Özel İle Dervişoğlu Görüştü: Muhalefete Muhalefet Etmeyeceğiz

İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu’na yaptığı ziyaret sonrası açıklamalarda bulunan CHP Lideri Özgür Özel, “Halkın yararına konularda birlikte olmaya devam edeceğiz. Muhalefete muhalefet etmeyeceğiz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Her konuda aynı fikirde olmayabilir bunu da birbirimize nezaketle ifade edebiliriz. Güçlü bir muhalefetin Türkiye’nin yarınlarını çok daha hızla güzelleştirecek günleri taşıyacağını biliyoruz, bununla ilgili de bir mutabakat içindeyiz.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nu İYİ Parti Genel Merkezi’nde ziyaret etti. Ziyaret sonrası Özgür Özel ve Müsavat Dervişoğlu, basın mensuplarına açıklamalarda bulundular.

CHP Lideri Özgür Özel’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle: “31 Mart seçimi arkasından Türkiye siyasetinde memnuniyetle takip ettiğimiz ve içinde bulunduğumuz normalleşme süreci yaşanıyor. İYİ Parti ile normalleşme sürecine ihtiyacımız yok. Çok istisnai süreçler hariç zaten olması gerekeni, olması gerektiği gibi hep birlikte yaşadık. Bundan sonra da Meclis’te temsil edilen, grubu bulunan iki siyasi parti olarak ilişkilerimizi en iyi düzeyde sürdüreceğiz.

Hep bildiğimiz ve söylediğimiz bir şey var. Biz 31 Mart seçimlerinin birinci partisiyiz ama son genel seçimlerde ana muhalefet partisiyiz. Ana muhalefet partisi olmanın sorumluluğu ve Meclis’e önem veren bir siyasi parti olarak, ortak mutabakat metinlerinde, ortak görüşlerde buluştuğumuz İYİ Parti ile Meclis’in güçlendirilmesi konusundaki ortak düşüncemiz şöyle de bir karşılık bulmuş görünüyor.

Bir dönem sadece bir genel başkanın ya da iki genel başkanın milletvekili olduğu günlerden, bugün Meclis’te grubu bulunan siyasi partilerden AKP ve Saadet Partisi dışında tüm partilerin genel başkanları milletvekili. Milletimiz genel başkanların milletvekili olduğu, Meclis’in güçlü olduğu, Meclis’in kendi gündemine hakim ve iradesinin güçlü olduğu günleri özlediğini gösterdi. Buna doğru parlamentonun evrilmiş olmasından büyük memnuniyet duyuyoruz. Parlamentoda gruplarımız arasındaki iyi diyalog bundan sonra sürecek.

Biz memleketin ne kadar sorunu varsa, başta 10 bin liralık emekli maaşından tutun, asgari ücrete kadar. Atanmayan öğretmenlerin sorunundan müfredat krizine kadar. Astsubayların, uzman çavuşların sorunlarından hayat pahalılığına kadar üzerinde aynı sorunları tespit ettiğimiz ve ortaklaşa çözüm önerilerimizin olduğu, halktan yana baktığımız perspektifte uzun uzun sohbet etme imkanı bulduk.

Bundan sonrası için temaslarımız sürecek. İşbirliğimiz sürecek. Temel mottomuz muhalefete muhalefet etmek değil iktidara muhalefet etmektir. Muhalefetin bir ve bütün olabildiği her yerde iktidar üzerindeki denetim gücü, yaptırım gücü çok daha yüksektir. Biz bunu geçmişteki pratiğimizde defalarca test ettik. Başardık. Gruplarımızı yönettiğimiz süreçlerde toplumun çok tepki gösterdiği kanun maddelerine ortaklaşa gösterdiğimiz direnç, birlikte belirlediğimiz strateji ve beraber hareket etmenin sonunda ve bundan sonra da milletin, halkın yararına olan her şeyde birlikte olacağız.

Her konuda aynı fikirde olmayabiliriz. Bunu birbirimize nezaketle ifade edebiliriz. Ama güçlü bir muhalefetin Türkiye’nin yarınlarını çok daha hızla güzelleştirecek günleri taşıyacağını biliyorum. Bununla ilgili bir mutabakat içindeyiz. Ben burada gördüğümüz ev sahipliğinden, dostluktan, sıcak ilgiden bir kez daha çok memnun olarak buradan ayrılıyorum.

Tabi son bir söz olarak da İYİ Parti’nin Kurucu Genel Başkanı Meral Akşener ile geçtiğimiz Pazar günü telefonda da hatırını sorup sohbet etmiştik. Onun da bir kez daha emeklerine sağlık. Karşılıklı birbirimize ve partilerimizin birbirine emeği vardır. Bir kez daha kendisini saygı ile selamlıyoruz. Bütün İYİ Partilileri, iyi insanları saygı ile selamlıyoruz. Bundan sonra birlikte güzel çalışmalar içinde olacağımıza yürekten inanıyorum Sayın Genel Başkanım.”

Dervişoğlu’nun açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:: Nazik ziyareti için kendisine teşekkür ediyorum. Hemen hemen Türkiye’nin bütün meselelerine değindik ve üzerinde karşılıklı görüşlerimizi de sarf ettik. Ziyadesiyle istifade ettiğimi söyleyebilirim. Siyasi partiler arasında yürütülen samimi diyaloğun ülkemizin sorunlarının çözümüne çok katkı sağlayacağı inancını taşıyorum. Bu inancı da sayın genel başkanın da taşıdığını biliyorum.

Geride bıraktığımız günlerde yapılan çalışmalarda da birbirimize karşı bir samimiyet testine ihtiyaç duymadığımızı sizlerin de bilmesini istiyorum. CHP ile İYİ Parti’nin geçmişe dönük birçok ortak çalışmalar gerçekleştirdiği kamuoyunun da malumudur. Ne zaman Türkiye’nin önemli bir problemi kamuoyunun gündemine gelse hayata baktığımız pencere genellikle CHP ile ve onun muhterem genel başkanıyla aynı pencere oluyor. Dolayısıyla duyarlılıklarımızı muhafaza edeceğiz, farklılıklarımızı muhafaza edeceğiz ve ülkemize hizmet yolculuğumuzu da diğer siyasi partilerle olduğu gibi CHP ile de sürdüreceğiz.

Özel, gazetecilerin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na Muhsin Şentürk’ün atanması ve Ankara İl Emniyet Müdürlüğü’nde yaşanan operasyonlar hakkındaki sorusuna, “AKP ve MHP arasında yaşanan meselenin kendisi neyse, bir gerilim, pazarlık mı, karşılıklı restleşme mi? Bu bir fillerin boğuşması ama altta adaletin ezilmesi, anaların ezilmesi ve evlatların ezilmesiyle sonuçlanıyor. Bugün Ayşe Ateş’in yüreğindeki yangın, Sinan Ateş’in evlatlarının, babalarını kaybettikleri sürece ilişkin adalet beklentileri birtakım kapalı kapılar ardından yapılan görüşmeler, üstü kapalı atılan tweetler, üstü kapalı yapılan beyanlarla iyice kriminal bir hikayenin sanki suyun üzerinde görünen kısmı, buzdağının küçük kısmını görüyormuşuz izlenimini her geçen gün kuvvetlendiriyor.

Yapılan atama 37 tur, Papa seçimine dönen yüksek yargı seçiminde, iki liderin görüşmesinden sonra adayın birinin çekilip, başka makamı talep etmesi, o adaya giden oyların bir yere yönlendirileceğine ilişkin inanç hakimdi. Ama bu dayatmaya ya Yargıtay’da oy kullananlar uymadılar ya adayı çekelim ama arkadaşlarımız bildiğini yapsın dedi birileri. Yargıtay seçimindeki sonuç Sayın Erdoğan’ın beklediği gibi olmadı. Bu net. Bunu hepimiz biliyoruz. Ama yaptığı atama maalesef 31 Mart’tan sonra gelişen diyalog ve 31 Mart’tan sonra gelişen normalleşme anlayışına uygun değildir” şeklinde yanıt verdi ve ekledi:

Bunu niye söylüyorum? Saygın Erdoğan ve Meclis Başkanı her fırsatta yeni bir anayasadan bahsediyorlar. Ben de diyorum ki mevcut anayasaya uyun, ondan sonra yeni anayasa isteyin. Şimdi mevcut anayasaya uymamanın başkahramanını, en çok oyu almadığı halde dün gece yarısı atıyorsunuz. Bu arkadaş anayasanın ilgili maddesi, anayasa kararları, yürütme, yasama ve yargı organları açısından bağlayıcıdır. Yayınlanır yayınlanmaz uygulanır demesine rağmen direndi ve bu kararı uygulamadı.

Anayasa ihlalinin sembol ismini Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı atıyorsanız, demek ki sizin mevcut anayasayı ihlalde ısrarınız sürüyor demektir. Israrlısınız demektir. Ondan sonra nasıl normalleşecek bu ülke? ‘Efendim, ben söyledim. Adaylıktan lehimize çekildi. Ben sözümü tutayım.’ Ama bu yüksek yargı bu tip pazarlıkların yapılacağı yer değildir. Oralardan Gezi aileleri adalet bekliyor. 28 Şubat aileleri adalet bekliyor. Sinan Ateş’in eşi ve evlatları adalet bekliyor ve siz orada ‘Sen onu çek ben bunu buraya atayım. O sözünü tutmazsa atayım ki racona ters olmasın.’

Yani bir İtalyan mafya filmi mi izliyor Türkiye? Yoksa adalet, siyaset, emniyet üçgeninde yaşanan bir şeyleri mi izliyor belli değil. O yüzden herkes aklını başına alsın. Bu ülkede bir, beraber ve huzur içinde yaşayacaksak insanların adalete güven duymaları lazım. Türkiye’de adalete güven yüzde 20’nin altına geriledi. Böyle devam ettikçe tek haneli rakamlara indirecekler adalete güveni. Bu şartlarda mahkemeye, yüksek yargıya güvenin olmadığı yerde demokrasi olmaz. Mesele fevkalade yanlıştır. Her gün taraflar taraf değiştiriyor.

Ağız değiştiriyor. Tutum değiştiriyor. Tweetler atılıyor. Böyle içinde bir sürü anlam çıkarılabilecek tehditler var. İçişleri Bakanı ile bir partinin genel başkanının tweetler üzerinden, Cumhurbaşkanına ve birbirlerine mesaj vermeleri demokrasi görüntüsü değil. Demokrasi şeffaflık rejimidir. Sayın Genel Başkanın ifadelerine katılıyorum. Adalet Bakanı ve İçişleri Bakanının hızla siyasi partileri bilgilendirmesi lazım. Diğer iki liderin de emniyetin ve adaletin üzerinden ellerini çekmeleri gerekiyor.”

Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın muhalefete yönelik ‘nepotizm’ eleştirisiyle ilgili soruya, “Ben Sayın Erdoğan’ın partisinde yüzlerce, binlerce nepotizm vakası biliyorum. Hepiniz biliyorsunuz. Gazetelerde sayfa sayfa yer alıyor. Hatta bu öyle bir şey ki beklenti yönetimi olarak. Birisi milletvekili yapılmıyorsa kardeşi bilmem nereye bilmem ne atanıyor. Ya da en üst atamalardan büyükelçi atamalarına kadar, tüm atamalarda AKP’de bugün isteyin yarın bu saate kadar binden fazla akraba ataması görülür.

Ben bugüne kadar Sayın Erdoğan’ın bu konuda bir irade gösterdiğini, beni ona çağırmış ya, hiç görmedim. Siz gördüyseniz Erdoğan’ın talimatıyla atanan şu kardeş istifa ettirildi. Çoğunun altında kendi imzası var. Ben duyduğum her vakayı bizzat izliyorum. Takip ediyorum. Gerekirse kendim görüşüyorum ve o atamaları geri aldırtıyorum. Son örneği Yüreğir’deki atamadır. Her ne kadar liyakatli atamalar da olsa nettir. Geçtiğimiz günlerde bir televizyon Kırşehir Belediyesinde iki akraba atamasını haber yaptı. Bir ortaya çıktı ki birisi akraba değil.

Soy isim benzerliği. Bir tanesi akraba, 25 yıldır belediyede, 6 yıldır o pozisyonda müdür. Ama düzeltme haberi yapmadılar. Bu açıklamayı bile benim talebimle yapıldı ve basınla paylaştık. 8 örnekten bazıları son derece liyakatli atamalar olmasına rağmen inisiyatif aldım, engel oldum. Hadi siftahı benden, bereketi Erdoğan’dan. O da inisiyatif alsın ve AKP’deki akraba görevlendirmelerini sonlandırsın da göreyim. O yüzden ‘El aleme vereyim talkımı kendim yutarım salkımı.’ Siyasetin kaldıracağız bir iş değil” yanıtını verdi.

“Türkiye’de ilk kez yaşanmıyor”

Gazetecilerin, son günlerde Ankara Emniyetinde yaşanan Ayhan Bora Kaplan krizi ve Yargıtay seçimine ilişkin sorusuna yanıt veren Müsavat Dervişoğlu şunları kaydetti: “Dünkü grup konuşmasında bir değerlendirmede bulundum. Bu tür şeyler siyasi partilerin genel başkanları tarafından telaffuz ediliyor ama muhalefet partileri ne olup bittiğine dair sıhhat derecesi yüksek bilgiye sahip değil.

Dolayısıyla eksik bilgiyle yanlış yorum yapmamaya özen göstermem lazım. Bir de beni tanıyorsunuz önemli sorulara ayaküstü cevap vermekten azami ölçüde uzak dururum… Diğer atamayla alakalı benzer atamalar Türkiye’de ilk kez yaşanmıyor. Bu tür atamalardan olan şikayetlerimizi de sıklıkla ifade ettik ama böyle bir atama da bizim açımızdan sürpriz olma özelliği taşımıyor.”

Paylaşın

İş Dünyasına Konuşan Erdoğan, Ekonomide Pembe Tablolar Çizdi

TOBB Genel Kurulu’nda açıklamalarda bulunan Erdoğan, “Geçen seneyi yüzde 4,5’in üzerinde büyüme ile tamamladık, Avrupa’da birinci olduk. Gelirimiz 1 trilyon 119 milyar dolara çıktı” dedi ve ekledi:

“İhracatta 255,4 milyar dolara ulaşarak rekor kırdık. Turist sayısı yıllık 11.7 artış yakalıyor. Tüm zamanların en iyi turizm performansını elde ettik. 2024 yılında 60 milyon ziyaretçi ve 60 milyar dolar geliri yakalamak.”

Erdoğan, konuşmasının devamında, “9 milyonu aşan ziyaretçi sayımızla yaklaşık 9 milyar dolar gelir elde ettik. İlk 3 aya baktığımızda hedeflerimizle doğru orantılı gittiğimiz görülüyor. Mart ayında istihdam 32,6 kişiye ulaştı. İşsizlik oranı son 11 yılın en düşük seviyesine geriledi. 11 aydır işsizlik oranı tekli rakamlarda seyrediyor” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Genel Kurulu’nda açıklamalar yaptı. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Kuruluşundan bugüne kadar TOBB çatısı altında ülkemizin kalkınmasına katkıda bulunan her bir kardeşime şükranlarımı sunuyorum. Türk ekonomisinin nabzının attığı TOBB genel kurullarına iştirak etmeye her zaman özen gösterdim. Sizin katkılarının bizim nazarımızda her zaman önemli bir yeri oldu.

Engelleri sırt sırta vererek birlikte aştık. Zor zamanlarımızda yanımızda durdunuz. Özellikle son dönemde oda ve borsalarımızın kapasiteleri ciddi şekilde arttı. Biz de bu süreçte size daima destek olduk. Geçen sene milletimizin 60 yıldır içinde ukde olarak kalan Türkiye’nin Otomobili Togg’u birlikte hayata geçirdik.

Ne kadar stratejik bir hamle olduğu bugün daha iyi anlaşılıyor. Elektrikli araç piyasası son dönemde büyük bir ivme kazandı. Bu defa treni ve trendi kaçırmadık. Yerli ve milli markamız Togg’la elektrikli araç sektöründe biz de varız dedik.

Daha emekleme safhasından itibaren projenin kolunu bacağını kırmak için çok uğraştılar. Bugün milli savaş uçağımız Kaan ile ilgili neler söyleniyorsa Türkiye’yi ekonomide bir üst lige taşıyacak hamleleri baltalamak için kimler devreye giriyorsa elektrikli araç süreçlerinde de gördük. Ancak biz bunlara kulak asmadık. Elektrikli araç sektöründe yerimizi çok önceden aldık.

28 Mayıs seçimlerinden hemen sonra bir araya gelmiştik. Bugünkü genel kurulu da 31 Mart seçimlerini takiben gerçekleştiriyoruz. Art arda gerçekleşen 3 seçim iş dünyamızı çok yordu.

Bu dönemde başta Gazze krizi olmak üzere ülkemizi doğrudan etkileyen çatışmalar da patlak verdi. Dört yıllık seçimsiz bir döneme girmiş bulunuyoruz. Asıl meselelerimize daha fazla odaklanabileceğiz. Küresel ekonominin son 5-6 yıldır fırtınalı sulardan geçtiğini biliyorsunuz… Dünyada son 50-60 yılın zirvelerine çıkan enflasyon ekonomiler için endişe olmayı sürdürüyor.

Türkiye olarak küresel ekonominin genel seyrinden ve bölgemizdeki krizlerden maalesef olumsuz etkileniyoruz. Tabii biz bütün bu çevremizdeki krizlerin yanı sıra 6 Şubat tarihindeki asrın felaketini de yaşamış durumdayız.

Deprem bölgesinden gelen oda ve borsa başkanlarımız ne kadar büyük devasa bir yıkımla karşı karşıya kaldığımızı daha iyi bilirler. Ekonomide güçlü bir ekip kurduk OVP ve 12. Kalkınma Planı ile gelecek 5 yıla ait yol haritamızı belirledik. Mahalli idareler seçimlerinde sandıkta bedel ödeme pahasına kararlı duruşumuzdan vazgeçmedik… Bugün bize serzenişte bulunanlar yarın hayır duası edeceklerdir.

TOBB’la geliştirdiğimiz yakın diyaloğun ekonomiye de olumlu yansıdığını görüyoruz. Geçen seneyi yüzde 4,5’in üzerinde büyüme ile tamamladık, Avrupa’da birinci olduk. Gelirimiz 1 trilyon 119 milyar dolara çıktı. İhracatta 255,4 milyar dolara ulaşarak rekor kırdık. Turist sayısı yıllık 11.7 artış yakalıyor. Tüm zamanların en iyi turizm performansını elde ettik. 2024 yılında 60 milyon ziyaretçi ve 60 milyar dolar geliri yakalamak.

9 milyonu aşan ziyaretçi sayımızla yaklaşık 9 milyar dolar gelir elde ettik. İlk 3 aya baktığımızda hedeflerimizle doğru orantılı gittiğimiz görülüyor. Mart ayında istihdam 32,6 kişiye ulaştı. İşsizlik oranı son 11 yılın en düşük seviyesine geriledi. 11 aydır işsizlik oranı tekli rakamlarda seyrediyor.

İşgücü piyasamızda ortaya çıkan arz talep dengesizliğini de mutlaka gidereceğiz. Özel sektörümüz eleman eksikliğinden dolayı daralmaya giderken istihdam kapısı olarak devlete yüklenilmesi vahim bir hatadır.

“Nitelikli istihdamı artırmaya yönelik politikalara ağırlık vereceğiz”

Gençlerimizin ticarete, sanata, spora, memurluk dışında farklı alanlara yönelmesini her zaman tavsiye ettim. Eğitim ve yüksek öğretim başta olmak üzere nerede sorun üreten alan varsa hep beraber çözüme kavuşturacağız. Nitelikli istihdamı artırmaya yönelik politikalara ağırlık vereceğiz.

Ülkemizin risk primi de giderek düşüyor. Bu sayede iş dünyasının finansmana erişimi de kolaylaşıyor. Kamuda harcama kontrol ve kesintileriyle tasarrufu artırıyoruz. Yapısal reformları da hızlandırıyoruz… Türkiye hem üreterek büyümek hem de tasarruf ederek kaynaklarını en iyi şekilde kullanmak zorunda olan bir ülkedir.

Gelirlerimizi artırmak için daha çok çalışmak, daha fazla üretip ihraç etmek zorundayız. Tasarruf kültürünü ve verimliliğini artırmak için ekonomi yönetimimiz bir çalışma yaptı… Kamu kurumlarının milletimize ve iş dünyamıza tasarruf kültüründe de rehberlik etmesini hedefliyoruz. Tüm kamu idarelerimiz ve personelimiz bu tasarruf politikasına uymak zorundadır.

Kamuda tasarruf ve verimlilik paketi sadece 3 yıllık bir hedef olarak görülmemelidir. Bu konudaki farkındalığın yüksek kalmasını sağlayacağız. Kamu malı ve kamu görevi milletin bizlere emanetidir. Kamu malına el uzatmak, emanete ihanet etmek demektir. 31 Mart’tan sonra özellikle muhalefet belediyelerinde yaşanan akraba atamalarının nasıl yaralar açtığını hepimiz görüyoruz. Bu skandallara artık bir dur denilmesi gerekiyor. Buralar birileri için arpalık değil, ülkeye ve millete hizmet vasıtasıdır.

Esnaf, çiftçi, memur fark etmeksizin hepimiz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıyız. Hangi siyasi görüşe, kökene mensup olursak olalım hepimiz Türkiye gemisinin yolcularıyız. Bu gemiyi fırtınalı sulardan selamete çıkartmak hepimizin ortak görevidir. Meselelerimiz ortak olduğuna göre çözüme de ortak akılla birlikte varmalıyız. Başarı topyekün hepimize ait olacaktır. Herkesi tasarruf paketini uygulamaya davet ediyorum.”

Paylaşın

İYİ Parti’de İstifalar Sürüyor: Milletvekili Sayısı 37’ye Düştü

31 Mart’ta yapılan yerel seçimlere “hür ve müstakil” giren ve seçimlerde büyük bir hezimet yaşayan İYİ Parti’de Adana Milletvekili Bilal Bilici, partisinden istifa etme kararı aldı.

Haber Merkezi / Bilal Bilici’nin istifasıyla İYİ Parti’nin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki (TBMM) milletvekili sayısı 37’ye düştü.

Öte yandan Gazeteci İsmail Saymaz, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda “İYİ Parti Adana Milletvekili Bilal Bilici, partisinden istifa etti. Bilici, AK Parti’ye geçebilir” ifadelerine yer verdi.

Bilal Bilici kimdir?

1984 yılında Adana’da dünyaya gelen Bilal Bilici’nin babası, iş insanı ve üç dönem Adana milletvekili olarak TBMM’de yer almış siyasetçi Mehmet Ali Bilici’dir. Bilal Bilici, yükseköğrenimini Boston Üniversitesi Ekonomi bölümünde tamamladı.

Boston Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde lisans, Bahçeşehir Üniversitesi – Global İlişkiler – Yüksek Lisans eğitimini tamamlayan Bilal Bilici, Ernst & Young ve Accenture şirketlerinin Cincinnati ve Boston ofisinde üst düzey danışmanlık görevlerinde bulundu.

Petrol ve Petrokimya alanında Dubai’de özel sektörde yönetici olarak görev alan Bilal Bilici, Ernst & Young ve Accenture şirketlerinin Boston ofisinde danışmanlık görevinde bulundu. Bilal Bilici, Dubai’de petrol ve petrokimya sektöründe çalıştı.

Türkiye’de Bilici Holding Yönetim Kurulu’nda yer alan Bilal Bilici, Bahçeşehir Üniversitesi’nde Küresel Siyaset ve Uluslararası İlişkiler Yüksek Lisans programına devam etti. Bilal Bilici, “Popülizmin ve radikal sağın Avrupa siyasetinde yükselişi: Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) örneği” başlıklı tezi (2020) ile yüksek lisans derecesi aldı.

2020’de Marmara Grubu Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı’na katılan Bilal Bilici, Ekonomi Bakanlığı’na bağlı Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu’nda yer aldı. 2021’de İstanbul’a Guatemala Fahri Konsolosu olarak atanan Bilal Bilici, Türkiye’de görev alan ve Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlı fahri konsolosların üye olduğu Dünya Fahri Konsoloslar Derneği yönetim kurulunda görev aldı.

2022’de İyi Parti’nin ABD temsilciliğine genel başkan danışmanı olarak atanan Bilal Bilici, 2023 Türkiye genel seçimlerinde İyi Parti’den Adana’dan milletvekili seçildi.

Bilal Bilici, DEİK -Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu Üyesi, DEİK Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu – Orta Amerika-Karayipler İş Konsey Başkan Yardımcısı, Guatemala Cumhuriyeti İstanbul F. Konsolosu, Dünya Konsoloslar Derneği Mütevelli Heyet Üyesi, İyi Parti Genel Başkan Danışmanı, İYİ Parti Washington DC Temsilcisi görevlerini yürüttü.

Paylaşın

Erdoğan: Fitne Ve Nifak Odaklarına Göz Açtırmayacağız

Partisinin grup toplantısında konuşan Erdoğan, “FETÖ’ye diyet borcunu ödemek için Yenikapı ruhunu baltalamak isteyenleri görüyoruz ki asla boş durmuyor. Kuklayı da kuklacıyı da oyunu kimin yazdığını da çok iyi biliyoruz.” dedi ve ekledi:

“İhanete varmayan her dostluk bizim için bakidir. Yeter ki samimiyet, hüsnü niyet olsun. Diğer her şey hal yoluna konulur. Siyasette yumuşama iklimini kara kışa çevirmeye çalışanlar olduğunu, Cumhur İttifakı’nda gedik açmak isteyenler olduğunu biliyoruz. Fitne ve nifak odaklarına göz açtırmayacağız. Cumhur İttifakı güçlenerek, saflarını sıklaştırarak yoluna devam edecek.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında konuştu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Dün Genişletilmiş İl Başkanları toplantımızı coşku ve heyecanla icra ettik. Bu ilk il başkanları toplantısında son 5 ayın muhasebesini yaptık, illerimizin röntgenini çektik. Teşkilatımızın kararlılığı, dinamizmi karşısında hakikaten büyük bir gurur duydum. Yolumuza pekleşe pekleşe devam ediyoruz. Partimizin kuruluşundan itibaren daima ortak akılla hareket ettik. Bunu güçlendirerek sürdüreceğiz.

Seçimler dolayısıyla istişare kamplarımızı yapamamıştık. Önümüzdeki haftalarda gerçekleştiriyoruz. Milletvekillerimizle 7-8 Haziran’da, belediye başkanlarımızla 1-2 Temmuz’da bir araya geleceğiz. Bu toplantıların şimdiden partimiz ve davamız için hayırlı olmasını diliyorum. Kongrelerimizle ilgili takvimimizi yakında ilan edeceğiz.

Her kongre sürecini kadrolarımız arasındaki bayrak yarışı olarak görüyoruz. Yorulan, motivasyonunu yitiren varsa hatası, kusuru olan varsa kardeşlik hukukumuzu koruyarak onları dinlenmeye alacağız, yeni, dinamik arkadaşlarla yolumuza devam edeceğiz. Tazelenerek, yenilenerek geliyoruz.

14 Mayıs’ta yapılan Genel Seçim’in üzerinden 1 yıl geçti. TBMM bu 1 yıl içinde gece gündüz demeden çalıştı ve milletimizin beklentilerini karşılayan yasaları çıkardı. Hükümetimiz de tüm kabine üyelerimizle ülkemizin refahı, kalkınması ve güvenliği için ter döküyoruz. Yurtiçinde ve dışında pek çok programa katıldık. Dış politikada özellikle yoğun bir dört haftayı geride bıraktık.

Diplomaside olduğu gibi iç siyasette yoğun gayret içindeyiz. Geniş bir yelpazede kanunlaşma sürecinde olan teklifler var. Hayat pahalılığı ve öğretmenlerimize yönelik şiddetle mücadelede yasal zeminin güçlendirilmesine ihtiyaç duyuyoruz. MHP ile işbirliği ve eşgüdüm içinde bu konuları takip etmesini bekliyorum. Meclis tatile girmeden yasal düzenlemeleri çıkarmamız gerekiyor.

Yeni anayasa konusunda Meclis Başkanı’na destek vermemiz önemlidir. Sivil anayasanın günlük tartışmalara kurban edilmemesi kanaatindeyiz. İstişari temasları bitirip somut adımlarda fayda görüyoruz. Yapıcı ve uzlaşmacı tutumumuzu koruyacağız. Dört yılın her gününü ilk günkü aşkla dolu dolu geçirecek, ülkemizi her alanda yeni rekorlarla buluşturacağız.

14 Mayıs seçimlerinde iktidar olma yetkisini bizlere tevdi etmiş, 31 Mart’ta bizlere bir ikazda bulunmuştur. 31 Mart bir güven oylaması değildir. Bir kırılma, değişiklik olmamıştır. Önce 14 Mayıs’ta sonra 28 Mayıs’ta seçmen kararlı bir şekilde hükümeti Cumhur İttifakı’na emanet etmiş, yerel seçimde tercihini farklı yansıtmıştır. İkisini birbirinden ayırmak durumundayız. Milletin verdiği mesajı duymazdan gelecek değiliz. O mesajı aldık. Gereğini yapmaya başladık.

Bakanlarımız, milletvekillerimiz, teşkilatımız aziz milletimizin bize 14 Mayıs’ta yüklediği emanetin idrakinde olacağız. İçimizde, kadrolarımızda yanlış değerlendirmeler yapanlar varsa atalete veya tembelliğe tevessül eden olursa onlarla yollarımızı ayırırız.

AK Parti’nin çalışma usulü bellidir. Yarın seçim olacakmış gibi hazırlıklıyız. Aynı zamanda biz hiç seçim olmayacakmış gibi kendimizi seçim tarihleriyle kısıtlamadan çalışan bir kadroyuz. Ne teşkilatımızda ne bürokraside rehavete, tembelliğe, gevşemeye, gönülsüzlüğe tahammülümüz olamaz.

Kanunun dışına çıkan, hatası, kastı olan kim varsa hukuk zemininde hesabını soruyoruz. Ülkeye ve millete karşı vazifesini yapmamanın hiçbir bahanesi olmaz. Bürokratik vesayetin tekrar nüksetmesine asla fırsat vermeyiz. Son 22 yılda AK Parti ile ilgili hükümetlerimizle ilgili de kötümser senaryolar yazanlar oldu. Süre biçenler oldu. Bu davaya ihanet edenler, korkanlar, hırslarına yenilenler oldu. Onlar artık yoklar, esamileri okunmuyor.

Türkiye’de siyasetin yumuşamaya ihtiyacı var. Üzerimize düşeni yapıyoruz, yapacağız. Biz hiçbir zaman kutuplaşmanın, kamplaşmanın tarafı olmadık. Türkiye’yi bir gördük, beraber gördük. Siyasetimizi gerilim ve kutuplaşma üzerine değil; hedefler, projeler üzerine inşa ettik.

Haksızlık, adaletsizlik karşısında elbette öfkelendik. Milletimizle irtibatımızda kucaklayıcı olduk. Önümüzdeki dört yıl hoşgörüyle geçsin. Muhalefet yıkıcı değil, yapıcı olsun. Arzumuz odur ki Türkiye’nin meseleleri polemiklerin üzerinde ele alınsın. Siyaseti yüksek gerilim hattına hapsetmek isteyenler olacaktır ama olmasını istemiyoruz.

FETÖ’ye diyet borcunu ödemek için Yenikapı Ruhunu baltalamak isteyenler boş durmuyor. Kuklayı da kuklacıyı da oyunu kimin yazdığını da çok iyi biliyoruz. Ne kadar da çirkinleşirse çirkinleşsinler biz o tuzağa düşmeyeceğiz. Biz kucaklayıcı ve kuşatıcı olacağız.

Partimizin kapıları ilkeleri, bizim ilkelerimizle örtüşen herkese açıktır. Biz milletimizin, devletimizin çıkarları için kin tutarız. Siyasette kin kavramını asla kabul etmeyiz. İhanete varmayan her dostluk bizim için bakidir. Yeter ki samimiyet, hüsnü niyet olsun. Diğer her şey hal yoluna konulur.

Siyasette yumuşama iklimini kara kışa çevirmeye çalışanlar olduğunu, Cumhur İttifakı’nda gedik açmak isteyenler olduğunu biliyoruz. Fitne ve nifak odaklarına göz açtırmayacağız. Cumhur İttifakı güçlenerek, saflarını sıklaştırarak yoluna devam edecek.

“Nekbe’nin 76’ncı yıldönümü”

Bugün 15 Mayıs, tüm Filistinliler için, son derece anlamlı bir gün. Bugün büyük felaket anlamındaki Nekbe’nin 76’ncı yıldönümü. Siyonistler bu toprakları adım adım işgale başladı. Filistin topraklarında ilk kitlesel katliam Osmanlının çekilmesiyle başladı. Siyonist çeteler toplu cinayetler işleyerek, Filistinlileri göç etmeye zorladı.

Filistinliler, İsrail devletinin kurulmasının ertesi günü büyük felaket olarak ilan ettiler ve her yıl 15 Mayıs’ta evlerine kavuşma umudunu tazeliyorlar. Er ya da geç Filitinliler evlerine dönecekler.

Bugün burada bazı gerçekleri açık açık konuşmak durumundayım. Hitler, Yahudi soykırımını yaparken yalnız değildi. Avrupa’daki pek çok ülke Hitler’i destekliyordu. Hitler katliam yaparken kendisini çok güçlü, yenilmez hissediyordu. Kafasına bir kurşun sıktı, yanmış cesedi Almanya gibi harabeye dönmüş sığınağında bulundu.

Dünyanın gözü önünde 8 bin 372 Boşnak kardeşimizi şehit ettiler. Yenileceklerini asla düşünmüyorlardı. Ne oldu? Mahkemeye çıktılar ve bir zamanların o soykırımcı generalleri hesap verdiler. Er ya da geç Gazze kasabı Netanyahu’yu ve onunla birlikte soykırıma ortak olanları aynı akıbet bekliyor.

Soykırımcıların hukuka hesap vermesi için enselerinde olacağız. Artık tüm dünyanın bir hakikati kabullenmesi lazım. Gazze soykırımının hesabını sormadan, dünya temiz kalamaz. Kimse bizden susmamızı, sözümüzü yumuşatmamızı beklemesin.

Bunlar cani oldukları kadar küstahlar. Bombalarla, mermilerle, en ölümcül silahlarla, açlıkla, susuzlukla insan öldürdüler. Hastaneleri vurdular. Güvenli bölgelerde sivil katlettiler. Annelere evlatlarının parçalarını toplattılar. Hitler bile tarihe kara bir leke olarak geçen holokostu yaparken bu kadar aleni yapmadı, bu kadar cüretkar değildi. Bunlar o kadar pervasız ki kameralar önünde, canlı yayında gazetecileri, doktorları, sivilleri, bebekleri katlettiler. Bundan kaçamazlar. Mahkeme-i kübraya çıkmadan, dünyada bunun hesabını verecekler.

Uluslararası mahkemeyi baskı altına almaya çalışıyorlar. BM kürsüsünde, BM şartını parçalayarak dünyaya meydan okuyorlar. Nesin sen? Bu işten yırtacağını mı zannediyorsun? Bedelini ödeyeceksiniz. Ne yaparlarsa yapsınlar insanlık bu katillerin yakasını bırakmayacak. Biz bu katillerin, soykırımcıların, cinayet şebekesinin peşini bırakmayacağız.

Hamas’ı destekliyoruz diye bizi eleştiriyorlar. Sizde hiç mi vicdan yok? Gazze’de açlıktan ölmek üzere olanlara yardımı kabul edemeyecek kadar, bu terör devletini savunacak kadar kişiliğinizi, kimliğinizi kaybettiniz? Bu azgın devlet eğer durdurulmazsa vaad edilmiş topraklar hezeyanıyla gözünü Anadolu’ya dikecekler.

Hamas, Gazze’de Anadolu’nun ileri hat savunmasını yapıyor. Bunu göremeyecek kadar kör müsünüz? Bunu anlamayacak kadar mı idrakiniz kapandı. Ben Hamas’ı Kuva-i Milliye’ye benzetince rahatsız olanlar oldu. Kuva-i Milliye’ye de hain, isyancı demediler mi? Hamas’ın yanında durmaya devam edeceğiz. Ruhunu, aklını ve vicdanını Siyanist katillere kiraya verenlere itibar etmeyeceğiz.

Hak bildiğimiz kutlu yolda azimle, sabırla yürüyeceğiz. Tayyip Erdoğan olarak tek başına kalsam da Filistinli, Sudanlı mazlumların hakkını savunmaya devam edeceğim. Siyonist katillerin ve piyonların bizi hedefe koyması ürkecek bir şey değil, bir şeref madalyasıdır. Korkaklar zafer anıtı dikemez.

Gün oldu vesayetçilere, gün oldu terör örgütlerine, gün oldu FETÖ’cü alçaklara meydan okuduk. İstiklal ve istikbalimize kim kast ederse karşısında durmaya devam edeceğiz.

Hükümetimiz, ittifakımız ve devletimiz her zamankinden daha güçlü, kararlı. Gazze’de soykırım bitince ve katiller hesap verinceye kadar Filistin halkına sahip çıkacağız. Nekbe Günü’nde her zerremizle Filistin’in yanında olduğumuzu bir kez daha ilan ediyoruz.”

Paylaşın

İçişleri Bakanı Yerlikaya: Cumhurbaşkanımıza Oyun Kurulmaya Çalışılıyor

Sosyal medya hesabından bir açıklama yapan İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, “Kimler, terör örgütleri ve onların uzantılarıyla, organize suç örgütleriyle bir olup, FETÖ taktikleriyle Sayın Cumhurbaşkanımıza, hükümetimize ve siyasilerimize, sosyal medya destekli ‘oyun kurmaya’ çalışıyorsa; onların oyunlarını da kurdukları tuzakları da yerle bir edeceğiz” dedi.

Haber Merkezi / Ali Yerlikaya, açıklamasının devamında, “Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde dün olduğu gibi bugün de organize suç örgütlerine, şehir eşkıyalarına, uluslararası kartel haline gelmiş zehir tacirlerine, uluslararası örgütlenmiş göçmen kaçakçılarına, yabancı istihbarat servisleriyle irtibatlı illegal yapılara ve suç odaklarına göz açtırmadık, açtırmıyoruz ve açtırmayacağız” ifadelerini kullandı.

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, “Bu mücadelemizi kimler engellemeye çalışıyorsa, kimler FETÖVARİ gizli tanık taktikleriyle kendi karanlık düzenlerinin hakim olmasını istiyorsa, onların o düzenlerini de başlarına yıkıyoruz, yıkmaya da devam edeceğiz” ifadeleriyle açıklamasına devam etti.

Ayhan Bora Kaplan soruşturmasında 3 polis müdürünün gözaltına alınmasının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından gece yarısı MİT Başkanı Kalın ve Adalet Bakanı Tunç Beştepe’ye çağırıldı. Bu görüşmede yer almayan İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’dan açıklama geldi. Yerlikaya’nın açıklaması şöyle:

“Kimler, terör örgütleri ve onların uzantılarıyla, organize suç örgütleriyle bir olup, FETÖ taktikleriyle Sayın Cumhurbaşkanımıza, hükümetimize ve siyasilerimize, sosyal medya destekli “oyun kurmaya” çalışıyorsa; onların oyunlarını da kurdukları tuzakları da yerle bir edeceğiz. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde dün olduğu gibi bugün de organize suç örgütlerine, şehir eşkıyalarına, uluslararası kartel haline gelmiş zehir tacirlerine, uluslararası örgütlenmiş göçmen kaçakçılarına, yabancı istihbarat servisleriyle irtibatlı illegal yapılara ve suç odaklarına göz açtırmadık, açtırmıyoruz ve açtırmayacağız.

Bu mücadelemizi kimler engellemeye çalışıyorsa, kimler FETÖVARİ gizli tanık taktikleriyle kendi karanlık düzenlerinin hakim olmasını istiyorsa, onların o düzenlerini de başlarına yıkıyoruz, yıkmaya da devam edeceğiz. Hangi kurum içinde Sayın Cumhurbaşkanımıza, hükümetimize ve siyasilerimize yönelik bir yapılanma varsa, sonuna kadar gidip, o yapıları tespit edip adalete teslim edeceğiz. Mülkiye Müfettişlerinin ilgili raporu kısa süre içinde tamamlanacak. Atılan her adımı, telefon kayıtlarını tek tek inceliyorlar. Hazırlanan bu raporu en ince ayrıntısına kadar kamuoyu ile de paylaşacağız. Ve gereğini yapacağız. Aziz Milletimiz müsterih olsun; Nasıl Bölücü Terör Örgütü (BTÖ) ve FETÖ ile mücadelede hainlerin inlerine kadar girdiysek; bu suç odaklarını da saklandıkları her delikten bulup çıkartacağız.

Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde dün olduğu gibi bugün de organize suç örgütlerine, şehir eşkıyalarına, uluslararası kartel haline gelmiş zehir tacirlerine, uluslararası örgütlenmiş göçmen kaçakçılarına, yabancı istihbarat servisleriyle irtibatlı illegal yapılara ve suç odaklarına göz açtırmadık, açtırmıyoruz ve açtırmayacağız. Mücadelemizi kimler engellemeye çalışıyorsa, kimler FETÖVARİ gizli tanık taktikleriyle kendi karanlık düzenlerinin hakim olmasını istiyorsa, onların o düzenlerini de başlarına yıkıyoruz, yıkmaya da devam edeceğiz.”

“Soylu, Erdoğan’a, ‘komplo var’ dedi” iddiası

Öte yandan Sözcü yazarı Aytunç Erkin, suç örgütü lideri Ayhan Bora Kaplan davasıyla ilgili görevden uzaklaştırılan 3 polisin ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile görüştüğünü aktardı.

Erkin görüşmeyi aktardığı yazısında şu ifadeleri kullandı: “Geçen cumartesi günü Ankara’da sürpriz bir görüşme yaşandı. İçişleri eski Bakanı ve AKP İstanbul Milletvekili Süleyman Soylu, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la buluştu. Soylu’nun ziyaret nedeninin, Kaplan davasıyla ilgili 9 Mayıs’ta görevden alınan üç polis şefi olduğunu söylediler. Çünkü, Ayhan Bora Kaplan’ın Süleyman Soylu’ya yakın bir isim olduğu medyada sıkça işlendi.

İçişleri eski Bakanının Erdoğan’a “Bana ve diğer arkadaşlara kurulmak istenen komplonun sadece üç polis şefiyle sınırlı olduğunu düşünmüyorum. Arkasında kim ya da kimler var? Bunlar ortaya çıkarılmalı” dediği iddia edildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da Soylu’ya “Konuyu yakından takip ettiğini, İçişler Bakanı Ali Yerlikaya’yı çağırıp konuştuğunu” söylediği Ankara koridorlarında konuşuluyor.”

Paylaşın

Mahkeme, Osman Kavala’nın Yeniden Yargılanma Talebini Reddetti

13. Ağır Ceza Mahkemesi, Gezi Parkı Davası’nda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan Osman Kavala’nın yeniden yargılama talebini oybirliğiyle reddetti. Davaya bakan 13. Ağır Ceza Mahkeme’sinin heyeti değiştirilmişti.

Haber Merkezi / Heyet değişikliği, CMK’nın 23’üncü maddesinde yer alan ‘Yargılamanın yenilenmesi halinde, önceki yargılamada görev yapan hâkim, aynı işte görev alamaz’ hükmü gereği yapılmıştı.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Ceza Muhakemeleri Kanununun (CMK) 23/3’üncü maddesi uyarınca “yargılamanın yenilenmesi halinde önceki yargılamada görev yapıp karar veren hakimin yargılanmanın yenilenmesi işleminde görev alamayacağı”na işaret etmişti. Bundan dolayı Başkan olarak Mesut Özdemir ve üye hakim Murat Bircan’ın yargılanmanın yenilenmesi talebinin değerlendirilmesi ve incelenmesi aşamasında görev alamayacağı kaydetmişti.

İstanbul 14’üncü Ceza Mahkemesi, davaya bakmak üzere 24. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Senal Kartal’ın Başkan olarak, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde halihazırda görev yapan, ancak Kavala dava dosyasında görev almamış üye hakimler Mücahit Kemal Yamak ve Enes Budak’ın görevlendirilmeleriyle yeni bir heyet oluşturulmasına oy birliğiyle karar verilmişti.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ziyareti sonrası sonrası “Gezi davasında cezaevinde olanlar nasıl tahliye olabilir” sorusu gündeme gelirken davanın hükümlülerinden Osman Kavala, yeniden yargılanmayı talep etmişti.

Osman Kavala, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Bariz hak ihlalleri içeren, delillere dayanmayan mahkûmiyet kararlarının verildiği, suçsuz insanların yıllar boyu hapis kalmalarına yol açan davaların yeniden görülmesi temel hukuk ilkelerinin ve insan haklarına saygının gereğidir. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları sadece başvuranların değil her yurttaşın adalet talep etme hakkıyla doğrudan ilgilidir. Adalet herkes için gereklidir. Her yurttaşın hayatı ve hakları eşit derecede değerlidir” ifadelerini kullanmıştı.

Anadolu Kültür Derneği’nin kurucusu ve işinsanı Kavala, Gezi Davası sürecinde üçüncü kez yargılanması sonucunda, 25 Nisan 2022’de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı. Davada tutuksuz yargılanan diğer sanıklar Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Mine Özerden, Can Atalay, Tayfun Kahraman ile Yiğit Ali Ekmekçi’nin de 18’er yıl hapis cezasına çarptırılmalarına ve tutuklanmalarına karar verilmişti.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi ise, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Gezi Davası’nın üçüncü yargılanmasında verdiği bu hapis cezalarını 28 Aralık 2022 tarihinde onamıştı. Ardından Yargıtay 3. Ceza Dairesi ise, 28 Eylül 2023’te aldığı kararıyla Osman Kavala, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Mine Özerden ve Çiğdem Mater Utku hakkındaki hapis cezası kararlarını onadı ancak Ali Hakan Altınay, Yiğit Ali Ekmekçi ve Ayşe Mücella Yapıcı hakkında verilen hapis cezalarını bozmuştu.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından Gezi Davası’yla ilgili bu üçüncü yargılama sonucundaki onama kararı, Türkiye’de Can Atalay’ın milletvekilliği durumu nedeniyle Türkiye’de “anayasa krizi” sürecine yol açmıştı.

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan ‘Yeni Anayasa’ Açıklaması: İYİ Parti’nin Duruşu Net

Partisinin grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, “Yargıda reform paketi adı altında esas olarak da etki ajanı yasası olarak anılan yeni bir gestapo yasasıyla karşımıza çıkıyor” dedi ve ekledi:

“Sayın Erdoğan’ın ayrıştırarak tanzim etmeye çalıştığı siyaset kurumu dilediğinde gerdiği dilediğinde yumuşattığı bir oyun hamuru değildir. Türkiye’de siyaset kurumu iktidarın iktidar olmak muhalefetin muhalefette kalmaktan mutluluk duyduğu bir durumdadır.”

Dervişoğlu, konuşmasının devamında, İYİ Parti’nin yeni anayasayla ilgili duruşu son derece nettir. Biz artık miadı dolmuş bu hükümete can suyu olacak ve tek adam rejimini tahkim edecek her türlü anayasa değişikliğine karşı duracağız. 2024 yılında Erdoğan’ın bir kez daha aday olabilsin diye tek adam sisteminin raf ömrünü uzatan hiçbir anayasa değişikliğini onaylamayacağız” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Lideri Dervişoğlu, Kamuda Tasarruf Genelgesi’ni de eleştirerek israfın boyutunun açıklanmadığına dikkat çekti. “Tasarrufta ciddi iseniz” diyerek çağrı yapan Dervişoğlu, Cumhurbaşkanlığı harcamalarının sınırlandırılması, Kur Korumalı Mevduata son verilmesini, kamu garantili projelerin durdurulmasını önerdi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Müsavat Dervişoğlu’nun açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Yargıda reform paketi adı altında esas olarak da etki ajanı yasası olarak anılan yeni bir gestapo yasasıyla karşımıza çıkıyor. Sayın Erdoğan’ın ayrıştırarak tanzim etmeye çalıştığı siyaset kurumu dilediğinde gerdiği dilediğinde yumuşattığı bir oyun hamuru değildir. Türkiye’de siyaset kurumu iktidarın iktidar olmak muhalefetin muhalefette kalmaktan mutluluk duyduğu bir durumdadır.

İYİ Parti’nin yeni anayasayla ilgili duruşu son derece nettir. Biz artık miadı dolmuş bu hükümete can suyu olacak ve tek adam rejimini tahkim edecek her türlü anayasa değişikliğine karşı duracağız. 2024 yılında Erdoğan’ın bir kez daha aday olabilsin diye tek adam sisteminin raf ömrünü uzatan hiçbir anayasa değişikliğini onaylamayacağız.

Yargı Paketinde dillerinin altında ne varmış, gelin hep beraber görelim; Buraya ‘devletin güvenliği’ yerine ‘iktidardakilerin güvenliği’ yazdığınızda mesela daha anlaşılır hale gelecektir.

Erdoğan’ın Büyük Ortadoğu Projesinin büyüsüne kapıldığı dönem yaşanmış olanları sorarsak hangi sıfatla alınacağız endişesine kapıldım. Teslim alamadığımız F-35’ler için ödenen milyarlarca doların akıbetini sorduğumuzda ya da S-400’lerin akıbetini sorduğumuzda hangi kapsamda bir suç işlemiz olacağız? Varlık Fonu’na devredilen kamu şirketinde ne olup bittiğini sorduğumuzda acaba kimlerin yarar ya da zararına bir harekette bulunmuş olacağız. Cemaat, finansal mali toplumsal ilişkilerin içine girerse bir paralel yapı kurarsa biz de bunu araştırırsak yasa kimin aleyhine girecektir?

Yasada öyle bir ibare var ki, son derece ilginç. “Türkiye’de bulunan yabancılar hakkında Araştırma yapan veya yaptıranlar hakkında hapis cezası…” geliyormuş. En çok da onu merak ediyorum: Türkiye’de ne olduğunu bilmediğimiz, kim oldukları hakkında en ufak bir fikrimizin bulunmadığı, nereden geldikleri belli olmayan kaçak göçmenlerin, kaç kişi olduklarını, bunların ne amaçla bu ülkede tutulduklarını, terörist faaliyetlerin içinde olup olmadıklarını yahut başka ülkeler adına bir takım ajandaların aparatı maşası olup olmadıklarını sorgularsak devletin hangi iç veya dış siyasal yararı aleyhinde hareket etmiş olacağız?

Bu nasıl bir düzenlemedir Allah aşkına? Siz mi bu ülkeye normalleşme getireceksiniz? Siz mi yargıda reform yapacaksınız? Siz mi sivil anayasa yapacaksınız? Kusura bakmayın ama şapkayı önünüze koyup bir düşünün. Adalet sistemini ve duygusunu ne hale getirdiğinize bakın.

Daha senin Yargıtay’ın, Anayasa Mahkemesini tanımıyor. Partizanlıktan, hizipçilikten, çekişmeden başını kaldırıp da kendine başkan seçmekte zorlanıyor. Böyle bir iktidarın varsa işte böyle bir Yargıtay’ın olur. Böyle bir Yargıtay’ın varsa böyle bir yargın olur. Böyle bir yargın varsa böyle bir adaletin olur.

İşte öyle bir adalet de tıpkı Sinan’ın telefonundan gelen o son mesaj gibidir, adalet haline isyan eder; “Beni öldürmeye karar vermişler abi” diye feryadı figan eyler.

Her şeyi birbirine karıştırdınız. 22 yıldır ülkeyi yönetiyorsunuz, hala olup bitenlerden başkalarını suçluyorsunuz. Devleti düşürdüğünüz duruma bakın. Emniyet içinde operasyonlar, yargı içinde operasyonlar… Yüz kere bin kere söyledik. Bir tehdit ve tehlike varsa, FETÖ ve PKK ile mücadelede devletimizin yanındayız. Ama borsa kurup adam kayırmayacaksınız, komisyonlar oluşturup bedeli mukabilinde suçluyu suçsuz, haini masum ilan etmeyeceksiniz. Sonra da yargı reformu deyip işin içinden elinizi yıkayıp kurtulmaya çalışmayacaksınız. Mücadeleyi hakkıyla yapacak, kanuni düzenlemeyi de kendiniz için değil, milletin geleceği için gerçekleştireceksiniz.

Bu kanun teklifi devlet güvenliğine yönelik olarak hazırlanmış bir kanun teklifi değildir. Bu, hükümetin güvenliğine istinaden, muhalefeti ilzam etmek amacıyla hazırlanmış bir kanun teklifidir. Bu otoriter girişimle Türkiye’nin yakıcı gerçeklerinin dile getirilmesi kolaylıkla ‘etki ajanlığı’ olarak nitelendirilebilecektir.

Burada amacınız nedir diye soruyoruz? ‘Dezenformasyonun engellenmesidir’ diyorlar. Hiç yalan söylemeyin. Dezenformasyon, AK Parti’nin engellemek istediği değil, tekelleştirmek istediği bir sahadır. Çünkü bu iktidarın varlık sebebi ve varlığını idame ettirmesinin yegane yöntemi budur. Yani dezenformasyondur. İşte bu dezenformasyonu kurumsallaştırmak için kanun teklifine şöyle bir ibare yerleştirmişler: “Türkiye’de bulunan yabancılar hakkında araştırma yapan veya yaptıranlar hakkında hapis cezası…”

İlk önce Türkiye’yi dünyanın mülteci kampı haline getirdiler, şimdi de bu demografik işgale karşı çıkanları hapisle tehdit ediyorlar. Gerçekten merak ediyoruz, 21. yüzyılda Türkiye’yi, George Orwell’ın 1984 adlı distopyasına sürükleme isteğinizin sebebi nedir acaba?

Mademki mesele, Türkiye’de bulunan yabancılar ise, o halde ilk taşı ben atıyorum; diyorum ki: Türkiye, dünyada en fazla sığınmacı ve kaçak barındıran ülke konumuna geldiyse, bu bir tesadüfün eseri değildir. Bu hükümetin bilinçli politik tercihlerinin doğal bir sonucudur. Şimdi biz bu gerçekleri konuşuyoruz diye, Türkiye’yi sessiz bir istilaya teslim etmeye yeltenen, bu hükümete karşı çıkıyoruz diye, akılları sıra bizleri, ‘ajan’ olarak suçlayacak olanlar varsa, buradan hodri meydan diyorum.

Sayın Erdoğan, şayet ‘ajan’ arıyorsanız, memlekete doldurduğunuz milyonlarcası içinden, kendi İçişleri Bakanınızın her hafta yakalattığı kaçaklara bakın. Ve şunu asla unutmayınız; ne biz soğuk savaştayız, ne burası Sovyetler Birliği, ne de siz Stalin’siniz…

Siz, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Cumhurbaşkanısınız. Size görevinizi bir kere daha hatırlatıyor, sözlerimden ülkemiz yararına doğru bir anlam çıkarmanızı temenni ediyorum. Biliyorsunuz iktidar nihayet işlerin kötüye gittiğini itiraf ederek Orta Vadeli Program kapsamında bir tasarruf tedbirleri paketi açıkladı. Bakın size bir hatırlatma daha yapayım.

AK Parti iktidarlarında ne zaman bir anayasa konusu açılsa peşi sıra ne gelir biliyor musunuz? Tasarruf tedbirleri… Her değişiklikle artan şatafatlarını perdelemek için anayasa tartışması başladığında hemen tasarruf tedbirlerini gündeme getirirler. İnanmıyorsanız arşivlere girin bakın.

Tasarruf tedbirleri uygulanacakmış. Peki ne yapacaklarmış? Memur servislerini kaldıracaklarmış. Kamudaki istihdamı ve araç sayısını azaltacaklarmış. Sağlıkta ve eğitimde kesintiye gideceklermiş. Fotokopi kağıtlarını, önlü arkalı kullanacaklarmış. Etkinliklere ara vereceklermiş. Araç ve bina alımını durduracaklarmış. Fazla araçları satacaklarmış. Üç maaş, beş maaş alanların maaşlarını sınırlandıracaklarmış. Hizmet içi eğitimleri, oteller yerine kamu tesislerinde yapacaklarmış. Mobilya ve demirbaş alımını durduracaklarmış. Yatırım için yeni proje almayacaklarmış. Ödeneklerde yüzde 10-15 kesintiye gideceklermiş.

Kamuda tasarruf paketine öncelikle memur servislerinden başlayan iktidar ve ilgili bakanlarını bu büyük vizyonlarından ötürü tebrik ediyorum. Milletin aklıyla oynamaları bir yana artık onuruyla oynadıklarından dahi bihaberler.

Saraydaki zatın inşaatı devam eden yazlık ve kışlık sarayları, sayısı belirsiz uçak ve otomobil filoları, görevi meçhul danışman orduları, amca, dayı, enişte kontenjanından kamu iştiraklerinde maaşa bağlanmış yönetim kurulu üyesi binlerce akrabaları, parası döviz cinsinden daha kullanmadan peşinen ödenen kamu ihaleleri, ihale şampiyonu malum şirketlerin affa uğrayan milyarlarca dolarlık vergi borçları dururken, emekliden, gençten, memurdan, öğretmenden, işçiden, işsizden kemer sıkmasını beklemek, ancak bu iktidara yakışırdı.

2 ay sonra KPSS’ye girecek, dahası bu sınav için aylarını yıllarını vermiş gençlere sınava iki ay kala ‘seni işe almayacağım’ demek ancak bu iktidara yakışırdı. Peki, ne kadar tasarruf etmeyi planlıyorlar zat-ı devletliler. 100 milyar TL… Hazırladığı bütçenin yarısı kadarını açık veren bir ekonomi yönetimi acaba neyi amaçlamaktadır?

Aslında bu sözde tasarruf açıklamasıyla yapılmak istenen eğer yeni vergilere yol vermek ise, bakın devlet bile tasarruf yapıyor, bir el de milletimiz atsın diye, zaten açlık, sefalet, yokluk içinde yaşayan milletin son kalan ekmek parçasına da el uzatmak ise, hiç kimse merak etmesin, biz bu oyunu da bozarız.

Mehmet Şimşek, önce size soralım, eğer gerçekten muhatabı sizseniz tabii. Kamuda gereksiz harcamanın ve israfın boyutları ne düzeydedir ki, kamuda tasarruf paketi hazırlıyorsunuz? Kamudaki israfın mali büyüklüğünü neden milletimizle paylaşmıyorsunuz?

Kamuda kullanılan araçlara ilişkin söylediklerinizden önce kamuda kaç adet araç kullanıldığı bilgisini vermenizi isterdik. Bir zamanlar yine siz bakanken ‘çerez parası’ dediğiniz araç giderlerini soruyorum. Söz konusu bu araçların kamuya maliyetini rakam rakam bizlere anlatmanızı beklerdik. Cumhurbaşkanlığı envanterinde kaç adet araç kullanılmaktadır? Cumhurbaşkanının kullandığı araçların toplam maliyeti nedir?

Vatandaşın gözünde israfın sembolü haline gelmiş olan Cumhurbaşkanlığı Sarayının, günlük giderinin 20 milyon liranın üzerinde olduğu doğru mudur? Söylediğiniz tasarruf paketine Cumhurbaşkanlığı teşkilatının harcamaları dahil midir? Yoksa ‘itibardan tasarruf olmaz’ inancınızın gereği, Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanlığı teşkilatı tasarruf tedbirlerinden muaf mı tutulmaktadır?

Bakanın açıklamalarının hiçbir tutarlı tarafı yoktur. Çünkü sayın bakan bizlere ekonomik tablonun fotoğrafını dahi gösterememiştir. Devlet, 100 milyar liralık tasarrufun peşinden koşarken Kur Korumalı Mevduattan kaynaklı, yüz milyarlarca liralık mali külfetten bahsetmemektedir. Kamu özel ortaklığı ile yapılan geçiş garantili yolların, hasta garantili hastanelerin, bütçe disiplinini nasıl ortadan kaldırdığının hesabını vermeden hangi tasarruf tedbirini açıklarsanız açıklayın kamuoyu nezdinde hiçbir değeri olmayacaktır.

Sistemi bozanlar, kurallara uymayanlar, var olanı yıkanlar, yıktıkları yerine yenisini koyamayanlar hiçbir şeyi başaramazlar. 2002’de iktidarı devraldığınız günden itibaren 22 senenin sonunda geldiğiniz nokta 2002’den daha beter hale dönüşmüş bir ekonomidir. Enkazı oluşturanların enkazı kaldırmalarını zaten beklemiyoruz.

“Tasarruf konusunda ciddi iseniz…”

Eğer kamuda tasarruf konusunda ciddi iseniz, önce kamuda israf ile sembolleşmiş, günlük harcaması 20 milyonun üstüne çıkmış olan Cumhurbaşkanlığı sarayının bütçesini sınırlayın. Kamu Özel İşbirliği Projelerinde yandaş şirketlerinize verdiğiniz talep garantilerini yenileyin. Hem bizden hem de devletten çıkan milyarlarca liranın vatandaşın cebinde kalmasını sağlayın. Sadece size yakın diye vergi indirimi sağladığınız zat-ı muhteremlerin muafiyetlerini kaldırın.

Kur korumalı mevduat denen ve servet transferinden başka bir anlamı olmayan bu millete yüz milyarlarca liraya mal olan aymazlıktan vazgeçin. Velhasıl elinizi bu fakir milletin cebinden çekin beyler… 85 milyona kemer sıktıran eserinize bakın. Bu ülkeyi hiç kimsenin denetlenemediği ve hesap vermediği, dahası yöneticilerin hicap ve sorumluluk duymadığı bir ihmal ve iltimas cennetine çevirdiniz. Eserinizden utanabilirsiniz.

Dün 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü idi. Toprağını işleyen çiftçilerimiz gelecek nesillerin teminatı konumundadır. Yaşanan olaylar göstermiştir ki güvenli gıdaya ulaşım artık bir milli güvenlik meselesidir. Üretim yapamayan ürettiğinin karşılığını alamayan ve bundan dolayı geçimini sağlayamadığı için çiftçiliği bırakmak zorunda kalan insanlarımız tarımsal üretimi terk ediyor.

Bizim için çiftçilik adeta milli bir vazife konumundadır. AK Parti iktidarı tarıma uyguladığı akıl dışı politikalarla vatandaşlarımızı bu milli vazifeyi yapamaz hale getirmiştir. Gerek ürününün hak ettiği karşılığı alamaması, gerekse üretim sürecindeki girdi maliyetlerindeki olağanüstü artışlar çiftçilerimizin belini bükmüş, hayatlarını yaşanmaz hale getirmiştir. İYİ Parti iktidarında milli bir vazife olarak gördüğümüz çiftçilerin her alanda hak ettikleri karşılığı alacaklarının sözünü de veriyorum.

Paylaşın

AK Parti Ve CHP ‘Siyasette Yumuşama’ Sürecinden Ne Bekliyor?

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “yumuşama”, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in “normalleşme” olarak nitelendirdiği iktidar-muhalefet diyaloğu konusunda AK Parti ve CHP içinde farklı yorumlar yapılıyor.

CHP içinde ve muhalif kesimlerde, “siyasette yumuşama adımı”nı “seçimden yenilgiyle çıkan, ekonomik kriz nedeniyle sıkışan Erdoğan’ın zaman kazanma hamlesi” olarak değerlendirenler olsa da, CHP yönetiminde “temkinli iyimserlik” havasının sürdüğünü söylemek mümkün.

Örneğin bazı CHP milletvekilleri, Osman Kavala’nın yeniden yargılama talebini değerlendirecek mahkeme heyetinin değişmesini, siyasetteki normalleşme adımlarına bağlıyor. Ancak yine de “sonucu görmeden, paçaları sıvamamak” gerekir yorumları yapıldığını da belirtelim.

İktidar partisinde de siyasi kutuplaşmanın seçmeni yorduğu kabul ediliyor ve bu anlamda Erdoğan’ın verdiği “yumuşama” mesajları olumlu karşılanıyor. Bazı AK Parti kurmaylarına göreyse CHP’nin seçim başarısı ve siyaset iklimindeki yumuşamanın temelinde, CHP’deki “politika değişikliği” yatıyor:

“Aslında CHP, AK Partilileşti. CHP; seçimi CHP politikalarıyla kazanmadı, bizim tarzımızı, metodlarımızı kullanarak kazandı. Mesela Arapça tabelalarla ilgili o açıklamayı Tayyip bey yapsaydı ne olurdu, nasıl tartışmalar yaşanırdı? Baktı ki bu politikalarla seçim kazanma şansı yok, onlar da biraz daha ortaya, makule gelelim dedi.”

31 Mart yerel seçimlerinin ardından siyasi partiler, seçim sonuçlarına ilişkin analizlerine devam ediyor; seçmenin verdiği mesajlar doğrultusunda, 4 yıllık seçimsiz döneme ilişkin stratejiler belirlenmeye çalışılıyor.

Seçim sonrasında İYİ Parti lider değişimine giderken, Saadet Partisi’nde de Temel Karamollaoğlu Genel Başkanlığı bırakmaya hazırlanıyor. CHP’nin seçim öncesinde nokta koyduğu “değişim” tartışması, ilk kez ikinci parti konumuna düşen iktidar partisinin de en önemli gündem maddelerinden birisi.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “değişim” mesajı olumlu karşılansa da, AK Parti içinde “değişim isimlerle sınırlı kalırsa yol alamayız; politika, iş yapış biçimi değişmeli” talepleri yüksek sesle dile getiriliyor. Değişimin adresi olarak ise sonbaharda yapılması planlanan olağan kongre gösteriliyor.

Yerel seçim yenilgisinin ardından, parti içi değerlendirme toplantılarının sürdüğü AK Parti’de, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir süredir parti kurullarında değişim mesajı veriyor.

Erdoğan, son olarak Salı günkü genişletilmiş il başkanları toplantısında yaptığı konuşmada da “Milletin sınıfta bıraktığını baş tacı edemeyiz” sözleriyle, parti kurullarında değişikliğe gideceğini bir kez daha vurguladı. Bu değişikliğin kabineye de uzaması sürpriz olmayacak.

Erdoğan’ın seçim sonrasına ilişkin ikinci değişim adımı ise kendisinin “siyasette yumuşama”, CHP Lideri Özgür Özel’in “normalleşme” olarak nitelendirdiği, muhalefetle diyalog kapısını açması oldu.

İktidar partisinde seçim sonuçları ve yeni dönem stratejilerine ilişkin kapsamlı değerlendirmelerin önce milletvekilleri, Haziran ayı içinde de belediye başkanlarının katılımıyla gerçekleştirilecek kampta yapılması planlanıyor.

Erdoğan’ın başkanlığında yapılacak kamp öncesindeyse Meclis grubu ile toplantı süreci başladı. AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler ve grup başkanvekilleri, sorumluluk alanlarındaki milletvekilleriyle gruplar halinde görüşerek, seçim yenilgisinin nedenleri, şikayetleri ve yeni döneme ilişkin önerileri alıyor.

Geçen hafta, Grup Başkanvekili Abdülhamit Gül, Grup Başkanı Güler’in de katılımıyla, sorumluluğundaki 40’ın üzerindeki milletvekiliyle bir araya geldi. Salı günüyse grup başkanvekilleri Özlem Zengin ve Leyla Şahin Usta, ayrı ayrı milletvekili gruplarıyla görüşmelerini sürdürdü. Kulislere yansıyan bilgilere göre bu toplantılarda sahadan izlenimlerini aktaran milletvekillerinin en çok ilettikleri eleştiri başlıkları şöyle oldu:

Memura zam yapılırken, emeklilere yapılmaması adaletsizlik duygusu yarattı. Büyük bölümü AK Parti seçmeni olan emekli, son ana kadar zam bekledi ama beklentisi karşılanmadı. Seçmen bize kızdı ve küstü.

İktidara geldiğimizde, sağlık en iddialı olduğumuz alandı. Şimdi en çok şikayet hastanelerden, doktor yetersizliğinden geliyor. Sağlıkta randevu sistemi düzeltilmeli, doktor açığı giderilmeli.

Sahada en çok gelen şikayetlerden birisi “kamuda mülakat”ın kaldırılması. Vatandaş, seçim beyannamesinde yer alan ve seçim öncesinde verilen mülakatın kaldırılması sözümüzü tutmamızı bekliyor.

Bir çok yerde aday tercihi nedeniyle kayıplar yaşandı. Aday belirleme süreci şeffaf, kurumsal bir çerçeveye oturtulmalı.

Başta emekliler olmak üzere bize kızan küsen seçmenin büyük bölümü yine de başka partiye yönelmemiş. Sandığa gitmeyerek, aslında bize merhamet etmiş. Bu da hâlâ seçmenin Cumhurbaşkanımız ve partimizden umudunu kesmediğini gösteriyor. Bunun telafisi için yeni dönemde sadece kişi değil, politika değişikliğine de gidilmeli.

Seçim süreci ve sonrasında sürekli milletvekilleri hedef oluyor, en kolay suçlanacak kesim oluyor. Seçim yenilgisi nedeniyle varsa bir kabahat en az kabahatli olan grup milletvekilleri. Kampanyanın parçası değiller, aday belirleme süreçlerinde yoklar. O nedenle Meclis güçlendirilmeli ve daha fonsiyonel hale getirilmeli, milletvekillerinin etkinliği artırılmalı.

Milletvekili toplantılarında dile getirilen bu şikayetlerin yanısıra, parti kulislerinde “müfredat değişikliği” ve “kayyum politikaları”na yönelik eleştirileri de duymak mümkün.

Geçmişteki seçilmiş belediye başkanları yerine kayyum atanmasının sadece bölgede değil, İstanbul, İzmir gibi büyükşehirlerde de oy kaybına neden olduğuna işaret ediliyor. Kürt nüfusun artık çok büyük bölümünün büyükşehirlerde yaşadığına dikkat çeken bir AK Parti kurmayı, şu örneği veriyor:

“Örneğin bölgedeki Kürtlerin yüzde 57’si, kimlik üzerinden tercihte bulunurken, İstanbul’da bu oran yüzde 83’e çıkıyor. O nedenle Doğu’daki kayyum, İstanbul’da, İzmir’de de bize büyük zarar verdi.”

AKP ve CHP normalleşme veya yumuşama sürecinden ne bekliyor?

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in “normalleşme”, Erdoğan’ın “yumuşama” olarak nitelendirdiği iktidar-muhalefet diyaloğu konusunda AK Parti ve CHP içinde farklı yorumlar yapılıyor.

CHP içinde ve muhalif kesimlerde, “siyasette yumuşama adımı”nı “seçimden yenilgiyle çıkan, ekonomik kriz nedeniyle sıkışan Erdoğan’ın zaman kazanma hamlesi” olarak değerlendirenler olsa da, CHP yönetiminde “temkinli iyimserlik” havasının sürdüğünü söylemek mümkün. Örneğin bazı CHP milletvekilleri, Osman Kavala’nın yeniden yargılama talebini değerlendirecek mahkeme heyetinin değişmesini, siyasetteki normalleşme adımlarına bağlıyor. Ancak yine de “sonucu görmeden, paçaları sıvamamak” gerekir yorumları yapıldığını da belirtelim.

İktidar partisinde de siyasi kutuplaşmanın seçmeni yorduğu kabul ediliyor ve bu anlamda Erdoğan’ın verdiği “yumuşama” mesajları olumlu karşılanıyor. Bazı AK Parti kurmaylarına göreyse CHP’nin seçim başarısı ve siyaset iklimindeki yumuşamanın temelinde, CHP’deki “politika değişikliği” yatıyor:

“Aslında CHP, AK Partilileşti. CHP; seçimi CHP politikalarıyla kazanmadı, bizim tarzımızı, metodlarımızı kullanarak kazandı. Mesela Arapça tabelalarla ilgili o açıklamayı Tayyip bey yapsaydı ne olurdu, nasıl tartışmalar yaşanırdı? Baktı ki bu politikalarla seçim kazanma şansı yok, onlar da biraz daha ortaya, makule gelelim dedi.”

Paylaşın

TİP’ten ‘Siyasette Yumuşama’ Açıklaması: Oyun, Erdoğan Daha Otoriterleşecek

Türkiye İşçi Partisi (TİP), siyasal gelişmelerin değerlendirildiği parti meclisi toplantısı sonrası yaptığı açıklamada, Erdoğan’ın “siyasette yumuşama veya normalleşme” mesajına ilişkin, yumuşamanın bir oyun olduğu ve Erdoğan’ın daha da otoriterleşeceği vurguladı:

Haber Merkezi / “Saray Rejimi’nin ve Erdoğan’ın bir tür ‘yumuşama ‘dönemine gireceği beklentisi yersizdir ve muhalefeti yönetmek için başvurulan bir oyun kurma niyetinden öteye geçmesi mümkün değildir. Üstelik Şimşek Programı’nın devamını dayatan koşullar iktidarın toplumsal tepkiyi kontrol edebilmek için daha da otoriterleşmesini gerektirecek ve Şimşek Programı’yla bir uyumsuzluğu bulunmayan düzen muhalefeti de bu otoriter adımlara onay vermeye zorlanacaktır.”

İstanbul’da toplanan Türkiye İşçi Partisi (TİP) Parti Meclisi toplantısı sonuç bildirgesi yayınlandı. Bildirgede şu ifadelere yer verildi:

“31 Mart seçimleri ülkemizin yakın ve orta vadeli geleceğini etkileyecek çok sayıda sonuç yaratmıştır. Bunlar arasında en önemlisi ise, Türkiye’nin yapısal krizinin kırılganlık düzeyinin yükselmiş olmasıdır. Türkiye, önümüzdeki dönem boyunca siyasal, iktisadi ve ideolojik boyutlarıyla derinleşen bir yapısal kriz sürecinde olacaktır ve 31 Mart seçimleriyle oluşan tablo bu kriz sürecini dinginleştirmek yerine daha da kırılganlaştırmıştır. Dahası, bu kriz sürecinde olası bir kırılmanın hangi gündemlerde olabileceğine dair de ciddi ipuçları ortaya çıkmıştır.

Saray Rejimi’nin 31 Mart seçimlerinden ağır bir yenilgiyle çıkmış olmasının birçok nedeni bulunmakla birlikte, gerçek hızı ve şiddetine şimdi ulaşacak olan Şimşek Programı’nın bu kayıpta önemli bir yeri olduğu görülmektedir. Esas olarak emekçilerin haklarına ve yaşamlarına yönelik kapsamlı bir saldırı anlamına gelen ve kemer sıkma politikalarıyla birlikte ülkemiz emekçilerini daha da derinleşmiş bir yoksulluk ve işsizlik ortamına sokacağı belli olan Şimşek Programı hem büyük sermayenin hem uluslararası kapitalizmin hem de Saray iktidarının zorunlulukları ve çıkarları gereği yürürlükte tutulacaktır. Şimşek Programının kararlı biçimde uygulanacak olması önümüzdeki dönemin siyasal ve toplumsal gündemlerine dair veriler sunmaktadır.

Son yıllarda yaşanan bölüşüm şoku ve bunun yol açtığı toplumsal yıkım telafi edilebilir ve geri döndürülebilir olmaktan çıkarak kalıcılık kazanma eğilimindedir. Ücretlerin asgari ücret ortalamasına çekilmesi, enflasyon sonucunda alım gücünün düşmesi, emeklilerin yaşamını sürdürmekte zorlanacak denli yoksullaşması, gençlerin hem eğitim hayatlarının hem ekonomik geleceklerinin tamamen kararması, işgücü dışına düşen ve sosyal yardımlarla yaşayabilen kent ve kır yoksullarının durumunun hiçbir umut barındırmaması gibi yıkıcı sonuçların yanı sıra, enflasyonun maliyetinin emekçilere yıkılmasıyla birlikte işsizlik sorununun da katlanarak büyümesi gündemdedir. Bu bölüşüm şokunun bir bölüşüm kavgasına dönüştürülmesi en önemli siyasal görevlerdendir.

Saray Rejimi’nin ve Erdoğan’ın bir tür “yumuşama” dönemine gireceği beklentisi yersizdir ve muhalefeti yönetmek için başvurulan bir oyun kurma niyetinden öteye geçmesi mümkün değildir. Üstelik Şimşek Programı’nın devamını dayatan koşullar iktidarın toplumsal tepkiyi kontrol edebilmek için daha da otoriterleşmesini gerektirecek ve Şimşek Programı’yla bir uyumsuzluğu bulunmayan düzen muhalefeti de bu otoriter adımlara onay vermeye zorlanacaktır.

Yeni Anayasa tartışmalarının da “yumuşama” beklentisi gibi siyasal karşılığının olmadığı, Anayasayı ve AYM kararlarını Can Atalay ve 1 Mayıs örneklerinde olduğu gibi yok sayan bir iktidarın yeni anayasa yapma ehliyeti olmadığı açıktır. Bu haliyle muhalefet cephesinin de saray rejiminin açmaya çalıştığı Anayasa tartışmalarını meşrulaştırmama görevi önünde durmaktadır.

Erdoğan’ın en önemli özelliği, farklı sınıf ve fraksiyonların çıkarlarını devlet nezdinde temsil ve regüle edebilme gücünü elinde toplaması olmuştur. Bu anlamda “tek adam” sadece keyfi siyasal/ideolojik kararlar aldığı için değil esas olarak sınıfların devletle ilişkisinin kendi aracılığından geçmesini zorunlu kıldığı için tek adamdır. Bu “tek adam” konumunun sarsılma olasılığı 31 Mart seçiminin yine çok önemli sonuçlarından biridir. YRP gibi partilerin yükselişinde de dinci/gerici ajandaya sadakatten çok Erdoğan’ın bazı sınıf ve fraksiyonlar için devlete ulaşma kanalı olma rolünü, en başta Şimşek Programı nedeniyle, yerine getirememesi etkili olmuştur.

YRP’nin yükselişini salt dinci/gerici ideoloji/kimlik ekseninde anlamlandırmak yeterli değildir. Elbette, başta Filistin konusunda olmak üzere AKP’nin sergilediği etik-politik tutarsızlıklar YRP tarafından kullanılmış ve sonuç alınmıştır. Ama daha önemlisi, YRP’ye akan oyların arkasında derinleşen ve kalıcılaşmaya başlayan bölüşüm şokunun en çok emekçiye, esnaf ve küçük işletmeciye vurması, Şimşek Programıyla büyük sermayenin alenen kollanması, rantiyenin büyümesi ve gösterişçi tüketim, yolsuzluk ve rüşvetin sıradanlaşması gibi etkenler bulunmaktadır.

CHP, hiç kimsenin tahmin etmediği bir başarıya imza atmıştır. CHP’nin başarısının arkasında yatan en önemli neden, bir tür “kendiliğinden popülizm” olarak adlandırılabilecek, eklektik, geniş halk kesimleri açısından alternatif olacak bir makro ekonomik programa dayanmayan, daha ziyade sosyal hizmet sunumunu ve alımını sorunsallaştıran pragmatik söylemidir. İmamoğlu ve Yavaş’ın ulusal çapta siyasal figürlere dönüşmesi de CHP’nin halka seslenme kanallarını açmıştır. Ayrıca bu seçimde ittifak modelinin kullanılmaması da seçmende olumlu yansıma bulmuştur.

Son olarak, Kürt siyaseti ile optimum mesafenin korunması da bu başarıda pay sahibi olmuştur. CHP’nin başarısında cumhuriyetçi bir konsolidasyonun ya da laikliğe yönelik bir kararlılığın etkisi olmadığı gibi, seçmenin CHP tercihinde de böylesi bir aktif siyasal/ideolojik temsilden ziyade AKP’den kurtulma isteğinin ivediliği belirleyicidir.

CHP’nin birinci parti konumuna gelmesi, devletin ve uluslararası güçlerin de dikkate almak zorunda olacağı bir olgudur ve içinden geçtiğimiz süreçte CHP yönetiminin hem devlet hem de uluslararası güçler nezdinde yeni pazarlıklar/taahhütler için zemin yoklama çabalarına tanık olunacaktır. Bu yoklamaların bir diğer anlamı da bir tür Post-Erdoğan dönemi senaryosunun daha ciddi bir olasılık haline gelmesidir. Sermayenin kazanımlarının korunması ve Şimşek Programı’nın devamlılığı, uluslararası politikadaki misyon ve rolün sürdürülmesi, Kürt sorununda devlet yönelimine uyumlanma ve emekçiler ile sol üzerinde hegemonya tesis edilmesi CHP’nin bu ilişkilerdeki gerilimli başlıklarını oluşturacaktır.

“Kürt halkı ile dayanışmayı büyütmek ve süreklileştirmek vazgeçilmez bir görevdir”

DEM Parti, 31 Mart seçimlerinden hem Kürt halkının kazanımlarını koruyacak hem de ülkemizin Saray iktidarı karşısındaki direncini büyütecek bir başarıyla çıkmıştır. Onca hukuksuzluğa ve adaletsizliğe rağmen DEM Parti ve Kürt halkı Saray baskısına karşı koyabilmeyi, haklarını ve mevzilerini kazanabilmeyi, bu arada metropollerde AKP adaylarına kaybettirecek tutumu sergilemeyi başarmıştır ve bu başarı örgütlü bir halk mücadelesinin önemini ortaya koymuştur. Buna karşın, seçimin hemen ertesinde Van’da gerçekleştirilmek istenen irade gaspı girişimi, her ne kadar bu girişim Kürt halkının ve ilerici demokrat kamuoyunun dayanışması ile boşa düşürülmüş olsa da, Saray Rejimi’nin kayyum ve baskı politikalarına devam etme niyetini göstermiştir. Saray Rejimi’ne karşı direnişinde Kürt halkı ile dayanışmayı büyütmek ve süreklileştirmek vazgeçilmez bir görevdir.

Türkiye İşçi Partisi, Saray Rejimi’ne karşı yürütülen ve önümüzdeki dönemde birçok başlıkta derinleşerek büyümesi gereken toplumsal muhalefet direncinin parçası, öncü gücü olmaya devam edecektir. TİP, ülkemizin muhalefet saflarını terk etmeyecek, muhalefetin ortak gücünü büyütecek, ancak kişiliksizleşmeye ve belirgin özelliklerinin silikleşmesine de izin vermeyecektir. TİP, muhalefet safları içerisinde mevcut direnci geriye çeken ve pasifize etmeye çalışan her girişimle mücadeleyi sürdürecektir. Esas olarak da TİP, muhalefet safları içinde uzlaşmaz ve devrimci bir çizginin sadece temsilciliğini yapmayıp bu çizginin güçlendirilmesini ve baskın hale getirilmesini hedefleyecektir. Bunu yaparken muhalefetin toplam gücünü zayıflatmak yerine güçlendirmeyi gözetecektir.

Türkiye İşçi Partisi, kurulduğu günden bu yana, ülkemiz işçi sınıfının çıkarları ve hakları için mücadele etmeyi ilk sıraya koymuştur ve bundan sonra da bu çizgisini koruyacaktır. Ülkemizin temel sorunlarında devrimci bir sınıf çizgisi izlemeyi başaran TİP, cumhuriyet fikrinin savunulmasından laikliğin yok edilmesine, kadınların haklarının budanmasından gençlerin geleceksizliğe mahkum edilmesine, doğa ve kentlerin talan edilmesinden uluslararası savaş politikalarına dahil olunmasına kadar tüm mücadele gündemlerinde işçi sınıfının çıkarlarını merkeze alan bir devrimci çizgiyi temsil edecek ve bu ayrıksı gibi duran tüm mücadele gündemlerini ortak bir siyasal hata doğru yönelten ideolojik hegemonya mücadelesinde ısrar edecektir.

Şimşek Programı’yla birlikte her geçen gün daha da derinleşen ve emekçileri nefes almanın imkansız olduğu bir yoksulluk ve işsizlik cenderesine sokan kriz karşısında mücadele ise TİP’in doğal ve birincil gündemidir. Asgari ücret, geçim sıkıntısı, yoksulluk ve işsizlik, adaletsiz vergi düzeni, kamusal/sosyal hizmetlerin tasfiyesi gibi gündemlerde TİP, net, uzlaşmaz ve çözüm önerilerini de içeren tezlerini ülke çapında seslendirecek, örgütleyecek ve mücadeleye dönüştürecek, bu tezlerini, kazandığı yerel yönetimlerde örnek halkçı belediyecilik uygulamaları yaratarak hayata geçirecektir.

TİP, kitleselleşme perspektifi sayesinde hem hızla büyüyerek emekçilerin temsilciliğini üstlenmiş hem de bir bütün olarak sosyalist harekete uzun zamandır sahip olmadığı seslenme imkanları sağlamıştır. Kitleselleşme perspektifi kararlılıkla sürdürülerek, büyümenin aynı zamanda örgütlenmeye dönüştürüleceği önlemlerle TİP emekçilerle buluşmaya ve büyümeye devam edecektir. Sosyalist hareketin tarihsel sorunlarından biri olan toplumsal mevzi ve aygıtlar yaratamamak, bu nedenle de kalıcı, tutarlı ve odaklanmış bir siyasal çizgi izleyememek sorunu da bu sayede çözülebilecektir. Bu açıdan, TİP, önümüzdeki dönemde kitleselleşme perspektifini toplumsallaşma aşamasına bağlayacak; parti yapısı ve işleyişinin kurumsallaşması ile parti örgütlerinin ülke toprağına daha sıkı bağlarla kök salması için kalıcı mevziler kazanmaya odaklanacak ve üye sayısını artırmaya devam ederken örgütlülüğünü güçlendirecektir.”

Paylaşın

Yolcu Garantileri Tutmadı: 2023’te Havalimanlarına 7 Milyar Lira Ödendi

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, dün kamuda tasarruf programın açıklarken, DHMİ’nin faaliyet raporu, 2023 yılında yolcu garantileri tutturulamadığı için Kamu Özel İşbirliği projeleri ile yapılan havalimanlarına yaklaşık 7 milyar ödendiğini ortaya koydu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu, KÖİ modeli ve YİD projelerine ilişkin uygulama sözleşmelerle ilgili kamuoyunda çok iddia bulunduğunu hatırlatarak, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nun yanıtlaması talebiyle soru önergesi verdi.

Birgün’de yer alan habere göre; Devlet Hava Meydanları İşletmeleri’nin (DHMİ) 2023 Faaliyet Raporu, 2023 yılında, yolcu garantileri tutturulamadığı için Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) projeleri ile yapılan havalimanlarına toplam 199,7 milyon Euro (yaklaşık 6 milyar 949 milyon lira) ödeme yapıldığını ortaya koydu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu, “Tasarruf etmek istiyorsanız önce, Hazine’yi ipotek altına alan bu karadelikleri kapatın. Kur garantili geçiş ücretlerini, verdiğiniz garantileri bir an önce Türk Lirası’na dönüştürün” dedi.

İktidarın açıkladığı kamuda tasarruf paketi gündemdeki yerini korurken, KÖİ modeliyle yapılan yatırımlarda şirketlere taahhüt edilen geçiş garantilerine ulaşılamaması hazinede büyük bir yük oluşturmaya devam ediyor.

DHMİ’nin yayınladığı 2023 yılı faaliyet raporu DHMİ tarafından gerçekleştirilen ve yolcu garantileri nedeniyle geçen yıl sonu itibarıyla, garanti altında gerçekleşmeler nedeniyle firmalara tam 199,7 milyon Euro (yaklaşık 6 milyar 949 milyon TL) ödeme yapıldığını ortaya koydu.

Bu durum rapora, “Genel Müdürlüğümüzce gerçekleştirilen YİD Projelerinde verilen yolcu garantileri nedeniyle 2023 yıl sonu itibarıyla özel sektör tarafından kuruluşumuza 544,8 Milyon Euro ödeme gerçekleşmiş olup garanti altı gerçekleşmeler nedeniyle özel sektöre 199,7 Milyon Euro ödeme yapılmıştı” ifadeleriyle yansıdı.

“Bütçeden beş kuruş çıkmayacak” denilerek hayata geçirilen bu ve benzeri yatırımların yükünü yurttaşın sırtladığını belirten CHP Genel Başkan Yardımcısı Karasu, kamuda tasarruf isteniyorsa önceliğin bu yatırımların kur garantili geçiş ücretlerine ve garantilerine verilmesine işaret etti.

Döviz üzerinden araç, yolcu ve hasta garantisi verilen projelerin yükünün, her geçen gün ağırlaştığını vurgulayan Karasu, 2024 bütçe verilerine göre 2024-2026 döneminde yıllık ortalama kurlarla; bakanlığın ve Karayolları Genel Müdürlüğü’nün döviz garantili projeler için yaklaşık 9 milyar dolar ödeme yapacağını belirtti.

Karasu, “Bütün vatandaşlarımızın geliri ve satın alma gücü düşerken, döviz üzerinden verilen garantilerin yükü ise artıyor. Esnaf işyerini siftahsız kapatırken, vatandaştan tasarruf istenirken döviz garantili projelerde geçilmeyen köprü, kullanılmayan yol, uçak inmeyen havaalanı için milyarlarca lira ödeniyor. Biz vatandaşlarımızın ihtiyaçlarına uygun, çevreye duyarlı ve bilimsel ölçütlerle yapılan hiçbir projeye karşı değiliz.

Biz, döviz kuru üzerinden verilen garantilere karşıyız. O nedenle, döviz kuru üzerinden verilen garantilerin bir an önce Türk Lirası’na dönüştürmesi gerekiyor. Tasarruf edilmesi isteniyorsa Hazine’yi ipotek altına alan bu karadeliklerin bir an önce kapatılması gerekiyor. Kur garantili geçiş ücretlerin, döviz kuru üzerinden verilen garantileri bir an önce Türk Lirası’na dönüştürülmesi gerekiyor” diye konuştu.

Konu TBMM gündeminde

Karasu, KÖİ modeli ve YİD projelerine ilişkin uygulama sözleşmelerle ilgili kamuoyunda çok iddia bulunduğunu hatırlatarak, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nun yanıtlaması talebiyle soru önergesi de verdi.

Karasu, önergesinde özetle şu sorularına yanıt verilmesini talep etti:

2002 yılından, önergenin yanıtlandığı tarihe kadar olan dönemde bakanlığınızın Yap-İşlet-Devret (YİD) ya da Yap İşlet (Yİ) modeliyle gerçekleştirdiği yatırımlar nelerdir? Bu yatırımlardan otoyol, köprü, havaalanı ve tünellerin yapımını üstlenen özel firmalar tarafından bakanlığınıza bildirilen yapım maliyetinin tutarı nedir?

Bu yatırımların havaalanı, otoyol, köprü ve tünellerin her biri ayrı ayrı gösterilmek üzere, söz konusu yatırımın hizmete girdiği tarih, sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarih, işletim süresi ve araç geçiş/yolcu sayısına bağlı ödeme garantisi verilen projeler hangileridir?

Bu projelerin, sözleşmesinin başladığı tarihten önergenin yanıtlandığı tarihe kadar devletin işletmeci firmalara garanti verdiği araç geçiş/yolcu sayıları ne kadardır? Önergenin yanıtlandığı tarihe kadar gerçekleşen araç geçiş sayıları nedir?

Her bir yatırım ayrı ayrı gösterilmek üzere, yıllık araç geçiş/yolcu hedefi nedir? Bakanlığınızın 2002 yılından itibaren otoyol, köprü, tünel havaalanlarını işleten özel firmalara verdiği araç geçiş garanti/yolcu sayılarının gerçekleşme oranı yüzde kaç olmuştur?

Bu yatırımlar için, özel sektör firmalarına verilen araç geçiş/yolcu sayılarına bağlı garantilerden doğan kamu zararı hangi kaynaktan ödenmektir, önergenin yanıtlandığı tarihe kadar olan dönemde her bir yıl ayrı ayrı gösterilmek üzere ne kadar ödeme yapılmıştır?

Bakanlık olarak YİD modeliyle gerçekleştirilen projelerin sözleşmelerini TL’ye çevrilmesi konusunda çalışmanız var mıdır? Olacak mıdır?

Paylaşın