“AK Parti’de Emekli Ve Yaşlı Seçmen Yüzde 30 Azaldı” İddiası

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimlere sayılı günler kala, Gazete Pencere yazarı Nuray Babacan, AK Parti’de emekli ve yaşlı seçmen yüzde 30 oranında eridiğini öne sürdü.

Nuray Babacan, emeklilerin yaşadığı hayat pahalılığı, emekli aylığında yaşanan sorunlar ve 3 bin lirayla sınırlı kalan bayram ikramiyesinin bu çözülmede etkili olduğunun konuşulduğunu belirtti.

Gazete Pencere yazarı Nuray Babacan, “AKP’lileri telaşlandıran durum: Emekli seçmen eriyor…” başlıklı yazısından aktardığı kulis bilgisine göre, AKP’de emekli ve yaşlı seçmen yüzde 30 oranında eridi.

Babacan’ın yazısına göre, emeklilerin yaşadığı hayat pahalılığı, emekli aylığında yaşanan sorunlar ve 3 bin lirayla sınırlı kalan bayram ikramiyesinin bu çözülmede etkili olduğu konuşuluyor.

Babacan’ın yazısının ilgili bölümü şu şekilde: “Yerel seçimlerden avantajlı çıkma planı yapan iktidar partisi, sıkıntılı alanları belirlemek ve buna yönelik pozisyon almak için çabalıyor. Yapılan son araştırmalar gösterdi ki, AKP’nin en güvendiği yaşlı ve emekli tabanda ciddi çözülme var. Ekonomik krizden en çok etkilenen kitlenin, partiden uzaklaştığı ortaya çıktı.

Parti yönetimi, tabanlarının halen kendileriyle hareket edip etmediğini araştırırken, ilginç sonuçlara ulaştılar. AKP’nin seçmen tabanında, 65 yaş üstü önemli bir yer tutuyor. Ancak, son dönemdeki ekonomik kriz ve bir türlü dizginlenemeyen enflasyonun sonuçları seçmen tabanının uzaklaşmasına neden oldu. AKP’den uzaklaşan bu grupta, yüzde 30 oranında erime olduğu ortaya çıktı. Gençlerin oyları konusunda sıkıntı yaşayan parti, orta yaş seçmenine kıyasla emekli ve yaşlı seçmeninde çözülme saptadı.

Emeklilerin ekonomik durumu, son yıllarda katlanarak artan hayat pahalılığı, emekli maaş artışında son dönemde yaşanan sorunlar ve son olarak Çalışma Bakanı tarafından 5 bin lira planlandığı açıklanmış olmasına rağmen 3 bin lirayla sınırlı kalan bayram ikramiyesinin bu olumsuz sonucun nedeni olduğu konuşuluyor.”

Paylaşın

DEM Partili Meral Danış Beştaş: CHP’de Bize Düşmanlık Edenler Yeniden Aday

CHP Lideri Özgür Özel’in 4 aylık performansını da değerlendiren DEM Partili Başkanı Meral Danış Beştaş, partisini hedef alan uygulama ve açıklamalar yapan CHP’li belediye başkan adaylarına dikkat çekti. 

Beştaş, “Özel sizin kendi ifadenizle ‘faşizme karşı durma’ konusunda beklediğiniz liderliği gösteriyor mu?” sorusuna şu yanıtı verdi: “Bunu değerlendirebilmek için daha zamana ihtiyaç var. Ben Özgür Özel’i yakından tanırım. Beş yıla yakın bir süre o CHP’nin ben de HDP’nin grup başkan vekili olarak Meclis’te görev yaptık. Şimdi bu dönemde bir iddiayla ortaya çıktılar. Hemen “Kredisini tüketti” demek istemem doğrusu, genç bir siyasetçi.

Başka bir partiyi değerlendirmeyi de çok sevmem, siyaset etiği açısından doğru bulmam. Ama CHP’de iç iktidar tartışmalarının ve kavgalarının ayyuka çıktığını görüyoruz. Bunu zaten herkes görüyor, bütün Türkiye izliyor. Çok talihsiz bir durum ve bu durum kendi seçmenlerinde de bence bir hayal kırıklığı yaratıyor.

Diğer yandan da CHP’de Kürt meselesine yaklaşımda ve dilde en azından sorunları gören ve çözüm önerilerini ifade eden bir değişim gördüğümü söyleyemem. Birçok önemli şehirde CHP bize düşmanlık yapan siyasetçileri yeniden aday yaptı. İşte Tanju Özcan, işte Muhittin Böcek… Özcan bize resmen küfreden bir zat. Biz kendisini ciddiye almayız, dikkate de almayız. Ama neticede bu tercihler Genel Merkez’de bir yaklaşım ortaya koyuyor gibi.”

DEM Parti’nin İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) eş başkan adayı Meral Danış Beştaş, T24’ten Cansu Çamlıbel’e verdiği röportajda seçimlere, barış sürecine ve ittifaklara ilişkin açıklamalar yaptı.

Beştaş,  partisine yönelik ‘sadece Kürt partisi’ eleştirilerine, “Biz Türkiye partisiyiz, Türklerin partisiyiz ama Kürtlerin de partisiyiz. Ya da tersten söyleyelim; Türklerin partisiyiz ama Kürtlerin de partisiyiz. Yani herkesin partisi olma iddiasında bir yol haritasıyla yürüyoruz, bir siyaset yürütüyoruz” yanıtını verdi. Bunun karşılık bulup bulmadığına ilişkin soruya ise, “Şu bir gerçek; Kürtlerden ezici çoğunlukla oy alıyoruz. O nedenle de bilinçli bir şekilde Kürt partisi olarak kodlanıyoruz” dedi.

“Hayır tabii ki. Kürtlerin partisi olmak, Türkiye’de yaşayan tüm Kürtlerin desteğini almak da çok değerli ama biz sadece Kürt partisi değiliz. Tek başına böyle bir iddiamız yok. Çünkü biz programımızı da tüzüğümüzü de ilkelerimizi de hakikaten Türkiye’de herkesi kapsamaya çalışan bir siyasal perspektifle hazırladık. Bu siyasal perspektifte de 2015’ten beri epeyce mesafe kat ettik.”

Bütün diğer siyasi partilerin DEM’i ötekileştirdiğini belirten Beştaş, Kürt oylarının stratejik konumuna dikkat çekerek, muhalif kanallarda partisine yapılan eleştirilere de değindi. Beştaş, şunları söyledi:

“Bu çok can yakıcı bir şey. İkincisi, diğer siyasi partiler bizi siyasi bir özne olarak sadece kendilerine destek verdiğimiz müddetçe kabul ediyorlar. ‘Bize niye destek vermiyorsunuz?’ sorusunu sormanın anlamı budur. Üçüncüsü, bizim kendi iddiamızı ve kendi politik söylemimizi dikkate almıyorlar. İçerikle ilgili değiller. Şu anda bütün tartışmalar ‘Kürtlerin oyu kime kazandırır, kime kaybettirir?’ gibi çok sığ bir yere indirgenmiş durumda.

Bu çok geri bir tartışma. ‘stratejik oy’ diye bir şeyin yanında bir de ‘toplumsal mücadele’ var. Bizim görünür kılmak istediğimiz problemler var. Seçim, sadece birine oy verip vermemek değildir. Seçim, toplumun sorunlarına çare bulmanın aracıdır. Çözüm önerilerini ortaya koymaktır. Kendine ‘muhalif’ diyen televizyon kanallarına bakıyorum, onlar da bize karşı başka bir saldırı içinde. Bizim ‘kent uzlaşısı’ dediğimiz şeyi onlar ‘muhalefete kaybettirme’ stratejisi diye lanse ediyorlar. Seçimleri o sığ tartışmaya kilitliyorlar.”

Beştaş, son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Millet İttifakı’nın adayı Kemal Kılıçdaroğlu’na verdikleri desteğe de değindi. Açıklamalarından pişmanlık duyduğu anlaşılan Beştaş, “’Erdoğan’a karşı yarışan adaya destek vermek faşizmin geriletilmesi için doğru şeydi’ diyebiliyor musunuz?” sorusuna Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’la yapılan protokole değinerek şöyle yanıt verdi:

“Yok değilmiş… Değilmiş. Biz zaten o protokol açıklanır açıklanmaz bunu kabul edilemez bulduğumuzu ve duruşumuzu ifade ettik. Biz ‘Faşizmi geriletelim’ derken Türkiye’nin en ırkçı ve faşizan yaklaşımını gösteren bir partinin başkanına siz İçişleri’ni veriyorsunuz. Yani dert faşizmi geriletmek değil, iktidarı devralmakmış. Oysaki biz iktidar mücadelesinden ziyade yönetimin demokratikleşmesi, Türkiye’nin umudunun hakikaten yükselmesi, insanların daha güvende olması, demokrasi kurallarının işlerlik kazanması gibi çok temel ve ulvi değerlerle yola çıktık.

Ama ben bugün Meral olarak dönüp baktığımda görüyorum ki Kılıçdaroğlu da tıpkı Erdoğan gibi sadece iktidar olmak istiyormuş. Bizim seçmenlerimiz de dahil olmak üzere Türkiye’de insan haklarını ve demokrasiyi esas alan bir düzene geçme hayali kuran herkes şoka uğradı, dumura uğradı. Sadece biz değil, herkes şoka uğradı. Ve düşünün biz masada bile olmadığımız, resmi olarak bir bakanlık talebimizin ya da pazarlığımızın olmadığı bir ortamda destek vermişiz.”

“CHP’ye olan güvensizliğe yeni bir katman ekledi”

Beştaş, protokole rağmen ikinci turda da Kılıçdaroğlu’nun desteklenmesine ilişkinse şu açıklamayı yaptı: “Türkiye’deki genel demokratik gidişatın önünü açmak istedik. Bu amaç çok önemli ve değerliydi. Bizim tutumumuzun önemi, seçim sonuçlarıyla teyit edildi. Diyarbakır’da, Hakkari’de, Van’da Kılıçdaroğlu rekor oy aldı. Bazı Kürt illerindeki oy oranı İzmir’i geçti biliyorsunuz. Seçim sonuçları bizim ne kadar samimi ve dürüst olduğumuzu ortaya koydu. Ama o aynı zamanda güçlü bir kopuş da oldu. Kürtlerde var olan güvensizliğe yeni bir katman ekledi.”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in 4 aylık performansını da değerlendiren Beştaş, DEM Parti’yi hedef alan uygulama ve açıklamalar yapan CHP’li belediye başkan adaylarına dikkat çekti. Beştaş, “Özel sizin kendi ifadenizle ‘faşizme karşı durma’ konusunda beklediğiniz liderliği gösteriyor mu?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Bunu değerlendirebilmek için daha zamana ihtiyaç var. Ben Özgür Özel’i yakından tanırım. Beş yıla yakın bir süre o CHP’nin ben de HDP’nin grup başkan vekili olarak Meclis’te görev yaptık. Şimdi bu dönemde bir iddiayla ortaya çıktılar. Hemen “Kredisini tüketti” demek istemem doğrusu, genç bir siyasetçi. Başka bir partiyi değerlendirmeyi de çok sevmem, siyaset etiği açısından doğru bulmam. Ama CHP’de iç iktidar tartışmalarının ve kavgalarının ayyuka çıktığını görüyoruz. Bunu zaten herkes görüyor, bütün Türkiye izliyor. Çok talihsiz bir durum ve bu durum kendi seçmenlerinde de bence bir hayal kırıklığı yaratıyor.

Diğer yandan da CHP’de Kürt meselesine yaklaşımda ve dilde en azından sorunları gören ve çözüm önerilerini ifade eden bir değişim gördüğümü söyleyemem. Birçok önemli şehirde CHP bize düşmanlık yapan siyasetçileri yeniden aday yaptı. İşte Tanju Özcan, işte Muhittin Böcek… Özcan bize resmen küfreden bir zat. Biz kendisini ciddiye almayız, dikkate de almayız. Ama neticede bu tercihler Genel Merkez’de bir yaklaşım ortaya koyuyor gibi.”

Barış süreci ‘görüşmeleri’

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Abdullah Öcalan ve Selahattin Demirtaş hakkındaki sözlerini ve “Edirne’deki İmralı’dakine hesap verecek” ifadesini değerlendiren Beştaş, şunları söyledi:

“Bir yandan tecrit uyguluyor, diğer yandan siyasete malzeme yapmak istediğinde “Edirne’deki İmralı’dakine hesap verecek” diyor. Madem öyle görüşsünler, niye görüştürmüyorsunuz? Telefonla iletişim kursunlar, o zaman görelim kim kime ne diyor. Çünkü tamamen siyasi olarak speküle ediyor. Bunu niye yapıyor? Çünkü Kürt meselesinin çözümünde Öcalan’ın muhatap olduğunu biliyor, o konudaki iradesini, gücünü biliyor. Barış sürecinde ortaya çıkan tabloyu çok iyi biliyor.”

İktidarla barış süreci görüşmeleri yapılıp yapılmadığı sorulan Beştaş, “İktidarla şu ana kadar bir görüşme yok, söz aldığımız ya da verdiğimiz bir şey yok” dedi. Beştaş, “Cumhurbaşkanı Erdoğan 31 Mart’tan sonra ‘çözüm’ gündemine dönebileceğine dair sinyaller veriyor mu size?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Birincisi, şu ana kadar bir görüşme yok. Kesin bir dille söylüyorum. Bizim aramızda 1 Nisan sonrasına dair konuştuğumuz, planladığımız, söz aldığımız, söz verdiğimiz bir şey yok. İkincisi, biz parti olarak şunu çok net söyledik; özellikle 14-28 Mayıs’tan sonra yapacağımız bütün görüşmeler şeffaf olacak, ittifak yapacaksak bunu ilan edeceğiz. Kapalı kapılar ardında hiçbir görüşme, temas ve uzlaşı olmayacak.

Bu seçmenimize verdiğimiz, Türkiye kamuoyuna verdiğimizi söz. Üçüncüsü, 2013’te çözüm süreci dönemi hakikaten herkesin nefes aldığı bir süreçti. Benim Diyarbakır’da da bir evim var. Oraya gittiğimde polisinden, genç bir kadınına, yaşlısına herkes gülümsüyordu. Bir çözüm umudu vardı, güçlü bir ihtimal vardı. Sadece Kürtler değil, halkın yüzde 70’i destek veriyordu. Anketler de bunu gösteriyordu. Bu olabilmişti çünkü dil normalleşmişti. Ötekileştirme, düşmanlaştırma, kutuplaştırma yerine çözüm odaklı bir dil kullanılıyordu.”

Çözüm süreci tartışmalarına değinen Beştaş, görüşmelerin olup olmadığı konusunda şunları söyledi: “Biz o dönemde partideydik ama aynı zamanda Mecliste’ydik ve siyaset yürütüyorduk. Her zaman da şunu söylüyorduk; Adalet ve Kalkınma Partisi bizim iktidar olarak muhatabımız ama bizim ittifak ortağımız değil. Biz onunla ittifak yapmadık. Bu sorunun çözümü için görüştük. Başka bir parti iktidarda olsa yine görüşürdük. Bugün için de aynı şey söz konusu. Bu, seçimle ilgili bir mesele değil. Seçimi çok aşan, seçimin üstünde ve Türkiye’nin geleceği açısından en hayatı mesele. Bugün Adalet ve Kalkınma Partisi ile ittifakımız yok, görüşmemiz yok.

Bizim siyasi mücadelemiz içinde seçimin sonrasına ertelemediğimiz bir dolu şey var. Mesela tecridin kaldırılması için bir kampanya yürüyor. Özgürlük Yürüyüşü yapıldı. Pazar günü İstanbul Esenyurt’ta miting yapıldı. Çünkü biz bu yolların açılmasını istiyoruz. Meselenin artık konuşarak ve diyalogla çözüm yoluna girmesi noktasında irade koyuyoruz. Seçim öncesi, seçim sonrası ayırmadan böyle bir talebimiz ve mücadelemiz var. Biz siyaseti sadece seçimlere sıkıştırılan bir olgu olarak görmüyoruz. Biz siyaseti bir toplumsal mücadele olarak da görüyoruz.”

Çözüm süreci için ortam oluşursa adım atabileceklerini belirten Beştaş, “Seçim sonrasında diyelim ki böyle bir ortam oluştu, tabii ki varız çözüme. İktidar tarafından böyle bir adım atılırsa, ittifak yapmak için değil muhataplık açısından tabii ki görüşürüz. Zaten 2013’te de meseleye aynı şekilde yaklaşmıştık. İttifak değil muhataplık” dedi.

“Bugünün Erdoğan’ından ve AKP’sinden çözüm için samimi bir adım beklemek ne kadar gerçekçi?” diye sorulan Beştaş, CHP ile DEM Parti arasındaki ‘açı farkı’na da değindi. Beştaş şunları söyledi: “Biz burada beklentiyi aşan bir psikolojideyiz. Bunun mücadelesini yürütüyoruz. Yani bu konuda direniyoruz. Arkadaşlarımız hala cezaevinde. Çözümün gerektiği konusunda hiçbir tereddüdümüz yok, o yüzden de hiçbir ‘fakat’mız yok. Biz demokratik siyaset yürütürken bu konuda birçok tartışmaya muhatap olduk bugüne kadar.

Bugün iktidar kendisine oy vermeyen herkesi ‘terörist’ görüyor. O konuda sizinle aynı fikirdeyim. Ama bizim bugünkü açmazımız sadece iktidarın bu tutumu değil. Tamam o ‘terörist’ görüyor ve elinde güç var, peki CHP’den ve diğer partiler Kürt meselesi için herhangi bir tavır ortaya koyuyor mu? Hepsinin çözüm sürecini neredeyse bir günah olarak kodlayan bir dilleri var.

Meclis’te de onlarla yaşadığımız en büyük tartışmalarda hep bu vardı. En ufak bir şeyde “Efendim siz de Salih Müslim ile görüşmediniz mi?” ve bunun gibi çözüm sürecini hükümetin en büyük günahı olarak gösteren bir açı. CHP ile aramızda mesela böyle bir açı farkı var ve bu ciddi bir açı farkı. Biz çözüm sürecinin devam etmesi gerektiğini, bugün yine sorunun konuşularak çözülmesi gerektiğini savunurken, bu ülkenin muhalefeti tam tersi bir dil kullanıyor. Kendine ‘Demokratım’ diyen muhalefet partisi siyasetçileri de bu sorunu tanımıyor.”

“İmamoğlu sessiz kaldı”

“İmamoğlu 2019’da bizim sayemizde kazandı ama 50 belediyemize kayyım atanınca tek açıklama yapmadı” diyen Beştaş, Özgür Özel’in, “Bu ülkede herkes eşittir, Kürtler daha az eşittir” sözleri hatırlatılınca şu yanıtı verdi:

“Bu tabii ki değerli ve önemli bir laf. Ana muhalefet partisinin genel başkanı en azından bunu söyleyebildi. Ama CHP’nin kayyım politikasına karşı saysanız 10 tane açıklaması yoktur. Mesela bugün kamuoyu çözüm süreci için adımı neden iktidardan bekliyor, neden muhalefetten bekleyemiyor?

Hadi işin bam teline gelelim. Ekrem İmamoğlu’na biz 2019’da destek vermeseydik ve İstanbul’da yaşayan Kürtler kendisine oy vermeseydi? Hayır. Bunu herkes biliyor. 2019’da İmamoğlu’na seçimi biz kazandırdık. Peki İmamoğlu bizim 50 belediyemize kayyım atandığında, o duruma karşı duran kaç tane cümle kurdu hatırlıyor musunuz?

Ekrem Bey, Selçuk Mızraklı’yı ziyaret etti, Atatürk portresi hediye etti. Onun dışında da bir şey olmadı. Ama Ekrem İmamoğlu hakkında bir dava açıldığında biliyorsunuz bütün kanallar 24 saat yayın yaptı “Yetkiler kısıtlanıyor, belediyeye el konuluyor” diye. Halbuki biz şunu dedik; “Bugün kayyıma ses çıkarmazsanız yarın herkese kayyım gelecek” ve nitekim oldu. Evet böyle bir iktidar var ama bir de böyle bir muhalefet var. Kürt meselesi söz konusu olunca hepsi aynı retoriği tekrar ediyor. İşin özü bu, bizim de mücadelemiz tüm bunları aşmaya dönük.”

Beştaş, “Selahattin Demirtaş’ın o son mektubunda işaret ettiği ‘üçüncü yol siyaseti’ kavramını DEM Partili yöneticiler olarak sizler de sık sık kullanıyorsunuz. Nedir o üçüncü yol?” sorusuna da yanıt verdi.

Beştaş, şunları kaydetti: “Biz sadece Kürtlerle görüşmüyoruz. Sivil toplumdaki herkesle görüşüyoruz; vakıflar, odalar, dernekler… Ve kiminle görüşsek şunu duyuyoruz; “İki tarafa da oy vermek istemiyorum. Üçüncü yolu tercih ediyorum.” Bizim ‘üçüncü yol’ dediğimiz toplumsal mücadeleyi büyüten, yerinden yönetimi örgütleyen, yerel demokrasiyi güçlendiren, kadınları söz ve karar sahibi kılan, gençliği hakikaten rolünü oynamasına izin veren, kentleri bir rant alanı olarak görmeyen bir anlayış.”

İBB Başkanı İmamoğlu’nun, “Şu an bütün tartışma benim üzerimden yürüyor” sözleri sorulan Beştaş, şunları söyledi: “Benim duygum da şu; vallahi hepsi bir, ben tek kaldım. Bu sabah okuduğum gazete haberlerinden, dün geceki televizyon yayınlarında herkes bana vuruyor. Düşünün yani, kendisine ‘solcu’ diyen yazar da bana vuruyor. Ekrem İmamoğlu yalnız değil, onu destekleyen onlarca medya mecrası var ve hepsi de bize saldıran bir dil kullanıyor. Ben tekim ama tek başıma başa çıkarım onlarla (gülüyor). Öte taraftan iktidar medyasının dilini zaten biliyorsunuz.”

“Aday çıkarmadığınız 22 ilçede CHP ile uzlaşı sağladığınız anlaşılıyor. Şu anda içinde bulunduğumuz İl Örgütü’nüze ev sahipliği yapan Beyoğlu ilçesi de bunlardan biri. Buraya gelmeden önce konuştuğum bir kamuoyu araştırmacısı “DEM aday göstermediği için CHP Beyoğlu’nu alabilir” şeklinde bir yorum yaptı. Beyoğlu kararınızda mesela, etken nedir?” sorusuna da yanıt veren Beştaş, “‘Kent uzlaşısı’ dediğimiz şey işte. O bölgeye has dinamikler, yerelde yapılan görüşmeler ve bize yapılan öneriler esas alınıyor” dedi.

Beyoğlu’ndaki Kürt seçmenin “Buradan aday göstermeyin” gibi bir mesaj alıp almadıkları sorulan Beştaş, “Bu da bir etkendir. Muhtemelen genel kanaat çıkmıştır onun üzerinden. Aday gösterilmemiştir. Seçmenimiz serbesttir. Biz büyükşehir için çalışıyoruz” dedi.

Paylaşın

DEM Partili Hatimoğulları: 31 Mart’ta Onları Süpüre Süpüre Geleceğiz

Partisinin Bismil Mitingi’nde halka seslenen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “31 Mart’ta öyle bir zafere imza atacağız ki kayyımın ne adı hatırlanacak ne kendisi hatırlanacak. Kürtçe tabelalarımızı sökenlere, sokaklarımızın adının Kürtçe olmasını hazmedemeyip kendi bildikleri isimleri koyanlara, bu kayyımcı zihniyete bizler de diyoruz ki 31 Mart’ta sizleri süpüre süpüre geleceğiz ve o tabelaları yeniden yerine asacağız. Kürtçe, Türkçe bütün dillerde belediyecilik hizmetini biz DEM Parti olarak vereceğiz” dedi.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, yerel seçimler programı kapsamında bugün Silvan, Bismil ve Çınar’da partisinin halk buluşmalarına katıldı. Hatimoğulları, Bismil’de yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Merheba gelê Amedê, silav Bismil, merheba dayikên hêja, merheba gelê birûmet, li ser seran li ser çavan hûn bi xêr hatin. Değerli haklarımız, hepiniz hoş geldiniz, baş göz üstüne geldiniz. Merhaba Kürdistan’ın kalbinde özgürlük mücadelesini nakşeden Bismil halkı, sizleri sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum. Merhaba 90’lı yılların o karanlık günlerinde JİTEM’in karanlık güçleri tarafından katledilen Vedat Aydın’ın yoldaşları, merhaba. İstanbul’dan ayağımızın tozuyla buraya geldik.

Esenyurt’ta önceki gün, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesi ve Sayın Öcalan üzerindeki tecridin kalkması için on binlerce insan ayaktaydı. Cezaevlerinde devam eden açlık grevlerinden ve dışarıda aynı taleplerle mücadele veren İstanbul’daki adalet nöbetindeki analarımızdan selam ve sevgiler getirdim size. İstanbul’daki adalet nöbetindeki analarımıza, Amed’de ve Kürdistan’ın dört bir yanında adalet nöbetindeki analarımıza, beyaz tülbentleri ile sembolleşen Barış Annelerimize binlerce kez selam olsun.

Burada büyük emekler vermiş, Amed’in Büyükşehir Belediye Başkanlığını yapmış, şimdi de Ankara Büyükşehir Belediye Eş Başkan Adayı olan Sevgili Gültan Kışanak’ın selamını getirdim sizlere. Selçuk Mızraklı’nın, Figen Yüksekdağ’ın, Sebahat’ın ve Selahattin Demirtaş’ın selam ve sevgilerini getirdim size. Bizlere tecrit uygulayanlar, cezaevleri içinde cezaevleri kurarak cezaevlerini bir işkence haneye çevirenler, İmralı tecrit sistemini bütün Türkiye’ye yayanlar şunu çok iyi bilmeli ki Kürt halkı özgürlüğü için mücadele etmeye devam ediyor. Kürt halkı dört parça Kürdistan’da mücadele etmeye devam ediyor. Onlar bu mücadeleye engel olamayacak.

Dün AKP’nin MYK toplantısı yaptı. MYK toplantısı mı MGK toplantısı mı belli değil. Birbirine karıştırmışlar. Yeni aldığı kararı sözcüleriyle açıkladılar. “Sınır ötesi operasyonlara devam, teröristan kurdurmayacağız sınırımızda” diyorlar. Oysa bahsettikleri “teröristan” Kobanî’nin kendisidir, bahsettikleri “teröristan” Rojava’da sizler gibi yaşayan sivil halkın ta kendisidir. Okuluna çocuğunu gönderen, dükkanını açan esnafımız, halkımız Ankara’nın göbeğinde nasıl yaşıyorsa, bahsini ettikleri “teröristan” işte böyle sivil halkın yaşadığı yerdir. Belli ki AKP iktidarı, seçim çalışmalarını yine terörö üzerinden götürmek istiyor. Biz de diyoruz ki bu ülkeye ayrımcılığı getiren, toplumu kutuplaştıran, halklar arasına nifak tohumları ekmeye çalışan, ayrımcılık ve bölücülük yapan halk değildir; bu iktidarın ta kendisidir.

Kayyımcı anlayışı çeşitli biçimleriyle işletmeye devam ettiriyorlar. Iğdır Belediye Eş Başkan Adayımız Mehmet Nuri Güneş ve yine Hoşhaber Belediye Eş Başkan Adayımız Emine Yöndem Kartal’ın adaylıkları seçim kurulu tarafından engellenmiş durumda. Hukuki olarak ellerinde hiçbir şey olmadığı halde, arkadaşlarımızın hukuki hakları mevcut olduğu halde bunu engellemelerinin nedeni, Iğdır’da güçlü eş başkan adaylarımızı yarışın dışına alarak yarışa devam etmek istemeleridir. Buradan Iğdırlı kardeşlerimize, değerli arkadaşlarımıza mesajlarımızı hep beraber iletelim. Iğdır yalnız değildir, Amed Iğdır’la beraberdir. Adaylarımızın adaylıkları için mücadele edeceğiz.

Kayyım demek irade hırsızlığı demektir, belediyenin kasasını çalmak demektir, halkın hakkı olan ve burada hizmet için kullanılması gereken paraları cebine indiren çeteler demektir. Kayyım demek hizmetsizlik demektir. Kayyım atanması demek, Kürdistan’ı ve Kürt halkını yolsuz, kaldırımsız, susuz, kanalizasyonsuz bırakarak ayrıca cezalandırmaktır. Bizleri hapishanelerde tuttukları yetmiyormuş gibi dışarıyı da hapishaneye çevirmek istiyorlar. Kayyımcı anlayış bugüne kadar ne yaptı? Kentleri viraneye çevirdi. Bunu asla kabul etmedik ve asla kabul etmiyoruz.

“31 Mart’ta onları süpüre süpüre geleceğiz”

Bizler 31 Mart’ta Bismil, Amed başta olmak üzere Kürdistan’da öyle bir geleceğiz ki, 31 Mart’ta öyle bir zafere imza atacağız ki kayyımın ne adı hatırlanacak ne kendisi hatırlanacak. Kürtçe tabelalarımızı sökenlere, sokaklarımızın adının Kürtçe olmasını hazmedemeyip kendi bildikleri isimleri koyanlara, bu kayyımcı zihniyete bizler de diyoruz ki 31 Mart’ta sizleri süpüre süpüre geleceğiz ve o tabelaları yeniden yerine asacağız. Kürtçe, Türkçe bütün dillerde belediyecilik hizmetini biz DEM Parti olarak vereceğiz.

Bu iktidar, kadın düşmanı bir iktidardır. Bu iktidar; Kürt kadın hareketinin, Türkiye kadın hareketi ile el ele vererek elde ettiği büyük kazanımlardan biri olan eş başkanlık ve eşit temsiliyet sistemine saldırarak kadınların siyasette irade olmasını engellemek istiyor. Ama bunu başaramazlar. Çünkü biz eş başkanlık sistemini sonuna kadar kadınlarla birlikte savunduk, savunmaya da devam edeceğiz. Belediyelerimizin ilk icraatı şu olacak: Onların kapattıkları bütün kadın kurumlarımızı tek tek açacağız, kadın danışma merkezlerini yeniden açacağız, kadınlara iş edindirme kursları ve ürünlerini değerlendirebilecekleri alanları bizler kuracağız. Kadınlar bu toplumun yarısıdır. Kadınlar siyasette de siyasetin yarısı, hatta daha fazlası olacaktır. Çünkü bizler “Jin, Jiyan, Azadî” sloganıyla büyümüş bir nesiliz.

Onlar kentlerimize düşman, dilimize düşman, gençlere düşman, kültürümüze düşman. Kentin siluetini ortadan kaldırmak istiyorlar, o kente kimliğini veren bütün kültürel değerleri ortadan kaldırmak istiyorlar. Ve böylece bir halkın iradesini ezeceklerini zannediyorlar. Ahmet Arif’in dediği gibi “Bunlar engerekler ve çıyanlardır. Bunlar aşımıza, ekmeğimize göz koyanlardır”. İşte biz bunları tanıyarak büyüdük. Biz buradayız, DEM Parti burada, halk burada, Kürt halkı burada. Bunlar diyor ki ekonomiyi biz uçurduk, bunlar diyor ki Türkiye’de aç ve yoksul yok. Bunlar her konuda yalan söylemeye alışkın oldukları için Türkiye ve Kürdistan’daki yoksulluğu bilerek ve isteyerek görmezden geliyorlar.

Dün sendikalar açlık sınırını 19 bin TL olarak açıkladı ama aldığımız asgari ücret 17 bin TL. Yani aldığımız 17 bin TL’lik ücretle çocuklarımızın beslenme çantasına bir paket süt bile koyamayacak kadar yoksullaştırıldık. En çok Kürdistan yoksullaştırıldı. Kürt gençleri o yüzden göç yollarını tutmak zorunda. Ya Türkiye şehirlerine ya da yurt dışına gitmek zorunda. Bizlere bunu reva gören bu iktidara karşı bizler aynı zamanda ekonomik adaleti sağlamak, eşitliği sağlamak için de mücadele ediyoruz.

Bu yerel seçimler bunun için de çok önemli. Emekliye 3 bin TL ikramiye vererek onları susturacaklarını zannediyorlar. Oysa Ramazan yaklaşıyor. İftar yemeğine misafiriniz gelse, 3 bin liraya ancak bir öğünlük sofra kurabilirsiniz. Bunlar zannediyor ki işçiyi, çiftçiyi, emekçiyi, esnafı bu şekilde ikna edecekler. Ama karnı aç olan insan ikna olmaz. Bu yalancı iktidar yüzünden karnı aç olarak yaşayanlar asla ve asla ikna olmaz.

Bunlar diyor ki gaz bulduk, kömür bulduk. Şimdi Şırnak’ta kömür bulduklarını söylüyorlar. Daha önce Karadeniz’de gaz bulduklarını söylediler. Ama elektrik faturalarının, doğalgaz faturalarının ne kadar yüksek olduğunu siz değerli yurttaşlarımız herkesten iyi biliyorsunuz. Cumhurbaşkanlığına bağlı bir yalancı müdürlük, başkanlık kurmuşlar. Saray’a bağlı bu başkanlık bu buluşları kendi bulduğunu iddia ediyor. Bizler diyoruz ki buluşlarınızla yerin dibine girin! Bizler bu ülkeye adaleti ve eşitliği getireceğiz. Ekmeğe doyacak insanlar, yoksul kalmayacak.

30 yıldır Kürdistan’da belediyeleri yönetiyoruz. Kayyımsız zamanlara dönüp baktığımızda ne kadar başarılı bir halk belediyeciliği yaptığımız ortadadır. Bizler demokratik belediyecilik anlayışımızla, halkımızla birlikte yöneteceğiz. Belediye meclis toplantıları halkımıza açık olacak. Her mahallede mahalle temsilciliklerimiz, mahalle meclislerimiz o mahallenin sorunlarını belediyeye taşımaya yükümlü olacak. Bizler demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü belediyecilik anlayışımızı bir kez daha kayyımları gönderdikten sonra hep beraber göstereceğiz.

Depreme dayanıklı kentler kuracağız. Depremden yüreğimiz çok yandı. 6 Şubat Depreminde 11 kentimizde on binlerce yurttaşımızı kaybettik. Kürdistan fay hattı üzerinde bir bölge ve bizim belediyecilik anlayışımız kentlerimizi depreme dirençli bir şekilde hayata geçirmeyi ve kentlerimizi yeniden kurmayı amaçlıyor. Böyle bir iradeye; insanı, halkı, yurttaşı merkezine alan iradeye hep beraber evet diyor muyuz?

Amed’de ve Kürdistan’ın birçok yerinde AKP iktidarı küçük ortaklarıyla kirli ittifaklar kurmuş. Küçük particiklerle birlikte Amed’de DEM Parti’ye olan sempatiyi ve sevgiyi, DEM Parti’ye olan siyasi bağlılığı ortadan kaldıracaklarını zannediyorlar. Hizbul-Kontranın uzantısı olan partiyle sözüm ona Filistin için ortak gözyaşı döküyorlar. Ne onların Filistin için gözyaşı döken küçük ortakları ne de AKP’nin bizzat kendisi Filistin halkının yanında değildir. Filistin halkının gerçekten yanında olsalardı yapacakları ilk iş bütün anlaşmaları feshetmekti ama yapmadılar.

Yani burada ben o küçük partiye sempati duyan değerli kardeşlerime seslenmek istiyorum. İslami değerleri kullanarak dini istismar etmeye çalışanlara prim vermeyelim. Burada Filistin için gözyaşı döküp Ankara’da AKP ile işbirliği yapmak gerçek bir İslamcı anlayışın yansıması değildir. Bunlara asla yer vermeyeceğiz. Bu ülkede yaşayan bütün halklar ve inançlar olarak, kendi dilimizle ve kendi rengimizle var olmaya ve bütün farklılıklarımızla birlikte demokratik bir Kürdistan’ı ve demokratik bir Türkiye’yi hep beraber inşa etmeye var mıyız?

AKP kayyım atayarak bir rejim geliştirmek istedi. Ancak bizler bütün o kayyımcı rejimi boşa çıkaracağız. Belediyelerimizi 2019’da kazandığımızdan daha fazla bir oyla hep beraber kazanacağız. Biliyoruz ki bazı bölgelere oylar kaydırmışlar. Askerleri tabur tabur taşımışlar bazı bölgeleri kazanmak için. Bunu boşa düşürmenin birinci yolu; bize bugüne kadar hiç oy vermemiş değerli ailelerimize gitmek ve onlara neden DEM Parti’ye oy vermeleri gerektiğini tek tek anlatmaktır. İkinci olarak, oyu bu kentte olup ama başka şehirlerde yaşamak zorunda kalan eş dost akrabalarımızın buraya gelmelerini ve oylarını kullanmalarını sağlamalıyız.

Biz örgütlü bir halkız, onların seçim hilelerini örgütlü bir mücadele ile boşa düşürebiliriz. Onun için siz değerli halkımızdan ricamız, gece gündüz demeden adaylarımız ve listemiz etrafında kenetlenerek bunu başarmanızdır. Bismil’den beklentimiz önceki oyları daha fazla artırarak kazanmak, 31 Mart’ta bu meydanda seçim zaferini hep beraber kutlamaktır. Bizler bu çalışmayı JİTEM tarafından katledilen ve failli meçhul dedikleri ama failli belli olan Vedat Aydınlar için, Rojava’daki Kürt kardeşlerimiz için, kendimiz için yapacak mıyız?

Son sözüm sevgili kadınlara. Sevgili kadınlar, değerli kız kardeşlerim, bu seçimin zaferi sizler olacaksınız. Sizler Jinaların, Pakizelerin, Sakinelerin yoldaşları olarak hep beraber “Jin Jiyan Azadî” sloganlarını Amed’den yankılandıracak mısınız? İşte sesimiz böyle güçlü oldukça, bizler böyle coşkulu oldukça, çocuklarımızın o güzel zafer işaretlerini gördükçe, AKP de bugüne kadar bu ülkeyi yönetenler de bilsin ki Kürt halkı diz çökmeyecektir. 31 Mart’taki zaferimiz şimdiden kutlu olsun. Serkeftin serkeftin!”

Paylaşın

Arınç’tan Karamollaoğlu’nun “Necmettin Erbakan” İddiasına Yalanlama

Bülent Arınç, SP Lideri Temel Karamollaoğlu’nun “2006’da Erdoğan Erbakan Hoca’nın evini polis ile kuşattırdı, hapse attırmak istedi” açıklamalarına ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Erbakan Hocamız için söz konusu olan cezaevine girme ihtimalini ortadan kaldırmak adına elimizden geleni ivedilikle yaptık” dedi.

Haber Merkezi / Bülent Arınç açıklamasının devamında, “Erbakan Hocamız tarafından Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a ve bizlere iletilen muhtelif talepler de tereddütsüz yerine getirilmiştir. Hocamız, bu konudan dolayı özel olarak bana ve genel olarak da bu konuda hizmeti geçen tüm arkadaşlarımıza teşekkür ve takdirlerini iletmiştir” ifadelerini kullandı.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu katıldığı bir yayında “2006’da Erdoğan Erbakan Hoca’nın evini polis ile kuşattırdı, hapse attırmak istedi” ifadelerini kullanmıştı.

Eski TBMM Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyesi Bülent Arınç, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada sözkonusu iddianın gerçeği yansıtmadığını” ifade etti.

“O dönem rahmetli Erbakan Hocamız için söz konusu olan cezaevine girme ihtimalini ortadan kaldırmak adına elimizden geleni ivedilikle yaptık” ifadesini kullanan Arınç şunları kaydetti:

Saadet Partisi Genel Başkanı Sayın Karamollaoğlu’nun geçtiğimiz günlerde bir televizyon programında ortaya attığı ve ardından da Mehmet Altınöz tarafından onaylanan iddialar üzerine birkaç söz söylemek gereği hâsıl oldu. Ortaya atılan iddialar gerçeği yansıtmıyor!

O dönem rahmetli Erbakan Hocamız için söz konusu olan cezaevine girme ihtimalini ortadan kaldırmak adına elimizden geleni ivedilikle yaptık. Başkanı olarak o dönemki grup başkanvekilimiz Sadullah Ergün’ü arayarak hocamız için olumsuz bir durumun ortaya çıkmaması adına gerekli kanuni düzenlemenin yapılması için çalışma yapılması yönünde talimatı o dönemki Başbakanımız, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile istişare ederek ben verdim.

İlgili kanun teklifi mecliste kabul edilmesinin ardından dönemin cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından veto edildi; biz ise aynı gün herhangi bir değişiklik yapmadan kanunu tekrar kabul ederek Sezer’e havale ettik ve o da anayasamız gereği onaylamak zorunda kaldı. Ardından da CHP harekete geçerek ilgili kanunu anayasa mahkemesine taşıdı. Anayasa mahkemesinin CHP’nin itirazını reddetmesi akabinde de kanun yürürlüğe girdi ve rahmetli hocamızın söz konusu cezayı evinde geçirmesi sağlanmış oldu.

Bu dönem yaşananların en yakın şahitleri arasında Sayın Recai Kutan, Yasin Hatipoğlu, Mustafa Kamalak ve Şeref Malkoç da vardır. Bana gelip bu talebi ileten de kendileridir.

Yakinen şahit olduğum birçok konu vardır ki o dönem Erbakan Hocamız tarafından Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a ve bizlere iletilen muhtelif talepler de tereddütsüz yerine getirilmiştir. Hocamız, bu konudan dolayı özel olarak bana ve genel olarak da bu konuda hizmeti geçen tüm arkadaşlarımıza teşekkür ve takdirlerini iletmiştir.

Sayın Karamollaoğlu ve Altınözün ortaya attıkları konu, bugüne kadar hiçbir yerde gündeme getirilmemiştir. 31 Mart Yerel Seçimleri’nin yaklaştığı şu günlerde üzerinden yıllar geçmiş bir konuyu gerçeklerden uzak bir şekilde yeniden kamuoyunun önüne sunmanın siyasi etik ile bağdaşmadığı görüşündeyim.”

Paylaşın

DEVA Lideri Babacan: Satılan Döviz 400 Milyar Doları Aştı

DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Merkez Bankası sürekli olarak piyasaya müdahale ediyor. Sürekli olarak döviz satıyor. Şu anda kadar sattığı dövizin 400 milyar doların üzerinde olduğunu biz hesap ediyoruz. Hani o meşhur o 128 milyar dolar nerede hikayesi vardı ya. Bu rakam 2019 Ocak ayından beri 400 milyar doları geçti” dedi ve ekledi:

“Seçimlerden sonra eğer bugün kuru bastırıyorlarsa seçimlerden sonra ‘artık dayanamıyoruz, bastıramıyoruz’ diye kurun farklı bir noktaya gitmesi bizim için bir sürpriz olmaz. Ama o kadar karanlıkta yapılıyor ki işler. Tamamen karanlıkta, ilkesi olmayan, kuralı olmayan, şeffaf olmayan yöntemlerle devam eden bir ekonomi alanı görüyoruz şu anda.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, medya kuruluşları temsilcileri ve yazarlarıyla buluşmasında, yerel seçim sürecine ilişkin eski Anayasa Mahkemesi üyesi olan DEVA Partisi’nin Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) Başkanı Adayı Celal Mümtaz Akıncı’yla birlikte soruları yanıtladı.

VOA Türkçe’den Yıldız Yazıcıoğlu’nun aktardığına göre; Mevcut ekonomide Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın rollerini “iyi niyetli etki etme çabaları” olarak yorumlayan Babacan, ekonomide asıl belirleyici aktörün Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan olduğunu kaydetti.

Ali Babacan, dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin koşullarında, demokrasi ve hukuki zemin güçlü olmadığı için ekonomide gerçek anlamda iyileşme sağlanamayacağını savundu. Babacan, Şimşek ve Yılmaz gibi aktörlerin öncelikle Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) enflasyon oranını doğru şekilde, halkın yaşadığı gerçek enflasyon oranında açıklaması gerektiğini söyledi.

Ali Babacan, “Dakika bir, gol bir. TÜİK’in açıkladığı enflasyona kimse güvenmiyorsa iş bitti. Merkez Bankası bağımsız olmadan, TÜİK bağımsız olmadan daha SPK’sı, BDDK’sı bu tür bağımsız çalışması gereken kurumlar bağımsız çalışmadan bu ülkede ekonomi düzelmeyecek maalesef. Olmayacak. Üzülerek söylüyorum. Bu ülkenin vatandaşı olarak, içim sızlayarak bunu söylüyorum. Onun için seçimden sonraki dönem Allah hepimize kolaylık versin” diye konuştu.

Merkez Bankası’nın arka kapıdan döviz kuruna müdahale etmek üzere döviz satışlarına devam ettiğini savunan Babacan, “Şimdi Merkez Bankası sürekli olarak piyasaya müdahale ediyor. Sürekli olarak döviz satıyor. Şu anda kadar sattığı dövizin 400 milyar doların üzerinde olduğunu biz hesap ediyoruz. Hani o meşhur o 128 milyar dolar nerede hikayesi vardı ya. Bu rakam 2019 Ocak ayından beri 400 milyar doları geçti.

Seçimlerden sonra eğer bugün kuru bastırıyorlarsa seçimlerden sonra ‘artık dayanamıyoruz, bastıramıyoruz’ diye kurun farklı bir noktaya gitmesi bizim için bir sürpriz olmaz. Ama o kadar karanlıkta yapılıyor ki işler. Tamamen karanlıkta, ilkesi olmayan, kuralı olmayan, şeffaf olmayan yöntemlerle devam eden bir ekonomi alanı görüyoruz şu anda” açıklamasında bulundu.

Bunun seçimlerde nasıl etki göstereceği sorusu üzerine Babacan, vatandaşlarca artık Erdoğan’a sarı kart gösterilmesi gerektiğini söyleyerek, “Vatandaşlarımız çok ciddi bir kredi açtı son yıllarda Sayın Erdoğan’a her seçimde. Fakat krediyi açtı açtı da paranın geri dönüşü yok. Hani bankacılık tabiriyle krediyi açıyorsun ama geri dönüşü yok. Olmuyor” dedi.

“Bankalar ne yapar? Bir süre sonra ‘kusura bakma arkadaş eski borcunu ödüyorsun ben sana yeniden veremem’ der. Hani kredi açmak tabirini biraz ilerleterek bunu söylüyorum” diyen Babacan, “Dolayısıyla bu seçimler sadece bir belediye başkanlığı seçimi değil. Sadece bir yerel seçim değil. Bize göre bu seçim hükümeti bir uyarma seçimi aynı zamanda. Hükümeti uyarmak için bir fırsat” ifadesini kullandı.

DEVA Partisi Demokrat Parti’yle grup kuracak mı?

Ali Babacan, DEVA Partisi’yle Demokrat Parti arasında kurumsal anlaşma ile TBMM’deki üç Demokrat Partili isim bağlamında TBMM’de grup kurulması adımı atılacağı iddiasını reddetmedi. Babacan, Demokrat Partililer’in yanı sıra İYİ Parti’den ayrılan Salim Ensarioğlu ve Ayşe Sibel Yanıkömeroğlu’nun geçişiyle birlikte mevcut 15 kişilik DEVA Partisi’nin TBMM’de grup kurması için gerekli 20 milletvekili sayısına ulaşabileceğine ilişkin iddiayı ise açıkça kabul etmedi.

Salim Ensarioğlu ise sosyal medyadan paylaştığı mesajında, bazı haber sitelerinde ve sosyal medya platformlarında DEVA Partisi’ne geçtiği yönünde haberler yapıldığını hatırlatarak, “Deva Partisinin değerli genel başkanı Sayın Ali BABACAN ve çok değerli bir çok siyasi parti genel başkanları tarafından partilerine davet edildim. Ancak Deva Partisi dahil herhangi bir siyasi partiye katıldığım haberleri doğru değil” diye yazdı.

Ensarioğlu mesajında, “Şu anda Diyarbakır’dayım ailemle ve dostlarımla istişare halindeyim. Sonrasında İstanbul’da bana destek veren seçmenlerimle, dostlarımla ve hemşerilerimle istişare ettikten sonra, muhafazakâr ve demokrat Kürt kimliğimin gerektirdiği saiklerle siyasi rotamda bir değişiklik olduğu taktirde bu kararın bizatihi tarafımca kamuoyu ile paylaşılacağını özellikle belirtmek isterim” ifadelerini kullandı.

DEVA 81 ilde nasıl aday belirledi?

Ali Babacan, yerel seçimlerde 81 ilde belediye başkanı adayları çıkardıklarını belirterek, aday belirlemede parti örgütü içinde karar alma süreci yürüttüklerini ifade etti.

CHP Lideri Özgür Özel’in aday belirlemede yapay zeka kullanıldığı açıklamasının hatırlatılması üzerine Babacan, “Biz gerçek zekayla yaptık, yapay zekayla değil. Gerçek zeka ve tabii bir de akillik ayrı şey biliyorsunuz. Zekilik ayrı, akillik ayrı bir şey. İkisini birleştirmek gerekiyor. Yapay akillik daha bulunamadı henüz. Yapay zeka var da yapay akillik yok” dedi.

DEVA Partisi olarak yapay zeka gelişimini yakından izlediklerini söyleyen Babacan, yapay zeka ile ilgili mutlaka regülasyon, yasal düzenleme gerektiğini de sözlerine ekledi.

DEVA Partisi’nin ABB adayı Akıncı ise, çok büyük bir kaynak harcanarak yapılan Ankapark’ın büyük bir israf olduğunu savundu. Ankara’nın başkente yakışan bir fuar alanına sahip olmadığını dile getiren Akıncı, Ankapark’taki büyük alanın fuar alanı olarak kazandırılması gerektiği görüşünü paylaştı.

“Bunun dışında hepimizin trafikle ilgili yavaş yavaş İstanbul’a benzer bir trafik çilesi çekmeye başladığımızın farkındayım” diyen Akıncı, “Trafik sorununun çözülmesi için alternatif yollar yapılması, bunun dışında trafik akışında kameralarla birlikte yapay zekanın birlikte kullanılması suretiyle trafikteki gereksiz beklemeler nedeniyle doğan hem zaman hem de yakıt israfının önlenmesi gerektiğini düşünüyorum” dedi.

Yenilenebilir enerjiden belediye hizmetlerinde yeterince yararlanılmadığını savunan ABB adayı, güneş ve rüzgar enerjisinin kullanılması suretiyle daha ucuz maliyetle elektrik enerjisi ihtiyacının karşılanması gerektiğini söyledi.

Paylaşın

Özel’den TRT’ye Sert Tepki: Ölürsem, Cenazeme İstemiyorum

CHP Lideri Özgür Özel, TRT’yi eleştirdiği anda CHP Grup toplantısını canlı veren TRT Haber yayını kesti. Özel, “Ben TRT dediğim anda TRT yayından çıkmış” tepkisini gösterdi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, TRT’nin yayına girdiği haberini alınca, bu kurumun partisi ve diğer muhalefet partilerine ayırdığı zaman dikkat çekmeye başladı.

TRT, Özgür Özel daha bu açıklamaya başlamadan yayını kesti. TRT Haber’in sosyal medya hesabından paylaştığı videoya göre TRT, Özel’in konuşmasını 3 dakika 25 saniye yayınladı. TRT Haber, ardından da paylaşımı sosyal medya hesabından kaldırdı.

CHP Lideri Özgür Özel, devamında TRT’yi şöyle eleştirmeye devam etti: “TRT Anayasal bir kurum. TRT Kanunu, Anayasa’ya dayanarak çıkarılmış. Anayasa diyor ki ‘TRT özerktir ve tarafsızdır.’ O tarafsız TRT, Murat Kurum 29 dakika Ekrem İmamoğlu 0, Hamza Dağ 26 dakika Cemil Tugay’a 0, Turgut Altınok’a 17 dakika Mansur Yavaş 0. Yapmış oldukları yayında tarafsız davranacaklarını bu Meclis talimat vermiş.

İşte AKP’nin bir kamu televizyonunu kendi yayın organı haline getirdiğinin göstergesi. 1 Ocak’tan bu yana Recep Tayyip Erdoğan 2 bin 952 dakika bana 43 dakika. Genel Merkez yanarsa haber yapacaklar herhalde. Beni de ölürsem cenaze törenimi verecekler herhalde. Bir gün ölürsem TRT’yi cenazeme istemiyorum.”

Paylaşın

Erdoğan: Asıl İşimiz Yeni Başlıyor

Partisinin Genişletilmiş İl Seçim İşleri Başkanları Toplantısı’nda açıklamalarda bulunan Erdoğan, “Biz sadece AK Parti’ye 18. seçimini kazandırmak, Cumhur İttifakı’nı bir kez daha zafere ulaştırmak için çalışmıyoruz” dedi ve ekledi:

“Bununla birlikte Cumhuriyetimizin ilk asrını acısıyla tatlısıyla yarıda bırakan Türkiye’nin ikinci asrını oluşturuyoruz. Davamıza gönül vermiş tüm gönül kardeşlerimizle bu şuur içinde çalışmalarımızı yürütmeli, bu kararlılıkla hedeflerimize yürümeliyiz. İktidarlarımız döneminde gerçekleştirdiğimiz demokrasi ve kalkınma atılımları bundan sonraki vizyonlarımız altyapısıdır. Asıl işimiz yeni başlıyor. Türkiye Yüzyılı yeni başlıyor.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Kongre Merkezi’nde partisinin Genişletilmiş İl Seçim İşleri Başkanları Toplantısı’nda konuştu. Erdoğan’ın açıklamaları şöyle:

“AK Parti genel merkezimize ilave olarak inşa ettiğimiz bu eser ülkemize, milletimize, şehirlerimize yapacağımız hizmetlerin çıtasını yükseltmesinin bir sembolüdür. Burada bir araya gelişimiz sıradan bir parti programının olmasının ötesinde anlamına sahiptir.

Biz sadece AK Parti’ye 18. seçimini kazandırmak, Cumhur İttifakı’nı bir kez daha zafere ulaştırmak için çalışmıyoruz. Bununla birlikte Cumhuriyetimizin ilk asrını acısıyla tatlısıyla yarıda bırakan Türkiye’nin ikinci asrını oluşturuyoruz.

Davamıza gönül vermiş tüm gönül kardeşlerimizle bu şuur içinde çalışmalarımızı yürütmeli, bu kararlılıkla hedeflerimize yürümeliyiz. İktidarlarımız döneminde gerçekleştirdiğimiz demokrasi ve kalkınma atılımları bundan sonraki vizyonlarımız altyapısıdır. Asıl işimiz yeni başlıyor. Türkiye Yüzyılı yeni başlıyor.

Tek parti faşizmin, darbelerin, cuntaların, zulümlerin, koalisyonların, krizlerin istikrarsızlıkların Türkiye’sini bir daha geri gelmemek şekilde tarihin tozlu raflarına kaldırıyoruz.

Artık devir Türkiye Yüzyılı devridir. Hamdolsun Türkiye Yüzyılı’nın ayak sesleri gümbür gümbür geliyor. Hala eski Türkiye özlemi içinde olanların yüreğine her seçimde bir ‘acaba’ hevesi dolduğunu biliyoruz. Seçim sonrası hakikatler yüzlerine tokat gibi inince kös kös yerlerine dönüyor.

Sanmayın ki belediye yönetimlerini şehirlere hizmet etmek, insanımızın hayatını kolaylaştırmak için istiyorlar. Böyle bir düşünceleri kesinlikle yok. Dertleri belediyeler üzerinden elde edecekleri rantı kirli ittifak ortaklarıyla birlikte yağmalamaktır.

Dünya değişti, Türkiye değişti. Şehirlerimizin çehresi değişti. Ama ülkemizdeki muhalefet anlayışı hiç değişmedi. Ülkenin ikinci büyük partisi sıfatına sahip CHP bırakın olumlu değişmeyi, bölücülerle, terör örgütü mensuplarıyla işbirliğine girecek kadar rotasını kaybetmiştir. CHP’de bölücülerin ve yapay zekaların sözü bu partiye gönül vermiş insanların sözünden daha fazla geçiyor.

İstanbul’da bölücü örgütün uzantılarıyla el ele, kol kola yürümekten, bölücülerin sembolleri altında ortak miting yapmaktan utanmıyorlar. Neyin karşılığında Kandil’le uzlaşıldığını, allayıp pulladıkları Kandil uzlaşıcı için bu noktada bölücü örgütün uzantılarına ne vadettiklerini kimse bilmiyor.

CHP’nin içine düştüğü bu vahim tablo bizim sorumluluğumuzu daha da artırmaktadır. 14-28 Mayıs seçimlerinde milletimiz eşsiz irfanıyla ülke iradesini bize vererek böyle bir felakete müsaade etmedi. Şimdi aynı durum belediyeler için geçerlidir. Allah’ın yardımı, milletimizin desteğiyle bu köhne siyasete, yörüngesini kaybetmiş partilere şehirlerimizi teslim etmeyeceğiz.

Bunun için çok çalışmamız lazım. Seçim iki yerde kazanılır. Birincisi sahadır. Sokaktır, evlerdir. İş yerleridir. İnsanın olduğu her yerdir. İkincisi sandıktır. Saha çalışmalarını iyi yürütemez, oy verme günü sandığa çok sıkı sahip çıkamazsak elimizdeki seçimi kaybederiz.

Unutmayınız, bizim siyaset anlayışımızda vatandaşa tıpış tıpış dayatmasında bulunmanın yeri asla yoktur. Hiçbir insanımız bize oy vermeye mecbur ve mahkum değildir. Çok çalışarak, her bir insanımıza ulaşarak, şehrimizin her karışını alın terimizle sulayarak, gönüllere girerek sandıkta o oyu alacağız.

Bu güne kadar yaptıklarımızla, bundan sonraki projelerimizle vatandaşlarımızı şehirlerimizi en iyi bizim yöneticiliğimize ikna edeceğiz. Sizler teşkilatlarımızın, seçim işleri ve seçim koordinasyon merkezleri sorumluları olarak bu konuda birinci derecede sorumluluk sahibisiniz.

Vatandaşlarımızı mutlaka sandık başına gitmeye teşvik etmekten, sandıkta her şeyin usulüne göre yürümesini sağlamaya, sonuçların resmen ilanı aşamasına kadar sürece tüm safhalarıyla hakim olmamız gerekiyor. Aksi takdirde gönüllerde kazandığımız seçimi, sandıkta kaybederiz.

Bizim kimsenin oyunda gözümüz yok. Ama bize verilmiş tek bir oyun zayi edilmesine de rıza gösteremeyiz. En küçük zafiyet, gaflet, boşluk hiç şüpheniz olmasın mutlaka aleyhimize kullanacaktır. Diğer yerlerde karşımızda ahlaktan da yoksun siyaset haramileri vardır. Meydanı bu siyaset haramilerine bırakmayacağız. Gece gündüz çalışarak 31 Mart günü milli iradenin sandıkta en sağlıklı şekilde tezahürünü temin edeceğiz.

Medya ve sosyal medya başta olmak üzere moderni iletişim yöntemleri elbette önemlidir. Ama biliyoruz ki sahada yoksanız sandıkta esaminiz okunmaz. AK Parti kurulduğundan bu yana girdiği her seçimden birinci çıkmayı hem saha hem sandık hakimiyeti sayesinde başarmıştır. İnşallah 31 Mart’ta da ülke geneli, büyükşehir, il, ilçe, belde düzeyinde birinciliği yine kimseye kaptırmayacağız.

Her seçim döneminde olduğu gibi 31 Mart sürecinde de kendi akıllarınca milleti kandırmaya çalışan birileri yine meydana çıkmış görünüyor. Bunlar sokakta ‘ben şu partiden adayım ama aslında gönlüm AK Parti veya Tayyip Erdoğan’dan yana diyerek destek istiyor. İsteyen istediği partide siyaset yapma, aday olma hakkı vardır. Herhangi partide bir müddet siyaset yaptıktan sonra yerini ayırıp başka yere gidenlerin yeri orasıdır. Ben seçimi kazanırsam kazandıktan sonra yine AK Parti’de olacağım diyen sirk cambazlarına asla prim vermeyiniz.

Bunlar sirk cambazı. Ben şimdi buradan aday oldum ama seçimden sonra yine AK Parti’ye gideceğim diyen sirk cambazlarına da aldanmayın. Biz işimize bakacağız. Şu anda yoğun şekilde çalışacağız ve Allah’ın izniyle de 31 Mart akşamı gümbür gümbür sandıkları patlatarak yolumuza devam edeceğiz.

Geçmişte AK Parti’de bulunup da hangi sebeple olursa olsun başka partiye gidenler için aynı durum geçerlidir. Bu durumda hiç kimsenin AK Parti veya bizim adına konuşma, oy isteme, hatta böyle bir imada bulunma hakkı yoktur. AK Parti şahısların değil davanın, ülkünün, ülkeye ve millete hizmet uğruna adanmışlığın partisidir.

Her kim AK Parti çatısı altında bu kadim davaya hizmet ediyorsa başımızın üstünde yeri vardır. Ama AK Parti’den ayrılıp da bu partinin gölgesinde korsan siyaset yapmaya kalkana da kimse kusura bakmasın eyvallah etmeyiz. Bizim partimizde görevler bayrak yarışındaki etaplar gibidir. Milletvekili seçiminde uyguladığımız 3 dönem kuralı başta olmak üzere, partimizin değişimini sağlamak için işte bu yüzden getirdik. Genel başkan olarak beni bazı tasarruf yetkilerim var o ayrı. Ama istediğimiz zaman istediğimiz şekilde har vurup harman savurmak, işte bu yok.

Geçmişte görev alanların daha sonra aynı konumda, farklı konumda görev almalarının önünde hiçbir mani bulunmuyor. Hem milletvekilliğinde hem belediye başkanlığında teşkilatlarımızda geçmişte benzer görevi yapan arkadaşlarımıza yeniden sorumluluk tevdi ettiğimiz pek çok örnek vardır.

Burada aslolan partimizin başarısına mümkün olan en üst seviyede katkı vermektir. Türk siyasetine getirdiğimiz en büyük yenilik, gördüğümüz bu yaklaşıma tahammül edemeyip de kendine başka yol çizenlere biz sadece üzülürüz, yolun açık olsun, güle güle, bunu deriz.

Bizim yapacak çok işimiz var. Eser ve hizmet siyasetine devam etmek mecburiyetindeyiz. Türkiye’ye 15 Temmuz’dan beri kazandırdığımız bir diğer önemli siyasi değer de Cumhur İttifakı’dır. Ülkemizin birliği, milletimizin beraberliği, devletimizin bekası, vatan topraklarının bütünlüğü, milli iradenin üstünlüğü ile büyük ve güçlü Türkiye etrafında oluşan Cumhur İttifakı’nın tarihimizde eşi ve benzeri yoktur.

Sayın Devlet Bahçeli’nin nesilden nesile bir efsane gibi anlatılacağına inandığımız Cumhur İttifakı’nın kurulmasında ve yürütülmesindeki emeğini belirtmek istiyorum. Diğer partilere de ayrıca teşekkür ediyorum. Bizim adayımızın olduğu her yerde MHP teşkilatlarını, MHP teşkilatlarının adayının olduğu her yerde de AK Parti teşkilatlarının aynı azim, heyecan, kararlılık ve samimiyetle çalıştığından şüphe duymuyorum.

Seçime neredeyse 1 ay kaldı. İnşallah bugünkü toplantımızdan sonra sahadaki çalışmalarımız yeni bir ivme kazanacaktır. 31 Mart akşamı coşkuyla kutlayacağımız seçim zaferimizi kutlayacağımız konusunda sizlere güveniyorum.

Sizlere inanıyorum. Rabbim yâr ve yardımcımız olsun. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Şehirlerinize döndüğünüzde oradaki adaylarımıza, teşkilat mensuplarımıza, tüm kardeşlerimize selamlarımı lütfen iletmenizi istiyorum, kalın sağlıcakla.”

“Yeniden Refah’ın tavrını zaten biliyorsunuz”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, program çıkışına gazetecilerin sorularını da yanıtladı. Erdoğan şunları kaydetti: Öncelikle Devlet Bey her zamanki o nezaketini, kibarlığını bu defa da gösterdi ve çok da zengin bir nezaket. Yaşımın miktarınca güller gönderildi. Onun yanında yine kendine has estetiği içinde olan şimdi onu henüz daha görmedim bir kalem gönderildiğini söylediler.

Doğum yıldönümümü kutladığı gibi Cumhur İttifakı’nın çalışmasıyla ilgili birbirimizle bu şekilde tebrikleştik. Yarın ben Manisa’ya gidiyorum. Manisa’da olacağız. Bu süreci de en güzel şekilde inşallah Mart’ın 31’ine kadar dayanışma içinde devam ettiriyoruz, devam ettireceğiz.

Yeniden Refah’ın tavrını zaten sizler de biliyorsunuz. Birçok yerde Cumhuriyet İttifakı ile hareketi söz konusu değil. Adeta milletvekilliğindeki seçimindeki duruşundan şu anda kopmuş vaziyette. Yerel seçimde şu anda kendileri Yeniden Refah olarak birçok yerde ya bizden ayrılmış olanlar veyahut da bize karşı tavır içinde olanları aday olarak çıkardılar. Onlarla yollarına devam ediyorlar.

Oraya bütün katılan liderlerin dünyanın şu anda gündeminde olan uluslararası bazda Rusya-Ukrayna olayı var. Bunun yanında tabii ki İsrail Filistin olayı var. Bunlar orada ciddi manada işlenecek olan konular. Katılacak olan liderler bu konular üzerinde kararlı şekilde duracaklar. İkili görüşmelerimizde bunların üzerinde yine duracağız.”

Oraya bütün katılan liderlerin dünyanın şu anda gündeminde olan uluslararası bazda Rusya-Ukrayna olayı var. Bunun yanında tabii ki İsrail Filistin olayı var. Bunlar orada ciddi manada işlenecek olan konular. Katılacak olan liderler bu konular üzerinde kararlı şekilde duracaklar. İkili görüşmelerimizde bunların üzerinde yine duracağız.

Şu anda çok kısa bir zaman içerisinde bir ziyaret değil ama bu ziyareti geciktirmeden halledeceğine dair bir ifadeyi kullandı. Türkiye’nin uluslararası platformdaki tutumuyla olan memnuniyeti bana ısrarla söyledi. Aramızdaki bu ilişkilerin kararlı şekilde devamından yana olan memnuniyetini ifade etti.

Bizim şu andaki planımız programımız F-35’den öte artık F-16’ya kilitlenmiş vaziyetteyiz. Gerek kongre gerekse senato. Bize gelen sanatörlerle yaptığımız görüşmelerde F-16’larla ilgili ne gibi adımlar atarız onları konuştuk. Bu konu dışında arkadaşlarımızın muhataplarıyla yaptığı görüşmelerde, gerek Dışişleri Bakanım gerek ABD Dışişleri Bakanı ile yaptıkları görüşmeler var. Bunun takipçisiyiz.

Arkadaşlarımız çalışıyorlar, ona göre de programların değerlendirmesini yapacağız. İftar programları mı olur, yine aynı şekilde mitinglere devam mı ederiz. AK Parti’nin kararlı duruşu her zamanki gibi devam edeceğiz.”

Paylaşın

Türkiye’nin IQ Seviyesi Düşüşte: Dünya Genelinde 73. Sıraya Geriledi

Zeka oranı bir yıl önceye göre 1.5 puan azalan Türkiye, dünya genelinde 73. sırada yer aldı. Türkiye’yi sıralamada Pakistan, Kamboçya, Madagaskar, Etiyopya gibi ülkeler takip etti.

Türkiye’nin hemen önünde ise Azerbaycan, Suudi Arabistan, Filipinler, Romanya, Bangladeş gibi ülkeler yer aldı.

Listenin ilk sıralarında Güney Kore, Çin, İran, Japonya ve Singapur yer alırken, listenin son sıralarında ise Gabon, Kongo, Angola, Fildişi Sahilleri, Nikaragua, Guatemala gibi ülkeler yer aldı.

Dünya genelinde 1 milyon 691 bin 740 kişiye yapılan zeka testine dayanılarak hazırlanan rapora göre 115 ülkenin IQ seviyeleri sıralandı.

Bir kişinin ortalama zekası 100 puan olarak baz alınırken, 100’ün üzeri ortalama üstü; 100’ün altı ise ortalamanın altı olarak kabul ediliyor. 70 IQ’nun altı zihinsel engelli olarak tanımlanıyor.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Uluslararası IQ Araştırması’nın raporuna göre en yüksek zekaya sahip ülkeler ve puanları şöyle oldu:

1- Güney Kore: 107.54 puan
2- Çin: 106.99 puan
3- İran: 106.84 puan
4- Japonya: 106.18 puan
5- Singapur: 106.18 puan

6- Avusturya: 102.71 puan
7- Kanada: 102.6 puan
8- Almanya: 102.36 puan
9- Slovenya: 102.31 puan
10- Moğolistan: 102.3 puan

İlk 10 ülkeyi İsrail, Sri Lanka, İtalya, İspanya, Belçika, Fransa gibi ülkeler takip etti.

Önceki yıla göre en yüksek artış gösteren ülke 5,28 puanla İsrail olurken, Kanada, Fransa, İrlanda, İspanya, Katar, Kosta Rika ve Porto Riko’da da 3 puandan fazla artış tespit edildi.

Türkiye adına ise 42 bin 801 kişi test edildi ve zeka oranı bir yıl önceye göre 1.5 puan azaldı ve 2024 yılı IQ istatistiğinde 95.63’e geriledi.

Türkiye’yi sıralamada Pakistan, Kamboçya, Madagaskar, Etiyopya gibi ülkeler takip etti.

Listenin son sıralarında ise Gabon, Kongo, Angola, Fildişi Sahilleri, Nikaragua, Guatemala gibi ülkeler yer aldı.

Paylaşın

Hatimoğulları: İstanbul’a En Büyük İhaneti Bu İktidar Yaptı

İstanbul Sultanbeyli’de halka seslenen HDP Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “İktidar diyor ki İstanbul’a biz ihanet etmedik. En büyük ihaneti İstanbul’a bu iktidar yapmıştır. Bu söz aslında ihanetin açık itirafıdır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Sabahın 6’sında metroda, metrobüste kuyruğa giren yoksullaştırılmış öyle bir işçilik hali var ki, değerli işçi kardeşlerim aldıkları maaşla ertesi günü bile geçiremiyor. Bugün Türkiye’nin en büyük yoksulluğu İstanbul’da yaşanıyor. En büyük barınma sorunu, en yüksek kiralar İstanbul’da mevcut.

İstanbul’u bu kadar yoksullaştıran, İstanbul’u sermayeye peşkeş çeken, yandaşlarına peşkeş çeken AKP iktidarının ta kendisidir. Aynı zamanda İstanbul’un tarihi ve kültürel dokusunu geliştirerek İstanbul’u kendi kimliğiyle buluşturmak yerine sermayeye peşkeş çekmekte de bir numaralı rolü oynadılar.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, yerel seçim çalışmaları kapsamında, partisinin İstanbul Sultanbeyli’de gerçekleştirdiği halk buluşmasına katıldı. Burada konuşan Hatimoğulları, şunları söyledi:

“Merhaba hevalino, hûn bi xêr hatin li ser seran li ser çava hatin. Değerli halklarımız, hepinizi sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum. İşte kadınların sesi böyle gür çıktıkça kimse DEM Parti’yi alt edemez. Bir alkış ve zılgıtımız da kadınlar için olsun.

Dün Esenyurt’taydık ve dillere destan bir mitinge imza attık. On binlerce insanımızın katıldığı bir mitingi gerçekleştirdik. Kürt sorununun demokratik yöntemlerle çözülmesi ve İmralı tecridinin ortadan kalkması için düzenlenen demokrasi mitingi on binlerce insanın katılımıyla gerçekleştirildi. Türkiye ve dünyaya “Kürtler buradadır ve çözüm istiyor” denildi. Halkımıza bu güçlü mesajı bütün Türkiye ve dünyaya verdiği için huzurunuzda bir kez daha teşekkür ediyorum.

Arkadaşlarımız bu bölgedeki adaylarımızı biraz önce sizlere tanıttı. Sultanbeyli’de Rahime Kürkçü, Ertan Hamitoğulları’na ve elbette Büyükşehir Belediyesi Eş Başkan Adaylarımız olan Kürt halkının bağrından çıkmış Meral Danış Beştaş ve sosyalist hareketin bağrından çıkmış Murat Çepni’ye başarılar diliyorum.

Sözlerimin başında yaşadığımız elim bir olayı sizlerle paylaşacağım. Elazığ Palu’da yine bir maden göçüğü ve yine bir maden işçisi katliamı oldu. Çok şükür ki göçük altında kalan işçilerimizin şimdilik çoğu çıkarıldı ama az önce aldığım habere göre hala bir işçi kardeşimize ulaşılamamış. Erzincan’da siyanürle toprağımızı ve havamızı zehirleyen, o civarda yaşayanlara kanser hastalığı yayan siyanürlü altın madenindeki 9 işçi kardeşimizden hala haber alınamıyor.

Maden işçilerinin yaşadığı kader değildir. Bu iktidar, leblebi dağıtır gibi maden şirketlerine ruhsat dağıtırken, orada çalışan işçilere zerre kadar değer vermiyor, onların hayatını düşünmüyor. Ben acılı ailelere buradan sabır diliyorum. Ümit ediyorum ki işçi kardeşlerimizden sağ salim olduklarına dair haberler gelir. Hala umutluyuz. Taşımızı toprağımızı sermayeye peşkeş çeken AKP iktidarını huzurunuzda bir kez daha kınıyorum.

Bizler Sultanbeyli’den “DEM Parti buradadır” diyoruz bugün. Adaylarımızla DEM Parti olarak buradayız. Hakkımızda kapatma davası açanlar, bizleri gözaltına alanlar, üyelerimizi ve yöneticilerimizi tutuklayanlar duysun; DEM Parti’ye diz çöktüremezsiniz, Kürt halkına diz çöktüremezsiniz, halklara diz çöktüremezsiniz. DEM Parti İstanbul’a, İstanbul DEM Parti’ye yakışacak. Böyle bir seçim kampanyasını hep beraber örgütlemeye var mıyız?

İstanbul yüreği o kadar geniş bir kent ki Türkiye’deki bütün halkları ve inançları sığdırmış, onlara ev sahipliği yapmıştır. Özellikle son 40 yıldır Kürdistan’da devam eden savaş ve çatışmalardan dolayı göç eden, buraya yerleşen, burayı mesken edinen Kürt halkı, aslında Kürdistan’ın geniş bir fotoğrafı İstanbul’da mevcuttur. Amed burada, Van burada, Şırnak burada, Kars burada.

Kürt halkının oluşturduğu büyük bir topluluk burada. O yüzden biz İstanbul için diyoruz ki batıdaki en büyük Kürt kentlerinden birisidir. Köyleri bizlere dar eden iktidarın yürüttüğü bu zihniyete, kırk yıldır yürütülen bu zihniyete karşı bizler DEM Parti olarak diyoruz ki Kürt sorunu muhakkak demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözülecektir. Kürt sorunu, Kürdistan sorunu bu ülkede ve Ortadoğu’da mutlaka çözülecektir. Bizler bunun için hep beraber çalışacağız.

Bu seçim kampanyasında da sadece seçilmek değil; aynı zamanda DEM Partiyi örgütlemek, geniş kitlelere açılım sağlamak ve Demokratik Cumhuriyet paradigmamızı anlatmak gibi bir görevle karşı karşıyayız. Seçimlere bu perspektifle hazırlanarak kazanmayı önümüze hedef olarak koyduk. Bunun için Sultanbeyli halkı olarak 7/24, gece gündüz çalışmaya var mısınız? Adaylarımızın etrafını sarıp sarmalamaya, gitmedik ev çalmadık kapı bırakmamak üzere çalışmaya var mısınız?

İktidar diyor ki İstanbul’a biz ihanet etmedik. En büyük ihaneti İstanbul’a bu iktidar yapmıştır. Bu söz aslında ihanetin açık itirafıdır. Sabahın 6’sında metroda, metrobüste kuyruğa giren yoksullaştırılmış öyle bir işçilik hali var ki, değerli işçi kardeşlerim aldıkları maaşla ertesi günü bile geçiremiyor. Bugün Türkiye’nin en büyük yoksulluğu İstanbul’da yaşanıyor.

En büyük barınma sorunu, en yüksek kiralar İstanbul’da mevcut. İstanbul’u bu kadar yoksullaştıran, İstanbul’u sermayeye peşkeş çeken, yandaşlarına peşkeş çeken AKP iktidarının ta kendisidir. Aynı zamanda İstanbul’un tarihi ve kültürel dokusunu geliştirerek İstanbul’u kendi kimliğiyle buluşturmak yerine sermayeye peşkeş çekmekte de bir numaralı rolü oynadılar.

Deprem bütün ülkenin en temel sorunu. Ben de Antakya depremini yaşamış bir kardeşiniz olarak İstanbul için herkes kadar, hatta belki herkesten biraz daha fazla endişeliyim. Yüksek binalara baktığımda büyük bir endişeyle Antakya canlanıyor gözümde. Allah korusun, inşallah yaşamayız öyle bir şeyi ama bilim insanları diyor ki İstanbul büyük bir deprem yaşayabilir. İstanbul’da yaşayacağımız deprem Hatay ve Maraş’ta yaşadığımız depremi katlayacak kadar ağır bedeller ortaya çıkarır.

O yüzden yerel yönetimlere düşen ilk görev depreme dayanıklı bir kentin dönüşümünün sağlanmasıdır. Ama bu iktidar topladığı deprem vergilerini ne yazık ki iç etti, çaldı, talan etti. Onlar halkı düşünmüyor. Hala Kanal İstanbul Projesinden vazgeçmiş değiller. Kanal İstanbul Projesi depremi tetikleyecek olan projelerden biridir. Ve buradan bir kez daha diyoruz ki; depreme dayanıklı kentler için varız, Kanal İstanbul’u yaptırmamak için varız, İstanbul’u yaşanılır bir İstanbul yapmak için varız.

7/24 siz de izliyorsunuz televizyon ekranlarında, yine DEM olmadan DEM Parti tartışılıyor. DEM Parti’nin kimi desteklediği ya da desteklemediği tartışılıyor. Onlara diyoruz ki; DEM’i DEM’siz tartışmayın, varsa yüreğiniz DEMli adaylarımızı, DEM’li temsilcilerimizi o televizyon programlarına çıkarın tartışalım, hodri meydan! Şimdi de bir montaj videoyla DEM Parti’nin üzerine çamur atmaya çalışıyorlar.

Bu iktidarın yaptığı en önemli işlerden biri algı yaratmaktır ve bunu DEM Parti üzerinden yapmaya çalışıyor. Bizler de diyoruz ki montaj videolardan medet umanlar, montajla algı yaratmaya çalışanlar asıl sizin siyasetiniz, sizin vaatleriniz montajdır. Ve buradan söz veriyoruz: Sizin gidişiniz montaj değil gerçek olacak.

“Bizim ittifakımızın adı halk ittifakıdır”

Bizim ittifakımız JİTEM ittifakı değildir. Bizim ittifakımız kanla beslenenlerle, Kürt’ü yok sayanlarla, kadınları yok sayanlarla, demokrasiyi ve hukuku ayaklar altına alanlarla hiç değildir. Bizim ittifakımız rantiyeci ve şantiyecilerle de değildir. İttifakımız kadınlarladır, gençlerledir, işçilerledir, emekçilerledir, Kürt halkıyladır, Türk halkıyladır, Ermeni, Azeri, Laz, Çerkes, ezcümle bütün halklarladır. Bütün inançlarladır bizim ittifakımız. Bizim ittifakımızın adı halk ittifakıdır, halk ittifakı!

DEM Parti dile getirdiği sorunlarda hakiki çözüm ve proje üreten bir partidir. Seçimden seçime hatırlanan bir oy deposu olarak görülmekten bıktık. Bizim ortaya koyduğumuz sorunlar da 1 Nisan’dan sonra iktidarı ve muhalefetiyle herkesin elini taşın altına koyması gereken, çözüm üretilmesi gereken sorunlardır. Bizim dile getirdiğimiz sorunlar işçinin, emekçinin yoksulluğudur, kadınların ezilmesi ve sömürülmesidir, doğanın ve ekolojinin talan edilmesidir.

Bunlara karşı beraber çözüm üreteceğiz. Kürt sorunu seçimden seçime hatırlanacak bir sorun değildir. Kürt sorunu bir statü sorunudur ve herkesin ciddiyetle bu sorunun çözümü için elini taşın altına koyması lazım, projelerini açıklaması lazım. Biz DEM Parti olarak Kürt sorununun çözümü için hem diyalog çağrılarımızı hem projelerimizi her yerde anlattık, anlatmaya da devam edeceğiz.

Son olarak bir konuyu vurgulamak istiyorum. Kürdistan’ın birçok yerine hayalet seçmen götürmüşler, seçmen kaydırmışlar. Bazı yerlere polisleri, bazı yerlere tabur tabur askeri kaydırmışlar. Biz biliyoruz ki İstanbul demek, Kürdistan’ın tamamı demektir. İstanbul’da bulunan yurttaşlarımızın oyu İstanbul’da değilse, sizden en büyük ricamız seçmenimizi kendi seçim bölgesine taşımanın çalışmasını aktif bir şekilde yapmanızdır. İstanbul’a düşen en büyük görev budur. Bunun altını özellikle çiziyorum.

Lütfen en yakın DEM Parti il, ilçe örgütlerine gidin isimlerinizi yazdırın. Akrabalarımız, eş, dost, arkadaşlarımız isimlerini yazdırsın. Gidelim kendi belediyelerimiz için oyumuzu kullanalım. Böyle bir çalışmayı birlikte ve yürekten yapalım arkadaşlar. Biz demokrasinin ve eşitliğin partisiyiz, halkların kardeşliğinin partisiyiz, adaletin partisiyiz. Bizler “Jin Jiyan Azadî” diyen kadınların partisiyiz. Yolumuz açık olsun, serkeftin serkeftin. Başarı hepimizin olsun.”

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi Başkanı Arslan: Otoriteleşmeye Karşı…

“Anayasal yorum” üzerine konuşan AYM Başkanı Zühdü Arslan, “Günümüzde anayasa yargısı alanındaki belki de en önemli sınama, otoriterleşme yönündeki küresel ve yerel ters dalgalar karşısında hak eksenli yorumun korunması ve sürdürülmesidir” dedi ve ekledi:

“Sanırım ülkemizde de anayasal yorumun geleceğini bu ters dalgalar karşısında yorumcu topluluklarının hak eksenli yaklaşımı sürdürme iradesi belirleyecektir.”

Görev süresi 24 Nisan’da dolacak olan Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan, Koç Üniversitesi’nde “Anayasal yorum” üzerine konuştu. Mesajları yine vekilliği düşürülen Can Atalay kararını uygulamayan Yargıtay ile buna arka çıkan yürütme organınaydı.

Gazeteci Alican Uludağ’ın aktardığına göre; Zühdü Arslan şunları söyledi: “Elbette, kanun koyucu da idari ve yargısal merciler de görevleri kapsamında anayasal hükümleri yorumlamaktadırlar.

Ancak, bu yorumlar sonucunda ihdas edilen normlar ve kamu gücü işlemleri anayasal denetime tabi olduğunda Anayasanın nihai ve bağlayıcı olarak yorumlanması yetkisi Anayasa Mahkemesine aittir.

Aksi takdirde herkesin ve her kurumun kendi yorumunun “geçerli” olduğunu ileri sürdüğü bir durum ortaya çıkacaktır. Hukuk devleti yorum çeşitliliğini kabul eder, ancak yorum anaforuna izin vermez.”

“Otoriteleşmeye karşı hak eksenli yaklaşım”

Konuşmasının devamında, otoriteleşmeye karşı hak eksenli yaklaşım vurgusu yapan AYM Başkanı Zühdür Arslan, şu ifadeleri kullandı:

“Günümüzde anayasa yargısı alanındaki belki de en önemli sınama, otoriterleşme yönündeki küresel ve yerel ters dalgalar karşısında hak eksenli yorumun korunması ve sürdürülmesidir.

Sanırım ülkemizde de anayasal yorumun geleceğini bu ters dalgalar karşısında yorumcu topluluklarının hak eksenli yaklaşımı sürdürme iradesi belirleyecektir.”

Paylaşın