Yeni Anayasa Tartışmaları: Dervişoğlu, AK Parti’ye Kapıyı Kapattı

Partisinin grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, yeni Anayasa tartışmalarına ilişkin, “Erdoğan’ın şahsi siyasi kariyerine hizmet etmek amacıyla, Anayasa değişikliği senaryosuna bir figüran aranıyorsa İYİ Parti, böyle bir senaryonun içinde olmayacaktır” dedi ve ekledi:

“Türk milleti de, Hiçbir şahsi ikbalin figüranı yapılamayacaktır. Anayasa değişiklik çalışmalarına ilişkin Kim, kimle ne görüşmesi yaparsa yapsın, ister ziyaret, ister iadeyi ziyaret fark etmez. Amaçları, isterse de ticaret olsun! İYİ Parti gerekirse tek başına, yeni bir “Erdoğan Anayasasına” karşı sonuna kadar mücadele verecektir. Tek adam rejimini tahkim edecek hiçbir anayasa değişikliği teklifini, konuşmaya değer dahi bulmayız. Parlamenter sistemin önünü açacak düzenlemelere bakışımız da bellidir.”

Müsavat Dervişoğlu, konuşmasının devamında, “Yeni anayasa içeriğine dair Sayın Erdoğan Bugüne kadar tek bir şey söylemiştir. “Milletin çeşitliliğini referans alan bir anayasa” yapacaklarını ifade etmiştir. Çünkü, yarattığı Fiili durumlardan meşruiyet devşirmeye alışkın Erdoğan, ülkeye doldurduğu fiili kaçak nüfusuna kılıf arama derdindedir” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Dervişoğlu’nun açıklamalarından satırbaşları:

“Yeni anayasa arayışları, Türk milletinin yakıcı sorunlarına ve ihtiyaçlarına yönelik değildir. Bilakis, Sayın Erdoğan’ın siyasi ikbaline ve yeniden adaylık talebine, aslında ‘Ölene kadar cumhurbaşkanı olmasına’ dair gaflet dolu bir ikmal ve takviye çabasıdır.

Milletin cebini yakan enflasyon durdurulamazken; Ayda on bin lira ile ‘sürün’ denilen emeklinin evinde Tencere kaynamıyorken, Yaşıtlarından Bir gün sonra işe başladığı için kusura bakma Sen ‘On yedi yıl sonra emekli olacaksın’ denilenlerin gelecekleri mevzu bile edilmiyorken, memuru, işçisi, ek hesaptan para çekip evine ekmek götürmeye; kredi kartının asgari borcunu da başka bir kredi kartından ödemeye çalışırken; öğrencisi KYK bursuyla hayatta kalma mücadelesi verirken; İşsiz genci bir imkân bulup başka ülkelere kaçmak isterken yeni Anayasadan bahsediyoruz.

Hukuksuz bir ülkede adaletsiz bir düzende ekmeksiz bir millete ‘Yeni Anayasa demek’ Ancak, Abesle iştigaldir. Ve ancak, ‘Ekmek bulamıyorsanız Anayasa yiyin’ demektir. Şimdi bir kez daha, Erdoğan’ın şahsi siyasi kariyerine hizmet etmek amacıyla, Anayasa değişikliği senaryosuna bir figüran aranıyorsa İYİ Parti, böyle bir senaryonun içinde olmayacaktır. Türk milleti de, Hiçbir şahsi ikbalin figüranı yapılamayacaktır.

Anayasa değişiklik çalışmalarına ilişkin Kim, kimle ne görüşmesi yaparsa yapsın, ister ziyaret, ister iadeyi ziyaret fark etmez. Amaçları, isterse de ticaret olsun! İYİ Parti gerekirse tek başına, yeni bir ‘Erdoğan Anayasasına’ karşı sonuna kadar mücadele verecektir. Tek adam rejimini tahkim edecek hiçbir anayasa değişikliği teklifini, konuşmaya değer dahi bulmayız. Parlamenter sistemin önünü açacak düzenlemelere bakışımız da bellidir.

Yeni anayasa içeriğine dair Sayın Erdoğan Bugüne kadar tek bir şey söylemiştir. ‘Milletin çeşitliliğini referans alan bir anayasa’ yapacaklarını ifade etmiştir. Çünkü, yarattığı Fiili durumlardan meşruiyet devşirmeye alışkın Erdoğan, ülkeye doldurduğu fiili kaçak nüfusuna kılıf arama derdindedir.

Biz bu filmi daha önce de gördük millet tanımı değişsin, Türklük tanımı değişsin sonrası malum… Biz, Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devletinden, Onun kurucu ilkelerinden asla taviz vermeyeceğiz! Milli ve üniter devletten taraf olan bir siyasi parti olarak; ‘milletin çeşitliliği’ gibi ucube bir kavram üzerinden, Yeni bir anayasa çalışmasını tartışmaya dahi lüzum görmüyoruz.”

Dervişoğlu, yeni Anayasa ile ilgili herhangi bir görüşmede yer almayacaklarını kaydetti. Eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş’in öldürülmesine ilişkin 22 tutuklu şüpheli hakkında hazırlanan iddianameye tepki gösteren Dervişoğlu, “16 ay süren bir soruşturmanın neticesi 146 sayfalık bir hatır senedi. İddianame değil, hukuk tarihimizin çamur belgesi” diye konuştu.

Paylaşın

SWP’den Dikkat Çeken Rapor: Finans Ve İş Dünyası CHP’ye Yönelebilir

Bilim ve Politika Vakfı’nın (SWP) raporunda, CHP’li belediyelerin nüfusun yüzde 62’sine ev sahipliği yaptığına, bu bölgelerde gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 73,4’ünün üretildiğine ve tüm tasarruf mevduatlarının yüzde 84,5’inin de yine bu illerde tutulduğuna dikkat çekildi.

Raporda, “Bu iller Türkiye’nin toplam ihracatının yüzde 79,6’sından sorumludur ve burada kişi başına düşen milli gelir 9 bin 588 dolar ile AKP’li belediyelerin kişi başına düşen gelirini aşmaktadırlar” bilgisine yer verildi.

CHP’nin yoksullukla kararlılıkla mücadele ve kamu yararı vurgularıyla hükümetin neoliberal politikalarına sıkı sıkıya bağlı olmadığını göstermekte olduğuna işaret edilirken, “Demokratik dönüşüm, yolsuzlukla mücadele ve kamu ihalelerinde şeffaflık vaatleri, Türk iş ve finans dünyasının bu partiye yönelmesi fırsatını yaratıyor” görüşü aktarıldı.

Almanya’nın saygın düşünce kuruluşu Bilim ve Politika Vakfı’nın (SWP), Türkiye’deki siyasi güç dengelerinde 31 Mart yerel seçimleri ile yaşanan değişimin mercek altına alındığı raporunda, Almanya ile Türkiye ilişkilerinin CHP’li belediyeler ile yoğunlaştırılacak, derinleştirilecek iş birliği ile canlandırılabileceğine dikkat çekilidi.

DW Türkçe’nin aktardığına göre; SWP bünyesindeki Uygulamalı Türkiye Araştırmaları Merkezi (CATS) Müdürü Dr. Hürcan Aslı Aksoy ile uzman Dr. Yaşar Aydın tarafından kaleme alınan raporda önce yerel seçim sonuçlarına ilişkin dikkat çekici gözlem ve değerlendirmelere yer verildi.

CHP’nin yerel seçimlerdeki başarısı “Tarihi galibiyet” sözleriyle tanımlanırken, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ise seçmen tarafından, “Sadece ekonomik sefalet nedeniyle değil, aynı zamanda artan yolsuzluk ve kayırmacılık nedeniyle cezalandırıldığına,” seçmenin izlediği istikrarsız para politikasının faturasını Erdoğan’a yerel seçimlerde kestiğine işaret edildi.

Seçim yenilgisi nedeniyle Erdoğan’ın “karizmasının zedelendiğine” dikkat çekilen raporda, “Muhtemelen bu seçimden çıkan en önemli mesaj, 2028 cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinde bir iktidar değişikliğinin ilkesel olarak mümkün olduğudur” ifadelerine yer verildi.

SWP raporunda ayrıca, “Kimlik siyasetinin reddi, Erdoğan’a bir ders” alt başlığı altında, yerel seçim sonuçlarının artık Türkiye siyasetindeki bir değişime işaret ettiği, laik-dindar, Alevi-Sünni, Türk-Kürt gibi kültürel ve etnik kimlikler üzerinden yapılan siyasetin öneminin azalmakta olduğu kaydedildi.

“Erdoğan döneminin sonunun başlangıcı mı?” sorusuna yanıt aranan raporda, cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yerel seçimlerden farklı sosyo-politik dinamiklere tabi olduğuna vurgu yapılıyor, ayrıca Erdoğan’ın partisinden daha popüler olduğu hatırlatıldı.

Bununla birlikte uzmanlar, “Erdoğan’ın görev süresinin kalan dört yılı çok sayıda sınamayı beraberinde getirecektir. Bunları popülaritesini kaybetmeden atlatması çok zor olacaktır” öngörüsüne yer verdi.

Erdoğan’ın bir sonraki seçimlere kadar popülaritesini yeniden artırmasını zora sokacak muhtemel zorluklar ise özetle şöyle sıralanıyor: Erdoğan’ın sağ cenahtaki mevcut ve potansiyel müttefikleri de büyük miktarda oy kaybetti. Yeniden Refah Partisi ile Erdoğan’ın yeni bir rakibi var. Ayrıca büyükşehirlerin muhalefete kaptırılması, iktidar elitlerinin kamu kaynaklarına erişimini daha da kısıtlayacak ve bu da daha fazla seçmeni AKP’den uzaklaştıracak.

Seçim yenilgisiyle birlikte Erdoğan’ın Anayasayı değiştirerek iktidarda kalma planlarının da “ağır bir darbe almış” olduğu kaydedilirken, “Eğer Erdoğan Anayasa değişikliği için referandum çağrısı yaparsa, bundan sonuç alabilmek için bir kez daha ekonomik popülizme ve seçim hediyelerine güvenmek zorunda kalacak. Bu da Türk ekonomisinin toparlanmasını engelleyecek ve dolayısıyla siyasi olarak da sürdürülemez olacaktır. Dolayısıyla otokrasiye doğru daha fazla kayma tehlikesinin şimdilik önlendiği sonucuna varılabilir” tespiti aktarıldı.

“Türk finans ve iş dünyası CHP’ye yönelebilir”

Raporda, otokratik yönetim sisteminin konsolidasyonunu önlemeye çalışan ve Erdoğan sonrası döneme hazırlanan CHP için yerel seçimlerden ilk parti çıkmanın ise iyi bir başlangıç noktası olduğu vurgulandı.

Bu galibiyetle birlikte CHP’nin “yeni bir güç” olarak ortaya çıktığına işaret ediliyor, beş yıl boyunca yöneteceği yerel yönetimlerle birlikte ülkedeki siyasi ve ekonomik ağırlığının da daha artacağına dikkat çekildi.

CHP’li belediyelerin nüfusun yüzde 62’sine ev sahipliği yaptığına, bu bölgelerde gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 73,4’ünün üretildiğine ve tüm tasarruf mevduatlarının yüzde 84,5’inin de yine bu illerde tutulduğuna dikkat çekilen raporda, “Bu iller Türkiye’nin toplam ihracatının yüzde 79,6’sından sorumludur ve burada kişi başına düşen milli gelir 9 bin 588 dolar ile AKP’li belediyelerin kişi başına düşen gelirini aşmaktadırlar” bilgisine yer verildi.

CHP’nin yoksullukla kararlılıkla mücadele ve kamu yararı vurgularıyla hükümetin neoliberal politikalarına sıkı sıkıya bağlı olmadığını göstermekte olduğuna işaret edilirken, “Demokratik dönüşüm, yolsuzlukla mücadele ve kamu ihalelerinde şeffaflık vaatleri, Türk iş ve finans dünyasının bu partiye yönelmesi fırsatını yaratıyor” görüşü aktarıldı.

Raporda yerel seçimlerde ikinci kez seçilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu için de ilginç değerlendirmelere yer verildi. İmamoğlu’nun şimdiden Türk ve yabancı medyada diğer Türk muhalif siyasetçilerden daha fazla ilgi gördüğüne dikkat çekilirken, “İmamoğlu’nun zaferi hiç şüphesiz önümüzdeki yıllarda Erdoğan’ın en güçlü rakibi ve bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde umut vaat eden bir aday olarak konumunu sağlamlaştırdı” ifadeleri kaydedildi.

İmamoğlu’nun siyasi yasak ve üç yıldan yedi yıla kadar hapis istemiyle yargılandığı davaya işaret edilen raporda, “Bu yargılamanın siyasi amaçlı olduğu açıktır. Seçimin galibi İmamoğlu’nun mahkûm edilmesi, kendisi ve partisi CHP ile dayanışmaya yol açacaktır. Bu da onu siyasi olarak güçlendirecektir” görüşü aktarıldı.

SWP raporunda Almanya ile Türkiye ya da Avrupa Birliği (AB) ile Türkiye arasındaki ilişkilerde bir ilerleme kaydedilebilmesinin ancak Türkiye’deki merkezi hükümetin mevcut otoriter çizgisinden uzaklaşması ve Kıbrıs konusunda daha yapıcı adımlar atmasıyla mümkün olabileceğini vurgu yapılırken, “Almanya ve Türkiye arasındaki ilişkilerin canlandırılması artık öncelikle ekonomik bağlar ve belediyeler düzeyinde iş birliği yoluyla mümkün görünmektedir” ifadeleri yer aldı.

CHP’nin artık daha fazla belediyeyi yönettiği bu sayede de Alman ve Türk şehirleri ve belediyeleri arasında yeni iş birliği imkanları için alan açıldığı vurgulanırken, “Halihazırda 80’in üzerinde Türk-Alman kardeş şehir programı bulunmaktadır. Kardeş şehir uygulaması sadece toplumlar arasındaki bağları güçlendirmekle kalmıyor; aynı zamanda çevre koruma, sürdürülebilir kentsel gelişim, dijitalleşme, marjinalleşmiş grupların ve mültecilerin korunması ve gençlerin katılımı gibi konularda belediyeler arası iş birliği ve deneyim alışverişi için de alan yaratıyor” denildi.

Erdoğan’ın yerel seçimlerden önce seçmenlere “Oy yoksa hizmet yok” sözleriyle muhalefetin kazandığı belediyelere merkezi hükümetin destek sağlamayacağı mesajının anımsatıldığı SWP raporunda, şu dikkat çekici ifadelere yer aldı:

“Bu yolla CHP yönetimindeki İstanbul belediyesinin iç borçlanmasını imkânsız hale getirmişti. Bu nedenle örneğin raylı ulaşım ağı daha fazla genişletilemedi. İşte bu noktada Almanya, raylı ulaşımın genişletilmesi ve dijitalleşme gibi altyapı ve iklim projeleri için belediyelere mali destek sağlayarak devreye girebilir.”

Paylaşın

Özel’den Mehmet Şimşek’e IMF Göndermesi

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Mehmet Şimşek yüksek enflasyonla maaşları kemirterek, alım gücünü düşürterek harcamaları kısıp tüketimi düşürüp enflasyonu düşürecek bir yöntem arıyor, krize tuhaf yöntemlerle çare arıyor” dedi ve ekledi:

“Bir zamanlar IFM’yi bitirdik diyenler şimdi, görünmez IMF programı! IMF’ni yap dediklerini hepsini vatandaşa kendi kendilerine yağıyorlar. Güya IMF yok ama hayaleti var. Program Mehmet Şimşek’in gulyabani programıdır. Ey Mehmet Şimşek IMF’nin hayaleti hep emekçinin penceresinde dolanıyor, hep işçinin kapısına dayanıyor, şu gulyabaniyi biraz da zenginlere götür be kardeşim.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Özel, konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

“Taksim 1 Mayıs’ta emekçilere kapatıldı. Oradaydık, orada AYM kararına rağmen örülen utanç duvarını gördük. Türkiye Cumhuriyeti’nin en kıymetli tarihi hazinelerinden biri olan surların önüne İstanbul’a yıllar önce su taşıyan tarihi kemerlerin önüne aralara TOMA’ları dizerek önüne polisimize dizerek orayı bir utanç duvarı haline getirdiler. Bu utanç duvarı maalesef tarihe geçti.

O utanç duvarı bu iktidar gidip bu ülkeye özgürlükler geldiğinde Türkiye demokrasisinin o kara günü anılırken hep hatırlanacak. O gün birileri Anayasa’ya uymadılar. Anayasaya uymadıkları için emekçileri içeriye almadılar. Girmek isteyenler karşılarında kendileri de birer emekçi olan polisimiz kanunsuz bir emirle karşı karşıya getirildi. Gösterilen anlayış kıymetliydi ama ardından 49 yurttaşımız 1 Mayıs günü orada yaşananlar üzerine tutuklandı.

Suçluların mağdur, mağdurların suçlu ilan edildiği bir süreçteyiz. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı anayasal bir haktır, onu engelliyorsun. Sonra da kanuna uymuyor diye onu tutukluyorsun. Bir an önce tutuklama tedbirinin kaldırılmasını, gençlerin serbest bırakılmasını, milletten kanuna uymasını isteyenlerin önce Anayasa’ya uyması gerektiğini hatırlatıyorum.

Ekonomide yüzde 18’den 8’e inen şu an yüzde 10 olan mobilyadaki eğitim harcamalarındaki konaklamadaki ve daha Mehmet Şimşek’in aklındaki pek çok başlıkta liste oyunuyla KDV 10’dan 20’ye çıkarılıyor. Bu seçim öncesi ‘KDV artışı planlamıyoruz’ lafının laf oyunu olduğunu, liste hileleriyle KDV artışının gündemde olduğunu ve doğrudan vatandaşın cebine Mehmet Şimşek’in el atmak üzere olduğunu ifade etmek istiyorum.

Bu memlekette verdilerin yüzde 76’sı yani 4 lira verginin 3 lirası dolaylı vergilerden alınıyor. Yani fabrikatörle işçisi aynı vergiyi ödüyor aynı ürünü alınca. Vergilerin yüzde 75’i dolaylı vergiyle alınıyorken doğrudan vergilik yüzde 25’in de yüzde 15’lik kısmı çalışanların maaşından doğrudan kesilerek alınıyor. Geriye sadece 10 liralık verginin 1 lirasını gerçekten kazançtan verilen vergiler oluşturuyor. Bu kadar holding  toplam verginin onda birini verirken bu kadar işçi bu kadar memur bu kadar yoksul yüzde 90’ını veriyor. Bu adaletsiz düzene isyan ediyoruz, isyan ediyoruz, isyan ediyoruz.

CHP olarak bütün emeklileri ve onlara destek vermek isteyen herkesi 26 Mayıs Pazar günü Ankara’daki büyük emekli mitingine davet ediyorum. Söz verdik onlar yıllarca bu memlekete hizmet ettiler, alın teri döktüler, nasırlı elleriyle hizmet ettiler şimdi onları unutamayız, herkes bir gün emekli olacak, emeklinin hakkını Cumhuriyet Halk Partisi alacak.

“Mehmet Şimşek krize tuhaf yöntemlerle çare arıyor”

Bu arada Mehmet Şimşek yüksek enflasyonla maaşları kemirterek, alım gücünü düşürterek harcamaları kısıp tüketimi düşürüp enflasyonu düşürecek bir yöntem arıyor, krize tuhaf yöntemlerle çare arıyor. Bir zamanlar IFM’yi bitirdik diyenler şimdi, görünmez IMF programı! IMF’ni yap dediklerini hepsini vatandaşa kendi kendilerine yağıyorlar. Güya IMF yok ama hayaleti var. Program Mehmet Şimşek’in gulyabani programıdır. Ey Mehmet Şimşek IMF’nin hayaleti hep emekçinin penceresinde dolanıyor, hep işçinin kapısına dayanıyor, şu gulyabaniyi biraz da zenginlere götür be kardeşim.

Ayşe Ateş bundan sonra her anlamda görünür desteğimizden memnun olacağını söyledi. Biz de kendisine hakikate ulaşılana kadar kendisine onun yüreği soğuyana kadar evlatlarının babasının kanı yerde kalmayana kadar arkasında olduğumuzu söyledik. Bir kez daha bunu ifade ediyoruz.”

Paylaşın

MHP Lideri Bahçeli: Kutuplaşmak Yerine Kucaklaşmak Lazım

Partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuşan MHP Lideri Devlet Bahçeli, “Siyasette bahar olmasından memnunuz. Kutuplaşmak yerine kucaklaşmak lazımdır” dedi ve ekledi:

“Kapımıza değil de kalbimize vuranı buyur ederiz. Ülkenin temel meselelerine kafa yormak bizim de arzu ve amacımızdır. Siyasette köprü kurmak yerine duvar inşa edersek yanlışa düşeceğimizi bilmek de yarar vardır. Siyaset kavga arenası değildir. Siyaset konuşma ve düğümleri çözme yeridir.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Meclis’teki grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bahçeli’nin konuşmasının satırbaşları şöyle:

“Gülün dikeni var diye üzülmek yerine dikenin gülü var diye sevinmeyi tercih edeceğiz. Önce yanlışı bilenler doğruya erişemez. 55 yıllık siyasi tecrübeyle diyorum ki suyun üstünde yürüsek bile yüzme bilmiyor diye eleştirenler olacak.

Bu nedenle önümüze bakacağız. Mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. Elinizi vicdanlarınıza koyun desek vicdanlarını bulamayanların bizi anlamasını beklemiyoruz.

Hayatlarında tek bir fabrikaya girmeyenlerin dahi vicdanı tutsaktır. 1 Mayıs’ta sadece görevini yapan Türk polisine düşmanca saldırdılar. Polise saldıranlar Haçlı kalıntısıdır. Emek ve Dayanışma Günü ülkenin her yerinde kutlanabilir. Peki Taksim ısrarı niyedir? Polislerimiz asıl emekçidir. Bunu görmeyenler zalimdir zillettir.

Türkiye’nin İsrail’in Gazze’de işlediği soykırım ile ilgili açılan davaya müdahil olması önemli bir adımdır. 35 bin masumun dökülen kanı Netanyahu’yu inşallah boğacaktır. Netanyahu için hesap günü yakındır. İsrail ile ticaretin durdurulması da yerinde bir karardır.

Batının insanlık değerlerine cephe aldığı da gerçektir. İşlerine gelince insan hakları bilirkişiliği yapan ülkelerin işlerine gelmediği zaman hak ve hukuk tanımamaları ikiyüzlülüktür. Bizim bu çifte standartçı ahlaksızlığa karnımız toktur.

Kahire’deki ateşkes görüşmesinin çıkmaza girmesi çok tehlikelidir. Netanyahu’nun ateşkese yanaşmaması da bir insanlık sorunudur. Netanyahu müzakere sürecini dinamitliyor.

“Kutuplaşmak yerine kucaklaşmak lazım”

Siyasette bahar olmasından memnunuz. Kutuplaşmak yerine kucaklaşmak lazımdır. Kapımıza değil de kalbimize vuranı buyur ederiz. Ülkenin temel meselelerine kafa yormak bizim de arzu ve amacımızdır. Siyasette köprü kurmak yerine duvar inşa edersek yanlışa düşeceğimizi bilmek de yarar vardır. Siyaset kavga arenası değildir. Siyaset konuşma ve düğümleri çözme yeridir.

Kimse mahkemeye talimat veremez. Yargı yetkisini kullanan bağımsız mahkemelerdir. Mahkeme kararları değiştirilemez. Gezi Park davasında hüküm alan Osman Kavala ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırılmıştır ve diğer sanıklar da ceza almıştır.

Kavala için sipariş veriliyor. Ceza kararlarını veren bağımsız ve tarafsız mahkemelerdir. Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Özgür Özel de batının kara propagandasına kulak asmasın.

İddianame hazırlandı içi boş dediler. Kimin elinde hangi belge varsa mahkeme ile paylaşmalı. Televizyon ekranlarında mahkeme kurulamaz. Hukuki süreç Ankara’da mı bitecek Pensilvanya’ya mı dayanacak? Beklentimiz iddianamenin kabul edilip yargılamanın başlamasıdır.”

Paylaşın

Erdoğan, Talimat Verdi: Trol Hesaplar Yakın Takibe Alındı

AK Parti’nin kimliğine zarar veren trol hesaplar tespit edilerek yakın takibe alınırken Erdoğan’ın “Bizim görevlendirmediğimiz hiç kimse bizim adımıza konuşamaz, itibar suikastı yapamaz” dediği öğrenildi.

AK Parti kaynakları, onlarca hesabın para karşılığı, partinin kurumsal kimliğine ve kurmaylarına yönelik itibar suikastı gerçekleştirildiğini tespit ettiklerini kaydetti.

31 Mart’ta yapılan yerel seçimlerinde 22 yıl sonra ikinci parti konumuna düşen AK Parti’de önümüzdeki dönemin yol haritası için çalışmalar sürüyor.

Sosyal medya trollerinin konuşulduğu ve partiye zarar verdiği AK Parti MYK’da, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimat vermesi üzerine söz konusu hesaplar tespit edilerek yakın takibe alındı.

Erdoğan’ın talimat verdiği biliniyordu, “Bizim görevlendirmediğimiz hiç kimse bizim adımıza konuşamaz, itibar suikastı yapamaz. Partinin kurumsal kimliğine ve kurmaylarına itibar suikastına geçit vermeyin. Böyle durumlara maruz kalan arkadaşlarımıza arka çıkın, linçe fırsat vermeyin” dediği öğrenildi.

Türkiye gazetesinden Emrah Özcan’ın aktardığına göre, AK Parti kaynakları özellikle “X” üzerinden, onlarca hesabın para karşılığı, partinin kurumsal kimliğine ve kurmaylarına yönelik itibar suikastı gerçekleştirildiğini tespit ettiklerini kaydetti.

Parti kurmayları, “Kim yapıyor, hangi metotla yapıyor, hangi trolleri kullanıyor, kimin adına yapıyor, teknik incelemelerde bunlar ortaya çıkıyor. Planlı, programlı, para harcanarak ve bazı insanlar hedef alınarak yapılıyor. Bunları takip ediyoruz, edeceğiz de. Bu parti trollerin şekil verdiği bir parti değildir. AK Parti kurumsal ve köklü bir partidir. Herkes ne yaptığını bilmelidir. Konuyu çok ciddi takip ediyoruz” değerlendirmesini yaptı.

Paylaşın

DEM Parti’den Devlet Bahçeli’ye Karl Marx’ın Sözü İle Yanıt

Partisinin grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 1 Mayıs’a ilişkin yaptığı açıklamalara ilişkin, “1 Mayıs’ı gündemlerinden düşürmüyorlar. 1 Mayıs’ın altında plan ve projeler aramaktalar. Marx’a da dil uzatmış bugün. Marx’ın sözüyle onlara yanıt vermek isterim” dedi ve ekledi:

“‘İnsanca yaşamanın tek yolu insana düşman olan her şeyle savaşmaktır.’ Bu zamma, zulme, insanlık dışı yaşama bizler mecbur değiliz. Üreten siz, yaratan siz, aç kalan siz. Böyle bir adaletsiz denklem olmaz, olamaz. Halkın adaleti sizlerden bunun hesabını soracaktır. Değerli arkadaşlar, değerli canlar, ekranları başında bizleri izleyen değerli halkımız, inanın tek çare birlikte mücadele etmek, daha çok örgütlenmek, daha çok kolları sıvamak, daha çok elimizi taşın altına sokmak.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi.

Tülat Hatimoğulları, idam edilmeleri üzerinde 52 yıl geçen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı bir kez daha andığını ve onları hiçbir zaman unutmadıklarını söyledi. Hatimoğulları, ayrıca Dersim Katliamı’nın yıl dönümüne ilişkin ise, “Dersim başta olmak üzere insanlığa karşı gerçekleştirilmiş tüm katliamlarla yüzleşilmelidir. Bu çatı altında hakikatleri araştırma, yüzleşme komisyonları oluşturulmalıdır. Dersim halkından özür dilenmelidir” dedi.

Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz ile Düzgün Baba Cemevi Başkanı Sinan Kırmızıçiçek’e cezaların yağdırıldığını hatırlatan Hatimoğulları, şunları söyledi: “İktidarın Alevi inancı üzerindeki tekçi anlayışına, dayatmacı anlayışına hayır diyenler, asimilasyon politikasına her fırsatta karşı koyanlar, Alevilere dönük biz devletin Alevisi değiliz, kendi Alevilik inancımızı özgürce bu topraklarda yaşamak istiyoruz diyenlere ne yazık ki böyle cezalarla karşılık verilmektedir. Ceza politikaları Alevilere diz çöktürmedi, şimdiden sonra da diz çöktürmeyecektir. Bizler DEM Parti olarak Alevi canlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Dün olduğu gibi bugün de Alevi canlarımızla yan yana, iç içe ortak mücadele içinde olacağımızı bir kez daha buradan belirtiyorum.

Söze başlarken gündemlerimiz yoğun demiştim. Hıdırellez kutlamaları da gerçekleşti. Önceki gün Hıdırellez’di. Doğanın uyanışı, baharın gelişi, darda kalanın dilek dilediği, umudunun suda, ağaçta yeşerdiği gündü. Yeni başlangıçların umudu Hıdrellez’in bütün halklara barışı, kardeşliği, eşitliği ve özgürlüğü getirmesini diliyorum. Hızır hepimizin bu zor koşullarda yar ve yardımcısı olsun. Yine geçen gün Paskalya bayramıydı. Eş Başkanımız Sayın Bakırhan ile bizler Mardin’deydik. Kadim şehir farklılıkların inançların bir arada yaşadığı kent olan Mardin’deydik.

Mardin’de Kırklar Süryani Ortodoks Kilisesi’ni ziyaret ederek bayramlarını kutladık. Bir kez daha buradan Hristiyan aleminin geçmiş paskalya bayramlarını kutluyorum. Bütün bayramların barışa kardeşliğe ve adalete vesile olmasını diliyorum. Bir kutlama daha var o da Amedspor’a. Engebeli yollardan geçerek birinci lige çıkarak finali yapan sevgili Amedspor’u hep beraber kutluyoruz. Bizler ne güzel bir coğrafyada yaşıyoruz. Bu kısacık zaman diliminde kaç halkın kaç inancın bayramını kutladık. Bizler böyle rengarenk bir coğrafyayız. Bizler 72 milletten insanlar olarak bu coğrafyada barış huzur ve kardeşlik için içinde eşit yurttaşlık temelinde yaşamlarımızı sürdürmek istiyoruz.”

İnançların özgür biçimde yaşandığı bir coğrafya için mücadele ettiklerini dile getiren Hatimoğulları, “Bir an şu son 10 günü düşünerek gözlerimizi kapatıp şu hayali kurabiliriz. Ezanın, çanın, hazanın ve buhur tütsüsünün birbirine karıştığı bir coğrafyada bizler huzur içinde her birimiz kendi rengiyle ötekinin ötekine karışmadığı, insanların birbirlerini inançlarından ve dillerinden dolayı yargılamadığı ve bunun sorun olmadığını bilerek bu hayali yaşamak güzel değil midir? İşte bu hayali gerçekleştirmek zor değil diyoruz DEM Parti olarak” dedi.

İşçi ve emekçilerin ekonomik krizden derin bir biçimde etkilendiğini aktaran Hatimoğulları, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bunlar Harun diye yola çıktılar ama Karun oldular. İşçinin emekçinin emeklinin yoksulun boğazından çalarak sermayedarın yandaşın cebine koydukları her kuruş para onlara haram olsun zehir zıkkım olsun.

Bizler bu güzellikleri hayal etmekten vazgeçmeyelim ama Türkiye’nin gerçek tablosunu da görmezden gelemeyiz. Şimdi tabi ağır ve sorunlu tablolara bakacağız. Türkiye ekonomik, siyasal ve toplumsal olarak çok ciddi bir çöküş yaşıyor. Ekonomik çöküşün diğer adı dışa bağımlılıktır. Bir zamanlar etin, sütün, samanın merkezi olarak bilinen Türkiye AKP’nin politikaları nedeniyle ithalata bağımlı bir ülke haline gelmiştir. Amaç yerli üreticiyi tasfiye etmektir. Bunlar her seferinde kendine yerli ve milli diyor ya, bakın Türkiye geçmiş dönemde tarım ürünlerinde, sebze, meyve ihracatında dünyada ilk 9’da yer alırken şimdi ise domatesi, buğdayı ithal eden bir ülke pozisyonuna düştük.

Şimdi enflasyon aldı başını gidiyor. Ekonomik çöküşten en çok yoksullar ve asgari ücretle çalışanlar olumsuz olarak etkileniyor. Enflasyon dizginlememektedir. Sadece son 4 ayda 17 bin lira olan asgari ücretin alımı 2 bin 700 lira düşerek 14 bin 300 liraya inmiş durumdadır. Bakın 2 ay sonra biz burada bu kürsüden konuşurken bu rakamların bin lira, iki bin lira daha düşeceğini tahmin ediyoruz. Çünkü enflasyon almış başını gidiyor.

‘Asgari ücrete bu dönem zam yapmayacağız’ diyorlar Temmuz ayı için ve asgari ücrete zaten zam yapsalar da hayat o kadar hızlı pahalanıyor, tükettiğimiz her şey gıdalar o kadar hızlı pahalanıyor ki asgari ücret bunun karşısında pula dönüşmüş oluyor. Ortada gerçek bir asgari ücret falan yok. Apaçık bir kölelik ücreti, bir sefalet ücreti söz konusu. Hep birlikte yokluğa karşı direnecek mücadele edeceğiz ülke kaynaklarının soyulmasına hep birlikte dur diyeceğiz. Ekmek kavgası bizim kavgamızdır, değerli emekçilerle birlikte ekmek kavgasını vereceğiz.

Saray bahçe malzemelerine 85 milyon 329 bin öderken, bu parayla asgari ücret ödemeye kalksa 4 bin 266 kişinin asgari ücretini ödeyebilir. Onlar işçiye emekçiye değil, saraya lükse şatafata yatırım yapmaya devam ediyorlar. Bakın kamuda tasarruftan bahsediyor. ‘Müsrifi Allah sevmez’ fetvası veren Diyanet İşleri Başkanlığı, iktidarın elitleri başta olmak üzere lüks ve şatafat içinde yaşamaya devam ediyor. Bunun maliyetini de kimin cebinden karşılıyorlar. İşçinin emekçinin yoksulun ödediği vergilerle karşılıyorlar. Bunlar Harun diye yola çıktılar ama Karun oldular. İşçinin emekçinin emeklinin yoksulun boğazından çalarak sermayedarın yandaşın cebine koydukları her kuruş para onlara haram olsun zehir zıkkım olsun.

Bahçeli’ye Marx’ın sözüyle yanıt

1 Mayıs’ı da geride bıraktık. 1 Mayıs AYM kararına göre Taksim miting alanı olarak kullanılabilecekti. Fakat Taksim işçilere emekçilere emek örgütlerine yasaklandı. Yasaklamakla yetinmediler. Orantısız bir şiddet uyguladılar ki bu orantı meselesi zaten işin hikayesi. ‘ABD’de akademisyenlere ters kelepçe uygulanmış öyle şey olur mu? Biz bunu kabul etmeyiz’ diyor. Sen aynısını 1 Mayıs’ta yaptın işçiye emekçiye yaptın. Biz ABD’de yapılana da karşıyız buradaki polis şiddetine de karşıyız. Dün Cumhurbaşkanı bugün de küçük ortağı grup toplantısında 1 Mayıs’ı gündemlerinden düşürmüyorlar. 1 Mayıs’ın altında plan ve projeler aramaktalar. Marx’a da dil uzatmış bugün. Marx’ın sözüyle onlara yanıt vermek isterim. ‘İnsanca yaşamanın tek yolu insana düşman olan her şeyle savaşmaktır.’

Bu zamma, zulme, insanlık dışı yaşama bizler mecbur değiliz. Üreten siz, yaratan siz, aç kalan siz. Böyle bir adaletsiz denklem olmaz, olamaz. Halkın adaleti sizlerden bunun hesabını soracaktır. Değerli arkadaşlar, değerli canlar, ekranları başında bizleri izleyen değerli halkımız, inanın tek çare birlikte mücadele etmek, daha çok örgütlenmek, daha çok kolları sıvamak, daha çok elimizi taşın altına sokmak.

Can Atalay cezaevinde değil burada olmalı. Bakın yargı iktidarın arka bahçesine dönüşmüş. Türkiye’de hak hukuk adalet de çökertilmiştir. Yargı yargıya darbe yapıyor. AİHM kararlarına göre Gezi Davası tutukluları Osman Kavala ve arkadaşları serbest bırakılmalıdır. Önceki dava içinde şimdi söyleyeceğim şey geçerlidir. Türkiye’nin kendi anayasası gerçek anlamda uygulanıyor olsaydı şu anda Kobanê kumpas davasından tutuklu bulunan bütün arkadaşlarımız serbest bırakılmalıydı. 16 Mayıs’a bırakıldı. Kobanê kumpas davasının karar duruşması. Kobanê kumpas davası adı üstünde bir kumpas davasıdır. HDP’nin attığı bir twit üzerinden onlarca arkadaşımız başta Eş Başkanlarımız yöneticilerimiz seçilmişlerimiz olmak üzere onlarca arkadaşımız haksız ve hukuksuz bir şekilde halen tutukludur.

Sevgili Gültan Kışanak en çarpıcı ve bariz örnek. Tutuk süresi bittiği halde üzerinden neredeyse bir yıl geçmiş olmasına rağmen hala tutuklu. Bu da yargının keyfiyetini ve taraf tuttuğunu bir kez daha bizlere göstermektedir. Bizler buradan 16 Mayıs’ta Sincan’da görülecek olan karar duruşmasına tüm kesimleri davet ediyoruz. Bu bir tarihi karar olacaktır. Bu tarihi karara hep birlikte tanıklık etmek istiyoruz. Gezi ve Kobanê davası yargının turnusol kâğıdı olacaktır.

Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş parlamentoda grubu bulunan bütün siyasi partilere ziyaretler gerçekleştirdi. Elbette biz DEM Parti olarak şunun gayet net farkındayız. Türkiye’nin demokratik bir anayasaya ihtiyacı var. 12 Eylül’den kalma askeri cunta anayasasının bu topraklara cevap olamayacağını, böyle bir otoriter ve baskıcı rejimin ürünü olan anayasanın ülkeyi demokratikleştirmeyeceğini hepimiz gayet net biliyoruz.

Fakat şunun altını çizmek isteriz; Türkiye’nin çok acil gündemleri var. Özellikle açlık yoksulluk işsizlik, özgürlük… Bu kadar özgürlük düşmanı bir atmosfer var. Böyle bir atmosferde anayasa tartışmanın bütün bu sorunların üzerini örtmemesi gerekiyor. Bizler DEM Parti olarak bugüne kadar müzakere ve diyalog partisi olarak çağrılarımızın sorunların çözülmesi gerekiyor. Biraz önce sorunlarımızı saydım biraz daha ekleyeyim. Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesi dahil bahsini ettiğimiz bütün bu sorunların elbette bir demokratik anayasa yapım sürecinde çözüme kavuşturulabileceğini gayet iyi biliyoruz.

Biz demokratik anayasa yapım süreciyle ilgi DEM Parti olarak kendi komisyonlarımızı kurduk ve kendi çalışmalarımızı başlattık. Bu çalışmaları yaparken özellikle anayasanın en geniş toplumsal mutabakat metni olduğu için Türkiye’de bulunan bütün demokrasi güçleriyle emek ve meslek örgütleriyle kadın hareketleri gençlik hareketiyle doğa ve ekoloji hareketleriyle Kürt özgürlük hareketiyle ve alevi hareketiyle aynı bu ülkede yaşayan bütün farklı inançlardan ve kimliklerden kesimlerle böyle bir geniş yelpazede tabana yayılmış bir demokratik anayasa tartışmasına ihtiyaç vardır. Biz DEM Parti olarak çalışmalarımızı bu çerçevede devam ettireceğiz.

Anayasa tartışmasının olduğu yerde kayyım tartışması yapılır mı? Yapıyorlar ama yapılmaz. İnanın şimdi DEM Partinin kazandığı belediyelerde belediye eşbaşkanlarımızın yönetimle birlikte ortaya çıkardığı bilançolar korkunç. Kayyımlar belediyeleri çalıp çırpmış, belediyeleri borç batağında bırakmış. Zaten hizmet de sağlamamışlar. Ne yol yapmışlar ne kaldırım, ne su sorununu çözmüşler. Üstüne üstelik belediyelerimizi borç batağına sürüklemişler.

Kalemini iktidarın mürekkebiyle doldurmuş bir görevli aynı zamanda bir algı operasyonu şöyle bir yazı yazmış. 27 Belediyemize kayyım atanacağından bahsetmiş. Yani diyor ki yurttaşın seçme ve seçilme hakkını elinden alacağız. Bir tek o mu yazdı; tabii ki bir tek o yazmadı. Ama günlerdir iktidar yandaş medya saray medyası bir algı yaratmaya çalışıyor. DEM Parti’nin sanki bayrakla sorunu varmış gibi bir algı yaratıyorlar. Emin olun yaptıkları bütün haberler yalan DEM Parti belediyelerinin hiçbirinde bayrak sorunu olmamıştır. Bazı provokatif girişimlerin dışındaki biri zihinsel engelli olduğu ortaya çıktı onun dışında böylesi bir haberi yapacak bir durum söz konusu değildir. Biz iki eş başkan olarak her fırsatta şunu dile getirdik. Bizim bayrakla sembollerle hiçbir sorunumuz yoktur.

Bu haberlerin boşu boşuna yapılmadığını düşünüyoruz. Hem Anayasa yapacağım diyeceksin hem de halkın en önemli hakkı ve kazanımı olan ve Türkiye’nin erken dönemde elde etmiş olduğu seçme ve seçilme hakkını elinden alamazsın. DEM Parti yerel yönetimlerde ortaya bir seçim başarısı koymuştur. Kayyım olan bütün yerlerden kayyımdan geri almıştır belediyeleri, üzerine yeni belediye eklemiştir. Ben buradan bu çalışmaları yürüten değerli halklarımıza, parti emektarlarımıza bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum. Şunu bilsinler ki Van’da nasıl irademizi gasp etmelerine izin vermediysek bundan sonra da irademizi hiçbir yerde gasp etmelerine izin vermeyeceğiz.

Bugün AKP 31 Mart seçimlerinden sonra belediye sayılarında önemli bir düşüş oldu. Aynı zamanda bizim belediyelerimizin üzerinde DEM Parti belediyelerinin üzerinde tırnak içinde söylüyorum ‘bayrak politikası’ güderek belediyelerimizin esasen varlıklarına ve kaynaklarına konmak istediklerini ifade etmek istiyorum.

Onlar belediyelerde belediyeleri kaybettikçe yerellerde kendi yandaşlarına belediyelerin kaynaklarını eskisi gibi peşkeş çekemeyeceklerinin farkındalar. O nedenle kendilerine yerelde aynı zamanda böylesi bir maddi kaynak yaratmak üzere de bayrağı bahane ederek ve bayrak üzerinden siyaset yaparak Türkiye kamuoyunu bayrak üzerinden bizlere karşı kışkırtarak, adım atacaklarını sanıyorlarsa yanılıyorlar. DEM Parti buradadır, alnımız açıktır, belediyelerimizi sonuna kadar koruyacağız sonuna kadar.

Ülkeyi bu çöküşten kurtarmanın mümkün olduğunu hepimiz biliyoruz. Biz DEM Parti olarak bu çöküşten kurtulmak için aday olduğumuzu, bu konuda hazır olduğumuzun altını çiziyorum. Demokratik bir cumhuriyeti hep birlikte inşa edebiliriz. Bizler bu ülkede yaşayan farklı halklar ve inançlardan insanlarla, işçilerle, emekçilerle, köylülerle, kadınlarla, gençlerle, engellilerle, ezilenlerle ve sömürülenlerle siyasi ve toplumsal bütün güçlerle elbette bu çöküşten çıkabiliriz.

Bu çöküşten çıkış ortak mücadeleyle mümkündür. 3’üncü yol siyaseti ile mümkündür. 3’üncü yol siyasetini en geniş yelpazede bahsini ettiğim bütün siyasal ve toplumsal dinamiklerle birlikte örmek mümkündür. Toplumu bir radikal demokrasi paradigmasıyla inşa edebiliriz. Demokratik Cumhuriyeti hep birlikte inşa edebiliriz. Ve şundan emin olalım ki bu çöküşten çıkışın yolu budur.”

(Kaynak: MA)

Paylaşın

Özel’den Bahçeli’ye Ziyaret: Açıklama Yapılmadı

CHP Lideri Özgür Özel, MHP Lideri Devlet Bahçeli’yi Meclis’te ziyaret etti. Ziyaret 45 dakika sürerken, görüşmeye ilişkin açıklama yapılmadı. İlk açıklamanın Özgür Özel tarafından yapılacağı öğrenildi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Devlet Bahçeli’yi Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki (TBMM) makamında ziyaret etti.

45 dakika sürerken görüşme sonrası Özgür Özel ve Devlet Bahçeli tarafından ortak bir açıklama yapılmazken, görüşmeye ilişkin ilk açıklamanın Özel tarafından yapılacağı öğrenildi.

Özel’e Bahçeli’nin makam odasının kapısına kadar CHP Meclis İdare Amiri Uğur Bayraktutan, CHP Grup Başkanvekilleri Gökhan Günaydın, Ali Mahir Başarır ile bazı CHP milletvekilleri eşlik etti. Bahçeli, Özel’i karşılarken yanında Meclis Başkanvekili Celal Adan, Meclis İdare Amiri Sermet Atay ve Grup Başkanvekili Erkan Akçay vardı.

Özel’in, MHP’nin gerçekleştirdiği son kongrenin ardından Bahçeli’yi tebrik edeceği açıklanmıştı. Özel geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a AK Parti Genel Merkezi’nde ziyarette bulunmuştu.

CHP ve MHP en son, 2017 yılında Anayasa değişikliği için Meclis’te görüşmüştü.

Öte yandan Özgür Özel, Devlet Bahçeli’ye Oltu taşından tespih ve Mesir macunu hediye ederken Bahçeli ise Özel’e bir tabak armağan etti.

Paylaşın

CHP’de ‘Yeni Anayasa’ Yorumu: İktidarla Yan Yana Gelemeyiz

İktidarın ‘Yeni Anayasa’ hazırlığı genel başkan Özgür Özel başkanlığında toplanan CHP Merkez Yürütme Kurulu’nda (MYK) gündemin önemli maddeleri arasında sıralandı.

İktidarın, “Cumhurbaşkanı’na özel hazırlanan” mevcut Anayasa’ya dahi uymadığının altını çizen CHP’li yetkililer, “AYM ve AİHM kararlarını uygulamayan, her adımda ülke demokrasinin altına dinamit koyan iktidar ile Anayasa değişikliği konusunda yan yana gelmemiz mümkün değil” değerlendirmesinde bulundu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin genel merkezinde kurmayları ile bir araya geldi. MYK toplantısında Özel, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile gerçekleştirdiği görüşmenin yanı sıra Kemal Kılıçdaroğlu ve DEM Parti heyetiyle gerçekleştirdiği görüşmeyle ilgili de kurmaylarına bilgi verdi.

BirGün’den Mustafa Bildirci’nin aktardığına göre, CHP kaynaklarından edinilen bilgiye göre, Özel, “Yerelde iktidar olmanın sorumluluğuyla hareket edeceğiz” mesajını verdi. 31 Mart’ta elde edilen seçim başarısının geride kaldığını değerlendiren CHP kurmayları, “Türkiye’nin yakıcı sorunlarını gündemde tutacağız” dedi.

MYK Toplantısı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan ile CHP Lideri Özel arasında gerçekleştirilen zirve de konuşuldu. Kamuoyunda yaratılan algının aksine, görüşmenin olumlu yankıları olduğunu kaydeden parti kurmayları, “Ekonomik krizin altında ezilen gençlerin, emekçilerin ve emeklilerinin sorununun çözümüne katkı sunacak her hamleyi değerlendiriyoruz” ifadesini kullandı. CHP Lideri Özel’in de çözümü noktasında Erdoğan’ın kritik rolü bulunan konuların takipçisi olacağını kaydettiği bildirildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile gerçekleştirilen zirvenin yanı sıra eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile gerçekleştirilen görüşme de MYK’nin konu başlıkları arasında yer aldı. Kılıçdaroğlu’nun, “Saray ile müzakere edilmez, mücadele edilir” ifadesinin yarattığı tartışmanın, “Suni bir tartışma” olduğunu savunan CHP yetkilileri, “Türkiye’nin şu an en önemli sorunu, 10 bin TL ile geçinmeye çalışan emeklilerdir” diye konuştu.

İktidarın Anayasa değişikliği hazırlığı da MYK’nin önemli gündem maddeleri arasında sıralandı. İktidarın, “Cumhurbaşkanı’na özel hazırlanan” mevcut Anayasa’ya dahi uymadığının altını çizen CHP’li yetkililer, “AYM ve AİHM kararlarını uygulamayan, her adımda ülke demokrasinin altına dinamit koyan iktidar ile Anayasa değişikliği konusunda yan yana gelmemiz mümkün değil” değerlendirmesinde bulundu.

‘Eğitim sistemine darbe’

Kamuoyunun gündeminde infial yaratan müfredat değişikliği de MYK’de tartışıldı. CHP Milli Eğitim Bakanlığı’ndan sorumlu gölge bakan Suat Özçağdaş, müfredat değişikliğiyle ilgili sunum yaptı. CHP’nin, “AKP’nin parti programı” olarak değerlendirilen müfredat değişikliğine itirazlarını sürdüreceği kaydedildi. CHP yetkilileri, iktidarın, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” olarak duyurduğu yeni müfredatı, “Laik Cumhuriyet ve Eğitim sistemine karşı darbe” olarak değerlendirdi.

CHP kaynakları, CHP Lideri Özgür Özel ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli arasındaki görüşmenin, “CHP’nin siyasette yeniden diyalog zemini oluşturma misyonu” kapsamında gerçekleştirileceğini söyledi. Türkiye’deki kutuplaşmanın giderek arttığını kaydeden kurmaylar, “Ülke çok gerildi. Toplumun, beraberliği görmeye ihtiyacı var. CHP’de bu anlamda bir görev misyon edindi kendine” ifadesini kullandı.

CHP yönetimin, tüm siyasi partiler ile diyalog yolunu açık tutacağı, bu kapsamda yeni ziyaretlerin gerçekleştireceği belirtildi. CHP’nin TBMM’de grubu bulunan muhalefet partileri ile daha fazla diyalog kuracağı kaydedildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, CHP Genel Merkezi’ne gerçekleştireceği ziyarete yönelik de bilgi veren CHP kurmayları, “Sayın Erdoğan, ‘En kısa sürede’ dedi. Zamanı henüz belli değil ancak bu hafta bir ziyaret gerçekleşmesini beklemiyoruz” dedi.

Edinilen bilgiye göre CHP Genel Başkanı Özel, 9 ve 10 mayıs tarihlerinde Afyon ve Eskişehir’de olacak. Özel, 31 Mart’ta kazanılan Afyon ve Eskişehir belediyelerine bir ziyaret gerçekleştirecek.

Paylaşın

Özel’den Erdoğan’ın “Siyasette Yumuşama” Mesajına Çarpıcı Yanıt

Erdoğan’ın “siyasette yumuşama” mesajına yanıt veren Özel, “En çok ben istiyorum normalleşelim, en çok ben istiyorum yumuşayalım. Benim görevim anayasal kayıpları teker teker geri almak” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Taksim, Anayasa Mahkemesi kararına rağmen yasaksa, ODTÜ Stadyumu yasaksa bundan sonra kimse normalleşip de sonu anayasaya varır mı diye düşünmesin. Bugün Anayasa çağrısı yapan ve yeni anayasa isteyen herkese diyoruz ki mevcut anayasaya harfiyen uymadan Türkiye’de anayasaya aykırı yapılan işleri yapmaya devam ederek, anayasa da olmaz, yumuşama tartışmaları sonuç da vermez.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, 6 Mayıs 1972 tarihinde idam edilen “68 Kuşağı” önderlerinden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın ölüm yıl dönümlerinde Karşıyaka Mezarlığı’ndaki anmaya katıldı. Gezmiş, Aslan ve İnan’ın mezarlarına karanfil bırakan Özel, burada yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:

“Şimdi birileri Türkiye’de bir başka tartışma başlatmak istiyor ve yumuşama söylemlerinden bahsediyor. Bu işin sonu anayasaya varsın istiyor. Buradan sesleniyoruz. ODTÜ öğrencileri, 25 yaşındaki günahsız çocukların yazdıkları yazının olduğu stadyumda geleneksel tören yapmak isteyince onun karşısına polis, jandarma çıkaranlar neyin yumuşamasından bahsediyorlar? Hadi görelim. Yarın yumuşayalım. Deniz’in, Yusuf’un, Hüseyin’in hatırasına saygı, ODTÜ’deki kardeşlerimize saygı gösterin. İzni verin. Bir görelim nasıl oluyor bu yumuşama.

Taksim yasak, yumuşayalım. Devrim Stadı yasak, normalleşelim. En çok ben istiyorum normalleşelim. En çok ben istiyorum yumuşayalım. Benim görevim anayasal kayıpları teker teker geri almak. Taksim Anayasa Mahkemesi kararına karşı yasaksa, Anayasa Mahkemesi herkes çıkabilir demişken yasaksa, ODTÜ Stadyumu yasaksa bundan sonra kimse normalleşip de sonu Anayasa’ya varır mı diye düşünmesin.

Anayasa Mahkemesi kararına rağmen arkadaşlarımız Gezi’den içeride yatıyorlarsa ve kimse normalleşmeden bahsetmesin. Ama şunu söyleyelim. Denizleri asanlar, mahkeme kararına anayasal düzeni ortadan kaldırmaya çalışmak yazdılar. Kardeşlerimizi, evlatlarımızı bu bahaneyle astılar. Oysa Deniz anayasal düzeni, anayasayı savunuyordu. Anayasanın özgürlüklerini savunuyordu. Anayasaya sahip çıkmayı savunuyordu. Karşısındakiler yasakladılar. Karşısındakiler onları illegal bir çizgiye itmek için her şeyi denediler.

Bugün anayasa çağrısı yapan ve yeni bir anayasa isteyen herkese diyoruz ki mevcut anayasaya harfiyen uymayan, Türkiye’de anayasaya aykırı yapılan işleri yapmaya devam ederek, kayyum da atasan anayasaya aykırıdır. Öbür taraftan gidip serbestçe anayasal gösteri hakkını kullanmak isteyen işçiye, ODTÜ’lü öğrenciye izin vermeyince de anayasayı siz çiğniyorsunuz. Harfiyen anayasaya uyulmadan, anayasa da olmaz. Yumuşama tartışmaları sonuç da vermez.

Bizim yüreğimiz yanıyor. Burada Filistin atkısı var. Deniz Gezmiş’in davası aynı zamanda Filistin davasıdır. Deniz Gezmiş Filistin’de El Fetih Kamplarında İsrail zulmü ve işgaline karşı direnmiştir. Şimdi bir emaneti sizlerle paylaşmak isterim. Deniz’in Filistin’de, El Fetih Kampındaki en yakın arkadaşı İsa. Deniz Gezmiş’e Filistin şiiri okur. Kitap Arapça’dır. Deniz Gezmiş bir yandan Arapça sökmeye, bir yandan şiiri ezberlemeye çalışırken bu kitabın Türkçeye çevrilmesi lazım der. Bu kitap Türkçeye çevrilir. Ama o kitap Deniz Gezmiş’in eline hiç ulaşamaz. 1976’da İsa Türkiye’ye gelir. O kitabın Türkçe basımını alır. Deniz Gezmiş’in mezarını ziyaret eder. Bu kitapla birlikte Filistin’e döner. İki sene önce ölürken evladına bu kitabı verir.

Deniz Gezmiş’in izinden geçen birine verin bunu Türkiye’de der. İsa’nın oğlu bu kitabı Türkiye’deki Filistinli öğrencilerin dernek başkanı eliyle geçen hafta bana ulaştırdı. Filistin ile dayanışan sözlerimiz, bizim mücadelemiz, Yaser Arafat ile Bülent Ecevit’in mücadelesidir. Bizim mücadelemiz Deniz Gezmiş’in mücadelesidir. Denizlerin, İsaların mücadelesidir dediğim gün oğlu bu kitabı bana yollamaya karar vermiş. Bu kitabı alıp kişisel kütüphaneme koymayacağım. Bu kitabı CHP’nin müzesine koyacağız. Devir teslimlerde CHP Genel Başkanları bu kitabı bir sonraki genel başkana verecekler. Ben benden sonraki genel başkana vermek üzere CHP’nin müzesine bu kitabı koyup, devir teslimde böyle bir kitabın varlığını benden sonraki Sayın Genel Başkana arz edeceğim.

Çünkü Deniz Gezmiş’in yolundan giden tek başına Özgür Özel değildir. Bütün CHP’liler, Deniz Gezmiş’tir, Deniz Gezmiş’in yolundan yürümektedirler. Hepinize buraya geldiğiniz için teşekkür ediyorum. Hatıraları önünde saygı ile eğiliyorum. Bora ağabeyinin şahsında Deniz Gezmiş’in kan bağı olan bütün akrabalarına baş sağlığı diliyorum. Hüseyin İnan, Yusuf Aslan’ın ailelerine bir kez daha başsağlığı diliyorum. Şunu buradan bir kez daha ifade ediyoruz ki hepimiz Deniz’iz, Yusuf’uz, Hüseyin’iz. Onların mücadelesi durmadı. Sönmedi. Mücadele sürüyor. Mücadeleyi sürdürüyoruz.”

“Dikkatle takip edeceğiz”

Özel, anma sonrası gazetecilerin sorularını yanıtladı. Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmeye ilişkin olarak şunları söyledi: “İki genel başkan bir görüşme yaptıktan sonra ya ortak açıklama yapılır ya da herkes görüşmeyle ilgili kendine ait kısımlar hakkında bilgi verebilir. Diğeri son derece müzakere tekniğine aykırı bir iştir. Ben şöyle dedim, bana böyle dediler dediğinizde görüşmenin belli seyrini, bundan sonra olabilecek olumlu görüşmeleri engellemiş olursunuz.

Ben gazetecilik merakına sonuna kadar saygılıyım ancak konunun, sorunun cevabına bu kısmı için, bu cevap için muhatap ben değilim. Benin söylemem doğru olmaz. Ben sadece kendimin ne yaptığını söyleyebilirim” dedi. Detaylı bir dosya hazırladıklarını vurgulayan Özel, “O dosyayı Cumhurbaşkanı ile yaptığımız görüşmede gündemimize aldık. Üzerinde konuştuk. Ben bu konuda önümüzdeki günlerde olumlu gelişmeler olacağını ümit ediyorum. Bu ümidimi koruyorum. O zaman da söylemiştim. Dikkatle takip edeceğiz. Belki Sayın Erdoğan bu konuda bir açıklama yaparsa, ondan sonra o günle ilgili diğer detaylar aleniyet kazanabilir ama benim aksini yapmam müzakere tekniğine uygun davranış olmaz.

Öncelikle bunu söylemek isterim. Ama herkesin içi rahat olsun. Gezi davasında da 28 Şubat davasında da yaşanan hukuksuzluklar, bu toplumdaki tüm beklentiler, yani önceden bir gündem hazırladığımızı söylemiştim. O gündem içindeki herhangi bir madde konuşulmadan o toplantıdan ayrılınmadı. O gün de söylemiştim. Daha önce söylediğimiz her şey, daha fazlası toplantıda konuşuldu. Büyük bir nezaketle karşılıklı müzakere edildi, görüş alışverişi yapıldı. Bizim tarafımızdan belli talepler net şekilde dillendirildi. Ben bu marj içinde kalmak durumundayım.”

Özel, Erdoğan’ın Cumhuriyet Halk Partisi’ni ziyaretine ilişkin soruya ise şu şekilde yanıt verdi: “Bize henüz böyle bir başvuru yapılmadı. Böyle bir talepte bulunulacağını biliyoruz. Netleşen bir tarih olduğunda açıklanır” yanıtını verdi. Özel, Erdoğan görüşmesinin ardından “CHP’nin içi karıştırılmaya çalışılıyor” yorumlarına ilişkin soruya, “Bu tip yorumları duyuyorum.

Bunlar eski zamanlarda, 47 yıl seçim kazanamamanın verdiği özgüvensizliği atamamış bazı arkadaşlarımızın değerlendirmeleri. Türkiye’nin birinci partisini, yüzde 38 oy almış bir partiyi, gelecek seçimlerde Türkiye’nin iktidar partisi olmak için can ve başla çalışan, buna yürekten inanmış kadroların partisini kim karıştırmak isteyebilir? Kim komplo teorileri ile bizleri meşgul etmek isteyebilir? Bunlar özgüvensiz dönemden kalan meseleler. Kendimize güvenimiz tam. Kayıt dışı siyasete karşıyız.

Her şeyi gözlerinizin önünde yapıyoruz, açıklıyoruz, çalışıyoruz, gayret ediyoruz. Hiç kimse korkmasın. Bu CHP’yi tankı, topu, tüfeğiyle darbeciler karıştıramadı. Biz her seferinde bazen düştük, hep beraber düştüğümüz yerden kalktık. Şimdi yerdeyken kalkacağına inanan bir parti. Tarihinin en önemli çıkışlarından birinde böyle özgüvensiz sorularla, özgüvensiz tartışmalarla kimse kimseyi meşgul etmesin. İşimiz var daha iktidar olacağız.”

“Deniz Gezmiş’in yolu bütün CHP’lilerin yoludur”

Özel, ayrıca Filistin ziyaretine ilişkin soruya şu yanıtı verdi: “Atkı Deniz Gezmiş’in Filistin davasındaki duruşunu hatırlatmak üzere taktığımız ve o duruşu devam ettirdiğimize yöneliktir. Biraz önce Deniz Gezmiş’in arkadaşları, Filistin’deki arkadaşı İsa’nın Deniz Gezmiş’in istediği Filistin şiiri kitabının Türkçeye çevrilmesinden sonra, o kitabı alıp Deniz Gezmiş’in vefatından sonra hayatının sonuna kadar saklamış. Ölüm döşeğindeyken 2 sene önce oğluna emanet etmiş.

Türkiye’de Deniz Gezmiş’in yolundan giden birini bul, bu kitabı ver diye. Geçen hafta bana Filistinli öğrencilerin başkanı geldi. İsa’nın oğlu bu kitabı size vermemi istedi dedi açıklamamdan dolayı. Biz o kitabı aldık ve benden sonraki CHP’nin Genel Başkanına teslim etmek üzere, partimizde ve hatta müzemizde yıpranmaması, kaybolmaması için müzemizin kaydına alacağız. Müzemizde sergileyeceğiz. Benden sonraki Genel Başkana devir teslim sırasında arz edeceğim. Çünkü Deniz Gezmiş’in yolu bütün CHP’lilerin yoludur.”

Özel, Ankara’da öldürülen eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş suikastına ilişkin olarak, “Sinan Ateş iddianamesi ile ilgili kapsamlı bir çalışma ve kapsamlı bir açıklama yapacağız. Ancak iddianame hem aileyi son derece rahatsız etmiştir. Hem Türkiye’deki gerçekten adalet isteyen herkesi rahatsız etmiştir. İddianameyi hazırlayan savcının görevi şudur. Delilleri toplamak. Şahitleri dinlemek.

Soruşturmayı genişletmek ve en geniş şekilde yargılanma safhası gelmeden önce iddianameyi hazırlamak. Kamuoyunun kapsamı savcıdan geniş arkadaşlar. Sizler savcıdan daha çok şey biliyorsunuz. İddianamenin özelliği şudur, iddianameyi okuduğunuzda haber yaparsınız. İddianame ile ilgili yapılan haberler, iddianamede bir şey olmadığına yönelik. Normalde ne beklersiniz, iddianame ile birlikte gizli yürütülen önemli bir soruşturmada yeni bilgiler öğrenmek istersiniz. İddianamede yeni bilgiler yok.

Sizlerin her birisi burada takip eden değerli basın emekçilerinden bir tanesi eline kalemi alsa daha güçlü bir iddianame yazar. Bunu kabul etmemiz mümkün değil. Bu arada Sayın Ayşe Ateş. Sinan Ateş’in eşi bizden bir randevu talebi olmuştu. Kendisiyle bugün görüşeceğiz. Ondan sonra da kendisinin tabi bu konuyla ilgili topluma mal olan tepkisini hep birlikte biz de sizlerden takip ettik. Onun dışında kendisiyle de görüştükten sonra daha fazla ve net bir şeyler söyleme imkanı buluruz” dedi.

Paylaşın

İYİ Parti’nin Yeni Grup Başkanvekilleri Belli Oldu: Buğra Kavuncu Ve Turhan Çömez

Kurultay’da genel başkanlığa Müsavat Dervişoğlu’nun seçildiği İYİ Parti’de yeni grup başkanvekilleri oy birliği ile Mehmet Satuk Buğra Kavuncu ve Turhan Çömez oldu.

Haber Merkezi / İYİ Parti’nin yeni genel başkanı Müsavat Dervişoğlu, başkanlık divanından sonra bu kez grup başkanvekillerini belirledi. İYİ Parti Milletvekili Hakan Şeref Olgun, İYİ Parti TBMM Grup Yönetimi için seçim yapıldığını bildirdi.

Olgun, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu başkanlığında yapılan toplantıda, Turhan Çömez ve Mehmet Satuk Buğra Kavuncu’nun oy birliğiyle İYİ Parti TBMM Grup Başkanvekilliklerine seçildiğini kaydetti.

Mehmet Satuk Buğra Kavuncu kimdir?

1973 yılında Ankara’da dünyaya gelen Kavuncu, Edmenton İlkokulunda başladığı eğitim hayatına Ankara Çizmeci İlkokulu ve Ankara Atatürk Lisesini tamamlayarak devam etti. Buğra Kavuncu, 1997 yılında Ankara Üniversitesi Tarım Ekonomisi Bölümünden mezun olurken, profesyonel kariyerine büyük potansiyel gördüğü Kazakistan Almatı’da yapı kimyasalları alanında başladı.

Satış, pazarlama ve yatırım konularında kazandığı bilgi ve deneyimi sayesinde kısa süre içerisinde başarıya ulaşan Buğra Kavuncu, 1997 yılında USTA LLP’yi kuran isim, yapı kimyasallarına yaptığı yatırımlarla şirketinin Orta Asya’daki büyümesinde önemli bir rol oynadı.

2008 yılında şirketini başarılı bir şekilde sattıktan sonra, kurumsal dünyada BASF Yapı Kimyasalları Central Asia LLP’nin Genel Müdürü ve ardından 2010 yılına kadar BASF Orta Asya’nın Genel Müdürü olarak önemli görevler üstlenen Kavuncu, Orta Asya’da bulunduğu süre boyunca Rusça, İngilizce ve Kazakça dillerinde akıcı hâle geldi.

Buğra Kavuncu, 2010 yılında BASF Yapı Kimyasalları’nda BDT Ülkeleri Pazar Direktörü olarak İsviçre’ye, 2012-2016 yılları arasında ise BDT Ülkeleri & Türkiye Pazar Direktörü olarak Türkiye’ye yerleşen isim, Ocak 2016’dan 30 Mart 2018’e kadar BASF Türk Kimya’da CEO ünvanıyla yürüttüğü kariyerine devam etti. Kavuncu, buradaki kurumsal kariyerinin ardından 5 Nisan 2018 tarihinde İYİ Parti’deki siyasi hayatına başladı.

2018 yılında İyi Parti Genel Kurulu Üyeliğine seçilen Buğra Kavuncu, İstanbul İl Başkanlığı ve Parti Sözcüsü görevlerini üstlendi. 2022’de İyi Parti’deki İstanbul İl Başkanlığı görevinden ayrılan isim, 2023’te Seçim Kampanyasından Sorumlu Genel Başkan Başdanışmanı olarak göreve getirildi. Kavuncu, 31 Mart 2024 Türkiye Yerel Seçimlerinde İYİ Parti İstanbul Belediye Başkan adayı oldu.

Turhan Çömez kimdir?

1965 yılında Balıkesir’in Bandırma İlçesi’nde dünyaya gelen Turhan Çömez, Bandırma İmam Hatip Lisesi’ni 1983 yılında, İstanbul Tıp Fakültesi’ni 1989 yılında bitirdi. Erzurum ve Bandırma’da pratisyen hekimlik yapan Turhan Çömez, İstanbul Vakıf Gureba Hastanesinde Genel Cerrahi Uzmanı oldu.

Aynı hastanede uzman hekim ve başhekim yardımcısı olarak çalışan Turhan Çömez, vatani görevini Elazığ Askeri Hastanesi’nde tamamladı. 3 Kasım 2002 seçimlerinde Balıkesir Milletvekili seçilen Turhan Çömez, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Üyeliği yaptı.

Siyasete atıldıktan sonra bazı gazete ve dergilerde makaleler yazan Turhan Çömez, sivil toplum örgütleri ve üniversitelerde aydınlanma konferansları verdi. Yurt içi ve yurt dışı siyasi deneyimlerini bir kitap halinde yayınladı. Çömez, savaş ve deprem bölgelerinde sivil toplum örgütleri ile yaptığı yardım faaliyetleri nedeni ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tarafından Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildi.

22 Temmuz 2007 genel seçimlerinde aday olmayarak siyasete ara veren Turhan Çömez, 2008 yılında dil öğrenmek için İngiltere’ye gitti. Turhan Çömez, ardından açılan Ergenekon Kumpas Davası’nda ömür boyu ağır hapis ve ek olarak 15 yıl ağır hapis istemi ile yargılandı. Çömez, 12 yıl sürgünde yaşadı.

İngiltere’de tüm sınavları başarı ile geçerek yeniden hekimlik diploması alan Çömez, Basildon Üniversite Hastanesi’nde Genel Cerrahi Uzmanı olarak çalıştı. Londra’nın ilk özel Türk Sağlık Merkezi’ni kuran Turhan Çömez, bu ülkede yaptığı başarılı çalışmalar nedeni ile Birleşik Krallık Lordlar Kamarası’nda özel ödüle layık görüldü.

Ergenekon Kumpas Davasının beraatle sonuçlanmasının ardından, Türkiye’ye geldi ve siyasi yolculuğuna yeniden başlayan Turhan Çömez, İYİ Parti’de, Genel Başkan Sayın Meral Akşener’in Başdanışmanı olarak göreve başladı. Çömez, 14 Mayıs 2023 Genel Seçimlerinde Balıkesir Milletvekili olarak seçildi. Turhan Çömez, T.B.M.M. Uluslararası Komisyonu’nda NATO Parlamenter Asamblesi (NATO PA) Üyesi oldu.

Turhan Çömez, 31 Mart 2024 Yerel Yönetim Seçimleri’nde Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkan adayı oldu.

Paylaşın