Yeniden Refah’ta İstifa Depremi: Milletvekili Sayısı 4’e Düştü

Yeniden Refah Partisi (YRP) İstanbul Milletvekili Suat Pamukçu, partisinden istifa etti. Suat Pamukçu’nun istifası sonrası YRP’nin TBMM’deki milletvekili sayısı 4’e düştü.

Haber Merkezi / Suat Pamukçu, istifasına ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Kurucusu olduğum partimizin son genel seçimlerden sonra kuruluş inancı ve felsefesinden uzaklaştığını müşahede etmekteyim. Bugüne kadar aklı selimin avdet edeceğini ümitle bekledim.

Mahalli seçimlerle ilgili aday tespitlerinde de partimizin temel görüşü yerine oy hesabı yapıldığını ve inancımızla uyumlu olmayan adayların gösterildiğini görmek beklentimizin boşuna olduğunu göstermiştir. Bilvesile partimizden istifa ettiğimi saygıyla bilgilerinize sunarım.”

Suat Pamukçu kimdir?

1950 yılında Bayburt’ta dünyaya gelen Suat Pamukçu, ilkokulu Bayburt Şair Zihni İlkokulunda, ortaokul ve lise eğitimini Erzurum Lisesi’nde üstün başarı ile tamamladı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Mühendislik Fakültesi Elektrik Mühendisliği bölümünü bitirdi.

1975-1995 yılları arasında özel sektörde mühendislik ve yöneticilik görevlerinde bulundu.

24 Aralık 1995 Milletvekili Genel Seçimlerinde Refah Partisi’nden Bayburt Milletvekili olarak 20. Dönem Parlamento çalışmalarına katıldı. Bu dönemde TBMM Kit Komisyonu ve NATO Parlamenterler Asamblesi üyeliklerinde bulundu. “Yasadışı Telefon Dinlemeleri Araştırma Komisyonu Başkanlığı” yaptı.

18 Nisan 1999 Milletvekili Genel Seçimlerinde Fazilet Partisi’nden yeniden Bayburt Milletvekili olarak parlamentoya girdi. Fazilet Partisi’nin Anayasa Mahkemesince temelli kapatılması nedeniyle Saadet Partisi milletvekili olarak 21. Dönem Parlamento çalışmalarına devam etmiştir.

21. Dönemde Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu üyeliği yaptı. Fazilet Partisi ve Saadet Partisi’nin Genel Sekreterlik görevlerinde bulundu.

2023 Genel Seçimleri neticesinde Yeniden Refah Partisi 28. dönem İstanbul Milletvekili seçilmiştir.

Yeniden Refah Partisi (YRP) kurucuları arasında yer alan Pamukçu, Genel Sekreterlik görevinde bulundu. Suat Pamukçu, 20 Şubat 2024’te Yeniden Refah Partisi’nden istifa etti.

Paylaşın

Erdoğan: Yeni Anayasa’ya İhtiyaç Var

Katıldığı bir etkinlikte açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yüksek yargı kurumlarımızın arasında da son dönemde vatandaşlarımızın adalete olan güvenini sarsan tartışmalara şahit oluyoruz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Yüksek yargı kurumlarımızın Anayasa’da belirtilen görev tanımları konusunda bir belirsizlik söz konusu. Bize düşen, yüksek yargı kurumları arasındaki tartışmalarda taraf olmak değil, sorunu çözecek mekanizmaları işletmektir.”

Erdoğan, konuşmasının devamında, “Danıştay’ın FETÖ’den ihraç edilen hakim ve savcılarla ilgili verdiği tartışmalı kararlar bazı hususların yeniden ortaya konulmasının şart olduğunu da gösteriyor. Uzunca süredir ülkemizin ihtiyacını karşılayacak yeni anayasa ihtiyacı olduğunu dile getiriyoruz. Meclis’te mutabakat temin edilirse meseleyi kökten çözeceğiz” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen Adli Yargı Hâkim ve Cumhuriyet Savcıları ile İdari Yargı Hâkimleri Kura Töreni’ne katılarak bir konuşma yaptı.

Kura töreninde görev yerleri belli olacak 148 hâkim ve Cumhuriyet Savcısını tebrik ederek, başarılar dileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Artık sayıları 24 binin üzerine çıkan hâkim ve savcılarımız, ülkemizin dört bir yanında, milletimiz adına adaleti tesis etmenin mücadelesini veriyor” şeklinde konuştu

“Adalet, içinde yaşadığımız evrenin ruhudur” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: “Şayet bu ruhu kaybedersek, diğer hiçbir şeyin anlamı kalmaz. Nitekim insanlık tarihine baktığımızda, adalet temelinde yükselen toplumların güvenlik ve refah içinde yaşadığını, adaletin kaybolduğu toplumların da kısa sürede yıkılıp gittiğini görürüz. Bunun için bizim medeniyetimizde, devlet yönetiminde adaletin önemine bilhassa vurgu yapılır. Zaten medeniyet dediğimiz olgu da, ancak adaletin bulunduğu yerde ortaya çıkabilir ve gelişebilir.”

Yasama ve yürütme gibi, yargının da hâlâ çözüm bekleyen sorunları olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bunların bir kısmı anayasa ve yasalarımızda yapılması gereken değişikliklerle ilgilidir. Sıkıntıların bir kısmı da kurumsal işleyişlerden, kurumlar arası anlayış farklılıklarından ve eski alışkanlıklardan kaynaklanmaktadır. Bu çerçevede, adalet sistemimizin mevzuat altyapısını geliştirmek için başlattığımız reformları kesintisiz devam ettiriyoruz” dedi.

Daha önce hayata geçirdikleri çalışmaların bir üst safhasını oluşturan yargı reformu strateji belgesini 2019 yılında kamuoyuyla paylaştıklarını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu belgede yer alan yol haritamızı adım adım takip ediyoruz. Geçtiğimiz günlerde Gazi Meclisimizin takdirine sunulan 8. yargı paketi, bu strateji belgesinin adımlarından biridir” ifadelerini kullandı.

Yeni Anayasa mesajı

Erdoğan konuşmasının devamında, “Yüksek yargı kurumlarımızın arasında da son dönemde vatandaşlarımızın adalete olan güvenini sarsan tartışmalara şahit oluyoruz. Yüksek yargı kurumlarımızın Anayasa’da belirtilen görev tanımları konusunda bir belirsizlik söz konusu. Bize düşen, yüksek yargı kurumları arasındaki tartışmalarda taraf olmak değil, sorunu çözecek mekanizmaları işletmektir.

Danıştay’ın FETÖ’den ihraç edilen hakim ve savcılarla ilgili verdiği tartışmalı kararlar bazı hususların yeniden ortaya konulmasının şart olduğunu da gösteriyor. Uzunca süredir ülkemizin ihtiyacını karşılayacak yeni anayasa ihtiyacı olduğunu dile getiriyoruz. Meclis’te mutabakat temin edilirse meseleyi kökten çözeceğiz” dedi.

Paylaşın

Özgür Özel’den Meral Akşener’e Yanıt: Canı Sağ Olsun

CHP Lideri Özgür Özel, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada İYİ Parti Lideri Meral Akşener’in sözlerine verdiği yanıtta, “Ona karşı vereceğim cevap çok  sert ve iki kelime: Canı sağ olsun” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Özgür Özel, Lütfü Savaş’ın tekrar aday gösterilmesinde Hatay’ın AK Parti’ye kaybedilmemesi, örgütün talepleri ve anket sonuçları gibi unsurların etkili olduğunu söyledi.

Erzincan İliç’te geçen hafta yaşanan maden faciasına da değinen Özel, bölgeye giden parti heyetinin yazdığı rapordan bahsetti. İktidar medyasının gösterdiğinin aksine bölgede bir doğal afet/heyelan yaşanmadığını vurgulayan Özgür Özel, insan hayatını hiçe sayan şirketlerin maden atıklarını bir bölgeye dağ gibi yığması nedeniyle 9 işçinin para kazanma hırsının kurbanı olduklarını söyledi.

Arama-kurtarma çalışmalarını da yakından takip ettiklerini belirten Özel, Soma’da 2014’te 301 madencinin hayatını kaybettiği faciayı hatırladığını söyledi.

İliç’te facianın uzun süredir beklendiğni ve gerekli uyarıların bölge halkı tarafından defalarca yapıldığını belirten Özgür Özel, “Nasıl bir felaketin daha kenarından geçtiğimizin de hepimizin bilincinde olması lazım. Bu mesele aslında herhangi bir demokraside turnusol kağıdı gibidir ve bu yaşandığında iktidarın özrü, özeleştirisi onu kurtarmaz. Başka ülkede bakan, başbakan istifa eder” diye konuştu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM’deki grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Özel’in konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:

“Siyaset, haklı çıkanın söylediği doğru olanın karşılığını gördüğü, haksız çıkanın da hesabını verdiği bir müessesidir esasen. Ama öyle bir medya düzeni, öyle bastırılmış sesler ve öyle haksız şekilde gündemin değiştirilmesiyle karşı karşıyayız ki grup kürsümüzün hemen tüm televizyonların yayında olduğu ilk dakikalarında bunları ifade etmeyi çok önemli görüyorum.

Kıymetli vatandaşlarımız, AKP’nin MHP’nin değerli seçmenleri; yıllarca hain dedikleri, provokatif dedikleri, marjinal gruplara CHP destek veriyor dedikleri o Çevre Mühendisleri Odaları, akademik odalar, CHP’liler o tehlikelere hep dikkat çekti.

Bundan yaklaşık 3 yıl önce orada siyanür sızıntısı oldu. Buna karşılık ortalık ayağa kalktı, göstermelik 3 aylığına durdurdular madeni. O günkü durdurmalar kapatmaya dönüşse bu felaket oluşmayacak. O madeni durdurdular, incelediler, suçlu buldular, o madene 16 milyon TL para cezası kestiler. İlk duyunca büyük para, caydırıcı diye düşünüyorsun. Sadece aylar sonra bu Meclis’te plan bütçe komisyonunda bazı şirketlere vergi affı getirdiklerinde bu şirket de yararlandı.

Bu şirkete kesilen ceza 16 milyon, affedilen vergisi 222 milyon lira. İliç’i zehirlemenin, siyanür sızdırmanın ve İliç’te insanların hayatına kastetmenin cezası 16 milyon, birkaç ay sonra burada kendilerine yapılan kıyak 222 milyon lira.

Recep Tayyip Erdoğan, onun haberi olmadan 222 milyon değil 2 milyon lira Türkiye’de el değiştiremez. 222 milyon lira bunların cebine para koyulan maden İliç’i zehirleyen madendir.

Bu madenler önce izin alıyorlar. Almış. ÇED raporu düzenlenmiş. Sonra küçük bir izni büyütüyorlar. 4 kat 5 kat büyümek için başvuruyorlar. Büyümek için başvurulduğunda bir çevresel etki değerlendirme raporu hazırlanmış, o raporun altında bir imza var Bakan Murat Kurum. Ve biz Murat Kurum’a bu sorumluluğunu hatırlatıyoruz. Murat Kurum hiç üstüne alınmıyor.

Onu atayan Recep Tayyip Erdoğan hiç bu konulara girmiyor, en nihayetinde bugün Bahçeli gelmiş diyor ki, ‘Murat Kurum görevini layığı ile yapmıştır, oradaki, verilen raporu düzenleyenlerde izin için altına imza atanlardandır, Murat Kurum’un konuyla alakası yoktur.

İstanbul’u yönetmeye talip, Cumhur İttifakı’nın adayı Murat Kurum söz konusu olunca sayın Bahçeli Kurum’un konuyla alakası yok dedi.

Bunu basın aracılığı ile sayın Bahçeli’nin dikkatlerine ve Türkiye’nin vicdanına sunuyorum. BU oradaki madenin 5 kat büyümesine izin veren bugünkü felakete onay veren rapor. Altında, Devlet Bey’in dediği gibi, ÇED Denetim Müdürü’nün imzası var. Bakın bu kırmızıyla kare içine aldığımız yerde ne yazıyor: İmzayı ‘Bakan adına’ Genel Müdür atıyor.

Ey Devlet Bey, siz devleti bilen, devlet geleneğini bilen bir partinin genel başkanı olarak, bakanın benim adıma imzayı sen at dediği genel müdürün imzasından, bakan Murat Kurum’un sorumlu olmadığını söylüyorsun. Oysa belge imzanın Murat Kurum adına atıldığını ve buradaki meselenin tek sorumlusunun Murat Kurum olduğunu söylüyor.

31 Mart akşamının yoksullar için, emekliler için eğer bu iktidar gücüne güç katacak olursa, ya da beklemediği bir hezimetle cezalandırılıp ‘noluyoruz ya’ diye sert bir uyarı almazsa, bu gidişata bir kırmızı ışık yakılmaz, bu hükümete bir sarı kart gösterilmezse 1 Nisan’dan sonrası felakettir.

Osmangazi Köprüsü Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı köprüden, ceberrut devlet 290 lira geçiş ücreti alıyor. Cumhurbaşkanımızın açtığı Avrasya Tüneli’nden tek geçiş devleti yöneten lanet adamlar yüzünden 80 liraya çıkmış.

Sayın Akşener’in açıklamalarını dikkatle takip ettim. Ona karşı vereceğim cevap çok  sert ve iki kelime: Canı sağ olsun.

Biz geçtiğimiz seçimde cumhurbaşkanlığına layık gördüğümüz belediye başkanlarımızın da, geçtiğimiz seçimde cumhurbaşkanlığına layık gördüğümüz büyükşehir belediye başkanlarımızın sayın genel başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun da liyakatlerine kefiliz, verdiğimiz her oy da helal olsun.

Çok incele eledik sık dokuduk. En çok üzerine titizlendiğimiz il oldu. 10 Ocak tarihi geldiğinde diğer kentlerimizin belediye başkanları açıklanırken, anketlerde en üst seviyede yer alan belediye başkanımızı yeniden Lütfü Savaş’ı adaylaştırdık. Daha sonra bu konuda bir kısmı Hatay’dan bir kısmı yurdun diğer illerinde yaşayan vatandaşlardan çeşitli eleştiriler ve tepkiler yükseldi.

Hatta 6 Şubat’ta oradaydık yandaş basın ortadaki 100 protestodan 99’u oradaki bakanlara ve hükümeteyken sayın Lütfü Savaş’a yapılan protestolara ki haklı eleştirilerin hepsi başımızla beraberdir. Ama son 22 yılda Türkiye Cumhuriyeti Devletinin cumhuriyet tarihinde topladığı vergilerin tam 4 katını toplamış, topladığı deprem vergilerinin hiçbirini doğru yere harcamamış, hükümetin bütün sorumluluğu bir yere yüklenmesi doğru değildi ama biz oradaki mesajı aldık

Sayın Lütfü Savaş reklam filminde oynamayayım dedi. Geçtiğimiz günlerde lansman toplantısı geliyordu biz son güne kadar sahada olan anket istedik. Lütfü Savaş da anlayış gösterdi. Lansman toplantısında da müziğin olduğu yerde olmadı. Ertesi gün genel merkezimizde toplandık.

Bütün anketler değerlendirildi, bir yanda AKP’nin tehdit ettiği, şantaj yaptığı depremzedeler, bir yanda anket sonuçlarımız ve örgütümüzün talepleri doğrultusunda dün gece saat 3’e gelirken biz CHP olarak üzerimize düşen bütün özeleştiriyi yaparak Lütfü Savaş’ın deprem sonrası kendisinin de yakınlarını, akrabalarını kaybetmiş bir depremzede olarak ilk günlerde kullandığı bazı ifadelerden kendisinin de duyduğu üzüntüyü not ederek ama bir yandan da Hatay’ı ele geçirip demografisini değiştirmek isteyen ve o kadim medeniyeti Hatay’ı alıp da AKP’nin suntasına alıp Hatay’ı Hatay olmaktan çıkaracaklara karşı bütün veriler, bütün bilgiler örgütümüzün talebi, inancı ve anketlerdeki seyre baktığımızda Hatay’da yola Sayın Lütfü Savaşla yola devam etmeye karar verdik.

Hayat AK Parti’nin eline geçerse ne olacağı bellidir. Hatay’a bir belediye ne yapacaksa daha fazlasını yapacağımıza söz veriyoruz. Hatay’ı mahzun bırakmakla, verdikleri oyun cezasını çekmekle itham edenlere boyun eğmeyecek bir şehir varsa o da Hatay’dır. Bunu da Recep Tayyip Erdoğan 31 Mart’ta görecek.

“Erdoğan’ı yenme vakti”

Bugün saat 17.01’den itibaren artık tartışmanın konuşmanın değil, hep birlikte Recep Tayyip Erdoğan’ı yenmenin vaktidir. Yarından itibaren bu partinin üyelerinin görevi 31 Mart seçimlerinde Recep Tayyip Erdoğan’a, Devlet Bahçeli’ye, çevreye, kente, yoksula, işçiye, sendikaya düşman bu anlayışa karşı büyük bir mücadeleye davet ediyorum.”

Paylaşın

Tuncer Bakırhan: Kürtçesiz Kürt Oluşturmak İstiyorlar

Partisinin grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Lazca, Süryanice, Çerkezce ve diğer birçok dilin kaybolduğunu belirterek, “Türkiye 100 içinde dil mezarlığına dönüştü. Halen zindan duvarlarında ‘Türkçe konuş çok konuş’ yazılıyor. Ancak direnişle dilimiz bugünlere kadar geldi” dedi. 

Asimilasyonun AK Parti’nin kuruluşundan bu yana da sürdüğünü ifade eden Bakırhan, şöyle devam etti: “AKP, alternatif bir Kürdoloji oluşturmak istiyor. Üniversitelerde Kürtçe bölümler açtı. Öğrenciler okulu bitirdi, öğretmen oldular ancak atamaları olmadı.

Seçmeli dersler başladı, TRT Şeş adında bir televizyon açtılar. Fakat TRT Şeş’te sabahtan akşama kadar Kürtçelere, Kürtçeye hakaret ediyorlar.  Kürtçesiz bir Kürt oluşturmak istiyorlar. Acımızı, sevigimizi, hikayelerimiz anadilimizde yaşamamızı istemiyorlar.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin haftalık Meclis grup toplantısında gündemi değerlendirdi. Bakırhan, 21 Şubat Dünya Anadil Günü dolayısıyla değerlendirmesini Kürtçe yaptı.

Bianet’in aktardığına göre, grup toplantısına katılanların “Dünya Anadili Gününü” kutlayarak konuşmasına başlayan Bakırhan, konuşmasında anadilin önemine vurgu yaptı.

Diller üzerindeki asimilasyon politikalarına değinen Tuncer Bakırhan, Türkiye’de 100 yıl önce 20 dil konuşulduğunu ancak bu dillerin büyük bir kısmının kaybolduğunu belirtti.

Konuşmasında yazar Antti Jalava’nın sözlerinden alıntı yapan Bakırhan, “Bir yazar der ki, ‘Anadilim benim derim ve diğer diller ise giysilerimdir. İnsan ne zaman isterse kendi isteklerine göre giysilerini değiştirebilir ama derisini değiştiremez.’ Biz de diyoruz ki anadilimiz sadece derimiz değil, ruh ve canımızdır” dedi.

Kürt dilinine emek ve katkısı olan isimleri sıralayan Bakırhan, “Baba Tahir Uryan, Elî Herîrî, Ehmedê Xanî, Melayê Cizîrî, Feqiyê Teyran, Cegerxwîn, Celadet Elî Bedirxan, Ape Musa (Musa Anter) Ferhat Kurtay, Mehmed Uzun bizim yüreğimizdeler” diye devam etti.

Tuncer Bakırhan, konuşmasında Dengbêj Ayşe Şan’ın “Zimanê Kurdî zimanê me ye” şarkısından bir paragraf okuyarak sürdürdü.

Devletin Kürtçe üzerindeki baskılarına değinen Tuncer Bakırhan, ‘Türkiye’nin kurulduğu günden bugüne Kürtçe üzerindeki baskıların devam ettiğini” söyledi.

Lazca, Süryanice, Çerkezce ve diğer birçok dilin ise kaybolduğunu söyleyen Bakırhan, “Türkiye 100 içinde dil mezarlığına dönüştü. Halen zindan duvarlarında ‘Türkçe konuş çok konuş’ yazılıyor. Ancak direnişle dilimiz bugünlere kadar geldi” dedi.

Asimilasyonun AK Parti’nin kuruluşundan bu yana da sürdüğünü ifade eden Bakırhan, şöyle devam etti: “AKP, alternatif bir Kürdoloji oluşturmak istiyor. Üniversitelerde Kürtçe bölümler açtı. Öğrenciler okulu bitirdi, öğretmen oldular ancak atamaları olmadı. Seçmeli dersler başladı, TRT Şeş adında bir televizyon açtılar. Fakat TRT Şeş’te sabahtan akşama kadar Kürtçelere, Kürtçeye hakaret ediyorlar.  Kürtçesiz bir Kürt oluşturmak istiyorlar. Acımızı, sevigimizi, hikayelerimiz anadilimizde yaşamamızı istemiyorlar.”

Kayyımların Kürtçeye yönelik baskılarına da değinen Bakırhan, “Kayyım darbesi sonrası Kürtçe üzerindeki baskılar arttı. Kürtçe gazete, radyo, televizyon, ajans, anaokulları kapatıldı. Kayyımlar ilk olarak Kürtçe tabelalara saldırdı. Kurdî-Der ve Kürt Enstitüsü’nü kapattı. Celadet Elî Bedirxan ve Cegerxwîn’un isimlerini tabelalardan kaldırdılar. Kayyımlar, Kürt dilinin düşmanlarıdır. Erdoğan, ‘Asimilasyona karşı her çocuk kendi anadilini bilmeli’ diyor. Kürtler ‘bizim dil’ dediğinde ise ‘terörist’ oluyorlar. Meclis’te arkadaşlarımız Kürtçe konuştuğunda ‘bilinmeyen’ ya da ‘anlaşılmayan’ dil olarak kaydediliyor. Bizim dilimiz ne bilinmeyen ne de anlaşılmayan dildir. Bizim dilimiz Kürtçedir. 100 yıldır konuşuluyor” dedi.

“Kürtçenin resmi dil olmasını istiyoruz”

Anadilinde konuşmaya çağıran Tuncer Bakırhan, şöyle devam etti: “Yaşamın her alanında dilimizle konuşmalıyız. Dilimizi varlığımız olarak görmeliyiz. Önümüzde yerel seçimler var. Belediyeleri kayyımlardan aldığımız zaman yine çok dilli belediyeciliği hayata geçireceğiz. Dilimiz kırmızı çizgimizdir. Sözümüzdür; bu zalimler neyi bozmuşsa, biz daha iyisini yapacağız. Kürtçe kurs ve kreşler açacağız. Seçmeli derslere karşı değiliz. Ancak 21’inci yüzyılda bu tartışmalarda utanç duyuyoruz; Bir gülle bahar gelmez. Anadil insan hakkıdır. Biz Kürtçenin resmi dil olmasını istiyoruz”

Tuncer Bakırhan konuşmasını, Kürt şair Cigerxwin’un şiiriyle bitirdi: “Ez xum xuma avên çeman, Ez çerx û govend û sema, Tînim di nav kat û lema, jîn im, hebûn im, tevger im…”

Bakırhan’ın ardından Mardin Milletvekili George Arslan kürsüye çıktı ve Süryenice konuştu. Mardin Milletvekili Saliha Aydeniz ise kürsüye gelerek Zazaca konuşma yaptı. Bereket Kar da partililere Arapça hitap etti. Zeyno Bayram Gürcüce ve Lazca konuştu. Murad Mıhçı ise Ermenice seslendi.

Paylaşın

Fatih Erbakan: Ekrem İmamoğlu Ve Mansur Yavaş Kazanır

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimlere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yeniden Refah Partisi (YRP) Lideri Fatih Erbakan, “Seçimden çekilmemiz söz konusu değil, çekilirsek AK Parti’nin yedek lastiğine döneriz” dedi.

İstanbul’da Ekrem İmamoğlu’nun daha şanslı olduğunu söyleyen YRP Lideri Fatih Erbakan, Ankara’da ise Mansur Yavaş’ın rahat alabileceğini belirtti.

Erbakan, AK Parti’yle görüşmelerin neden sonuçlanmadığına ilişkin de, “Bize il ve ilçe adaylıkları yerine 2-3 Belediye Meclisi üyeliği teklif ettiler. Anketlerde binde 6-7 civarında oyu görünen BBP’ye teklif ettikleriyle aynı” dedi ve ekledi:

“14 Mayıs’ta Türkiye genelindeki yüzde 3 oyu da, kendileriyle işbirliğinin “yüzü suyu hürmetine” aldığımızı söylediler bize. Bunu kabul edemezdik. Üstelik tabanımızda AK Parti’yle yerel seçimlerde işbirliği yapmamıza destek de yok, hatta 14 Mayıs nedeniyle tepki var.”

Yeniden Refah Partisi (YRP) Genel Başkanı Fatih Erbakan, Gazeteci Murat Yetkin‘in sorularını yanıtladı. Fatih Erbakan, “Listeleri vereceğiz. Çekilmemiz söz konusu değil. Artık çekilirsek AK Parti’nin yedek lastiğine döneriz” ifadelerini kullandı.

Erbakan, AK Parti’yle görüşmelerin neden sonuçlanmadığına ilişkin de, “Bize il ve ilçe adaylıkları yerine 2-3 Belediye Meclisi üyeliği teklif ettiler. Anketlerde binde 6-7 civarında oyu görünen BBP’ye teklif ettikleriyle aynı” dedi ve ekledi:

“14 Mayıs’ta Türkiye genelindeki yüzde 3 oyu da, kendileriyle işbirliğinin “yüzü suyu hürmetine” aldığımızı söylediler bize. Bunu kabul edemezdik. Üstelik tabanımızda AK Parti’yle yerel seçimlerde işbirliği yapmamıza destek de yok, hatta 14 Mayıs nedeniyle tepki var.”

Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş kazanır

Erbakan, İstanbul’da Ekrem İmamoğlu’nun, Ankara’da ise Mansur Yavaş’ın kazanacağını tahmin ettiklerini belirterek, CHP’nin Eyüp, Fatih, Üsküdar gibi ilçelerde sürpriz yapabileceğini dile getirdi.

Erbakan şunları söyledi: “Bize destek vermediğimiz takdirde Murat Kurum’un kazanamayacağını söylüyorlar. Bakın, DEM Parti, hiçbir partiye seçim kazandırmak zorunda olmadıklarını söyleyince mesele olmuyor ama biz kendi adayımızla çıkınca mesele yapılıyor.

Bizim değerlendirmemiz de İstanbul’da Ekrem Bey’in daha şanslı olduğu, kazanabileceği yönünde. Özellikle Fatih, Üsküdar, Eyüp gibi ilçelerde sürpriz yapabilirler. Eyüp deyince bazı arkadaşlar sadece Eyüp Sultan Camii etrafı zannediyor; oysa Göktürk’e kadar hep Eyüp. Ankara’da ise Mansur Yavaş’ın rahat alabileceğini tahmin ediyorum. Turgut (Altınok) Bey, fazla bir varlık gösteremedi.”

Paylaşın

Bahçeli, Bu Kez Danıştay’ı Hedef Aldı

Partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan MHP Lideri Devlet Bahçeli, Danıştay 5. Daire’nin 387 hakim ve savcıya iade eden kararına çok sert tepki gösterdi:

“Daire’nin 387 hakim ve savcıya iade eden kararı çok sakıncalıdır, hukuki temeli yoktur. Bu kararı alırken Danıştay üyeleri maklube mi yiyorlardı? Haşhaşilerin vaazlarını mı dinliyorlar? Danıştay adalet ve hukuka göre karar vermemiştir.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Bahçeli’nin konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde;

“Siyanür atıklarının, Sabırlı deresine akıtıldığını ve bu atıkların yağışla birlikte Fırat Nehri’ni kirlettiğini söyleyenler iddialarını ispatla mükelleftir. Ağzıyla değil karnıyla konuşanlarının şımarıkları tahammül sınırlarını taşmıştır

Dünyanın pek çok ülkesinde maden kazalarına şahit olunmuştur. 2000 yılında Romanya’daki maden kazasında vahim bir çevre felaketi doğmuştur. 2009’da Gana’da, 2014’te Güney Afrika’da, 2015’te Kanada’da yaşanan maden kazaları çevreyi tahrip etmiştir. İliç’te böylesine tehlikeli sızıntı tespit edilmemiştir. Altın madenciliğinde liç işlemi sırasında kullanılan siyanür ve diğer ağır metallerinin çevre insan sağlığı için olumsuz olduğu bilinmektedir.

Altın madeninde var olan ihmaller zincirinin 13 Şubat’taki payını yok saymak mümkün değildir. Adli soruşturmanın sağlıklı sonuçlar vermesi için hazırlanan bilirkişi raporunun aceleye getirmesi tartışmalıdır. Yeni rapor hazırlanması, yeni heyet oluşturulması en makul çözümdür.

Çöpler Altın madeni felaketiyle birlikte Cumhur İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum, ne hikmetse hedef tahtası haline getirilmiştir.  İliç’i konuşuyorken konunun sayın Kurum’un bakanlık dönemine ilişkin haksız eleştiriler sinsi bir propagandaya işaret etmiştir. Müflis zihniyetler Sayın Kurum’u yıpratmak için harekete geçmiştir. ÇED raporunu veren bakanlık değildir.

Bu zor günleri bertaraf edeceğiz. İşçilerimizin sağ salim çıkarılmalarını Allah’tan niyaz ediyorum. İliç ilçemizin tekrar belini doğrultacağı günler yakındır. Bu sıkıntılı günler sabırla aşılacaktır.

Cumhuriyet Halk Partisi sadece kendi içinde kavgalı değildir. Türk milletiyle sorunludur. Bu CHP’nin yerel yönetimlerde  ıslah ve terbiye edilmesi milli bir görevdir.

DEM’lenmenin maskesi sandık uzlaşması Türkiye İttifakı olarak açıklanmaktadır. DEM Parti artık CHP’nin kumanda odasına kadar nüfuz etmiş kimin aday yapılıp yapılmayacağını tayine den vesayetçi bir konuma sahip olmuştur. Esenyurt’tan Kadıköy’e ve Mersin’in bazı ilçelerine kadar görünen çarpıcı gerçek budur.

Devlet demek hukuk demektir. Özelikle Anayasa Mahkemesi ile Danıştay’ın verdiği bazı kararların doğrudan devlet onuruna, milli varlık ve güvenliğimizin ruhuna zarar verdiği acıktır.

15 Temmuz FETÖ darbe teşebbüsü sonrası örgütle ilişkisi belirlenen 4 bine yakın hakim ve savcı ihraç edilmiştir. Danıştay 5. Daire’nin 387 hakim ve savcıya iade eden kararı çok sakıncalıdır, hukuki temeli yoktur. Bu kararı alırken Danıştay üyeleri maklube mi yiyorlardı? Haşhaşilerin vaazlarını mı dinliyorlar? Danıştay adalet ve hukuka göre karar vermemiştir. HSK devreye girmiş, yeni inceleme başlatmış ve Danıştay Genel Kurulu’nda itirazlar yapılmıştır.

MHP olarak TBMM’ye sunulan 8’inci Yargı Paketi’nin hak aramayı güçlendireceğinden, kişisel verilerin korunmasını ihtiva ettiğinden dolayı destekleyeceğimizi açıklıyorum.

FETÖ ile mücadelede 8 ana başlıkla TSK ve yargı başta olmak üzere her yere sızdığını ifade etmiştim. 9’uncuyu ilave ediyorum; Fiyat anarşistleri de FETÖ’cüdür. Dükkanları ve evleri kapatılmadır.

Abdurahhman Dilipak’a tepki

Sosyal medyadan bir yazar müsveddesi, 15 Temmuz ile ilgili demiş ki, “Hükümet 4 ay önceden darbe olacağını biliyordu” halk ne olduğunu bilmeden darbeye karşı meydanlara çıktı. Sonuçta olan bu8 ülkeye oldu. Bu şahıs, iddialarının ispatını yapmazsa şerefli bir Türk savcısının huzurunda yazdıklarını tevsik etmese, dünyanın en namert insandır.”

Paylaşın

Ahmet Türk: Hiçbir Partinin Arka Bahçesi Değiliz

DEM Parti Mardin Büyükşehir Belediye Eş Başkan adayı Ahmet Türk, “Şunu ifade etmem gerekir ki biz hiçbir partinin arka bahçesi değiliz. Kendimize güveniyoruz, seçmenimize güveniyoruz, gerçekten demokratik bir geleceği oluşturmak için çaba gösteren bir parti olarak Türkiye tarihinde yer alan bir partiyiz” dedi ve ekledi:

“Bizim amacımız bu ülkede demokrasiyi kalıcı hale getirmek ve onurlu bir barışı sağlamak ve gelecekte Kürt halkının kimlik ve özgürlükleri ile ilgili atılacak adımlara katkı sunmaktır veya başarmaya çalışmaktır. Elbette ki siyasette zaman zaman dedikodular olur, tartışmalar olur, ama sonuç olarak bizler demokrasiyi savunduğumuza göre bizim için de sorumlulukları yerine getirme durumu ile karşı karşıyayız.”

Medyascope’tan Ferit Aslan’a konuşan, Türk, “Kürt meselesini Kılıçdaroğlu çözemez, Erdoğan çözer” sözlerine açıklık getirdi. Sadece bir tespit yaptığını, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) devlet içinde Kürt sorununu çözecek bir altyapısı olmadığını söyleyen Türk, “Şimdi devletin bütün kurumlarını ele geçirmiş bir lider var. O bir şey dile getirdiği zaman herkes yapıyor, ama CHP bugün böyle bir şeye kalkışırsa bu projeyi paramparça ederler. Bunu anlatmaya çalıştım, yani ‘Devlet içinde bir gücü var, isterse çözebilir’ dedim. Erdoğan, bugün Kürtlere en fazla acı çektiren liderdir, bunu da ifade ettim, öyle kendisini öven bir şey değil” dedi.

Erdoğan’ın bir güce sahip olduğunu, devletin kontrolünün elinde olduğunu, istediği her şeyi yapabileceğini ifade eden Türk, şöyle devam etti:

“Şimdi başka bir lider geçmişte Kürt sorununun çözümü ile ilgili bir adım atmış olsaydı kıyametler kopardı, ama biliyorsunuz o dönemde (Çözüm Süreci) hiçbir itiraz olmadı. Yani arkasında bir güç ve destek var, onu ifade etmeye çalıştım. Yoksa ne Kılıçdaroğlu ne de Özgür Özel’in şahsı ile ilgiliydi söylediğim şeyler. Burada bir tespit yaptım, tespitimi hâlâ savunuyorum, bu noktadayım. Dünyadaki güçlü liderler önemli sorunları çözebilir, arkasında gücü olmayan liderlerin bu sorunları çözme kabiliyeti olamaz. Çünkü onu durdurmaya çalışırlar, engellemeye çalışırlar. Bunu ifade etmeye çalıştım.”

Ahmet Türk, “Yerel seçimden sonra yeni bir çözüm süreci olabilir mi?” şeklindeki soruya da cevap verdi.

Kısa zamanda yeni bir çözüm süreci beklemediğini, bunun altyapısının doğru bir şekilde hazırlanması gerektiğini söyleyen Türk, “Tabii ki bu kolay değil. İnanıyorum ki bu işin böyle gitmeyeceğini görmeye başlayacaklar. Türkiye’deki akil insanlar, Türkiye’yi yönetecek mantık, bazı şeyleri görmeye başladı diye düşünüyorum. Artık Kürt’ü Türk yapmak, Alevi’yi Sünni yapmak, politikalarının bir şey getirmediğini görmeye başladılar. Ama kısa zamanda böyle bir şey olacağını düşünmüyorum. Bunun altyapısının doğru bir şekilde hazırlanması, halka doğru mesajlar vererek, ortamı hazırlamak gerekiyor. İşte birden bire yeniden başlıyorum dediğiniz zaman yine akamete uğrar” dedi.

Ahmet Türk, “Asla böyle bir pazarlık yapılmadı. Siyasi partiler kendi adaylarıyla seçime katılmak ve iktidar olmak için mücadele eder, amacı budur. Bizler de farklı ve demokrasiyle özgürlükleri savunan bir partiyiz. Sonuçta kendi adaylarımızla seçimlere girme kararı aldık” diyerek, AKP ile DEM Parti’nin pazarlık yaptığı iddialarını yalanladı.

“Hiçbir partinin arka bahçesi değiliz”

Türk, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Şunu ifade etmem gerekir ki biz hiçbir partinin arka bahçesi değiliz. Kendimize güveniyoruz, seçmenimize güveniyoruz, gerçekten demokratik bir geleceği oluşturmak için çaba gösteren bir parti olarak Türkiye tarihinde yer alan bir partiyiz. Bizim amacımız bu ülkede demokrasiyi kalıcı hale getirmek ve onurlu bir barışı sağlamak ve gelecekte Kürt halkının kimlik ve özgürlükleri ile ilgili atılacak adımlara katkı sunmaktır veya başarmaya çalışmaktır. Elbette ki siyasette zaman zaman dedikodular olur, tartışmalar olur, ama sonuç olarak bizler demokrasiyi savunduğumuza göre bizim için de sorumlulukları yerine getirme durumu ile karşı karşıyayız.”

Ahmet Türk, iktidar ve muhalefetten elbette bazı beklentileri olduğunu vurguladı. Kürt siyasetçilerin tutuklu olduğunu, PKK lideri Abdullah Öcalan’a tecrit uygulandığını belirten Türk, “Bütün dünya ve hukukçular bunun hukuksuz bir durum olduğunu söylüyor. Avukatları ve ailesi ile görüştürülmeme durumu söz konusu. Bu tamamen hukuksuz. İster hükümlü, ister tutuklu olsun herkesin bazı hakları var, şimdi bunlar gasp edilmiş durumda. Elbette bunları dile getiriyoruz, bu konuda adım atılması konusunda çağrılarımızı yapıyoruz. Bu konuda uyarılarımızı yapıyoruz. Bunları pazarlık konusu yapmadık. Yapılması gerekenleri ifade ediyoruz, bir pazarlık konusu değil” diye konuştu.

“Kılıçdaroğlu’nu destekledik, oyumuz 13’lerden 8’e düştü”

Ahmet Türk, 14-28 Mayıs Cumhurbaşkanlığı Seçimi’nde Kemal Kılıçdaroğlu’na çok açık destek verdiklerini ancak oylarının yüzde 13 ve 11’lerden yüzde 8’lere düştüğünü söyledi. Seçimlere kendi başlarına girmedikleri için oylarının düşmesi tehlikesiyle karşı karşıya kaldıklarını aktaran Türk, “Bu konuda tabanımızda zaman zaman tepkiler oluştu. Halkımızdan gelen talepler doğrultusunda partimiz bu seçimde kendi adaylarıyla girme kararı aldı. Asla bir pazarlık söz konusu değil, asla bir kimseye verilmiş taviz olarak da kararımız değerlendirilmemelidir” dedi.

Kimin seçimi kazanmasının DEM Parti’yi ilgilendirmediğini, demokrasi özlemleri olduğunu, ve demokrasiyi içselleştiren kesimlerle zaten yan yana durduklarını da vurgulayan Ahmet Türk, “Bugün demokrasi isteyen ve Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümünü isteyen kesimlerle zaten beraberiz. Bu cepheyi elbette ki büyütmek isteriz, herkesi bu noktaya getirmek isteriz. Sonuçta siyasetimizle, fikirlerimiz ve düşüncelerimizle, halka verdiğimiz mesajlarla bunu götürüyoruz” diye konuştu.

Paylaşın

DEM Parti Milletvekili Pervin Buldan: Siyaseti Bırakacağım

DEM Parti Van Milletvekili Pervin Buldan, “Son seçimlerden sonra eş başkanlık görevini de bıraktım ve şu an düz bir milletvekili, Van milletvekili olarak görevime devam ediyorum. Bu da artık benim siyasette son dönemim” dedi ve ekledi:

“Milletvekilliğim bittikten sonra ben artık siyaseti de bırakacağım, hiçbir şekilde siyasetin yanından köşesinden, bucağından geçmeyeceğim. Bu mücadeleyi bırakmak bize yakışmaz. Elbette ki ama siyasi arenada değil tabii ki onun dışında farklı mecralarda, işte bir sürü alan var. Yakınlarını kaybeden insanlar var, insan hakları kurumları var. Elbette ki çok deneyim ve çok anı var. Bunları bir kitap haline getirmeyi elbette ki düşünürüm. Buna ömrümüzü yeterse, zamanımız olursa siyaseti bıraktıktan sonra bir kitap yazmayı düşünüyorum.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Van Milletvekili Pervin Buldan, Artı TV’de yayınlanan, Kemal Avcı ile Siyaset Ötesi programında, yaşamı ve siyasi faaliyetlerine yönelik dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Buldan’ın anlattıklarından önemli satır başları şöyle:

“Ben aslında Hakkari’de doğup büyümeme rağmen çok fazla Kürtçeyi bilmeyen, ağırlıklı evin içerisinde Türkçe konuşulan ama aile arasında, yani babam ve amcalarım içerisinde Arapça’nın konuşulduğu bir ortamda büyüdüm. Babam memurdu. Memur kimliği tabii bizi diğer arkadaşlarımdan, Hakkari’nin yerlisi olan arkadaşlarımdan, farklı bir yere koyuyordu çünkü. Ailenin görüştüğü hep memur kesimiydi. Dolayısıyla öyle bir ortamda büyüdüm ama Kürtçeyi ben evlendikten sonra öğrendim. Bir aşiret geleniyim. Eşim Oramar ağasının oğlu. O zaman ağalık önemli bir faktör. Elbette şimdi biz bunu reddediyoruz -tabii ki ağlı şeyhliği ve bununla birlikte. Ağalığın ve şeyhliğin daha doğrusu bu tür yapıların artık hiçbir hükmünün kalmadığını biliyoruz.

Önemli bir aşiret evine gelin gittim ben. Evin içerisinde sadece Kürtçe konuşuluyordu ve Türkçe bilmeyen bir eltim bana Kürtçeyi, ben de ona Türkçeyi öğretmiştim. Çünkü ben Türkçe konuşuyordum. O benimle Kürtçe konuşuyordu. Yani büyük bir oranla ve açık yüreklilikle şunu söyleyebilirim, kişiliğimin ve kürtlüğün ne olduğunu evlendikten sonra eşimin ailesinin yanındayken öğrendim ve bu hem hayatıma büyük bir oranda şekil vermesini beni güçlendirmesine ve kendimi tanımlama sebep oldu.

Ankara’ya 19 Mayıs tarihinde gençlik ve Spor Bayramı törenlerine katılmak üzere her ili temsilen 2 öğrenci seçilirdi. O dönem öyleydi. Hakkari’de de ben ve Ferhat Tuan isminde bir erkek arkadaşımız, o şimdi rahmetlik oldu, seçildik ve Ankara’ya otobüsle geldik. Avantaj mı dezavantaj mı bilemiyorum ama uzun boylu olmanın vermiş olduğu bir avantaj olarak seçildik. İkimiz de okulun en uzun boylu öğrencilerindendik.

Hakkari Lisesi müdürü bizi yanına çağırdı. ikimizin de Ankara’ya gitmemizi istediklerini söylediler. Ailem önce karşı çıktı, ‘İşte bir erkekle beraber nasıl yolculuk yapacaksın? Otobüsle gideceksin. Bu olmaz’ gibilerinden… Sonra amcam araya girdi, ‘Gidebilir. Bunda bir sakınca yok’ dedi. Sonra babam izin verdi.

Ankara’da yaklaşık 4-5 gün kaldık. Bir misafirhanede bizi ağırladılar. O dönem Kaya Erdem Meclis Başkanıydı. Hatırladığım kadarıyla yine Gençlik ve Spor Bakanı bizi ağırlamıştı. Kenan Evren’le bir törende bir araya geldik, Her ilin öğrencilerini, gelen misafirleri tek tek illerine göre çağırıp, tokalaşıp hal hatır sorup yerlerine gönderiyordu. Sıra Hakkari’ye geldi. İkimizin de yakasında Hakkari yazılıydı büyük harflerle. ‘Hakkari’den geldiniz’ dedi. ‘Evet’ dedik. ‘Kuyruklulu musunuz?’ dedi bize. Biz hiç cevap vermedik. Böyle Kürtlere kuyruklu Kürt deniyordu. Biliyorsunuz hani öyle bir şey vardı. Dolayısıyla böyle bir şeyi duyduk ama ikimiz de cevap vermedik. Ancak daha sonraları yani ben Savaş’la evlendikten sonra bunu Savaş’a anlatmamla birlikte, ‘Buna nasıl sessiz kaldınız, nasıl buna cevap vermediniz? Ben olsam kıyameti koparırdım. Hatta şimdi basına verelim’ demişti.

Siyasete girmemde ailemden tamamıyla destek gördüğümü ifade edebilirim. Hiçbir şekilde aileden hiç kimsenin karşı çıkmadığını da söyleyebilirim. O dönem Savaş’ın katledilmesi ile birlikte Cumartesi Anneleri’ne katılmam bile ailemin teşvikiyle gerçekleşti. Her hafta Galatasaray lisesi önünde oturan aileler var. Sen de gidebilirsin, destek olabilirsin gibilerinden ve ben kendimi bir anda bir yıl sonra o annelerin içinde buldum.

Bir yıla kadar yani o bir yıllık süreç içerisinde ben hiç evden çıkmadım. Sürekli siyahlar giydim ve yas tuttum. Yasın, siyahlar giymenin evden çıkmamanın hiçbir çare olmadığını ve bir şekilde bir yerlerde mücadele etmenin daha önemli olması gerektiğini aslında Cumartesi Anneleri’ne katıldıktan sonra öğrendim.

Hem kayıpları hem faili meçhulleri temsil etmek amacıyla Meclis’e girdim. Daha doğrusu siyasete girdim. Bütün bunlar partinin teşvikiyle oldu. İşte vermiş olduğum mücadeleyi daha da büyütmek, siyasi arenada bunun mücadelesini vermek, kayıpları, faili meçhulleri, yargısız infazları; bütün bunları aslında bir siyaset içerisinde mücadelesini vermek önemli bir mevziydi. Biraz bu amaçla girmiştim. Biraz da evde yas tutmanın dışında, Savaş’ın katledilmesiyle birlikte kendimi eve kapatmanın dışında dışarıda öncülük eden ve mücadele eden bir şahsiyet olarak görünmek beni daha da güçlendirdi.

Iğdır’ın ilk kadın milletvekiliyim. İki dönem milletvekilliği yaptım. Iğdır’ın benim yanımda çok ayrı bir yeri vardır. İlk Iğdır’a gittiğim gün beni hep erkekler karşılamıştı. Bir erkek ordusu karşılamıştı. Milletvekilliğimin sonlarına doğru beni kadınlar uğurlamıştı. Bir de o dönem Iğdır’da doğan bütün bebeklerin, kız çocuklarının ismi hep Pervin olmuştu. Bu da benim yanımda Iğdır’ın çok farklı bir yer olduğunu gösteren ayrı bir şey.

“Siyaseti bırakacağım”

Son seçimlerden sonra eş başkanlık görevini de bıraktım ve şu an düz bir milletvekili, Van milletvekili olarak görevime devam ediyorum. Bu da artık benim siyasette son dönemim.

(Bırakacak mısınız?) Milletvekilliğim bittikten sonra ben artık siyaseti de bırakacağım, hiçbir şekilde siyasetin yanından köşesinden, bucağından geçmeyeceğim. Bu mücadeleyi bırakmak bize yakışmaz. Elbette ki ama siyasi arenada değil tabii ki onun dışında farklı mecralarda, işte bir sürü alan var. Yakınlarını kaybeden insanlar var, insan hakları kurumları var. Elbette ki çok deneyim ve çok anı var. Bunları bir kitap haline getirmeyi elbette ki düşünürüm. Buna ömrümüzü yeterse, zamanımız olursa siyaseti bıraktıktan sonra bir kitap yazmayı düşünüyorum.

Sayın Selahattin Demirtaş ve sayın Gültan Kışanak’ın eş genel başkan oldukları dönemdi. Çok tartışıldı; kim gidecek, kimler gidecek diye bir kargaşa yaşandı, işte 2 eş genel başkanın gitmesi konusunda hemfikirdik. Yani kurumsal olması anlamında herkes hemfikirdi. Fakat son noktayı sayın Öcalan koymuştu. Bir gece saat 11.12 sularında o dönemin Adalet Bakanı beni arayıp ‘Acilen bakanlığa gelmenizi istiyoruz’ demişti. Biz de iki grup başkan vekili, ben ve İdris Baluken birlikte gittik.

Bize İmralı’da bugün devlet heyetinin yaptığı görüşme esnasında siyasi heyetin belirlenmesi noktasında sayın Öcalan’ın bir öneri sunduğunu, bizim de bu öneriye sıcak baktığımızı fakat sizin de bunu kendi içinizde değerlendirmeniz gerektiğini söyledi. İsim olarak da Sırrı Süreyya Önder, Pervin Buldan ve Altan Tan’ın gelmesi önerildi. Biz de bunu kendi içimizde değerlendirdikten sonra parti olarak bunun uygun olacağını, bir itiraz olmadığı, haliyle de gidebileceğimizi ifade ettik. Tartışıldı, konuşuldu. Birkaç gün bunun üzerinde değerlendirmeler yapıldı ve adalet Bakanlığı’na biz okey dedik ve ilk gidişimiz de öyle olmuştu.

“Benim için sürpriz oldu”

Hiç beklemediğim bir şeydi. Eş başkanlarımız vardı. Daha üst kademede siyaset yapan arkadaşlarımız vardı. Ben grup başkan vekiliydim o dönem ama ismimi duyunca gerçekten hem heyecanlanmıştım hem de benim için sürpriz olmuştu.

(Neden sizi seçmiş olabileceklerini düşündünüz?) Ben sayın Öcalan’a bunu hiçbir zaman sormadım ama sanırım kendisi şöyle bir değerlendirme yapmış, daha işte kurumsal olması itibariyle eş başkan sayın Gültan Kışanak’ın o dönem çok çarpıtılan bir şeyi kamuoyuna yansıtılıyordu. Şemdinli’de işte PKK ile kucaklaştığının fotoğrafları yansıtılmıştı medyada. Bundan kaynaklı da hükümetin, Devletin bu konuya sıcak bakmadığı söyleniyordu. Dolayısıyla sayın Öcalan, hani kurumsal olacaksa eğer eş başkanına izin verilmiyorsa grup başkan vekili sıfatıyla Pervin Buldan olabilir demiş sanırım.

Altan Tan’ın da Sırrı Süreyya Önder’i de kendisine göre çok farklı alanlara etkileri olan insanlar olmaları sebebiyle seçtiklerini düşünüyorum. Altan Tan’ın daha muhafazakar kesime ve dini inançlı kesimlere vereceği mesajlar üzerinden belki bir şeyler söylemek gerekirse o yönlü bir tercih yapıldığını söyleyebilirim. Yine Sırrı Süreyya Önder’in hem Türk soluna hem Türkiye cephesine, batı cephesine biraz hitap etmesi kaynaklı bu isimleri tercih etti diye biliyorum.

İmralı heyeti olarak tam olarak şunu yapıyorduk, ayda bir sefer, bazen iki seferi buluyordu, Adalet Bakanlığı’ndan bir gün öncesi bize haber gelirdi. Yarın adaya gidiyorsunuz, görüşme yapılacak diye. Adaya gitmeden önce kendi içimizde toplantı yapıp neleri görüşeceğimizi, hangi konuları aktaracağımızı konuşuyorduk ve ertesi gün adaya gidiyorduk. Yaklaşık bir buçuk saate yakın bir yol mesafesi İstanbul’dan. Kosterle geçiyorduk. Daha çok deniz yolunu kullanıyorduk. Yani helikopterle hiç gitmedik. Bazen devlet heyeti helikopterle gidiyordu. Bir buçuk saatlik mesafenin sonunda İmralı adası zaten görünüyor ve adadaki askeri heyetler bizi karşılıyordu. İçeriye girip görüşmelerimizi yapıp çıktıktan sonra tekrar kosterle geri dönüyorduk.

Geldiğimiz gün akşam notları oturup yazmaya başlıyorduk. Sabaha kadar sürüyordu. Yani o gece hiç uyumuyorduk. Orada kısa kısa notlar tutuyorduk ve o notları getirip evde bir metin haline kim ne konuştuysa bizim konuşmalarımızı ve sayın Öcalan’ın konuşmalarını noktasına virgülüne kadar hepsini kağıda döküyorduk. Bunu devlet bizden Kandil’e götürmemizi istiyordu. Çünkü kendi elinde zaten notları vardı. Yani devlet orayı dinlediği için bizim onlara o notları vermemize gerek yoktu. Denetim altında olan, gözetim altında olan bir yer. Dolayısıyla Kandil’e hem görüşmeleri aktarmak hem de o notları götürmekle devlet bizi görevlendirmişti. Bu sefer oradan notları alıp bazen devlet heyetine verip daha sonra adaya gidiyorduk. Ki ağırlıklı da öyle oluyordu.

Yani Kandil’in notlarını biz direkt sayın Öcalan’a veremiyorduk. Çünkü elimizde götürmemize, hiçbir şey götürmemize izin verilmiyordu. Ben ilk gittiğimde mesela bir kalem götürmüştüm. Sayın Öcalan’a işte Sırrı Süreyya Önder’in kitap hediyesi vardı. Yine Altan Tan da sanırım bir kitap getirmişti. Yani bizim notları, Kandil’in notlarını direkt İmralı’ya götürmemize izin verilmiyordu. Biz devlet heyetine teslim ediyorduk. Devlet heyeti kendi imkanlarıyla yani kendisi, görevlendirdiği insanlarla gidip sayın Öcalan’la Kandil’in notlarını görüşüyorlar.

(Devlet heyetinde kimler vardı?) Bu zaman zaman değişiyordu. Kamu Güvenliği Müsteşarı uzun süre bize eşlik etmişti. Bizim tanımadığımız, bilmediğimiz bazen gözlemci olarak orada oturan insanlar da oluyordu. Kim olduğunu biz bilemiyorduk. Bilmiyorduk ama uzun süre kamu güvenliği müsteşarının da bu toplantılara eşlik ettiğini söyleyebiliriz.

İmralı’ya 33 kez gittim

Ben hiç değişmeyen, yani başından sonuna kadar heyet içerisinde olan, 33 kez İmralı adasına giden tek üyeyim. Onu özellikle belirtmek istiyorum. Yoksa diğer arkadaşlarımız bir şekilde girdiler çıktılar. Ben bir girdim, sonuna kadar o heyetin içerisinde yer aldım. Hayatıma ve şekillenmeme ayrıca etki eden bir süreç.

(Devlet notları Kandil’e götürmemizi istedi dediniz. Nasıl, yani kimin aracılığıyla iletiyorlardı bunu götürün diye?) Zaten başta öyle konuşulmuştu. Yani biz notlarımızı hazırladıktan sonra ertesi gün Kandil’e gidiyorduk. Kandil dönüşü de zaten gelip devlet heyetiyle hemen görüşme yapıyorduk. O dönem işte birkaç bakan, ismini vermeyeyim şimdi, yine devleti temsilen bir kişi, hükümeti temsilen birkaç kişi ağırlıklı olarak onlarla görüşüyorduk.

(Bu görüştüğünüz devlet ve hükümet yetkilileri meselenin çözümüne nasıl bakıyorlardı o zaman?) Herkes aslında bir çaba içerisindeydi, onu söyleyeyim. Yani başında böyle bir hava vardı. Herkes bu işin çözülmesi için bir çaba sarf ediyordu. Fakat sonlara doğru artık birçok şey yaşandı. Birçok olay yaşandı. Görüşmelerin kesilmesiyle birlikte devlet yetkilileri de zaten görüşmeleri bir bıçakla keser gibi görüşmeleri kestiler. Ama başta bir heyecan herkeste vardı onu söyleyeyim. Yani bizde de vardı. Devlet heyetinde, hükümet heyetinde herkeste farklı heyecan vardı. Çünkü bir süreç başlatılmıştı. 2 tarafın birlikte ortak karar aldığı bir süreçti. Çünkü sayın Öcalan da bu sürecin başlama, devam etmesine ve sonuçlanmasına odaklanan bir yerden bakıyordu. Fakat sonunda ne yazık ki işte süreç buzdolabına konuldu. Heba edildi. Aslında ben öyle görüyorum.

(Süreç neden başarıya ulaşmadı?) Birçok faktör var. Ben bu faktörlere tek tek girmeyeceğim. Keşke bu süreç bozulmasaydı, ben üç yıllık süreç içerisinde o çaba sarf ettiğimiz, iki gün evimizde kalmadığımız, bir ayağımızın Kandil’de, bir ayağımızın İmralı’da, bir ayağımızın devlet yetkilileriyle, hükümet yetkilileriyle görüşmelerde olduğu o üç yıllık süreç içerisinde, yine Akil İnsanlar Heyeti’nin uzun süre toplantılar yaptığı, görüşmeler yaptığı, bir sonuca ulaşması için çaba sarf ettiği o dönemi şimdi oturup düşününce, bir muhasebe yapınca, o dönem üç yıl boyunca hiçbir anne ağlamadı. Çünkü kan akmadı, çünkü silahlar sustu, çünkü insanlar ölmedi. Bu benim için gerçekten şu an hayatımın belki de yapmış olduğum en önemli işlerinden biriydi ve bu anlamda da büyük bir onur yaşıyorum. Elbette ki bu sürecin bozulması hepimizde hayal kırıklığı yarattı maalesef.

(Süreç tekrar buzdolabından çıkar mı sizce?) Şu an onun koşulları yok. Yeniden bir çözüm sürecinin başlayacağını çok zannetmiyorum. Başlasa bile geçmişteki gibi olmayacağını düşünüyorum. Farklı yollar, farklı yöntemler elbette ki içerisinde aktörler yine olacaktır. Sayın Öcalan olmadan asla olmayacağını hepimiz biliyoruz ve bu konuda hemfikiriz. Ama aynı tarz ve aynı yöntemle olacağını zannetmiyorum. Belki yeni tarz ve yöntemle bu işi yapmak, bu işi başarıya ulaştırmak, insanların artık ölmediği, öldürülmediği, yaşamı esas alan bir yerden Türkiye’de; daha insan haklarına, demokrasiye, hakka, hukuka yakınlaştıran bir yerden bir adımın atılması elbette ki önemli.”

Paylaşın

İYİ Parti’de Sular Durulmuyor: Bir İstifa Daha

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimlere “hür ve müstakil” girme kararı alan İYİ Parti’de sular durulmuyor. İYİ Parti İBB Grup Başkanvekili Suat Sarı, partisinden ve grup başkanvekilliği görevinden istifa ettiği açıkladı.

Haber Merkezi / Suat Sarı, istifa kararını ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “2017 yılında Genel Başkan Sn. Meral AKŞENER’in önderliğinde “cesur yürekli” arkadaşlarımla büyük hedeflerle yola çıktık. Kurucu İstanbul İl Bşk. Yrd. olarak çıktığım bu yolda amacımız; Türk yurdunu, Türk milliyetçilerinin yönetim kabiliyeti ile üreten, adil, özgür, bağımsız bir kurumsal sisteme dönüştürmekti…

Bu hedefimize ulaşmak için bugüne kadar gerek parti yönetiminde bulunan, gerekse Kağıthane Belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi meclis üyesi olan yol arkadaşlarım ile çok çalıştık. Parti disiplinine bağlı kalarak, ülkemize ve milletimize katkı sağlayan büyük başarılara imza attık.

10 yıl İBB’de yönetici bürokrat, 25 yıl özel sektör üst düzey yöneticilik tecrübelerimin yanısıra, İBB’de Meclis üyesi olarak Partimin grup sözcülüğü ve grup başkan vekilliği görevlerinde bulundum. Meclis üyeliğim sürecinde sürekli üreterek, onlarca kez önergeler vererek, komisyonlarda oluşturduğum raporları İBB kürsülerinden ve yazılı, görsel medyada partim adına paylaşmaya çalıştım.

Çalışmalarımda en büyük desteğim, kamu ve özel sektördeki tecrübelerim ile liyakatım olmuştur. Bundan, bir Türk milliyetçisi, Türk vatandaşı ve her şeyden önce büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün bir evladı olarak son derece mutlu ve gururluyum…

Ancak; gelinen noktada eğitim, liyakat gibi kamuoyunda sürekli dile getirilen çok değerli kavramların partimizde pek de geçerli olmadığını gördüm. Gerek milletvekilliği temayül yoklamalarında ve gerekse 31 Mart 2024 tarihinde yapılacak yerel yönetim seçimlerinde gösterilecek adayların belirleme yönteminin, İyi Parti değerleri, ilkeleri ve politikalarına aykırı olduğuna tanık oldum. Sonuçta, dar bir çevrenin uyguladığı bu yanlış politikalar ve sonrasında alınan kararlar ile binlerce “Cesur Yüreğin” istifası ile karşı karşıya kaldık.

İşte tam da burada “Cesurlar Hareketi” sekteye uğramıştır. Bu nedenle bu çatı altında ülkeme ve milletime faydalı olamayacağımı anladığım için İyi Parti üyeliği ve İyi Parti İstanbul Büyükşehir Belediyesi Grup Başkanvekiliğinden istifa ediyorum. Büyük Türk milletine her zamanki azim ve inanmışlıkla hizmet etmeye devam edeceğim. İYİ Parti’nin iyi insanlarına çok teşekkür ederim. Ne mutlu Türküm diyene…”

İYİ Parti’nin milletvekili sayısı 38’e düştü

Öte yandan 14 Mayıs Genel Seçimlerinde İYİ Parti’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne giren 44 milletvekilinden 1’i ihraç edilirken 5’i istifa etti. Buna göre, İYİ Parti’nin Meclis’te bulunan milletvekili sayısı 38’e düştü.

İYİ Parti’de ilk milletvekili istifası Eskişehir Milletvekili İdris Nebi Hatipoğlu’nun istifa ile başladı. Hatipoğlu, 2 Kasım 2023’te partisinden istifa ederek AK Parti’ye geçti. Hatipoğlu, AK Parti’de Eskişehir Belediye Başkan Adayı olarak gösterildi.

İYİ Parti’de ikinci istifa Ankara Milletvekili Adnan Beker’den geldi. Beker, 16 Kasım’da partisinden istifa ettiğini duyurdu. Parti’de üçüncü istifa İYİ Parti 28. Dönem İstanbul Milletvekili ve Kurucular Kurulu Üyesi Ayşe Sibel Yanıkömeroğlu’ndan geldi. Yanıkömeroğlu, partisinin kuruluş amaç ve ilkelerinden bir süredir uzaklaştığını belirterek istifa ettiğini 6 Aralık’ta duyurdu.

15 Aralık’ta ise İYİ Parti İstanbul Milletvekili Salim Ensarioğlu, partisinden istifa ettiğini duyurdu. Son milletvekili istifası ise İYİ Parti Ankara Milletvekili Yüksel Arslan’dan geldi. Arslan, 21 Aralık’ta partisinden istifa ettiğini duyurdu. 5 Aralık 2023’te ise İYİ Parti Sakarya Milletvekili Ümit Dikbayır partisinden ihraç edildi. Böylelikle İYİ Parti’nin Meclis’teki vekil sayısı 38’e indi.

Son dönemde İYİ Parti’de istifa eden ve görevden alınan diğer önemli isimler ise şöyle:

“İYİ Parti Ankara İl Başkanı Yener Yıldırım (Görevden alındı),
İYİ Parti Küçükçekmece İlçe Başkanı Fatma Çolak,
İYİ Parti İstanbul İl Başkan Yardımcısı Hakkı Alkan,
İYİ Parti Adıyaman Kurucular Kurulu üyesi olan Mithat Solgun,
İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Zeki Üçok (Görevden alındı),
İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Ece Güner,
İYİ Parti Niğde İl Başkanı İbrahim Uzun,

İYİ Parti İstanbul İl Teşkilatı Kurucu Yönetim Kurulu Üyesi Ali Kıdık,
İYİ Parti Sağlık Politikaları Başkan Yardımcısı Aylin Anıl Arslan,
İYİ Parti Genel İdare Kurulu Üyesi Bahadır Erdem,
27’nci dönem İYİ Parti Milletvekili Durmuş Yılmaz
İYİ Parti Adana İl Başkanı Azime Kocacık
İYİ Parti İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Grup Başkanvekili İbrahim Özkan ve beraberindeki 6 Meclis üyesi,
2023 Genel seçimlerde İYİ Parti’den Hatay 2. sıra milletvekili adayı olan eski futbolcu Gökhan Zan.

Ayrıca, partide il yönetimlerdeki istifalar ise hala devam ediyor.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Kendisini Hedef Alan Akşener’e Sert Yanıt

Kendisini hedef alan İYİ Parti Lideri Meral Akşener’e yanıt veren İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Siyasi, muğlak, geçerliliği olmayan bir takım tariflerle asla muhatap olmayacağım” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Benim işim şu anda İstanbul seçimine dair 16 milyon insanımıza geçtiğimiz 5 yılın hesabını vermek ve önümüzdeki 5 yılla ilgili tasarruflarımızı ve tasarımlarımızı aktararak en güçlü bir şekilde demokratik bir zeminde tarihi oy rekoru kırarak inşallah tekrar seçilebilmek.”

Partisinin İstanbul büyükşehir ve ilçe belediye başkan adayları tanıtım ve proje lansman programında konuşan İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu hedef alarak şu ifadeleri kullandı:

İstanbul bugün yolsuzlukla boğuşan bir şehir. İstanbul bugün ranta boğulan bir şehir. Siyasetin geldiği noktada İstanbul’a hep paranın şehri olarak bakıldı. İstanbul’a hep şahsi hırs ve intikam aracı olarak bakıldı. İstanbul’a hep kariyer basamağı olarak bakıldı.

Doğu ile batının birleştiği bu şehri iki ayağı yere sağlam basanların yönetmesi gerekiyor. Bu şehri sadece aklı İstanbul’da olanların İlgisi ve odağı sadece İstanbul’da olanların Amacı sadece İstanbul’un derdine derman olmak olanları yönetmesi gerekiyor. Eli genel merkezlerinde gözü başka mevkilerde boş zamanlarında da İstanbul’da olanlar bu şehri yönetemez.

Mesela gölgesine sığındıklarının emriyle hareket edenler de kendi gölgesinden cesaret alıp kibirle hareket edenler de bu vasatlık da son bulsun. Gelin artık İstanbul’u kendi kariyerleri için zıplama tahtası haline getirenlerin çıkardığı gürültü İstanbullunun sesini daha fazla bastırmasın. Gelin artık “İstanbul’u kim kazanır?” sorusu İstanbul’un gerçek sorunlarına gölge düşürmesin.

Ve asla unutmayın, makam cahilleri alim ederken, çığırdan çıkartıp zalim ederken, İstanbullu yoklukta talim ederken, utanmadan sefa sürenlere mecbur değilsiniz. İstanbul’a ihanet edenlere de İstanbul’u ihmal edenlere de mecbur değilsiniz. Ez cümle zoraki adaya da emanet adaya da mecbur değilsiniz.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in kendisi hakkında sözlerine yanıt verdi. İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Ben açıkçası bu seçim döneminde çoklu bir rakiple karşı karşıyayım. İstanbul’da rakibimiz olan birçok arkadaşımıza birçok hemşehrimize ya da siyasi parti temsilcisine ya da onların temsilen yapılan birtakım siyasi müzakerelerde, şahsıma dönük tutarlı tutarsız yalan yanlış eksik fazla adı her neyse yorumlar yapılacaktır.

Bu yapılan yorumları ben hiç muhatap almayacağım ama İstanbul’da dair bir proje ya da İstanbul’da yaptığımız bir işe dönük bir tarif olursa bu kapsamda elbette cevabını veririm ama bu söylenen siyasi, muğlak, geçerliliği olmayan bir takım tariflerle asla muhatap olmayacağım.

Benim işim şu anda İstanbul seçimine dair 16 milyon insanımıza geçtiğimiz 5 yılın hesabını vermek ve önümüzdeki 5 yılla ilgili tasarruflarımızı ve tasarımlarımızı aktararak en güçlü bir şekilde demokratik bir zeminde tarihi oy rekoru kırarak inşallah tekrar seçilebilmek.”

Paylaşın