CHP Lideri Özel, Sosyalist Enternasyonel’de Konuştu

İspanya’nın başkenti Madrid’de düzenlenen Sosyalist Enternasyonal Konsey Toplantısı’nda konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Biz sol, sosyalist, sosyal demokratlara düşen, kamu yararını siyasetin ve düzenin merkezine almaktır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Aşırı sağın yükselişine ve artan popülizme karşı mücadelede partilerimizin, kurumlarımızın ve Sosyalist Enternasyonalin atabileceği en önemli adımlardan biri, neoliberal ekonomik düzenin sömürdüğü insanlarımızın yanında olmak, yanında durmaktır.”

Özel konuşmasının devamında, “Önümüzdeki nisan ayında Filistin’e bir ziyaret gerçekleştirerek dikkatleri Gazze’deki insanlık dramına çekmek istiyorum. Gazze’de derhal kalıcı ateşkesin sağlanması ve insani yardımların geçişine izin verilmesiyle ilgili buradan önemli bir çağrıyı hep birlikte tartışmamız gerektiğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Sosyalist Enternasyonal Konsey Toplantısı’nda konuştu. Özel’in konuşması şöyle:

“Hepinizin bildiği gibi geçtiğimiz yıl 6 Şubat 2023 tarihinde Cumhuriyet tarihinin en acı günlerinden bir tanesini yaşadık. 11 ilimizin etkilendiği depremlerde 50 bin 783 vatandaşımızı kaybettik. Biz bu acıyı yaşarken yardıma koşan ilk ülkelerden bir tanesi, 24 saat içinde yanımızda olan, 10 şehrimizde arama ve kurtarma çalışmalarına katkı sağlayan, 500 kahraman denizcisi ile 2 askeri gemisi ile Türkiye’de olan ve Hatay ilimizde bir sahra hastanesi kurarak, vatandaşlarımızın yanında olan İspanya’ya ülkem ve tüm vatandaşlarımız adına bir kez daha teşekkürlerimi iletiyorum.

Elbette ev sahibi ülke olarak İspanya ile ilgili yaptığım bu teşekkürün yanında, bu salonda bulunan ve acımızı paylaşan, arama ve kurtarma çalışmalarına katkı sağlayan, gelip ziyaret eden tüm ülkelerin temsilcilerini ve tüm kardeş partilerimizi o dönemde gösterdikleri dayanışma için büyük bir minnetle anıyorum. Hem ülkemizde hem dünyanın hiçbir coğrafyasında böylesine büyük acıların yaşanmamasını bir kez daha diliyorum.

Ayrıca bugün bize mekânsal ev sahipliği yapan İspanya Sosyalist İşçi Partisi’nin değerli başkanına, yöneticilerine ve kıymetli emekçilerine teşekkür ediyorum. Biraz önce bizim de olumlu yönde oy kullandığımız şekilde Madrid’de Sosyalist Enternasyonal’in bir ofisinin açılacak olması ve çalışmalarını burada daha kurumsal şekilde sürdürecek olmasına yönelik ortak kararımızı memnuniyetle karşıladığımızı ifade etmek isterim.

Benim partim Cumhuriyet Halk Partisi, geçtiğimiz yıl Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte 100’üncü yaşını kutladı. Cumhuriyeti kurmuş bir partinin lideri olarak köklü bir geleneğin, önemli bir misyonun temsilcisi olarak karşınızdayım.

Bu misyonun hedefi, çağdaş bir toplum, gelişmiş ve adaletli bir ekonomik düzen oluşturmaktır. Yönetimde aklı ve bilimi hakim kılmak, saygın, barışçıl ve maceracılıktan uzak bir dış politika ile dünyanın önde gelen ülkeleri arasına girmektir. 47 yıldır Sosyalist Enternasyonal’in üyesi olan CHP, Türkiye’de sosyal demokrasinin en önemli savunucusu ve tek siyasi temsilcisidir.

100 yıllık tarihi ile dünyanın en köklü partileri arasında yer almaktadır. 4 ay önce Genel Başkanlık görevine seçildiğim andan itibaren 31 Mart’ta gerçekleşecek yerel seçimlere odaklandım. Partimizin belediye başkanları, hepinizin yakından bildiği İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Muğla, Aydın ve Hatay’ın da içlerinde bulunduğu Türkiye’de çok önemli şehirleri ve nüfusumuzun neredeyse yüzde 60’ına yakınının bulunduğu şehirleri yönetmektedir.

Belediyelerimiz, ekonomik zorlukların halkımıza etkilerini sosyal demokrat hizmetler ve dayanışma politikaları ile azaltmışlardır. Amacımız yerel yönetimlerdeki başarılarımızı büyütmek ve sosyal demokrat belediyecilik anlayışını ülkemizin genelinde hakim kılmaktır.

Değerli yoldaşlarım, dünyamız değişim ve dönüşüm sürecinden geçmektedir. Yaşadığımız sorunlar ve karşılaştığımız güçlükler, geçtiğimiz asırlarda olduğu gibi sadece ulusal sınırlar içinde, ulusal imkanlarla çözülebilecek sorunlar değildir. Aksine artık çağımızın en önemli sıkıntıları sınırları aşan, çözümü ise hep birlikte çalışmamız gereken küresel sorunlardır.

Savaş, jeopolitik, jeoekonomik rekabet ortamı, Covid pandemisi gibi salgın hastalık tehditleri, gıda güvenliği, kuraklık, iklim krizi, düzensiz göç gibi sorunların yanında yükselen aşırı sağ akımlar, her bölgede yeni riskler yaratmaktadır. Birbirine derinden bağlı olan bu sorunlar silsilesi, halkımızın ekonomik ve sosyal koşullarını, demokrasilerimizi tehdit etmektedir.

İtiraz ettiğimiz bu ekonomik düzenden hak ettiğini alamayan, kendini geride bırakılmış hisseden, gelir adaletsizliğini yaşayan kitleleri radikal söylemlerle kendine çekmeye çalışan aşırı sağ ideolojilerin dünyanın pek çok bölgesinde güçlendiklerini izlemekteyiz. Bu yükselen aşırı sağ akımlar ve otoriter eğilimler, tarihin sayfaları arasına gömdüğümüz zararlı ideolojileri tekrar gün yüzüne çıkarıyor, enternasyonalist bakış açısına büyük zarar veriyor.

Bu nedenle demokratik siyaseti güçlendirmeli, yükselen otoriterliğe karşı partilerimiz arasındaki dayanışmayı artırmalıyız. Siyasi akrabalarımızın yönetimde olduğu ülkelerde, bu ülkelerin dış politikaları, bu ülkelerin kendi önceliklerini gündeme almaları elbette anlaşılırdır.

Ancak muhatap oldukları, siyasi muhataplarının bulundukları ülkedeki sağ, sığ, baskıcı, demokrasiyi askıya alan rejimler olarak hükmettikleri noktada siyasi akrabalarımızın kendileriyle kurdukları ilişkilerde liderler arası iyi ilişkilerin yansımalarının sol, sosyal demokrat ve sosyalist ideolojiye başka coğrafyalarda zarar verdiğini gözetmek ve bu ilişki ağını doğru tahlil etmek, kişisel yakınlıkların, muhatap olunan ülkedeki siyasi akrabalarımızı ne duruma soktuğuna dikkat etmek buradan tüm değerli ve her birisi ile ayrı ayrı gurur duyduğumuz, ülkelerinin iktidarı sol ve sosyalist liderlere yapmam gereken önemli bir hatırlatmadır.

Demokrasiye inananlar ve yeni bir ekonomik düzeni kurma iradesini taşıyanlar güç birliği yapmalıdır. Bugün yaşadığımız, kamu yararı gözeten sosyal politikalarla, şahsi çıkarlara dayalı sağ siyasetin çatışmasıdır. Biz sol, sosyalist, sosyal demokratlara düşen, kamu yararını siyasetin ve düzenin merkezine almaktır.

Aşırı sağın yükselişine ve artan popülizme karşı mücadelede partilerimizin, kurumlarımızın ve Sosyalist Enternasyonalin atabileceği en önemli adımlardan biri, neoliberal ekonomik düzenin sömürdüğü insanlarımızın yanında olmak, yanında durmaktır. Onlara aşırı sağ akımların sunduğundan daha gerçekçi, daha ulaşılabilir ve en önemlisi daha ikna edici çözümler sunmaktır.

Tam bu noktada konsey toplantımızın konusu olan herkes için sürdürülebilir kalkınma hedefi son derece önem taşımaktadır. Bu hedefi sağlamak için zorunluluk olan neoliberal ekonomik düzenin yerine gerçek, yeni bir düzen ile katılımcı, demokratik, eşit temsile dayalı bir yönetim anlayışına ihtiyaç vardır. Küresel ve ulusal alanda gelir adaleti sağlanamadığı gibi aksine her krizde çalışanların gelirden aldığı pay küçülmüş, gelir dağılımı fevkalade bozulmuştur.

Ayrıca sözlerimin sonuna gelirken, yaşadığımız son birkaç yıl bize savaş ve çatışmanın hala insanlık için en önemli risklerden biri olduğunu ne yazık ki gösterdi. Bugün tam ikinci yılını doldurduğumuz Ukrayna-Rusya savaşı ile Avrupa kıtasında 1945’ten sonra ilk kez böyle bir savaşa tanıklık ettik. Üstelik hala devam eden bu yıkıcı savaşın yarattığı tırmanma ve yayılma riskleri bütün dünyayı tehdit etmektedir.

7 Ekim 2023’te Hamas’ın gerçekleştirdiği saldırı sonrasında İsrail’in Gazze’de yürüttüğü operasyonlarda şu an itibariyle 30 binden fazla insanın hayatını kaybettiğini, bunun önemli kısmının kadınlar ve çocuklar olduğunu hatırlatmak isterim. Bu konuda geçtiğimiz kasım ayında uluslararası barış çağrısında bulunmuş, Sosyalist Enternasyonal’de temsil edilen ülkelerdeki sol, sosyal demokrat partilerin liderlerine bir mektup yazmıştım.

Önümüzdeki nisan ayında Filistin’e bir ziyaret gerçekleştirerek dikkatleri Gazze’deki insanlık dramına çekmek istiyorum ve bu konuda önemli bir mesafe aldığımızı memnuniyetle ifade etmek istiyorum. Önümüzdeki nisan ayındaki ziyaretten sonra Gazze’de derhal bir kalıcı ateşkesin sağlanması ve insani yardımların geçişine izin verilmesiyle ilgili buradan önemli bir çağrıyı hep birlikte tartışmamız gerektiğini düşünüyorum.

Sorunun kalıcı çözümü, Birleşmiş Milletler’in 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan Filistin devletinin kurulması ile erişilecek iki devletli oluşuma ihtiyaç duyduğunu vurgulamak isterim. Akan kan nerede olursa olsun ister Ukrayna, ister Gazze, ister Yemen, ister Afrika’da, dünyanın neresinde olursa olsun güçlünün ve zulmün karşısında durmaya, mazlum halklarla dayanışma içinde olmaya devam edeceğiz.

Değerli yoldaşlarım, hepinizi bir kez daha partim ve ülkem adına saygı ile selamlarken bugün yapılan tüzük değişikliklerinin Sosyalist Enternasyonal’e katkı sağlamasını diliyor, hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.”

Paylaşın

İmamoğlu: 5 Yılımız Onların 25 Yılına Eşit

“Kara Surları Belgradkapı” açılışında konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “İstanbul hiç bu kadar icraatçı bir dönem yaşamadı. Ben her türlü yarışa varım. Zaten bu arkadaşların 20 yıllarıyla yarışır durumdayım 5 yıl eşittir 25 yıl…” dedi ve ekledi:

“Bizim belediyecilik kabiliyetimizle yarışamayacaklarını anlayınca bildikleri işe döndüler. Sadece İstanbul’u konuşacağız diyenler İstanbul’u bir kenara bırakıp iftira siyasetine başladılar.”

İmamoğlu konuşmasının devamında, “2019’da da her şeyi söylediler bize. Hırsız dediler. Hem seçimi çalıyorlar hem bize hırsız dediler. Hatırlayın bana Sisi dedi. Ama gitti 14 Şubat’ta Sevgililer gününde gidip Sisi’nin gözlerinin içine baktı. Bütün iftiralarını bu millet tek tek yutturdu onlara” ifadelerini kullandı.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Kara Surları Belgradkapı” açılışında konuştu. Ekrem İmamoğlu’nun konuşması şöyle:

“Bu yerel seçim hiç bir yerel seçime benzemeyecek. İstanbul’da eşi benzeri olmayan bir mirasa sahibiz. Gözümüz gibi bakmak borcumuz. Ecdadımıza saygının gereğini yerine getiriyoruz. Tarihi mirasa sahip çıkmak nasıl bir şeydir biliyor musunuz? Bilinç işidir. Bunu uzmanlığa değer vermeyenler anlayamazlar.

Restorasyonu her hangi bir inşaat işi görenler İstanbul’a tahminimizin çok üzerinde zarar verdiler. İşin özüne değil rantına, kazancına ve iş bilmezliğine odaklandılar. Vahim işlere imza attılar. Biz  liyakatı yanından ayırmayan İBB Mirası kurduk.

Tonlarca çöpten kurtardığımız eşsiz dünya mirası kara surları dünya ölçeğinde konserlere ev sahipliği yapacak. Bölgeye ve İstanbul’a değer katacak. İstanbul’un en güzel kültür yaşam alanlarından olacak. İstanbul’un ihmal bölgesine hep birlikte el atmış oluyoruz. İstanbul’un bu hattı bittiğinde İstanbul’a gelen her turist burayı hissetmek için can atacak. Roma’dan Bizans’a ve Fetih dönemine kadar burada görecekler.

İstanbul yıllarca 3 şeyden çok çekti. İhmalden ihanetten ve israftan… Sadece ihmalin görüntüsünü buranın ilk halini görünce anlardınız. Binlerde kamyon çöpü taşıdık. Onu görünce anlardınız. İsrafı engellediğinizde İstanbul’da iş ürettiğinizi görürsünüz. Biz gösteriyoruz. İhaneti de zaten kendisi söyledi. Ben söylemedim. İstanbul’un bütçesi israfa boğulmuştu. Biz yatırım dönemini getirdik.”

İstanbul hiç bu kadar icraatçı bir dönem yaşamadı. Ben her türlü yarışa varım. Zaten bu arkadaşların 20 yıllarıyla yarışır durumdayım 5 yıl eşittir 25 yıl…Bizim belediyecilik kabiliyetimizle yarışamayacaklarını anlayınca bildikleri işe döndüler. Sadece İstanbul’u konuşacağız diyenler İstanbul’u bir kenara bırakıp iftira siyasetine başladılar.

2019’da da her şeyi söylediler bize. Hırsız dediler. Hem seçimi çalıyorlar hem bize hırsız dediler. Hatırlayın bana Sisi dedi. Ama gitti 14 Şubat’ta Sevgililer gününde gidip Sisi’nin gözlerinin içine baktı. Bütün iftiralarını bu millet tek tek yutturdu onlara.

“Biz 16 milyon İstanbullunun yolundan yürüyeceğiz”

Ben ne bakanlar gördüm ben… Durur durur İBB’deki teröristlerin sayısını verirdi. Tek bir delil yokken… Bırak delili 3 sene oldu. 90 bine yakın çalışma arkadaşımı zan altında bıraktılar ar etmediler. Bir tane terörist bulamadılar. Şimdi ortada yok. Bu da ortada yok… Tabi gönül isterdi ki eski bakanların yolundan gitmesin. Kendisi bilir ben akıl verecek değilim. Biz 16 milyon İstanbullunun yolundan yürüyeceğiz.

Ben yüzümü bir tek size dönüyorum. İstanbul’da inançları, milli duyguları istismar ederek siyaset yapma devri kapanmıştır. Oradan size ekmek yok… Sizin kullandığınız bütçelerin yarısıyla çok hizmet yapmış bir yönetimin milli duygularını sorgulamak haddinize değil. Siz bir insanın emrine alışmışsınız. Biz 16 milyondan emir alırız. Bu zihniyete cevabımız doğru hizmetlerle olacak.”

Paylaşın

Akşener, Yine CHP’yi Hedef Aldı

İYİ Parti Lideri Meral Akşener, son haftalarda olduğu gibi iktidar partisi AK Parti’yle birlikte ana muhalefet partisi CHP’yi sert sözlerle hedef aldı. Liderliğine partililerce verilen desteği vurguladığı gözlemlenen Akşener, “ittifak sistemi” ile mücadele için 31 Mart’ta 81 ilde kendi adaylarıyla yarıştıkları mesajını verdi.

“İktidar, ne kadar sorumsuz, ciddiyetsiz ve beceriksizse biz de, o kadar kararlıyız. Ana muhalefet, ne kadar kör, sağır, dilsizse biz de o kadar kararlıyız! Milletimize söz olsun; İYİ Parti’nin yönettiği, tüm belediyelerde; kaçak ve sığınmacı sayısını, süratle azaltacağız.”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, ATO Kongre Merkezi’nde partisinin yerel seçim beyannamesi ve belediye başkan adayları tanıtım toplantısında konuştu. Akeşner’in konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde;

“İlk günden beri milletimizin bastırılan sesini duyurmak için, hürriyet vurulan prangaları kırmak için yanımdasınız. Onca zulme, baskıya, zorluğa rağmen yanımdasınız. İyi ki yanımdasınız.

Bugüne kadar tehditle, baskıyla yolumuzu kesebileceklerini sandılar. İftirayla, dedikoduyla gücümüzü kırabileceklerini sandılar. Bugüne kadar hiçbiri, hiçbir zaman başaramadı. Her türlü tuzağa, dümene rağmen biz hala buradayız.

Hakaretlerle, yalanlarla, iftiralarla milletimizle aramıza girmeyi başaramazlar. Sansürleriyle, operasyonlarıyla Türkiye’nin iyi ve cesur evlatlarını bastıramazlar. Biz milletimizi oy uğruna birbirine düşürenlere benzemeyiz.

Biz oy uğruna milletin hakkına girenlere de benzemeyiz. Biz oy uğruna Cumhuriyet düşmanlarıyla uzlaşı peşinde koşmayız. Milletimize ihanet edenlerle yoldaşlık etmeyiz. Atatürk’e beddua edenlerle kol kola yürümeyiz.

Türk siyaseti bugün birbirinin zıttı gözükenlerin birbirinin sureti olduğu girdabında gidiyor. Birbirine laf yetiştirenlerin birbirleri sayesinde ayakta kaldığı kayıkçı kavgasında devam ediyor. Birbirine düşman olanların, varlıklarını birbirine borçlu olduğu tahterevalli düzenine sıkıştırılıyor.

Adına ittifak sistemi dedikleri milletsiz bir siyaset düzlemi ülkemizi esir aldı. Bu ucube sistem siyaseti de ucubeleştirdi. Bu sistemde siyaset de milletin iradesine pranga vurmaya başladı. Bu sistemde milletin helal oylarını sömürenlerin önünü açtı.

Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin ortaya çıkardığı bu düzlemde iktidarla ana muhalefet aynı masada oturmuş Türkiye’nin yıllarını afiyetle yemenin peşindeler. İYİ Parti olarak bu ucube sisteme hayır diyorsak, bugün de hayır diyoruz.

Siyaseti milletin dertleriyle buluşturacağız. Soframıza el uzatanlara, geleceğimizi karartanlara, maneviyatımızı sömürenlere mecbur değilsiniz. Atatürk’ün mirasını kirletenlere, Cumhuriyetimizi yozlaştıranlara mecbur değilsiniz.

Biz bu yola çıkarken milletimize bir söz verdik. Sesi duyulmayanları sesi olacağımıza söz verdik. Dilsiz şeytanlardan olmayacağımıza, milletimizin hakkını yedirmeyeceğimize söz verdik. Tüm tahakkümleri yıkacağımıza, hürriyetin bekçisi olacağımıza söz verdik.

Milletimizin yaşadığı 4 temel soruna nasıl çözümler sunacağımızı anlatacağım. Birinci temel sorun yoksulluk. Bugün milletimiz gittikçe büyüyen yoksulluk sarmalıyla karşı karşıya. İYİ Parti olarak, şehirlerimizde yoksullukla mücadelenin odağına gençleri, kadınları, çocukları ve emeklileri alıyoruz.

Yurt imkanları sunacağız. Hiçbir gencin KYK borcu derdine düşmemesi için sosyal sorumluluk projelerine katılan gençlerin borçlarını biz ödeyeceğiz.

Yönettiğimiz belediyelerdeki okullarda sabah ve öğlen olmak üzere ücretsiz yemek imkanı sunacağız. Kadın girişimciler aracılığıyla temin edeceğiz. Kadın destek merkezleriyle her konuda kadınların yanlarında olacağız. Emeklilerimiz için gelirine destekler sunacağız.

Türkiye artık bir sığınmacı cenneti. Bir kaçak ve sığınmacı istilasıyla karşı karşıyayız. Milli Göç Doktrinimizi hayata geçirmek için ilk adımı belediyelerde atacağız. Belediyelerde tabela standartları getireceğiz. Hem kent estetiğini koruyacağız hem yabancı tabela asılmasının önüne geçeceğiz.

Kent dokumuza, demografimize sahip çıktığımız için özür dileyecek değiliz. İYİ Parti olarak kaçak ve sığınmacıların gettolar oluşturup, işletmelerle birbirlerine hizmet ettikleri minyatür Suriyeler kurmalarına asla izin vermeyeceğiz.

Yönettiğimiz belediyelerde yeni imar planları oluşturup ivediyle uygulayacağız. Kaçak ve sığınmacı gettolarında kentsel dönüşüm çalışmaları başlatacağız.

“Güvenli şehirler inşa edeceğiz”

Deprem ülkemizin bir gerçeği. Büyük bir risk altında yaşamak zorunda bırakılıyoruz. Uzmanlar İstanbul depremi konusunda uyarıyor. İstanbul’da yaşanacak bir felaket Türkiye’yi de Türkiye ekonomisini de yıkıp geçer.

Durumun ciddiyetine rağmen yöneticiler önlem almak, harekete geçmek yerine üç maymunu oynadıklarından, depreme karşı ne kadar da hazırlıksız bırakıldığımız gerçeğiyle yüzleşiyoruz.

Geçtiğimiz yıl yaşadığımız o büyük acı o kadar tazeyken deprem konusu ciddiye alınmıyor. Üçüncü sorun deprem tehlikesi karşısındaki ciddiyetsizlik, beceriksizlik ve ihmalkarlık olacak. Güvenli şehirler inşa edeceğiz.

Şehirlerimizi fiziksel, toplumsal yapısıyla birlikte dirençli hale getireceğiz. Bina dayanıklılığını artıracağız. Arazi kullanımı ve yer seçimlerine önem vereceğimiz gibi kamu binalarının dayanıklılık denetimlerine hız vereceğiz. Konut üretiminde yatay mimarinin yaygınlaşmasına öncülük edeceğiz.

Dördüncü sorun şehirlerimizi tüketen rantiye yönetimi. Kentsel dönüşümü rantı değil, kamu yararını gözeten şeffaf ve katılımcı şekilde gerçekleştireceğiz. rantçı ve fırsatçı yönetim anlayışına son vereceğiz.

Yetkiyi aldığımız tüm belediyelerde yeşili betona çevirme sevdalılarının düzenini bozacağız. Ormanları yok etmeye çalışan hainlerin tezgahını bozacağız. 1 Nisan’dan sonra İYİ Parti iktidarının ayak sesleri konuşulacak.”

Paylaşın

DEM Partili Hatimoğulları: Zaferimizi Demli Bir Çayla Kutlayacağız

Kars’ın Kağızman İlçesi’nde halka seslenen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Televizyonları izliyorsunuz. DEM Parti yöneticileri olmadan gece gündüz DEM Parti ile ilgili programlar yapıyorlar. Ama bizi o programlara da pek çağırmıyorlar. Biri demli çay içecekmiş, biri demsiz çay içecekmiş. Onlar ne içeceklerse içe dursunlar. Şunu biliyoruz ki Serhat halkı çayı açık içiyor ama 31 Mart seçimlerinde zaferimizi demli bir çayla kutlayacağız. Hem de en demlisinden” dedi ve ekledi:

“31 Mart seçimlerinde büyük bir başarıyla Kürt halkına ve Kürdistan’a, Türkiye halklarına hep beraber barışı armağan edecek miyiz? Başaracağımızdan hiç şüphemiz yok. Bilincimiz var, inancımız var. Kadınlar dimdik ayakta, gençler dimdik ayakta mücadele ediyor. Kürt halkı dimdik ayakta. O zaman bize düşen görev örgütlenmeyi en güçlü şekilde yapmak ve bu süreci başarıyla tamamlamaktır. 31 Mart’ta yine bu meydanda sizlerle beraber DEM Parti olarak başarı ve zaferimizi kutlamak dileğiyle yolumuz açık olsun. Serkeftin, serkeftin, serkeftin.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, seçim çalışmaları kapsamında Kars’taki programına bugün de devam etti. Hatimoğulları, Dağpınar ve Digor’da seçim bürosu açılışına katıldı, ardından Kağızman’a geçti. Kağızman’da halk buluşmasına katılan Hatimoğulları, burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Merhaba Serhad, silav Kağızman, hun bi xer xatin. Merhaba binlerce yıllık kültürel birikime ev sahipliği yapmış Kağızman halkı. Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Hoş geldiniz, baş göz üstüne geldiniz. Merhaba Fêrîkê Ûsiv, Casimê Celîl ve Erebê Şemo’nun yol arkadaşları, kültürümüze değerler katan romancıların yaşamış olduğu kentin halkı, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Merhaba zulme ve katliamlara boyun eğmeyen Kağızmanlılar, merhaba faşizme karşı Kürt halkının iradesini dimdik ayakta tutan Kağızmanlılar, size Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayımız Sevgili Gültan Kışanak’ın selamlarını getirdim. Cezaevlerinde Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesi için, İmralı tecridinin kalkması için açlık grevinde olanların; dışarıda adalet nöbeti ile onlara destek olan analarımızın selamlarını getirdim size.

Bugün buraya gelmeden önce Dağpınar ve Digor’daydık. Digor’da 93’te katledilen değerli canlarımızı, yol arkadaşlarımızı anarak geldik. Sizlerin huzurunda bir kez daha 93’te Digor’da bizleri katledenleri kınıyor, canlarımızı da saygıyla anıyorum. Türkiye’nin geniş tablosuna baktığımızda oldukça karanlık bir dönemden geçiyoruz. Kars, Ardahan ve Iğdır’a sanki dışarıdaki kentlermiş gibi davranılmış, hiçbir hizmet yok. Açlığa, yoksulluğa ve göçe mahkum edilmiş. Bunu asla kabul etmiyoruz. Bizleri bu açlık ve yoksulluğa mahkum edenlere bir kez daha diyoruz ki size oy yok.

Erdoğan bugünkü konuşmasında “Biraz daha sabredin ey halkım, önümüzdeki yolun sonunda enflasyonu düşüreceğiz” demiş. Bu da koca bir yalan! Genel seçimlerden önce enflasyonu ve hayat pahalılığını düşüreceğiz demişlerdi. Düşürdüler mi, hayır. Biz eti gramla, yumurtayı taneyle alırken onlar saraylarda refah içinde yaşıyor. Halkı açlığa ve yoksulluğa mahkum edip diyorlar ki mümin sabreder. Sabrede sabrede sabır taşımız çatladı. Biz yoksullar ve halklar sizlerin karşısında artık sabretmeyeceğiz.

Saray ve şürekasının seçimlerde başarı elde etmek için yaptığı çirkinliklerden birini daha aktaracağım size. JİTEM ittifakı kurmuşlar. Tansu Çiller, 90’lı yılların karanlık tablolarına imza atmış bir şahıs. Beyaz Toroslardan, yargısız infazlardan, katledilecek Kürt siyasetçilerin, aydınların, demokratların, devrimcilerin listesini tutanlardan sorumludur. Ve onlar şimdi utanmadan bir JİTEM ittifakıyla Tansu Çiller’i sahaya sürmüşler seçim çalışmaları için. Bizler de Kağızman’dan diyoruz ki JİTEM ittifakına karşı halkın ittifakını kuruyoruz, halkların ittifakını kuruyoruz.

Biz DEM Parti olarak Kürdistan’ın ve Türkiye’nin birçok yerinde kazanmak üzere yola çıktık. Hakkımız olanı almak için yola çıktık. Seçmenimizin, halkımızın siyasi temsiliyetini en güçlü şekilde hayata geçirmek için yola çıktık. Kağızman’da açık arayla seçimleri alacak mıyız? DEM Parti; onurun partisidir, demokrasinin partisidir, Kürt halkının partisidir. DEM Parti; bütün ezilen ve sömürülenlerin partisidir, gençlerin partisidir, kadınların partisidir, “Jin Jiyan Azadi” diyenlerin partisidir.

30 yıllık belediyecilik birikimimize dönüp baktığımızda, kayyımların tek tek ortadan kaldırmaya çalıştığı hizmetlerimize baktığımızda çok şeyle karşılıyoruz. Bizler belediyelerimizde çok dilliliği inşa ettik, çok dilli hizmet yaptık. Kürdistan’da Türkçenin yanı sıra Kürtçe ile hizmet verdik. Sokak adları ve tabelalar Türkçenin yanı sıra Kürtçe de oldu. Çok dilliliği ve Kürt halkının onurlu mücadelesini savunan bir parti olarak, her yerde çok dilli hizmetle karşınızda olacağız. Kürtçe sokak isimleri ve tabelalarımızla dilimizi yaşatacak, onurlu halkımızın taleplerini yerine getireceğiz.

Mahalle mahalle ev ev dolaşıp Kağızman’ı açık ara farkla alacağız

Kürtçeye tahammül edemeyenlere, Meclis’te iki kelime Kürtçe konuşulduğunda mikrofonları kapatanlara duyurulur: Kürt halkı vardır, Kürt halkı buradadır. Bizler demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü belediyecilik anlayışımızla halkımızın yanında olacağız. Belediyelerimizi halkımızla birlikte yöneteceğiz. Belediye meclis toplantılarımız halkımıza açık olacak. Nerede sorun varsa o mahallede oluşturulan halk meclisleri bizlere ulaştıracak ve biz o sorunları çözeceğiz. Dünden beri Kars’tayız. Gördüklerimiz bir insana verilecek en büyük cezadır.

Kaldırım yok, yollar delik deşik, içme suyu bile verilmiyor. 21. yüzyıldayız, musluklardan su akmaması ne demek? Bunu bize fazla görüyorlar. Kanalizasyon ve alt yapı yok. Hayvancılığa büyük bir darbe vuruldu. AKP iktidarı bu ülkenin en büyük gelirlerinden olan tarımı bitirdi. Kendi üretimimiz olan, ihraç etmemiz gereken buğdayı ve pirinci ithal ediyoruz. Bizi bu seviyeye getirdiler. Kars’ta hayvancılık var. İktidar hayvancılığı teşvik etmiş olsaydı, dışarıdan angusların ithal edilmesine gerek kalmazdı. İktidara geldiğimizde yapacağımız ilk işlerden biri hayvancılığı teşvik etmek olacak. Kağızmanlılara, Kars halkına bu katkıyı birlikte sağlayacağız. Bunu yapmak zor değil, bunu yapmak bir niyet işidir. Bizler hizmet odaklı çalışacağız. Dün halkımız için nasıl çalıştıysak, aynı zihniyetle çalışacağız. Bunu sizlerle beraber yapacağız. Mahalle mahalle, ev ev dolaşacak ve Kağızman Belediyesini açık ara bir farkla hep beraber alacağız.

Gece gündüz demeden iktidar ve küçük ortağının bizleri nasıl katlettiğini anlatacağız; Digor’u, Suruç’u, Gar’ı, Roboski’yi anlatacağız. Rojava’da kardeşlerimizi nasıl katlettiklerini anlatacağız. Kayyımların verdiği zararı anlatacağız. Kürt’e seçme seçilme hakkını reva görmeyenleri anlatacağız. Bizleri susuz, yolsuz, kaldırımsız bıraktıklarını tek tek anlatacağız. Kobanî Kumpas Davasını, Sevgili Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ı neden cezaevine koyduklarını anlatacağız.

Kürt anasını görmesin diye her türlü oyunu ve şaklabanlığı, her türlü işkenceyi bize reva görenleri anlatacağız. Sadece anlatmayacağız; bizlere oy vermemiş olan ailelere tek tek gideceğiz ve onları ikna edeceğiz. Burada bu meydanda toplanan siz değerli halkımız, lütfen bunları herkese anlatalım. Kime, neye oy verdiklerini bilmelerini sağlayalım. Kürt düşmanı siyaset izleyenlere 31 Mart seçimlerinde kırmızı kartı gösterecek miyiz hep beraber?

Televizyonları izliyorsunuz. DEM Parti yöneticileri olmadan gece gündüz DEM Parti ile ilgili programlar yapıyorlar. Ama bizi o programlara da pek çağırmıyorlar. Biri demli çay içecekmiş, biri demsiz çay içecekmiş. Onlar ne içeceklerse içe dursunlar. Şunu biliyoruz ki Serhat halkı çayı açık içiyor ama 31 Mart seçimlerinde zaferimizi demli bir çayla kutlayacağız. Hem de en demlisinden.

31 Mart seçimlerinde büyük bir başarıyla Kürt halkına ve Kürdistan’a, Türkiye halklarına hep beraber barışı armağan edecek miyiz? Başaracağımızdan hiç şüphemiz yok. Bilincimiz var, inancımız var. Kadınlar dimdik ayakta, gençler dimdik ayakta mücadele ediyor. Kürt halkı dimdik ayakta. O zaman bize düşen görev örgütlenmeyi en güçlü şekilde yapmak ve bu süreci başarıyla tamamlamaktır. 31 Mart’ta yine bu meydanda sizlerle beraber DEM Parti olarak başarı ve zaferimizi kutlamak dileğiyle yolumuz açık olsun. Serkeftin, serkeftin, serkeftin.”

Paylaşın

Erdoğan: 31 Mart’ı Dönüm Noktası Olarak Görüyoruz

Balıkesir’de halka seslenen Erdoğan, “Milleti kandırarak makam, mevki elde etme üzerine kurulu siyaset eski Türkiye’nin tarzıdır. Son 21 yılda hayata geçirdiğimiz demokrasi ve kalkınma atılımları sayesinde ülkemizde siyasetin şekli değişti” dedi ve ekledi:

“Eser ve hizmet siyaseti aldı. Türkiye Yüzyılı ile dünyada hak ettiği yere gelme konusunda kararlı adımlarla ilerleyen günümüz Türkiye’sinde eskinin geçer akçesi, zübük siyaseti işlemez, işlemiyor.”

Erdoğan konuşmasının devamında, “Cumhur İttifakı ve AK Parti olarak Mayıs ayında Türkiye Yüzyılı vizyonuyla siyasetin çıtasını biraz daha yükseltmiştik. Şimdi de bu vizyonu şehirlerimizle buluşturmayı hedefliyoruz. Şehirlerimizi geleceğe hazırlama konusunda 31 Mart’ı tarihi dönüm noktası olarak görüyoruz. Biz de Cumhurbaşkanı, Bakanlıklar, kurumlarıyla Ankara’da üzerimize düşeni yapacağız” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Balıkesir Mitingi’nde açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle;

“Çanakkale’den milli mücadeleye kadar bu toprakları yeniden vatan eylediğimiz zorlu günlerin kahraman şehri Balıkesir’in bugün de Türkiye Yüzyılı’na omuz vereceğine inanıyorum. Tarih, kültür, eşsiz tabiatıyla hepsinden önemlisi baş tacı insanıyla medarı iftiharımız olan Balıkesir kendine yakışanı yapacaktır.

Şu anda resmi rakamları istedim. Bugün bu alanda 85 bin kişi var. Maşallah. Yolda caddeler boyu Balıkesirli kardeşlerimle hep beraber olduk. Çocuklar, kadınlar tüm halk oyunları ekipleri elhamdülillah bu ne güzellik böyle.

Konuşmasında CHP lideri Özgür Özel’in, 2019’da ittifak kapsamında adaylarını geri çektikleri Balıkesir’de bu kez İYİ Parti’den bir jest bekledikleri yönündeki açıklamalarını eleştiren Erdoğan, şöyle devam etti:

“Balıkesir’in kimseye minnet borcu yok. Ama anlaşılan o ki birileri Balıkesir üzerinden birbirlerine borçlanmışlar. Şimdi de bunu televizyon ekranlarından uluorta dillendirmeye başlamışlar. Anlaşılan birilerinin ödemek zorunda oldukları diyet borcu hiç bitmiyor ve bitmeyecek. Muhalefet cenahında her şey gizli kapaklı olduğu için kimin kiminle yürüdüğü kimin kime borçlandığı tam muamma. Siyasetin acemi genel başkanlar elinde adeta bir kabzımal eline dönüştürülmesi utanç verici.

Kazanmak değil kaybettirmek üzerine kurulu siyasetin bu şehre hiçbir katkısının olmayacağını en iyi benim Balıkesirli kardeşlerim biliyor. İstanbul’da yaşayan komediyi takip ediyorsunuz değil mi? Kaybedeceklerini görünce panikle sağa sola saldırmaya başladılar. Birileri ‘son dakikaya kaldık, aday listelerini yetiştiremedik’ numarasıyla kendini kandırmaya çalışıyor. Neyse ki işlerini doğru dürüst yapamıyorlar da oynadıkları oyunlar kendi ayaklarına dolanıyor. Kelimenin tam anlamıyla rezillik diz boyu.

Muhalefetin belediye başkan adayları şehirlere hizmet edecek isimleri bulma kriteriyle değil parti için hiziplerin paylaşım aracı olarak belirleniyor. Tespit ettiğimiz Cumhur İttifakımızın belediye başkan adaylarımızın verdiği her sözün arkasında biz varız, Cumhurbaşkanı var, hükümetimizin var, Cumhur ittifakı var. Muhalefet tarafında herhangi bir ölçü yok.

Kim nereyi kaparsa elinde kalıyor havasında bir süreç yaşanıyor. Bilhassa CHP’nin işler acısı haline baktıkça bu partiye gönül verenler adına biz de üzülüyoruz. CHP’nin ülkenin ve milletin geleceği için hiçbir vizyon, program, projesi bulunmadığını zaten biliyoruz. Son dönemde bu parti varlığını sürdürmek için her yolu mübah sayacak kadar sakil bir yere savruldu.

Kent uzlaşısı diyerek Kandil’le uzlaşı arayışına girmesi CHP’nin bu ülke ve milletle hiçbir ortak noktası kalmadığına işaret ediyor.

Her kafadan ayrı bir sesin çıktığı, genel merkezinden teşkilatlarına kadar tüm mekanizmaları dökülen CHP artık oyun kurucu olmaktan çıkıp, kurulan oyunların piyonu haline gelmiştir. Koskoca CHP’yi bölücü örgütün güdümündeki DEM ve marjinal örgütlerin oyunca haline getirenler utansın.

Balıkesir sadece lafa bakmaz. Balıkesir lafı söyleyenin kim olduğuna, bugüne kadar nerede ne yaptığına, bundan sonra ne yapabileceğine de bakar. Balıkesir vizyona, eser, hizmet, proje, yatırıma bakar. Balıkesirli bilir ki Cumhur İttifakı olarak kendisine ne söz verdiysek yerine getireceğiz. Biliyoruz ki muhalefet adayları söylediklerinin yüzde 90’ınını yerine getirmiyor, getiremiyor.

Belediyelere merkezi idarelerden ayrılan kaynağı neredeyse iki kat artırdığımız halde muhalefet cenahı utanmaz, arlanmaz şekilde engellendik yalanına sığınmaya çalışıyor. Bunlar bütçede engelli değildir, bunlar eser ve hizmet engellidir. Gözü de gönlü de şehirlerinde olmayanlar kendilerine verilen kaynakları şahsi hırsları ve heva ve heves uğruna çarçur etmişlerdir.

Milleti kandırarak makam, mevki elde etme üzerine kurulu siyaset eski Türkiye’nin tarzıdır. Son 21 yılda hayata geçirdiğimiz demokrasi ve kalkınma atılımları sayesinde ülkemizde siyasetin şekli değişti. Eser ve hizmet siyaseti aldı. Türkiye Yüzyılı ile dünyada hak ettiği yere gelme konusunda kararlı adımlarla ilerleyen günümüz Türkiye’sinde eskinin geçer akçesi, zübük siyaseti işlemez, işlemiyor.

“31 Mart’ı tarihi dönüm noktası olarak görüyoruz”

Cumhur İttifakı ve AK Parti olarak Mayıs ayında Türkiye Yüzyılı vizyonuyla siyasetin çıtasını biraz daha yükseltmiştik. Şimdi de bu vizyonu şehirlerimizle buluşturmayı hedefliyoruz. Şehirlerimizi geleceğe hazırlama konusunda 31 Mart’ı tarihi dönüm noktası olarak görüyoruz. Biz de Cumhurbaşkanı, Bakanlıklar, kurumlarıyla Ankara’da üzerimize düşeni yapacağız.

Bizim eser ve hizmet siyasetimizin lafta kalmadığının, icraatla temellendirildiğinin ispatlarından biri son 21 yılda Balıkesir’de yaptığımız 238 milyar lira tutarında yatırım yaptık.

Bu yatırımla eğitimde 4 bin 832 yeni dersliği şehrimize kazandırdık. İkinci devlet üniversitemiz Bandırma 17 Eylül Üniversitesi’ni faaliyete geçirdik. Balıkesirli ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza 6 milyar liranın üzerinde kaynak aktardık. 1100 yataklı Atatürk Şehir Hastanesi başta olmak üzere 2 bin 624 yataklı 35 hastaneyle birlikte 81 sağlık tesisi yaptık.

16 sağlık tesisimizin inşası sürüyor. TOKİ kanalıyla 8 bin 586 konutu tamamlayıp hak sahiplerine teslim ettik. 4 bin 960 konutun yapımına devam ediyoruz. 7 bin 870 bağımsız bölümün dönüşümünü gerçekleştirdik. 10 millet bahçesinden merkez Kızpınarı, İvrindi, Savaştepe, Karesi, Dursunbey, Kepsut ve Havran’ı tamamladık. Diğerlerinin de yapımı veya projelendirilmesi devam ediyor.

Ulaştırmada 2002 yılına kadar Balıkesir’e sadece 76 kilometre yapılmıştı biz bunu 700 kilometreye çıkardık. Balıkesir kuzey batı çevre yolunu, Savaştepe yolunu, Yenice-Balya-İvrindi yolunu bu yıl tamamlıyoruz.

Eskişehir-Kütahya-Balıkesir ve Bandırma-Balıkesir-Manisa demiryolu hatlarını elektrikli ve sinyalli hale getirerek modernize ettik. Şehrimizi hızlı tren ağlarına bağlayacak olan Bursa-Bandırma-Balıkesir hızlı tren hattı projemizin ilk etabını 2025 yılı sonunda bitireceğiz.

Kocaseyit Havalimanımıza 3 milyon kapasiteli, Balıkesir Havalimanımıza 1 milyon kapasiteli terminal binaları yaptık. 8 baraj ve 2 gölet inşa ediyoruz. Son 21 yılda inşa ettiğimiz sulama projeleriyle 710 bin dekar zırai araziyi sulamaya açtık. 17 sulama tesisimizle 180 bin dekar zirai araziyi sulamaya açacağız. Çiftilerimize toplam 48 milyar lira tarımsal hibe desteği verdik.

İstihdamı desteklemek için Balıkesirli işverenlerimize 5 milyar lira tutarında prim teşviki verdik. Sanayi ve teknolojide 4 yeni organize sanayi, bir teknopark ve 10 araştırma ve geliştirme merkezi kurduk. Balıkesir ve 17 ilçesine doğalgaz arzını sağladık. Bu yıl Manyas’a doğalgaz arzı sağlamayı hedefliyoruz.

Milletimize sözümüz olan programın en başta önceliği afetlere dayanıklı, dirençli, sağlam yerleri inşa etmektir. Aile kurumumuzun güçlendirilmesi ise geleceğimizi güvence altına almanın temel şartı kabul ediyoruz. Kurduğumuz fon bu doğrultuda atılmış adımdır. Şehirlerimizin çevreye duyarlı anlayışla yönetilmesini sağlayacağız. Estetikle biçimlendirilmiş, tarihi ve kültürel kimliği korunmuş şehirler kurmak da önceliklerimiz arasındadır.

İnsanımızın günlük hayatında yaşadığı sıkıntıları asla görmezden gelemeyiz. Biz ekonomide önceliği istihdama ve üretime veriyoruz. Hamdolsun bu konuda gayet iyi gidiyoruz. Ancak dünyanın başının belası olan enflasyon bizim de canımızı yakıyor. Enflasyonun yol açtığı maliyetlere ilaveten 6 Şubat depremlerin ekonomimize yüklediği fatura ile karşı karşıyayız. Türkiye hepsi birbirinden zorlu çok sayıda meseleyle aynı anda mücadele etmektir.

Amacımız bu fırtınalı küresel iklimden ülkemizi sahili selamete çıkarmaktır. Bugüne kadar yaşanan onca sıkıntıya rağmen vatandaşlarımıza mahçup olacak bir kırılmaya meydan vermedik. Kovid 19 salgınının hem sağlık hem de ekonomik yönünü başarıyla idare ettik. Rusya-Ukrayna savaşının ateşinin ülkemize sıçramasına izin vermeyerek devletimizin çıkarlarına, vatanımızın istikrarına halel getirmedik. Bu savaşın bir an önce sona ermesi için girişimlerimizi sürdürüyoruz.

İsrail’in Gazze’deki zulmüne karşı İslam aleminin yekvücud olarak hareket etmesine gayret gösteriyoruz. Gazze’ye toplam 34 bin ton yardımı geçti. Dün 2 bin 380 ton yardım malzemesi taşıyan bir gemimiz daha bölgeye ulaştı.

Her kim bu meselenin bizimle ilgisi olmadığını iddia ediyorsa ya dünyadan habersizdir ya da başkaları hesabına çalışıyordur. Gazze’deki zulmün durması için elimizdeki tüm imkanları kullanacağız. Ülkemizi güney sınırlarından kuşatarak bir teröristan kurma projesini hayata geçireceğimiz yeni harekatlarla delik deşik etmeyi sürdüreceğiz.

İnşallah bu yıl sonuna doğru ekonomide başlayacak rahatlamayla ve atacağımız ilave adımlarla çalışanlarımız ve emeklilerimiz başta olmak üzere tüm kesimlerin beklentilerini karşılayacağız. Bakın şu anda Gabar’da günde 35 bin varil petrol çıkartıyoruz. Bu şimdi nereye gelecek? 100 bin varile. 100 bin varile çıktığı andan itibaren aile kurumlarının kaynağı da işte buradan gelecek.

Ülkemizin 21 yılda asırlık demokrasi ve kalkınma adımlarını gerçekleştirebilmenin gerisinde saldırılara ve tuzaklara rağmen korumaya başardığımız güven ve istikrar iklimi var. Önümüzdeki dönemde de bu iklime sahip çıkarak sinsi niyetleri inşallah bir kez daha kursaklarda bırakacağız.

Bu duygularla Balıkesir’i sevgiyle selamlıyorum. Büyükşehir ve ilçe belediye başkan adaylarımızı sizlere emanet ediyorum. Sizlere inanıyorum, sizlere güveniyorum. “

Paylaşın

DEM Parti, Ekrem İmamoğlu’na; Yeniden Refah, Murat Kurum’a Kaybettiriyor

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimlere sayılı günler kalırken, seçim sonucu en çok merak edilen İstanbul seçimlerine ilişkin değerlendirmeler gelmeye devam ediyor. DEM Parti ve Yeniden Refah Partisi adaylarının alacağı oy, İstanbul’daki seçim sonuçlarını doğrudan etkileyecek.

AK Parti’de anketler üzerinden yapılan değerlendirmelere göre; DEM Parti yüzde 4’ün üzerinde oy alırsa Ekrem İmamoğlu, YRP yüzde 3,5-4 oy alırsa Murat Kurum’un seçilmesi zorlaşıyor. AKP’nin anketlerinde iki aday arasındaki oy farkının bindelik dilimlerde olduğu ifade ediliyor.

31 Mart yerel seçimlerine 1 aya yakın bir süre kala AK Parti tarafından yapılan araştırmalarda İstanbul’daki duruma ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulunuldu. Üsküdar, Sancaktepe, Çekmeköy ve Beyoğlu’nda bıçak sırtı bir yarış olabileceği değerlendirilirken Üsküdar için “Gittikçe Kadıköy’leşiyor” yorumu yapıldı.

Türkiye gazetesindeki habere göre; DEM Parti ve Yeniden Refah Partisi adaylarının alacağı oy, İstanbul’daki seçim sonuçlarını doğrudan etkileyecek. AK Parti’de anketler üzerinden yapılan değerlendirmelere göre; DEM Parti yüzde 4’ün üzerinde oy alırsa Ekrem İmamoğlu, YRP yüzde 3,5-4 oy alırsa Murat Kurum’un seçilmesi zorlaşıyor. AK Parti’nin anketlerinde iki aday arasındaki oy farkının bindelik dilimlerde olduğu ifade ediliyor.

AK Parti’de İstanbul’un ilçeleri üzerinden de bir analiz yapıldı. Küçükçekmece’nin AK Parti’nin adayı Aziz Yeniay’la birlikte CHP’den geri alınacağına kesin gözüyle bakılıyor. Ancak Üsküdar, Sancaktepe, Çekmeköy ve Beyoğlu’nda “bıçak sırtı bir yarış” olabileceği belirtiliyor. AKP’de bu değerlendirmeler ‘Beyoğlu, Sancaktepe ve Çekmeköy’de YRP’nin oyları bölme ihtimali, Üsküdar’da ise seçmen yapısının değişmesine’ dayanılarak yapılıyor.

Haber göre AK Parti kaynaklarının Üsküdar ile ilgili değerlendirmesinde de ilçenin seçmen yapısının son yıllarda değiştiği belirtilirken bu durum “yeni yapılan lüks site ve villa gibi yerleşim yerlerine” dayandırıldı. “Üsküdar giderek Kadıköy’leşiyor” denilen analizde “2019 seçimlerinde, AK Parti’nin adayı ile CHP arasında, AK Parti lehine 3 puanlık bir fark vardı.

Son Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ise Üsküdar’da Kılıçdaroğlu yarışı Erdoğan’ın önünde tamamladı. Aradaki fark 4 puandan fazla oldu. Son milletvekili seçimlerinde AK Parti, CHP’den 3-3,5 puan fazla oy aldı. 2018 seçimlerinde bu fark 12 puanın üzerindeydi. Bu sonuçlar bize Üsküdar’daki seçmen yapısının da hızla değiştiğini ve CHP seçmen tabanının arttığını gösteriyor” ifadeleri kullanıldı.

Paylaşın

DEM Parti İstanbul Adayları: Bu Kenti Yönetmeye Talibiz

DEM Parti İstanbul Büyükşehir Belediye eş başkan adayı Murat Çepni, “İstanbul DEM Parti’nin odak noktalarından birisi, herhangi bir kent değil bizim için. Bu sebeple İstanbul’un herhangi bir sorunu da kendisine özgü değil. İstanbul’un sorunlarını tüm Türkiye açısından değerlendirmek gerekiyor” dedi ve ekledi:

“İstanbul bir zenginlik kenti gibi anlatılmaya çalışılsa da yoksulların da kenti, deprem kenti, gençlerin ve kadınların kenti; bir ekoloji kenti ve aynı zamanda ekolojik yıkımın en yaygın yaşandığı kentlerden biri, tarım açısından en yoksunlaştırılan kentlerden aynı zamanda. Dolayısıyla bu kentin bütün sorunlarına dair partimizin çok fazla çalışması var ve bütün sorunlara dair çözüm önerilerimiz var. Ama bizim projelerimiz AKP’nin ya da benzerlerinin süper projeleri gibi değil.”

Çepni açıklamasının devamında, “Biz bu kente muazzam bina dikmeyi önermeyeceğiz, Kanal İstanbul gibi rant ve yıkım projeleri önermeyeceğiz. Biz bu kentteki deprem, kentsel dönüşüm, kadın yoksulluğu, işçi sınıfının yaşadıkları, gençlerin sorunları, emeklilerin sorunlarına dair daha öncesinde programatik olarak ortaya koyduğumuz görüşleri İstanbul özelinde özelleştireceğiz. Bu sorunlara dair çalışan bilim insanlarıyla, akademisyenlerle bulaşacağız ve bu sorunları birlikte çözeceğiz. Biz bu kenti bu şekilde yönetmeye talibiz” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi DEM Parti İstanbul Büyükşehir Belediye eş başkan adayları Meral Danış Beştaş ve Murat Çepni, yaklaşan seçim gündemiyle ilgili Yeni Yaşam gazetesine açıklamalarda bulundu. Adayların açıklamalarından bir kısmı şöyle:

İstanbul gibi binlerce yıldır kültür beşiği olan bir kenti halklarla beraber yönetmek için talip oldunuz. DEM Parti de biraz İstanbul’a benziyor diyebiliriz. Peki İstanbul’a nasıl projelerle geliyorsunuz?

Beştaş: İstanbul Türkiye demek. Bizim İstanbul’a ilişkin projelerimiz ve çözüm yöntemlerimiz, partimizin programı ve ilkeleri doğrultusunda İstanbul’u daha mutlu daha yaşanılır, daha huzurlu, daha güvenli bir kent yapma iddiası içeriyor. Bizim kendi hazırlıklarımız şüphesiz var ve bunu önümüzdeki günlerde paylaşıyoruz olacağız ama şu anda öncelikli olarak kentin dinamikleriyle bir araya gelmeye çalışıyoruz. Biz kentin sorunlarını sadece merkezi bir şekilde ele alıp şunu istiyoruz, şunu yapacağız demekten ziyade çevreyle, Kanal İstanbul’la, doğa talanıyla, imarla, depremle ilgili kurumlarla görüşüp onların önerilerini dinleyip bu sorunlara dair ortak bir çözüm derdindeyiz.

Ayrıca şunu da hemen ifade etmek isterim; paydaşlarla beraber Kürt halkının talepleri meselesinde kafamız oldukça berrak. Kreşlerde anadilde bakım ve eğitim, kadınlara ilişkin hizmetlerde çalışmalarımız her şekilde devam ediyor. İstanbul’a dair çok güzel düşüncelerimiz, önerilerimiz ve yaşama geçireceğimiz projelerimiz var.

Çepni: İstanbul DEM Parti’nin odak noktalarından birisi, herhangi bir kent değil bizim için. Bu sebeple İstanbul’un herhangi bir sorunu da kendisine özgü değil. İstanbul’un sorunlarını tüm Türkiye açısından değerlendirmek gerekiyor. İstanbul bir zenginlik kenti gibi anlatılmaya çalışılsa da yoksulların da kenti, deprem kenti, gençlerin ve kadınların kenti; bir ekoloji kenti ve aynı zamanda ekolojik yıkımın en yaygın yaşandığı kentlerden biri, tarım açısından en yoksunlaştırılan kentlerden aynı zamanda. Dolayısıyla bu kentin bütün sorunlarına dair partimizin çok fazla çalışması var ve bütün sorunlara dair çözüm önerilerimiz var.

Ama bizim projelerimiz AKP’nin ya da benzerlerinin süper projeleri gibi değil. Biz bu kente muazzam bina dikmeyi önermeyeceğiz, Kanal İstanbul gibi rant ve yıkım projeleri önermeyeceğiz. Biz bu kentteki deprem, kentsel dönüşüm, kadın yoksulluğu, işçi sınıfının yaşadıkları, gençlerin sorunları, emeklilerin sorunlarına dair daha öncesinde programatik olarak ortaya koyduğumuz görüşleri İstanbul özelinde özelleştireceğiz. Bu sorunlara dair çalışan bilim insanlarıyla, akademisyenlerle bulaşacağız ve bu sorunları birlikte çözeceğiz. Biz bu kenti bu şekilde yönetmeye talibiz.

DEM Parti hep ‘kent uzlaşısı’ hareket edeceğini söyledi ve ‘kent uzlaşısı’ sadece seçime dair bir şeymiş gibi algılandı. Oysa ‘kent uzlaşısı’ bir model. Sizler İstanbul’da seçildiğinizde nasıl bir ‘kent uzlaşısı’ sistemi işletmeyi planlıyorsunuz?

Çepni: Akademik demokratik mücadele yürüten bütün kesimler aslında bizim ‘kent uzlaşısı’ dediğimiz şeyin içerisinde. Birlikte yürüteceğiz yani. Seçim sürecinde kastettiğimiz buydu. Sadece temsili olmaktan öte bazı partileri, bazı kurumları muhatap almaktan öte; kentlerdeki sorun alanlarının çözümü için çalışan tüm kesimlerle demokratik ve özgürlükçü temelde bir araya gelmemizdi. ‘Kent uzlaşısının’ nasıl bugün içini dolduruyorsak, seçimlerden sonra da aynı şekilde devam edeceğiz. Bunun ABC’si şu; sorunlar belli, bu sorunlara rantçı, kar odaklı bakmayan, insan odaklı bakan tüm kurumlarla çalışmaya ve beraber yönetmeye devam edeceğiz.

DEM Parti seçmeni birçok kez muhalefet partilerine şans tanıdı ve İstanbul gibi metropol kentlerde kilit parti rolü üstlendi. Bu kilit rolüne rağmen, özellikle Kürt seçmen, ne muhalefet ne de iktidar tarafından görülmemeye devam etti. Öte yandan DEM Parti kendi adayları ile girince de hedefe oturtulmaya çalışıldı. CHP Genel Başkanı Özgür Özel “DEM Parti’nin stratejisi bize kaybettirecek” diyebildi.  AKP adayı Murat Kurum, puşi takıp Kürtçe konuştu, hemen ardından başka bir yerde bozkurt işareti yaptı. Bu yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Beştaş: Her şeyden önce samimi bulmuyoruz. Popülist, bulunulan yere uygun tutum sergileme tutumu kabul edilemez tabi ki. Halka sadece oy verinceye kadar şirin görünüp, herkesin istediği dili kullanmak ya da onun taleplerini kabul ediyormuş gibi göstermek DEM Parti açısından asla kabul edilemez. Biz meselelere ilkesel yaklaşıyoruz. Murat Kurum’a da cevap vermiştim; Kürtler ve bozkurt işareti yan yana olmaz diye. İki kelime öğrenip Kürtçe bir şeyler söyleyeceksin sonra Kürtçe tiyatro yasaklanınca çıtın çıkmayacak; Kürtçe konuştuğu ya da müzik yaptığı için Taksim’in göbeğinde insanlar şiddette uğrayacak yine bir şey demeyeceksin! Bu sadece Kurum için değil aynı zamanda İmamoğlu için de geçerli.

Kürtçe yasaklara dair bugüne kadar kendisinden bir şey duymadık. Tiyatro yasaklarına, saldırılara dair herhangi bir söz etmiş değil.  Kürtler söz konusu olduğunda partilerin birbirinden farkı yok. Kürtlere dönük, Kürt halkının taleplerine dair yaklaşımları aynı. Farkları yok bizim için, tekçilik zihniyeti diye ifade edebilirim. Kilit parti olmaya dair ise bu seçimde biz ne kilidiz ne de anahtar; biz kendimiziz diyebilirim. 2019’da kalan bir algı var. Biz, “Türkiye’nin demokratikleşmesinin önünü açacağız, anahtar rolünü yerine getireceğiz ve iktidarın tekçi, zulmeden, baskıcı politikasına bir dur diyeceğiz” demiştik.

Deyim yerindeyse sarı kart göstereceğiz dedik ve bunu da başardık. Ama bu seçim için böyle bir şey söz konusu değil. Bu tartışmalar aslında DEM Parti’nin etki gücünün ne kadar yüksek olduğunu gösteriyor. Bizim İstanbul’daki adaylığımız üzerinden kıyamet kadar yorum yapılıyor. Yapılmasının bizim açımızdan bir sıkıntısı yok ancak bize dair başkalarının arka bahçesi, ön bahçesi, şununla temas halindeler, şuna kaybettirip buna kazandıracaklar gibi tartışmalar yapmamaları tavsiyemiz. Biz ne kimseye kaybettirmek için yola çıktık ne de kimseye kazandırmak için. Biz Türkiye yurttaşlarına, halklarına; İstanbul’da da bütün İstanbullularla DEM Parti olarak niye İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne aday olduğumuzu, bu kenti en iyi şekilde yönetebileceğimizi anlatacağız. Emin olun İstanbul ve DEM çok uyumlu. Ama DEM Parti’yi tartışmayı çok seviyorlar.

Çepni: Söz konusu partilerin birbirinden farkı birisinin iktidarda bir diğerinin muhalefette olması. Meselelere özünde aynı yaklaşımlara sahipler, çözüm yöntemlerinde ise bazı nüans farklılıkları var. Bunu şöyle somutlayabiliriz; DEM Parti’nin İstanbul’daki seçim yarışına girişini yalnızca DEM Parti’nin alacağı oy oranıyla tartışmıyorlar. DEM Parti’nin buluştuğu her insan DEM Parti’nin özgürlükçü programıyla buluşmuş olacak demek, DEM Parti’nin programı demek kadim sorunların çözümü demek.

Örneğin Kürt sorununun çözümsüzlüğünden beslenen siyasi anlayışlar topluluğunun yerle bir olması demek. Biz İstanbul’da şovenizmle zehirlenmiş milyonlarca işçiyle, emekçiyle, halklarımızla buluştuğumuzda ve onlara DEM Parti’yi anlattığımızda artık AKP’nin de CHP’nin de anlatacağı bir şey kalmayacak. DEM Parti’den korkunun asıl sebebi budur. Kara propagandanın da sebebi budur. Biz kimsenin reddiyesi üzerinden tanımlamıyoruz, bizim paradigmamız enternasyonal bir paradigmadır, tüm dünya için bir çözüm modelidir. Biz DEM Parti olarak kendi adaylarımızla programlarımızla seçime giriyoruz ve kazanmaya odaklanmış durumdayız.

Paylaşın

SP Lideri Karamollaoğlu: Erdoğan, Erbakan’ı Hapse Attırmak İstedi

Katıldığı bir televizyon programında dikkat çeken açıklamalarda bulunan SP Lideri Temel Karamollaoğlu, “Erbakan Hoca, 2006 yılında hapse mahkum olduğunda Tayyip Erdoğan polisle evini kuşattırdı” dedi ve ekledi:

“Hapse attırmak için büyük bir gayretin içine girdi. Çünkü mahkum olmuştu. Evinden alacak… Hocamızı ilzam etmek için, kötü göstermek için hapse attıracaktı.”

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, KRT yayınına katıldı. Programda yaptığı açıklamada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Refah Partisi’nin kurucu lideri Necmettin Erbakan’ı hapse attırmak istediğini ifade eden Karamollaoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Erbakan Hoca, 2006 yılında hapse mahkum olduğunda Tayyip Erdoğan polisle evini kuşattırdı. Hapse attırmak için büyük bir gayretin içine girdi. Çünkü mahkum olmuştu. Evinden alacak… Hocamızı ilzam etmek için, kötü göstermek için hapse attıracaktı. Evi kuşatıldı.

O zaman Allah rahmet eylesin Hasan Kalyoncu, bizim Gaziantep eski il başkanımız. AK Parti’nin kuruluşunda da yer almıştı. Tayyip Erdoğan’a gitti. ‘Eğer Erbakan’ı tutuklarsan burayı senin başına yıkarım. Ben siyaseten seni yaşatmam’ dedi. Onun üzerine Tayyip Bey ev hapsine çevrilmesini sağladı.

Ve arkasından da Abdullah Gül Bey Cumhurbaşkanı olduktan sonra Erbakan Hocamızın affını kendisi gerçekleştirdi. Yani Erbakan Hoca siyasi hayata Abdullah Gül’ün bu affıyla dönebildi. Arkasından 2010 yılındaki seçimlerde Saadet Partisi’nin Genel Başkanı oldu.”

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Tansu Çiller’e ‘Murat Kurum’ Yanıtı: Rant Vurgusu

Eski Başbakan Tansu Çiller’in Murat Kurum’u desteklediği açıklamasına değerlendiren İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Kendisi ekonomiyi perişan etmekte maharetlidir. Aynı bugünkü gibi üç haneli enflasyonları, yüksek faizleri bize 90’lı yılların ortasında yaşatmış birisidir” dedi ve ekledi:

“Hanımefendi ‘Desteğim sayın Kurum’a demiş. Kentsel dönüşümü çözermiş! Onun niçin desteklediğini ben biliyorum. Kendisine ait 13 bin metrekare araziye ballı börek bir imar çıkarttığı için destekliyor.”

İmamoğlu açıklamasının devamında, “Sarıyer’de şahsına ait 13 bin metrekarelik araziye ısrarla imar çıkarttı, biz ısrarla dava açtık ve iptal ettik. Bana niye destek versin! Destek vereceği yeri biliyor. O rant kazanmasına sebep olmuş, ben de milletime rant kazanmak için çalışıyorum. Aradaki fark bu” ifadelerini kullandı.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Çekmeköy Halk Buluşması’nda açıklamalarda bulundu.

Birgün’ün aktardığına göre; İsrafa son verdiklerini belirten İmamoğlu, “Bunların beceremediği israfa son verdik ve bu şehre hizmeti getirdik. İstanbul yatırımlarla güçlenmeye devam ediyor” dedi.

“Şehrimizin her ilçesini eşit tuttuk, onların kutuplaştırdığı gibi yapmadık, yapmayız” diyen İmamoğlu, “Bizim terbiyemiz, bizim ahlakımız nedir biliyor musunuz; insanı insan olduğu için severiz; oyuna, partisine bakmayız. Biz bu şehre eşitlik duygusunu getirdik” ifadelerini kullandı.

Çekmeköy’de İBB’nin yatırımlarına değinen İmamoğlu, “Çekmeköy’de İSKİ’nin yatırımı 3 milyar lira. Onların 10 yılda, 15 yılda yapamadığını biz altyapıya 5 yılda yaptık. Yenidoğan Kavşağı bu yıl içerisinde pırlanta bir dönüş biçimiyle insanların hatayını kolaylaştıran hizmeti, Çekmeköy halkıyla buluşturuyoruz” diye konuştu.

AK Parti’ye göndermede bulunan İmamoğlu, “Bunlar üniversite öğrencilerine yurt açtık ya, bizden önce yurt 0’dı. Kreş 0’dı, şimdi 100 tane var. Onlar bir tane torpilliye 200 bin burs dolar verebiliyordu. Biz ne yapıyoruz? Sadece bu sene 100 bin gencimize 7 bin 500 lira burs veriyoruz. Bir torpilli nerede, 100 bin genç nerede? Seneye 15 bin lira burs vereceğiz” dedi.

İktidara ekonomi ile ilgili eleştirilerde bulunan İmamoğlu, “Bunlar ekonomiyi sefil ettiler, ekonomiyi rezil ettiler. Dünyanın en değersiz, üç haneli enflasyon sadece bizim ülkemizde var. Ne oldu? Eve giren para azaldı, bir anne-para çocuğuna süt alamaz oldu. Ben göğsümü gere gere, yüzbinlerce çocuğumuza 25 milyon litre sütü dağıtmaktan onur duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Tansu Çiller’e cevap: Destek vereceği yeri biliyor

Eski Başbakan Tansu Çiller’in Murat Kurum’u desteklediği açıklamasına değinen İmamoğlu, “Kendisi ekonomiyi perişan etmekte maharetlidir. Aynı bugünkü gibi üç haneli enflasyonları, yüksek faizleri bize 90’lı yılların ortasında yaşatmış birisidir. Hanımefendi ‘Desteğim sayın Kurum’a demiş. Kentsel dönüşümü çözermiş! Onun niçin desteklediğini ben biliyorum. Kendisine ait 13 bin metrekare araziye ballı börek bir imar çıkarttığı için destekliyor” diye konuştu.

İmamoğlu, şöyle devam etti: “Sarıyer’de şahsına ait 13 bin metrekarelik araziye ısrarla imar çıkarttı, biz ısrarla dava açtık ve iptal ettik. Bana niye destek versin! Destek vereceği yeri biliyor. O rant kazanmasına sebep olmuş, ben de milletime rant kazanmak için çalışıyorum. Aradaki fark bu.”

AK Parti’nin Kanal İstanbul konusundaki çelişkili tutumuna tepki gösteren İmamoğlu, “Kanal İstanbul’u soruyorlardı, ne diyorlardı hatırlayın. ‘Ya-pa-ca-ğız’ diyorlardı. Şimdi 16 milyondan oy alacaklar ya ağızlarına almıyorlar. Ya nasıl maharetliler, ben utanırım, bunların yüzü de kızarmıyor” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Merkez Bankası’nın “Gerektiğinde” Parasal Sıkılaştırma Söylemi Gerçekçi Mi?

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK), beklentiler paralelinde politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının değiştirmeyerek yüzde 45’te sabit tuttu.

Ancak Merkez Bankası (TCMB) karara ilişkin açıklama metninde yapılan değişikliklerle gerekirse daha fazla sıkılaştırıcı adım atılacağına dair şahin sinyaller verildi.

Gerektiğinde şahin olacağını söyleyen ama bugün şahin adım atmaktan imtina eden bir Merkez Bankası şahin midir? BBC Türkçe’ye değerlendiren Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Selva Demiralp, Merkez Bankası’nın bugün faiz artırmamasının sebebi gerçekten de buna gerek olmadığına olan samimi inancı ise o zaman sorunun cevabı “Evet”.

Şayet Merkez Bankası makul bir zaman zarfında para politikasında gördüğü tıkanıklıkları giderip kopan bağlantıları tekrar işler hale getireceğine inanıyorsa, ve bunu yaptığı zaman da yüzde 36’lık yıl sonu enflasyon tahmininin erişilebilir olduğunu düşünüyorsa, o zaman bugün ilave sıkılaştırmaya gitmemesi makul.

Ama eğer Merkez Bankası “ne yaparsa yapsın” yüzde 36’lık hedefin ulaşılma ihtimalini zayıf görüyorsa ve buna rağmen faizi artırmayıp, sözlü yönlendirme ile beklentileri olabildiği kadar aşağı çekmeyi hedefliyorsa o zaman yukarıdaki sorunun cevabı “Hayır”.

Benzer bir soru da karar metninde bahsi geçen, kredi ve mevduat faizinde yaşanabilecek tıkanıklıklara karşı gerekirse devreye sokulacağı söylenen önlemlere ilişkin. Merkez Bankası şu anda kredi ve mevduat faizlerine dair parasal aktarım mekanizmasının işleyişinden memnun olduğu için mi olası ilave adımları sonraya saklıyor, yoksa pek çok analistin son derece doğal karşılayarak not ettiği üzere “seçim sonrası” mı bekleniyor?

Bu sorunun cevabı da kafamda net değil. Hele de Merkez Bankası bağımsızlığı konusunda son 4-5 yılda zirve yapan tecrübelerimizi düşündüğümüzde, yeni ekibin açtığı sayfanın bağımsızlık anlamında ne kadar temiz ve uzun soluklu bir sayfa olduğunu bilemiyorum.

Şunu unutmamak lazım ki bağımsız bir Merkez Bankası’nın seçim takvimine göre hareket etmesi “oksimorondur”. Yani bir Merkez Bankası “bağımsızsa”, bu bağımsızlık, hükümetin seçim takviminden bağımsız olarak adım atmayı gerektirir.

“İyimser enflasyon tahmini”

Bizim yaptığımız hesaplar yüzde 36’lık yıllık enflasyon tahminin iyimser kaldığına ve yıl sonu enflasyonunun yüzde 50’lere yakın olacağına işaret ediyor.

Merkez Bankası yönetimindekilerin kafasından geçenleri bilemiyorum. Ancak bu zamana kadar attığı şahin adımların ışığında, başkan yardımcılarından Cevdet Akçay’ın kulağını çınlatarak, Türkçe’de tam karşılığı olmayan “benefit of the doubt”ı onlara vermek istiyorum. Merkez Bankası, siyasilerin kendilerine ne kadar alan açtığına, bizim göremediğimiz ekonomik veriye ve parasal aktarım mekanizmasının işleyişine dair tüm detaylara hakim. Bu nedenle Merkez Bankası’na, söz verdiğini yapması için bir süre tanınabileceğini düşünüyorum.

Peki bu süre ne zamana kadar tanınacak? Bu konuda geçen haftaki enflasyon raporu bize oldukça net bir rehberlik sağlıyor. Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, hesap verilebilirlik adına oldukça önemli bir adım atarak yüzde 36’lık hedefin erişilebilir olup olmayacağı konusunda takip edilmesi gereken verinin mevsimsellikten arındırılmış aylık enflasyon rakamı olduğunu söyledi. Şubat-Haziran döneminde bu rakamın ortalama yüzde 3’ü geçmesi durumunda yıl sonu enflasyon tahminin tehlikeye gireceğine işaret etti.

Perşembe günü gelen karar metni bu söylemi somutlaştırmış ve “enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma öngörülmesi durumunda” para politikası duruşunun sıkılaştırılacağını söylemiş. Yani yılın ilk yarısında aylık ortalama enflasyon yüzde 3’ün üzerini zorlarsa, Merkez Bankası’nın faiz artışına gideceğine işaret etmiş.

İşte bu noktada “şeffaflık” prensibi ile el ele giden “hesap verilebilirlik” prensibi devreye giriyor. Zira takip edeceğimiz aylık enflasyon rakamının yüzde 3’ü geçmesi durumunda (ki yaklaşık yüzde 80’lik hane halkı enflasyon beklentileri bu ihtimali yüksek kılıyor) piyasalar “hesap soracak” ve Merkez Bankası’nın hareket etmemesi durumunda önemli bir kredibilite kaybı oluşacaktır.

İletişimi bu kadar netleştiren bir Merkez Bankası’nın bu ihtimali düşünerek adım attığına ve o durumda hareket etmekten çekinmeyeceğine inanıyorum. Ancak o noktada gelecek sıkılaştırmanın geç kalması ihtimalinin yabana atılmaması gerektiğini düşünüyorum.

Paylaşın