Kürtler’in En Beğendiği Lider “Selahattin Demirtaş”

Kürtler’in en beğendiği liderin yaklaşık 7,5 yıldır Edirne F Tipi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş.

Demokrat, barış yanlısı, cesur, zeki, karizmatik ve Kürt kimliğinin savunucusu olarak görülen Selahattin Demirtaş, yalnız HDP’nin değil Kürt sivil siyasetinin de “lideri” olarak değerlendiriliyor.

“Kürtler’i birleştiriyor, Türkler’i uzaklaştırmıyor” olarak değerlendirilen Demirtaş, Kürt sorununda çözümün ve Türkler’le Kürtler’in “birlikte yaşama” fikrinin en güçlü temsilcisi olarak görülüyor.

Rawest Araştırma, 31 Mart Seçimleri sonrası Kürtler’le ilgili yapılmış en kapsamlı araştırmayı dün yayımladı. “Kürt meselesi, Kürt siyaseti ve Demirtaş” başlıklı araştırma kapsamında, 1.406 kişiyle yüz yüze görüşme yapılarak veriler oluşturulurken, Kürt Barometresi ve Kürt Çalışmaları Merkezi’nin daha önce 1.492 kişiyle yaptığı görüşmelerden de yararlanıldı.

Araştırmaya göre Kürtler’in yüzde 85,8’i kendisini “yüksek” veya “orta” düzeyde Kürt olarak görüyor. Çalışmaya katılanlardan kendilerini nasıl tanımladıklarını iki kavramla anlatmaları istenmiş. Birinci sırada yüzde 53,5 ile “müslüman” çıkarken, onu yüzde 28,1 ile “özgürlükçü”, yüzde 24,8 ile “dindar”, yüzde 11,9 “muhafazakar”, yüzde 11,5 “sosyalist”, yüzde 9,9 Kürt milliyetçisi, yüzde 9,2 “demokrat”, yüzde 8 “sosyal demokrat” yanıtları takip etmiş.

Yüzde 58,2 “Kürt sorunu” olduğunu düşünürken yüzde 17,3 ise “Kürt sorunu değil de Kürtler’in sorunları olduğu” kanaatinde.

“Sizce Kürt sorununun kaynağında sayacaklarımdan hangi ikisi en çok etkilidir?” sorusuna verilen yanıtlar da ise “Kürt kimliğinin tanınmaması” (yüzde 51,6) ve devletin Kürtlere ayrımcılık yapması (yüzde 49,6) öne çıkıyor. Dış güçlerin kışkırtması (yüzde 18) ve silahlı örgütün varlığı (yüzde 14,2) ise son iki sırada yer alıyor.

Kürtler’in ana talepleri ise eşitlik (yüzde 35) adalet (yüzde 33) anadil (yüzde 32) ve özgürlük (yüzde 18). Araştırmaya katılanların yüzde 58’i DEM Parti varken yeni bir parti kurulmasına ihtiyaç olmadığını söylerken “ideallerindeki parti”nin niteliği değişiklik gösteriyor.

İlk sırada yüzde 35 ile “sosyal demokrat” bir parti yer alırken, onu yüzde 34 ile “Kürtler’e yakın”, yüzde 26 ile “islamcı”, yüzde 25 ile “demokrat”, yüzde 23 ile “dini hassasiyetleri olan” ve yüzde 19 ile “modern” parti seçenekleri izliyor.

Araştırmaya göre, Kürtler’in idealindeki partide iki aks var. Birincisi sosyal demokrat – demokrat, modern, sosyalist ve laik, ikinci aks ise islamcı, dindar hassasiyetli, muhafazakar. Bu iki aksı birbirine Kürt olmak bağlıyor.

Araştırmanın bir başka temel bulgusu ise, Kürtler’in en beğendiği liderin yaklaşık 7,5 yıldır cezaevinde bulunan HDP’nin eski genel başkanı Selahattin Demirtaş olması.

Demokrat, barış yanlısı, cesur, zeki, karizmatik ve Kürt kimliğinin savunucusu olarak görülen Selahattin Demirtaş, yalnız HDP’nin değil Kürt sivil siyasetinin de “lideri” olarak değerlendiriliyor. “Kürtler’i birleştiriyor, Türkler’i uzaklaştırmıyor” olarak değerlendirilen Demirtaş, Kürt sorununda çözümün ve Türkler’le Kürtler’in “birlikte yaşama” fikrinin en güçlü temsilcisi olarak görülüyor.

“Kürt legal siyasetinin çıkardığı ilk sivil lider Demirtaş”

Rawest Araştırma Direktörü Roj Girasun, Selahattin Demirtaş’ın seçmenler nezdinde yaklaşık 35 yıllık legal siyaset deneyimi olan Kürt siyasal partilerindeki diğer genel başkanlardan ayrıştığı görüşünde.

VOA Türkçe’den Hilmi Hacaloğlu‘nun sorularını yanıtlayan Girasun, “Demirtaş’a atfedilen güçlü bir aktör olmaktan öte bir şey. Yeni bir lider olarak değerlendiriliyor. Kürt legal siyasetinin çıkardığı ilk sivil lider olduğu ve yeni bir taşınmaz olarak sabit olarak orta yerde duruyor. Demirtaş’ın toplumla olan bağı çok kopmuş değil. Bazı seçmen gruplarıyla 7 Haziran’a giden süreçteki tutumu nedeniyle aşınma olabilir. Ama çoğunluk öyle görmüyor.

Bununla beraber Demirtaş’ın cezaevinde olmasının kendisine getirdiği korunaklı alan da var. HDP’nin yanlışlarından soyutlanması Demirtaş’ın önceki başarı profilinin yarattığı popülaritesinin devamına olanak sağlıyor. Kürt toplumun önemli kısmı ki buna AK Parti’ye oy verenler de dahil Kobani davasında yargılanan Demirtaş’ın suçlu olmadığını ve adil yargılanmadığını düşünüyor” dedi.

Selahattin Demirtaş 2023 Seçimleri’nden sonra aktif siyaseti bıraktığını açıkladı. Her ne kadar eşi Başak Demirtaş’ın İstanbul’dan adaylığı söz konusu olsa da yerel seçimler sürecinde güçlü bir mesaj vermekten kaçındı. Tüm bunlar DEM Parti ile Demirtaş arasında sorunlar olduğu iddialarını gündeme getirse de bu taraflarca doğrulanmadı.

Araştırmaya katılanlara Demirtaş ile DEM Parti’nin yolları ayrılırsa ne yapacakları da sorulmuş. Yanıtlar çarpıcı. Yüzde 48,8 “Demirtaş’ın yanında olurum” derken DEM Parti ile yol yürümeye devam edeceklerini söyleyenlerin oranı yüzde “8,8.

Profesör Mesut Yeğen, Demirtaş ve DEM Parti arasında yaklaşım farkı olduğunu ancak bir ayrışmanın şimdilik ihtimaller arasında görülmediğini vurguluyor.

Prof. Yeğen “DEM Parti ve Demirtaş iki ayrı hayatiyet gibi. Bir DEM Partisi, Kürt partisi gerçeği var. Bir de Demirtaş gerçeği. Bunlar yüzde 100 örtüşmüyor. Bu araştırmada Demirtaş’ın da partiden bağımsız gerçeklik kazandığını görüyoruz bu durum Demirtaş ile DEM’in ayrıştığı anlamına gelmiyor.

Benim izlediğim ne Demirtaş ne de DEM Parti bu iki ayrı hayatiyetten çıkan ayrışmayı derinleştirme niyetlerinde değiller. İkisi de birbirine ihtiyaç duyuyor. Muhakkak birlikte yol açacaklar gibi görünüyor. Ama şunu söylemeliyim bütün bu gerçekler DEM’den bağımsız bir Demirtaş gerçeği ile karşı karşıya olduğumuz hakikatini de değiştirmiyor” ifadelerini kullandı.

Araştırma yıllarca Kürtler’in ağırlıklı olduğu kentlerden milletvekili çıkaramayan Cumhuriyet Halk Partisi’nin Kürt seçmenler nezdinde AK Parti’nin önüne geçtiğini ortaya koyuyor. Partilerin yakınlığını ölçen soruda DEM Parti 10 üzerinden 5,96 puan alırken onu 3,80 ile CHP, 3,16 ile AK Parti, 2,67 ile Türkiye İşçi Partisi ve 2,37 ile Yeniden Refah Partisi izliyor.

Yine 10 üzerinden notlanan bir başka soruda ise en itibarlı lider 7,1 ile Selahattin Demirtaş çıkarken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, eski CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun bile arkasında yer aldı.

Ekrem İmamoğlu 5,5 ile ikinci sırada yer alırken onu 5,1 ile Leyla Zana, 4,8 ile Pervin Buldan, 4,7 ile Mansur Yavaş, 4,1 ile Özgür Özel, 3,8 ile Kemal Kılıçdaroğlu, 3,4 ile Recep Tayyip Erdoğan, 2,7 ile Hakan Fidan, 2,6 ile Fatih Erbakan, 2 ile Devlet Bahçeli ve 1,9 ile Ümit Özdağ takip etti.

Dicle Hukuk Fakültesi’nden Vahap Coşkun, son on yılda AK Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kürt seçmen nezdinde güven erozyonu yaşadığını belirtiyor.

Doçent Coşkun, “10 yıl önce bu araştırmayı yapsaydınız DEM seçmenlerinin büyük bir bölümünün ikinci partisi olarak AK Parti çıkardı. Yine en beğenilen liderlerden birisi Erdoğan çıkardı. Ama Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Çözüm Süreci’nin bitmesinden sonra girmiş olduğu yol ona dönük desteği tahribata uğrattı.

Bunu sandıkta da görmek mümkün. Yalnız bölgede değil batıda da desteğini çekti. Bu da AK Parti’nin büyükşehirleri kaybetmesine yol açtı. Diğer taraftan CHP’li aktörlere ilgi var. Ekrem İmamoğlu, Özgür Özel ve Mansur Yavaş’ı, Kürt seçmen ilgiyle izliyor” diye konuştu.

Core Araştırma’dan Ulaş Tol da 7 Haziran 2015 Seçimleri’nden sonra MHP ile ilişkileri sürekli geliştiren AK Parti’nin bu tercihinin Kürt seçmende hayal kırıklığı yarattığını ve bu yeni durumu en erken fark eden ve alana hamle eden kişinin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu söylüyor.

Tol, “Tutum değişikliği sonrası Kürtlerdeki Erdoğan sempatisi kaybolmaya başladı. İmamoğlu ise seçim kampanyasında Kürtçe şarkı kullanması, selam söylemesi, Kürtçe öğrenmeye çalıştığını açıklaması, kayyum atandığında bölgeye gelmesi gibi yaptığı jestleri elbette Kürtler’de pozitif karşılık üretti.

Kürtler, İmamoğlu’nu ‘sistem partileri arasında haklarımıza az da olsa değer verecek bir lider’ olarak görüyor. Elbette beğenmeyenler de yok değil. Ama İmamoğlu’nun dışında da bir CHP gerçeği var. Kürtler batıda CHP’yi alternatif olarak görmeye başladı. Bu tabii DEM’den kopuş anlamına gelmiyor daha stratejik bir yönelim bir yandan. Ama şu da var. Oraya kızdığı zaman oy vereceği bir adres haline geldi CHP, Bu da epey önemli” diye konuştu.

Paylaşın

Özel’den Mehmet Şimşek’e: Garibanın Yakasından Düşün

Kütahya İl Başkanlığı’nda açıklamalarda bulunan CHP Lideri Özgür Özel, “Mehmet Şimşek çıkmış tasarruftan, acı reçeteden bahsediyor. Bunu bu hale getirip sonra bir IMF programı ile tasarruf istemek IMF’nin bir hayaletidir. Memlekette bir hayalet dolaşıyor. IMF’nin hayaleti” dedi ve ekledi:

“Hayalet emeklinin, memurun, çiftçinin kapısına gidiyor; ‘Tasarruf yap, aç kal’ diyor. Mehmet Şimşek… Kapımızdan çekil, zenginlerden iste. Adalet istiyoruz. Vergilerin yüzde 65’i dolaylı verdi. Vergiyi sizlerin aldığınız maaşlardan kesiyor. Sen gelir vergisini artır, vergi kaçıran yandaşlarından vergiyi topla, vatandaşın yakasından düş. Garibanın yakasından düşün.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Kütahya İl Başkanlığı’nda açıklamalarda bulundu. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e tepki gösteren Özgür Özel, şu ifadeleri kullandı: “Mehmet Şimşek çıkmış tasarruftan, acı reçeteden bahsediyor. Bunu bu hale getirip sonra bir IMF programı ile tasarruf istemek IMF’nin bir hayaletidir. Memlekette bir hayalet dolaşıyor. IMF’nin hayaleti.

Hayalet emeklinin, memurun, çiftçinin kapısına gidiyor; ‘Tasarruf yap, aç kal’ diyor. Mehmet Şimşek… Kapımızdan çekil, zenginlerden iste. Adalet istiyoruz. Vergilerin yüzde 65’i dolaylı verdi. Vergiyi sizlerin aldığınız maaşlardan kesiyor. Sen gelir vergisini artır, vergi kaçıran yandaşlarından vergiyi topla, vatandaşın yakasından düş. Garibanın yakasından düşün. Bunun için size ihtiyaç var, meydanları doldurmaya ihtiyaç var. Kim hak arıyorsa yanında olacağız. Siz mücadele ettikçe, biz mücadele ettikçe bu bozuk düzen değişecek. Hakça düzen gelecek.”

“IMF programı uygulanmaktadır”

Özel, dün de Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’i eleştirerek, “Buradan herkese sesleniyorum, hayat pahalılığıyla mücadele emeklinin, emekçinin, yoksulun sırtından yapılamaz. Bugün Türkiye’de bir IMF programı uygulanmaktadır, örtülü bir IMF programı uygulanmaktadır. IMF hayalet gibi üzerimizde dolaşmaktadır.

IMF, ‘Memura zam yapma’ diyecek yapmıyor. ‘Emekliye zam yapma’ diyecek, yapmıyor. IMF ile anlaşsan ‘İstihdam yaratma, işe alma’ diyecek ama adına bir tek IMF demiyor. Bu hayalet, bu Gulyabani, hep emeklinin penceresinde, hep emekçinin, yoksulların kapısına dayanıyor. Mehmet Şimşek’e sesleniyorum; Gulyabani’ni al biraz da zenginlerin kapısına git. Biraz da zenginlerle uğraş, yoksulun peşini bırak” diye konuşmuştu.

Paylaşın

AK Parti Kulisleri: Nerede Yanlış Yaptık?

31 Mart’ta yapılan yerel seçimlerde ikinci parti konumuna gerileyen AK Parti’de radikal adımlar atılmazsa partinin sonunun geleceğini söyleyenler olduğu öne sürüldü.

Siyasetin gündemi yeni anayasa ve normalleşme tartışmalarına odaklansa da; AK Parti’de yerel seçim sonuçları konuşulmaya devam ediyor. Gazete Pencere yazarı Nuray Babacan‘ın yazısına göre AK Parti koridorlarında dolaşan fısıltılar partinin geleceği bakımından soru işaretleriyle dolu.

Nuray Babacan’ın yazısına göre; Erdoğan’ın sevdiği anketler hiç de iyi şeyler söylemiyor. Babacan “AK Parti, “Nerede yanlış yaptık?” diye sordu: “Halktan koptunuz, halkı ezdiniz” yanıtını aldı” diye yazdı.

Nuray Babacan’ın yazının ilgili bölümleri şöyle: “Yerel seçimdeki yenilgisinin şaşkınlığını üzerinden atan iktidar partisi, hatalarını görmek için özel bir araştırma yaptırdı. Araştırma da ortada olan durum, bir kez daha halk tarafından teyit edildi. Araştırma sonuçları, ekonomik krizin en büyük neden olduğunu ortaya koyarken, ‘partinin halkan koptuğuna’ ilişkin saptama net bir mesaj olarak görüldü.

AKP yönetimi, kongreye kadar olan süreçte sürüklendikleri girdaptan çıkmak için öneriler hazırlamaya çalışıyor. Kötü yönetimin sonuçları ve yapılması gerekenler ortadayken, kamuoyu araştırmalarını dayanak yapan yönetim, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a birkaç aşamadan oluşan bir rapor sunmaya hazırlanıyor.

Partinin Strateji Kurulu, son toplantısında önlerine konulan araştırmayla herkesin bildiği gerçeklerle bir kez daha yüzleşti. Araştırma, vatandaşların yüzde 55’inin AK Parti’ye oy vermeme gerekçesi olarak kötü ekonomiyi ve hayat pahalılığını gösterdi. En önemli ikinci başlık ‘Partinin halktan koptuğu’ oldu. Emeklilerin ve dar gelirlilerinin durumu da ilk üç sırada yer aldı. Kamuoyu araştırmasındaki bir değer önemli konu, CHP’nin halen oylarını koruduğu ve AK Parti’nin önünde olduğu gerçeğiydi.

Parti kurmayları arasında, radikal adımlar atılmazsa AK Parti’nin sonunun geleceğini söyleyenler var. Kişilerden çok, zihniyetin ve anlayışın değişmesi gerektiği konuşuluyor kulislerde. Genel merkez ekibi, yaptırdıkları araştırmanın yanı sıra SETA gibi kuruluşlardan ve bazı STK’lardan görüş alarak atılacak adımlara ilişkin başlıkları oluşturmaya çalışıyor.”

“Kamuda mülakat” gündemi

Öte yandan AK Parti TBMM Grup Başkanı Abdullah Güler ile AK Parti Grup Başkanvekili Abdülhamit Gül de dün parti genel merkezinde, 44 milletvekili ile istişare toplantısı gerçekleştirdi.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu‘nun edindiği bilgiye göre toplantıda bir kez daha milletvekilleri, AK Parti yöneticilerine, seçimde sahada en fazla halkın kamuda mülakat sistemine yönelik sitemlerine tanık olduklarının altını çizdi. “Kamuda mülakat sisteminin sonuçlandırılması gerektiğini” anlatan milletvekillerinin, “Halktan gelen tepki, yerel seçimlerdeki sonucu etkiledi. Bu sistem toplumdaki adalet duygusunu zedeledi.

Ayrıca mülakatlarla belirlenen isimlerin partiye ne kadar katkısı olduğu da tartışılır. Kamuda işe alımlarda soruşturma birinci faktör olmalı. Devlet mekanizması işletilmeli ve soruşturmalar sonucu işe alımlar gerçekleştirilmeli” eleştirisini getirdikleri kaydedildi. Milletvekilleri ayrıca “toplumdaki adalet duygusunun zedelenmemesi için hukuktaki ‘suç bireyseldir’ ilkesinin de uygulanması gerektiğine” atıfta bulundu.

Toplantıda milletvekilleri ayrıca “ekonomi ve artan enflasyon nedeniyle halkın şikâyetlerini dinlediklerine” değindi. Milletvekillerinin, emeklilerle ilgili AK Partili yöneticilere, emeklilerin, “Emekli geçim sıkıntısı yaşıyor. Ancak emeklilerle ilgili sorun onlara verilen 10 bin 15 bin gibi maaşlar değil. Emekliler, memurlara zam yapılıp kendilerine yapılmamasından yana serzenişte. Emeklide de adalet duygusu zedelenmiş. Kendilerinin ‘yok sayıldığını’ düşünüyor” şeklindeki sitemlerini de ilettiğinin altı çizildi.

Milletvekillerinin sağlık sistemine yönelik eleştirilerde de bulunduğu, halktan MHRS sisteminden randevu almakta zorlandıklarına yönelik çokça eleştiri aldıkları kaydetti.

AK Parti İzmir Milletvekili Şebnem Bursalı’nın Monako’dan ıstakozlu paylaşım yapması kamuoyunda tartışmalara neden olmuştu. Toplantıda, milletvekillerine “sosyal medya paylaşımlarına dikkat etmeleri” uyarısının yapıldığı ve bu tür paylaşımların parti kimliğine zarar verdiğine dikkat çekildi.

Toplantıda milletvekillerinin ayrıca seçim döneminde AK Parti teşkilatlarına yönelik eleştirilerde bulunduğu da ifade edildi. Bazı milletvekillerinin, “Özellikle aday belirleme sürecinde hata yapıldı. Teşkilatlar herkese deyim yerindeyse ‘mavi boncuk’ dağıttı. Aday adayı olmak isteyenlere yönelik ‘Her an telefon gelebilir, hazırlık olun’ mesajları paylaşıldı. Ancak o telefon gelmeyince teşkilatların sahada motivasyonu düştü. Aday tercihlerinin yanlışlığı da eklenince sonuç alınamadı” dediği belirtildi.

Paylaşın

‘Siyasette Normalleşme’ Tartışmaları: DEM Parti Ne Anlıyor?

Erdoğan’ın “siyasette yumuşama veya normalleşme” mesajına ilişkin konuşan DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, herkesin farklı bir “normalleşme” algısı bulunduğunu ve bu meselenin toplumsal kamplar üstünden okunduğunu söyledi.

Kılıç Koçyiğit, DEM Parti için değil tüm antidemokratik uygulamalar için bir normalleşmeden bahsettiğini söyleyerek, bu kapsam altında yargıdaki hukuksuzlukların yanı sıra İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması gibi konuların da sayılabileceğini belirtti.

AKP ile MHP ittifakının sadece kendi tabanını konsolide ederken aynı zamanda muhalefete de bir gömlek biçtiğini ve bir söylem sınırı çizdiğini ifade eden Koçyiğit, “Ne yazık ki muhalefet özellikle geçmiş dönemlerde hep o sınırlara hapsoldu. Hep o sınırlar içerisinde siyaset yaptı ve o anlamıyla biz hep bir ‘öteki’ olduk. Hem iktidarın ötekisiydik ama aynı zamanda muhalefetin de ortak fotoğraf vermekten çekindiği bir partiydik” diyor.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, bir grup gazetecinin sorularını yanıtladı. DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in aktardığına göre; Koçyiğit, son günlerde herkesin farklı bir “normalleşme” algısı bulunduğunu ve bu meselenin toplumsal kamplar üstünden okunduğunu belirterek, bunu şöyle açıklıyor:

“Bunun en çarpıcı örneği; cezaevinde çok sayıda siyasi mahpus var ve rehine pozisyonundalar bizim açımızdan. Ama cezaevindeki hukuksuzluklar üzerinden söz kurulduğunda bu sadece Osman Kavala ya da Gezi tutukluları üzerinden kuruluyor. Bunun kendisi bir çifte standart. Normalleşeceksek eğer öncelikle muhalefetin dilinden başlayarak normalleşmeye başlanması gerek. Yani siz Kavala’yı söylediğinizde Demirtaş’ı, Yüksekdağ’ı ya da Kışanak’ı söylemiyorsanız orada zaten bir normallik algısı oluşturmuyorsunuzdur.”

Koçyiğit, bunu söylerken sadece DEM Parti için değil tüm antidemokratik uygulamalar için bir normalleşmeden bahsettiğini söyleyerek, bu kapsam altında yargıdaki hukuksuzlukların yanı sıra İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması gibi konuların da sayılabileceğini belirtiyor.

AKP ile MHP ittifakının sadece kendi tabanını konsolide ederken aynı zamanda muhalefete de bir gömlek biçtiğini ve bir söylem sınırı çizdiğini ifade eden Koçyiğit, “Ne yazık ki muhalefet özellikle geçmiş dönemlerde hep o sınırlara hapsoldu. Hep o sınırlar içerisinde siyaset yaptı ve o anlamıyla biz hep bir ‘öteki’ olduk. Hem iktidarın ötekisiydik ama aynı zamanda muhalefetin de ortak fotoğraf vermekten çekindiği bir partiydik” diyor.

Koçyiğit muhalefet partilerinin geçmiş dönemde HDP’li belediyelere kayyum atanmasını “kendilerine yapılmış saymamasını çok büyük bir kayıp” olarak niteleyerek, şu eleştiriyi yapıyor:

“Oysa demokrasi dediğimizde hangi siyasi partiye yapılırsa yapılsın antidemokratik uygulamanın karşısında birlikte durabilmek meselesidir. Biz örneğin bunu yaptık İstanbul’da. Ekrem İmamoğlu’nun seçildiği ve iptal edilen ilk seçim sonrası bütün parti teşkilatımızla sahadaydık. Çalıştık ve kayyum siyasetinin karşısında durduk. Ama aynı tavrı ve tutumu ne yazık ki ana muhalefet partisi başta diğerlerinden görmedik.”

CHP’nin şu anda kayyumlarla ilgili eskiye kıyasla daha net bir tutum izlemesini kıymetli bulduklarını da söyleyen Koçyiğit, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Bu gerçekten çok kıymetli bir şey. Sadece DEM Parti olduğu için kıymetli değil. Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından çok kıymetli. Çünkü tüm anti demokratik uygulamalar önce bize yapılıyor; ses çıkmayınca ve toplu bir refleks oluşmayınca sonra diğerlerine yapılabiliyor. Hani deniyor ya sarı öküzü vermeyecektik. Yani o mesele. İlk dayağı yiyen biziz ama bu dayağın herkese uzanacağını Türkiye’nin görmesi gerekiyor.”

Koçyiğit, Özgür Özel’in tutumunu şu an için değerli bulduklarını da söyleyerek, bununla birlikte “temkinli bir iyimserlik” taşıdıklarını şu sözlerle aktarıyor:

“Şu riski hiçbir zaman göz ardı etmemek gerekiyor. Bizimkisi bir temkinli iyimserlik yani. Çünkü yarın öbür gün, bu ülkede siyasi atmosferi provoke edebilecek çokça dinamik var. Devletin elinde de hükümetin elinde de çok imkan var. Olası bu durumların hepsinde bunlara göğüs gerebilecek, mukavemet gösterebilecekler mi? Bunu zamanla göreceğiz.”

“‘Kürtler hariç’ yazarak normalleşemezsiniz”

Bu arada aralarında HDP’nin eski eş başkanlarının da bulunduğu ve 18’i tutuklu 108 kişinin yargılandığı Kobani davasında gelecek haftaki duruşmada karar çıkabilir.

Koçyiğit son normalleşme söylemleri bağlamında gelecek haftaki davadan beklentisini şu sözlerle anlatıyor: “Kobani davası bir eşik bence. Bu devletin ya da bu hükümetin kafasında yeni döneme ilişkin bir okuma varsa ve gerçekten Erdoğan’ın deyimiyle yumuşama, bizim normalleşme dediğimiz bir süreç başlayacaksa bence ilk sınavları bu olacak. Kobani davası eğer hakkaniyetli bir şekilde sonuçlanırsa diyeceğiz ki evet hükümet, devlet, bu akıl haksızlık yaptığını gördü ve bundan sonra yeni bir süreç başlar. Çünkü normalleşme dediğinizde ‘Kürtler hariç’ yazarak normalleşemezsiniz.”

Koçyiğit, normalleşmeye başlanacaksa önce Kürtlerle başlanması gerektiğini de söyleyerek, “Kürtlerle barışmadan ülkede genel bir normalleşmenin imkanı yok. Onun için başlanacaksa bizce Kobani’den başlanmalı” diyor.

Koçyiğit, iktidarın yerel seçimden bu yana DEM Partili belediyeler ile ilgili bir algı oturtmaya çalıştığını belirterek, bunu şöyle açıklıyor: “Haftalardır bir bayrak üzerinden, istiklal marşı üzerinden linç ediliyoruz. Bir algı yaratılmaya çalışılıyor. Bizi bir yere oturtmaya çalışıyorlar ve bunu bilinçli yapıyorlar. Çünkü bizi eğer oraya oturturlarsa, ondan sonra yapacakları şeyler de toplumun ya da CHP’ye ya da farklı partilere oy veren seçmenin rızasını üretmiş olacaklar. Bu bir rıza üretme süreci.”

Kendilerinin de belediyelerle iktidarın eline “koz vermemek” için dikkatli olmaya çalıştıklarını ve yasal mevzuatı ortadan kaldıracak ya da yasal mevzuata karşı hiçbir şey yapılmamasına öncelik verdiklerini söyleyen Koçyiğit, partinin tüm yerel yöneticilerine de işlerinin “genel siyaset yapmak değil, halka hizmet etmek olduğunu” aktardıklarını kaydediyor.

Koçyiğit, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un başlattığı yeni anayasa çalışmaları ile ilgili soruları da yanıtlarken, iktidarın bu konuda bir samimiyet sorunu yaşadığını ancak kapıyı tamamen kapatmamak gerektiğini belirtiyor.

DEM Parti için anayasa konusunun temel bir gündem olduğunu ve yeni bir anayasaya ihtiyaç olunduğunu söyleyen Koçyiğit, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Numan Bey’le görüşmemizde Kobani ve HDP kapatma davaları devam ederken, DEM Parti’nin de kapatılması gündeme gelmişken, kayyum tehdidi hala belediyelerimizin başı üstünde sallanırken nasıl olacak bu normalleşme diye açık şekilde sorduk. Bir samimiyet sorunu olduğunu düşünüyoruz açıkçası. Gerçekten AKP yeni bir anayasa yapmak istiyorsa bu konuda toplumu ikna etmeli, siyasi partiler olarak bizleri de ikna etmeli.”

Koçyiğit, DEM Parti olarak şu anda kendilerinin buna ikna olmadıklarını söyleyerek, “İktidar bu ülkenin ihtiyacı olan anayasayı mı yapmak istiyor? Yoksa 2028 yürüyüşü için sekteye uğrayan, kaybettiği gücünü tahkim etmek, kısmen sistemi de revize ederek onu onarmak mı istiyor? Biz bunun zamanla hangisinin ağırlık bastığını göreceğiz” diyor.

Bununla birlikte AKP’ye kapıyı hemen kapatmanın da halkın ve demokrasinin lehine olmayacağını düşündüklerini ifade eden Koçyiğit, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bir şans verilmesi gerekiyor. AKP’ye değil, yeni bir anayasa yapma meselesine bir şans verilmesi, bunun ortamının zorlanması gerekiyor.

Biz belki de yeni anayasa tartışmalarını yürütürken ülkenin normalleşmesine katkı sunacak bazı adımların atılmasını zorlayabiliriz. Yani bu tartışmayı yürütmeden diyelim ki bütün muhalefet kapıları kapattık; peki hangi zeminin içerisinde neyi tartışmış olacağız? Yeni anayasa tartışması, müzakerelerin yapılması aynı zamanda normalleşmenin adımlarını, normalleşmenin ihtiyaçlarını, yeni bir anayasa yapmanın koşullarını da tartışmayı beraberinde getiriyor. Bu anlamıyla birbirini besleyen, birbirini tamamlayan başlıklar olarak görüyoruz.”

Koçyiğit, buna karşılık “AKP’nin kendi ajandasını dayattığı ve kendi gücünü tahkim etmek istediği yerde bunun parçası olmayacaklarını” da belirterek, şöyle konuşuyor: “Burada çok ince bir ayar var. “AKP’yi güçlendirmeyelim, bekleyelim, 4 yıl sonra eğer erken seçim olmazsa yeni bir hükümet gelir, biz onunla anayasa yaparız’ diyeceğimiz bir durumda değiliz.

Çünkü her gün cezaevinden tabutlar çıkıyor, hak ihlalleri artıyor. Biz diğer partiler gibi değiliz, sırtımızda yumurta küfesi taşıyoruz. İnsanların yaşamının sorumluluğunu hissediyoruz ve onun için de kurduğumuz her cümleyi gerçekten bin defa düşünüp kuruyoruz. Çünkü her kapattığımız kapı, her kapattığımız tartışma birilerinin yaşamına ya da daha uzun yıllar bedel ödemesine yol açabilir.”

Paylaşın

Erdoğan’dan ‘Yeni Anayasa’ Çağrısı: Türkiye Demokrasisine Yakıştıramıyorum

Katıldığı bir etkinlikte yeni anayasa çalışmalarına değinen Erdoğan, “Türkiye istikbalini ancak daha fazla demokrasi ve ekonomik refah ile bunlara paralel güvenlik üzerine inşa edebilir” dedi ve ekledi:

“Cumhuriyetimizin 100.yılının darbe ürünü bir anayasa ile geçirilmiş olmasını Türkiye demokrasisine yakıştıramıyorum. Siyaset kurumunun, ekonomik ve sosyal sorunları öne sürerek, sivil anayasa ihtiyacını gündemden düşürmek istemesini doğru bulmuyoruz. Biz, milletimizin beklentileri çerçevesinde üzerimize düşen yapıcı rolü oynamaya devam edeceğiz.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Danıştay Konferans Salonu’nda düzenlenen İdari Yargı Günü ve Danıştay’ın 156. Kuruluş Yıldönümü Töreni’nde açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şöyle:

“Danıştay’ımız, idarenin yargı yoluyla denetlenmesinin yanı sıra kamu ile vatandaş arasındaki ihtilafların çözümünde de nihai karar vericidir. Danıştay, Anayasa ve yasaların uygulanmasını da garanti ediyor.

Türk milleti adına karar verme onurunu ve mesuliyetini taşıyan yargı organlarımızın her biri ülkemizde huzurun, güvenliğin, kalkınmanın, demokrasinin ve sosyal barışın muhafazasının teminatıdır. Bu konuda en küçük bir şüphe, en küçük bir tartışma yoktur.

Makamlarımızdan ve unvanlarımızdan öte 85 milyonun bir ferdi olarak hepimiz şu gerçeğe yürekten inanıyoruz. Nasıl geç gelen adalet adalet değilse, topluma güven verene ve erişilebilir adalet sistemi de bekamızın güvencesidir. Yüksek mahkemelerimizin her biri adaletin etkin şekilde tecellisi için çalışıyor. Adaletin olmadığı yerde refah olmaz. Adliyenin kapısı adaletin kapısı haline getirilmeli. Devlet, adalet dağıttığı sürece güçlüdür.

27 Mayıs darbecilerinin gerçek bir mahkemeden ziyade kötü bir tiyatroyu andıran Yassıada’da işledikleri hukuk katliamlarını unutmuyoruz. Rahmetli Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın idamı, milletimizin kalbinde bir yara olarak halen kanıyor. 12 Eylül dikta rejiminin güya adaleti tesis maksadıyla bir sağdan bir soldan darağacına gönderdiği gençlerin acısı hiç dinmedi.

28 Şubat döneminde adeta koro halinde darbecilere alkış tutanların hukuk sistemimize verdikleri zararın telafisi yıllar aldı. 15 Temmuz’da ödediğimiz ağır bedeller ise ortadadır. Bir gecede 253 insanımızı şehit verdiğimiz bu ihanetin merkezinde sadece eli silah tutanlar değil, üniformalı ve cübbeli örgüt militanları da vardı. Şayet darbeci alçaklar başarılı olsalardı yeni Yassıada’lar kuracaklar, kan dökecekler, yeni hukuk cinayetleri işleyeceklerdi.

Son yıllarda bu mahfillere yazılı, görsel, dijital mecralarıyla medyanın ve sosyal medyanın eklendiği görülüyor. Medyanın ve sosyal medyanın millet namına denetim vazifesi üstlenmesi demokrasimiz için şüphesiz bir kazançtır ama bu hakim cübbesi giyip, mahkeme kurup, sağa sola yargı dağıtma boyutuna asla varmamalıdır. Yargıyı yönlendirme, yargı mercilerimizi baskı altına alma, istemedikleri karar çıkmaması halinde hukukçularımızı hedefe koyma her geçen gün daha sık karşılaştığımız tehditlerden biri haline ne yazık ki dönüşüyor.

“Haksız ithamlara muhatap oluyor”

Sosyal medyadaki acımasız linç kültürünün mağdur ettiği kesimlerin en başında yargı organlarımız ve mensuplarımız geliyor. Çok önemli, çok hassas ve mesuliyeti hakikaten ağır bir görevi icra eden yüksek yargı üyelerimiz, savcılarımız, hakimlerimiz ne yazık ki zaman zaman eleştiri sınırlarını aşan haksız ithamlara muhatap oluyor.

Çok net söylemek isterim siyaset kurumu nasıl layüsel değilse, yargı da eleştirilemez değildir. Yargının kararlarını beğenmeyebilir, itiraz edebilir, hoşnutsuzluğumuzu açıkça dile getirebiliriz. Buna kimse engel olamaz, olmamalıdır. Terörü övmediği, şiddeti teşvik etmediği ve hakarete varmadığı sürece insanlar fikirlerini farklı mecralarda özgürce yazabilir, paylaşabilir.

Güçlü, tarafsız, iyi ve seri işleyen bir adalet sistemi evlatlarımıza bırakacağımız en iyi mirastır. Yargının yasama ve yürütmeye müdahalesi nasıl yanlışsa, yargının siyasi tartışmaların içine çekilmesi da yanlıştır. Sizden ve milletimizden gelen talepler doğrultusunda Danıştay’ımızın güçlendirilmesi konusunda pek çok adım attık. Danıştay’ın iş yükü azaldı. Uyuşmazlıkların daha etkin yargılamayla daha hızlı çözülmesi sağlandı. Mahkeme sayısını 146’dan 221’e yükselttik.

Türkiye istikbalini ancak daha fazla demokrasi ve daha fazla ekonomik refah, daha fazla güvenlik üzerine inşa edebilir. Türkiye’nin ikinci yüzyılına darbe anayasasıyla girilmesini Türkiye demokrasisine yakıştıramıyoruz. Yeni anayasanın sihirli değnek gibi sorunları ortadan kaldırmayacağını biliyoruz. Ancak sivil siyaset alanını genişletecek. Bu bakımdan önemli bir fırsat. Üzerimize düşen yapıcı rolü uygulamaya devam edeceğiz.”

Paylaşın

‘Troll Hesap’ Raporu Erdoğan’a Sunuldu

AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin’in partiyi ve partilileri hedef alan troll hesaplarla ilgili bir rapor hazırlayarak geçtiğimiz hafta AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sunduğu öğrenildi.

Raporda sosyal medya üzerinden itibar suikastını kimlerin, hangi metotla yaptıkları, hangi trolleri kullandıkları gibi konularda bilgi verildiği öğrenilirken, sosyal medyanın yanı sıra medyada AK Parti’ye yakınlığı ile tanınan yorumcuların açıklamaların da seçim sonuçlarına etkilerinin irdelendiği ifade edildi.

AK Parti seçim yenilgisinin nedenlerini araştırmaya devam ediyor. Teşkilatlar, adaylar, milletvekilleri ve seçim stratejisine ilişkin değerlendirmeler devam ederken, sosyal medya paylaşımları ve bazı sosyal medya hesaplarının paylaşımlarının ne kadar etkili olduğunu da değerlendiriliyor.

Yerel seçimden sonra AK Parti Merkez Yürütme Kurulu toplantısında partiyi ve partilileri hedef alan troll hesapların tespiti ve bunların önlenmesi için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimat verdiği iddia edilmişti.

Erdoğan’ın “Bizim görevlendirmediğimiz hiç kimse bizim adımıza konuşamaz, itibar suikastı yapamaz. Partinin kurumsal kimliğine ve kurmaylarına itibar suikastına geçit vermeyin. Böyle durumlara maruz kalan arkadaşlarımıza arka çıkın, linçe fırsat vermeyin” dediği de ifade edilmişti.

Sputnik’ten Osman Nuri Cerit’in haberine göre; Bu kapsamda AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin’in bir rapor hazırlayarak geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sunduğu öğrenildi. Raporda troll olarak adlandırılan hesapların yaptığı paylaşımlar, bu paylaşımların partiye zararları gibi başlıkların raporda yer aldığı öğrenildi.

Raporda sosyal medya üzerinden itibar suikastını kimlerin, hangi metotla yaptıkları, hangi trolleri kullandıkları gibi konularda bilgi verildiği öğrenilirken, sosyal medyanın yanı sıra medyada AK Parti’ye yakınlığı ile tanınan yorumcuların açıklamaların da seçim sonuçlarına etkilerinin irdelendiği ifade edildi.

Özlem Zengin de trollerin saldırısına uğramıştı

Yerel seçim sonrasında seçim yenilgisini ilişkin sosyal medya paylaşımlarında Grup Başkanvekili Özlem Zengin de hedef alınmıştı. Zengin’in istifa edeceği ya da görevden alınacağına yönelik paylaşımlar yapılmıştı. Zengin’in seçim yenilgisinde etkili olduğuna yönelik paylaşımlar da yapılmıştı.

Paylaşın

Mehmet Şimşek: Verimlilik Ekonomisi Peşindeyiz

Türkiye’nin ATM Merkezi – TAM projesinin lansmanında konuşan Mehmet Şimşek, “Biz yatırımı, istihdamı, üretimi ve özellikle de ihracatı önceliklendireceğiz. Verimlilik ekonomisi peşindeyiz” dedi ve ekledi:

“Tasarruf yaptığınız ölçüde yatırım yapabiliyorsunuz ya da dışarıdan borçlanıyorsunuz. Biz isteriz ki tasarrufları yatırımları artıralım, doğru alanlara bunları kanalize edelim. Cari açık 60 milyar dolardan 30’un altına düşmesi muhtemelse bu programın çok iyi çalıştığını gösteriyor. Finansmana erişimde şu anda sorun yok. Türk bankaları ve şirketleri küresel finansmana erişimde giderek çok daha iyi bir noktaya geldi.”

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, İstanbul’da Türkiye’nin ATM Merkezi-TAM projesinin lansmanında konuştu. Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Bakan Şimşek, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

İç talep halen güçlü seyrediyor. Programımız dezenflasyona geçiş dönemini öngörüyor. İç talep bir miktar yumuşayacak, net ihracatın katkısı politikalar ve ana ticaret ortaklarımızdaki toparlanmayla birlikte iyileşecek. Ana pazarımız AB, Orta Doğu, Kuzey Afrika gibi bölgeler. Amaç enflasyonu tek haneye indirmek. Kur sübvansiyonu, faiz sübvansiyonuyla bir yere varamayız. Geçmişte arzuladığımız sonuçları alamadık.

Tüm sektörlerin durumunu hassasiyetle takip edip elimizden gelen desteği sağlayacağız. Tüm sektörler bizim için çok değerlidir. Kamu bankaları örnek oluyor. ATM ortak havuzu kuruyorlar, böylece verimliliği artırıyorlar. Tüm sektörlerde bu anlayışla hareket etmek lazım. Verimliliği artıracağız, yenilikçilik peşinde koşacağız. Dünyada pazar payı kapmanın başka yolu yok. Bizim büyümemiz kompozisyondaki iyileşme çok net şekilde çalışıyor. Bu sürdürülebilir büyümeye yönelik önemli bir çıkıştır.

Cari açık geçen sene Mayıs ayı itibarıyla yıllık cari açık 60 milyar doların üzerindeydi. 32 milyar doların altına düştük, Şubat ayı itibarıyla. 30 milyar doların altına cari açık düşmüştür. Cari açığı milli gelirin yüzde 2,5 altına çekmeyi hedefliyoruz. Eğer Türkiye’de cari açık milli gelire oranla yüzde 2’nin altına düşerse Türkiye’nin dış borcunun milli gelire göre oranı düşüyor. Cari açığın kalıcı şekilde yüzde 2.5’in altına düşürülmesi için yeşil, dijital dönüşüm, yeni sanayi politikası uygulamaya koyuyoruz.

Bunun birçok bileşeni var. STB’nin çok güzel girişimleri var. Sanayiyi sadece piyasalara bırakamayız. Sanayide dönüşümü kamunun rehberliğinde biraz iteklemesiyle hızlandıracağız. Dolayısıyla cari açıkta kalıcı olarak yüzde 2,5’i hatta yüzde 2’nin altını bekliyoruz. Altına yönelik kota uygulamasına gittik, çıkar çevreleri memnun değil, kusura bakmasınlar. Ülkede olmayan metali ithal edeceksiniz, bir köşede atıl olarak duracak.

Vatandaşın tercihine saygılıyım. Ülkemizin menfaatine kaynaklarımızı yatırıma, üretime, istihdama ve nihai olarak ihracata dönüştüreceğiz. Bu Cumhurbaşkanımızın vizyonu. Bunun için ne gerekiyorsa yapacağız. Bankaların fiyatlamasına karışmak istemiyoruz. Kamunun kaynakları kıttır, tercih yapmak zorundasınız.

Bankalara söyledim. Biz yatırımı, istihdamı, üretimi ve özellikle de ihracatı önceliklendireceğiz. Verimlilik ekonomisi peşindeyiz. Tasarruf yaptığınız ölçüde yatırım yapabiliyorsunuz ya da dışarıdan borçlanıyorsunuz. Biz isteriz ki tasarrufları yatırımları artıralım, doğru alanlara bunları kanalize edelim. Cari açık 60 milyar dolardan 30’un altına düşmesi muhtemelse bu programın çok iyi çalıştığını gösteriyor. Finansmana erişimde şu anda sorun yok. Türk bankaları ve şirketleri küresel finansmana erişimde giderek çok daha iyi bir noktaya geldi.

Geçen senenin ilk 5 ayında bankaların dış borç çevirme oranı yüzde 96’ydı. Bankalar 100 dolar borç ödüyordu, 96 dolar bulabiliyordu. Bugün 100 dolar borç ödediğinde 148 dolar bulabiliyor. Finansmana erişim artmıştır. Uluslararası bankalarda Türkiye’nin konumu çok güçlüdür, bölgemizde bir numarayız, dünyada da ilk üçteyiz. Kredi derecelendirme kuruluşları da bu gelişmeleri fark ettiler, gecikmeli de olsa, notumuzu artırıyorlar, hepsinin görünümü pozitif. Bu program devam etsin, biz notu artıracağız demek.

Türkiye’nin risk primi bugün 300 baz puanın altında. 2020 yılının başından bu yana en düşük düzey. Dışarıdan kaynak bulduğunuzda benzer vadedeki ABD hazine kağıtlarının maliyeti üzerine genelde bunu koyarlar. Finansman maliyetimiz azalıyor. Vatandaş enflasyon yüksek diyebilir. Mayıs ayı enflasyonu son 12 ayın enflasyonudur. Nisan ayı enflasyonu son 12 ayda gerçekleşen enflasyondur.

Ülkemizde çok büyük bir deprem felaketi yaşandı. Bunun sektörel olarak fiyat baskısı var, bütçe açığı üzerinden fiyat baskısı var. Tedbir almasaydık yüzde 10’a doğru gidiyordu. Tedbirlerin bir kısmı enflasyonist. Ne yaptık, bazı vergileri artırdık, KDV’yi artırdık, bu sene artıracak mıyız, hayır. Bu Temmuz Ağustos’ta sistemden çıkınca enflasyon aşağı gelecek. Bu işi yapanlar az biraz okumuşlar bilirler ki, para politikası etkileri gecikmeyle etkili olur.

Pazartesi günü tasarruf verimlilik paketini açıklayacağız. Buna benzer yoğun şekilde yaptığımız çalışmalar var. Çalışmalarımızı aralıksız devam ettireceğiz. Program çalışıyor ve çalışmaya devam edecek.

Enflasyonla ilgili dün Merkez Bankası geniş değerlendirmelerde bulundu, çok iyi iş çıkarıyorlar, ekip çok güçlü. Piyasada bu işi bilenlerin beklentisi önümüzdeki 12 ayda enflasyonun yüzde 35 civarına ineceği. Bu bizim öngörülerimizin üzerinde. Enflasyon düştükçe aşağı yönlü ivme kazandıkça hedef ve öngörüler arasındaki makasın kapanacağını düşünüyoruz. Türkiye’yi fiyat istikrarına kavuşturacağız. En büyük önceliğimiz vatandaşın bu hayat pahalılığı baskısını azaltmaktır. Enflasyonu tek haneye düşürmek için ne gerekiyorsa yapacağız.

Gelir, kurumlar, KDV’yle oynamayacağız dedik. Belli çevreler hala bu konuda spekülasyon üretmeye devam ediyorlar. Seçim arefesinde vatandaşı bu çevreler yanlış yönlendirdiler. Finansman o kadar bol ki, almak zorunda kalıyoruz. Buraya güven var. Uluslararası normlara dayalı politika seti var. İhracatçımızın yanındayız ve onlarla birlikte sorunları çözeceğiz, verimliliği artıracağız. Yapısal dönüşüm zaman alıyor, sürekli iyileştirme gerekiyor. Öğlenden sonra yatırım programının iyileştirmeye yönelik toplantıya gideceğiz.

İlk defa büyük bir belirsizlikle karşı karşıyayız, yapay zeka. Yapay zeka önemli bir önümüzdeki dönemde gündem maddesi olacak. Sürekli insanımıza yatırım yapmamız lazım. Büyük devletler 3 kolon üzerinde yükselirler. Beşeri sermaye, altyapı, teknolojidir. Bu üç alanda başarıyı yakalayan ülkeler sürekli yükselmiştir. Onlarda rekabet sorunu olmaz, verimlilik sorunu olmaz, refah artışı kalıcıdır.”

Paylaşın

Özel, Mehmet Şimşek’e Seslendi: Biraz da Zenginlerle Uğraş, Yoksulun Peşini Bırak

CHP Lideri Özgür Özel, Mehmet Şimşek’i eleştirerek, “Buradan herkese sesleniyorum, hayat pahalılığıyla mücadele emeklinin, emekçinin, yoksulun sırtından yapılamaz. Bugün Türkiye’de bir IMF programı uygulanmaktadır, örtülü bir IMF programı uygulanmaktadır” dedi ve ekledi:

“IMF hayalet gibi üzerimizde dolaşmaktadır. IMF, ‘Memura zam yapma’ diyecek yapmıyor. ‘Emekliye zam yapma’ diyecek, yapmıyor. IMF ile anlaşsan ‘İstihdam yaratma, işe alma’ diyecek ama adına bir tek IMF demiyor. Bu hayalet, bu Gulyabani, hep emeklinin penceresinde, hep emekçinin, yoksulların kapısına dayanıyor. Mehmet Şimşek’e sesleniyorum; Gulyabani’ni al biraz da zenginlerin kapısına git. Biraz da zenginlerle uğraş, yoksulun peşini bırak.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, seçimi yeniden kazanan belediyeleri ziyaret etmek için Eskişehir’e geldi. Partisinin il başkanlığında Özel’i, CHP Eskişehir İl Başkanı Talat Yalaz’ın yanı sıra eski milletvekilleri ile partililer karşıladı.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Seçimleri tek başına CHP’nin kazanmadığını belirterek, ‘Türkiye İttifakı’ söylemini sürdüren Özel, partiye üye olmak isteyenlere yetişemediklerini söyledi. Her 45 dakikada 50 kadar üye yapıldığını ifade eden Özgür Özel, “Türkiye ittifakı kazandı ve Türkiye ittifakı büyük bir moralle güçlenmeye devam ediyor. CHP’nin üye kampanyasında, üye kayıt formu yetiştiremiyoruz. Kuyrukta gençler oluyor. 45 dakikada 50’ye yakın kayıt yapılan standımız oluyor. Ankara genç üye kayıtlarını yetiştiremiyor. Ailemiz büyüyor, baba evi büyüyor” diye konuştu.

Eskişehir’in bir önceki dönem belediye başkanı Yılmaz Büyükerşen’in tüm CHP’li belediyeler için kurulan Eğitim ve Eşgüdüm Denetim Komisyonu’nun başkanı olduğunu ve komisyonun hızla çalışmalarına devam ettiğini kaydeden Özel, “Önümüzdeki günlerde hizmetlerin tüm belediyelerde ortaklaştığını, belli hizmetlerin tek tipleştiğini, CHP belediyeciliğinin kanıtlandığını ve artık bütün Türkiye’de görülen bu iyi uygulamaların ileride genel iktidar içinde CHP’ye olan ilgiyi, alakayı, güveni artıracağını hep birlikte göreceğiz. İsrafa son verip, hizmeti getirmeye devam edeceğiz.

Anadolu’nun çeşitli yerlerinde Kırıkkale’de, Kastamonu’da Eskişehirler yaratacağız. Türkiye’nin dört bir yanında CHP belediyeciliğini mutlaka özdenetimi kuvvetli, israfı olmayan, yolsuzluk olmayan bir şekilde halkın gözleri önünde şeffaf bir şekilde yönetecek, denetleyecek, denetlettirecek ve Türkiye Cumhuriyeti’nin de gerek işlevsizleştirilen Sayıştay’ın yeniden güçlendirileceği, gerek CHP iktidarında başkanlığını ana muhalefet partisinin yapacağı kesin hesap denetim komisyonunu kurulacağı ve bu memlekette artık rüşvetin, adam kayırmanın, ortadan kaldırılacağı yarınları müjdeleyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Özgür Özel, atanamayan öğretmenler ve emeklilerin seslerini duyurabilmek için Ankara ve İstanbul’da iki miting düzenleyeceklerini belirterek, şunları söyledi: “Bu süreçte muhataplarımızla bir yandan sizlerin haklarını, işçinin ve emekçinin haklarını, kiracıların haklarını, atanmayan öğretmenin haklarını staj mağdurlarının haklarını, astsubayın, uzman çavuşun talep ve haklarını konuşurken bir yandan da büyük bir mücadeleyle sokaktan korkmadan, meydandan kaçmadan halkın sesini en yukarıdan duyuracağız.

CHP geçen günlerde atanmayan öğretmenlerle ilgili mülakatın kaldırılma sözünün verildiği öğretmenlerle ilgili, onların talebine uygun olarak 68 bin mülakatsız atama talebinin kampanya boyunca arkasında durduk. Kürsümüzü, bu taleplere açtık. Ancak geçtiğimiz pazartesi günü Sayın Erdoğan, kendi açıklamaya varamadı, ertesi gün Milli Eğitim Bakanı’na bıraktı. Bakan salı günü, sadece 20 bin atama dediğinde gençlerimizin umutları kırıldı. Ardından biz ‘Hani mülakat yapmayacaktınız? Hani 14 Mayıs’ta, 28 Mayıs’ta Sayın Erdoğan ‘mülakatı kaldırıyoruz’ diye söz vermişti, hani seçim bildirgesine yazmıştınız.

Gençlerin kendilerinden ailelerinden böyle oy istemiş, böyle oy toplamıştınız’ dediğimizde, ‘Mülakat gibi mülakat yapacağız’ dediler. Elbette kabul etmedik. Bugün duyuyoruz ki ‘Efendim 45 dakika sürecek, kamera da koyacağız, bunu da yapacağız’ diyerek partizanlığı, adam kayırmayı, yüksek not alanı ailesi muhalif, diye geride bırakıp, düşük not alanı birilerinin yakını, diye AK Parti’den diye ileri alan bir sistemi devam ettirecekleri anlaşılıyor.

İşte biz bu şartlar altında, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’ndan bir gün önce genç hocalarımız, öğretmenlerimizle atanamayan değil, ne kusuru varmış da atanamıyormuş veya senin nasıl bir mesuliyetin var bu işte? Atayamıyormuşsun. Atanmayan öğretmenlerle, mülakat mağdurlarıyla çağdaş, bilimsel, laik eğitime karşı yürütülen müfredat çalışmasına da isyan eden herkes ile birlikte 18 Mayıs’ta İstanbul Saraçhane’de onların sesine ses, mücadelelerine omuz vereceğiz. Onların sesini duyuracağız, müzakere de edeceğiz ama bu güzelim gençler için mücadelenin de en büyüğünü vereceğiz.

Artan enflasyon asgari ücreti kemiriyor. Biz temmuz ayında enflasyon güncellemesi beklerken, hatta yılda 4 kez olsun derken, asgari ücrete enflasyon zammı yapmamaya, emeklileri süründürmeye devam ediyorlar. Bununla da mücadele edeceğiz. Bunun için ilk adım emekliler, sonra da emekçiler geliyor. Emekliler için 26 Mayıs Pazar günü saat 13.00’te Ankara’da bir büyük emekli mitingi düzenliyoruz. Emeklilerin sesini bütün Türkiye’ye duyuracağız.”

“IMF programı uygulanmaktadır”

Özel, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’i eleştirerek, “Buradan herkese sesleniyorum, hayat pahalılığıyla mücadele emeklinin, emekçinin, yoksulun sırtından yapılamaz. Bugün Türkiye’de bir IMF programı uygulanmaktadır, örtülü bir IMF programı uygulanmaktadır. IMF hayalet gibi üzerimizde dolaşmaktadır.

IMF, ‘Memura zam yapma’ diyecek yapmıyor. ‘Emekliye zam yapma’ diyecek, yapmıyor. IMF ile anlaşsan ‘İstihdam yaratma, işe alma’ diyecek ama adına bir tek IMF demiyor. Bu hayalet, bu Gulyabani, hep emeklinin penceresinde, hep emekçinin, yoksulların kapısına dayanıyor. Mehmet Şimşek’e sesleniyorum; Gulyabani’ni al biraz da zenginlerin kapısına git. Biraz da zenginlerle uğraş, yoksulun peşini bırak” diye konuştu.

Paylaşın

Türkiye, 2024 Demokrasi Algısı Endeksi’nde Son Sıralarda

Kopenhag merkezli Demokrasiler İttifakı Vakfı tarafından her yıl yayımlanan Demokrasi Algısı Endeksi’nde Türkiye, bu yıl 53 ülke arasında 47’nci sırada yer aldı. 

Türkiye’yi sırasıyla İran, Endonezya, Macaristan, Yunanistan, Peru ve Venezuela takip etti.

Demokrasi Algısı Endeksi’nin ilk dört sırasında ise Uzakdoğu ülkeleri yer aldı. Ülkesinin demokratik olduğunu düşünenlerin başında Güney Koreliler geldi. Güney Kore’yi sırasıyla Çin, Tayvan ve Vietnam takip etti.

Türkiye dâhil 53 ülkedeki demokrasi algısını ölçen Demokrasi Algısı Endeksi’nin bu yılki sonuçları da kamuoyuyla paylaşıldı. DW Türkçe’nin aktardığına göre; Türkiye bu ankette, “demokrasi açığının” en yüksek olduğu ülkeler arasında yer aldı.

Demokrasi açığı, insanların demokrasiye ne kadar önem verdiği ve ülkelerini ne ölçüde demokratik buldukları arasındaki farkı temsil ediyor.

Türkiye’de ankete katılanlara yöneltilen “Sizin için ülkenizin demokratik olması ne kadar önemli?” ve “Sizce ülkeniz ne kadar demokratik?” sorularına alınan yanıtlar arasındaki fark 44 puan oldu.

Türkiye’den daha yüksek puana sadece dört ülke ulaştı. Listenin son dört sırasında 51 puanla Yunanistan, 50’şer puanla Venezuela ve Macaristan, 48 puanla da Ukrayna yer aldı.

Bu farkın en az olduğu ülkelerse 11’er puan ile İsrail ve İsviçre oldu. Bu ülkeleri 12’şer puanla Hindistan, Tayvan, Norveç, Vietnam, Singapur ve Suudi Arabistan izledi.

Ankete katılanların yüzde 40’ı, ülkelerinde “yeterince demokrasi olmadığını”, yüzde 46’sı “gerektiği kadar” demokratik olduğunu, yüzde 13’üyse “fazla” demokratik olduğunu ifade etti.

Türkiye’de ankete katılan her beş kişiden üçü ülkesinde “yeterince demokrasi olmadığını” belirtti. Türkiye bu oranla 53 ülke arasında 47’nci sırada yer aldı. Türkiye’nin altında kalan ülkeler sırasıyla İran, Endonezya, Macaristan, Yunanistan, Peru ve Venezuela oldu.

Listenin ilk dört sırasında ise Uzakdoğu ülkeleri yer aldı. Ülkesinin demokratik olduğunu düşünenlerin başında Güney Koreliler geldi. Güney Kore’yi sırasıyla Çin, Tayvan ve Vietnam takip etti.

Kopenhag merkezli Demokrasiler İttifakı vakfı tarafından her yıl yayımlanan Demokrasi Algısı Endeksi, kamuoyu araştırma kurumu Latana’nın bu sene 20 Şubat-15 Nisan tarihleri arasında 53 ülkeden yaklaşık 63 bin kişiyle gerçekleştirdiği görüşmeler neticesinde hazırlandı.

Demokrasiler İttifakı, 2017 yılında eski NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen tarafından kuruldu.

Paylaşın

Babacan’dan İktidara Enflasyon Uyarısı: Sadece Merkez Bankası İle Düşmez

Merkez Bankası’nın (TCMB) enflasyon beklentilerini açıkladığı toplantıya değinen DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Enflasyon sadece Merkez Bankası’nın para politikası ile düşmez” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Enflasyonla mücadelenin yükünü sadece Merkez Bankası araçlarına bırakırsanız ülkeyi açlığa yoksulluğa mahkûm edersiniz. Unutmayalım, enflasyon bu iktidarın yanlış uygulamaları sonucunda patladı.”

Babacan açıklamasının devamında, “Bu iktidar hukuksuzluğuyla, adaletsizliğiyle, plan programsızlığıyla, özenle koruyup kolladığı çetelerle her kesimden insanın emeğini zayi ettiği gibi Merkez Bankası’nın emeğini de zayi ediyor. Çok yazık” ifadelerini kullandı.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, sosyal medya hesabından Merkez Bankası’nın (TCMB) enflasyon beklentilerini açıkladığı toplantıya değindi. Babacan şunları söyledi:

“Merkez Bankası en iyimser senaryoda dahi enflasyonun ancak üç sene sonunda tek haneye inebileceğini öngörüyor. İktidarın hukuka uyması, kamu maliyesinin düzgün yönetilmesi, devlet organlarının öngörülebilir olması sağlansaydı, iki senenin sonunda tek haneli kalıcı enflasyon gerçek olurdu. Sürekli vurguluyorum: Enflasyon sadece Merkez Bankası’nın para politikası ile düşmez.

Enflasyonla mücadelenin yükünü sadece Merkez Bankası araçlarına bırakırsanız ülkeyi açlığa yoksulluğa mahkûm edersiniz. Unutmayalım, enflasyon bu iktidarın yanlış uygulamaları sonucunda patladı. Bu iktidar hukuksuzluğuyla, adaletsizliğiyle, plan programsızlığıyla, özenle koruyup kolladığı çetelerle her kesimden insanın emeğini zayi ettiği gibi Merkez Bankası’nın emeğini de zayi ediyor. Çok yazık.”

Merkez Bankası, yıl sonu enflasyon tahminini yükseltti

Merkez Bankası (TCMB), yüzde 36 olan yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 38’e çıkardı. Banka, 2025 ve 2026 enflasyon tahminlerini sırasıyla yüzde 14 ve yüzde 9 seviyesinde sabit bıraktı. Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, “Enflasyonda belirgin ve kalıcı bir bozulma öngörülmesi durumunda ise, para politikası duruşumuzu sıkılaştıracağız” şeklinde konuştu.

Parasal sıkılaştırmanın iç talebe etkilerini çeşitli göstergeler üzerinden yakından takip ettiklerini belirten Karahan, “Enflasyon beklentilerinin tahmin aralığına yakınsaması, dezenflasyon açısından kritik önemdedir. 2024 yılının ikinci yarısında, parasal aktarımın gecikmeli etkisiyle, iç talepte zayıflama olacağını ve bu sayede cari dengedeki iyileşmenin devam edeceğini öngörüyoruz” dedi.

Karahan “Haziran’dan itibaren yaşayacağımız dezenflasyon sürecinde, enflasyonu, belirlediğimiz ara hedeflerle uyumlu olacak şekilde düşürmek için ne gerekiyorsa yapmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Enflasyonun ana eğilimi gerilemekle birlikte, yılın ilk Enflasyon Raporu’nda öngördükleri patikanın üzerinde seyrettiğini kaydeden Karahan, son dönemde hizmetler grubundaki fiyat artışlarının, diğer gruplara kıyasla daha güçlü olduğunu gördüklerini söyledi.

Karahan, “Enflasyon beklentilerinin tahmin aralığına yakınsaması, dezenflasyon açısından kritik önemdedir. Ekonomik birimlerin beklentilerindeki ayrışma ve olası oynaklıklara karşı, parasal aktarımın etkinliğini artırmak amacıyla, makroihtiyati politikaları uygulamaya devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Paylaşın