İmamoğlu’ndan Murat Kurum’a Vaatler Yanıtı: Bu Millet Bunlara Aldanmaz

Gazetecilere, AK Parti’nin İstanbul Adayı Murat Kurum’un vaatlerini yorumlayan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Bu millet buna aldanmaz. Seçim öncesi bu tür manevralarla girilen bu seçimde milletimiz gerçekten hizmet edeni, proje üreteni ayırt edecek ve ona göre tercih yapacak” dedi.

Haber Merkezi / Memleket Partisi Lideri Muharrem İnce’nin partisine yönelik eleştirilerine de yanıt veren Ekrem İmamoğlu, “Kendisi ile birkaç kez görüştüm. Söylemleri tam tersi bir durumdu. Niçin bu duruma geldi bilmiyorum” ifadelerini kullandı.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, gündeme ilişkin gazetecilerin sorularını yanıtladı. İmamoğlu, AK Parti’nin İstanbul Adayı Murat Kurum’un vaatlerine ilişkin şunları söyledi:

Kanal İstanbul’u ağzına bile almamış olması bugün baktığımızda yine halkı aldatmaya dönük bir yolculuğu tarifliyor ama bizim milletimiz aldanmaz. Bizim milletimiz ‘İktidardınız niye yapmadınız?’ der. Madem çağ atlatacaktı bizim İstanbul için ‘büyük bir tehdit’ dediğimiz Kanal İstanbul ismini niçin ağzınıza almıyorsunuz der? Bizim vatandaşımızı aldatamayacaklar. Sefaköy-Beylikdüzü-İncirli metro hattını projesini de açıklayan bir sunum gördük. Bir imza atılsa zaten ihaleye çıkacak. Bir imza, bir kalem, bir mürekkep. Ne para istiyoruz, ne kefalet istiyoruz.

Bu millet buna aldanmaz. Seçim öncesi bu tür manevralarla girilen bu seçimde milletimiz gerçekten hizmet edeni, proje üreteni ayırt edecek ve ona göre tercih yapacak. Bu siyasette tarihin görmediği çok büyük bir milletin oluşturduğu bir ittifakı İstanbul’umuza ve bütün ülkemize yayacak. Bu büyük bir uzlaşma olacak. Göreceksiniz 31 Mart’ta bu vaatleri açıklayanlar aslında hiçbir hazırlık yapmadıklarının karşılıklarını cevap olarak oyla alacaklar.

İmamoğlu Kurum’un taksicilerle ilgili vaatlerine ilişkin ise şunları söyledi: Benzer bir durum. Mesele gerçekten trajikomik. İnsan bugün ülkeyi 22 yıldır yöneten, İstanbul’da 25 yıl yerel yönetimin çözemediği sorunları uzun yıllardır gündeme dahi getirememiş ya da getirmemiş. Arkasında hangi hesap kitap varsa. 4 buçuk yıldır bizim mücadele ettiğimiz, çözdüğümüz ya da çözmek üzere projesini hazırladığımız.

Ya da başlamak üzere olduğumuz vaatlerden bir tanesi de taksi meselesi. Çünkü biz direkt hiç korkusuzca ‘böyle bir sorun var, çözümü de hazır, yapmak istiyoruz’ diyerek taşıdığımız konular. Bir kısmını ara bularak çözdük ama daha büyük sorunları var taksi meselesinin bunu da önümüzdeki dönem çözeriz. Bunlar verdikleri sözü unutanlar, verdikleri sözle uygulamaları farklı olanlar. Daha bir iki yıl önce ‘İstanbul’a çağ atlatacak’ dedikleri Kanal İstanbul’u söyleyemediler. Niye? Onu söylerlerse oy kaybedecekler.

“Muhatabı değilim”

Muharrem İnce’nin partisine yönelik eleştirilerine de yanıt veren İBB Başkanı İmamoğlu, “Kendisi ile birkaç kez görüştüm. Söylemleri tam tersi bir durumdu. Niçin bu duruma geldi bilmiyorum” dedi. Muharrem İnce’nin 1991 seçimlerine ilişkin sözlerine tepki gösteren Ekrem İmamoğlu, “1991’i bilmemek suç değil, 2019’u bilmek marifet. İnce’nin söylemleri tam tersiydi. Muhatabı değilim” ifadelerini kullandı.

Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce, partisinin yerel seçim stratejisiyle ilgili, bir otelde düzenlediği basın toplantısında, 31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlerde partisinin her ilde seçime gireceğini açıklamış, CHP’ye yönelik eleştirilerde bulunmuştu.

Basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan İnce, CHP ile ittifak görüşmelerine dair soruya karşılık şunları kaydetmişti: “İsveç’in NATO üyeliğine ‘Evet’ verince nasıl ittifak kuracağım? Her gün ‘DEM’lenirsen nasıl kuracağım? Bizim bir duruşumuz olmalı. Kuvayı Milliye’nin partisi bu. Değişmiş demiyorum, başkalaşmış. Değişmek başka bir şeydir, başkalaşmak başka bir şeydir. Bizim ruhen, gönül olarak, düşünsel olarak benim bulunduğum bir parti değil orası, gençliğimin geçtiği parti gitmiş, yerine başka bir şey gelmiş. Onun için öyle bir ittifak kurabilmek… Yarın bu şartlar değişir, başka bir yönetim gelir, o zaman tekrar konuşuruz.

1991 seçimlerini bu arkadaşlarım bilmiyor. Çünkü partinin hafızasını bilmiyorlar. 1991 seçiminde nasıl rezil olduğumuzu bilmiyorlar. Özgür Bey de bilmiyor Ekrem Bey de bilmiyor. Çünkü siyasi hafızaları buna yetmez. Neden ayrı dünyaların insanlarıyız? Suriye’de Irak’ta çocuklarımız şehit oluyor. Asıl sorumlusu kim ya? Biz kiminle uğraşıyoruz? Asıl sorumlusu ABD’dir. Bunu söyleyecek başka bir siyasetçi var mı Türkiye’de?

İlkeli omurgalı siyasetten yanayız biz. Laikliği bizden başka hatırlayan kalmadı. Bizim Dersim diye bir vilayetimiz yoktur. Dertsim bir bölgenin adıdır. Oradaki vilayetin adı Tunceli’dir. Kamer Genç bile Dersim demiyordu. Tunceli diyordu. Şeyh Sait bir haindir. Nokta. Atatürk böyle demiştir. Herkes eşittir. Bu ülkede herkes ayaz yemiştir. 12 Eylül günlerinde Diyarbakır Cezaevi’nde Kürtler ayaz yemiştir, Mamak’ta ülkücüler ayaz yemiştir. Metris’te solcular ayaz yemiştir.

Paylaşın

GP Lideri Davutoğlu: Arap Ve İslam Ülkeleri Acz İçinde

‘Küresel Vicdan Bildirisi’ne imza atan aydınlarla 27 Ocak’ta Londra’da yapacakları toplantıyı ve bu girişimlerin arka planını anlatan GP Lideri Ahmet Davutoğlu, “Dünyanın sessiz kaldığı, Arap ve İslam ülkelerinin aciz bir şekilde seyrettiği, Türkiye’nin İsrail ile olan ticaretini dahi kesmediği bu tablo karşısında elimizden geleni tarihi ve vicdani bir görevdi” dedi.

Davutoğlu, Güney Afrika’nın yaptığı öncülüğü ve Türkiye’nin adının Uluslararası Adalet Divanı’nda Gazze konusunda müracatta ve arabuluculuk girişimlerinde bulunun ülkeler arasında neden olmadığına ilişkin ise; “Türkiye’nin Türkiye tabi ki hem Uluslararası Adalet Divanı hem de arabuluculuk konusunda ciddi bir liderlik ve öncülük üstlenebilirdi. Ancak böylesi öncülüklerin olmazsa olmaz üç şartı vardır: kapsamlı bir barış vizyonu, taraflar nezdinde etki edebilme gücü ve uluslararası toplumun genelinde sahip olunan itibar. Bugün Türkiye maalesef bu üç unsurdan da yoksun görünüyor. Bu zaaf yüksek dozlu bir hamaset ile örtülmeye çalışılıyor” ifadelerini kullandı.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, dış borca olan bağımlılığın Türkiye’nin Gazze konusunda cesur adımlar atmasını engellediğini söyledi ve Uluslararası Adalet Divanı’nın bugün Güney Afrika Cumhuriyeti’nin ‘İsrail’in Gazze’de soykırım yaptığı’ başvurusu üzerine vereceği kararı, öncülük ettiği Gazze için ‘Küresel Vicdan Bildirisi’ çağrısıyla 27 Ocak’ta İngiltere, Londra’da düzenleyeceği ilk konferans hakkında çeşitli değerlendirmelerde bulundu.

GP Lideri Davutoğlu, Gazze konusundaki uluslararası girişimi nasıl başlattıklarını, ‘Küresel Vicdan Bildirisi’ne imza atan aydınlarla 27 Ocak’ta Londra’da yapacakları toplantıyı ve bu girişimlerin arka planını şöyle anlattı: “Her şeyden önce şunu ifade etmek isterim ki bugün dünyanın gözü önünde canlı olarak yayınlanan bir soykırım yaşanmaktadır. Hamas’ın 7 Ekim’de başlattığı saldırıyı bahane eden çevreler bu soykırımı meşrulaştırma çabası içindeler. Hiçbir şey boşlukta gelişmez. BM’in 1948’de aldığı Filistinlilerin kendi kaderlerini tayin etme kararı 75 yıldır hayata geçirilemedi. 1967’da İsrail’in işgal ettiği topraklardan derhal çekilmesini öngören 242 sayılı BMGK kararı da 57 yıldır uygulanmadı ve bir halk sürgünlere, katliamlara maruz bırakıldı.

“Dünyanın sessiz kaldığı, Arap ve İslam ülkelerinin aciz bir şekilde seyrettiği, Türkiye’nin İsrail ile olan ticaretini dahi kesmediği bu tablo karşısında elimizden geleni tarihi ve vicdani bir görevdi. Önce 9 Ekim’de (Saadet Partisi lideri) Sayın Temel Karamollaoğlu ile Filistin Büyükelçiliğini ziyaret ederek atılması gereken adımları kamuoyu ile paylaştık. 11 Ekim’de yaptığım konuşmada Uluslararası Adalet Divanında İsrail’e soykırım davası açması için İslam İşbirliği Teşkilatına çağrı yapılmasını istedim. Daha sonra BM Güvenlik Konseyi üyesi ülkelerin büyükelçiliklerinden randevu talep ederek bu ülkelerin devlet başkanlarına birer mektup gönderdim. Bu çerçevede Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva’ya, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’e, Almanya Başbakanı Olaf Scholz’a, AB Konsey Başkanı, Komisyon Başkanı ve Dış Politika Yüksek Komiseri’ne, her ülkenin yapabilecekleri ile ilgili hususları da kapsayan bu mektuplarla uluslararası kamuoyu oluşturma çabalarına katkı vermeye çalıştım.

“Zaaf yüksek dozlu bir hamaset ile örtülmeye çalışılıyor”

Davutoğlu, Güney Afrika’nın yaptığı öncülüğü ve Türkiye’nin adının Uluslararası Adalet Divanı’nda Gazze konusunda müracatta ve arabuluculuk girişimlerinde bulunun ülkeler arasında neden olmadığı sorusuna ise; “Türkiye’nin Türkiye tabi ki hem Uluslararası Adalet Divanı hem de arabuluculuk konusunda ciddi bir liderlik ve öncülük üstlenebilirdi. Ancak böylesi öncülüklerin olmazsa olmaz üç şartı vardır: kapsamlı bir barış vizyonu, taraflar nezdinde etki edebilme gücü ve uluslararası toplumun genelinde sahip olunan itibar. Bugün Türkiye maalesef bu üç unsurdan da yoksun görünüyor. Bu zaaf yüksek dozlu bir hamaset ile örtülmeye çalışılıyor.

İç kamuoyunu tatmin için uluslararası topluma ve BM aleyhine artan şiddetli açıklamalar yapılıyor ama fincancı katırlarını ürkütmemek için hiçbir uluslararası girişimin içinde bulunulmuyor. Krizin daha ilk günlerinde ülke olarak Uluslararası Adalet Divanına, İslam İşbirliği Teşkilatından temsilen bazı ülkelerin Uluslararası Ceza Mahkemesine başvurmasını için çağrıda bulunduk. Ama hiçbir adım atılmadı, çünkü dış borca olan bağımlılık cesur adımlar atılmasını engelledi. Güney Afrika Cumhuriyeti cesur bir tavırla öne çıkınca da “Türkiye Uluslararası Adalet Divanına zaten başvuramazdı, çünkü taraf değildi” gibi bir argümanı yayarak bu acziyete kılıf bulmaya çalışıyorlar. Halbuki BM üyesi bütün ülkelere Uluslararası Adalet Divanına başvurabilir. Türkiye’nin taraf olmadığı mahkeme Uluslararası Adalet Divanı değil, Uluslararası Ceza Mahkemesidir.” şeklinde yanıt verdi.

Murat Yetkin’in, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ile yaptığı röportajın tamamını okumak için TIKLAYIN

Paylaşın

Erdoğan’dan F-16 Açıklaması: Bekliyoruz

Cuma namazının ardından açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şu anda bir gün önce Biden, o da yazılı bir adeta talimatla tüm gerek Temsilciler Meclisi’ne, gerek diğer meclislerin hepsine gönderdi” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Onların da bir an önce bunun meclislerinden çıkarması talebini ifade etti, söyledi. Orayı da bekliyoruz. Tabii bir an önce oradan gelecek olan netice bizler için F-16’ların Türkiye’ye gönderilmesi sürecini ve bunun yanında tüm tamir, bakım, bunlarla ilgili sürecin başlamasını inşallah sağlayacaktır. Bunu bekliyoruz.”

Erdoğan, yerel seçimlere ilişkin de yarın İzmir’e ertesi gün de Eskişehir’e gideceğini ve aday tanıtım toplantıları yapacağını söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan “Eskişehir’i önemsiyoruz. İzmir’i önemsiyoruz. Buralarda yapacağımız toplantılarla da, nasıl ki İstanbul, Ankara’da çok çok güçlü sesler çıkardıysak buralarda da güçlü sesler çıkararak Cumhur İttifakı’nın nasıl 31 Mart’a hazırlandığını göstereceğiz” diye konuştu.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum’un projelerine ilişkin ise Erdoğan, “İnanıyorum ki 31 Mart akşamı Murat Kurum’la yeniden İstanbul’u yaşayacağız” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Hz. Ali Camii’nde cuma namazının ardından açıklamalarda bulundu. Erdoğan, İsveç’in NATO üyeliğine ilişkin protokolün Meclis’ten geçtiğini, dün itibarıyla kendisine geldiğini ve imzalayıp akşam da Resmi Gazete’de yayımlandığını hatırlattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şu anda bir gün önce Biden, o da yazılı bir adeta talimatla tüm gerek Temsilciler Meclisi’ne, gerek diğer meclislerin hepsine gönderdi. Onların da bir an önce bunun meclislerinden çıkarması talebini ifade etti, söyledi. Orayı da bekliyoruz. Tabii bir an önce oradan gelecek olan netice bizler için F-16’ların Türkiye’ye gönderilmesi sürecini ve bunun yanında tüm tamir, bakım, bunlarla ilgili sürecin başlamasını inşallah sağlayacaktır. Bunu bekliyoruz” diye konuştu.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın konuyu yakından takip ettiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Antony Blinken’la bu süreci devam ettiriyor” dedi.

ABD Başkanı Joe Biden, bu hafta Kongre’nin her iki kanadına yazdığı mektupta, İsveç’in NATO’ya katılımına onay süreci tamamlanır tamamlanmaz, Türkiye’ye F-16 satışı konusunda Kongre’ye resmi bildirimde bulunmak niyetinde olduklarını belirtmişti.

Beyaz Saray, Ankara’nın 20 milyar dolarlık yeni F-16 alımı ve 79 adet modernizasyon kiti talebi konusunda Kongre ile istişare içinde olduğunu kaydetmişti.

Ankara, 2021 yılında F-16 talebini ABD’ye iletti. Ancak hem NATO’nun genişlemesi konusunda Ankara ile yaşanan pürüzler hem de insan hakları konularındaki eleştiriler sebebiyle Kongre’de itirazlar dile getirildi.

Bir gazetecinin, Uluslararası Adalet Divanı’nda (ICJ), Güney Afrika Cumhuriyeti’nin İsrail’e karşı açtığı soykırım davasında ilk kararın bugün açıklanacağını hatırlatması üzerine ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün kararın çıkmasını beklediklerini ve konuyu yakından takip ettiklerini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yerel seçimlere ilişkin de yarın İzmir’e ertesi gün de Eskişehir’e gideceğini ve aday tanıtım toplantıları yapacağını söyledi.

Erdoğan “Eskişehir’i önemsiyoruz. İzmir’i önemsiyoruz. Buralarda yapacağımız toplantılarla da, nasıl ki İstanbul, Ankara’da çok çok güçlü sesler çıkardıysak buralarda da güçlü sesler çıkararak Cumhur İttifakı’nın nasıl 31 Mart’a hazırlandığını göstereceğiz” diye konuştu.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum’un projelerine ilişkin ise Erdoğan, “İnanıyorum ki 31 Mart akşamı Murat Kurum’la yeniden İstanbul’u yaşayacağız” dedi.

Paylaşın

Muharrem İnce, CHP’yle İttifaka Kapıları Kapattı

31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlerde CHP ile ittifaka kapıları kapatan Memleket Partisi’nde genel başkan Muharrem İnce, “Memleket Partisi, 3’üncü yoldur. İlkeli, omurgalı siyasetten yanayız” dedi.

Haber Merkezi / “Değişmek başka bir şeydir, başkalaşmak başka bir şeydir” diyen İnce “Benim bulunduğum bir parti değil orası. Böyle bir ittifak kurmak… Yarın şartlar değişir o zaman tekrar konuşuruz” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel’i ‘Dersim’ sözlerine eleştiri getiren Muharrem İnce, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Türkiye’de Dersim diye bir yer yoktur” açıklamasına da destek verdi.

Muharrem İnce, “Bizim ‘Dersim’ diye bir vilayetimiz yoktur, ‘Dersim’ bölgenin adıdır. Vilayetin adı Tunceli’dir. Kamer Genç bile Dersim demiyordu, Tunceli diyordu. Şeyh Sait bir haindir. Atatürk, Nutuk’ta böyle demiştir, haindir” sözlerini sarf etti.

Memleket Partisi lideri İnce, ayrıca CHP’ye İsveç’in NATO üyeliğine ‘evet’ dediği için yüklendi. “Orada olsaydım İsveç’in NATO’ya dönüşüne ‘evet’ oyu vermezdim. CHP sana ne oluyor, oradan İsveç’in NATO üyeliğine ‘evet’ diyorsun. Ayrı dünyaların insanıyız. Bana ‘bölücü’ diyen CHP seçmenine sesleniyorum; arkadaşlar siyahla beyaz kadar ayrıyız, nasıl beraber olalım?” diye konuştu.

Muharrem İnce, “CHP, İsveç’e evet deyince nasıl ittifak kuracağım, her gün DEM’lenirse nasıl kuracağım? Bizim bir duruşumuz olmalı” diye ekledi.

Memleket Partisi lideri İnce, ayrıca, 2023 Türkiye Genel Seçimi tam olarak anlaşılmadan, analiz edilmeden Türkiye’de siyaset düzeninin konuşulamayacağını söyleyip, “Bu iktidar, Türkiye’yi kötü yönetmiştir. Bu iktidarı mutlaka değiştirmeliyiz; ama bu iktidarı değiştirmek için önce bu muhalefeti değiştirmemiz lazım. Bu muhalefet, bu iktidarı değiştiremez” dedi.

Türkiye’nin siyasi çekişmelerden, boş laflardan, kutuplaşmalardan bıktığını ifade eden Muharrem İnce, “İnsanımız, huzur istemektedir. Milletimiz bu iktidardan bıkmıştır; ama bu muhalefete de güvenmemektedir. Kısıtlı imkanlarla girebileceğimiz her yerde seçime girip, alabildiğimiz kadar belediyeyi safımıza katacağız” diye konuştu.

“Müzakereler adaylıklar üzerinde uzlaşılamaması nedeniyle tıkandı”

Cumhuriyet Halk Partisi’nden (CHP) Muharrem İnce’ye yanıt geldi. CHP Sözcüsü Deniz Yücel, Memleket Partisi ile müzakerelerin adaylıklar üzerinde uzlaşılamaması nedeniyle tıkandığını bildirdi.

Sosyal medya hesabından açıklama yapan Yücel, İnce’nin açıklamalarını üzülerek dinledilerini belirterek, “Bugün yaptığı açıklamaların ve eleştirilerin müzakereler olumlu sonuçlansa idi asla yapılmayacağını biliyoruz. Değerlendirmeyi kamuoyuna bırakıyoruz” dedi.

Geçtiğimiz haftalarda önce İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu ziyaret eden ve destek vermeye hazır olduğunu açıklayan İnce, daha sonra CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i de ziyaret etmişti. Bu görüşmede iki partinin seçim iş birliği konusunda görüşmeler yürütmesi kararlaştırılmıştı.

İki genel başkan kamuoyu önünde bir daha bir araya gelmezken, İnce, “İş birliğine sıcak bakıyoruz ama zamanı tüketip işi öldürmeye çalışırlarsa ben de kısa sürede aday açıklamaya başlarım” demişti.

İnce, 22 Ocak’ta ise sosyal medya hesabından, “Aylardır konuşmuyorum, sabrettiniz. Cuma gününe kadar daha sabretmenizi rica ediyorum. Her şey Memleket için” açıklaması yapmıştı.

Paylaşın

Milli Güvenlik Kurulu’ndan Dokuz Maddelik Bildiri

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Beştepe’de gerçekleştirilen Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Toplantısı sonrası dokuz maddelik bir bildiri yayınlandı.

Haber Merkezi / Bildiride, Türkiye ekseni çerçevesinde; milli güvenliğimiz bakımından önem arz eden siyasi, askeri ve iktisadi gelişmelerin değerlendirildiğini belirtildi.

3 saat 45 dakika süren toplantı sonrası yayınlanan bildiride şu ifadelere yer verildi: Türkiye Yüzyılı’nda, Türkiye ekseni çerçevesinde; millî güvenliğimiz bakımından önem arz eden siyasi, askerî ve iktisadi gelişmeler değerlendirilmiş; 2024 yılında karşı karşıya kalınması muhtemel meseleler ile bu çerçevede yürütülecek faaliyetler ve alınacak tedbirler müzakere edilmiştir.

Terör örgütleri PKK/KCK-PYD/YPG, FETÖ VE DEAŞ başta olmak üzere millî birlik ve beraberliğimiz ile bekamıza yönelik her türlü tehdit ve tehlikeye karşı yurt içinde ve yurt dışında azim, kararlılık ve başarıyla gerçekleştirilen operasyonlar hakkında kurula bilgi sunulmuştur.

Türkiye’nin kararlılıkla uyguladığı millî güvenlik siyasetinin, proje terör örgütleri üzerinden kurgulanan planlarla akamete uğratılamayacağının altı çizilmiştir. Ülkemiz için tehdit teşkil eden tüm terör örgütlerini ve uzantılarını, uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarımız çerçevesinde zaman ve mekân ayrımı gözetmeksizin hedef almaya devam edeceğimiz bir kez daha hatırlatılmıştır. Huzurumuzu bozmaya niyet edenleri sınırlarımıza dahi yaklaştırmayarak bertaraf eden Türk Silahlı Kuvvetleri, güvenlik güçleri ve istihbarat birimlerimizin bu mücadeledeki en büyük dayanağının, aziz milletimizden aldıkları sarsılmaz destek olduğu vurgulanmıştır.

Komşumuz Irak ile artan temaslarımızın, terör örgütleriyle mücadelede atılacak somut adımlar başta olmak üzere müşterek coğrafyamızda huzurun sağlanmasına yönelik gayretleri tahkim ettiği ifade edilmiş; bölgemizdeki tüm ülkelerin refahını teminat altına alacak olan kalıcı barış ve istikrarın ancak terörden arındırılmış bir güvenlik ortamının tesis edilmesiyle mümkün olabileceği değerlendirilmiştir.

İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği katliamları sürdürmesinin, bölgedeki barış ve güvenlik ortamıyla hassas dengelerin telafisi mümkün olmayacak şekilde bozulmasına ve çatışmaların yayılmasına sebep olacağı kaydedilmiştir. Bir kez daha müşahede edildiği üzere, Gazze’de işlenen insanlık suçlarına engel olamayan mevcut uluslararası sistemin başta Birleşmiş Milletler olmak üzere tüm kurumları ve kurallarıyla hakkaniyeti esas alarak ıslah edilmesinin, küresel barış ve istikrarın sağlanması bakımından aciliyet arz ettiği belirtilmiştir. Türkiye’nin; Gazze’de akan kanın durdurulması, insani yardımların kesintisiz ve engelsiz ulaştırılması, 1967 sınırları temelinde adil ve kalıcı barışın sağlanması ve uluslararası sistemin reforme edilmesiyle ilgili ısrarlı ve kararlı tutumunu sürdüreceği ifade edilmiştir.

Kızıldeniz’deki son gelişmeler değerlendirilmiş; Filistin meselesinin yansımalarını da ihtiva eden ve küresel istikrara yönelik menfi tesirleri bulunan mevcut durumun bir an evvel çözüme kavuşturulmasının önemine dikkat çekilmiştir.

Libya, Somali ve Sudan’daki durum ile muhtemel gelişmeler ele alınmış; Türkiye’nin dost ve kardeş ülkelerin toprak bütünlüğünü destekleyerek mevcut meselelerin çözümüne yönelik çabalarını ilgili taraflarla temas hâlinde sürdüreceği belirtilmiştir.

Bölgesel ve küresel riskleri artıran Rusya-Ukrayna Savaşı’nın acil bir ateşkes ve kalıcı barışın tesisiyle sona ermesinin önemine işaret edilmiş; Türkiye’nin mevcut riskleri bertaraf etmeyi amaçlayan yaklaşım ve uygulamalarını Montrö rejimi çerçevesinde titizlikle sürdürerek Karadeniz’de barış ve istikrarın hâkim olmasına yönelik gayretlerini gerek gıda güvenliği bağlamındaki girişimler gerekse Karadeniz mayın karşı tedbir görev grubu gibi uygulamalarla muhafaza edeceği ifade edilmiştir.

Millî güvenliğimize temel teşkil eden hususlardan biri olan savunma sanayiindeki başarılarımızın yanı sıra uzayda attığımız adımlarla taçlandırılan bilim ve teknolojideki atılımlarımızın, yarınların teminatı olan çocuklarımızın hayalleri, gençlerimizin azmi ve ülkemizin yüksek potansiyelinden istifade edilerek kararlılıkla sürdürüleceği vurgulanmıştır.”

Paylaşın

Astana Görüşmeleri: Türkiye, Rusya Ve İran’dan “Suriye” Bildirisi

24 – 25 Ocak’ta Kazakistan’ın başkenti Astana’da düzenlenen Suriye konulu toplantı sonrası yayımlanan ortak bildiride, Suriye’de ayrılıkçı gündemlere karşı koyma ve Türkiye ile Suriye arasında normalleşme çabalarının sürdürülmesi vurgusu yapıldı.

Ortak bildiride ayrıca, Gazze’de yaşanan insani felaketten duyulan endişe de dile getirilerek “İsrail’in Filistinlilere yönelik acımasız saldırılarına son vermesi ve Gazze’ye insani yardım gönderilmesi gerektiği” vurgulandı.

Suriye krizine çözüm amaçlı Türkiye, Rusya ve İran’ın garantörlüğünde oluşturulan Astana formatındaki Suriye görüşmelerinin 21’incisi Kazakistan’ın başkenti Astana’da gerçekleştirildi. Türkiye’yi temsilen Dışişleri Bakan Yardımcısı Ahmet Yıldız’ın başkanlığındaki heyetin katıldığı toplantı sonrasında yayımlanan ortak bildiride, Suriye’de ayrılıkçı gündemlere karşı koyma ve Türkiye ile Suriye arasında normalleşme çabalarının sürdürülmesi vurgusu yapıldı.

Suriye’nin egemenliği, bağımsızlığı, birliği ve toprak bütünlüğüne desteğin bir kez daha vurgulandığı ortak bildiride, “Suriye’nin kuzeydoğusunda terörle mücadele bahanesiyle gayrimeşru öz yönetim teşebbüsleri de dahil, sahada yeni gerçeklikler oluşturma girişimlerinin reddedildiği” ifade edilerek “Suriye’nin birliğine zarar vermeyi amaçlayan ve sınır ötesi saldırılar ve Fırat’ın batısından sızmalar da dahil komşu ülkelerin ulusal güvenliğini tehdit eden ayrılıkçı gündemlerle mücadele konusundaki kararlılık” bir kez daha teyit edildi.

Bildiride, “Üç ülke, Suriye’ye ait olması gereken petrol kaynaklarının yasa dışı yollarla ele geçirilmesine ve transfer edilmesine karşı olduklarını yinelemişlerdir. Uluslararası hukuku, uluslararası insani hukuku ve BM Tüzüğünü ihlal eden tüm tek taraflı yaptırımları ve Suriye’de ayrılıkçı gündemi kolaylaştırarak ülkeyi çöküşe götürebilecek belirli bölgelere ilişkin tek taraflı yaptırımları kınamaktadır” ifadesi yer aldı.

Bildiride, ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) bel kemiğini oluşturan ve Türkiye’nin terör örgütü olarak gördüğü YPG ile bölgedeki Arap aşiretleri arasında çıkan çatışmalara da değinilerek “Son zamanlarda bölgedeki Arap aşiretleriyle çatışmalara yol açan zorla silah altına alma, barışçıl gösterileri bastırma, eğitimde ayrımcı politikalar (uygulama), siyasal aktivistleri, gazetecileri ve hareket özgürlüğünü kısıtlama dahil, Fırat’ın doğusundaki sivillere karşı ayrılıkçı grupların baskısının tüm türlerinden duyulan derin endişe” ifade edildi.

İsrail’e Gazze’deki saldırıları durdurma çağrısı

Ortak bildiride Gazze’de yaşanan insani felaketten duyulan endişe de dile getirilerek “İsrail’in Filistinlilere yönelik acımasız saldırılarına son vermesi ve Gazze’ye insani yardım gönderilmesi gerektiği” vurgulandı. İsrail’in Suriye’ye yönelik askeri saldırıları da kınanarak bu eylemler “uluslararası hukukun, uluslararası insancıl hukukun, Suriye’nin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün ihlali” olarak nitelendirildi.

Bildiride ortak hedefler ise “Terörle mücadele, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin katılımıyla Suriyelilerin güvenli, gönüllü ve onurlu bir şekilde geri dönüşü için uygun ortamın yaratılması, siyasi sürecin yeniden canlandırılması ve tüm Suriyelilere engelsiz insani yardım akışını sağlamak amacıyla Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin karşılıklı saygı, iyi niyet ve iyi komşuluk ilişkileri temelinde yeniden tesis edilmesine yönelik çabaların sürdürülmesi” olarak sıralandı.

Paylaşın

Murat Kurum Hedef Aldı; Ekrem İmamoğlu Yanıt Verdi

AK Parti’nin İBB adayı Murat Kurum, katıldığı bir toplantıda yaptığı konuşmada, metro hatları üzerinden mevcut yönetimi hedef aldı. Ekrem İmamoğlu ise katıldığı bir temel atma töreninde Murat Kurum’a yanıt verdi.

Haber Merkezi / AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan Adayı Murat Kurum, “Türkiye Yüzyılı İstanbul Vizyonu” toplantısında yaptığı konuşmada, metro hatları üzerinden mevcut yönetimi hedef alarak şu ifadeleri kullandı:

“İstanbul’da her bir vatandaşımız yılda 288 saatini trafikte kaybediyor. Trafik çilesi ömrümüzden 3,5 yıl alıyor. Hepimiz trafikte zaman enerji kaybediyoruz. Trafikte kaybettiğimiz vaktimizi, ailemizle, kendimize ayırmak istiyoruz. İstanbul’da 2019’da yüzde 47 olan trafik yoğunluğu bugün yüzde 64’e yükselmiş durumda.

Zirve saatlerinde bu oran yüzde 90’ları aşıyor. Açtık dedikleri 40.7 km’lik metro hattının gerçekte 8 km’sini zor yapabildiler. Devam eden metro projelerini iptal ettiler. İptal etmek yetmezmiş gibi kazısı yapılan metro şantiyelerimize kamyon kamyon beton döktüler.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Bakırköy’de, KİPTAŞ Kentsel Dönüşüm Projesi Temel Atma Töreni’nine katıldı. Murat Kurum’un metro hatlarıyla ilgili ‘sadece 8 kilometre yaptılar’ sözlerine ilişkin soruya da yanıt veren İmamoğlu şunları söyledi:

“65 kilometrelik metro hattımızı tamamlamış olacağız mart ayında.  Matematiği bile unutarak siyaset yapan arkadaşların. nasıl unutkan olduklarını Kanal İstanbul sorusuna verdiği cevapla görebilirsiniz. Onlar bazı oy ve seçim öncesi zarar verecektir.

Düne kadar hararetle savundukları her şeyi bir anda unutan insanlar ya da seçimde eğer fayda verecekse her türlü yola başvuran anlayışlar olduğunu biliyoruz. Onun için çok önemli değil benim açımdan verdiği rakam. nel projesi iptal edildi. İstanbulluların vicdanına bırakıyoruz. İstanbulluların vicdanı gerekeni yapacak.”

Paylaşın

Türkiye AİHM’de Birinci Sırada: 23 Bin 400 Dava

31 Aralık 2023 itibarıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) gündemine 46 Avrupa ülkesinden taşınmış ve sonuçlanmayı bekleyen toplam 68 bin 450 dava başvurusu bulunuyor. Bunların 23 bin 400’ü Türkiye’ye karşı başvurulardan oluşmakta, bu da AİHM’nin toplam iş yükünün yüzde 34,2’sine tekabül ediyor.

2023 yılında Türkiye hakkında açıklanan 78 karardan 72’sinde AİHS’nin en az bir maddesinin ihlâline hükmedildi, üç davada ihlâl bulunmazken diğer üç dava dostane çözümle sonuçlandı. Türkiye hakkındaki ihlâl kararlarında AİHS’nin adil yargılanma hakkına ilişkin altıncı maddesi (17 ihlâl), özgürlük ve güvenlik hakkına ilişkin beşinci maddesi (16 ihlâl) ve özel ve aile hayatına saygıya ilişkin sekizinci maddesi (15 ihlâl) başı çekti.

AİHM’nin 2023 bilançosu mahkemenin Strasbourg’daki merkezinde bugün düzenlenen basın toplantısıyla açıklandı. DW Türkçe’den Kayhan Karaca’nın aktardığına göre; Türkiye, 2022’yi olduğu gibi 2023’ü de “AİHM gündeminde en fazla davaya sahip ülke” olarak kapattı. 31 Aralık 2023 itibarıyla AİHM gündemine 46 Avrupa ülkesinden taşınmış ve sonuçlanmayı bekleyen toplam 68 bin 450 dava başvurusu bulunuyor.

Bunların 23 bin 400’ü Türkiye’ye karşı başvurulardan oluşmakta, bu da AİHM’nin toplam iş yükünün yüzde 34,2’sine tekabül ediyor. 31 Aralık 2022 tarihinde Türkiye hakkında AİHM gündeminde 20 bin 100 dava başvurusu bulunuyordu.

AİHM gündemindeki Türkiye başvurularının ezici çoğunluğu, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası alınmış tedbirler kapsamında gerçekleştiği iddia edilen hak ihlâli şikayetlerinden oluşuyor. AİHM’nin İrlandalı Başkanı Siofra O’Leary, 15 Temmuz sonrası tedbirlere bağlı dava başvurularının Türkiye hakkındaki toplam başvuruların yüzde 96’sını oluşturduğunu bildirdi. Bu başvurular büyük ölçüde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) özgürlük ve güvenlik hakkıyla ilgili beşinci ve adil yargılanmayla ilgili altıncı maddelerini kapsıyor.

15 Temmuz sonrası başvurular arasında Gülen yapılanması tarafından kullanılan şifreli haberleşme programı ByLock dava grubu da bulunmakta. AİHM gündeminde sadece bu dava grubuna ilişkin 8 bin civarında başvuru mevcut. AİHM geçen yıl bu konuda Yüksel Yalçınkaya davasında emsal niteliğinde karar açıklamış, benzer bin dava başvurusunu da görüş için geçtiğimiz haftalarda Türk hükümetine tebliğ etmişti.

Dava başvurularında Türkiye’yi sırasıyla Rusya Federasyonu (12 bin 450), Ukrayna (8 bin 750), Romanya (4 bin 150), İtalya (2 bin 750), Yunanistan (2 bin 450), Azerbaycan (bin 900), Polonya (bin 650), Sırbistan (bin 550) ve Moldova (bin 150) izliyor. Diğer 37 ülkeden gelen dava başvuruları AİHM iş yükünün sadece yüzde 12’sini oluşturmakta.

Ukrayna’yı işgali nedeniyle Mart 2022’de Avrupa Konseyi’nden dışlanan Rusya’ya karşı AİHM gündemine taşınmış derdest davalarla ilgili işlemler devam ediyor. Türkiye, Rusya, Ukrayna, Romanya ve İtalya kaynaklı dava başvuruları AİHM’nin toplam iş yükünün yüzde 75’ini oluşturuyor.

Başvurular ülke nüfusuna orantılı ele alındığında San Marino (10 bin kişiye 4,71 başvuru), Slovenya (4,62), Karadağ (2,80), Hırvatistan (2,63), Moldova (2,60) ve Macaristan (2,57) önde geliyor. Avrupa ortalamasının 0,41 olduğu bu hesaplamada Türkiye 0,98 ile orta sıralarda yer alıyor. Nüfusa oranla en az dava başvurusuna sahip ülkeler ise sırasıyla Birleşik Krallık (10 bin kişiye 0,03 dava), İrlanda (0,04), Almanya (0,05), İspanya (0,09), Fransa (0,11), Hollanda (0,13) ve İsveç (0,14).

Türkiye hakkında 78 karar

AİHM geçen yıl toplam bin 14 (1014) karar açıkladı. Hakkında en fazla karar açıklanan ülke Rusya (217 karar) oldu. Rusya’yı bu alanda sırasıyla Ukrayna (130), Türkiye (78), Romanya (74), İtalya (52), Azerbaycan (40), Macaristan (37), Polonya (33), Bulgaristan (30), Hırvatistan (27), Fransa (26) ve Ermenistan (25) izledi.

Türkiye hakkında açıklanan 78 karardan 72’sinde AİHS’nin en az bir maddesinin ihlâline hükmedildi, üç davada ihlâl bulunmazken diğer üç dava dostane çözümle sonuçlandı. Türkiye hakkındaki ihlâl kararlarında AİHS’nin adil yargılanma hakkına ilişkin altıncı maddesi (17 ihlâl), özgürlük ve güvenlik hakkına ilişkin beşinci maddesi (16 ihlâl) ve özel ve aile hayatına saygıya ilişkin sekizinci maddesi (15 ihlâl) başı çekti.

2023 yılı, 1953’te yürürlüğe giren AİHS’nin 70’inci yıldönümü oldu. Türkiye AİHS’yi 4 Kasım 1950 tarihinde imzalamış, 18 Mayıs 1954’te onaylayarak yürürlüğe koymuştu.

Paylaşın

Türkiye’de 2017’den Sonra İşkence Ve Kötü Muamele Arttı

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM), Türkiye kaynaklı işkence ve kötü muamele iddialarının 2017 yılından bu yana arttığına dikkat çekti. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 3’üncü maddesi işkence, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muameleyi yasaklıyor.

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM), kimi Avrupa cezaevi ve polis merkezlerinde sistematik işkence ve kötü muamele gözlemlendiğini, bu ülkeler arasında Türkiye’nin de bulunduğunu not eden bir karar oyladı.

DW Türkçenin haberine göre; karar, AKPM’nin Strasbourg’da devam eden genel kurul toplantılarında oylamaya katılan 67 parlamenterden 66’sının oyunu alarak kabul edildi, bir üye ise çekimser kaldı. Oylamaya AKPM Türkiye heyetinden sadece DEM Partili Berdan Öztürk katıldı. Öztürk karar lehinde oy kullandı.

Kararda, Avrupa genelinde işkence ve kötü muamelenin henüz sonlanmadığı, hatta kimi ülkelerde sistemleşme ve/veya genelleşme eğiliminde olduğunun gözlemlendiği kaydediliyor. Bu ülkelere örnek olarak Rusya, Azerbaycan ve Türkiye gösteriliyor. Avrupa Konseyi’ne üye birçok ülkede gözaltında kötü muamele şikayetleri alındığı belirtiliyor.

Karar metninin Türkiye’ye ilişkin bölümünde, resmi makamların “işkence ve kötü muameleye sıfır tolerans” mesajına rağmen “son yıllarda gözaltında ve cezaevlerinde işkence ve kötü muamelenin arttığı”, bunun da Türkiye’nin bu alanda geçmişte kaydettiği ilerlemeleri “ikinci plana ittiği” görüşü dile getiriliyor. Kötü muamelenin yasaklanması hakkında Anayasa Mahkemesi tarafından son yıllarda verilen kararların “memnuniyet verici” olduğu belirtilip, diğer ulusal yargı organlarına bu içtihadı uygulama çağrısında bulunuluyor.

Karara temel oluşturan ayrıntılı rapor Kıbrıslı Sosyal Demokrat parlamenter Constantinos Efstathiou tarafından hazırlandı. Raporda, 1993-2011 döneminde Türkiye’de özellikle tutuklama, gözaltı, sorgulama ve barışçıl gösterilerin dağıtılması esnasında güvenlik güçlerinin uyguladığı işkence ve kötü muamele konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) gündemine taşınan davaların kararları hatırlatılıyor ve bu kararların uygulatılmasıyla ilgili sürecin Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi gündeminde olduğu not ediliyor.

AİHM’nin Abdullah Öcalan, Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş kararlarına göndermede bulunuluyor; “olası kötü muamele riskine karşı Avrupa Konseyi’nin bu dosyaları yakın takibe alması” isteniyor.

Raporda, bir Avrupa Konseyi organı olan Avrupa İşkence ve Kötü Muameleyi Önleme Komitesi’nin (CPT) gözlem ve bulgularına da değiniliyor. CPT’nin 2019’da Türkiye’de kimi cezaevleri ve polis merkezlerine düzenlediği ziyaretlere ilişkin 2020’de yayımlanan raporunda, güvenlik güçlerinin gözaltındaki kimi bireylere karşı “aşırı güç ve/veya fiziki kötü muamelede bulunduğuna” dair bulgulara yer verdiği aktarılıyor.

Türkiye kaynaklı işkence ve kötü muamele iddialarının 2017’den bu yana arttığına dikkat çeken AKPM, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası 2016, 2018 ve 2021 yıllarında CPT tarafından Türkiye’de kimi cezaevi ve polis merkezlerine düzenlenen periyodik ziyaretlerle ilgili raporların henüz yayımlanmadığını bildiriyor. CPT kurallarına göre, bu ziyaretlerle ilgili raporların yayımlanabilmesi için ilgili ülke hükümetinin onayı gerekiyor.

AKPM raporunda CPT tarafından Arnavutluk, Ermenistan, Bulgaristan, Hırvatistan, Kıbrıs, Yunanistan, Karadağ, Kuzey Makedonya, Macaristan, Moldova, Portekiz, Romanya, Sırbistan, Slovakya, Ukrayna, Bosna-Hersek ve İspanya’da cezaevleri ve polis merkezlerine düzenlenen denetim ziyaretlerinde özellikle polisteki sorgulamalar sırasında kötü muamele şikayetleri alındığı not ediliyor.

“İşkenceye karşı önlemler alınmalı”

Kabul edilen kararda Avrupa Konseyi üyesi ülkeler işkence ve kötü muameleye karşı etkin önlem almaya çağrılıyor. Bu önlemler arasında işkence ve kötü muamelenin orantılı ve caydırıcı ceza donanımıyla spesifik suç haline getirilmesi, bu suçlardan sorumlu yetkililerin hesap vermelerinin sağlanması, bu suçlar için zaman aşımı uygulanmaması, etkin soruşturma yürütülmesi, sorgulamaların video kaydına alınması, işkence ve kötü muamele uygulanarak elde edilen itirafların mahkemeler önünde kanıt olarak kabul edilmemesi, polis içinde ve cezaevlerinde işkence ve kötü muameleyi ihbar etmenin cesaretlendirilmesi ve ihbar edenlerin korunması ve CPT raporlarının devletlerin izni olmaksızın yayımlanması da var.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3’üncü maddesi işkence, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muameleyi yasaklıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 46 üye ülke hakkında 2023 yılında açıkladığı bin 14 (1014) kararın 345’inde 3’üncü maddenin ihlâline hükmetti. AİHS’nin 3’üncü maddesinin en çok ihlâl edildiği ülkeler Rusya, Ukrayna ve Romanya oldu.

Paylaşın

Meral Akşener Hakkında Çarpıcı İddia: AK Partili İsimlerle Görüştükten Sonra Döndü

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Ankara’da bulunan Togo Kuleleri’nde eski AK Partili iki isimle yaptığı görüşme olduğunu ve bu görüşmeden sonra 180 derece dönüşüm yaşadığı iddia edildi.

İddiada bulunan İYİ Parti’den istifa eden İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Grup Başkanvekili İbrahim Özkan.

İYİ Partisi’ndeki istifa ve görevden alma dalgaları sürerken İYİ Parti’den geçtiğimiz haftalarda istifa eden İbrahim Özkan, Halk TV’de Meral Akşener’e ilişkin çarpıcı iddialarda bulundu.

İbrahim Özkan, İYİ Parti’nin CHP’nin iş birliği tekliflerini reddetmesinin nedeninin İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Ankara’da bulunan Togo Kuleleri’nde eski AKP’li iki isimle yaptığı görüşme olduğunu ve bu görüşmeden sonra 180 derece dönüşüm yaşadığını iddia etti.

İşte Özkan’ın yaptığı açıklamalardan öne çıkanlar: “Çok üzerinde durulmadı ama ben söylemek isterim. Sayın Meral Akşener’in, Togo Kuleleri’ndeki AK Partili Cemil Çiçek ve Abdulkadir Aksu ile yaptığı görüşmeleri inceleyin.

Muhalefette bulunan bir siyasi partinin genel başkanının, orada iki tane AK Partili eski bakanla ne görüştüğünü merak ediyorum. Benim kafam buradaki görüşmeye takılmış durumda.

Toplantıdan hemen sonra enteresan dönüşümler yaşandı. Mesela 26 Ağustos’ta Afyonkarahisar’a dönün. Ben oradaydım ve yerel dinamiklerde iş birliği yapılacağı söylendi. 2 gün sonra sayın Fatih Altaylı’nın programında yaptığı açıklamalara tamamen şoke oldum.”

Muhalefetle iş birliğine bütün kapıları kapatır bir hale döndü. Orada ne olduğunu çözemedik ve biz de tabii ki komplo teorisyeni olduk. Biz bu dönüşümü seçmene de anlatamıyoruz. Ne oldu diye soruyor insanlar. Çünkü bu yerel seçimler çok önemli.”

Paylaşın