Mehmet Şimşek: Verimlilik Ekonomisi Peşindeyiz

Türkiye’nin ATM Merkezi – TAM projesinin lansmanında konuşan Mehmet Şimşek, “Biz yatırımı, istihdamı, üretimi ve özellikle de ihracatı önceliklendireceğiz. Verimlilik ekonomisi peşindeyiz” dedi ve ekledi:

“Tasarruf yaptığınız ölçüde yatırım yapabiliyorsunuz ya da dışarıdan borçlanıyorsunuz. Biz isteriz ki tasarrufları yatırımları artıralım, doğru alanlara bunları kanalize edelim. Cari açık 60 milyar dolardan 30’un altına düşmesi muhtemelse bu programın çok iyi çalıştığını gösteriyor. Finansmana erişimde şu anda sorun yok. Türk bankaları ve şirketleri küresel finansmana erişimde giderek çok daha iyi bir noktaya geldi.”

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, İstanbul’da Türkiye’nin ATM Merkezi-TAM projesinin lansmanında konuştu. Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Bakan Şimşek, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

İç talep halen güçlü seyrediyor. Programımız dezenflasyona geçiş dönemini öngörüyor. İç talep bir miktar yumuşayacak, net ihracatın katkısı politikalar ve ana ticaret ortaklarımızdaki toparlanmayla birlikte iyileşecek. Ana pazarımız AB, Orta Doğu, Kuzey Afrika gibi bölgeler. Amaç enflasyonu tek haneye indirmek. Kur sübvansiyonu, faiz sübvansiyonuyla bir yere varamayız. Geçmişte arzuladığımız sonuçları alamadık.

Tüm sektörlerin durumunu hassasiyetle takip edip elimizden gelen desteği sağlayacağız. Tüm sektörler bizim için çok değerlidir. Kamu bankaları örnek oluyor. ATM ortak havuzu kuruyorlar, böylece verimliliği artırıyorlar. Tüm sektörlerde bu anlayışla hareket etmek lazım. Verimliliği artıracağız, yenilikçilik peşinde koşacağız. Dünyada pazar payı kapmanın başka yolu yok. Bizim büyümemiz kompozisyondaki iyileşme çok net şekilde çalışıyor. Bu sürdürülebilir büyümeye yönelik önemli bir çıkıştır.

Cari açık geçen sene Mayıs ayı itibarıyla yıllık cari açık 60 milyar doların üzerindeydi. 32 milyar doların altına düştük, Şubat ayı itibarıyla. 30 milyar doların altına cari açık düşmüştür. Cari açığı milli gelirin yüzde 2,5 altına çekmeyi hedefliyoruz. Eğer Türkiye’de cari açık milli gelire oranla yüzde 2’nin altına düşerse Türkiye’nin dış borcunun milli gelire göre oranı düşüyor. Cari açığın kalıcı şekilde yüzde 2.5’in altına düşürülmesi için yeşil, dijital dönüşüm, yeni sanayi politikası uygulamaya koyuyoruz.

Bunun birçok bileşeni var. STB’nin çok güzel girişimleri var. Sanayiyi sadece piyasalara bırakamayız. Sanayide dönüşümü kamunun rehberliğinde biraz iteklemesiyle hızlandıracağız. Dolayısıyla cari açıkta kalıcı olarak yüzde 2,5’i hatta yüzde 2’nin altını bekliyoruz. Altına yönelik kota uygulamasına gittik, çıkar çevreleri memnun değil, kusura bakmasınlar. Ülkede olmayan metali ithal edeceksiniz, bir köşede atıl olarak duracak.

Vatandaşın tercihine saygılıyım. Ülkemizin menfaatine kaynaklarımızı yatırıma, üretime, istihdama ve nihai olarak ihracata dönüştüreceğiz. Bu Cumhurbaşkanımızın vizyonu. Bunun için ne gerekiyorsa yapacağız. Bankaların fiyatlamasına karışmak istemiyoruz. Kamunun kaynakları kıttır, tercih yapmak zorundasınız.

Bankalara söyledim. Biz yatırımı, istihdamı, üretimi ve özellikle de ihracatı önceliklendireceğiz. Verimlilik ekonomisi peşindeyiz. Tasarruf yaptığınız ölçüde yatırım yapabiliyorsunuz ya da dışarıdan borçlanıyorsunuz. Biz isteriz ki tasarrufları yatırımları artıralım, doğru alanlara bunları kanalize edelim. Cari açık 60 milyar dolardan 30’un altına düşmesi muhtemelse bu programın çok iyi çalıştığını gösteriyor. Finansmana erişimde şu anda sorun yok. Türk bankaları ve şirketleri küresel finansmana erişimde giderek çok daha iyi bir noktaya geldi.

Geçen senenin ilk 5 ayında bankaların dış borç çevirme oranı yüzde 96’ydı. Bankalar 100 dolar borç ödüyordu, 96 dolar bulabiliyordu. Bugün 100 dolar borç ödediğinde 148 dolar bulabiliyor. Finansmana erişim artmıştır. Uluslararası bankalarda Türkiye’nin konumu çok güçlüdür, bölgemizde bir numarayız, dünyada da ilk üçteyiz. Kredi derecelendirme kuruluşları da bu gelişmeleri fark ettiler, gecikmeli de olsa, notumuzu artırıyorlar, hepsinin görünümü pozitif. Bu program devam etsin, biz notu artıracağız demek.

Türkiye’nin risk primi bugün 300 baz puanın altında. 2020 yılının başından bu yana en düşük düzey. Dışarıdan kaynak bulduğunuzda benzer vadedeki ABD hazine kağıtlarının maliyeti üzerine genelde bunu koyarlar. Finansman maliyetimiz azalıyor. Vatandaş enflasyon yüksek diyebilir. Mayıs ayı enflasyonu son 12 ayın enflasyonudur. Nisan ayı enflasyonu son 12 ayda gerçekleşen enflasyondur.

Ülkemizde çok büyük bir deprem felaketi yaşandı. Bunun sektörel olarak fiyat baskısı var, bütçe açığı üzerinden fiyat baskısı var. Tedbir almasaydık yüzde 10’a doğru gidiyordu. Tedbirlerin bir kısmı enflasyonist. Ne yaptık, bazı vergileri artırdık, KDV’yi artırdık, bu sene artıracak mıyız, hayır. Bu Temmuz Ağustos’ta sistemden çıkınca enflasyon aşağı gelecek. Bu işi yapanlar az biraz okumuşlar bilirler ki, para politikası etkileri gecikmeyle etkili olur.

Pazartesi günü tasarruf verimlilik paketini açıklayacağız. Buna benzer yoğun şekilde yaptığımız çalışmalar var. Çalışmalarımızı aralıksız devam ettireceğiz. Program çalışıyor ve çalışmaya devam edecek.

Enflasyonla ilgili dün Merkez Bankası geniş değerlendirmelerde bulundu, çok iyi iş çıkarıyorlar, ekip çok güçlü. Piyasada bu işi bilenlerin beklentisi önümüzdeki 12 ayda enflasyonun yüzde 35 civarına ineceği. Bu bizim öngörülerimizin üzerinde. Enflasyon düştükçe aşağı yönlü ivme kazandıkça hedef ve öngörüler arasındaki makasın kapanacağını düşünüyoruz. Türkiye’yi fiyat istikrarına kavuşturacağız. En büyük önceliğimiz vatandaşın bu hayat pahalılığı baskısını azaltmaktır. Enflasyonu tek haneye düşürmek için ne gerekiyorsa yapacağız.

Gelir, kurumlar, KDV’yle oynamayacağız dedik. Belli çevreler hala bu konuda spekülasyon üretmeye devam ediyorlar. Seçim arefesinde vatandaşı bu çevreler yanlış yönlendirdiler. Finansman o kadar bol ki, almak zorunda kalıyoruz. Buraya güven var. Uluslararası normlara dayalı politika seti var. İhracatçımızın yanındayız ve onlarla birlikte sorunları çözeceğiz, verimliliği artıracağız. Yapısal dönüşüm zaman alıyor, sürekli iyileştirme gerekiyor. Öğlenden sonra yatırım programının iyileştirmeye yönelik toplantıya gideceğiz.

İlk defa büyük bir belirsizlikle karşı karşıyayız, yapay zeka. Yapay zeka önemli bir önümüzdeki dönemde gündem maddesi olacak. Sürekli insanımıza yatırım yapmamız lazım. Büyük devletler 3 kolon üzerinde yükselirler. Beşeri sermaye, altyapı, teknolojidir. Bu üç alanda başarıyı yakalayan ülkeler sürekli yükselmiştir. Onlarda rekabet sorunu olmaz, verimlilik sorunu olmaz, refah artışı kalıcıdır.”

Paylaşın

Özel, Mehmet Şimşek’e Seslendi: Biraz da Zenginlerle Uğraş, Yoksulun Peşini Bırak

CHP Lideri Özgür Özel, Mehmet Şimşek’i eleştirerek, “Buradan herkese sesleniyorum, hayat pahalılığıyla mücadele emeklinin, emekçinin, yoksulun sırtından yapılamaz. Bugün Türkiye’de bir IMF programı uygulanmaktadır, örtülü bir IMF programı uygulanmaktadır” dedi ve ekledi:

“IMF hayalet gibi üzerimizde dolaşmaktadır. IMF, ‘Memura zam yapma’ diyecek yapmıyor. ‘Emekliye zam yapma’ diyecek, yapmıyor. IMF ile anlaşsan ‘İstihdam yaratma, işe alma’ diyecek ama adına bir tek IMF demiyor. Bu hayalet, bu Gulyabani, hep emeklinin penceresinde, hep emekçinin, yoksulların kapısına dayanıyor. Mehmet Şimşek’e sesleniyorum; Gulyabani’ni al biraz da zenginlerin kapısına git. Biraz da zenginlerle uğraş, yoksulun peşini bırak.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, seçimi yeniden kazanan belediyeleri ziyaret etmek için Eskişehir’e geldi. Partisinin il başkanlığında Özel’i, CHP Eskişehir İl Başkanı Talat Yalaz’ın yanı sıra eski milletvekilleri ile partililer karşıladı.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Seçimleri tek başına CHP’nin kazanmadığını belirterek, ‘Türkiye İttifakı’ söylemini sürdüren Özel, partiye üye olmak isteyenlere yetişemediklerini söyledi. Her 45 dakikada 50 kadar üye yapıldığını ifade eden Özgür Özel, “Türkiye ittifakı kazandı ve Türkiye ittifakı büyük bir moralle güçlenmeye devam ediyor. CHP’nin üye kampanyasında, üye kayıt formu yetiştiremiyoruz. Kuyrukta gençler oluyor. 45 dakikada 50’ye yakın kayıt yapılan standımız oluyor. Ankara genç üye kayıtlarını yetiştiremiyor. Ailemiz büyüyor, baba evi büyüyor” diye konuştu.

Eskişehir’in bir önceki dönem belediye başkanı Yılmaz Büyükerşen’in tüm CHP’li belediyeler için kurulan Eğitim ve Eşgüdüm Denetim Komisyonu’nun başkanı olduğunu ve komisyonun hızla çalışmalarına devam ettiğini kaydeden Özel, “Önümüzdeki günlerde hizmetlerin tüm belediyelerde ortaklaştığını, belli hizmetlerin tek tipleştiğini, CHP belediyeciliğinin kanıtlandığını ve artık bütün Türkiye’de görülen bu iyi uygulamaların ileride genel iktidar içinde CHP’ye olan ilgiyi, alakayı, güveni artıracağını hep birlikte göreceğiz. İsrafa son verip, hizmeti getirmeye devam edeceğiz.

Anadolu’nun çeşitli yerlerinde Kırıkkale’de, Kastamonu’da Eskişehirler yaratacağız. Türkiye’nin dört bir yanında CHP belediyeciliğini mutlaka özdenetimi kuvvetli, israfı olmayan, yolsuzluk olmayan bir şekilde halkın gözleri önünde şeffaf bir şekilde yönetecek, denetleyecek, denetlettirecek ve Türkiye Cumhuriyeti’nin de gerek işlevsizleştirilen Sayıştay’ın yeniden güçlendirileceği, gerek CHP iktidarında başkanlığını ana muhalefet partisinin yapacağı kesin hesap denetim komisyonunu kurulacağı ve bu memlekette artık rüşvetin, adam kayırmanın, ortadan kaldırılacağı yarınları müjdeleyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Özgür Özel, atanamayan öğretmenler ve emeklilerin seslerini duyurabilmek için Ankara ve İstanbul’da iki miting düzenleyeceklerini belirterek, şunları söyledi: “Bu süreçte muhataplarımızla bir yandan sizlerin haklarını, işçinin ve emekçinin haklarını, kiracıların haklarını, atanmayan öğretmenin haklarını staj mağdurlarının haklarını, astsubayın, uzman çavuşun talep ve haklarını konuşurken bir yandan da büyük bir mücadeleyle sokaktan korkmadan, meydandan kaçmadan halkın sesini en yukarıdan duyuracağız.

CHP geçen günlerde atanmayan öğretmenlerle ilgili mülakatın kaldırılma sözünün verildiği öğretmenlerle ilgili, onların talebine uygun olarak 68 bin mülakatsız atama talebinin kampanya boyunca arkasında durduk. Kürsümüzü, bu taleplere açtık. Ancak geçtiğimiz pazartesi günü Sayın Erdoğan, kendi açıklamaya varamadı, ertesi gün Milli Eğitim Bakanı’na bıraktı. Bakan salı günü, sadece 20 bin atama dediğinde gençlerimizin umutları kırıldı. Ardından biz ‘Hani mülakat yapmayacaktınız? Hani 14 Mayıs’ta, 28 Mayıs’ta Sayın Erdoğan ‘mülakatı kaldırıyoruz’ diye söz vermişti, hani seçim bildirgesine yazmıştınız.

Gençlerin kendilerinden ailelerinden böyle oy istemiş, böyle oy toplamıştınız’ dediğimizde, ‘Mülakat gibi mülakat yapacağız’ dediler. Elbette kabul etmedik. Bugün duyuyoruz ki ‘Efendim 45 dakika sürecek, kamera da koyacağız, bunu da yapacağız’ diyerek partizanlığı, adam kayırmayı, yüksek not alanı ailesi muhalif, diye geride bırakıp, düşük not alanı birilerinin yakını, diye AK Parti’den diye ileri alan bir sistemi devam ettirecekleri anlaşılıyor.

İşte biz bu şartlar altında, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’ndan bir gün önce genç hocalarımız, öğretmenlerimizle atanamayan değil, ne kusuru varmış da atanamıyormuş veya senin nasıl bir mesuliyetin var bu işte? Atayamıyormuşsun. Atanmayan öğretmenlerle, mülakat mağdurlarıyla çağdaş, bilimsel, laik eğitime karşı yürütülen müfredat çalışmasına da isyan eden herkes ile birlikte 18 Mayıs’ta İstanbul Saraçhane’de onların sesine ses, mücadelelerine omuz vereceğiz. Onların sesini duyuracağız, müzakere de edeceğiz ama bu güzelim gençler için mücadelenin de en büyüğünü vereceğiz.

Artan enflasyon asgari ücreti kemiriyor. Biz temmuz ayında enflasyon güncellemesi beklerken, hatta yılda 4 kez olsun derken, asgari ücrete enflasyon zammı yapmamaya, emeklileri süründürmeye devam ediyorlar. Bununla da mücadele edeceğiz. Bunun için ilk adım emekliler, sonra da emekçiler geliyor. Emekliler için 26 Mayıs Pazar günü saat 13.00’te Ankara’da bir büyük emekli mitingi düzenliyoruz. Emeklilerin sesini bütün Türkiye’ye duyuracağız.”

“IMF programı uygulanmaktadır”

Özel, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’i eleştirerek, “Buradan herkese sesleniyorum, hayat pahalılığıyla mücadele emeklinin, emekçinin, yoksulun sırtından yapılamaz. Bugün Türkiye’de bir IMF programı uygulanmaktadır, örtülü bir IMF programı uygulanmaktadır. IMF hayalet gibi üzerimizde dolaşmaktadır.

IMF, ‘Memura zam yapma’ diyecek yapmıyor. ‘Emekliye zam yapma’ diyecek, yapmıyor. IMF ile anlaşsan ‘İstihdam yaratma, işe alma’ diyecek ama adına bir tek IMF demiyor. Bu hayalet, bu Gulyabani, hep emeklinin penceresinde, hep emekçinin, yoksulların kapısına dayanıyor. Mehmet Şimşek’e sesleniyorum; Gulyabani’ni al biraz da zenginlerin kapısına git. Biraz da zenginlerle uğraş, yoksulun peşini bırak” diye konuştu.

Paylaşın

Türkiye, 2024 Demokrasi Algısı Endeksi’nde Son Sıralarda

Kopenhag merkezli Demokrasiler İttifakı Vakfı tarafından her yıl yayımlanan Demokrasi Algısı Endeksi’nde Türkiye, bu yıl 53 ülke arasında 47’nci sırada yer aldı. 

Türkiye’yi sırasıyla İran, Endonezya, Macaristan, Yunanistan, Peru ve Venezuela takip etti.

Demokrasi Algısı Endeksi’nin ilk dört sırasında ise Uzakdoğu ülkeleri yer aldı. Ülkesinin demokratik olduğunu düşünenlerin başında Güney Koreliler geldi. Güney Kore’yi sırasıyla Çin, Tayvan ve Vietnam takip etti.

Türkiye dâhil 53 ülkedeki demokrasi algısını ölçen Demokrasi Algısı Endeksi’nin bu yılki sonuçları da kamuoyuyla paylaşıldı. DW Türkçe’nin aktardığına göre; Türkiye bu ankette, “demokrasi açığının” en yüksek olduğu ülkeler arasında yer aldı.

Demokrasi açığı, insanların demokrasiye ne kadar önem verdiği ve ülkelerini ne ölçüde demokratik buldukları arasındaki farkı temsil ediyor.

Türkiye’de ankete katılanlara yöneltilen “Sizin için ülkenizin demokratik olması ne kadar önemli?” ve “Sizce ülkeniz ne kadar demokratik?” sorularına alınan yanıtlar arasındaki fark 44 puan oldu.

Türkiye’den daha yüksek puana sadece dört ülke ulaştı. Listenin son dört sırasında 51 puanla Yunanistan, 50’şer puanla Venezuela ve Macaristan, 48 puanla da Ukrayna yer aldı.

Bu farkın en az olduğu ülkelerse 11’er puan ile İsrail ve İsviçre oldu. Bu ülkeleri 12’şer puanla Hindistan, Tayvan, Norveç, Vietnam, Singapur ve Suudi Arabistan izledi.

Ankete katılanların yüzde 40’ı, ülkelerinde “yeterince demokrasi olmadığını”, yüzde 46’sı “gerektiği kadar” demokratik olduğunu, yüzde 13’üyse “fazla” demokratik olduğunu ifade etti.

Türkiye’de ankete katılan her beş kişiden üçü ülkesinde “yeterince demokrasi olmadığını” belirtti. Türkiye bu oranla 53 ülke arasında 47’nci sırada yer aldı. Türkiye’nin altında kalan ülkeler sırasıyla İran, Endonezya, Macaristan, Yunanistan, Peru ve Venezuela oldu.

Listenin ilk dört sırasında ise Uzakdoğu ülkeleri yer aldı. Ülkesinin demokratik olduğunu düşünenlerin başında Güney Koreliler geldi. Güney Kore’yi sırasıyla Çin, Tayvan ve Vietnam takip etti.

Kopenhag merkezli Demokrasiler İttifakı vakfı tarafından her yıl yayımlanan Demokrasi Algısı Endeksi, kamuoyu araştırma kurumu Latana’nın bu sene 20 Şubat-15 Nisan tarihleri arasında 53 ülkeden yaklaşık 63 bin kişiyle gerçekleştirdiği görüşmeler neticesinde hazırlandı.

Demokrasiler İttifakı, 2017 yılında eski NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen tarafından kuruldu.

Paylaşın

Babacan’dan İktidara Enflasyon Uyarısı: Sadece Merkez Bankası İle Düşmez

Merkez Bankası’nın (TCMB) enflasyon beklentilerini açıkladığı toplantıya değinen DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Enflasyon sadece Merkez Bankası’nın para politikası ile düşmez” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Enflasyonla mücadelenin yükünü sadece Merkez Bankası araçlarına bırakırsanız ülkeyi açlığa yoksulluğa mahkûm edersiniz. Unutmayalım, enflasyon bu iktidarın yanlış uygulamaları sonucunda patladı.”

Babacan açıklamasının devamında, “Bu iktidar hukuksuzluğuyla, adaletsizliğiyle, plan programsızlığıyla, özenle koruyup kolladığı çetelerle her kesimden insanın emeğini zayi ettiği gibi Merkez Bankası’nın emeğini de zayi ediyor. Çok yazık” ifadelerini kullandı.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, sosyal medya hesabından Merkez Bankası’nın (TCMB) enflasyon beklentilerini açıkladığı toplantıya değindi. Babacan şunları söyledi:

“Merkez Bankası en iyimser senaryoda dahi enflasyonun ancak üç sene sonunda tek haneye inebileceğini öngörüyor. İktidarın hukuka uyması, kamu maliyesinin düzgün yönetilmesi, devlet organlarının öngörülebilir olması sağlansaydı, iki senenin sonunda tek haneli kalıcı enflasyon gerçek olurdu. Sürekli vurguluyorum: Enflasyon sadece Merkez Bankası’nın para politikası ile düşmez.

Enflasyonla mücadelenin yükünü sadece Merkez Bankası araçlarına bırakırsanız ülkeyi açlığa yoksulluğa mahkûm edersiniz. Unutmayalım, enflasyon bu iktidarın yanlış uygulamaları sonucunda patladı. Bu iktidar hukuksuzluğuyla, adaletsizliğiyle, plan programsızlığıyla, özenle koruyup kolladığı çetelerle her kesimden insanın emeğini zayi ettiği gibi Merkez Bankası’nın emeğini de zayi ediyor. Çok yazık.”

Merkez Bankası, yıl sonu enflasyon tahminini yükseltti

Merkez Bankası (TCMB), yüzde 36 olan yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 38’e çıkardı. Banka, 2025 ve 2026 enflasyon tahminlerini sırasıyla yüzde 14 ve yüzde 9 seviyesinde sabit bıraktı. Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, “Enflasyonda belirgin ve kalıcı bir bozulma öngörülmesi durumunda ise, para politikası duruşumuzu sıkılaştıracağız” şeklinde konuştu.

Parasal sıkılaştırmanın iç talebe etkilerini çeşitli göstergeler üzerinden yakından takip ettiklerini belirten Karahan, “Enflasyon beklentilerinin tahmin aralığına yakınsaması, dezenflasyon açısından kritik önemdedir. 2024 yılının ikinci yarısında, parasal aktarımın gecikmeli etkisiyle, iç talepte zayıflama olacağını ve bu sayede cari dengedeki iyileşmenin devam edeceğini öngörüyoruz” dedi.

Karahan “Haziran’dan itibaren yaşayacağımız dezenflasyon sürecinde, enflasyonu, belirlediğimiz ara hedeflerle uyumlu olacak şekilde düşürmek için ne gerekiyorsa yapmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Enflasyonun ana eğilimi gerilemekle birlikte, yılın ilk Enflasyon Raporu’nda öngördükleri patikanın üzerinde seyrettiğini kaydeden Karahan, son dönemde hizmetler grubundaki fiyat artışlarının, diğer gruplara kıyasla daha güçlü olduğunu gördüklerini söyledi.

Karahan, “Enflasyon beklentilerinin tahmin aralığına yakınsaması, dezenflasyon açısından kritik önemdedir. Ekonomik birimlerin beklentilerindeki ayrışma ve olası oynaklıklara karşı, parasal aktarımın etkinliğini artırmak amacıyla, makroihtiyati politikaları uygulamaya devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Kamuda Tasarruf Sözde: Toplantı Ve Tanıtım Giderleri Rekor Kırdı

CHP’li Burhanettin Bulut, bu yılın ilk üç ayında toplantı ve organizasyon giderleri ile tanıtma ve ağırlama giderlerinin rekor kırdığını belirterek, Hazine’nin kasasından çıkan paranın 1 milyar 488 milyon 750 bin lira olduğunu söyledi.

Haber Merkezi / Burhanettin Bulut, “Özellikle yerel seçimlerin yapıldığı mart ayından giderler rekor kırdı. Ayın sonunu getiremeyen vatandaşa kemer sıktıran, emekliye sabır telkin eden Saray yönetimi har vurup harman savuruyor” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, bu yılın ilk üç ayında toplantı ve organizasyon giderleri ile tanıtma ve ağırlama giderlerine Hazine’nin kasasından çıkan paraları inceledi. Toplantı ve organizasyon giderleri adı altında yılın ilk üç ayında toplamda 687 milyon 555 bin lira harcandığını kaydeden Bulut, şöyle devam etti:

“Ocak ayında 3 milyon 188 bin, şubat ayında 47 milyon 403 bin olan toplantı ve organizasyon gideri yerel seçimlerin yapıldığı mart ayında uçuşa geçti. Mart ayında toplantı ve organizasyon gideri için harcanan para 636 milyon 964 bin lira oldu. 2023 yılında toplantı ve organizasyon giderleri için Hazine’nin kasasından çıkan para toplamda 1 milyar 61 milyon liraydı.”

Ocak ayında 15 milyon 881 bin, şubat ayında 81 milyon 108 bin lira olan temsil, tanıtma ve ağırlama giderlerinin de mart ayında 704 milyon 206 bin liraya yükseldiğini kaydeden Bulut, yılın ilk üç ayında Hazine’den çıkan paranın 801 milyon 195 bin lira olduğunu bildirdi. Geçtiğimiz yıl boyunca temsil, tanıtma ve ağırlama giderlerine 1 milyar 797 milyon lira harcanmıştı.

Toplantı ve organizasyon giderleri ile tanıtma ve ağırlama gideri için yılın ilk üç ayında Hazine’nin kasasından çıkan paranın 1 milyar 488 milyon 750 bin lira olduğunu söyleyen Bulut, “Özellikle yerel seçimlerin yapıldığı mart ayında söz konusu kalemler rekor kırdı.

Ayın sonunu getiremeyen vatandaşa kemer sıktıran, emekliye sabır telkin eden Saray yönetimi har vurup harman savuruyor. Kamuda tasarruf sözleri sadece kuru hamasetten ibaret. Rakamlar açıkça gösteriyor ki AKP seçimin masraflarını Hazine’nin yani milletin sırtına yüklemiş. Milletin vergileri açılış görünümlü mitinglerde, temel atma törenlerinde, parti toplantılarında çarçur edilmiş” dedi.

Paylaşın

CHP Lideri Özel: Belediyeler Partilerin Kayrıldığı Yerler Olmaktan Çıkacak

Afyonkarahisar Belediyesi’ni ziyaret eden CHP Lideri Özgür Özel, burada yaptığı konuşmada, “Belediyeler partizanlık yapılan yerler olmaktan çıkacak. Partilerin kayrıldığı yerler olmaktan çıkacak” dedi.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Afyonkarahisar Belediyesi’ni ziyaret ederek Başkan Burcu Köksal ile makamında bir araya geldi. Özgür Özel, burada yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Biz 1980 darbesinden sonra siyaset kalesinin başarı kapısını açamıyorduk. Üzerinde 3 koca kilit vardı. Arkadaşlarımızla bu konuyu değerlendirdiğimizde dedim ki anahtarları mutlaka Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu partide bir yere koymuştur. O anahtarları bulalım. Aradık ve bulduk. Birinci anahtar gençlerdi. Cumhuriyeti emanet ettiği gençler. Birinci kilidi o anahtar açtı. İkincisi kadınlardı. En erken seçme ve seçilme hakkı verdiği kadınlar. Üçüncüsü de bilime saygıydı, bilimsel yöntemlerle çalışmaktı. Biz de anketlerle, odak grup çalışmalarıyla, gün oldu yapay zeka uygulamaları dedik ve dalga geçenler oldu.

Seçim akşamı neyin ne olduğunu o günlerdeki emeğimizi, çabamızı görmeyenler gördüler. Biz CHP olarak kazandık ama şımarmadık, asla kibirlenmedik. Şunu buradan çok net söylemek isterim ki CHP olarak asla ve asla kendi başarımızı birilerinin kaybı olarak görmüyoruz. Bütün Afyon kazanmıştır. Afyon’daki bir AKP’li, MHP’li kendini kaybetmiş hissediyorsa biz kusurluyuz demektir. Buyursun gelsin, bu odaya Burcu Başkanın yanına varsın ve derdini, tasasını anlatsın. Buraları partizanlık yapılan yerler olmaktan çıkacak. Partilerin kayrıldığı yerler olmaktan çıkacak.

Biz mümkün olan bütün gayretimizle tüm doğru işleri birlikte yapacağız. Afyon’a iyi hizmet edeceğiz. Afyon’a doğru hizmet edeceğiz. İsraf genelgemiz hazır. Bütün belediyelerimize bu hafta gönderiliyor. Biz israfı bitirip hizmeti getirmeye, borçları bitirip yatırım yapmaya, insanların yüzünü güldürmeye geldik. Sosyal belediyecilik yapmaya geldik.

Yoksulun, işsizin, kimsesizin halinden biz anlayacağız. Başka bir sıkıntımız yok. Evet, işsizlik büyük sorun. Ama belediyeler işsizlik sorunu ortadan kaldırabilecek müesseseler değil. Zaman içinde belediye güçlendikçe, yeni hizmetler oldukça, yeni yerler açıldıkça işsiz kardeşlerimiz de iş bulacaklar. Ama bu süreçte bütün Afyon’dan borçları kapatmamızı, enkazı kaldırmamızı ve onlara hizmeti getirmemizi beklemelerini temenni ediyoruz.

Geçmişte CHP belediyelerinin raporları hep şöyle. Yarısı kadar para ile iki katı iş yapıyorlar. Göreceksiniz yarısı kadar para ile iki katı iş yapacağız. Mazeret üretmeyeceğiz. İş üreteceğiz. Afyon’da oy veren kimseyi pişman etmeyeceğiz. Keşke oy vermeseydim, oy vermeyenleri imrendireceğiz. Sabırsızlandıracağız. Gelsin de bir dahakine Burcu’ya oy vereyim, gelsin de bir dahakine CHP’lilere oy vereyim dedirteceğiz. Bu anlayış ve yaklaşımdayız. O yüzden Afyon’a, Cumhuriyetin bu güzel kentine hayırlı ve uğurlu olsun.

Biz başkanımızın her anlamda arkasında duracağız. Belediyeler Birliğinden Afyon için yapılacak katkılarda arkasında duracağız. Avrupa’dan bu termal kente, sağlık turizmi için çok büyük kaynaklar bulacağız. Avrupa Birliğinin fonlarını harekete geçireceğiz. Bunları seçimden önce söyleyince hikaye gibi gelir. Ama çok güçlü bir yapı kuruyoruz. Yurtdışı fonlarının da araştırılması için. Yurtiçindeki kaynakların yönlendirilmesi için. Afyon bugüne kadar görmediği hizmetleri bundan sonra görecek. Bugüne kadar gördüğü yanlışları da bizde görmeyecek.”

“Eş dost atamalarına son”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Afyonkarahisar Belediyesi ziyareti öncesi Afyonkarahisar CHP İl Başkanlığı’nı ziyaret etti. Özel, binanın önünde kurulan platformdan yurttaşlara seslendi. Özel şunları kaydetti:

“Burcu Köksal’ın geçtiğimiz günlerde artık bundan sonra Afyon’da eş, dost, akrabayı belediyeye doldurmak yok dediği yaklaşımını önemsiyoruz. Destekliyoruz. Sonuna kadar arkasındayız. Şunu ifade etmek isterim ki CHP’li belediyeler bizlerin çocuklarının, torunlarının, uzun yıllardır emeğimiz var, hemen işe girmeli diye bakacağımız yerler değildir. Biz bu belediyeleri çocuğa, toruna, eşe, dosta iş sağlamak ya da ihale verip rant aktarmak için değil biz bu belediyeleri o çocukların geleceğini kurtarmak için kazandık.

Geleceklerini kurtarmak için. İsrafı durdurup, masrafları azaltıp, borçları ödeyip, en iyi hizmeti yapıp, kayırmacılık değil iyi hizmet yaparsak önümüzdeki seçimleri kazanacağız. Burası Atatürk’ün Kurtuluş Savaşında ilk adımı attığı, büyük taarruzu başlattığı, buradan sonra durmadan ilerlediği bir kent. Burcu Başkanımdan da il başkanımdan da bütün yöneticilerden de hepinizden de istediğim şu. Güçlü bir adımı attık. Bu ilk adım önemlidir. Başarana kadar, zafere kadar durmak yok. Hep beraber ilerleyeceğiz.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kazandığı zaferi 100 yıl sonra bir kez daha mutlaka kazanacağız. Bu zafer kesinlikle Afyon’daki, Türkiye’deki siyasi rakiplerimize, AKP’lilere, MHP’lilere karşı değil. Bu zafer biz kazanır da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisini, Cumhuriyetin ikinci yüzyılının ilk seçiminde iktidar yaparsak bu zafer yoksulluğa karşı kazanılacak. Bu zafer işsizliğe, gelecekten kaygıya, korkuya karşı, bu zafer baskılar karşısında ifade özgürlüğünü kullanamayanların yaşadıkları umutsuzluğa karşı kazanılacak.

Cumhuriyetin ilk yüzyılı gibi ekmeği büyüteceğiz. Sanayiyi büyüteceğiz. Gelirleri artıracağız. Ülkemizi çağdaş medeniyetlere doğru, büyütmeye başlayacağız. Avrupa Birliğine gireceğiz. Bırakın vizenin çabuk alınmasını, bütün Avrupa’da vizesiz gezeceğiz. Bütün dünyaya çocuklarımız istediği zaman gidecek, istediği zaman gelecekler. Ama hiçbirimizin çocuğu artık bu ülkede yaşayamam, kurtulmak istiyorum, başka yere gitmek istiyorum demeyecek. Dünyanın büyük ülkelerinin hayal kurduğu bu ülkenin evlatları dünyanın başka ülkelerinde hayal kurmayacaklar. Bunu sağlayacağız.

Bunun için herkes önümüzdeki 4 yıllık süreci ya da seçim yapılana kadar geçen süresi dayanışmayla, sabırla, işbirliği ile çalışarak geçirsin. Kendinizi değil partinizi, partinizi değil ülkenizi, ülkemizin geleceğini düşünüyorsak bize fedakarlık düşer. Çalışmak düşer. Şöyle düşünmeyin. 50 yıldır bu partide koşuyorum, belediyeyi kazandık, artık benim rahat etme zamanım. Biz bu ülkenin geleceğini kurtarmak için burada kişisel beklentilerin, taleplerin çok dışında bir yaklaşımda bulunmamız lazım. Açık söylüyorum. Ufak tefek atama hataları oluyor. Tek tek hepsini geri aldırtıyorum. En iyi o işi yapacağını düşündüğü kişi çok yakın bir partinin bir yakınımızın yakını oluyor.

Bursa, Balıkesir’de geri aldırdım. Adana’da geri aldırdım. Burada aslında çok hak ettiği halde bir arkadaşımız görevlendirilmiş, yıllardır hukuk mücadelesi veren. Başkalarının 500 bin liraya yaptığı işi 3 kişi 100 bin liraya, 120 bin liraya yapacaklarmış. Ama eşi partide görevli diye onu da geri aldırdım. Hata yapma lüksümüz yok. Onlar gri bir kağıt gibi. Onlar kir göstermiyor. Biz tertemiz bir partiyiz. Bembeyaz bir kağıt gibi. Üzerine kurşun kalemi dokundursak kir gösteriyor kardeşim. Dikkat edeceğiz. Doğru davranacağız. Örnek olacağız. Biz başaracağız.

Ben bu iradeyi göstermezsem. Başkanlarım bu iradeyi göstermezse. Siz bu anlayışı göstermezseniz. Efendim AKP’nin il başkanı avukattı, önceki dönem belediyenin bütün işlerini yapıyordu. Şimdi sıra bizimkinde. Yok öyle bir şey. Bizim belediye kaynaklarını partililere aktarma sıramız gelmedi. Atatürk’ün partisinin iktidar olma sırası geldi. Ayrıca dün ilan ettim. Biz elbette birinci parti zorunluluğu ile AKP ile de MHP ile de Meclis’te grubu bulunan partilerle de bütün partilerin genel başkanlarıyla da sorunları konuşuyoruz. Elbette konuşmaya devam edeceğiz. Talepler iletiyoruz. İletmeye devam edeceğiz. Yapın bunları diyoruz, onları söylemeye devam edeceğiz.

Ancak yerine gelmediğinde mücadeleden bir adım geri durmayacağız. Bakın atanmayan öğretmenler, 68 bin atama ve mülakatsız atama bekliyorlardı. Onlara bu söz verilmişti. Bu sözü tutmadılar. Dün karar aldık, ilan ettik. 19 Mayıs’tan bir gün önce 18 Mayıs Cumartesi saat 13.00’te İstanbul Saraçhane Meydanında bütün atanmayan öğretmenlerin, bütün mülakat mağdurlarının ve milli eğitimdeki bu saçma sapan müfredat çalışmasına karşı çıkan herkesi Saraçhane’ye bekliyoruz. Onların sesini duyuracağız. Sesini dinleyeceğiz. Sesleri olacağız. Atanmayan öğretmeni de mülakat mağdurunu da unutmayacağız. Bir büyük mitingi ile onların yanında olacağız.

Emeklinin durumu çok kötü. 10 bin lira ile geçinin diyorlar. Avrupa’da Almanya’da konuşurken, Türkiye’de emekli maaşı 270 Euro dedim. Düzeltti muhatabım. 2 bin 700. Rakamı yanlış söyledim sandı. 2 bin 700 değil mi dedi. Dedim 270 Euro. Yanlış söylemiyorum. 270 Euro. Yine Avrupa Parlamentosunda, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde konuşurken Türkiye’de emekli maaşının 270 Euro olduğunu, çok önemli sosyal sorunlar olduğunu ifade ettim. Tercüman çevirdi, düzelttiler. 2 bin 700 olmasın diye.

Türkiye’deki emekli maaşının Almancaya tercümesi yok. Türkiye’deki emekli maaşının İngilizce, Fransızcaya tercümesi yok. İnanamıyorlar. Biz 270 Euro’ya bu ülke bugünlere gelsin diye çalışanları, gözünün nurunu akıtanları, alnının terini akıtanları, dirsek çürütenleri, elleri nasırlananları, 270 Euro, 10 bin lira verip, istersen bunu kiraya ver, aç kal. İstersen karnını doyur sokakta kal diyecek kadar acımasız olunmuş. Bunu kabul etmiyoruz. Hepinize çağrımdır. 26 Mayıs Pazar Günü, Ankara Tandoğan Meydanında Afyon’un bütün emeklilerini, emeklilerin temsilcilerini, Türkiye’nin bütün emeklilerini, 10 bin liraya isyan etmeye, bir asgari ücrete çıkarılması için eylem yapmaya, mücadeleye davet ediyorum.

Konuşacağız. Müzakere edeceğiz. Ama sizler için sonuna kadar da mücadele edeceğiz. Yeni bir dönem siyasetteyiz. Genç kadrolarımızla, çok sayıda kadın arkadaşımızla, büyük bir mücadelenin içindeyiz. Gücümüzü Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisinden, onun neferleri sizlerden, onun Kurtuluş Savaşının zaferine doğru, ilk adımı attığı büyük taarruzu başlattığı bu güzel kentten alıyoruz. Yıllarca birlikte görev yaptığım sonra da grup başkanvekilim olan Burcu Başkanı sizlere emanet ediyorum. Örgütümüzü ve Afyon’umuzu Burcu Başkana emanet ediyorum. Hepinizi birden Allah’a emanet ediyorum.”

Paylaşın

‘Gezi Davası’ Hükümlülerinden Osman Kavala’dan ‘Yeniden Yargılanma’ Talebi

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile CHP Lideri Özel görüşmesi sonrası “Gezi davasında cezaevinde olanlar nasıl tahliye olabilir” sorusu gündeme gelirken davanın hükümlülerinden Osman Kavala, yeniden yargılanmayı talep etti.

Haber Merkezi / Osman Kavala, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Adalet herkes için gereklidir. Her yurttaşın hayatı ve hakları eşit derecede değerlidir” ifadelerini kullandı.

2019 yılında başlayan Gezi davası, Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 28 Eylül 2023’te verdiği kısmi onama kararıyla son buldu. Daire, “hükümeti devirmeye teşebbüs” suçundan Osman Kavala’ya verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile “darbeye yardım” suçundan 18’er yıl hapis cezasına çarptırılan TİP Hatay milletvekili Can Atalay, Tayfun Kahraman, Mine Özerden ve Çiğdem Mater Utku’nun cezalarını onadı.

Böylece 5 sanık yönünden Gezi davasındaki mahkumiyetler kesinleşti. Bu süreçte Anayasa Mahkemesi’nin Can Atalay hakkında milletvekili olduğu için iki kez verdiği hak ihlali kararları da Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından uygulanmadı.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 2 Mayıs’ta AKP Genel Merkezi’nde görüştüğü Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Gezi davasındaki mahkûmiyet kararları ve Can Atalay’a ilişkin uygulanmayan AYM kararını anımsattı. Bu görüşmenin ardından “Gezi davasında cezaevinde olanlar nasıl tahliye olabilir” sorusu gündeme geldi.

Yeniden yargılanması gündemde olan iş insanı Osman Kavala, yazılı açıklama yaptı. Kavala, kısa açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Bariz hak ihlalleri içeren, delillere dayanmayan mahkûmiyet kararlarının verildiği, suçsuz insanların yıllar boyu hapis kalmalarına yol açan davaların yeniden görülmesi temel hukuk ilkelerinin ve insan haklarına saygının gereğidir.

Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları sadece başvuranların değil her yurttaşın adalet talep etme hakkıyla doğrudan ilgilidir. Adalet herkes için gereklidir. Her yurttaşın hayatı ve hakları eşit derecede değerlidir.”

Paylaşın

TİP Başkanı Baş’tan ‘Siyasette Yumuşama’ Yorumu: Hayretler İçerisinde Kalıyoruz

Erdoğan’ın “siyasette yumuşama veya normalleşme” mesajına ilişkin konuşan TİP Genel Başkanı Erkan Baş, “Öyle günlerden geçiyoruz ki, gazetelere ve televizyonlara baktığımızda inanın hayretler içinde kalıyoruz” dedi ve ekledi:

“Sanki 22 yıldır adım adım örülen, ilmek ilmek işlenen Saray rejiminin bu baskısı, zulmü altında yaşamıyormuşuz, bunların hiçbiri bu ülkede yaşanmamış, hala devam etmiyormuş gibi davranılıyor. Bakın televizyonlarda dört bir yandan yumuşama, normalleşme söylemleri geliştirilirken ben Çağlayan Adliyesi’nde 1 Mayıs günü evleri basılarak gözaltına alınan arkadaşların hakim karşısına çıktıkları sırada yanlarındaydım.”

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) haftalık basın toplantısında konuştu. Erkan Baş, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in görüşmesi sonrası başlayan “Siyasette yumuşama veya normalleşme” tartışmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Baş şu ifadeleri kullandı: “İçinden geçtiğimiz günlerde siyasal literatürümüzde yeni giren ya da yeniden güncellenen kimi kavramlar var. Kimileri yumuşama diyor, kimileri sözde normalleşme diyor. Biz siyasette hem mücadelenin hem müzakerenin bir yeri olduğunu kuşkusuz kabul ediyoruz.

Ancak, iktidarın tümüyle haksız olduğu, tümüyle hukuksuz uygulamaları birer pazarlık konusu olarak kamuoyunun önüne çıkartılmaya çalışılıyorsa, üstelik insanların bundan mutlu olması gerektiği anlatılıyorsa buna dair de söyleyecek bir çift sözümüzün olması gerekiyor. Yani öyle günlerden geçiyoruz ki, gazetelere ve televizyonlara baktığımızda inanın hayretler içinde kalıyoruz.

Sanki 22 yıldır adım adım örülen, ilmek ilmek işlenen Saray rejiminin bu baskısı, zulmü altında yaşamıyormuşuz, bunların hiçbiri bu ülkede yaşanmamış, hala devam etmiyormuş gibi davranılıyor. Bakın televizyonlarda dört bir yandan yumuşama, normalleşme söylemleri geliştirilirken ben Çağlayan Adliyesi’nde 1 Mayıs günü evleri basılarak gözaltına alınan arkadaşların hakim karşısına çıktıkları sırada yanlarındaydım.”

“Siyasette yumuşama veya normalleşme” tartışması

“Siyasette yumuşama veya normalleşme” tartışmaları Erdoğan ve Özel görüşmesi sonrası başlamıştı. Erdoğan, Özel ile görüşmesine ilişkin, “Özgür Bey şu an CHP’de genel başkan oldu. Genel Başkan olduktan sonra böyle bir ziyareti kendisinin gerçekleştirmiş olması iktidar ve ana muhalefet arasında olumlu bir gelişme” demiş ve eklemişti:

“Bundan önceki süreçlerde bu tür adımlar atılmıyordu. Bu adımın atılmasıyla siyasetin ülkemizde çok daha yumuşama dönemine girdiğini görüyoruz. Ben de Özgür Bey’e ilk fırsatta böyle bir ziyaretin karşılığını yapacağımı söyledim. Türkiye’nin buna ihtiyacı var. İlk fırsatta da bu ziyareti gerçekleştirerek Türkiye’de siyasetin yumuşama sürecini başlatalım istiyorum.”

Erdoğan’ın “siyasette yumuşama” mesajına yanıt veren Özel, ise şu ifadeleri kullanmıştı: “Şimdi birileri Türkiye’de bir başka tartışma başlatmak istiyor ve yumuşama söylemlerinden bahsediyor. Bu işin sonu anayasaya varsın istiyor. Buradan sesleniyoruz. ODTÜ öğrencileri, 25 yaşındaki günahsız çocukların yazdıkları yazının olduğu stadyumda geleneksel tören yapmak isteyince onun karşısına polis, jandarma çıkaranlar neyin yumuşamasından bahsediyorlar? Hadi görelim. Yarın yumuşayalım. Deniz’in, Yusuf’un, Hüseyin’in hatırasına saygı, ODTÜ’deki kardeşlerimize saygı gösterin. İzni verin. Bir görelim nasıl oluyor bu yumuşama.

Taksim yasak, yumuşayalım. Devrim Stadı yasak, normalleşelim. En çok ben istiyorum normalleşelim. En çok ben istiyorum yumuşayalım. Benim görevim anayasal kayıpları teker teker geri almak. Taksim Anayasa Mahkemesi kararına karşı yasaksa, Anayasa Mahkemesi herkes çıkabilir demişken yasaksa, ODTÜ Stadyumu yasaksa bundan sonra kimse normalleşip de sonu Anayasa’ya varır mı diye düşünmesin.

Anayasa Mahkemesi kararına rağmen arkadaşlarımız Gezi’den içeride yatıyorlarsa ve kimse normalleşmeden bahsetmesin. Ama şunu söyleyelim. Denizleri asanlar, mahkeme kararına anayasal düzeni ortadan kaldırmaya çalışmak yazdılar. Kardeşlerimizi, evlatlarımızı bu bahaneyle astılar. Oysa Deniz anayasal düzeni, anayasayı savunuyordu. Anayasanın özgürlüklerini savunuyordu. Anayasaya sahip çıkmayı savunuyordu. Karşısındakiler yasakladılar. Karşısındakiler onları illegal bir çizgiye itmek için her şeyi denediler.

Bugün anayasa çağrısı yapan ve yeni bir anayasa isteyen herkese diyoruz ki mevcut anayasaya harfiyen uymayan, Türkiye’de anayasaya aykırı yapılan işleri yapmaya devam ederek, kayyum da atasan anayasaya aykırıdır. Öbür taraftan gidip serbestçe anayasal gösteri hakkını kullanmak isteyen işçiye, ODTÜ’lü öğrenciye izin vermeyince de anayasayı siz çiğniyorsunuz. Harfiyen anayasaya uyulmadan, anayasa da olmaz. Yumuşama tartışmaları sonuç da vermez.”

Paylaşın

Davutoğlu’ndan ‘Yeni Anayasa’ Açıklaması: Bu Oyuna Gelmeyiz

Gelecek – Saadet grubunda konuşan Gelecek Partisi Lideri Ahmet Davutoğlu, yeni Anayasa tartışmalarına ilişkin, “Anayasa’nın ilk dört maddesi değişmez, beşinci değişmeyen madde de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemidir demesinler. Çünkü o bir maddeden ibaret değil” dedi ve ekledi:

“Onlarca madde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle ilgili. Sen onu dediğin anda anayasa tartışmasının esası, özü kalmıyor. Makyaj yapmayalım anayasaya. Bir kez de gerçekten kamuoyu algısına dayalı bir iş değil de, makyaj değil de özle çalışalım. Getirin anayasanın her şeyini tartışalım açık yüreklilikle. Gündem değiştirmek için ve gündemi oyalamak için bir anayasa değişikliği getirirseniz önce sorarız biz ‘elinizdeki anayasaya uyuyor musunuz? Anayasa Mahkemesi ve Anayasa’nın verdiği yetkiye uyuyor musunuz?’ Mesele yoksulluğu örtmek, emeklilerin feryadını örtmek ve Türkiye’yi meşgul etmekse bu oyuna gelmeyiz.”

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Gelecek – Saadet grubunda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir konuşmasında “siyasi yumuşama dönemi başladı” dediğini dile getiren Davutoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Siyasetin yeni bir çerçeveye oturması gereken günlerden geçiyoruz. 1 Nisan sabahında uyandığımızda herkes kendi muhasebesini yaptı ama en büyük muhasebeyi de iktidarın yapması beklenirdi. Gerçekten bir muhasebe yapıldı mı bilmiyoruz ama bir söz bizi umutlandırdı; sayın Erdoğan çıktı ve dedi ki, ‘siyasi yumuşama devri başladı’. İktidarın yaklaşık 8 yıldır acımasızca sürdürdüğü kutuplaştırma hatta kafirleştirme söylemleri terk mi ediliyor? 2002’de yola çıktığınızda stratejik hedefiniz neydi ve bugün Türkiye bu stratejik hedefin neresinde?

Hep beraber diyorduk ki 28 Şubat zulmünün getirdiği yasakları kaldıracağız. Ama bu yasak sadece başörtü yasağı değildi. Yasakların basın ve düşünce özgürlüğü üzerinde Demokles’in kılıcı gibi bir baskı devam ediyorsa yasaklar kalktı diyebilir miyiz? İnsanlar düşünce ifade etmekten korkuyorlarsa, kapalı kapılar ardında bile konuşurken telefonlarını dışarıda bırakıyorlarsa yasaklar kalkmış olabilir mi? Ne diyorduk; hortumlamalar, yolsuzluklar bitecek diyorduk peki bugün ne durumda yolsuzluklar? Artık bırakın hortumlama, her yer yolsuzluk.”

Gerçek bir siyasi yumuşama isteniyorsa, sivil ve kapsamlı bir anayasanın tartışmaya açılması gerektiğini dile getiren Davutoğlu, şöyle konuştu:

Anayasa’nın ilk dört maddesi değişmez, beşinci değişmeyen madde de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemidir’ demesinler. Çünkü o bir maddeden ibaret değil. Onlarca madde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle ilgili. Sen onu dediğin anda anayasa tartışmasının esası, özü kalmıyor. Makyaj yapmayalım anayasaya. Bir kez de gerçekten kamuoyu algısına dayalı bir iş değil de, makyaj değil de özle çalışalım. Getirin anayasanın her şeyini tartışalım açık yüreklilikle. Gündem değiştirmek için ve gündemi oyalamak için bir anayasa değişikliği getirirseniz önce sorarız biz ‘elinizdeki anayasaya uyuyor musunuz? Anayasa Mahkemesi ve Anayasa’nın verdiği yetkiye uyuyor musunuz?’ Mesele yoksulluğu örtmek, emeklilerin feryadını örtmek ve Türkiye’yi meşgul etmekse bu oyuna gelmeyiz.

Dünyanın her yerindeki yüksek mahkemelerin sahip olduğu itibarın Anayasa Mahkemesine de kazandırılması gerektiğini belirten Davutoğlu, gerçekten yumuşama isteniyorsa Can Atalay ile ilgili Anayasa Mahkemesi kararının da uygulanmasını gerektiğini söyledi.

Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş ile telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini ifade eden Davutoğlu, “Mazlumlarla yumuşayın katillerle değil. Bir iddianame çıkıyor. Bu iddianame hazırlanırken maktulün eşinden ifade alınıyor. Bir insanın bütün iç dünyasını bilen tek kişi eşidir. Eşi bir takım ifadelerde bulunuyor, muhtemelen Sinan Ateş’in kimseye söylemediği şeyleri söylüyor ama eşin ifadesi iddianamede yok. Şimdi sayın Erdoğan, siz eğer maktul yakınları ile yumuşamak yerine katiller ve onun azmettiricileri ile yumuşarsanız Özgür Özel ile verdiğiniz resmin ne anlamı kalır?

Eşkıya Başkent’e inmiş, başkent sokağında genç bir akademisyeni katletmiş ve iktidar o eşkıya ile yumuşama içinde ama maktulun eşinin ifadesini iddianameye sokmuyor. Eğer bir yumuşama olacaksa basın ve düşünce özgürlüğüne yönelik bütün davalar düşürülsün. Düşünce ise suç değildir densin. Basına açıklamada bulunulsun; bize en sert şekilde eleştirebilirsiniz denilsin. Yaşı ileri ve hasta tutuklular konusunda da bir siyasi yumuşama sergileyin ve bırakın. Eğer çok ağır şartlarda hasta ise ailesinin yanında vefat etsin.

Yaşı 90’a gelmiş bir 28 Şubatçıyı hapishanelerde ölüme terk edeceksiniz o yıllarda sivil teorisyenliğini yapanlar Beştepe’de memur sıfatına sokacaksınız işte bu adaletsizliktir. TRT başta olmak üzere medya üzerindeki ambargoları kaldırın. Siz Sayın Özgür Özel’le televizyon ekranlarında da buluşun. Ne sakıncası var? Eğer toplumsal bir yumuşama bekliyorsanız 15 Temmuz darbesine karışan herkesi cezalandırın ama 15 Temmuz darbecisinin en baş sorumlusunun ağabeyini Hollanda’ya büyükelçi yapıp Anadolu’da parası olmadığı için sizin törenlerle açtığınız okullara çocuklarını gönderen aileleri yedi göbek cezalandırmayı bırakın.”

Davutoğlu, 20 bin öğretmen ataması yapılacağının açıklandığını anımsatarak, 68 bin öğretmene ihtiyaç bulunduğu söylenmesine rağmen böyle bir kontenjan açıklanmasının yetersiz olduğunu iddia etti. Davutoğlu, söz verildiği halde mülakatların kaldırılmadığına dair eleştiride bulundu.

Gelecek Partisinin, geçen günlerde Haymana’da gerçekleştirdiği toplantıdan sonra “yalan yanlış şeyler söylendiğini” ifade eden Davutoğlu, toplantıya ilişkin ortaya atılan iddiaların doğru olmadığını dile getirdi.

Temel Karamollaoğlu’nun CHP ile ittifak sürecinde özellikle AK Parti tarafından linç kampanyasına uğradığı belirten Davutoğlu, “Temel Bey kınayanın kınamasından kaçmadı. Temel Bey, ‘Bizler camilerden kovulduk, ağır hakaretler işittik’ dedi. Şimdi Erdoğan ve o gün iktidar sahibi olanlar Karamollaoğlu’na bu muamelenin yapılması için kampanya yürüttüler. Şimdi CHP liderinin elini sıkıyor. Yani Temel Bey’in 6 yıl önce yaptığını şimdi yapıyor ama biz o eli sıkanlara şu an hiçbir şey söylemeyeceğiz, takdir edeceğiz” dedi.

“Hamas’ın yanında olmaya devam edeceğiz”

Grupta konuşan Saadet Partisi Grup Başkanvekili Bülent Kaya da 7 Ekim’den bu yana Filistin’deki masumlarla beraber insanlığın da bombalar altında kaldığını belirterek, “Hamas bizim için 7 Ekim’de başlayan bir direniş hareketi değil, 75 yıldır o topraklardaki haklı mücadelenin bugünkü bayraktarlarından bir tanesidir. Hamas biziz, biz Hamasız ve her zaman Hamas’ın yanında olmaya devam edeceğiz.” diye konuştu.

Türkiye’nin hem bulunduğu coğrafyada hem de dünyada barışı tesis edebilmesi için güçlü olması gerektiğini belirten Kaya, şunları söyledi: “Onun için 3 temel şiarımız var; Yaşanabilir bir Türkiye, yeniden büyük Türkiye ve yeni bir dünya… Çünkü biz şuna inanıyoruz; Yeniden büyük bir Türkiye’nin yolu yaşanabilir bir Türkiye’den geçiyor. Gençlerimizin mülakatla haklarının çalındığı bir Türkiye’den güçlü bir Türkiye olmaz. 10 bin lira emekli maaşına mahkum edilmiş milyonlarca insanımızın olduğu bir Türkiye’de elbette güçlü bir Türkiye çıkmaz.

Soluğu Batı ülkelerinde almayı kendi diplomatik başarısı için şart gören bir iktidardan da elbette güçlü bir Türkiye çıkmaz. Dolayısıyla bütün bu hususları göz önüne aldığımız zaman Türkiye’nin çok acil bir şekilde maddi ve manevi bir kalkınmaya ihtiyacı var. Türkiye’nin şahsiyetli bir dış politika izlemesi halinde başta Türkiye olmak üzere Suriye’de, Irak’ta, İran’da, Libya’da, Mısır’da, Amerika’da, İngiltere’de insanların huzura, barışa kavuşacağını ifade ediyoruz. Onun için güçlü bir Türkiye’nin yolu, milli birlik ve beraberlikten geçer.”

Paylaşın

İmamoğlu’ndan ‘Siyasette Normalleşme’ Yorumu: Seçmen Zorladı

Erdoğan’ın “siyasette yumuşama veya normalleşme” mesajına ilişkin konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Seçmenler son seçimlerde, merkezi ve yerel yönetimler arasında yeni bir denge oluşturdu” dedi ve ekledi:

“Seçmen siyaseti normalleştirmeyi, siyaseti kutuplaştırma değil, bir araya gelme unsuru olarak, sistemi olarak tanımlamayı hepimize göstermiştir. Net olarak hissettirmiştir. Ve hatta zorlamıştır.”

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı (İBB) Ekrem İmamoğlu, Marmara Belediyeler Birliği (MBB) toplantısında açıklamalarda bulundu.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in görüşmesi sonrası başlayan “Siyasette yumuşama veya normalleşme” tartışmalarına ilişkin Ekrem İmamoğlu, “Bu dönemin bence iki temel özelliği vardır: Birincisi; özellikle seçmenler son seçimlerde, merkezi ve yerel yönetimler arasında yeni bir denge oluşturmuştur. Bu dengenin, vatandaşın hayrına bir iş birliğine dönüşmesini yürekten umuyorum ve diliyorum” dedi.

İmamoğlu, konuya ilişkin açıklamasına şöyle devam etti: “İkincisi; aynı zamanda seçmen siyaseti normalleştirmeyi, siyaseti kutuplaştırma değil, bir araya gelme unsuru olarak, sistemi olarak tanımlamayı hepimize göstermiştir. Net olarak hissettirmiştir. Ve hatta zorlamıştır. Bu konunun, samimiyetin, iş birliği alanlarının genişletilmesinin bize çok büyük fırsatlar sunacağını biliyor ve inanıyorum. Tabii vatandaşlarımızın da bu sürede bizi sınayacağını, bizi takip edeceğini düşünüyorum.”

“Siyasette yumuşama veya normalleşme” tartışması

“Siyasette yumuşama veya normalleşme” tartışmaları Erdoğan ve Özel görüşmesi sonrası başlamıştı. Erdoğan, Özel ile görüşmesine ilişkin, “Özgür Bey şu an CHP’de genel başkan oldu. Genel Başkan olduktan sonra böyle bir ziyareti kendisinin gerçekleştirmiş olması iktidar ve ana muhalefet arasında olumlu bir gelişme” demiş ve eklemişti:

“Bundan önceki süreçlerde bu tür adımlar atılmıyordu. Bu adımın atılmasıyla siyasetin ülkemizde çok daha yumuşama dönemine girdiğini görüyoruz. Ben de Özgür Bey’e ilk fırsatta böyle bir ziyaretin karşılığını yapacağımı söyledim. Türkiye’nin buna ihtiyacı var. İlk fırsatta da bu ziyareti gerçekleştirerek Türkiye’de siyasetin yumuşama sürecini başlatalım istiyorum.”

Erdoğan’ın “siyasette yumuşama” mesajına yanıt veren Özel, ise şu ifadeleri kullanmıştı: “Şimdi birileri Türkiye’de bir başka tartışma başlatmak istiyor ve yumuşama söylemlerinden bahsediyor. Bu işin sonu anayasaya varsın istiyor. Buradan sesleniyoruz. ODTÜ öğrencileri, 25 yaşındaki günahsız çocukların yazdıkları yazının olduğu stadyumda geleneksel tören yapmak isteyince onun karşısına polis, jandarma çıkaranlar neyin yumuşamasından bahsediyorlar? Hadi görelim. Yarın yumuşayalım. Deniz’in, Yusuf’un, Hüseyin’in hatırasına saygı, ODTÜ’deki kardeşlerimize saygı gösterin. İzni verin. Bir görelim nasıl oluyor bu yumuşama.

Taksim yasak, yumuşayalım. Devrim Stadı yasak, normalleşelim. En çok ben istiyorum normalleşelim. En çok ben istiyorum yumuşayalım. Benim görevim anayasal kayıpları teker teker geri almak. Taksim Anayasa Mahkemesi kararına karşı yasaksa, Anayasa Mahkemesi herkes çıkabilir demişken yasaksa, ODTÜ Stadyumu yasaksa bundan sonra kimse normalleşip de sonu Anayasa’ya varır mı diye düşünmesin.

Anayasa Mahkemesi kararına rağmen arkadaşlarımız Gezi’den içeride yatıyorlarsa ve kimse normalleşmeden bahsetmesin. Ama şunu söyleyelim. Denizleri asanlar, mahkeme kararına anayasal düzeni ortadan kaldırmaya çalışmak yazdılar. Kardeşlerimizi, evlatlarımızı bu bahaneyle astılar. Oysa Deniz anayasal düzeni, anayasayı savunuyordu. Anayasanın özgürlüklerini savunuyordu. Anayasaya sahip çıkmayı savunuyordu. Karşısındakiler yasakladılar. Karşısındakiler onları illegal bir çizgiye itmek için her şeyi denediler.

Bugün anayasa çağrısı yapan ve yeni bir anayasa isteyen herkese diyoruz ki mevcut anayasaya harfiyen uymayan, Türkiye’de anayasaya aykırı yapılan işleri yapmaya devam ederek, kayyum da atasan anayasaya aykırıdır. Öbür taraftan gidip serbestçe anayasal gösteri hakkını kullanmak isteyen işçiye, ODTÜ’lü öğrenciye izin vermeyince de anayasayı siz çiğniyorsunuz. Harfiyen anayasaya uyulmadan, anayasa da olmaz. Yumuşama tartışmaları sonuç da vermez.”

Paylaşın