Babacan’dan Erdoğan’a Dikkat Çeken ‘Kamuda Tasarruf’ Sorusu

DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, Mehmet Şimşek’in açıkladığı kamuda tasarruf programına ilişkin, “Kamuda tasarruf tedbirlerinin açıklanmış olmasını önemli ve olumlu bir adım olarak görüyorum. Ancak, açıklanan paket mevcut haliyle çok yetersiz” dedi.

Babacan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “Açıklanan tedbirlerin, kamunun her birimi tarafından uygulanmasını bekliyorsanız bu tedbirleri uygulamaya en üstten başlatmak zorundasınız. Soruyorum: Siz tasarruf konusunda samimi misiniz” diye sordu.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, iktidarın bugün açıkladığı “Kamuda Tasarruf Paketi” ile ilgili yazılı açıklama yaptı. Babacan, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Kamuda tasarruf tedbirlerinin açıklanmış olmasını önemli ve olumlu bir adım olarak görüyorum. Ancak, açıklanan paket mevcut haliyle çok yetersiz. Açıklanan pakette; Esas kara delik olan Kamu Özel İşbirliği projeleriyle ilgili bir adım yok. İsraf ve yolsuzluğun esas kaynağı olan Kamu İhale Yasasıyla ilgili adım yok. Siyasi Etik Yasası’na ilişkin bir plan yok. Varlık Fonu gibi paralel Hazine uygulamalarına son vermekle ilgili bir adım yok.

Anayasa’ya ve Meclis’in bütçe hakkına aykırı olan Cumhurbaşkanı’na çok yüksek tutarda ödenek ekleme yetkisinin iptaline ilişkin bir adım yok. Sayıştay denetiminden kaçınma, ihale yasasından muafiyet gibi kötü alışkanlıklara derhal ve net biçimde son vermeyle ilgili bir adım yok. Özel hesap, özel ödenek, fon gibi denetimsiz ya da şeffaf olmayan yollarla harcama yapma uygulamasına son vermeyle ilgili bir adım yok.

Hazine dışındaki kurumların Kamu Özel İşbirliği kapsamında devlet adına garanti vermesini engellemeye ilişkin bir adım yok. Kamu borçlanmasında ve kamu garantilerinde kur, faiz, likidite, re-finansman ve kredi risklerinin basiretli biçimde yönetimi için daha bağlayıcı ilke ve kurallara ilişkin bir adım yok. Mali Kural uygulamasını hayata geçirmeye ilişkin bir adım yok.

İktidarın tepesindeki uçak saltanatına son vermeyle ilgili adım yok. Elde edilecek tasarruf tutarına ilişkin bir hesaplama yok. Sadece göstermelik olarak alınacak birkaç tedbir ile ekonomiyi düzeltemezsiniz. Açıklanan tedbirlerin, kamunun her birimi tarafından uygulanmasını bekliyorsanız bu tedbirleri uygulamaya en üstten başlatmak zorundasınız. Soruyorum: Siz tasarruf konusunda samimi misiniz?”

“Kamuda tasarruf paketi”

“Kamuda Tasarruf ve Verimlilik Paketi” adı verilen paket, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek tarafından kamuoyuyla paylaşıldı. Beştepe’deki basın toplantısında konuşan Yılmaz, “hazırlıkları son aşamaya gelen” genelge taslağının bu hafta içinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onayına sunulacağını duyurdu.

Açıklanan paket, kamu yatırımlarında zorunlu hâller dışında yeni proje kabul edilmemesini içeriyor. Tasarruf paketi, temsil ve tanıtma ödeneklerinde de bu yıldan itibaren yüzde 25 kesinti yapılmasını öngörüyor.

Taşıtlar: Kamudaki taşıt sayısı ve kullanımına standartlar getirilmesini de hedefleyen pakette, “3 yıl süreyle yeni araç satın alma ve kiralama yapılmaması”, “bütçe dışı kaynaklardan taşıt kullanımının izne tabi tutulması ve kanunla izin verilenler hariç yabancı menşeili araç kullanımının yasaklanması”, “mevcut kiralık taşıt sözleşmelerinin yenilenmesinin izne tabi olması”, “ihtiyaç fazlası ve ekonomik ömrünü tamamlamış taşıtların tasfiyesi” ve “savunma ve güvenlik hariç, kamuda personel servisi hizmetinin toplu taşıma olan yerlerde kaldırılması” gibi tasarruf önlemleri bulunuyor.

Kamu binaları: Tasarruf paketinde kabu binalarına ilişkin harcamalar konusunda ise “deprem riski hariç, yeni hizmet binası alımının/ yapımının 3 yıl süreyle durdurulması”, “yeni bina kiralanmaması, mevcut kiralamaların bir takvimle sonlandırılması”, “doğal afet ve güvenlik hariç, yeni lojman ve sosyal tesis alımı/ yapımı ve kiralanmasının süresiz olarak yasaklanması” ve “savunma ve güvenlik hariç, mevcut sosyal tesislerin ekonomiye kazandırılması” dâhil çeşitli adımlar atılacağı ifade ediliyor.

Üç yıl boyunca kamuda yeni personel istihdamının emekli olanlarla sınırlandırılacağının duyurulduğu pakette, “kamuda esnek ve uzaktan çalışma modellerinin geliştirilmesi” yönündeki hedeften de bahsedilerek “home office” düzenine geçişe yönelik çalışmaların da sinyali veriliyor.

Enerji ve atık yönetimi: Hükümetin hazırladığı pakette, “sokak ve cadde ışıklandırmasında LED dönüşümünün hızlandırılması”, “kamu bina ve tesislerinde enerji verimliğini artıran uygulamalar geliştirilmesi, yenilenebilir enerji kaynaklarından faydalanılması” ve “ekonomik değeri olan atıkların, bedeli karşılığında her yıl değerlendirilmesinin zorunlu hâle getirilmesi” gibi tasarruflar da yer alıyor.

Hizmet içi eğitim ve yurt dışı geçici görevler konusunda alınacak tasarruf tedbirleri arasında ise “hizmet içi eğitim, toplantı vb. faaliyetlerin kamu tesislerinde yapılması”, “yurt dışı geçici görevlerin sınırlandırılması, görevlendirmelerin asgari seviyede tutulması” ve “yurt dışı geçici görev harcamalarının bütçe başlangıç ödeneğini aşmaması, bu harcama kalemine ödenek aktarımının yasaklanması” bulunuyor.

Uluslararası toplantılar ve milli bayramlar hariç; gezi, kokteyl, yemek vb. faaliyet düzenlenmeyeceğinin belirtildiği pakette, “ajanda, takvim, plaket, eşantiyon türü hediyelerin verilmesinin” yasaklanacağı ve “zorunlu hâller hariç, demirbaş alımlarının üç yıl süreyle durdurulacağı” ifade ediliyor.

Haberleşme ve iletişim giderlerine ilişkin tedbirler arasında “e-yazışma sistemine geçişin tamamlanması”, “tebligatlarda elektronik tebligat sistemleri kullanılması”, “kurumsal arşivlerin elektronik ortama taşınması” ve “yayın, rapor vb. tanıtım amaçlı doküman basımının yapılmaması” yer alıyor.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, açıklanan paketle ilgili olarak “Kamunun tasarruf yapması, verimliliği artırması, daha az bütçe açığına, daha az kamu borçlanmasına ve faiz yüküne, daha az cari açığa yol açacaktır” değerlendirmesinde bulundu. Yılmaz, “Kanuni düzenleme gerektiren hususlarda parti farkı gözetmeksizin tüm grupların desteğini beklediğimizi özellikle ifade etmek istiyorum” diye ekledi.

Paylaşın

DEM Partili Tunceli Belediye Başkanı Hakkında Soruşturma

31 Mart’ta yapılan Mahalli İdareler Genel Seçimleri sonrası Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) hakkında başlayan soruşturmalara bir yenisi daha eklendi.

DEM Partili Tunceli Belediyesi Eş Başkanı Cevdet Konak hakkında yerel seçimler öncesi yaptığı bazı konuşmalarda ‘terör örgütü propagandası’ yaptığı iddiasıyla Cumhuriyet Başsavcılığı’nca soruşturma başlatılarak ifadeye çağrıldı.

DEM Parti’nin yüksek oy oranı ile kazandığı Mardin ve Diyarbakır Büyükşehir Belediye meclislerinin açılışında “İstiklal Marşı’nın okutulmadığına” ve “Türk bayrağının kaldırıldığı” iddia edilmişti.

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, sosyal medya hesabından söz konusu iddialara ilişkin açıklama yapmıştı. Yerlikaya, açıklamasında, “Mardin Büyükşehir Belediye Meclisinin açılışında ‘İstiklal Marşı’nın okutulmadığına’, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Meclisinin açılışında ise ‘Türk bayrağının kaldırıldığına’ ilişkin iddialarla ilgili Mülkiye Müfettişlerimiz görevlendirilmiştir” ifadelerine yer vermişti.

Daha sonra Yerlikaya, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, söz konusu U.G. isimli kişinin tutuklandığını duyurmuştu.

Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından da soruşturma başlatılmıştı. Başsavcılık açıklamasında, “Mardin Büyükşehir Belediye Meclisinin 13.04.2024 tarihli toplantısında, İstiklal Marşımızın okutulmaması ve saygı duruşunda bulunulmaması olayı ile ilgili olarak, Cumhuriyet Başsavcılığımızca resen soruşturma başlatılmıştır” demişti.

Cevdet Konak kimdir?

1961 yılında Tunceli’nin Hozat ilçesine bağlı Ağzunik köyünde dünyaya gelen Cevdet Konak, ilk, orta ve lise öğrenimini Hozat ilçesinde tamamladı. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’ni bitiren Konak, Tunceli’nin Hozat ilçesinde 2 dönem belediye başkanlığı yaptı.

Paylaşın

İYİ Parti’de İstifa Dalgası Devam Ediyor!

31 Mart’ta yapılan yerel seçimlere “hür ve müstakil” giren ve seçimlerde büyük bir hezimet yaşayan İYİ Parti’de İsmail Tatlıoğlu, partisinden istifa ettiğini duyurdu.

Haber Merkezi / İsmail Tatlıoğlu, istifa açıklamasında, “İlk günden itibaren onurla yer aldığım, heyecanla hizmet ettiğim bu siyasal süreci kendi açımdan sürdürülebilir bulmuyorum. Bu nedenle İYİ Parti mensubiyetimi sonlandırıyorum” ifadelerini kullandı.

Eski İYİ Parti TBMM (Türkiye Büyük Millet Meclisi) Grup Başkanı ve 27. Dönem Bursa Milletvekili İsmail Tatlıoğlu partisinden istifa etti.

İstifasına ilişkin yazılı bir açıklama yayımlayan Tatlıoğlu, “Gelinen noktanın önümüzdeki zaman diliminde daha doğru yorumlanacağını düşünüyorum. İlk günden itibaren onurla yer aldığım, heyecanla hizmet ettiğim bu siyasal süreci kendi açımdan sürdürülebilir bulmuyorum. Bu nedenle İYİ Parti mensubiyetimi sonlandırıyorum” dedi.

Tatlıoğlu’nun açıklaması şöyle: “İYİ Parti’nin kuruluş ve parlamentoya taşınma süreci, milletimizin demokrasi arzusunun parlak bir yansımasıdır. Demokratik siyasi birikimimize ciddi bir katkıda bulunulmuş, çok ayrıcalıklı bir not düşülmüştür. En başından itibaren ülkesi için bir umut inşa etmek, yeni bir hikaye yazmak amacıyla ileriye çıkmış cesur insanları saygı ve hürmetle selamlıyorum.

Gelinen noktanın önümüzdeki zaman diliminde daha doğru yorumlanacağını düşünüyorum. İlk günden itibaren onurla yer aldığım, heyecanla hizmet ettiğim bu siyasal süreci kendi açımdan sürdürülebilir bulmuyorum. Bu nedenle İYİ Parti mensubiyetimi sonlandırıyorum. (Kongre hassasiyeti nedeniyle ertelenmiş bir karardır). Devam eden arkadaşlara başarılar diliyorum. Bu vesileyle, başta Kurucu Genel Başkan olmak üzere, ayrılan veya devam eden, birlikte yürüdüğümüz, birlikte çalıştığımız bütün arkadaşlarıma ayrı ayrı teşekkür ediyorum.”

Paylaşın

159 Kişiden ‘Kobani Davası’ Açıklaması: Tutuklular Derhal Serbest Bırakılmalı

Aralarında akademisyen, yazar, milletvekili ve hukukçuların yer aldığı 159 kişi, dört yıldır devam eden ve 16 Mayıs’ta görülecek duruşmasında kararın açıklanması beklenen Kobani Davası’na ilişkin ortak bir açıklama yayınladı.

Haber Merkezi / Tutukluların derhal serbest bırakılması gerektiği belirtilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“Yerel seçim sonuçları, toplumun talebi olan siyasî yumuşama, barış ve huzur beklentisini güçlendirdi. Bu beklenti ve umudun gerçekleşmesinin ön koşulu, yargının siyasal otoritenin emrinden çıkıp Anayasa’nın hukuk devleti ilkesi uyarınca adalet dağıtan bağımsız bir kuruma dönüşmesidir.

Bu bağlamda, ülkenin geleceğini etkileyecek bir kararın eşiğindeyiz. Önümüzdeki günlerde görülecek Kobane Davası’nda çıkacak karar, gerek iç gerekse barış ve demokrasiden yana dış kamuoyunda, iktidarın bağımsız yargı ilkesine saygı duyup duymayacağının göstergesi olacaktır. Çünkü bu dava, Gezi Davası örneğinde de olduğu gibi, yargının siyasal araç olarak kullanıldığı davaların kilit noktasıdır. Bu yönüyle sadece DEM Parti ve bölge halkı için değil, ülkemizin geleceği açısından da kritik bir öneme sahiptir.

Kobane davasında çıkacak karar ülkede hukuksuzluğun sona ereceğinin, yargının bağımsızlığına kavuşacağının işaret fişeği olmalıdır. Kobane ve benzer muvazaalı davalar hukukun gereklerine uygun olarak sonuçlandırılmalıdır. Başta, hiçbir nesnel delile dayanmayan Gezi Davası mahkûmiyetleri olmak üzere hukuk alanında siyasî saiklerle yaratılan bütün mağduriyetler giderilmelidir.

Yapılması gereken açıktır: Taraf devletlerin bütün organları için bağlayıcı olan AİHM kararları ve uygulamadan sorumlu Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Demirtaş ve diğer tutukluların vakit geçirmeden serbest bırakılması kararı gereğince, Kobane tutukluları derhal serbest bırakılmalıdır. Hükümet ve yargının Bakanlar Komitesi’nin kararını dikkate alması Avrupa Konseyi üyeliğinin getirdiği bir yükümlülüktür.

Gerilim siyasetinin, adaletsizliğin, hukuksuzluğun topluma huzur ve güven sağlamadığını, kitlelerden de onay almadığını son siyasal gelişmeler göstermiştir. Kobane Davası kararının hukuk devletinin inşasına ve toplumsal barışa vesile olmasını diliyor, bekliyoruz.”

İmzacılar

Abdulhakim Daş-Doğu Güneydoğu Dernekleri Plt. Bşk., Abdullah Keskin-Yayıncı., Abdullah Öncel-Urfa Baro Başkanı., Abdülbaki Erdoğmuş-İlahiyatçı, 21. Dönem Milletvekili., Adnan Özyalçıner-TYS başkanı, Yazar., Ahmet Aykaç-Prof. Dr., Ahmet Çakmak-Prof. Dr., Ahmet Dindar-Avukat., Ahmet Özdemir Aktan-Prof. Dr., Akın Atalay-Avukat., Alev Er-Gazeteci, Çevirmen., Ali Bayramoğlu-Gazeteci, Yazar., Ali Bilge-İktisatçı., Ali Haydar Konca-Avrupa Birliği eski Bakanı., Ali Yaycıoğlu-Prof. Dr., Altay Öktem-Yazar., Arlin Çiçekci-Yazar., Arzu Başaran-Ressam., Atilla Ansal-Prof. Dr., Atilla Dirim-Çevirmen., Aydın Selcen-Yazar, diplomat., Aylin Tekiner-Sanatçı., Ayşe Erzan-Prof. Dr., Ayşe Semiha Baban-Yaşar Kemal Vakfı Başkanı., Ayşe Sözeri Cemal-İletişimci., Ayşegül Devecioğlu-Yazar., Ayşen Günsu Teker-Senarist., Ayşen Şahin-İletişimci, Yazar., Baskın Oran-Prof. Dr., Bengü Üçüncü-Senarist., Berrin Sönmez-Emekli Öğretim Görevlisi., Binnaz Toprak-Prof. Dr., 24. Dönem Milletvekili., Birgül Oğuz-Yazar., Burhan Sönmez-Yazar, Uluslararası PEN Başkanı., Burhan Şenatalar-Prof. Dr., Bülend Tuna-Mimar., Bülent Atamer-Mühendis., Bülent Tekin-Şair, Yazar., Cafer Solgun-Araştırmacı, Yazar., Celalettin Can-78’liler Girişimi Sözcüsü, Gazeteci, Yazar., Cengiz Arın-Akademisyen., Cihangir İslam-27. Dönem Milletvekili., Cuma Erçe-PSAKD Genel Başkanı., Çağatay Anadol-Yayıncı., Çiğdem Koç-Avukat., Deniz Durukan-Yazar., Deniz Türkali-Oyuncu., Doğan Bermek-Mimar., Ekrem Baran-İlahiyatçı., Emine Uşaklıgil-Gazeteci, Yazar., Enes Atila Pay-Mimar., Ercan Geçmez-HBV Genel Başkanı., Erdal Karayazgan-Mühendis., Erdoğan Aydın-Tarihçi, Yazar., Erdoğan Kahyaoğlu-Yazar., Ergin Cinmen-Avukat., Erol Köroğlu-Doç. Dr., Ertuğrul Günay-Kültür ve Turizm eski Bakanı, Hukukçu., Esat Akçılad-Senarist., Esra Koç-Ziraat Y. Mühendisi., Esra Mungan-Doç. Dr., Eşber Yağmurdereli-Avukat., Fatma Akdokur-Dr. İlahiyatçı., Fatma Bostan Ünsal-İnsan Hakları Savunucusu., Ferhat Tunç-Müzisyen., Fethiye Çetin-Avukat., Fırat Acar-Yayıncı., Figen Çalıkuşu-Avukat., Figen Şakacı-Yazar., Fikret Başkaya-Akademisyen, Yazar., Fikri Sağlar-Kültür ve Turizm, Devlet eski Bakanı., Gaye Boralıoğlu-Yazar., Gençay Gürsoy-Prof. Dr., Gülayşe Koçak-Yazar., Gülhan Türkay-Prof. Dr., Sosyal Araştırmalar Vakfı Bşk., Gülseren Onanç-Aktivist, Sivil Toplum Gönüllüsü., Gülten Kaya-Müzik Yapımcısı., Gürhan Ertür-Sivil Toplum Gönüllüsü., Hacer Ansal-Prof. Dr., Halil İbrahim Yenigün-Dr. Akademisyen., Hasan Cemal-Gazeteci, Yazar., Huri Özdoğan-Prof. Dr., Hülya Ekşigil-Gazeteci., Hülya Gülbahar-Avukat., İbrahim Betil-Sivil Toplum Gönüllüsü. İslam Özkan-Gazeteci., Kadir Akın-Yazar., Kemal Aytaç-Avukat., Levent Tüzel-Hukukçu, 24. Dönem Milletvekili., Ludmila Denisenko-Sanat Tarihçi, Yazar., Mebuse Tekay-Avukat., Mehmet Ali Alpar-Prof. Dr., Mehmet Altan-Prof. Dr., Mehmet Bilal Dede-Yazar., Mehmet Ural-Siyasi Danışman., Melek Taylan-Belgesel Sinemacı., Metin Bayrak-Felsefeci., Murat Uyurkulak-Yazar., Murathan Mungan-Yazar., Mustafa Aslan-ABF Genel Başkanı., Mustafa Paçal-Danışman., Nahit Eren-Diyarbakır Baro Başkanı., Namık Tan-Milletvekili, Emekli Büyükelçi., Nazar Büyüm-Yazar., Necmiye Alpay-Dilci, Yazar., Nesim Ovadya İzrail-Yazar., Nesrin Nas-Siyasetçi., Nesrin Sungur-Prof. Dr., Nesteren Davutoğlu-İletişim Uzmanı., Neşe Erdilek-Sosyolog., Nil Mutluer-Dr., Sosyal Bilimci., Nilüfer Tapan-Prof. Dr., Nuray Sancar– Gazeteci, Yazar., Nurcan Baysal-Yazar., Nurhan Süerdem-Yazar., Nurten Ertuğrul-Mali Müşavir., Orhan Alkaya-Yönetmen, Şair., Orhan Pamuk-Yazar., Orhan Silier-Tarihçi., Osman Okkan-Belgesel Sinemacı., Oya Baydar-Yazar., Öget Öktem Tanör-Prof. Dr., Ömer Ceylan-Emekli Ekonomist., Ömer Faruk-Yazar., Ömer Madra-Emekli Akademisyen., Ömer Zülfü Livaneli-Müzisyen, Yazar, Film Yönetmeni., Özden Uçar-Senarist., Rakel Dink-Hrant Dink Vakfı YK Başkanı., Reşit Şahin Canbeyli-Prof. Dr., Rezzan Tuncay-Prof. Dr., Rıza Türmen-AİHM Eski Yargıcı., Rojhat Dilsiz-Şırnak Baro Başkanı., Saffet Ercan-Dr. İst. Tabip Odası YK üyesi., Selçuk Erez-Prof. Dr., Selim Ölçer-Dr., İnsan Hakları Savunucusu., Sena Kaleli-24. Dönem Milletvekili., Serdar Arat-Sanatçı, Prof., Sinan Özaraz-Van Baro Başkanı., Şahika Yüksel-Prof. Dr., Şanar Yurdatapan-Müzisyen, İnsan Hakları Aktivisti., Şenol Karakaş-Aktivist., Talat Kırış-Prof. Dr., Tatyos Bebek-Diş Hekimi., Temel İskit-Emekli Büyükelçi., Tuğrul Eryılmaz-Gazeteci., Turgut Öker-AABK Onursal Başkanı., Ümit Aktaş-Yazar., Ümit Biçer-Prof. Dr., Ümit Kıvanç-Gazeteci, Yazar., Ünal Ünsal-Emekli Büyükelçi., Viki Çiprut-Gazeteci., Yakın Ertürk-Prof. Dr., Yakup Uygun-Fotoğraf Sanatçısı., Yavuz Ekinci-Yazar., Yektan Türkyılmaz-Doç. Dr., Yeşim M. Atamer-Prof. Dr., Zafer Aydın-Yazar., Zehra Arat-Prof. Dr., Ziya Halis-Çalışma ve Sosyal Güvenlik eski Bakanı.

Kobani Davası

Eylül – Ekim 2014’te IŞİD’in Kobani bölgesine saldırıları yoğunlaştırması üzerine Türkiye’nin farklı şehirlerinde “Kobani’ye destek” adıyla başlayan eylemlere ilişkin ilk soruşturma 2014 yılında başlatıldı. İktidar, ilerleyen yıllarda ölümlerle ilgili olarak sokak eylemi çağrısı yapan HDP’yi suçladı.

HDP Eş Genel Başkanları, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleri ve yöneticileri hakkında suç duyuruları yapıldı. İfade veren HDP’li siyasetçi ve MYK üyeleri savcılıklarda ifade verdiler. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, o tarihte milletvekili olanlar ile olmayan MYK üyeleri hakkında iki ayrı soruşturma başlattı. Başlayan soruşturmalar nedeniyle HDP Eş Genel Başkanları ve milletvekilleri hakkında fezleke hazırlandı.

HDP milletvekillerinin dokunulmazlığının gündeme gelmesi de bu olaylardan sonra başladı ve 20 Mayıs 2016’da Meclis’te oy çokluğuyla milletvekili dokunulmazlıkları kaldırıldı. Selahattin Demirtaş ve dokunulmazlığı kaldırılan HDP milletvekilleri 4 Kasım 2016’da evlerine yapılan baskınla gözaltına alınarak tutuklandılar.

Kobani olaylarına götüren süreci başlattığı öne sürülen HDP’nin sosyal medyadaki paylaşımı gerekçe gösterilerek HDP’li 108 isim hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı iddianame hazırladı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, olaylarla ilgili soruşturması kapsamında 2 Ekim 2020’de 17 HDP’li siyasetçi tutuklandı. Tutuklananlar arasında, o dönem gözaltına alındıktan sonra görevinden istifa eden eski Kars Belediye Başkanı Ayhan Bilgen de vardı.

Sanıklar arasında, HDP’nin eski eş genel başkanlarından, şu anda Kandıra F Tipi Cezaevi’nden cezaevinde bulunan Figen Yüksekdağ, Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel, Sırrı Süreyya Önder, Ayhan Bilgen, Ayla Akat Ata, Emine Ayna, Ali Ürküt, Alp Aydonörs, Sırrı Süreya Önder gibi siyasetçiler yer alıyor.

Savcılığın, 30 Aralık 2020 tarihinde hazırladığı iddianame, 7 Ocak 2021’de Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. 26 Nisan’da Sincan Cezaevi Kampüsü’nde başlayan davada 20’si tutuklu 108 HDP’li siyasetçi yargılanıyor.

Kobani dava dosyası 3 bin 530 sayfalık bir iddianame ile 324 klasör delil ve eklerinden oluşuyor. 2 bin 676 mağdur müştekinin bulunduğu iddianamede sanıkların 29 ayrı suçlamayla 38’er kez ağırlaştırılmış müebbet ve 19 bin 680’er yıl hapsi isteniyor. “Adam öldürme”, “yağma”, “kamu görevlisini silahla yaralama”, “bayrak yakma”, “devletin birliğini, ülkenin bütünlüğünü bozma” yöneltilen suçlamalardan bazıları.

Paylaşın

Kürtler’in En Beğendiği Lider “Selahattin Demirtaş”

Kürtler’in en beğendiği liderin yaklaşık 7,5 yıldır Edirne F Tipi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş.

Demokrat, barış yanlısı, cesur, zeki, karizmatik ve Kürt kimliğinin savunucusu olarak görülen Selahattin Demirtaş, yalnız HDP’nin değil Kürt sivil siyasetinin de “lideri” olarak değerlendiriliyor.

“Kürtler’i birleştiriyor, Türkler’i uzaklaştırmıyor” olarak değerlendirilen Demirtaş, Kürt sorununda çözümün ve Türkler’le Kürtler’in “birlikte yaşama” fikrinin en güçlü temsilcisi olarak görülüyor.

Rawest Araştırma, 31 Mart Seçimleri sonrası Kürtler’le ilgili yapılmış en kapsamlı araştırmayı dün yayımladı. “Kürt meselesi, Kürt siyaseti ve Demirtaş” başlıklı araştırma kapsamında, 1.406 kişiyle yüz yüze görüşme yapılarak veriler oluşturulurken, Kürt Barometresi ve Kürt Çalışmaları Merkezi’nin daha önce 1.492 kişiyle yaptığı görüşmelerden de yararlanıldı.

Araştırmaya göre Kürtler’in yüzde 85,8’i kendisini “yüksek” veya “orta” düzeyde Kürt olarak görüyor. Çalışmaya katılanlardan kendilerini nasıl tanımladıklarını iki kavramla anlatmaları istenmiş. Birinci sırada yüzde 53,5 ile “müslüman” çıkarken, onu yüzde 28,1 ile “özgürlükçü”, yüzde 24,8 ile “dindar”, yüzde 11,9 “muhafazakar”, yüzde 11,5 “sosyalist”, yüzde 9,9 Kürt milliyetçisi, yüzde 9,2 “demokrat”, yüzde 8 “sosyal demokrat” yanıtları takip etmiş.

Yüzde 58,2 “Kürt sorunu” olduğunu düşünürken yüzde 17,3 ise “Kürt sorunu değil de Kürtler’in sorunları olduğu” kanaatinde.

“Sizce Kürt sorununun kaynağında sayacaklarımdan hangi ikisi en çok etkilidir?” sorusuna verilen yanıtlar da ise “Kürt kimliğinin tanınmaması” (yüzde 51,6) ve devletin Kürtlere ayrımcılık yapması (yüzde 49,6) öne çıkıyor. Dış güçlerin kışkırtması (yüzde 18) ve silahlı örgütün varlığı (yüzde 14,2) ise son iki sırada yer alıyor.

Kürtler’in ana talepleri ise eşitlik (yüzde 35) adalet (yüzde 33) anadil (yüzde 32) ve özgürlük (yüzde 18). Araştırmaya katılanların yüzde 58’i DEM Parti varken yeni bir parti kurulmasına ihtiyaç olmadığını söylerken “ideallerindeki parti”nin niteliği değişiklik gösteriyor.

İlk sırada yüzde 35 ile “sosyal demokrat” bir parti yer alırken, onu yüzde 34 ile “Kürtler’e yakın”, yüzde 26 ile “islamcı”, yüzde 25 ile “demokrat”, yüzde 23 ile “dini hassasiyetleri olan” ve yüzde 19 ile “modern” parti seçenekleri izliyor.

Araştırmaya göre, Kürtler’in idealindeki partide iki aks var. Birincisi sosyal demokrat – demokrat, modern, sosyalist ve laik, ikinci aks ise islamcı, dindar hassasiyetli, muhafazakar. Bu iki aksı birbirine Kürt olmak bağlıyor.

Araştırmanın bir başka temel bulgusu ise, Kürtler’in en beğendiği liderin yaklaşık 7,5 yıldır cezaevinde bulunan HDP’nin eski genel başkanı Selahattin Demirtaş olması.

Demokrat, barış yanlısı, cesur, zeki, karizmatik ve Kürt kimliğinin savunucusu olarak görülen Selahattin Demirtaş, yalnız HDP’nin değil Kürt sivil siyasetinin de “lideri” olarak değerlendiriliyor. “Kürtler’i birleştiriyor, Türkler’i uzaklaştırmıyor” olarak değerlendirilen Demirtaş, Kürt sorununda çözümün ve Türkler’le Kürtler’in “birlikte yaşama” fikrinin en güçlü temsilcisi olarak görülüyor.

“Kürt legal siyasetinin çıkardığı ilk sivil lider Demirtaş”

Rawest Araştırma Direktörü Roj Girasun, Selahattin Demirtaş’ın seçmenler nezdinde yaklaşık 35 yıllık legal siyaset deneyimi olan Kürt siyasal partilerindeki diğer genel başkanlardan ayrıştığı görüşünde.

VOA Türkçe’den Hilmi Hacaloğlu‘nun sorularını yanıtlayan Girasun, “Demirtaş’a atfedilen güçlü bir aktör olmaktan öte bir şey. Yeni bir lider olarak değerlendiriliyor. Kürt legal siyasetinin çıkardığı ilk sivil lider olduğu ve yeni bir taşınmaz olarak sabit olarak orta yerde duruyor. Demirtaş’ın toplumla olan bağı çok kopmuş değil. Bazı seçmen gruplarıyla 7 Haziran’a giden süreçteki tutumu nedeniyle aşınma olabilir. Ama çoğunluk öyle görmüyor.

Bununla beraber Demirtaş’ın cezaevinde olmasının kendisine getirdiği korunaklı alan da var. HDP’nin yanlışlarından soyutlanması Demirtaş’ın önceki başarı profilinin yarattığı popülaritesinin devamına olanak sağlıyor. Kürt toplumun önemli kısmı ki buna AK Parti’ye oy verenler de dahil Kobani davasında yargılanan Demirtaş’ın suçlu olmadığını ve adil yargılanmadığını düşünüyor” dedi.

Selahattin Demirtaş 2023 Seçimleri’nden sonra aktif siyaseti bıraktığını açıkladı. Her ne kadar eşi Başak Demirtaş’ın İstanbul’dan adaylığı söz konusu olsa da yerel seçimler sürecinde güçlü bir mesaj vermekten kaçındı. Tüm bunlar DEM Parti ile Demirtaş arasında sorunlar olduğu iddialarını gündeme getirse de bu taraflarca doğrulanmadı.

Araştırmaya katılanlara Demirtaş ile DEM Parti’nin yolları ayrılırsa ne yapacakları da sorulmuş. Yanıtlar çarpıcı. Yüzde 48,8 “Demirtaş’ın yanında olurum” derken DEM Parti ile yol yürümeye devam edeceklerini söyleyenlerin oranı yüzde “8,8.

Profesör Mesut Yeğen, Demirtaş ve DEM Parti arasında yaklaşım farkı olduğunu ancak bir ayrışmanın şimdilik ihtimaller arasında görülmediğini vurguluyor.

Prof. Yeğen “DEM Parti ve Demirtaş iki ayrı hayatiyet gibi. Bir DEM Partisi, Kürt partisi gerçeği var. Bir de Demirtaş gerçeği. Bunlar yüzde 100 örtüşmüyor. Bu araştırmada Demirtaş’ın da partiden bağımsız gerçeklik kazandığını görüyoruz bu durum Demirtaş ile DEM’in ayrıştığı anlamına gelmiyor.

Benim izlediğim ne Demirtaş ne de DEM Parti bu iki ayrı hayatiyetten çıkan ayrışmayı derinleştirme niyetlerinde değiller. İkisi de birbirine ihtiyaç duyuyor. Muhakkak birlikte yol açacaklar gibi görünüyor. Ama şunu söylemeliyim bütün bu gerçekler DEM’den bağımsız bir Demirtaş gerçeği ile karşı karşıya olduğumuz hakikatini de değiştirmiyor” ifadelerini kullandı.

Araştırma yıllarca Kürtler’in ağırlıklı olduğu kentlerden milletvekili çıkaramayan Cumhuriyet Halk Partisi’nin Kürt seçmenler nezdinde AK Parti’nin önüne geçtiğini ortaya koyuyor. Partilerin yakınlığını ölçen soruda DEM Parti 10 üzerinden 5,96 puan alırken onu 3,80 ile CHP, 3,16 ile AK Parti, 2,67 ile Türkiye İşçi Partisi ve 2,37 ile Yeniden Refah Partisi izliyor.

Yine 10 üzerinden notlanan bir başka soruda ise en itibarlı lider 7,1 ile Selahattin Demirtaş çıkarken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, eski CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun bile arkasında yer aldı.

Ekrem İmamoğlu 5,5 ile ikinci sırada yer alırken onu 5,1 ile Leyla Zana, 4,8 ile Pervin Buldan, 4,7 ile Mansur Yavaş, 4,1 ile Özgür Özel, 3,8 ile Kemal Kılıçdaroğlu, 3,4 ile Recep Tayyip Erdoğan, 2,7 ile Hakan Fidan, 2,6 ile Fatih Erbakan, 2 ile Devlet Bahçeli ve 1,9 ile Ümit Özdağ takip etti.

Dicle Hukuk Fakültesi’nden Vahap Coşkun, son on yılda AK Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kürt seçmen nezdinde güven erozyonu yaşadığını belirtiyor.

Doçent Coşkun, “10 yıl önce bu araştırmayı yapsaydınız DEM seçmenlerinin büyük bir bölümünün ikinci partisi olarak AK Parti çıkardı. Yine en beğenilen liderlerden birisi Erdoğan çıkardı. Ama Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Çözüm Süreci’nin bitmesinden sonra girmiş olduğu yol ona dönük desteği tahribata uğrattı.

Bunu sandıkta da görmek mümkün. Yalnız bölgede değil batıda da desteğini çekti. Bu da AK Parti’nin büyükşehirleri kaybetmesine yol açtı. Diğer taraftan CHP’li aktörlere ilgi var. Ekrem İmamoğlu, Özgür Özel ve Mansur Yavaş’ı, Kürt seçmen ilgiyle izliyor” diye konuştu.

Core Araştırma’dan Ulaş Tol da 7 Haziran 2015 Seçimleri’nden sonra MHP ile ilişkileri sürekli geliştiren AK Parti’nin bu tercihinin Kürt seçmende hayal kırıklığı yarattığını ve bu yeni durumu en erken fark eden ve alana hamle eden kişinin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu söylüyor.

Tol, “Tutum değişikliği sonrası Kürtlerdeki Erdoğan sempatisi kaybolmaya başladı. İmamoğlu ise seçim kampanyasında Kürtçe şarkı kullanması, selam söylemesi, Kürtçe öğrenmeye çalıştığını açıklaması, kayyum atandığında bölgeye gelmesi gibi yaptığı jestleri elbette Kürtler’de pozitif karşılık üretti.

Kürtler, İmamoğlu’nu ‘sistem partileri arasında haklarımıza az da olsa değer verecek bir lider’ olarak görüyor. Elbette beğenmeyenler de yok değil. Ama İmamoğlu’nun dışında da bir CHP gerçeği var. Kürtler batıda CHP’yi alternatif olarak görmeye başladı. Bu tabii DEM’den kopuş anlamına gelmiyor daha stratejik bir yönelim bir yandan. Ama şu da var. Oraya kızdığı zaman oy vereceği bir adres haline geldi CHP, Bu da epey önemli” diye konuştu.

Paylaşın

Özel’den Mehmet Şimşek’e: Garibanın Yakasından Düşün

Kütahya İl Başkanlığı’nda açıklamalarda bulunan CHP Lideri Özgür Özel, “Mehmet Şimşek çıkmış tasarruftan, acı reçeteden bahsediyor. Bunu bu hale getirip sonra bir IMF programı ile tasarruf istemek IMF’nin bir hayaletidir. Memlekette bir hayalet dolaşıyor. IMF’nin hayaleti” dedi ve ekledi:

“Hayalet emeklinin, memurun, çiftçinin kapısına gidiyor; ‘Tasarruf yap, aç kal’ diyor. Mehmet Şimşek… Kapımızdan çekil, zenginlerden iste. Adalet istiyoruz. Vergilerin yüzde 65’i dolaylı verdi. Vergiyi sizlerin aldığınız maaşlardan kesiyor. Sen gelir vergisini artır, vergi kaçıran yandaşlarından vergiyi topla, vatandaşın yakasından düş. Garibanın yakasından düşün.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Kütahya İl Başkanlığı’nda açıklamalarda bulundu. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e tepki gösteren Özgür Özel, şu ifadeleri kullandı: “Mehmet Şimşek çıkmış tasarruftan, acı reçeteden bahsediyor. Bunu bu hale getirip sonra bir IMF programı ile tasarruf istemek IMF’nin bir hayaletidir. Memlekette bir hayalet dolaşıyor. IMF’nin hayaleti.

Hayalet emeklinin, memurun, çiftçinin kapısına gidiyor; ‘Tasarruf yap, aç kal’ diyor. Mehmet Şimşek… Kapımızdan çekil, zenginlerden iste. Adalet istiyoruz. Vergilerin yüzde 65’i dolaylı verdi. Vergiyi sizlerin aldığınız maaşlardan kesiyor. Sen gelir vergisini artır, vergi kaçıran yandaşlarından vergiyi topla, vatandaşın yakasından düş. Garibanın yakasından düşün. Bunun için size ihtiyaç var, meydanları doldurmaya ihtiyaç var. Kim hak arıyorsa yanında olacağız. Siz mücadele ettikçe, biz mücadele ettikçe bu bozuk düzen değişecek. Hakça düzen gelecek.”

“IMF programı uygulanmaktadır”

Özel, dün de Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’i eleştirerek, “Buradan herkese sesleniyorum, hayat pahalılığıyla mücadele emeklinin, emekçinin, yoksulun sırtından yapılamaz. Bugün Türkiye’de bir IMF programı uygulanmaktadır, örtülü bir IMF programı uygulanmaktadır. IMF hayalet gibi üzerimizde dolaşmaktadır.

IMF, ‘Memura zam yapma’ diyecek yapmıyor. ‘Emekliye zam yapma’ diyecek, yapmıyor. IMF ile anlaşsan ‘İstihdam yaratma, işe alma’ diyecek ama adına bir tek IMF demiyor. Bu hayalet, bu Gulyabani, hep emeklinin penceresinde, hep emekçinin, yoksulların kapısına dayanıyor. Mehmet Şimşek’e sesleniyorum; Gulyabani’ni al biraz da zenginlerin kapısına git. Biraz da zenginlerle uğraş, yoksulun peşini bırak” diye konuşmuştu.

Paylaşın

AK Parti Kulisleri: Nerede Yanlış Yaptık?

31 Mart’ta yapılan yerel seçimlerde ikinci parti konumuna gerileyen AK Parti’de radikal adımlar atılmazsa partinin sonunun geleceğini söyleyenler olduğu öne sürüldü.

Siyasetin gündemi yeni anayasa ve normalleşme tartışmalarına odaklansa da; AK Parti’de yerel seçim sonuçları konuşulmaya devam ediyor. Gazete Pencere yazarı Nuray Babacan‘ın yazısına göre AK Parti koridorlarında dolaşan fısıltılar partinin geleceği bakımından soru işaretleriyle dolu.

Nuray Babacan’ın yazısına göre; Erdoğan’ın sevdiği anketler hiç de iyi şeyler söylemiyor. Babacan “AK Parti, “Nerede yanlış yaptık?” diye sordu: “Halktan koptunuz, halkı ezdiniz” yanıtını aldı” diye yazdı.

Nuray Babacan’ın yazının ilgili bölümleri şöyle: “Yerel seçimdeki yenilgisinin şaşkınlığını üzerinden atan iktidar partisi, hatalarını görmek için özel bir araştırma yaptırdı. Araştırma da ortada olan durum, bir kez daha halk tarafından teyit edildi. Araştırma sonuçları, ekonomik krizin en büyük neden olduğunu ortaya koyarken, ‘partinin halkan koptuğuna’ ilişkin saptama net bir mesaj olarak görüldü.

AKP yönetimi, kongreye kadar olan süreçte sürüklendikleri girdaptan çıkmak için öneriler hazırlamaya çalışıyor. Kötü yönetimin sonuçları ve yapılması gerekenler ortadayken, kamuoyu araştırmalarını dayanak yapan yönetim, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a birkaç aşamadan oluşan bir rapor sunmaya hazırlanıyor.

Partinin Strateji Kurulu, son toplantısında önlerine konulan araştırmayla herkesin bildiği gerçeklerle bir kez daha yüzleşti. Araştırma, vatandaşların yüzde 55’inin AK Parti’ye oy vermeme gerekçesi olarak kötü ekonomiyi ve hayat pahalılığını gösterdi. En önemli ikinci başlık ‘Partinin halktan koptuğu’ oldu. Emeklilerin ve dar gelirlilerinin durumu da ilk üç sırada yer aldı. Kamuoyu araştırmasındaki bir değer önemli konu, CHP’nin halen oylarını koruduğu ve AK Parti’nin önünde olduğu gerçeğiydi.

Parti kurmayları arasında, radikal adımlar atılmazsa AK Parti’nin sonunun geleceğini söyleyenler var. Kişilerden çok, zihniyetin ve anlayışın değişmesi gerektiği konuşuluyor kulislerde. Genel merkez ekibi, yaptırdıkları araştırmanın yanı sıra SETA gibi kuruluşlardan ve bazı STK’lardan görüş alarak atılacak adımlara ilişkin başlıkları oluşturmaya çalışıyor.”

“Kamuda mülakat” gündemi

Öte yandan AK Parti TBMM Grup Başkanı Abdullah Güler ile AK Parti Grup Başkanvekili Abdülhamit Gül de dün parti genel merkezinde, 44 milletvekili ile istişare toplantısı gerçekleştirdi.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu‘nun edindiği bilgiye göre toplantıda bir kez daha milletvekilleri, AK Parti yöneticilerine, seçimde sahada en fazla halkın kamuda mülakat sistemine yönelik sitemlerine tanık olduklarının altını çizdi. “Kamuda mülakat sisteminin sonuçlandırılması gerektiğini” anlatan milletvekillerinin, “Halktan gelen tepki, yerel seçimlerdeki sonucu etkiledi. Bu sistem toplumdaki adalet duygusunu zedeledi.

Ayrıca mülakatlarla belirlenen isimlerin partiye ne kadar katkısı olduğu da tartışılır. Kamuda işe alımlarda soruşturma birinci faktör olmalı. Devlet mekanizması işletilmeli ve soruşturmalar sonucu işe alımlar gerçekleştirilmeli” eleştirisini getirdikleri kaydedildi. Milletvekilleri ayrıca “toplumdaki adalet duygusunun zedelenmemesi için hukuktaki ‘suç bireyseldir’ ilkesinin de uygulanması gerektiğine” atıfta bulundu.

Toplantıda milletvekilleri ayrıca “ekonomi ve artan enflasyon nedeniyle halkın şikâyetlerini dinlediklerine” değindi. Milletvekillerinin, emeklilerle ilgili AK Partili yöneticilere, emeklilerin, “Emekli geçim sıkıntısı yaşıyor. Ancak emeklilerle ilgili sorun onlara verilen 10 bin 15 bin gibi maaşlar değil. Emekliler, memurlara zam yapılıp kendilerine yapılmamasından yana serzenişte. Emeklide de adalet duygusu zedelenmiş. Kendilerinin ‘yok sayıldığını’ düşünüyor” şeklindeki sitemlerini de ilettiğinin altı çizildi.

Milletvekillerinin sağlık sistemine yönelik eleştirilerde de bulunduğu, halktan MHRS sisteminden randevu almakta zorlandıklarına yönelik çokça eleştiri aldıkları kaydetti.

AK Parti İzmir Milletvekili Şebnem Bursalı’nın Monako’dan ıstakozlu paylaşım yapması kamuoyunda tartışmalara neden olmuştu. Toplantıda, milletvekillerine “sosyal medya paylaşımlarına dikkat etmeleri” uyarısının yapıldığı ve bu tür paylaşımların parti kimliğine zarar verdiğine dikkat çekildi.

Toplantıda milletvekillerinin ayrıca seçim döneminde AK Parti teşkilatlarına yönelik eleştirilerde bulunduğu da ifade edildi. Bazı milletvekillerinin, “Özellikle aday belirleme sürecinde hata yapıldı. Teşkilatlar herkese deyim yerindeyse ‘mavi boncuk’ dağıttı. Aday adayı olmak isteyenlere yönelik ‘Her an telefon gelebilir, hazırlık olun’ mesajları paylaşıldı. Ancak o telefon gelmeyince teşkilatların sahada motivasyonu düştü. Aday tercihlerinin yanlışlığı da eklenince sonuç alınamadı” dediği belirtildi.

Paylaşın

‘Siyasette Normalleşme’ Tartışmaları: DEM Parti Ne Anlıyor?

Erdoğan’ın “siyasette yumuşama veya normalleşme” mesajına ilişkin konuşan DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, herkesin farklı bir “normalleşme” algısı bulunduğunu ve bu meselenin toplumsal kamplar üstünden okunduğunu söyledi.

Kılıç Koçyiğit, DEM Parti için değil tüm antidemokratik uygulamalar için bir normalleşmeden bahsettiğini söyleyerek, bu kapsam altında yargıdaki hukuksuzlukların yanı sıra İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması gibi konuların da sayılabileceğini belirtti.

AKP ile MHP ittifakının sadece kendi tabanını konsolide ederken aynı zamanda muhalefete de bir gömlek biçtiğini ve bir söylem sınırı çizdiğini ifade eden Koçyiğit, “Ne yazık ki muhalefet özellikle geçmiş dönemlerde hep o sınırlara hapsoldu. Hep o sınırlar içerisinde siyaset yaptı ve o anlamıyla biz hep bir ‘öteki’ olduk. Hem iktidarın ötekisiydik ama aynı zamanda muhalefetin de ortak fotoğraf vermekten çekindiği bir partiydik” diyor.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, bir grup gazetecinin sorularını yanıtladı. DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in aktardığına göre; Koçyiğit, son günlerde herkesin farklı bir “normalleşme” algısı bulunduğunu ve bu meselenin toplumsal kamplar üstünden okunduğunu belirterek, bunu şöyle açıklıyor:

“Bunun en çarpıcı örneği; cezaevinde çok sayıda siyasi mahpus var ve rehine pozisyonundalar bizim açımızdan. Ama cezaevindeki hukuksuzluklar üzerinden söz kurulduğunda bu sadece Osman Kavala ya da Gezi tutukluları üzerinden kuruluyor. Bunun kendisi bir çifte standart. Normalleşeceksek eğer öncelikle muhalefetin dilinden başlayarak normalleşmeye başlanması gerek. Yani siz Kavala’yı söylediğinizde Demirtaş’ı, Yüksekdağ’ı ya da Kışanak’ı söylemiyorsanız orada zaten bir normallik algısı oluşturmuyorsunuzdur.”

Koçyiğit, bunu söylerken sadece DEM Parti için değil tüm antidemokratik uygulamalar için bir normalleşmeden bahsettiğini söyleyerek, bu kapsam altında yargıdaki hukuksuzlukların yanı sıra İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması gibi konuların da sayılabileceğini belirtiyor.

AKP ile MHP ittifakının sadece kendi tabanını konsolide ederken aynı zamanda muhalefete de bir gömlek biçtiğini ve bir söylem sınırı çizdiğini ifade eden Koçyiğit, “Ne yazık ki muhalefet özellikle geçmiş dönemlerde hep o sınırlara hapsoldu. Hep o sınırlar içerisinde siyaset yaptı ve o anlamıyla biz hep bir ‘öteki’ olduk. Hem iktidarın ötekisiydik ama aynı zamanda muhalefetin de ortak fotoğraf vermekten çekindiği bir partiydik” diyor.

Koçyiğit muhalefet partilerinin geçmiş dönemde HDP’li belediyelere kayyum atanmasını “kendilerine yapılmış saymamasını çok büyük bir kayıp” olarak niteleyerek, şu eleştiriyi yapıyor:

“Oysa demokrasi dediğimizde hangi siyasi partiye yapılırsa yapılsın antidemokratik uygulamanın karşısında birlikte durabilmek meselesidir. Biz örneğin bunu yaptık İstanbul’da. Ekrem İmamoğlu’nun seçildiği ve iptal edilen ilk seçim sonrası bütün parti teşkilatımızla sahadaydık. Çalıştık ve kayyum siyasetinin karşısında durduk. Ama aynı tavrı ve tutumu ne yazık ki ana muhalefet partisi başta diğerlerinden görmedik.”

CHP’nin şu anda kayyumlarla ilgili eskiye kıyasla daha net bir tutum izlemesini kıymetli bulduklarını da söyleyen Koçyiğit, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Bu gerçekten çok kıymetli bir şey. Sadece DEM Parti olduğu için kıymetli değil. Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından çok kıymetli. Çünkü tüm anti demokratik uygulamalar önce bize yapılıyor; ses çıkmayınca ve toplu bir refleks oluşmayınca sonra diğerlerine yapılabiliyor. Hani deniyor ya sarı öküzü vermeyecektik. Yani o mesele. İlk dayağı yiyen biziz ama bu dayağın herkese uzanacağını Türkiye’nin görmesi gerekiyor.”

Koçyiğit, Özgür Özel’in tutumunu şu an için değerli bulduklarını da söyleyerek, bununla birlikte “temkinli bir iyimserlik” taşıdıklarını şu sözlerle aktarıyor:

“Şu riski hiçbir zaman göz ardı etmemek gerekiyor. Bizimkisi bir temkinli iyimserlik yani. Çünkü yarın öbür gün, bu ülkede siyasi atmosferi provoke edebilecek çokça dinamik var. Devletin elinde de hükümetin elinde de çok imkan var. Olası bu durumların hepsinde bunlara göğüs gerebilecek, mukavemet gösterebilecekler mi? Bunu zamanla göreceğiz.”

“‘Kürtler hariç’ yazarak normalleşemezsiniz”

Bu arada aralarında HDP’nin eski eş başkanlarının da bulunduğu ve 18’i tutuklu 108 kişinin yargılandığı Kobani davasında gelecek haftaki duruşmada karar çıkabilir.

Koçyiğit son normalleşme söylemleri bağlamında gelecek haftaki davadan beklentisini şu sözlerle anlatıyor: “Kobani davası bir eşik bence. Bu devletin ya da bu hükümetin kafasında yeni döneme ilişkin bir okuma varsa ve gerçekten Erdoğan’ın deyimiyle yumuşama, bizim normalleşme dediğimiz bir süreç başlayacaksa bence ilk sınavları bu olacak. Kobani davası eğer hakkaniyetli bir şekilde sonuçlanırsa diyeceğiz ki evet hükümet, devlet, bu akıl haksızlık yaptığını gördü ve bundan sonra yeni bir süreç başlar. Çünkü normalleşme dediğinizde ‘Kürtler hariç’ yazarak normalleşemezsiniz.”

Koçyiğit, normalleşmeye başlanacaksa önce Kürtlerle başlanması gerektiğini de söyleyerek, “Kürtlerle barışmadan ülkede genel bir normalleşmenin imkanı yok. Onun için başlanacaksa bizce Kobani’den başlanmalı” diyor.

Koçyiğit, iktidarın yerel seçimden bu yana DEM Partili belediyeler ile ilgili bir algı oturtmaya çalıştığını belirterek, bunu şöyle açıklıyor: “Haftalardır bir bayrak üzerinden, istiklal marşı üzerinden linç ediliyoruz. Bir algı yaratılmaya çalışılıyor. Bizi bir yere oturtmaya çalışıyorlar ve bunu bilinçli yapıyorlar. Çünkü bizi eğer oraya oturturlarsa, ondan sonra yapacakları şeyler de toplumun ya da CHP’ye ya da farklı partilere oy veren seçmenin rızasını üretmiş olacaklar. Bu bir rıza üretme süreci.”

Kendilerinin de belediyelerle iktidarın eline “koz vermemek” için dikkatli olmaya çalıştıklarını ve yasal mevzuatı ortadan kaldıracak ya da yasal mevzuata karşı hiçbir şey yapılmamasına öncelik verdiklerini söyleyen Koçyiğit, partinin tüm yerel yöneticilerine de işlerinin “genel siyaset yapmak değil, halka hizmet etmek olduğunu” aktardıklarını kaydediyor.

Koçyiğit, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un başlattığı yeni anayasa çalışmaları ile ilgili soruları da yanıtlarken, iktidarın bu konuda bir samimiyet sorunu yaşadığını ancak kapıyı tamamen kapatmamak gerektiğini belirtiyor.

DEM Parti için anayasa konusunun temel bir gündem olduğunu ve yeni bir anayasaya ihtiyaç olunduğunu söyleyen Koçyiğit, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Numan Bey’le görüşmemizde Kobani ve HDP kapatma davaları devam ederken, DEM Parti’nin de kapatılması gündeme gelmişken, kayyum tehdidi hala belediyelerimizin başı üstünde sallanırken nasıl olacak bu normalleşme diye açık şekilde sorduk. Bir samimiyet sorunu olduğunu düşünüyoruz açıkçası. Gerçekten AKP yeni bir anayasa yapmak istiyorsa bu konuda toplumu ikna etmeli, siyasi partiler olarak bizleri de ikna etmeli.”

Koçyiğit, DEM Parti olarak şu anda kendilerinin buna ikna olmadıklarını söyleyerek, “İktidar bu ülkenin ihtiyacı olan anayasayı mı yapmak istiyor? Yoksa 2028 yürüyüşü için sekteye uğrayan, kaybettiği gücünü tahkim etmek, kısmen sistemi de revize ederek onu onarmak mı istiyor? Biz bunun zamanla hangisinin ağırlık bastığını göreceğiz” diyor.

Bununla birlikte AKP’ye kapıyı hemen kapatmanın da halkın ve demokrasinin lehine olmayacağını düşündüklerini ifade eden Koçyiğit, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bir şans verilmesi gerekiyor. AKP’ye değil, yeni bir anayasa yapma meselesine bir şans verilmesi, bunun ortamının zorlanması gerekiyor.

Biz belki de yeni anayasa tartışmalarını yürütürken ülkenin normalleşmesine katkı sunacak bazı adımların atılmasını zorlayabiliriz. Yani bu tartışmayı yürütmeden diyelim ki bütün muhalefet kapıları kapattık; peki hangi zeminin içerisinde neyi tartışmış olacağız? Yeni anayasa tartışması, müzakerelerin yapılması aynı zamanda normalleşmenin adımlarını, normalleşmenin ihtiyaçlarını, yeni bir anayasa yapmanın koşullarını da tartışmayı beraberinde getiriyor. Bu anlamıyla birbirini besleyen, birbirini tamamlayan başlıklar olarak görüyoruz.”

Koçyiğit, buna karşılık “AKP’nin kendi ajandasını dayattığı ve kendi gücünü tahkim etmek istediği yerde bunun parçası olmayacaklarını” da belirterek, şöyle konuşuyor: “Burada çok ince bir ayar var. “AKP’yi güçlendirmeyelim, bekleyelim, 4 yıl sonra eğer erken seçim olmazsa yeni bir hükümet gelir, biz onunla anayasa yaparız’ diyeceğimiz bir durumda değiliz.

Çünkü her gün cezaevinden tabutlar çıkıyor, hak ihlalleri artıyor. Biz diğer partiler gibi değiliz, sırtımızda yumurta küfesi taşıyoruz. İnsanların yaşamının sorumluluğunu hissediyoruz ve onun için de kurduğumuz her cümleyi gerçekten bin defa düşünüp kuruyoruz. Çünkü her kapattığımız kapı, her kapattığımız tartışma birilerinin yaşamına ya da daha uzun yıllar bedel ödemesine yol açabilir.”

Paylaşın

Erdoğan’dan ‘Yeni Anayasa’ Çağrısı: Türkiye Demokrasisine Yakıştıramıyorum

Katıldığı bir etkinlikte yeni anayasa çalışmalarına değinen Erdoğan, “Türkiye istikbalini ancak daha fazla demokrasi ve ekonomik refah ile bunlara paralel güvenlik üzerine inşa edebilir” dedi ve ekledi:

“Cumhuriyetimizin 100.yılının darbe ürünü bir anayasa ile geçirilmiş olmasını Türkiye demokrasisine yakıştıramıyorum. Siyaset kurumunun, ekonomik ve sosyal sorunları öne sürerek, sivil anayasa ihtiyacını gündemden düşürmek istemesini doğru bulmuyoruz. Biz, milletimizin beklentileri çerçevesinde üzerimize düşen yapıcı rolü oynamaya devam edeceğiz.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Danıştay Konferans Salonu’nda düzenlenen İdari Yargı Günü ve Danıştay’ın 156. Kuruluş Yıldönümü Töreni’nde açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şöyle:

“Danıştay’ımız, idarenin yargı yoluyla denetlenmesinin yanı sıra kamu ile vatandaş arasındaki ihtilafların çözümünde de nihai karar vericidir. Danıştay, Anayasa ve yasaların uygulanmasını da garanti ediyor.

Türk milleti adına karar verme onurunu ve mesuliyetini taşıyan yargı organlarımızın her biri ülkemizde huzurun, güvenliğin, kalkınmanın, demokrasinin ve sosyal barışın muhafazasının teminatıdır. Bu konuda en küçük bir şüphe, en küçük bir tartışma yoktur.

Makamlarımızdan ve unvanlarımızdan öte 85 milyonun bir ferdi olarak hepimiz şu gerçeğe yürekten inanıyoruz. Nasıl geç gelen adalet adalet değilse, topluma güven verene ve erişilebilir adalet sistemi de bekamızın güvencesidir. Yüksek mahkemelerimizin her biri adaletin etkin şekilde tecellisi için çalışıyor. Adaletin olmadığı yerde refah olmaz. Adliyenin kapısı adaletin kapısı haline getirilmeli. Devlet, adalet dağıttığı sürece güçlüdür.

27 Mayıs darbecilerinin gerçek bir mahkemeden ziyade kötü bir tiyatroyu andıran Yassıada’da işledikleri hukuk katliamlarını unutmuyoruz. Rahmetli Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın idamı, milletimizin kalbinde bir yara olarak halen kanıyor. 12 Eylül dikta rejiminin güya adaleti tesis maksadıyla bir sağdan bir soldan darağacına gönderdiği gençlerin acısı hiç dinmedi.

28 Şubat döneminde adeta koro halinde darbecilere alkış tutanların hukuk sistemimize verdikleri zararın telafisi yıllar aldı. 15 Temmuz’da ödediğimiz ağır bedeller ise ortadadır. Bir gecede 253 insanımızı şehit verdiğimiz bu ihanetin merkezinde sadece eli silah tutanlar değil, üniformalı ve cübbeli örgüt militanları da vardı. Şayet darbeci alçaklar başarılı olsalardı yeni Yassıada’lar kuracaklar, kan dökecekler, yeni hukuk cinayetleri işleyeceklerdi.

Son yıllarda bu mahfillere yazılı, görsel, dijital mecralarıyla medyanın ve sosyal medyanın eklendiği görülüyor. Medyanın ve sosyal medyanın millet namına denetim vazifesi üstlenmesi demokrasimiz için şüphesiz bir kazançtır ama bu hakim cübbesi giyip, mahkeme kurup, sağa sola yargı dağıtma boyutuna asla varmamalıdır. Yargıyı yönlendirme, yargı mercilerimizi baskı altına alma, istemedikleri karar çıkmaması halinde hukukçularımızı hedefe koyma her geçen gün daha sık karşılaştığımız tehditlerden biri haline ne yazık ki dönüşüyor.

“Haksız ithamlara muhatap oluyor”

Sosyal medyadaki acımasız linç kültürünün mağdur ettiği kesimlerin en başında yargı organlarımız ve mensuplarımız geliyor. Çok önemli, çok hassas ve mesuliyeti hakikaten ağır bir görevi icra eden yüksek yargı üyelerimiz, savcılarımız, hakimlerimiz ne yazık ki zaman zaman eleştiri sınırlarını aşan haksız ithamlara muhatap oluyor.

Çok net söylemek isterim siyaset kurumu nasıl layüsel değilse, yargı da eleştirilemez değildir. Yargının kararlarını beğenmeyebilir, itiraz edebilir, hoşnutsuzluğumuzu açıkça dile getirebiliriz. Buna kimse engel olamaz, olmamalıdır. Terörü övmediği, şiddeti teşvik etmediği ve hakarete varmadığı sürece insanlar fikirlerini farklı mecralarda özgürce yazabilir, paylaşabilir.

Güçlü, tarafsız, iyi ve seri işleyen bir adalet sistemi evlatlarımıza bırakacağımız en iyi mirastır. Yargının yasama ve yürütmeye müdahalesi nasıl yanlışsa, yargının siyasi tartışmaların içine çekilmesi da yanlıştır. Sizden ve milletimizden gelen talepler doğrultusunda Danıştay’ımızın güçlendirilmesi konusunda pek çok adım attık. Danıştay’ın iş yükü azaldı. Uyuşmazlıkların daha etkin yargılamayla daha hızlı çözülmesi sağlandı. Mahkeme sayısını 146’dan 221’e yükselttik.

Türkiye istikbalini ancak daha fazla demokrasi ve daha fazla ekonomik refah, daha fazla güvenlik üzerine inşa edebilir. Türkiye’nin ikinci yüzyılına darbe anayasasıyla girilmesini Türkiye demokrasisine yakıştıramıyoruz. Yeni anayasanın sihirli değnek gibi sorunları ortadan kaldırmayacağını biliyoruz. Ancak sivil siyaset alanını genişletecek. Bu bakımdan önemli bir fırsat. Üzerimize düşen yapıcı rolü uygulamaya devam edeceğiz.”

Paylaşın

‘Troll Hesap’ Raporu Erdoğan’a Sunuldu

AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin’in partiyi ve partilileri hedef alan troll hesaplarla ilgili bir rapor hazırlayarak geçtiğimiz hafta AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sunduğu öğrenildi.

Raporda sosyal medya üzerinden itibar suikastını kimlerin, hangi metotla yaptıkları, hangi trolleri kullandıkları gibi konularda bilgi verildiği öğrenilirken, sosyal medyanın yanı sıra medyada AK Parti’ye yakınlığı ile tanınan yorumcuların açıklamaların da seçim sonuçlarına etkilerinin irdelendiği ifade edildi.

AK Parti seçim yenilgisinin nedenlerini araştırmaya devam ediyor. Teşkilatlar, adaylar, milletvekilleri ve seçim stratejisine ilişkin değerlendirmeler devam ederken, sosyal medya paylaşımları ve bazı sosyal medya hesaplarının paylaşımlarının ne kadar etkili olduğunu da değerlendiriliyor.

Yerel seçimden sonra AK Parti Merkez Yürütme Kurulu toplantısında partiyi ve partilileri hedef alan troll hesapların tespiti ve bunların önlenmesi için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimat verdiği iddia edilmişti.

Erdoğan’ın “Bizim görevlendirmediğimiz hiç kimse bizim adımıza konuşamaz, itibar suikastı yapamaz. Partinin kurumsal kimliğine ve kurmaylarına itibar suikastına geçit vermeyin. Böyle durumlara maruz kalan arkadaşlarımıza arka çıkın, linçe fırsat vermeyin” dediği de ifade edilmişti.

Sputnik’ten Osman Nuri Cerit’in haberine göre; Bu kapsamda AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin’in bir rapor hazırlayarak geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sunduğu öğrenildi. Raporda troll olarak adlandırılan hesapların yaptığı paylaşımlar, bu paylaşımların partiye zararları gibi başlıkların raporda yer aldığı öğrenildi.

Raporda sosyal medya üzerinden itibar suikastını kimlerin, hangi metotla yaptıkları, hangi trolleri kullandıkları gibi konularda bilgi verildiği öğrenilirken, sosyal medyanın yanı sıra medyada AK Parti’ye yakınlığı ile tanınan yorumcuların açıklamaların da seçim sonuçlarına etkilerinin irdelendiği ifade edildi.

Özlem Zengin de trollerin saldırısına uğramıştı

Yerel seçim sonrasında seçim yenilgisini ilişkin sosyal medya paylaşımlarında Grup Başkanvekili Özlem Zengin de hedef alınmıştı. Zengin’in istifa edeceği ya da görevden alınacağına yönelik paylaşımlar yapılmıştı. Zengin’in seçim yenilgisinde etkili olduğuna yönelik paylaşımlar da yapılmıştı.

Paylaşın