Erdoğan’dan “Şeriat” Çıkışı

Katıldığı bir etkinlikte konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yaşadığımız her hadisede ülkemizde özellikle tek parti dönemiyle başlayan, vesayet dönemlerinde artan kimliksizleştirme politikaları Türkiye’ye dair hiçbir hayali, endişesi olmayan zihni ve kalbi sömürgeleştirilmiş bir güruh ortaya çıkarmıştır” dedi ve ekledi:

“Bu güruhun vasfı kibridir, nobranlığıdır. Bunlar Anadolu insanını aşağılamayı tercih ettiler. Batı kadar bile kendi insanını tanıma gayreti göstermediler. Kadim değerleri gerilik emaresi olarak gördüler. Bunlar bilmedikleri, anlamaya tenezzül etmedikleri insanlara, değerlere ve sembollere karşı kör bir husumet beslediler.”

Erdoğan, konuşmasının devamında, “Şeriata yönelik sergilenen pervasızlıkların gerisinde cehalet ve bilgisizlik hastalığı var. Ülkemizde en azından bir kesimin içinde bulunduğu cehalet karanlığında daha fazla boğulduğunu görmekten üzüntü duyuyoruz. El ele verip, milli bünyemize tehdit teşkil eden bu cehalet karanlığını yırtıp atacağımıza inanıyorum” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ‘’Diyanet Akademisi Başkanlığı 1. Dönem Aday Din Görevlileri Mezuniyet Merasimi’’nde konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkan başlıklar:

“Bugün Diyanet teşkilatımız ve din görevlilerimizin mesleki eğitimi için önemli bir merasim yapıyoruz. Uzun bir projenin meyvesini almanın mutluluğunu yaşıyoruz. 33 ayrı mekanda devam eden kurslar. Gerçekten bu bir azmin ifadesidir.

2012 yılında hukuki altyapısını oluşturduğumuz Diyanet Akademisi’ni 2022 yılında hayata geçirdik. Diyanet camiamız mesleki eğitim konusunda son derece mücehhez yapıya kavuştu. Müezzin, imam hatip ve vaiz olarak görev yapacaklar için meslek öncesi 3 yıl eğitim mecburiyeti getirildi.

Diyanet İşleri Başkanlığımızın her tür ve düzeydeki eğitimleri tek çatı altında topladık. Din hizmetlerinin niteliğini daha da artıracağız. Mesleki donanımı tahkim edecek, yurtdışında yaşayan vatandaşlarımıza da çok daha iyi hizmet götürülmesini sağlayacak kritik bir kurumu başkanlığımızın hizmetine sunduk.

İlk günden itibaren akademiyle ilgili tüm safahatı yakından takip ettik. Diyanet Akademisi Başkanlığı uhdesindeki 8 aylık eğitimi tamamlayan 4 bin 537 aday din görevlimizi tebrik ediyorum. Akademide Kuran*ı Kerim, tefsir, fıkıh gibi temel yanında dini musiki ve Kuran Kursu eğiticiliği eğitimi alanları tebrik ediyorum. Mezunlarımızın 3 bin 120’si imam hatip, 1167’si Kuran kursu öğreticisi olarak görev yapacak.

Atalarımız İslam’ı sadece kendi hayatlarına tatbik etmekle kalmamışlar, yayılmasına da hizmet etmişlerdir. Kuran ve sünnete sıkı sıkıya sarılan, İslam’da kendini bulan ecdat Allah Allah nidalarıyla barışı ve kardeşliği 3 kıta 7 iklime ulaştırmıştır. Zaman zaman hadisle alay eden bazı kendini bilmezleri görüyoruz.

“İslam’ı Türk’ten, Türk’ü de İslam’dan koparan anlayış”

1000 yıldır Türkler İslam’ı, İslam da Türkleri muhafaza etmiştir. Tarih kitaplarına göz attığınızda, Türk demek aynı zamanda Müslüman demektir. İslam’ı Türk’ten, Türk’ü de İslam’dan koparan anlayışın bu topraklarla hiçbir illiyetti yok.

Son dönemde Türkiye karşıtı kimi çevrelerce çift kulvarlı bir kampanya yürütüldüğünü görüyoruz. İlki lümpen faşistlerin gündeme getirmeye çalıştığı ‘İslamsız Türklük’ tanımıdır. Milletimizi ayakta tutan tarihi, kültürel ve beşeri değerler tahrip edilmek isteniyor. İslam’ın gaza ruhunu taşımayan bir Türklük projesi, Türk milletini müzeye kaldırma teşebbüsleridir. Burada gaye milletin mayasını bozmak, kaleyi içeriden çökertmektir. İkinci kulvarda ise; şeriat düşmanlığı vardır. İslam’ın kurallarını temsil eden şeriata düşmanlık dininin kendisine husumettir. Yaşayıp yaşamamak tercihtir. Dinin emirlerine dil uzatmak başka konudur.

Kimi barolar çıkıyor kimi Kelime-i Tevhit yazılı bayraktan rahatsız oluyor. Suç duyurusunda bulunabiliyor. Kendini sanatçı diye tanımlayan kimi şahsiyetler, milyonlarca vatandaşımızı gerici, yobaz diye tahkir edebiliyor. En büyük ikinci siyasi partisinin genel başkanı ‘Çocuklara din eğitimi verilmesine ortaçağ zihniyeti’ deme gafleti gösterebiliyor.

Bu tür menfi örnekleri uzatmak mümkün. Yaşadığımız her hadisede ülkemizde özellikle tek parti dönemiyle başlayan, vesayet dönemlerinde artan kimliksizleştirme politikaları Türkiye’ye dair hiçbir hayali, endişesi olmayan zihni ve kalbi sömürgeleştirilmiş bir güruh ortaya çıkarmıştır. Bu güruhun vasfı kibridir, nobranlığıdır. Bunlar Anadolu insanını aşağılamayı tercih ettiler. Batı kadar bile kendi insanını tanıma gayreti göstermediler. Kadim değerleri gerilik emaresi olarak gördüler.

Bunlar bilmedikleri, anlamaya tenezzül etmedikleri insanlara, değerlere ve sembollere karşı kör bir husumet beslediler. Şeriata yönelik sergilenen pervasızlıkların gerisinde cehalet ve bilgisizlik hastalığı var. Ülkemizde en azından bir kesimin içinde bulunduğu cehalet karanlığında daha fazla boğulduğunu görmekten üzüntü duyuyoruz. El ele verip, milli bünyemize tehdit teşkil eden bu cehalet karanlığını yırtıp atacağımıza inanıyorum.

İslam’ın hakikatlerinin egemen olması sizlerin gayretleriyle gerçekleşecektir. Sosyal marazları ortadan kaldırmak sizlerin emekleriyle mümkün olacak. Din görevlilerimizin kendilerini camilerle ve Kuran kurslarıyla sınırlamaları asla düşünülemez. İmam demek aynı zamanda içinde yaşadığı halkın önderi ve örnek şahsiyeti demek. Toplumu irşat vazifesi başta olmak üzere tebliğ ve temsil görevini yerine getirmek asli sorumluluğunuzdur.

“Gençleri kendi ülkesine düşman ettiler”

Ülkemizin en parlak evlatlarını teröre, cehalete ve batı özentisi müstevlilerin senaryolarına kurban verdik. Kalem tutması gereken gençlerin ellerine silah tutuşturdular. Gençleri kendi ülkesine düşman ettiler. 40 yıldır milletimizin başına musallat olan PKK belasının gerisinde geri kalmışlık ve cehalet vardır. 15 Temmuz hoca kılıklı bir sahtekarın ülkemize nasıl bir zarar verebileceğinin örneğidir. Buna tekrar izin veremeyiz.

Sizlerden ilminizin zekatını, bildiklerinizi aktarmakla bırakmayıp hayatınıza tatbik ederek vermenizi bekliyorum. Gittiğiniz yerlerde o topraklarda, oraların çocukları sizlere emanet. Siz orada adeta nakış işler gibi o yavrularımızı işleyeceksiniz. İnsanımıza sadece rehberlik etmeyeceksiniz, mazlum ve mağdurlara umut aşılayacaksınız.

İsrail-Filistin arasında yaşananları görüyorsunuz değil mi? Filistinli kardeşlerimize İsrailli zalimlerin neler ettiğini görüyorsunuz. Rabbim bunları kahrı perişan eylesin. Biz öyle bir nesli yetiştirmeliyiz ki Filistin’in düştüğü duruma düşmeyelim. Sizler nerede görev yaparsanız yapın ulvi bir mücadelenin neferlerisiniz. Sizlere kardeş halkların da ihtiyacı var. Filistin ve Gazze’nin sizlere ihtiyacı var.

AB ve ABD’de büyüyen İslam düşmanlığı, ırkçılıkla mücadele eden vatandaşlarımızın sizlere ihtiyacı var. Tüm mazlum gönüllerin sizlerin çabasına ihtiyacı var.”

Paylaşın

CHP Lideri Özel “Türkiye İttifakı”na Açıklık Getirdi

Partisinin Yerel Yönetim Çalıştayı’nda konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Türkiye İttifakı kimlerden oluşuyor, sorusuna veya Bursa ittifakı kimlerden oluşuyor sorusuna verilecek cevap siyasi partilerden oluşmuyor” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Şehrini seven insanlardan oluşuyor. Dürüst insanlardan, iyi insanlardan cesur insanlardan oluşuyor. Şehrini seven ve şehrinin değerlerini korumak isteyen insanlardan oluşuyor. Başarıyı takdir edenlerden oluşuyor. Liyakate ödül verenlerden oluşuyor. Sonuçta şehrini kendini sevenlerden oluşuyor. Belki gelecek sefer bir başka siyasi partiye oy verebilir ama bu seçimde kararı işte israftan yana değil, yolsuzluktan yana değil, aksine bunu ortadan kaldıranlardan hizmeti bize sunanlardan yana oluyor demek lazım. Her bildiğimizi herkes biliyor diyor. Bir şey yok. Tekrarın gücünden yararlanmak gerekiyor. Usanmadan yılmadan tekrar etmek gerekiyor.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin genel merkezinde düzenlenen Yerel Yönetim Çalıştayı’na katıldı. CHP’nin, “Türkiye ittifakı” ile 31 Mart’taki yerel seçimi kazanacağını dile getiren Özel, konuşmasında şunları söyledi:

“Tabii bu toplantının çok tarihi bir önemi var. Sizler ki yerel yönetimler alanında emek sarf eden, partimize emek veren, bulunduğunuz bölgelerde kamu görevini de yerine getiren kişiler olarak şüphesiz Türkiye’de başarılı bir yerel yönetim pratiği dediğimizde akla gelecek ilk isim sayın Yılmaz Büyükerşen. Hocamız 1999 yılında daha bugün Türkiye’de yeni yeni konuşulan kavramları siyasi partilerin işte ittifak, işbirliği ya da son zamanlarda kent uzlaşısı diye farklı farklı siyasi partilerin tarif ettiği bir şeyin kendisini doğrudan Eskişehir’de gerçekleştirebilmiş bir isim.

Partinin gücünün çok az olduğu ve sosyal demokrasinin gücünün çok az olduğu bir kentte ilk önce kent uzlaşısının kendi üzerinde sağlandığı yerel işbirliğinin kendi üzerinde sağlandığı ve tüm siyasi görüşlerden insanların bir araya gelip görevlendirdiği bir isim olarak hem de belediye meclis çoğunluğu uzun süredir hep başına dert olmuş bir süreçte hocamız Eskişehir’de göreve geliyor. Hoca, Eskişehir’de sade siyaset yapmıyor, hatta hiç siyaset yapmıyor.

Etrafındaki ekiple birlikte son derece bilime saygılı, ölçme değerlendirmeye dayanan beklentileri önce öğrenen, sonra önceliklendiren sonra sırasıyla karşılayan ve sonuçta yapılan bu iş ve işlemlere bir toplumsal rıza üreten, ardından da bunun karşılığını gören bir yol haritası çiziyor kendine. Ben hocamın kitaplarından, hayat hikayesinden edindiğim bütün meselenin kendisi bizim ilk istediğimizin aslında iyi belediyecilik uygulamalarıyla en sonda kendi kendine gerçekleştiği mesele.

Yani takdir görmek, yeniden görevlendirilmek ve bu konuda kentin bu meseleyi sahiplenmesi. Bu kadar pratiğin sonunda hocam Eskişehir’de bir şeyi başardı. Eskişehir’i emin ellere bırakacak kadar içi rahat şekilde Eskişehir’deki jübilesini yaptı. Orada bu görevi teslim edebileceği, güvenerek bırakabileceği bir kadın siyasetçi vardı. Bu çok önemli bizim için çünkü birçok yerde istiyoruz kadınlar siyasete dahil olsunlar, yerel yönetimlerde olsunlar zaten olduklarında oransal olarak da daha başarılı oluyorlar, ölçülüyorlar.

Ama böyle bir ismin hazırlanabilmiş olması son derece önemliydi. Bunun da kentte genel kabul görüyor olması önemli. Biz tabii Yılmaz hocanın bundan sonraki süreçte ne yapacağını düşündüğümüzde bir kenarda oturması, anılarını yazması yerine bir elinin Eskişehir’de olması bir elinin de Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin, sosyal demokrat belediyelerin üzerinde olmasını düşünmüştük. Hocamız da bizi kırmadı.

Şimdi siz bir ilke tanıklık ediyorsunuz ve bu tanıklığınız bundan sonra yapacağımız birçok toplantının ilki. Bugün yaptığımız bir çalıştay belki bir arama toplantısı gibi. 5 ana başlıkta 10 masada tartışılmış. Ben gelirken şöyle 4-5 tanesinin notlarına baktım, sadece orada böyle gözüme çarpan bir engelsiz kreş kelimesi bile bugün ne kadar doğru bir iş için bir araya geldiğimizi gösterdi.

Dikkatimi çeken çok şey oldu. Sabırsızlıkla sonuç bildirgesini bekliyorum. Onu hep birlikte değerlendireceğiz. Ama esas bu ilk toplantının belki seçime doğru birkaç tane daha değerlendirme toplantısı sizlerle birlikte yapabiliriz.

Ama devam eden süreçte seçim sonrasındaki aklımızdaki büyük yol yürüyüşünün ilk toplantısı olduğunu, bu anlamda hocanın bu işe yapacağı genel koordinatörlüğün çok önemli olacağını, onun genel koordinatörlüğün altında koordinatörlerin doğru masalarla, buradaki masalarla geliştiriliyorsa geliştirerek bir yapı oluşturacağımızı, zaman zaman yüz yüze ama çoklukla uzaktan ve birbirimizle iletişim halinde sürekli birbirimizi gözetlediğimiz, gözettiğimiz, kolladığımız, takip ettiğimiz ve yönlendirdiğimiz çok etkileşimli bir sistemi mutlaka kurmak zorunda olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Bu seçimin stratejisi elbette şöyle olacak; Yaptığımızı doğru anlatacağız, övünmeyi bileceğiz. Umudu örgütleyeceğiz. Geçmişte örgütlediğimiz umudun nasıl başarıya dönüştüğünü anlatacağız, iyi örneklerde örneğin dayanışma belediyeciliğinde çok önemli başarılar elde ettik. Başarılar elde ettiniz. Dirençli kentler konusunda çok önemli hazırlıklarımız var. Başarılı uygulamalar var, eksikliklerimiz var. Bu konuları mutlaka çok doğru anlatacağız.

Türkiye İttifakı ya da şehirlerin kendi ittifakları sözü var, bir gerçek var, bu şehirleri bizlere kazandıranlar ve emanet edenler değişmedi. Yani ittifak yaptığımız partilerde bazılarında yönetimler değişti, yöneticiler değişti. Bazılarında yöneticiler duruyor ama anlayışları değişti. Ama bir gerçek var. Bizi buraya getiren seçmen değişmedi, yeni seçmen var. Onun üçte ikisi 14 Mayıs’ta, 28 Mayıs’ta üçte ikisinden fazlası bizimle birlikte oy kullandılar.

Aynı adayda birleştik, aynı adaylarda birleştik. Genç seçmenden yeni seçmenden yana bir sıkıntımız yok. O zaman ne yapmak gerekiyor? Geçen sefer oy veren seçmene ‘İyi ki oy vermişim. Bunlar devam etsin’ dedirtmek lazım ve bir bütün olarak bir Türkiye İttifakını örmek lazım bunun için. Türkiye İttifakı kimlerden oluşuyor, sorusuna veya Bursa ittifakı kimlerden oluşuyor sorusuna verilecek cevap siyasi partilerden oluşmuyor.

Şehrini seven insanlardan oluşuyor. Dürüst insanlardan, iyi insanlardan cesur insanlardan oluşuyor. Şehrini seven ve şehrinin değerlerini korumak isteyen insanlardan oluşuyor. Başarıyı takdir edenlerden oluşuyor. Liyakate ödül verenlerden oluşuyor. Sonuçta şehrini kendini sevenlerden oluşuyor. Belki gelecek sefer bir başka siyasi partiye oy verebilir ama bu seçimde kararı işte israftan yana değil, yolsuzluktan yana değil, aksine bunu ortadan kaldıranlardan hizmeti bize sunanlardan yana oluyor demek lazım.

Her bildiğimizi herkes biliyor diyor. Bir şey yok. Tekrarın gücünden yararlanmak gerekiyor. Usanmadan yılmadan tekrar etmek gerekiyor. Sayın hocama bir kez daha teşekkür ediyorum, iyi ki var iyi ki bizimle birlikte bundan sonraki 5 yıl esas Cumhuriyet Halk Partisi’nin Türkiye’ye yetki bize verilirse nasıl yapabiliyoruz, ne kadar organize ve ne kadar birlikteyiz? Bunu göstereceği 5 yıl olacak.”

“Türkiye sosyal belediyecilikle tanışma olanağını elde etti”

Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP’li Belediyelerin Genel Koordinatörü Yılmaz Büyükerşen de CHP’nin giderek daha fazla yerde belediye başkanlığı kazanmasıyla Türkiye’nin sosyal belediyecilikle tanışma olanağı elde ettiğini dile getirdi. Büyükerşen, şunları ifade etti:

“Bu benim yeni görevim. Tam artık rahata erdik, gönlümüz ferah bir şekilde. Eskişehir Büyükşehir Belediye başkanlığını yapabilecek arkadaşlar da yetişen arkadaşlar arasından seçtiğimiz adayı da sayın genel başkanımız ilan etmişti. Eskişehir’e geldiklerinde sayın genel başkan yardımcımızla beraber artık rahata ereceğim derken baktım ki yeni bir görev daha yüklediler” diyen Büyükerşen, “Benim şansım diye saydığım şu, hepinizin kullandığı sürdürülebilirlik var ya ben o bakımdan çok Allah’ın şanslı kullarından birisiyim.

Çünkü kamuda yaptığım bütün görevlerde sürdürülebilirlik şansını bana verdi. Uzun oldu. Yani dönemlerimin biri bitmeden biri başladı. Biri bitmeden biri başladı, yılları buldu. Dolayısıyla projelerde birbirini takip etti. Yapmak istediğim şeyleri daha doğrusu yapmak istediğim şeyler hayallerimle ortak akıl süreçlerinde tespit ettiğimiz hedeflere ulaşabilecek projelerdi

Cumhuriyet Halk Partisi’nin giderek daha fazla yerde belediye başkanlığı kazanmasıyla birlikte Türkiye sosyal belediyecilikle tanışma olanağını elde etti. Yakın zamana kadar belediyecilik deyince insanların aklına altyapı yatırımları, şehir içi ulaşım ile yeşil alanlar, çöplerin toplanması gibi pek fazla bir şey gelmezdi ya da özellikle iktidar belediyelerinin vatandaşa bir lütuf gibi sunulan çeşitli olanakları akla gelirdi.

Ancak CHP’li belediyelerin önderlik ettiği sosyal belediyecilik anlayışı ile dezavantajlı kesimlerin, kadınların, çocukların ve yaşlıların yaşam kalitesini yükseltmeye yönelik işlerin ve uygulamaların yapılmaya başlanması çok önemliydi. Örneğin imar düzenlemeleriyle engellilerin rahatlıkla kullanabilecekleri binalar, taşıtlar, kaldırımlar inşa edildi bu dönem içerisinde. Farklı ulaşım biçimleri geliştirildi. Evde bakım uygulamasıyla özellikle bakacak kimsesi olmayan vatandaşlara ulaşıldı, ihtiyaçları giderildi. Gelir durumu düşük ailelere yemek yardımı yapıldı.

Biz Eskişehir Büyükşehir Belediyesi olarak kırsalda tarım ve hayvancılıkla geçinen insanlarımıza sebze fideleri, ağaç fidanları, meyve fidanları ve hem küçükbaş hem de büyükbaş hayvan hibeleriyle destek olmaya çalıştık. Hala da devam ediyoruz bu projelere. Pandemi döneminde zor günler yaşayan esnafımıza destek verdik. Büyükşehir Belediyesi olarak bize ait iş yerlerinde kiraları uzunca bir süre almadık ya da taksite bağladık. Bir başka uygulamamız ise özellikle ev kadınlarına ve gençlere yönelik meslek edindirme kurslarımız. Üniversite çağına gelmiş gençlerimize üniversite kursları açarak destek oluyoruz.

Efendim biliyorsunuz ki şehirler yaşayan canlı organizma gibidirler, ihtiyaçları hiç bitmez. Gün gelir yapılanların değiştirilmesi, yenilenmesi gerekir. Yeni ihtiyaçlar ortaya çıkar. Bu gibi temel ihtiyaçların ve hizmetlerin yapılması ile birlikte sosyal belediyecilik hizmetlerimize çeşitlendirerek devam etmemiz gerektiğine yürekten inanıyorum. Bu açıdan belediyelerin arasındaki koordinasyonun daha güçlendirilerek sürmesi gerektiğini düşünüyorum. Diğer önemli konunun da afet riskli alanlar ve kentsel dönüşüm konularında yapmamız gerekenlerdir.

Bu hem insanların yaşam kalitelerinin arttırılmasına yönelik olmalı ayrıca ülke olarak deprem kuşağı içinde olmamız nedeniyle zaman zaman yaşadığımız deprem felaketlerini yaşamamak, sel felaketlerini yaşamamak en azından daha az kayıplarla atlatabilmek. Bu gibi felaketleri kayıpsız atlatabilmek için yapılması gereken çalışmalardır. Asıl hedef insanları yaşadıkları bölgelerden koparıp başka yerlerde yaşamak zorunda bırakmak olmamalıdır.

Yani yerinde dönüşüm metotları uygulanmalıdır. Böylelikle insanların sosyal açıdan zedelenmelerinin de önüne geçebiliriz. Diğer taraftan böyle dönüşümlerin vatandaşa mümkün olan en az külfetle yapılabilmesi için finansman ayağının çok dikkatli oluşturulması, projelerin çok gerçekçi olarak hazırlanması ve muhtemelen artacak yoğunluğun getireceği olumsuzlukların farklı yollardan giderilmesi gerekecektir.

Siz belediye hizmetlerini layıkıyla yaparsanız yerel kalkınma kendiliğinden harekete geçecek, kent refahı artacaktır. Biz bunu Eskişehir’de yaşadık. Şehirde yeni hizmetler, yeni olanaklar yarattıkça yatırımlar arttı. Uluslararası firmalar mağazalar açtılar, şehir dışından alışveriş yapmak için gelenler arttı. 10 yıl öncesine kadar şehirde tur otobüsü göremezdiniz. Şimdi özellikle hava koşullarına da bağlı olarak günde onlarca tur otobüsü ve kendi özel araçlarıyla Eskişehir’e geliyorlar. Bunun yarattığı ekonomik değer çok önemlidir.”

Paylaşın

F-35 Tartışmaları: ABD’den S-400 Vurgusu

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Koordinatörü John Kirby, Rus S-300 ve S-400 hava savunma sistemleri kullanımının F-35 programıyla uyumlu olmadığını söyledi.

Haber Merkezi / John Kirby, “Dolayısıyla görüşmelerimiz sürüyor. Türkiye bu konudaki endişelerimizi giderebilecek olursa F-35 programına geri dönüşü gerçekleşebilir. Durduğumuz nokta bu ve bir değişiklik yok” dedi.

ABD, Rus S-400 füze savunma sistemlerini satın alan Türkiye’yi F-35 programından çıkarmıştı.

Öte yandan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakan Yardımcısı Vekili Victoria Nuland, Ankara’da temaslarda bulunmuştu.

Victoria Nuland “Patriot satışını müzakere ediyorduk ve bu müzakereler devam ederken Türkiye başka bir yöne gitti… Açıkçası, eğer S-400 meselesini çözebilirsek, ki bunu istiyoruz, ABD Türkiye’yi F-35 ailesine geri kabul etmekten memnuniyet duyacaktır. Ama önce bu diğer meseleyi çözmeliyiz ve bunu çözerken de Türkiye’nin güçlü bir hava savunmasına sahip olmasını sağlamalıyız.” demişti.

Nuland ziyaretinin, Türkiye’nin İsveç’in NATO’ya katılımını onaylamasının hemen sonrasına denk gelmesinin tesadüf olmadığını ve iki ülke arasındaki ilişkileri “yeniden canlandırmak” amacını taşıdığını belirtmişti.

Ziyaret sırasında CNN Türk kanalına röportaj veren Nuland, Türkiye’nin ABD yapımı F-16 jetlerinin ve modernizasyon kitlerinin satın alınması için Kongre’nin onayına ihtiyaç duyan anlaşma konusunda da konuşmuştu.

Victoria Nuland, “Türkiye’nin F-16 filosunu geliştirmesinin Amerikan güvenliği ve bu düzeyde tam aktif ve katılımcı olmanın müttefikler arasında yük paylaşımı için önemli olduğu” konusunda Amerikalı milletvekillerini ikna etmek için çaba sarf edildiğini bildirmişti.

Nuland ayrıca yeni jetlerin ne zamana hazır olacağını bilmediğini, ancak Türkiye’nin bu jetlere kavuşmasının ABD için öncelikli olduğunu da sözlerine eklemişti.

ABD Dışişleri Bakanlığı, TBMM’nin İsveç’in NATO üyeliğini onaylamasının ardından Türkiye’ye 40 F-16 savaş uçağının satışı ve mevcut F-16’ların modernizasyonu konusunda Kongre’ye resmi bildirimde bulunmuştu. 15 günlük bildirim süresi cuma günü başlamıştı.

Paylaşın

2023 Yılında 420 Organize Suç Çetesi Çökertildi

2023 yılında 420 organize suç çetesi “Kafes” operasyonları kapsamında çökertildi. Bu çeteler içerisinde 6’sı uluslararası, 2’si ulusal, 13’ü bölgesel ve 121’i yerel olmak üzere 142’si nitelikli silahlı organize suç çetesi.

Haber Merkezi / İşlenen suçlara göre sınıflandırıldığında ise 270’inin organize, 128’inin narkotik, 22’sinin ise siber suç çetesi olduğu tespit edildi.

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, geçen yıl organize suç örgütlerine yönelik düzenlenen “Kafes” operasyonları hakkında bu sabah açıklama yaptı.

Bakan Yerlikaya, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Yerlikaya, 1 Ocak-31 Aralık 2023 tarihleri arasında 11’i uluslararası, 14’ü ulusal, 56’sı bölgesel ve 339’u yerel olmak üzere 420 organize suç çetesinin “Kafes” operasyonları kapsamında çökertildiğini ifade etti.

Bu çeteler içerisinde 6’sı uluslararası, 2’si ulusal, 13’ü bölgesel ve 121’i yerel olmak üzere 142’sinin nitelikli silahlı organize suç çetesi olduğunu anlatan Yerlikaya, işlenen suçlara göre sınıflandırıldığında ise 270’inin organize, 128’inin narkotik, 22’sinin ise siber suç çetesi olduğunun tespit edildiğini aktardı.

İçişleri Bakanlığı’nın son açıklamasına göre uyuşturucu suçlarından tutuklu veya hükümlü olanların sayısı son 7 yılda 36 binden 128 bine yükseldi.

Adalet Bakanlığı verilerine göre toplam mahpus sayısı 341 bin 497. Yani, mahpusların yaklaşık üçte biri, uyuşturucu suçlarından cezaevinde.

Paylaşın

CHP Lideri Özel’den Meral Akşener’e Sert Tepki: Kavga Etmek İstiyor

İYİ Parti Lideri Meral Akşener’in seçim öncesinde iktidarın değil, CHP’nin kendilerine engel çıkarttığını ifade etmesine sert tepki gösteren CHP Lideri Özgür Özel, “Ya ciddi şekilde yanıltıldı ya da bizle kavga etmek istiyor” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, hukukçu ve yazar Muammer Aksoy’un katledilişinin 34. yıldönümü nedeniyle Ankara’da gerçekleştirilen törende gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Özgür Özel’e, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, “Özgür Özel Eskişehir’de ilginç bir konuşma yaptı. Bizimle ilgili imanın ötesine geçen, AK Parti ile tuhaf bazı alışverişlerimiz olabildiğini ifade eden bir konuşma yaptı. Ağır bir iftirada bulundu. Buradan Sayın Özel’e sesleniyorum: Siz bilmeyebilirsiniz 2017’de biz hayır oyu kullanmak üzere kampanya yaptık. Eski genel başkanımız Kılıçdaroğlu’na gidin sorun, CHP bize 1 liralık yardım yapmış mı? Cevabı hayır. Partimizi kurduğumuzda Kılıçdaroğlu bize 1 lira para yardımı yapmış mı? Sayın Kılıçdaroğlu buna cevap vermek zorundasınız” sözleri soruldu.

14 Mayıs seçiminde İYİ Parti’den milletvekili seçilip daha sonra AK Parti’ye geçen Nebi Hatipoğlu’nu kastettiğini söyleyen Özel, “Ben gerçekten Akşener’in konuşmasına çok şaşırdım. İki ihtimal var. İhtimallerden bir tanesi Sayın Genel Başkanı ciddi şekilde yanıltılmış, ikincisi de Sayın Genel Başkan bizimle kavga etmek istiyor. Ben Sayın Genel Başkan’la kavga etmeyeceğim, bunun kimseye faydası yok. Muhalefete muhalefet etmek gibi bir derdimiz yok. Eskişehir konuşmamda bahsettiğim mevzu şu: Benim bahsettiğim aday şu an AK Parti’nin adayı. İYİ Parti’den milletvekili seçilen kişi, Millet İttifakı’nın oylarıyla milletvekili seçilen kişi bir siyasi yankesicilikle, siyasi dolandırıcılıkla ve Recep Tayyip Erdoğan’a muhalefet etmek üzere Eskişehirlilerden oy istedi ve gitti AK Parti’ye katıldı” dedi.

“Ben ‘Geçmişte birlikte olduklarımızı bugün saray birtakım imkanlar yaratarak karşımıza çıkarıyor’ derken, Eskişehir’deki AK Parti adayını kastettim” diyen Özel, “Benim ne Kemal Bey’e sormaya ihtiyacım var ne de başkasına ben Meral Hanım’ın da partisinin de bahsettiği konulardaki namusuna, dirayetine kefilim. Mesele benim için bir yanlış anlaşılmanın düzeltilmesi boyutundadır. İYİ Parti’den seçilip AK Parti’ye geçen milli irade hırsızına laf ediyorum. Yoksa İYİ Parti adaylarına niye laf edeyim, iyi insanlar” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Meral Akşener’e Sert Yanıt: Ne Muhatabım Ne De…

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu İYİ Parti Lideri Meral Akşener’in “Önümüze bu engeli çıkartan iktidar değil, ana muhalefet. Bizi sansürlemek isteyen; saray değil belediye! Bizi engellemeye çalışan; Beştepe değil, Saraçhane” ifadelerine yanıt verdi:

“Bizim öyle bir engelleme veya bu tarz bir girişimde bulunmayacağımızı en iyi kendilerini bilirler. Niye yaptığını bilmiyorum böyle bir açıklamayı. Bu işin sadece belediye kısmı yok, firma boyutu da var.  İstanbul’da Ekrem İmamoğlu üzerinden  konuşmak ya da taş atmak bir prim yapmaya doğru gidiyor.”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’den bahsederken, ‘Eş Genel Başkan’ ifadesini kullanmasına dair de konuşan İBB Başkanı İmamoğlu, “Bu nezaketsiz tutum ve tavırlar ne muhatabım ne de cevap vereceğim niteliğe sahip. Kötü söz sahibine aittir” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul Tasarım Müzesi’nin açılışının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. İmamoğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in kendisini hedef alan açıklamalarına ilişkin konuştu.

İmamoğlu, Ankara, İstanbul ve İzmir’de hazırladıkları seçim afişlerinin bilboardlara asılmasının engellendiğini öne süren ve İBB’yi suçlayan Akşener’e şu yanıtı verdi:

“Bizim öyle bir engelleme veya bu tarz bir girişimde bulunmayacağımızı en iyi kendileri bilirler. Bu noktada ne için yaptığını bilmiyorum bu açıklamayı, ama muhtemelen bilboard meselesi… Bu işin sadece İstanbul’u yok, muhtelif şehirleri var. Bu işler de şehirlerde firmalarda yönetiliyor. Onlarla konuşabilirler.

İstanbul’da Ekrem İmamoğlu üzerinden konuşmak veya taş atmak böyle bir prim yapacak zannedilir şekle doğru gidiliyor. Hayırlısı. Allah’tan alışığız. Bize atılan hiçbir taşın etkisi olmaz. Bize doğru gelirken havada güle dönüşür. Dikkat etsinler, bizim öyle bir endişemiz yok. İnsanlara karşı, demokrasiye karşı sorumluluk hissettik. Bu sorumluluğun dışında da hareket etmedik. Bunu en iyi sayın Akşener bilir.”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’den bahsederken, ‘Eş Genel Başkan’ ifadesini kullanmasına dair de konuşan İBB Başkanı İmamoğlu, “Bu nezaketsiz tutum ve tavırlar ne muhatabım ne de cevap vereceğim niteliğe sahip. Kötü söz sahibine aittir” dedi.

“İYİ Parti nerede duracağına kendisi karar verecek”

Öte yandan CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, Meral Akşener’in açıklamalarını değerlendirdi. Günaydın, muhalefete muhalefet etmeyi bıraktıklarını, İYİ Partinin nerede duracağına kendisinin karar vereceğini söyledi.

Günaydın, “Bir afişin nasıl asılacağına ilişkin ilkeler, ticari ilişkiler bellidir. Ankara, İstanbul, İzmir Büyükşehir Belediyesinin bütün afiş mekanlarını kontrol etme durumu yoktur. İYİ Parti de bu gerekçeleri yerine getirir, kendisini tanıtır. Cumhurbaşkanı adayı ilan ettiğin, Fatih’e benzettiğin ve Türkiye’nin kurtuluşunun reçetesi olarak tanımladığın Sayın Ekrem İmamoğlu, Sayın Mansur Yavaş’ı bugün beğenmeyip karşısına aday çıkartmak, kendisini engellemekle itham etmek, İYİ Partinin kurumsal kimliğinden çıkan kararlardır. Biz buna da saygılıyız” değerlendirmesinde bulundu.

İYİ Parti Lideri Akşener ne demişti?

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki  grup toplantısında yaptığı açıklamada, yerel seçim için hazırladıkları afişlerin Ankara, İstanbul ve İzmir’deki bilboardlara asılmasının engellendiğini ileri sürmüştü.

Ekrem İmamoğlu’nu hedef alarak “Bizi engellemek isteyen Beştepe değil Saraçhane” ifadesini kullanmıştı.

Mansur Yavaş’ı da hedef gösteren Akşener, şunları söylemişti: “Biz, zaten şirkete telefon açan bu fevkalade cabbar arkadaşları kapalı kapılar ardında aslan kesilip, iş icraata geldiğinde ise meydana çıkmaya cesaret edemeyişleriyle tanıyoruz. Ama belli ki, bunlar karşılarında kimlerin olduğunu unutmuş.”

Paylaşın

Bahçeli’den Bekir Bozdağ’a “Can Atalay” Teşekkürü

Can Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesine ilişkin açıklamada bulunan MHP Lideri Devlet Bahçeli, TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ’a da teşekkür ederek, “Adalet yerini bulmuştur” dedi.

Haber Merkezi / Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesinin ardından sosyal medya hesabından açıklamada bulundu. Bahçeli, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Gezi Parkı davası kapsamında hüküm giymiş olan Hatay Milletvekili Şerafettin Can Atalay hakkında Yargıtay 3.Ceza Dairesi’nin verdiği adil, hakkaniyetli ve hukuk temelli kararın, TBMM’nin dünkü birleşiminde okunmasıyla ilgili şahsın milletvekilliği düşürülmüş, nitekim adalet yerini bulmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Hukukun üstünlüğü herkes için bağlayıcıdır. Hiç kimsenin suç işleme özgürlüğü, suçluyu koruma imtiyazı veya bir yargı kararını darbe iddiasıyla yok sayma hakkı olamaz. Demokrasiye, milli huzur ve güvenliğimize darbeye tevessül eden Anayasa Mahkemesi’dir.

Milli iradenin tecelligahı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi, Anayasa Mahkemesi’nin medya gücünü arkasına alarak ilerlettiği vesayetçi, art niyetli, peşin hükümlü, siyasi hüviyetli sakat ve sancılı tutumunu reddetmiş, Anayasa’nın 84’üncü maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde kesinleşmiş mahkeme kararının gereğini yapmıştır.

Bekir Bozdağ’a teşekkür

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sayın Bekir Bozdağ’ı cesur, dirayetli ve tavizsiz yönetiminden dolayı tebrik ediyor, Gazi Meclis’in saygınlığını muhafaza ve müdafaa gayreti nedeniyle de teşekkürlerimi paylaşıyorum. Başkanlık kürsüsü önüne toplanan, sıra kapaklarına vuran, Meclisi’mizi yuhalayarak kendileriyle müsemma olan nefret ve şiddet gösterisine heveslenenler kınanmaya müstahak demokrasi cellatlarıdır.

Millet iradesi demokrasi ve hukuk namusuna sahip çıkmıştır. Şerafettin Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşmesinin hitamında yeni bir gezi provokasyonu telaffuz edenler gaflettedir. Sokağı ve kanunsuz direnişi adres gösterenler, dahası ülkemiz aleyhine her türlü pozisyonun alınmasından bahsedenler husumet figüranlarıdır.

Hiç kimse bedeli ve sonuçları çok ağır olacak bir yanlışın faili olmamalıdır. Türkiye’nin anarşiye ve sokak diline teslimiyeti sadece ham bir hayaldir. Demokrasiye ve hukuka saygı herkesin, hepimizin temel sorumluluğudur. Şuur kaybının pençesinde bu sorumluluğun hilafına hareket edenleri ne tarih ne de millet affetmeyecektir.”

Ne olmuştu

Anayasa Mahkemesi, (AYM) Gezi Davası’ndan tutuklu bulunan TİP Hatay Milletvekili Can Atalay’la ilgili ikinci kez hak ihlali kararı vermişti. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, ilk ihlal kararında olduğu gibi, dosyayı Yargıtay’a göndermişti.

Daire, “Anayasa Mahkemesi’nce verilen ikinci ihlal kararının hukuki değeri olmadığını, bu bağlamda Anayasa’nın 153/6. Maddesi kapsamında uygulanabilecek bir kararın var olmadığını” belirterek Anayasa Mahkemesi’nin kararına uyulmamasına karar vermişti.

Paylaşın

GP Lideri Ahmet Davutoğlu’ndan Bekir Bozdağ’a: Kullanılmaktan Bıkmadı

Saadet – Gelecek Partisi ortak grup toplantısında konuşan Gelecek Partisi Lideri Ahmet Davutoğlu da isim vermeden Can Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesi kararını okuyan Bekir Bozdağ’ı eleştirdi.

GP Lideri Davutoğlu, “Şundan eminim Numan Kurtulmuş dahil hiçbir AK Partili Beştepe’den talimat gelmedikçe böyle bir şeyi içlerine sindiremezler ama şundan da eminim şahsiyetleri öylesine ezildi güç karşısındaki ahlaki tutarlılıkları öyle öyle örselendi ki artık herhangi bir konuda direnme güçleri kalmadı.

Dün Gazze’yle ilgili bir konferanstan dönüp Türkiye’deki manzarayı gördüğümde bir kez daha utanç duydum. Meclis Başkanı, ki bu tür konularda nedense hep aynı isim öne çıkarılır aynı isim kullanılır, o kullanılmaktan bıkmaz birileri de onu kullanmaktan hiç geri durmaz” dedi.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Saadet Partisi ve Gelecek Partisi TBMM’de ortak grup toplantısında konuştu. Davutoğlu’nun konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

“Hepimizin ağaya kalkma vakti. Hangi düşünceden, hangi partiden, hangi inançtan, hangi bölgeden olursa olsun yeter deme vakti. Can Atalay meselesi feri bir mesele değildir. Tekil olarak, bir milletvekilliğinin şahsi davası gibi görebilir bazıları, ama ülkemiz için çok sembolik bir nitelik kazanmaya başladı…

Dün yaşanan şey, ilkeler manzumesi olan Anayasanın yok sayılmasıdır. İnsan hakları temelinde ortaya konan temel demokratik kazanımların yok sayılmasıdır. Süratle bir anayasasızlaşmaya gidiyoruz. Anayasa çok muteber mi bizim için? Hayır.

12 Eylül Anayasası, delik deşik edilmiş şekliyle Türkiye’ye zaten dar geliyorken Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi bunu daha da daralttı. Daha dar bir tünele soktu bizi. Ama şimdi daha vahim bir gelecek bizi bekliyor. Bu beğenmediğimiz anayasanın dahi devreden kalktığı anayasasızlaştırılan bir ülkeye doğru gidiyoruz.

Bunun çözülmesi lazım. Yapılmak istenen şey çok açık. Önce Anayasa Mahkemesi’ni işlevsizleştirecekler. Sonra mümkünse Anayasa Mahkemesi’ni kapatacaklar ve sonra mümkünse Türkiye’yi tamamıyla uluslararası hukukun dışına çıkarıp kendi içinde bir dar boğaza sokacaklar.

Fiilen hukuk kalmayacak. Tüylerim ürpererek söylüyorum. Bu gittiğiniz yol yol değil. Bir gün gelecek bu hukuka adalete sizin de ihtiyacınız olacak.

“Direnme güçleri kalmadı”

Şundan eminim Numan Kurtulmuş dahil hiçbir AK Partili Beştepe’den talimat gelmedikçe böyle bir şeyi içlerine sindiremezler ama şundan da eminim şahsiyetleri öylesine ezildi güç karşısındaki ahlaki tutarlılıkları öyle öyle örselendi ki artık herhangi bir konuda direnme güçleri kalmadı.

Dün Gazze’yle ilgili bir konferanstan dönüp Türkiye’deki manzarayı gördüğümde bir kez daha utanç duydum. Meclis Başkanı, ki bu tür konularda nedense hep aynı isim öne çıkarılır aynı isim kullanılır, o kullanılmaktan bıkmaz birileri de onu kullanmaktan hiç geri durmaz.

Devlet Bahçeli dün yine kürsüde bize dönük ağır hakaretlerde bulundu. Bir hafta önce münafık dün de şeytan dedi. Türkiye’deki siyasi polemiklere bir dakikamı ayırmaktansa bin dakikamı dünyadaki mazlumlara ayırırım.”

Paylaşın

MHP, Yine Anayasa Mahkemesi’ni Hedef Aldı

Can Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesinin ardından sosyal medya hesabından bir paylaşım yapan MHP’li Feti Yıldız, AYM’yi hedef alarak, “Bireysel başvuru hakkını düzenleyen maddeler yeniden düzenlenmeli” dedi.

Haber Merkezi / Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesinin ardından sosyal medya hesabından açıklamada bulundu. Yıldız, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Türk yargı sisteminin yapısal sorunlarının çözümü için elverişli bir araç olması ümit edilen bireysel başvuru, mecrasından çıkmış yargı sistemini zayıflatan sistemsel bir sorun haline gelmiştir. Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunda, Bireysel Başvuru Hakkını Düzenleyen 45, 46, 47, 48, 49, 50. maddeler yeniden düzenlenmeli ve temel kriter; Kanuna açıkça aykırılık halleri ve takdir yetkisinin keyfi kullanılması ile sınırlandırılmalıdır.”

Öte yandan Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesiyle ilgili, “Adalet yerini bulmuştur” değerlendirmesi yaptı.

Bahçeli’nin sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklama şöyle: Gezi Parkı davası kapsamında hüküm giymiş olan Hatay Milletvekili Şerafettin Can Atalay hakkında Yargıtay 3.Ceza Dairesi’nin verdiği adil, hakkaniyetli ve hukuk temelli kararın, TBMM’nin dünkü birleşiminde okunmasıyla ilgili şahsın milletvekilliği düşürülmüş, nitekim adalet yerini bulmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Hukukun üstünlüğü herkes için bağlayıcıdır. Hiç kimsenin suç işleme özgürlüğü, suçluyu koruma imtiyazı veya bir yargı kararını darbe iddiasıyla yok sayma hakkı olamaz. Demokrasiye, milli huzur ve güvenliğimize darbeye tevessül eden Anayasa Mahkemesi’dir.

Milli iradenin tecelligahı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi, Anayasa Mahkemesi’nin medya gücünü arkasına alarak ilerlettiği vesayetçi, art niyetli, peşin hükümlü, siyasi hüviyetli sakat ve sancılı tutumunu reddetmiş, Anayasa’nın 84’üncü maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde kesinleşmiş mahkeme kararının gereğini yapmıştır.

Destici’den muhalefete terör suçlaması

Ayrıca Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici de “Anayasa Mahkemesi verdiği kararlarla Türkiye’nin karıştırılmasına zemin hazırlamaktadır” iddiasında bulundu. MHP gibi BBP lideri de Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) yapısının değiştirilmesini ve “yeni anayasa” istedi. Destici, Can Atalay kararına tepki gösteren muhalefet partileri için “terör örgütünün destekçisi” sözlerini sarf etti.

Ne olmuştu

Anayasa Mahkemesi, (AYM) Gezi Davası’ndan tutuklu bulunan TİP Hatay Milletvekili Can Atalay’la ilgili ikinci kez hak ihlali kararı vermişti. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, ilk ihlal kararında olduğu gibi, dosyayı Yargıtay’a göndermişti.

Daire, “Anayasa Mahkemesi’nce verilen ikinci ihlal kararının hukuki değeri olmadığını, bu bağlamda Anayasa’nın 153/6. Maddesi kapsamında uygulanabilecek bir kararın var olmadığını” belirterek Anayasa Mahkemesi’nin kararına uyulmamasına karar vermişti.

Paylaşın

Akşener’den CHP Lideri Özer’e Tepki: Herkes Haddini Bilecek

Partisinin grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Meral Akşener, “Özgür Özel Eskişehir’de ilginç bir konuşma yaptı. Bizimle ilgili imanın ötesine geçen, AK Parti ile tuhaf bazı alışverişlerimiz olabildiğini ifade eden bir konuşma yaptı. Ağır bir iftirada bulundu” dedi ve ekledi:

“Buradan Sayın Özel’e sesleniyorum: Siz bilmeyebilirsiniz 2017’de biz hayır oyu kullanmak üzere kampanya yaptık. Eski genel başkanımız Kılıçdaroğlu’na gidin sorun, CHP bize 1 liralık yardım yapmış mı? Cevabı hayır. Patimizi kurduğumuzda Kılıçdaroğlu bize 1 lira para yardımı yapmış mı? Sayın Kılıçdaroğlu buna cevap vermek zorundasınız. Herkes haddini bilecek.”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Meral Akşener’in açıklamalarından satırbaşları şöyle:

“Görüşleri fark etmeksizin siyasetteki herkes bizden çok rahatsız. Zaten iktidar rahatsız, DEM’liler rahatsız onları biliyorduk. Meğer ana muhalefet partisi de çok rahatsızmış onu da gördük. Bu kadar çok kesimi rahatsız ediyorsak ne kadar doğru işler yapıyoruz demek ki.

Bugün de isteniyor ki bilboardsız seçim kampanyaları yapalım. Bu sefer önümüze engel çıkaran iktidar değil ana muhalefet, saray değil belediye, Saray değil, Saraçhane.

Seçim kampanyası için hazırlığımız 4 sloganımız var. Büyük karın ağrısının sebebi işte bunlar. Beşinciyi de ben ekledim: Saray sansürüne de belediye sansürüne de mecbur değilsin.

Hayatında el tokadı yememişler, arabası kurşunlanmış bir genel başkan olarak duruyorum karşınızda. Hayatınızda el bebek gül bebek gelmişsiniz bizi mi korkutacaksınız. Her siyasi parti biz de bir şirkete anlaşarak Ankara, İstanbul ve İzmir’de bilboardlar kiraladık, parasını ödedik.

Afişleri fotoğrafları çekilmiş, sonra da şirkete ‘İstanbul’dan bir telefon gelmiş, bunları asmayacaksınız, biraz yumuşatın’ diye. Üstelik Ankara ve İzmir’de de asılmayacakmış. Sonra da eşbaşkanlık deyince alınıyorlar, kızıyorlar.

Referandum sürecinde kiraladığımız salonları hatırlayın, partimizin kuruluş lansmanı için kiraladığımız ünlü oteli, genel merkezimiz için bina aradığımız zamanları hatırlayın.

Bu tür durumlarda eğer belediye izin vermiyorsa sebebi ile birlikte bir ret yazısı yazar imzası kaşesi ile birlikte şirkete gönderilir. Ama ne böyle bir ret ne izin ne de gerekçe var, konu şifahi kaldı. Bu kepazeliğin bedelini şirket üzerine yıkarlarsa hiç şaşırmayacağız.

Adaletsizlikle mücadele etmek için mağdurun kim olduğuna bakmaksızın yeri geldiğinde Pınarhisar’a yeri geldiğinde Saraçhane’ye en önde koşanlarız ve yeri geldiğinde bunların en pis bedellerini ödeyenleriz.

Yıllardır ceberrut bir iktidar karşısında dimdik duran bizler şimdi onun kötü bir taklidine mi boyun eğeceğiz. Ateşten çemberlerden geçip bugünlere gelen bizler şimdi bir kibritle mi yanacağız.

Özgür Özel Eskişehir’de ilginç bir konuşma yaptı. Bizimle ilgili imanın ötesine geçen, AK Parti ile tuhaf bazı alışverişlerimiz olabildiğini ifade eden bir konuşma yaptı. Ağır bir iftirada bulundu. Buradan Sayın Özel’e sesleniyorum: Siz bilmeyebilirsiniz 2017’de biz hayır oyu kullanmak üzere kampanya yaptık.

“Kendi imkanlarımızla sürünerek propaganda yaptık”

Eski genel başkanımız Kılıçdaroğlu’na gidin sorun, CHP bize 1 liralık yardım yapmış mı? Cevabı hayır. Patimizi kurduğumuzda Kılıçdaroğlu bize 1 lira para yardımı yapmış mı? Sayın Kılıçdaroğlu buna cevap vermek zorundasınız. Herkes haddini bilecek. En fazla aldığımız yardım parasını ödediğimiz salonlardır. Kendi imkanlarımızla sürünerek biz propaganda yaptık.

Gelelim 2019’a aynı şey olmuş mu? Seçimler oldu İstanbul ve Ankara, Antalya, Aydın, Muğla kazanıldı. Bu belediye başkanlarına sesleniyorum. Sayın İmamoğlu, Mansur Yavaş, Zeydan Karalar, Muhittin Böcek ben sizi şu işi şuna verin bize para gelecek diye aradım mı, partimize 1 kuruş para istedim mi? Sayın Kılıçdaroğlu ben sizden hiçbir şey istedim mi? Sizden istemedik size kazandırdık.

AK Parti ile ittifakları biz değil, dolaylı olarak sizler yapıyorsunuz. Aynı kurtlu elmanın iki yarısı olanların ürettiği masalları dinliyoruz. Lafa gelince en büyük Atatürkçü kendileriymiş gibi yaparlar. Ama bir taraf Atatürk düşmanı hangi onursuz varsa diğer taraf da malum şer ocağına şirin gözükmek için adını bizzat Atatürk’ün verdiği şehrimizin adını bile söyleyemez. Tunceli diyemez.  

Bir taraf HÜDA Par ile el ele tutuşurken bir taraf DEM’li kafaların kuyruğundan ayrılamaz. Bir taraf tek adam vesayetini meşrulaştırmaya çalışırken bir taraf da Kandil’e İmaralı’ya Tekirdağ’a giden selamlar Türksüz Türkiye hezeyanlarını demokrasi ile örtmeye çalışır. Sözde değişimler özde izdüşümlere dönüşmüş.

Hak hukuk demokrasi hassasiyetleri aynı iktidarınki gibi sadece kendileri ile aynı fikirde olanlar içinmiş. Milletin verdiği yetkiden aldığı gücün kibriyle kendini kaybeden sadece AK Parti eğil bizzat ana muhalefeti yönetenlermiş.

Büyük hukuksuzluklarla karşı karşıyayız. Dün akşam Meclisimizde yaşananlar 100 yıllık devletimizi hukuk devleti ilkesinin ne denli tehdit altında olduğunu bize bir kez daha gösterdi. Bugüne kadar yargı kurumları arasında süren uyumsuzluğa dün akşam TBMM de dahil oldu.

Yargıtay’ın anayasayı tanımayarak yok açtığı hukuk skandalına TBMM de eşlik etmiş oldu. Yürütmenin yargı üzerindeki siyasi baskısından yasama da payını almış oldu. Ülkemizde aylardır süregelen anayasal krizi Meclis’imizden çıkan Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülme kararı ile birlikte artık ülkemizi anayasasız bir devlet olma tehlikesine karşı sürüklemeye başladılar.

Sorunu çözüp uyumu sağlamakla görevli olan Erdoğan her zamanki gibi sorunu büyütmeyi, krizi derinleştirmeyi tercih ediyor. Devletmiş, anayasaymış kanunmuş onlar için hepsi önemsiz bir teferruat haline geldi. Uyguladıkları kararların meşruiyetini bundan sonra neye dayandıracaklar?

Gazze’deki Netahyahu terörünün zulmüne karşı pek çok çağrıda bulunduk. Savaş suçlusu ilan edilmesi için ülkelerin Meclislerinde karar alınmasını, bunun da uluslararası boyuta taşınması gerektiğini, Türkiye’nin de arabulucu ülke olarak öncülük etmesini istedik.

Bizi Erdoğan, İç ve Dışişleri bakanları duymadı, Arap ülkeleri de duymadı. Ama sağ olsun Afrika duydu, 29 Aralık’ta Güney Afrika Cumhuriyeti aldı bu kararı. İktidarın hamasetle yapamadığını Mandela’nın çocukları yaptı. Devlet yönetmekle algı yönetmenin farkı bir kez daha ortaya çıkmış oldu.

Buradan hükümete çağrımız; gelin Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak biz de Filistin lehine davaya müdahil olalım.

26 Ocak’ta İzmir’de Suriyeli bir sığınmacının vahşice saldırısıyla 12 yaşındaki bir çocuğumuzu kaybettik. Annesini 7 kez bıçaklayan cani 12 yaşındaki Behiye’yi de sırf korkup çığlık attığı için bıçaklayarak öldürdü. Vahşetin geldiği son nokta işte budur.

“Milli kültürümüz tahrip ediliyor”

Uzun zamandır sürdürülen stratejik göç mühendisliğinin sonucunda toplumsal güvenliğimiz tehdit altında. Birçok çocuğumuz tacize tecavüze şiddete uğramaktan korkan birçok kadın tehdit altında. Kontrolsüz göç ve sığınmacı sorunu Türkiye’nin milli güvenliği için en öncelikli tehditlerden biri haline geldi. Milli kültürümüz tahrip ediliyor.

Devleti yönetenler havaya bakıp ıslık çalmaya devam ediyor. Kimsenin şüphesi olmasın ki İYİ Parti’nin yönettiği ütün belediyelerde sığınmacı sayısını azaltacağız.”

Paylaşın