Parti içerisinde dikkat çekilen bir nokta.

Ali Yerlikaya’nın artıları, eksileri neler?

AK Parti’de yapılan anketlerde memnuniyeti en yüksek çıkan isim İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya. Başta adaylığa soğuk olan Yerlikaya’nın da son günlerde adaylığa sıcak baktığı kulislere yansımıştı. Ancak yarattığı memnuniyet yüksek olsa da bunun oya dönüşüp dönüşmeyeceğine ilişkin kuşkular var. “Başarılı bir Bakan” olarak görülen Yerlikaya’nın bakanlığı bırakmasıyla vatandaşlardaki bu eğilimin yok olabileceği göz önünde bulunduruluyor.

Ayrıca “fazla ön plana çıkmasının” seçim sürecinde özellikle AK Parti teşkilatı ile sorun yaşamasına yol açabileceği ifade ediliyor.

Yerlikaya’nın sadece AK Parti tabanı değil merkez sağdaki seçmene daha rahat ulaşacağı düşünülüyordu. Ancak Yerlikaya’nın adaylığına karşı çıkanlar, teşkilatla sorun yaşama ihtimalinin yanı sıra “başarılı bir bakanın yerinde devam etmesinin daha doğru olacağını” savunuyor.

AK Parti’de parti yöneticileri ile yapılan toplantıda 2019’daki Binali Yıldırım’ın adaylığına dair süreç de gündeme geldi. Yıldırım’ın da o dönem Meclis Başkanı olarak popüler bir aday olduğuna, ancak teşkilatla yaşadığı uyumsuzluk sebebiyle seçimin kaybedildiğine işaret edildi.

Adaylara ilişkin tüm bu görüşleri ve ihtimalleri dinleyen Erdoğan’ın son olarak İstanbul İl Teşkilatı ile de değerlendirme yaptıktan sonra kararını vereceği ve adayı açıklanacağı kaydediliyor. Bir AK Partili kurmay, “Son olarak teşkilatın fikrini alacağını dikkate alırsak adayın Murat Kurum olma olasılığı daha yüksek demektir” yorumunu yapıyor. Erdoğan’ın başlangıçta Ergün Turan’ı istediğine işaret eden kurmay, “Cumhurbaşkanı istişareye önem verir” diyerek fikrinin değiştiğini söyledi.

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik de katıldığı bir TV programında İstanbul adayına ilişkin “Bizim siyasi hareketimizin bir önceki aşamasında Türkiye’ye örnek olmuş halen de kendi alanında rakibi olmayan Recep Tayyip Erdoğan belediyeciliğidir. Her şehrin kendine göre kimliği var. İstanbul’un çok özel kimliği var. Bizim teşkilatlarımız müthiş bir organik yapıya sahiptir. Tüm teşkilatlar genel başkanımıza bakar. Genel başkanımız bütün teşkilatları dinler, kararını verir. Her zaman temayül yaparız. İllere arkadaşlarımız gider, anket yaparız. Cumhurbaşkanımız ‘daha çok dinlemeliyiz’ diyerekten tek tek genel merkezde, bütün büyükşehirlerle görüştü” diye konuştu.

Paylaşın

DEM Parti: Faşizmi Kurumsallaştıran Anayasa Yapmak İstiyorlar

Meclis’te basın toplantısı düzenleyen DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Yeni bir anayasa tartışması Türkiye’nin en temel tartışmalarından biridir. Biz de yeni demokratik çoğulcu, özgürlükçü, özgürlükçü laiklik ilkesine sahip bir toplumsal sözleşmenin, anayasanın yapılması gerektiğini çokça ifade ettik” dedi ve ekledi:

“Ama bu anayasa meselesinde AKP’nin kafasının arkasındaki anayasanın asla çoğulcu, demokratik anayasa olmadığını tam da bu sürecin içerisine bakarak görebiliriz.  Yapmak istedikleri şey, yeniden 12 Eylül Anayasasını aratacak. Daha otokratik, daha despotik daha bütün temel hak ve özgürlükleri tırpanlayan bir anayasa yapmak istiyorlar.”

Gülistan Kılıç Koçyiğit, konuşmasının devamında, “Bu yeni yönetimi daha kalıcı hale getiren, faşizmi gittikçe kurumsallaştıran bir anayasa yapmak istiyorlar. Bu anlamıyla da bu krizi yeniden Allah’ın bir lütfu olarak gördüklerini ve bu kriz üzerinden de yeni anayasa tartışmalarını ilerletmeye çalıştıklarını açık ve net bir şekilde görüyoruz. Bu anlamıyla da buna geçit vermemek gerektiğini ifade edelim.” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, gündemdeki gelişmelere dair Meclis’te basın toplantısı düzenledi. Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre Koçyiğit, konuşmasında şunları söyledi:

“Koç Üniversitesinde bir üniversite öğrencisinin Alevi ve Kürt olmasının nedeniyle oda arkadaşları tarafından darp edilmesi ve ırkçı saldırıyla, nefret saldırısına maruz kalmasına ilişkin haberleri takip ettik. Ne yazık ki gereğinin yerine getirilmediğini, sürecin akamete uğratıldığını, saldırıya uğrayan öğrencinin okuldan uzaklaştırıldığını ve saldırganlarla ilgili hiçbir şekilde bir sürecin işletilmediğini görüyoruz.

Yaşanan olay her gün Kürde, Alevi’ye, sosyaliste, devrimciye, kadına ve LGBT+ bireylerine yönelik nefret söylemlerinin bu ülkedeki şiddeti olağanlaştırıp yaygınlaştırıldığını ve hayatın her alanını şiddetle kuşattığını göstermesi açısından da önemli.

Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi, 8 Kasım tarihinde yargısal bir darbe olarak nitelendirilen bir karara imza atarak bu kararın uygulanmayacağını ifade etti. Bunun üzerine Can Atalay’ın avukatları yeniden AYM’ye bireysel başvuru yaptılar. AYM bir kez daha ‘hak ihlali’ kararı verdi.

Anayasanın 153/6 fıkrasının yani anayasa kararlarının yasama, yürütme ve yargı, gerçek ve tüzel kişileri bağladığına ilişkin fıkrasına atıf yaparak bu kararın derhal uygulanması gerektiğini ifade etti. Ama ne yazık ki bu karara da İstanbul 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi uymak ve gereğini yerine getirmek yerine; topu bir kez daha Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesine attı. Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi, bir yargısal darbeye imza atarak haddini ve sınırlarını aşan bir karara imza koymuş oldu.

Bu kararın detaylarına politik olarak bakış açımızı ifade etmeden önce bu kararın ve bu sürece nasıl geldiğimizi kısaca özetlemek istiyorum. Biz bu darbe sürecini çok uzun bir süredir yaşıyoruz. Aslında Kürt sorunundaki çözümsüzlük meselesinin sürekli darbe mekaniğini canlı tuttuğunu çokça ifade ettik.

Ama bu darbe mekaniğinin bugün son 7-8 yıllık sürecin başlangıcını oluşturan 30 Ekim 2014 tarihindeki MGK kararı ve ardından 24 Temmuz 2015 tarihinde barış ve çözüm sürecinin yok edilerek yeniden Kürt sorununda güvenlikçi anlayışın devreye girmesiyle başladığını ifade etmek gerekiyor.

Bu başlangıcın bir gerekçesi de HDP’nin 7 Haziran başarısı olduğunu altını çizmek gerekiyor. Bu ülkede Kürtlerin, demokratların, sosyalistlerin ittifakıyla 80 milletvekilinin Meclis’e girmesi müesses nizamı ve onun bekçilerini oldukça ürküttü. Hızlı bir şekilde kırmızı alarm vererek Kürt düşmanı bir ittifakı hayata geçirdiler ve o gün bugündür de başta Kürt halkı olmak üzere demokratik siyasete ve tüm alanlara saldırılar olduğunu biliyoruz.

Ne yapıldı? 20 Nisan 2016 tarihinde bu Meclis anayasaya aykırı olduğu halde milletvekillerinin dokunulmazlığı kaldırdı. O zaman ‘anayasaya aykırı ama evet diyeceğiz’ diyenlerin bugünkü anayasal krizde, devlet krizinde emeklerinin olduğunun altını çizmemiz gerekiyor.  O gün bu yargısal darbeye bu hukuksuzluğa geçit verilmeseydi, sırf Kürt’tür diye, sırf demokratik siyaseti temsil ediyor diye HDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırılmasaydı bugün belki de bunları konuşmuyor olacaktık.

Ama sadece bununla da sınırlı kalmadı. Hatırlatalım, 4 Kasım 2016 tarihinde eş zamanlı olarak eş genel başkanlarımızın ve milletvekilli arkadaşlarımızın içinde olduğu birçok arkadaşımız gözaltına alındı, tutuklandı ve cezaevine konuldular. Bununlar da yetinmediler. 2016 yılındaki darbe girişiminden sonra ilan edilen OHAL eliyle aslında KHK’ler eliyle bir siyasi mühendislik yapmaya çalıştılar ve bununla da bir bütün olarak sistemi değiştirmek istediklerini göstermiş oldular.

Bu da yetmedi. HDP’ye kapatma davası açıtlar, Kobani kumpas davasıyla 108 arkadaşımızı en ağır suçlarla yargılamaya çalışıyorlar ki hali hazırda Kobani kumpas davası devam ediyor ve bütün bunların aslında yeni kurulmak istenen rejimin, sistemin taş ayakları olduğunu bütün bunların bir büyük planın parçası olduğunu ama ilk elden kendileri açısından sorun teşkil eden Kürtleri devrimcileri sosyalistleri aslında bu ülkenin direniş odağını yok etmek istediklerini çok iyi biliyoruz.

İşte bu nedenle bu ülke 7 Haziran 2015 ten bu yana karanlığın içine gömülmüş durumda. Bu karanlığı bizim dışımızda aydınlatmaya çalışan da yok ne yazık ki. Bu nedenle bu kadar darbelere maruz kalmış, yargısal darbelere maruz kalmış bir parti olarak bugün yaşanan sürecin aslında çok önceden geldiğini ifade etmiştik. Bugün de bunun altını bir kez daha çizmemiz gerekiyor. Tabi ki yargıdaki mesele sadece bize yönelik kumpaslar ve darbelerle sınırlı değil. Aslında liyakatsizliğin başını alıp gittiği, çürümenin olduğu, yargıda borsaların konuşulduğu, yargısal çürüme sürecinin içinden geçtiğimizi ifade etmemiz gerekiyor.

Mehmet Uçum şöyle diyor; ‘Biz Başkanlık sistemine geçtik, kendimiz açısından yeni bir düzeni kurduk ama bu düzenin içerisinde hali hazırda önümüzde engeller var. AYM bazen hoşumuza gitmeyen kararlar alıyor. Onun için AYM’nin de Anayasa’nın da değiştirilmesi gerekiyor.’ Yani AYM’nin itibarsızlaştırılması, yetkilerinin gasp edilmesi gerektiğini ifade ediyor. Mehmet Uçum bunu kimin adına söylüyor? Çünkü dün AKP Sözcüsü Ömer Çelik’in bir açıklaması vardı. Yine Erdoğan’ın da aynı şekilde yaptığı açıklaması vardı.

Bu tartışma ve çelişkide, iki yüksek yargı kurumu arasındaki çelişkide ‘hakemim’ diyordu. Öncelikle şunu söyleyelim. Bu bir maç değil. Eğer bu, topluma karşı bir maç ise bütün muhaliflerin elini, kolunu bağlamışsınız, kaleciyi kale duvarına sabitlemişsiniz ve tek taraflı oynadığınız şikeli bir maçtır. Eğer hakemsen, Mehmet Uçum’un açıklamalarını kim yazıyor? Mehmet Uçum kim adına konuşuyor, diye de sormamız lazım. Mehmet Uçum, Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesinin 8 Kasım’da verdiği ilk kararında da son kararında da açık ve net bir şekilde AYM’ye parmak sallıyor, tehdit ediyor. Aslında AYM’yi birçok konuda suçluyor.

Sadece yeni bir hukuksal düzenin kurulması gerektiğini ifade etmiyor. Henüz HDP kapatma davasında karar vermediği için son yerel seçimde HDP’ye yapılan hazine yardımı nedeniyle AYM’yi terörün finansmanıyla suçlayacak akıldan, izandan, sağduyudan yoksun açıklamalar yapıyorlar. Bir karar vermeleri gerekiyor. Bu tartışmanın içinde Saray’ın nerede durduğunu çok iyi biliyoruz. Saray bizzat taraftır.

Kendi yeni rejimini kurmak, tek adam rejimini sağlamlaştırmak açısından bu iktidara dikensiz gül bahçesi yaratmak açısından Saray’ın taraf olduğunu, Erdoğan’ın taraf olduğunu biliyoruz. Tek taraf olanlar onlar değil, özellikle grup ve kürsü konuşmalarında AYM’ye parmak sallayanlar, partimizin kapatılması için oradan emir ve talimat verenler ve bugün aslında Yargıtay’ın birçok dairesinde ve özellikle 3’üncü Ceza Dairesinde etkin olduğunu bildiğimiz siyasi partinin de bu işin bir tarafı olduğunu ve siyasi mühendislik yaparak ülkeyi başka bir yere taşımaya çalıştığını da çok iyi biliyoruz.

Artık ortada bir anayasasızdık hali var. Ne yazık ki AYM’de bu anayasasızlaştırma meselesinde bir taraftı. Bu sürece katkı koydu. Bu sürecin parçalarını oluşturan bir yerde duruyordu ama gördüğümüz meselenin çok daha ileri boyuta gittiğini, Yargıtay’ın sadece AYM’ye değil, aynı zamanda halka, Meclis’e, Meclis Başkanı’na da parmak sallayan had bildiren bir noktaya taşındığını görüyoruz. Bunu kabul etmek, buna sessiz kalmak mümkün değil.

Biz de bunu kabul etmeyeceğiz, sessiz kalmayacağız. Bu anlamıyla bu siyasi krizin bizim açımızdan bir yönüyle de aslında yaratılmak istenen bir kriz olduğuna dair de açıkçası şüphelerimiz olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Yani bir danışıklı dövüşün, bir kavganın seyircisi pozisyonuna da bütün toplumu ve siyasi getirmek isteyen bir anlayışı olduğunu da görüyoruz.

“Daha otokratik, daha despotik daha…”

Buradan ifade edelim; dün Ömer Çelik’in açıklamalarında bütün bu krizin asıl nedeninin mevcut anayasa olduğunu, mevcut anayasa durduğu sürece bu krizlerin de artarak devam edeceğini ifade etmiş. Şunu söyleyelim; yeni bir anayasa tartışması Türkiye’nin en temel tartışmalarından biridir. Biz de yeni demokratik çoğulcu, özgürlükçü, özgürlükçü laiklik ilkesine sahip bir toplumsal sözleşmenin, anayasanın yapılması gerektiğini çokça ifade ettik. Ama bu anayasa meselesinde AKP’nin kafasının arkasındaki anayasanın asla çoğulcu, demokratik anayasa olmadığını tam da bu sürecin içerisine bakarak görebiliriz.

Yapmak istedikleri şey, yeniden 12 Eylül Anayasasını aratacak. Daha otokratik, daha despotik daha bütün temel hak ve özgürlükleri tırpanlayan bir anayasa yapmak istiyorlar. Bu yeni yönetimi daha kalıcı hale getiren, faşizmi gittikçe kurumsallaştıran bir anayasa yapmak istiyorlar. Bu anlamıyla da bu krizi yeniden Allah’ın bir lütfu olarak gördüklerini ve bu kriz üzerinden de yeni anayasa tartışmalarını ilerletmeye çalıştıklarını açık ve net bir şekilde görüyoruz. Bu anlamıyla da buna geçit vermemek gerektiğini ifade edelim.

Şimdi bu bir karanlık dehliz, bu bir karanlık eşik…Türkiye çok yakın dönemde aslında birçok dönemeçten geçti. Örneğin; 7 Haziran 2015 bu eşiklerden birisiydi. Türkiye halkları bir taraftan barışın, demokrasinin tercihini yapmıştı. Türkiye halkları gerçekten o yoldan gidilseydi, bugün Türkiye bambaşka bir yerde olurdu. Ama diğer taraftan güvenlikçi, savaştan, askeri operasyonlardan medet uman, yeniden Kürt sorununun çözümsüzlüğünden beslenen bir yol vardı. Ne yazık ki AKP iktidarı bu yolu tercih etti. O gün bugündür de Türkiye ne yazık ki düze çıkamıyor.

Şimdi yeni bir yol ayrımındayız. Ya hep beraber bu ülkedeki yurttaşlar olarak, bu ülkedeki siyasetçiler olarak, bu ülkedeki her bir yurttaşın temel hak ve özgürlüklerini savunacak, anayasal devlet düzenini savunacağız ya da bu büyük karanlık ve kötülük kendini gittikçe büyütecek ve bütün ülke sathına yayılarak yeni bir anayasal düzeni bize dayatacak. Bunun içerisinde her birimiz kaybolup gideceğiz. O anlamıyla biz bütün çağrımızı bütün Türkiye halklarına yapmak istiyoruz; gelin bu darbeye hep beraber direnelim.

Bu çağrımızı Meclise yapmak istiyoruz. Meclis iradesine, halkın kendisine verdiği temsile sahip çıkması gerekiyor. Meclisin onuruna sahip çıkması gerekiyor. Bugün Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi, meclise parmak sallıyor. Bugün Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi meclise kayyım olarak atanmak isteniyor. Bu kayyımca anlayışa karşı biz meclisin onuruna, haklarına toplum adına Türkiye halkları adına sahip çıkması gerektiğini ifade ediyoruz.

Meclis Başkanına çağrı yapıyoruz; Yargıtay’ın kararı asla ama asla Meclis’te okunmamalıdır bu yargısal krizin Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesinin kararının geçmişteki darbe muhtıralarından bir farkının olmadığını altını çiziyoruz. Bu kararın 28 Şubat muhtırasından 27 Nisan e-muhtırasından hiçbir farkı olmadığını ifade edelim. O gün ‘bize karşı darbe yapılıyor diye bağıranlar’ ve o günün mazlumları bugünkü darbenin başında olup bütün topluma darbe yapıyor. Sayın Numan Kurtulmuş’a çağrı yapıyoruz, asla ama asla Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesinin kararı bu Meclis’te okunmamalıdır. Sizden de Meclis iradesini sahip çıkacak bir tutumu beklediğimizi ifade etmek istiyoruz.

Bu işin bütün bu sürecin mağduru olan Hatay halkının iradesi olan Can Atalay var. Can Atalay hali hazırda hepimiz gibi milletvekili olarak seçildi ama ne yazık ki yemin edemedi, milletvekili görevlerini yerine getirmiyor. Neden tutuluyor? AKP’nin aslında emelleri için.

AKP’nin bir yeni Türkiye inşası için aslında orada, cezaevinde rehine pozisyonunda tutulmaya devam ediyor. Burada da bir kez daha AYM kararının derhal uygulanması ve Hatay Milletvekili Can Atalay’ın derhal serbest bırakılması çağrısını yenilemek istiyoruz. Bu ülkedeki bütün toplumsal kesimleri darbeye karşı demokratik, barışçıl gösteri hakkını, darbeye karşı direnmeye, ülkeyi karanlıktan çıkarıp aydınlığa taşımak için elin taşın altına koymaya davet ediyorum.”

Paylaşın