1,2 Milyondan Fazla Alan Adı Ve Web Sitesine Sansür

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) kararına rağmen 2024’te de sansür devam etti. 2024 sonu itibarıyla Türkiye’de sansürlenen alan adı ve web sitesi sayısı 1 milyon 264 bin 506 oldu.

Merkezi İstanbul’da bulunan İfade Özgürlüğü Derneği’nin (İFÖD) “EngelliWeb 2024 Raporu” yayımlandı. Rapor, Türkiye’deki sansürün geldiği boyutu ortaya koydu. Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) kararına rağmen 2024’te de sansür devam etti. 2024 sonu itibarıyla Türkiye’de sansürlenen alan adı ve web sitesi sayısı 1 milyon 264 bin 506 oldu.

Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre; Raporda, “2024 yılı verileri, sansürün artık sadece siyasi aktörlerin değil, aynı zamanda idarenin çeşitli kademelerinin ve yargının sıradan işleyişinin parçası haline geldiğini göstermektedir. Tüm bu tablo, Türkiye’de çevrimiçi ifade alanının artık istisnai değil, sistematik ve kalıcı bir sansür rejimi altında olduğunu göstermektedir” ifadelerine yer verildi.

EngelliWeb’in verilerine göre yıl yıl alan adlarına getirilen erişim engelleri şöyle:

2018: 347 bin 445
2019: 408 bin 494
2020: 467 bin 11
2021: 574 bin 798
2022: 712 bin 558
2023: 953 bin 415
2024: 311 bin 91

Böylece 2024 sonu itibarıyla Türkiye’de sansürlenen alan adı ve web sitesi sayısı 1 milyon 264 bin 506 oldu. 852 farklı kurum ve hakimlikler, 1 milyon 78 bin 348 kararla sansüre imza attı.

Ayrıca 2024 sonu itibarıyla 270 bin URL adresi, 17 bin Twitter/X hesabı, 75 bin tweet ve X paylaşımı, 25 bin 500 YouTube videosu, 16 bin 700 Facebook içeriği, 16 bin Instagram içeriği erişime engellendi.

Paylaşın

TBB Başkanı Erinç Sağkan’dan İktidara Ağır Eleştiriler

2025 – 2026 Adli Yıl Açılış Töreni’nde konuşan Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç Sağkan, iktidara yönelik ağır eleştirilerde bulunarak, “anayasal demokrasinin ağır zarar gördüğünü” söyledi.

Belediye başkanları ve avukatlara yönelik tutuklama tedbirlerini eleştiren Erinç Sağkan, “Yargı bağımsızlığını ortadan kaldıran, yargıçları baskı altına alan ya da mahkeme kararlarını uygulamayan bir yaklaşım, yalnızca hukuk devletini değil, demokrasinin varlık nedenini de ortadan kaldırır” dedi.

Avukat ve milletvekili Can Atalay’ın tutukluluğunu hatırlatan Sağkan, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) aksi yöndeki kararlarına rağmen Atalay ve başka tutukluların cezaevinde tutulmaya devam edilmesinin “anayasal demokrasi anlayışına ağır zarar verdiğini” ifade etti.

Sağkan, “Bu kapsamda son dönem örneği olarak belirtecek olursak bazı il ve ilçelerin seçilmiş belediye başkanları hakkında yürütülen soruşturmalardaki hukuka aykırı uygulamalar ve yine kayyım uygulamaları, sadece ilgililerin temel hak ve özgürlüklerini ihlal etmekle sınırlı kalmamakta, aynı zamanda sahip oldukları halk iradesi temsili nedeniyle anayasal demokrasiye de ağır zarar vermektedir. Bu durum demokratik hukuk devleti ilkeleri açısından endişe veren bir tablo ortaya koymaktadır” diyerek şöyle devam etti:

“Davet hâlinde geleceği bilinen kişilere gözaltı uygulaması yapılması, tutuklama tedbirinin istisna olmaktan çıkıp cezalandırmaya dönüşecek şekilde ölçüsüz uygulanması, masumiyet karinesini, lekelenmeme hakkını ve gizlilik ilkesini ihlal eden görüntü ve bilgi paylaşımı, makul süre içerisinde iddianamelerin hazırlanmaması, ciddi sağlık sorunu bulunanlar bakımından adli kontrol hükümlerinin uygulanmaması gibi hukuka aykırı uygulamalar ceza adalet sistemine karşı derin ve yaygın bir güvensizlik oluşturmaktadır.”

Silivri cezaevindeki İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan’ın da tutuklandığını hatırlatan Sağkan, “Avukat Mehmet Pehlivan’ın mesleki faaliyetleri nedeniyle soruşturmaya konu edilerek tutuklanması bağımsız savunmayı etkisiz kılma çabasının yanında savunma hakkının ve hâliyle adil yargılanma hakkının açık ihlalidir. Yurttaşların adalete ve demokratik kurumlara olan inancını aşındıran bu uygulamalar; hukuk devleti ilkesini temelden sarsmakta, anayasal sınırların belirsizleşmesine ve keyfî uygulamaların önünün açılmasına neden olmaktadır” dedi.

Gazeteciler ve medya kuruluşlarına yönelik cezalara değinen Erinç Sağkan, “Bazı gazeteciler hakkında yürütülen soruşturmalarda tutuklama ve adli kontrol hükümlerinin ölçüsüz şekilde uygulanması, yayın yapılan kanala erişim engeli getirilmesi, Anayasa’dan kaynaklanan demokratik haklarını kullanırken açılan soruşturmalar neticesi içlerinde öğrencilerin de olduğu yurttaşlarımızın tutuklanması gibi hak ihlallerine sebebiyet veren hukuka aykırı yargısal uygulamalar, düşünce ve ifade hürriyeti kapsamında toplumun önemli bir kesimi üzerinde baskı ve kaygı yaratmakta, hukuk güvenliğine olan talep her zamankinden fazla seslendirilmektedir” ifadelerini kullandı.

Sağkan konuşmasında avukatların karşı karşıya olduğu mesleki zorluklara da değindi, hukuk fakültelerine daha yüksek puanla ve daha az öğrenci alınması talebini yineledi:

“Hukuk fakültesi sayısındaki kontrolsüz artış ve eğitim niteliğindeki gerileme, mesleğe hazırlık sürecini zayıflatmakta, staj dönemleri de çoğu zaman yeterli donanımı kazandırmadan tamamlanmaktadır. Geçtiğimiz dönemde Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı’nın hayata geçmesi, hukuk fakültelerinde ikinci öğretim programlarının kapatılması, adalet meslek yüksekokullarından dikey geçişin engellenmesi gibi olumlu adımlar atılmıştı. Bu politikanın bir devamı olarak 125 bin olan hukuk fakültesi başarı sıralaması 100 bine yükseltilmişti. Ne yazık ki, Danıştay verdiği yürütmeyi durdurma kararıyla bu göreli iyileştirmenin dahi uygulanamayacağı bir durum yaratmış oldu.”

Sağkan, başarı sıralamasının kademeli olarak yükseltilmesi, hukuk fakültesi sayısının sınırlandırılması, devlet üniversitelerinin yanı sıra vakıf üniversitelerinde de kontenjanların azaltılması gerektiğini belirtti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Bakırhan, İktidara Seslendi: Güzel Sözlerle Bir Yere Ulaşılmaz, İcraatlarla Ulaşılır

Sürece dair değerlendirmelerde bulunan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “İktidara sesleniyorum. Artık dilimizi, irademizi, haklarımızı kabul etmelisiniz. Dilimizi, irademizi ve haklarımızı inkar etmekten vazgeçmelisiniz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Çünkü bu halk 40 yıldır baskıya, faili meçhul cinayetlere, yoksulluğa, bütün zulme rağmen vazgeçmedi. Vazgeçmeyecek. Vazgeçmesi gerekenler Kürt halkının dilini, kimliğini, yaşamını tanımayanlardır. Artık yasal ve hukuksal düzenlemelerin yapılması gereken bir dönemdeyiz. Kimse Kürdün hakkı olan yasal ve hukuksal düzenlemelerden artık kaçamaz. Barış sözle değil, icraatla sağlanır. Barış güzel sözler etmekle bir yere ulaşmaz. Ama barış icraatlarla bir yere ulaşır.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, emek ve demokrasi güçlerinin Urfa’da düzenlediği 1 Eylül Dünya Barış Günü Mitingine katıldı. Bakırhan, burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Değerli Urfalı hemşerilerim, yoldaşlarım, güneşin doğduğu kent. O güneşin bugün sadece bölgeyi değil, Ortadoğu’yu, Türkiye’yi, dünyayı aydınlattığı onurlu kentin yiğit evlatları, hepinizi saygıyla selamlıyorum. 1 Eylül Dünya Barış Günü hepimize, ezilen halklara, emekçilere, kadınlara hayırlı olsun. Konuşmama başlamadan önce Muhsin Melik’i, İbrahim Ayhan’ı, Feridun Yazar ve adını buradan sayamadığım binlerce yol arkadaşımı rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.

1 Eylül’de onurlu Urfa halkının önünden bir kez daha onlara sözümüzü yeniliyorum; bir gün ama bir gün mutlaka bu uğurda bedel ödeyen, emek veren, alınteri döken, bugün aramızda olmayan yoldaşların barış, demokrasi ve özgürlük bayrağını zirveye taşıyarak dalgalandıracağımızın sözünü veriyorum. Değerli halkımız yine sizin yiğit yoldaşınız, kardeşiniz Ayşe Gökkan ve Leyla Güven şahsında Selahattinler, Figenler şahsında bugün aramızda olmayan, dört duvar arasında yüreği bizimle atan barış ve demokrasi mücadelesinin neferlerini de, siyasi tutsakları da saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Urfa’dan cezaevlerine selam ve sevgilerimizi gönderiyorum.

Evet zor bir ayın içindeyiz. Zor günlerden geçiyoruz ama bir o kadar da umutluyuz. Çünkü bu topraklarda doğan Sayın Öcalan Barış ve Demokratik Toplum Çağrısını yaparak umutsuzluğu dağıttı. Bu ülkede yeniden gençlerin, kadınların, Kürtlerin, Alevilerin, ezilenlerin önümüz günlere umutla bakması için büyük bir sorumluluk aldı. Şimdi bizler Riha, Amed, Siirtliler olarak, Türkiye’de yaşayan emekçiler, yoksullar ve ezilenler olarak Sayın Öcalan’ın açmış olduğu demokrasi, barış ve özgürlük kapısından geçerek bu ülkede bir daha Kürtlerin yok sayılmadığı, Alevilerin eşit yurttaş olduğu, kadınların katledilmediği, çevrenin ranta peşkeş çekilmediği, gençlerimizin umutlarını büyüttüğü ve insanca yaşadıkları bir Türkiye yaratmak için daha fazla mücadele etmeliyiz. Var mısınız? Sayın Öcalan’ın araladığı bu kapıdan yoldaşça, dostça, omuz omuza mücadele ederek demokratik bir Türkiye yaratmaya Urfa halkı var mıdır?

Bakın, etrafımızda sorunları şiddetle, silahla, savaşlarla çözmeye çalışıyorlar. Ortadoğu kan gölü. Ukrayna’da savaş, Yemen’de savaş. Dünyanın birçok yerinde hak arayanları silah ve savaşla bastırmaya çalışıyorlar. Yanı başımız savaş ve çatışma içerisindeyken Sayın Öcalan bu topraklarda, bu ülkede sorunların şiddet, savaş, çatışma yerine diyalogla, müzakereyle çözülmesi için çok önemli bir çıkış yaptı. Değerli halklarımız, savaşın kaybedenleri emekçilerdir, halklardır. En fazla da kadınlardır. Savaşın kazananları egemenlerdir, silah baronlarıdır. Bizim kaybettiğimiz, egemenlerin kazandığı bir savaşta bizler barışın yanındayız, barışın tarafındayız. Sayın Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum manifestosunun, perspektifinin yanında olmaya devam edeceğiz.

Nazım Hikmet ne diyor biliyor musunuz? Diyor ki savaş korku ve sefaletten başka bir şey vermez. Yakar, yıkar, öldürür ve yok eder. Yakan, yıkan, yok eden savaşlar bu topraklardan silininceye kadar adaletin, demokrasinin ve özgürlüklerin hakim olacağı bir Türkiye mücadelesini, demokratik bir Türkiye mücadelesini başarıya ulaştırmak için her birimize büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. İşte tam da yanımızda savaşların olduğu bir ortamda barışı konuşuyoruz. Bize barışı konuşmamızın imkanını sunan, barışı mümkün kılan, bugün aramızda olan, olmayan bütün canlarımıza teşekkürlerimizi ve saygılarımızı sunuyoruz.

Emek olmasaydı, bedel olmasaydı, inatçı ve kararlı bir tutum olmasaydı bugün barışı konuşamayacaktık. Barışı var eden, barışı konuşturan sizlere ne kadar teşekkür etsek azdır. Genci ve kadınıyla birlikte barışı mümkün kılan sizlere teşekkürlerimi sunuyorum partim adına. Değerli arkadaşlar, hepinize minnettarız. Sayın Öcalan, sizin memleketliniz. Sayın Öcalan’ın barışın, umudumuzun büyümesi için açtığı yol Türkiye için çok kıymetlidir. Buradan bir kez daha umudumuzu büyüten, barışı büyüten Sayın Öcalan’a Urfa’dan selamlarımızı, saygılarımızı ve sevgilerimizi yolluyoruz.

Değerli kardeşlerim, yeni bir dünya kuruluyor. Bu yeni dünyanın ruhunu okuyamayanlar kaybeder, yanılır, kaybettirirler. Bu yeni dönemin ruhu nedir biliyor musunuz? Yeni dönemin ruhu barıştır. Yeni dönemin en güvenli limanı barıştır. Toplar, tüfekler, sınırdaki tel örgüler kimsenin güvenliğini artık sağlayamıyor. En büyük güvenlik limanı barıştır. Onun için barışı büyütmemiz, barışı gerçekleştirmemiz, barışı mümkün kılanlara layık olmamız için bugün Urfa’da olduğu gibi binlerle, on binlerle birlikte barışı haykırmamız gerekiyor.

Barış 86 milyonun geleceği ile ilgilidir. Barış, yoksulluktan intihar edenlerin intiharını önlemektir. Barış, katledilen kadının katledilmesini önlemektir. Sermayeye peşkeş çekilen çevreyi korumaktır. Barış ekmeğimizdir, zeytinimizdir, çocuklarımızın geleceğidir. Tabii ki biz barışa sahip çıkacağız. Tabii ki Sayın Öcalan’ın almış olduğu barış sorumluluğunun yükünü biz de onunla birlikte paylaşmaya devam edeceğiz.

“Barış güzel sözler etmekle bir yere ulaşmaz, icraatlarla bir yere ulaşır”

Değerli halkımız buradan bu meydanı yönetenlere göstermek istiyorum. Urfa’nın bu sıcağına rağmen on binler bu alanda bir aradadır. Ve iktidara sesleniyorum. Artık dilimizi, irademizi, haklarımızı kabul etmelisiniz. Dilimizi, irademizi ve haklarımızı inkar etmekten vazgeçmelisiniz. Çünkü bu halk 40 yıldır baskıya, faili meçhul cinayetlere, yoksulluğa, bütün zulme rağmen vazgeçmedi. Vazgeçmeyecek.

Vazgeçmesi gerekenler Kürt halkının dilini, kimliğini, yaşamını tanımayanlardır. Artık yasal ve hukuksal düzenlemelerin yapılması gereken bir dönemdeyiz. Kimse Kürdün hakkı olan yasal ve hukuksal düzenlemelerden artık kaçamaz. Barış sözle değil, icraatla sağlanır. Barış güzel sözler etmekle bir yere ulaşmaz. Ama barış icraatlarla bir yere ulaşır. Bu ülkeyi yönetenleri Urfa’da bu meydanı dolduran halkımızın taleplerine, iradesine saygı göstermeye ve kabul etmeye davet ediyorum.

Değerli arkadaşlar, Sayın Öcalan ile görüşmelerin önü açılmalıdır. Musluğu bir aç bir kapatla bu süreç yürümez. Sayın Öcalan Türkiye’nin tamamına birleştirici, bütünleştirici bir sözleşme öneriyor. Sayın Öcalan’ın paradigması ayrıştırıcı değil, aksine bütünleştirici yeni bir hayat modeli teklif ediyor. Dolayısıyla bu yeni hayat modeli 86 milyonun, eşit yurttaşlar olarak bu coğrafyada, bu ülkede insanca yaşamasını istiyor. Yine komisyon bir an önce Sayın Öcalan’ı ziyaret etmeli ve dinlemelidir. Komisyon barış gelsin diyen milyonlarca insanın iradesini temsil ediyor. Komisyonda Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bulunan neredeyse bütün partiler var. Bu toplum barış istiyorsa komisyon barışa uygun adımlar atma, tartışma ve düzenlemeleri yapmak durumundadır.

Değerli halkımız, biz dünyayı yeniden keşfetmiyoruz. Başarısı kanıtlanmış çatışma ve çözüm örnekleri var. İrlanda’da, Kolombiya’da, Güney Afrika’da nasıl ki barışı silahı elinde bulunduranlarla görüşerek yaptılarsa bugün de barışı Sayın Öcalan’la yapmak durumundadırlar. Bizler 12 metrekarelik hücrede tecrit devam ederse, Sayın Öcalan İmralı Cezaevi’ndeki bu koşullarda bulunursa bu süreci yürütenlerin samimi olmadığına inanırız. Sayın Öcalan’ı bu saatten sonra 12 metrekarelik bir hücreye hapsedemezsiniz.

Sayın Öcalan ve düşünceleri o daracık İmralı Adası’na artık sığmaz. Sayın Öcalan’ın Urfa halkıyla fiziken, düşünsel olarak buluşmasının artık bir an önce inşa edilmesi gerektiğini belirtmek istiyorum. Bakın değerli dostlar, Sayın Öcalan 100 yıl önce kurulan Cumhuriyetin demokrasi ile taçlanmasını istiyor. Bazıları bu sürece karşı çıkıyor. Karşı çıkanlar aslında Sayın Öcalan’a, bize değil, demokratik Cumhuriyete karşı çıkıyor. Aşınıza, ekmeğinize, geleceğinize, umudunuza karşı çıkıyor. Bu karşı çıkanları tanımak, bunları teşhir etmek, bunlar karşısında 7’den 70’e bugün burada olduğu gibi partimize, bu sürece sahip çıkmak gibi büyük bir sorumluluğumuz olduğunu belirtmek istiyorum.

Altın ateşte, insan sıkıntıda belli olur diyorlar. Sıkıntıyı çözen taraf olmalıyız. Değerli arkadaşlar, Sayın Öcalan’ın umut hakkı artık tanınmalı. Bu bir lütuf değil. Barış umuduna tanınmış bir haktır. Umut hakkı, barışçılık çözüm için olmazsa olmaz koşullardan birisidir. Bugünden sonra topraklarımızda ölümü, savaşı ve hukuksuzluğu değil, barışı, müzakereyi, hakça yaşamı konuşalım diyoruz.

Bunun için mücadele etmeye sizleri davet ediyorum. Barış mücadele ile kazanılır. Biz durarak, izleyerek bu sürece katkı sunamayız. Bugün burada olduğu gibi sokaklarda, caddelerde partimizin yapmış olduğu etkinliklerde, haksızlıkta, hukuksuzlukta, 40 yıldır vermiş olduğumuz mücadeleden daha büyük bir barış mücadelesi ortaya koymalıyız ki bir an önce bu topraklara barış gelsin, demokrasi gelsin, özgürlük gelsin. Değerli halklarımız, hepinizi tekrar en kalbi duygularımla selamlıyorum. Sizler bugün bu on binlerle birlikte bize onur verdiniz.

Barış sürecine sahip çıktınız. Bizler de sizin bu kararlı duruşunuz karşısında sizlere layık olmaya Kürde, Türke, Araba, Aleviye, kadına, gence insanca, hakça ve yaşanılır bir Türkiye armağan edinceye kadar, yoldaşlarımızla birlikte gece demeden, gündüz demeden emek veren, bedel ödeyen, zindanda ve sürgünde olan yoldaşlarımıza layık bir mücadele ortaya koyacağımızın sözünü veriyoruz. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Ji me hemûyan re serkeftin.”

Paylaşın

MHP’den Yargıya “Adil Yargılama” Mesajı

MHP’li Feti Yıldız, yargılamalarda suçsuzluk karinesi, şüpheden sanığın yararlanması, bağımsız ve tarafsız mahkemeler ile adil yargılanma hakkının eksiksiz korunması ilkelerine dikkat çekti.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, sosyal medya hesabından 2025-2026 Adli Yılı’nın başlaması dolayısıyla bir mesaj yayımladı. Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız yargı hizmetlerinin yerine getirilmesinin önemine vurgu yaparak yeni adli yılın ülkeye hayırlar getirmesini dileyen Yıldız, paylaşımında yargının görevini şu ifadelerle hatırlattı:

Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız yargı hizmetlerini, Adli ve İdari Yargıda ilk derece mahkemelerimizde, Bölge Adliye ve Bölge İdare Mahkemelerimizde, Yargıtay ve Danıştay’da görev yapan hukuk bilgisine, vicdanına, ahlakına, aklına emanet edildiğimiz hakim ve Cumhuriyet Savcıları yerine getirmektedir.

Yeni adli yıl için dileklerini sıralayan Yıldız, yargılamalarda suçsuzluk karinesi, şüpheden sanığın yararlanması, bağımsız ve tarafsız mahkemeler ile adil yargılanma hakkının eksiksiz korunması ilkelerine dikkat çekti.

Açıklamasında şu hususları öne çıkardı: Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız yargı hizmetlerini, Adli ve İdari Yargıda ilk derece mahkemelerimizde, Bölge Adliye ve Bölge İdare Mahkemelerimizde, Yargıtay ve Danıştay’da görev yapan hukuk bilgisine, vicdanına, ahlakına, aklına emanet edildiğimiz hâkim ve Cumhuriyet savcıları yerine getirmektedir. 2025-2026 Adli Yılı’nın milletimize, ülkemize hayırlar getirmesini diliyorum.

Yargılamalarda: Suçsuzluk karinesinin esas alındığı, şüpheden sanığın faydalandığı, kimsenin kendini suçlamaya zorlanmadığı, bağımsız ve tarafsız mahkemelerde doğal hâkimlerin görev aldığı, duruşmaların sözlü, aleni ve hakkaniyete uygun yapıldığı, davaların makul sürede sonuçlandığı, delillerin vasıtasız olduğu, insan haklarına saygı duyan, koruyucu adaleti kuran, yargı denetimine bağlı hukuk devletinin güçlendirilmesi, insan onurunun korunması, ifade özgürlüğünün korunup geliştirilmesi, yargı hizmetlerine eşit ve kolay erişim, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları gibi kavramların eşitlik temelinde var olması, adil yargılanma hakkının eksiksiz biçimde korunması, kırılgan gruplara karşı onarıcı, telafi edici adaletin güçlendirilmesi, makul sürede yargılanma hakkının güvencelerinin artırılması, hakların kullanılmasında uluslararası alanda kabul gören ilke ve kuralların gözetilmesi, öngörülebilir ve çözüm merkezli adaletin hâkim kılınması, yaptırım ve infaz dengesinin sağlanması, seçenek yaptırımların kesintisiz uygulanması devletin görevidir.

“Tutuklama bir ceza değildir”

Bütün yargılama önlemleri gibi, tutuklama da geçici niteliktedir. Tutuklama bir ceza değil, maddi gerçeğe ulaşılmasını, ceza davasının yürütülmesini ya da ileride verilmesi olası cezanın infazını sağlayan geçici bir araçtır. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını sınırlandıran çok ağır bir koruma tedbiri olması nedeniyle, tutuklamanın sıkı şartlar altında, geçici, çok dikkatli ve özen gösterilerek uygulanması ve başvurulması gerekir.

Paylaşın

Seçim Anketi: CHP Yüzde 32, AK Parti Yüzde 31

MAK Araştırma’nın seçim anketine göre; CHP, AK Parti’nin 1 puan önünde. Ankete katılan katılımcıların, yüzde 32’si CHP’ye, yüzde 31’i ise AK Parti’ye oy vereceklerini belirtti.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) erken seçim çağrılarını sürdürürken araştırma ve anket sonuçları açıklanmaya devam ediyor.

MAK Araştırma, sadece VIP abonelere gönderdiği anket sonucunu sosyal medya hesabından paylaştı. Ankete göre, yarın yapılacak bir erken seçimde CHP yüzde 32 ile birinci parti. AK Parti ise yüzde 31 ile ikinci parti.

MAK Araştırma’nın ağustos ayı VIP anket sonuçları şöyle:

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP): Yüzde 32
Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti): Yüzde 31
İYİ Parti: Yüzde 8
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti): Yüzde 7,5
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP): Yüzde 7

Kararsızlar: Yüzde 5
Yeniden Refah Partisi (YRP): Yüzde 3,5
Zafer Partisi: Yüzde 2
Diğerleri: Yüzde 2
Saadet Partisi: Yüzde 1
Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi: Yüzde 1

Paylaşın

Tutuklu Sayısında Yeni Rekor: 57 Bin 503

2023 yılı sonunda 38 bin 537 olan tutuklu sayısı, 2024 yılının sonunda kayıtlara 55 bin 240 olarak geçti. 1 Ağustos 2025 tarihi itibarıyla tutuklu sayısı, 57 bin 503’e ulaşarak yeni bir rekor kırdı.

Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü tarafından paylaşılan veriler, son iki yılda tutuklu sayısındaki endişe verici artışı net bir şekilde belgeliyor. Verilere göre, 2023 yılı sonunda 38 bin 537 olan tutuklu sayısı, muhalefete yönelik baskıların yoğunlaştığı bir dönem olarak nitelendirilen 2024 yılının sonunda kayıtlara 55 bin 240 olarak geçti. Bu, bir yıl içinde tutuklu sayısında 16 bin 703 kişilik bir artış yaşandığını gösteriyor.

BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre; tutuklu sayısındaki bu tırmanışta, 19 Mart 2025 sabahı İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik başlatılan operasyonların önemli bir rol oynadığı belirtiliyor. İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla başlayan süreç, ilerleyen haftalarda İBB bürokratları ve diğer CHP’li belediye başkanlarına yönelik yeni operasyonlarla genişledi. Bu soruşturmalar kapsamında çok sayıda bürokrat ve belediye başkanı tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Aralarında üst düzey yöneticilerin de bulunduğu onlarca kişi hakkındaki iddianamelerin henüz hazırlanmamış olması, tutuklamanın bir cezalandırma yöntemi olarak kullanıldığına yönelik eleştirileri güçlendirdi. Bu operasyonların yarattığı bilanço, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün istatistiklerine doğrudan yansıdı ve tutuklu sayısının rekor seviyeye ulaşmasında etkili oldu.

Paylaşın

DEM Parti’den “Süreç” Açıklaması: Demokratik Toplum, Barış Ve Entegrasyon

DEM Parti İmralı Heyeti’nden Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmeye ilişkin yaptığı açıklamada,  “Sayın Öcalan, demokratik toplum, barış ve entegrasyonun, bu sürecin üç kilit kavramı olduğunu, bu temelde sonuca ulaşabileceğini belirtti” ifadelerine yer verildi.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti’nde yer alan Van Milletvekili Pervin Buldan, Urfa Milletvekili Mithat Sancar ve Asrın Hukuk Bürosu avukatı Faik Özgür Erol’dan oluşan heyet, dün PKK Lideri Abdullah Öcalan ile görüştü.

DEM Parti İmralı Heyeti, görüşmeye ilişkin yazılı bir açıklama yayınladı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“28 Ağustos 2025 tarihinde İmralı’da Sayın Öcalan’la üç saatlik bir görüşme gerçekleştirdik. Sayın Öcalan son derece sağlıklı ve moralliydi. Görüşmede, Barış ve Demokratik Toplum sürecinin geçirdiği aşamalara ve gelinen noktaya dair kapsamlı değerlendirmeler yaptı. Yaşadığımız sorunun özel bir cerrahi müdahaleyi gerektirecek derecede kangren olduğunu, süreci bu hassasiyetle yürüterek bugüne getirdiklerini ifade etti. ‘Amacımız, acılı bir sürecin sona erdirilmesi için elimizden geleni yapmaktı’ dedi.

Demokratik toplum, barış ve entegrasyonun, bu sürecin üç kilit kavramı olduğunu, bu temelde sonuca ulaşabileceğini belirtti. Bunun için bütün boyutlarda adımların ivedilikle atıldığı yeni bir aşamanın gereğine vurgu yaptı. Sayın Öcalan, tercihinin her zaman demokratik cumhuriyet ile demokratik toplum temelli bir entegrasyon olduğunu; bu stratejik hamlenin anlaşılması ve sahiplenilmesinin hepimize, tüm Türkiye’ye kazandıracağını belirtti. Bu tercihin, siyaset ve basın çevrelerinin bir kısmında basitleştirme ya da yok sayma gibi yaklaşımlarla ele alınmasının bu sürece zarar verdiği açıktır. Halklar arasındaki ebedi dostluğa ve barışa olan büyük inancını da bu vesileyle bir kez daha dile getirdi.”

Paylaşın

Eğitim Harcamaları Bir Yılda Yüzde 75 Arttı

Eğitim harcamaları endeksi son 12 ayda 741,2’den 1.300,1’e yükseldi. Bu artış, yüzde 75,5’lik yıllık bir yükseliş anlamına gelirken, 2015 yılı baz alınarak oluşturulan endeks sistemine göre son 10 yılda eğitim fiyatlarının yaklaşık 13 katına çıktığını gösteriyor.

Ekonomistler, Türkiye’de eğitim harcamalarındaki bu yüksek artışın yalnızca özel okul ücretlerinden ibaret olmadığını; kurslar, özel dersler ve temel eğitim destekleri dahil olmak üzere, ailelerin çocukları için yaptığı her harcamanın hızla yükseldiğini belirtiyor.

Avrupa İstatistik Ofisi’nin (Eurostat) yayımladığı tüketici fiyat endeksi (HICP) verileri, Türkiye’de eğitim harcamalarındaki artışın Avrupa’nın geri kalanına kıyasla olağanüstü boyutlara ulaştığını ortaya koydu. Karar’dan Berfu Kargı’nın Eurostat’tan aktardığına göre, eğitim harcamaları endeksi son 12 ayda 741,2’den 1.300,1’e yükseldi.

Bu artış, yüzde 75,5’lik yıllık bir yükseliş anlamına gelirken, 2015 yılı baz alınarak oluşturulan endeks sistemine göre son 10 yılda eğitim fiyatlarının yaklaşık 13 katına çıktığını gösteriyor.

Türkiye, bu oranlarla Avrupa ülkeleri arasında açık ara ilk sırada yer aldı. Aynı dönemde Avrupa Birliği genelinde eğitim harcamalarındaki artış yalnızca yüzde 4,5 seviyesinde kaldı. Hollanda’da artış yüzde 12,4, Çekya’da yüzde 11,3, Romanya’da yüzde 7,0 olurken, Almanya’da bu oran yüzde 1,6 ile sınırlı kaldı. Türkiye’nin yıllık artış oranı, AB ortalamasının yaklaşık 17 katı düzeyine ulaşmış durumda.

Ekonomistler, Türkiye’de eğitim harcamalarındaki bu yüksek artışın yalnızca özel okul ücretlerinden ibaret olmadığını; kurslar, özel dersler ve temel eğitim destekleri dahil olmak üzere, ailelerin çocukları için yaptığı her harcamanın hızla yükseldiğini belirtiyor.

Ekonomist İnan Mutlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda bu tabloya tepki göstererek şu ifadeleri kullandı: “Sadece üniversiteler değil, eğitimin her seviyesi ticarethaneye dönüştü. İktidarın çürüttüğü kamusal eğitim hizmetinden kaçınmaya çalışan aileler, tüccarların eline düşüyor.”

Uzmanlar, kamusal eğitim sisteminin zayıflamasıyla birlikte, eğitimin piyasa koşullarına terk edildiği ve gelir düzeyine göre ayrışmanın derinleştiği uyarısında bulunuyor.

OECD’nin 2024 tarihli “Eğitime Bir Bakış” raporu da Türkiye’de kamusal eğitim harcamalarının yetersizliğine dikkat çekiyor. Öğrenci başına yıllık harcama 5 bin 425 dolarda kalırken, OECD ortalaması 14 bin 209 dolar. GSYH’ye oranla yapılan eğitim harcaması yüzde 4,2; bu da OECD ortalaması olan yüzde 4,9’un altında. İlköğretimde kamu payı yüzde 77 ile ortalamanın (yüzde 93) oldukça gerisinde. Öğrenci-öğretmen oranı ilköğretimde 18, ortaöğretimde 14. OECD ortalamaları ise sırasıyla 14 ve 13.

Eğitim harcamalarının rekor seviyelere ulaştığı bir dönemde Türkiye’nin uluslararası sınav performansı da yeniden tartışma konusu oluyor. PISA’nın son yayımlanan 2022 döngüsünde Türkiye, okuma becerilerinde 456 puanla 36’ncı, matematikte 453 puanla 39’uncu, fen bilimlerinde ise 476 puanla 34’üncü sırada yer aldı.

Türkiye’nin puanları, katılımcı ülkelerin genel ortalamasının üzerinde olsa da OECD ortalamalarının gerisinde kaldı. Örneğin fen alanında OECD ortalaması 485, Türkiye’nin puanı ise 476; matematikte 472’ye karşı 453; okumadaysa 476’ya karşı 456. 2015’e kıyasla tüm alanlarda Türkiye’nin sıralaması iyileşti. Ancak bu göreli yükselişe rağmen, öğrencilerin yalnızca yüzde 61’i matematikte temel yeterlilik düzeyi olan “Düzey 2”ye ulaşabildi.

Sosyoekonomik olarak en dezavantajlı gruptaki öğrencilerin oranı da oldukça yüksek. Bu gruptaki öğrencilerin matematik puanı 424 olarak ölçüldü. Türkiye’de öğrencilerin yüzde 18’i okula giderken kendini güvende hissetmediğini belirtti. Aidiyet duygusu da 2018’e kıyasla gerilemiş durumda. Bu veriler, eğitimde yükselen maliyetlere rağmen kalite ve eşitlik alanında kalıcı bir ilerleme sağlanamadığını ortaya koyuyor.

Paylaşın

Türkiye’de Orman Yangın Riski 10 Kat Artı

Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs’ta’ki orman yangınları iklim değişikliği nedeniyle 10 kat daha olası hale geldi. Bu yangınların iklim değişikliğinden ötürü yüzde 22 oranında da daha şiddetli yaşandığı belirlendi.

Uluslararası bilim insanlarının oluşturduğu World Weather Attribution (WWA) bünyesindeki araştırmacılar tarafından hazırlanan bir rapora göre, bu yaz 20 kişinin yaşamını yitirdiği, 80 bin kişinin tahliye edildiği ve 1 milyon hektardan fazla alanın yandığı Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs’ta’ki orman yangınları iklim değişikliği nedeniyle 10 kat daha olası hâle geldi. Raporda, bu yangınların iklim değişikliğinden ötürü yüzde 22 oranında da daha şiddetli yaşandığı belirlendi.

Haziran ve Temmuz aylarında Doğu Akdeniz’de çıkan yüzlerce yangın, 40 derecenin üzerinde seyreden hava sıcaklıkları, aşırı kuraklık ve şiddetli rüzgârlarla beslendi. Aşırı hava olaylarının iklim değişikliğiyle bağlantısını inceleyen WWA, bulgularını “endişe verici” olarak niteledi.

Imperial College London üniversitesinin Çevre Politikaları Merkezi’nden araştırmacı Theodore Keeping, “Araştırmamız, daha sıcak ve kuru koşulların ortaya çıkmasına dair son derece güçlü iklim değişikliği sinyalleri tespit etti. Bugün, 1,3 derecelik küresel ısınmayla birlikte, itfaiyecilerin sınırlarını zorlayan yeni aşırı yangın durumları görüyoruz. Ülkeler daha hızlı bir şekilde fosil yakıtlardan uzaklaşmadığı takdirde, bu yüzyılda 3 dereceye kadar bir artış bizi bekliyor” diye konuştu.

Araştırma, yangın sezonlarından önce gerçekleşen ve toprağın kuru kalmasını engelleyen kış yağışlarının sanayi öncesi döneme kıyasla yaklaşık yüzde 14 azaldığını ortaya koydu. İklim değişikliği nedeniyle, bitki örtüsünü yanmaya hazır duruma getiren bir haftalık sıcak ve kuru hava dönemlerinin de artık 13 kat daha olası hâle geldiği tespit edildi.

Çalışma ayrıca, yangınları körükleyen şiddetli kuzey rüzgârlarını güçlendiren yüksek basınç sistemlerinin de daha yoğun hâle geldiğini belirledi.

Yunanistan Tarım Araştırmaları Kurumu’na bağlı Akdeniz Orman Ekosistemleri Enstitüsü’nde araştırma direktörü olan Gavriil Xanthopoulos, “Eskiden itfaiyeciler bu rüzgârların dinmesini bekleyerek yangınları kontrol altına alabiliyordu. Görünen o ki artık bu modele güvenemiyorlar” dedi. Xanthopoulos, rüzgârların neden daha sık yüksek hızlara ulaştığını anlamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu da vurguladı.

Cornell Üniversitesi bünyesindeki Yer ve Atmosfer Bilimleri bölümünde görev yapan ancak araştırmaya dâhil olmayan Yardımcı Doçent Flavio Lehner ise WWA’nın özet bulgularının mevcut bilimsel literatürle uyumlu olduğunu teyit etti. Lehner, iklim değişikliğinin Akdeniz’de “kötü yangın sezonlarını daha olası hâle getirdiğini” söyledi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Özgür Özel: AK Parti’nin Kara Düzenini Yıkacağız

Beyoğlu’nda düzenlenen “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinginde konuşan CHP Lideri Özgür Özel, Özel, “Hep beraber AK Parti’nin bu kara düzenini yıkacağız, bu iktidarı değiştireceğiz” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinglerine devam ediyor. Mitingin bu haftaki adresi yakın zamanda başkanı İnan Güney’in tutuklandığı Beyoğlu oldu. CHP Lideri Özgür Özel, mitingde bir konuşma yaptı.

Özel’in konuşmasından bölümler şöyle: “161 gece önceydi, Ekrem Başkan’ın 31 yıl önce aldığı diplomasını sırf Cumhurbaşkanı adayı olamasın diye iptal ettiklerinin ertesi günü. İstanbul’un seçtiği; bir kere de değil, üç kez üst üste seçtiği, karşısına Başbakan koydular, onu seçti. Karşısına Meclis Başkanı koydular, onu değil Ekrem Başkan’ı seçti. Karşısına ‘Belediyeciliği en iyi bu biliyor’ diye Şehircilik Bakanı’nı koydular, onu değil Ekrem Başkan’ı seçti. Üç kez üst üste seçtiği belediye başkanının sabahın 06.00’sında yüzlerce polisle evine gelip onu gözaltına alıp, İstanbul’un iradesine ipotek koymaya çalıştıkları gün bunu bir darbe girişimi olarak nitelendirdik.

Dedik ki ‘Bu darbeye direneceğiz.’ ‘Nerede direneceksiniz?’ ‘Darbenin hedefi neresi? Saraçhane, İstanbul’un kalbi. O sembolik mekana sahip çıkacağız. Buraya seçtiği geri dönene kadar, o gelene kadar yine seçilmiş birisi vekalet edene kadar. Yani kayyımı reddederek, kayyıma direnerek bu meydanda direneceğiz’ dedik. Biz Saraçhane’ye çağrı yaptık, onlar yasak getirdiler. ‘Beş gün boyunca toplanmak yasak’ dediler, sonra 10’a çıkardılar. Biz dedik ki ‘Ne olacaksa Saraçhane’de olacak. Bugün olacak, bu gece olacak ve göreceksiniz İstanbul seçtiğine sahip çıkacak.’ İçişleri Bakanlığı talimat verdi. İstanbul Valiliği yazılar yazdı. Otobüsleri engellediler. Metroları kapattılar, vapurları bağladılar. Köprüleri havaya kaldırdılar. Ama o ilk gece 110 bin kişi, sonra 155 bin kişi, sonra 550 bin kişi, en nihayetinde 23 Mart akşamı 1 milyon 200 bin kişi yasak tanımadı, Saraçhane’yi doldurdu. İşte o ilk geceye dönüp baktığımızda, Vatan Emniyet’in önünde bariyerleri yıkıp aşanları… Değerli arkadaşlar, İnan Başkan’ın, değerli eşinin, evlatlarının fotoğrafına tahammül edemeyenler görsün. İnan Güney suçsuzdur, İnan Güney onurumuzdur. Ona sonuna kadar sahip çıkıyoruz.

Şu resme tahammül edemeyenlere, buraya polis yollayıp o resmi oradan kaldırtanlara Beyoğlu, en güzel cevabı veriyor ve diyor ki ‘İnan Güney onurumuzdur.’ Nasıl Saraçhane’de toplanmayalım, direnmeyelim, mücadele etmeyelim, teslim olalım diye vapurları bağladılarsa; trenleri, metroları durdurdularsa bugün de Beyoğlu’nda İnan Güney’e, Ekrem İmamoğlu’na sahip çıkmamızdan, yeri göğü inletmemizden korkanlar yine metroları kapatmışlar, otobüsleri durdurmuşlar. İşte bu meydan; altıncı dairenin önünden ta aşağıya kadar inen, uzanan on binler, yüz binler şunu gösteriyor ki biz haklıyız, biz güçlüyüz, biz masumuz. Bu yüzden ahlaki üstünlük bizdedir, psikolojik üstünlük bizdedir, çoğunluk enerjisi bizdedir. Buradan Erdoğan’a sesleniyorum. Bak buradan sesimin gidemediği yerde, ta en uzakta buraya bakan, burayı belki de duymayan ama orada bulunmanın bir sorumluluk olduğunu bilenler var ya işte onun inancına yenileceksin. İnan Güney’in evlatlarının masumiyetine yenileceksin. İçeride boşu boşuna tutulan arkadaşlarımızın eşlerinin, annelerinin, evlatlarının gözyaşlarında boğulacaksın.

Bu gece her biriniz tarihe tanıklık değil, eşlik ediyorsunuz. Bu gece bu süreçte 50’nci buluşma. Bir miting yapmak meseledir. Birden çok mitingi yapmak büyük meseledir. Ama aynı gün, aynı yerde, yedi gün üst üste, aynı meydanda, aynı otobüsten, aynı mikrofondan seslenmek, karşısında yüz binleri, milyonları bulmak, oradan Anadolu’ya geçmek, Maltepe’de 2,2 milyona konuşmak, oradan sonra her hafta sonu bir şehirde, her çarşamba bir ilçede olmak… Bu bir siyasetçinin, bir genel başkanın başarabileceği bir iş değildir. Bu ancak sizin gibi yiğit insanların, cesaret verdiğinde birimizin yapacağı bir iştir. O birimiz, gücü kendinden değil meydanlardan alıyor, haklılıktan alıyor, sizlerden alıyor.

Değerli arkadaşlar bugün 50’nci buluşma; miting değil, 50’nci eylem. Burada bulunan herkes bugüne kadar 49 eylemde topladığımız, bir arada olduğumuz 10 milyon yüreğin üstüne buraya geldiniz. Bugüne kadar 10 milyon kişi Ekrem Başkan’a sahip çıktı, arkadaşlarımıza sahip çıktı. Bundan sonra da sahip çıkmaya devam edeceğiz. Bana soruyorlar, ‘Eylemler ne zaman bitecek?’ Adı üstünde eylemdir, ne zaman sonuç alırsak o gün bitecek. Buradan Erdoğan’a, onun yargıdaki aparatlarına sesleniyorum. Bizi yıldıramazsınız. 9 dalga yaptınız, 99 dalga da yapsanız buradayız. Ayaktayız, eylemdeyiz.

Biraz önce Sevgili İnan’ın ve üç güzel kızı ile değerli eşinin fotoğrafının asıldığı bina Beyoğlu Belediyesi’dir. Beyoğlu Belediyesi, modern şehirciliğin Türkiye’de atılan ilk adımıdır. Bölgelere, dairelere ayrılmış İstanbul’daki 14 belediyeden, 1957 yılında İstanbul’a açılan 14 belediyeden birincisidir. Ama o günün ruhu gereğince, Avrupa’ya bakan, dünyaya bakan ve Paris’in en prestijli bölgesinin, belediyesinin adının Altıncı Daire olduğunu görenler bir Fransız, bir Avrupalı Türkiye’ye geldiğinde ‘Altıncı Daire neresi?’ diye sorarsa, Türkiye’nin gözbebeğinin Beyoğlu olduğunu bilsinler diye Beyoğlu’nun adı Altıncı Daire’dir. Bu ilçede yapılan seçimler hep tarihi sonuçlar doğurmuştur.

Örneğin bu ilçede Recep Tayyip Erdoğan, ara seçimlerde milletvekili adayı olmuştur, kazanamamıştır. Beyoğlu Belediye başkan adayı olmuştur, kazanamamıştır. Ama bizim dedesi Beyoğlu Belediyesi’nde süpürgeci, çöpçü olan, babası Beyoğlu Belediyesi’nde şoför olan, kendisi Beyoğlu Belediyesi’nin garajlarında büyüyen İnanımız Beyoğlu’nda yüzde 50 oyla Beyoğlu Belediye Başkanı olmuştur. Ben İnan kardeşimi Gezi eylemleri sırasında, Gezi Parkı’nın bulunduğu ilçenin başkanı olarak İstiklal Caddesi’ndeki ilçe binamızda tanımıştım. Gözlerindeki kararlılığı, o kara kaşında, kara gözündeki inancı, partiye, ülkeye bağlılığı görmüştüm. İnan o dönemde hepimize, bütün Türkiye’ye Beyoğlu’nda ev sahipliği yaptı.

Seçildiği günden beri bütün baskılara rağmen 17 ay boyunca elinden gelenin fazlasını yaptı. İnanın öyle işler yaptı ki bütün Türkiye’ye örnek gösterdik. Bir gün açtığı bir emekli evinde beni pazar kahvaltısına davet etti. Sadece emekli evi açmadı, semekçi evi açtı. Bunun yanında kadın dayanışma yaşam merkezlerini de kurdu. İhalesiz olarak bütün işlere girişti, müteahhide değil belediyeye, Beyoğluluya kazandırdı. 111 bin kişiye iftarı kendi aşevinden verdi. Öğrencilere ücretsiz yemeği aşevinden dağıttı. Bakımsız sokaklara baktı, yeniledi, ışıklandırdı. Hepimizin can dostu sokak hayvanlarına sahip çıktı. Bir gün bir emekli evinde pazar kahvaltısına çağırdı beni. Kahvaltı yaparken bir hanımefendi, yanında küçük çocuğu ile kalabalığın içinden aradan, şöyle bir yerden baktı. Önümüzde gazeteciler, fotoğrafçılar, merakla bakanlar… Aralarından baktı, ‘İnan Bey’ dedi. İnan, ben ve hanımefendi göz göze geldik. ‘Çocukların suyu için teşekkür ederim. Allah senden razı olsun’ dedi. İnan ‘Sağol ablacım’ dedi, kadın ayrıldı gitti.

Dedim ki ‘Nedir İnan? Dedi ki ‘Başkanım Beyoğlu deyince herkes zengin bir semt sanıyor. Zengin bir ilçe sanıyor. Zenginimiz vardır. Ama fakirimiz ondan çoktur. Okul zili, teneffüs zili çalınca parası olan çocuklar kantine koşuyor. şişe suyunu alıyor, kana kana içiyor. Garibanın çocuğu da gidiyor, tuvaletteki çeşmeye ağzını dayıyor. Biz bunu görünce bir karar verdik; Beyoğlu’ndaki bütün okullara su sebili koyduk, arıtma koyduk. Artık zengini de fakiri de aynı suyu içiyor.’ Duyunca dedim ki ‘İnan bunu bütün belediyelerimizin yapması lazım.’ Sosyal Demokrat Belediyeler Eşgüdüm Konseyi var; SODEM-BEK. Orada önerdik, bütün Türkiye’ye yaydık.

Buradan Tayyip Erdoğan’a söylüyorum, Milli Eöylüyorum. Türkiye’de eğer valinin engel olmadığı, ilçe milli eğitim müdürünün engel olmadığı, okul müdürünün engel olmadığı bir yer varsa ve orada su para ile satılmıyorsa bize yazıklar olsun. Çağırın, oraya geleceğiz. İnan’ın hatırına o okulda suyu bedava yapacağız. Bunu bütün Türkiye’ye yaydık biz. Ama valileri kokutuyorsunuz, emniyet müdürlerini, milli eğitim müdürlerini korkutuyorsunuz. Okul müdürlerine baskı yapıyorsunuz. Buradan Türkiye’deki bütün okul müdürlerine söylüyorum. Okulunuzda iyi su zenginin çocuğuna para ile satılıp, fakirin, yoksulun çocuğu çeşmeden su içiyorsa size yazıklar olsun. Çağırın. Biz yapmazsak bize yazıklar olsun. Hodri meydan.

Tabii buradan şunu anlatmam lazım. Çok içime dokunan bir iştir. Bütün AK Parti’nin, MHP’nin seçmenlerine sesleniyorum. Şu işe bir bakın. İnan Güney’i Beyoğlulular yüzde 50 oyla göreve getirdi. Birileri de geçen hafta aldı, onu Silivri’ye götürdü. Sanki İnan burada bir kusur yapmış gibi bir hava yaratıyorlar. İnan’ın burada herhangi bir kusuru yok. Daha önce de yapılmış bir kusuru yok. Geçmişte görev yaptığı bir belediye şirketinde, o belediye şirketinin lehine işler yaptığı için, o belediye şirketini kara geçirdiği için, o belediye şirketinde kendinden önce ve kendiyle birlikte kamu yararına çalışan herkes gibi doğru işler yaptığı için Aziz İhsan Aktaş denilen adama İnan’a bir iftira attırarak, tutuklama yaptılar. Açıkça söylüyorum.

Beyoğlulular buraya İnan başkanlık etsin istiyor. Siz buraya yıllarca başkanlık ettiniz. Millet ‘İllallah’ dedi, belediyenin yetkisini sizden alıp oraya verdi. Şimdi aynı Aydın’da yaptığı gibi AK Parti, bir siyasi kapkaçla, siyasi yankesicilikle bu belediyeyi Cumhuriyet Halk Partisi’nden alıp, bir AK Partiliye vermek istedi. Hesap neydi? Belediye meclisinde biz 16’yız, AK Parti 14. İnan içeriye girince bir belediye meclis üyemiz taraf değiştirirse, kendisine yapılan baskıya teslim olursa, kendisine yapılan teklife kapılırsa, o yapılan ahlaksız teklife göz kırparsa belediye CHP’den AK Parti’ye geçiyordu. Geçen hafta bunun oylaması yapıldı. Sonuç? 16 belediye meclis üyemiz var.

Kapalı oylamada 16 oy çıktı. Bizim anonsları yapan arkadaşımız var, Volkan. 50’nci eylem, beni buraya çağırıyor ya. Volkan, beni çağırırken diyor ki ‘Şimdi ben buraya sizleri çok daha fazla bekletmeden…’ Ben de Beyoğlu’nun 16 kahraman evladını buraya davet ediyorum. Rüşvete kanmayan, baskıdan yılmayan, 16 kahraman belediye meclis üyemizi davet ediyorum. Değerli Beyoğlulular, onlarla ne kadar övünseniz hakkınızdır. Aileleri onlarla ne kadar gurur duysa hakkıdır. Onlar rüşvete dönüp de bakmayan, tehditten yılmayan, hapisten korkmayan, sizin iradenize sahip çıkan 16 kahramandır. Hepsinin önünde saygı ile eğiliyorum. Yürekten alkışlayalım.

Bir de arkadaşlarımız, değerli grubumuz buradayken… Aynı numarayı bize Antalya Manavgat’ta yaptılar. İlk önce dört belediye meclis üyemizi, olmadı bir daha dört belediye meclis üyemizi gözaltına alıp, o gün meclis seçimi yapmaya kalktılar. O gün bunu yaparken belediye meclis grubumuzdaki arkadaşlarımız gözlerini kırpmadan, ‘Gözaltındayken partiden istifa edersem, üzerime suç mu kalır?’ diye… Ki haklıdır böyle bir algı yapıştı mı yapışır. Endişe etmeden partilerinden, belediye meclis görevlerinden partileri için istifa edip yerlerine CHP’li yedekleri getirip, Manavgat’ı AK Parti’ye teslim etmeyen kahraman grubumuzun iki temsilcisini buraya çağırıyorum. Manavgat’taki kahramanlar için de bir kuvvetli alkış alalım.

İnan Başkan’a, Ekrem Başkan’a ve içeride haksız yere ama teslim olmayıp, kimseye iftira atmayıp, kendine, partisine inanan ve sizi dimdik teslim eden arkadaşlarımıza; bir lokma haram yemeyen, bir cana kıymayan, aslanlar gibi orada yatan yiğitlerimize, aslanlarımıza bu otobüsün üstünden bir selam yollayıp, o klibi hep beraber çekiyoruz. Beyoğlu belediye meclis grubuna, Manavgat belediye meclis grubuna teşekkür ediyorum. Hani hesap kitap yapanlar var ya. ‘Şunu yaparız, bunu içeri alırız, birini satın alırız, belediyeyi geri alırız…’ Sen bir şu arkamda duranlara bak.

Bir şu meydanı dolduranlara bak. Biz nasıl insanlarız, bir gör. Bundan sonra sen düşün. Teşekkür ediyorum arkadaşlar. Şimdi onlar düşünsün. Cumhuriyet Halk Partisi’nde belediye meclis üyesi olmak, belediye başkanı olmak huzur hakkı almak değildir. Çalmak değildir. Kentin rantını paylaşmak, paylaştırmak değildir. Eşe – dosta peşkeş çekmek değildir. Hepimiz adına yapılan onurlu bir görevdir. Onurla gelinir, onurla durulur. Bundan sonra Cumhuriyet Halk Partisi’ne kanca atacaksan bir daha düşün Tayyip Erdoğan, bir daha düşün.”

“Yolsuzluk arıyor olsalar hediye paketi yaptı, teslim etti”

Değerli Beyoğlulular İnan Başkan’ı iftiralarla tutuklayanlar, eğer gerçekten yolsuzluk arıyor olsalardı aslında İnan Başkan onlara bir hediye paketi yaptı, teslim etti. İnan Başkan’ı gözaltına alanlar, orada arama yapıyorlar ya, tutanak yapıyorlar ya… İnan Başkan aylardır ‘Beyoğlu’nu da alacaklar.’ ‘Niye?’ ‘16’ya, 14. Hazırlık belli. Bu gece gelecekler, yarın sabah gelecekler.’ Eşine söylüyor, ‘Hazır ol, korkma. Ama kızları korkutma.’ Kendi de hazırlığını yapmış. Gelen ekibe ‘Evraklar bunlar, alın tutanağı’ dedi. Sağ olsunlar tutanağa geçirmişler. Bakın tutanağa geçirdikleri dosyada üç büyük dosya var, dosyadan ne çıktı? Şimdi Beyoğlu Belediyesi arama tutanağı yazılmış, kayda girmiş.

Bir, İnan Başkan’dan önceki belediye cephe giydirme işinin metrekaresini 550 liraya yaptırmış, İnan Başkan bir yıl sonra aynı işi 72 liraya yaptırmış. 550 lira, 72 lira. İki, özel günler için yapılan pankartların tanesi AK Parti döneminde 600 liraya yaptırılmış, İnan başkan bir yıl sonra 90 liraya yaptırmış. Üç, AK Parti döneminde altı aylık kurumsal iletişim hizmeti için 11,5 milyon lira ödenmiş, İnan Başkan bir yıl sonra 1,5 milyon lira ödemiş. 11,5 milyon, 1,5 milyon. Şimdi bu üç dosya, Sayın Akın Gürlek… Bir belediye Sayıştay tarafından denetlenir ya da İçişleri Bakanlığı’nın yolladığı müfettiş denetler. Bir suç bulursa yazar, savcılığa bildirir, savcılık işlem yapar.

Geçmişte denetlenmiş bütün dosyaları tekrar alan, tek tek bakan, oradan suç icat etmeye çalışan Akın Gürlek’e diyorum ki İnan Güney hediye paketi gibi kendinden önceki AK Partili belediyenin bir yıllık enflasyona rağmen 72 liraya yaptığı işi, 550 liraya yaptığını, İnan’ın 90 liraya yaptığı işi 600 liraya yaptırdığını, İnan’ın 1,5 milyona yaptırdığı işi 11,5 milyona yaptığının belgeleri poliste var, savcılıkta var. Hırsız arıyorsan hodri meydan. Yarın Beyoğlu’nun önceki belediye başkanının kapısına dayan da göreyim. Buradan açıkça ifade ediyorum. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’na açık çağrımdır. Eğer ‘Hukuk insanıyım’ diyorsan, ‘Yolsuzluğun peşindeyim’ diyorsan, ‘Namusum var, ben herkese eşit davranırım’ diyorsan hadi bakalım Aziz İhsan Aktaş’ın çalıştığı AK Partili belediyelere git de göreyim.

19 Mart darbesinin üzerinden 161 gün geçti. Çünkü o günden bugüne ortada iddianame yok, kanıt yok, iftira çok. O günden bugüne yargılanmıyoruz ama infaz ediliyoruz. Yargısız infaza muhatabız. AK Toroslar çetesi hukuk tarihimize koca bir lekedir. Zekeriya Öz gibi şımartılan bu çete; hem adalete hem ekonomiye hem de siyasete zarar vermektedir. Bunlar çete üyesi olmayan şerefli yargı üyeleri için de tehdittir, Türkiye’deki yargıya güvenmek isteyen ama güveni kalmamış 86 milyon vatandaş için de tehdittir.

Buradan hatırlayalım. Tuzla mitinginde bir kişiye, bir tutukluya giden, ‘Savcı Bey beni yolladı’ diyen, ‘Dediğim gibi ifade verirsen, çıkacaksın’ diyen, Ekrem Başkan’a, başka arkadaşlarımıza iftiralar attırmak isteyen avukatın adını da temin etmeye çalıştığı maddiyatı da ifşa etmiştim. Ben gece 10’da konuştum, avukat telefonunu kapattı, Antalya’ya kaçtı. Yunan Adası’na kaçarken yakalandı.

Diğer yandan ondan hemen sonra AK Parti’nin kuruluş yıl dönümü günü, onlara kuruluş hediyesi olarak MKYK üyeleri, AK Parti Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Mücahit Birinci’nin bir tutukluya gittiğini, ondan 2 milyon dolar para talep ettiğini, önüne kameraların da gördüğü bir kağıdı koyduğunu, ‘Buna imza atarsan medyadaki eleştirileri ben susturacağım. Savcı bunları söylerse bırakırım dedi. Ben halledeceğim. Verdiğin parayı güzelce paylaştıracağım, seni özgür bırakacağım’ dediğini hep birlikte ifşa etmiştik. Bu Yunanistan’a kaçan avukat için de AK Partili Mücahit Birinci için de savcılık önce Adalet Bakanlığı’na başvurdu.

Oradan izin aldı, sonra da bunların birine ev hapsi verdi, bir tanesine de imzayla yurt dışı çıkış yasağıyla adli kontrol verdi. Buradan İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’na gözünün içine baka baka söylüyorum. Kendi ayağıyla gelen Ekrem İmamoğlu’nun avukatına, çağırınca kendi gelen avukata ‘Kaçma şüphesi var’ diyen, Yunanistan’a kadar kaçarken yakalanana ‘Sen imza atsan yeter, ev hapsi yeter’ diyen Akın Gürlek’e soruyorum: Sende şu kadar, şu kadar namus varsa bunu niye yaptığını açıklarsın. Sana soruyorum, sana. Dünya kadar avukatı evinden gidip alıp koyuyorsun. AK Partili avukat olunca Adalet Bakanlığı’na soruyorsun. Bir avukat AK Partili olunca kanuna uymak, ama muhalifleri savununca kanununa uymamak hangi hukuk adamlığına yakışıyor? Senin alnını karşılayacağım, bunu bilesin Akın Gürlek. Alnını karışlayacağım.

“Adalet bakanı, biblo bakan hala susacak mısın?”

Adalet Bakanı’na soruyorum: Ya sen Adalet Bakanlığı’nı duvarda asılı bir tablo gibi, makam masasına konulmuş bir biblo gibi mi yapacaksın? AK Partili avukata izin isteyip de Ekrem Başkan’ın avukatını tuttuğu gibi tutuklayanları, Yunanistan’a kaçarken gidene ‘Kaçma şüphesi yok’ deyip, ayağıyla gelene tutuklama yapana hâlâ susacak mısın? Biblo bakan, biblo bakan. Buradan açıkça söylüyorum. Bu ülkede ikili hukuk vardır. Hukuk; Tayyip Erdoğan’ın muhaliflerine başka, yandaşlarına başka işlemektedir. Ve buradan bir kez daha, bir kez daha haykırıyoruz. Ekrem Başkan suçlu mudur? Suçu var mı? Yanıldınız. Ben farklı düşünüyorum. Ekrem Başkan suçludur.

Bakın eşinin yanında itiraf edeceğim. Dilek Hanım’ın yanında. Ekrem Başkan Tayyip Erdoğan’ı yenme suçunu işlemiştir. Ekrem Başkan bu suçu üç kez üst üste işlemiştir. Peki Ekrem Başkan niye tutukludur? Çünkü tutukluluk bir tedbirdir. Erdoğan tedbir almak zorundadır. Çünkü Ekrem Başkan bu suçu bir kez daha işlemeye yeminlidir. Bu memlekette, Tayyip Erdoğan’ı yenmenin suç olduğu bu memlekette, biz hepimiz 10 milyonlar bu suçu müştereken işleyeceğiz. Müştereken işleyeceğiz. Ant olsun ki Tayyip Erdoğan’ı yeneceğiz, AK Toroslar Çetesi’nden hesap soracağız.

Beyoğlular, hemşeriniz değil mi? Komşunuz değil mi? Kasımpaşalı. Onu sevmiyor musunuz? Peki o sizi seviyor mu? Niye? Bakın o sizi sevmiyor. Neden biliyor musunuz? Çünkü siz fakirsiniz, fakir. O fakiri sevmez. Fakir ne demek? Ne demek fakir? Yoksulluk sınırının altında maaş alana fakir diyoruz. TÜRK-İŞ açıklamış. Yoksulluk sınırı 86 bin lira. 86 bin liranın altında maaş alanlar, evine para girenler el kaldırsın. Üstünde alan var mı? Kaldırmazsın, bütün meydan borç isteyecek çünkü tek zengin sensin. Şimdi şu meydanda 86 bin liranın üzerinde maaş alan, evine para giren kimse yok. Herkes fakir. Oysa bu iktidar gelmeden önce öğretmenler, memurlar, polisler fakir değildi. Esnaf fakir değildi. Çiftçi fakir değildi. Emekli fakir değildi.

Ama bunlar geldiler 16 bin 200 lira veriyorlar, emekliler fakir. 22 bin lira veriyor, asgari ücretli fakir. 47 bin lira veriyor, memurlar fakir. Öyle olunca Tayyip Erdoğan 86 bin liranın altındakilere selam vermiyor. Ama ne yapıyor? Yandaş firmaların, Beşli Çete’nin, 40 Haramiler’in 700 milyar liralık Kurumlar Vergisi’ni siliyor, silmek için bütçeye para koyuyor. Bir büyük yalan var. Diyorlar ki; ‘Efendim ekonomi kötü ama dünyada da kötü.’ Vallahi, şeddeli bir yalan. Dünyada genel enflasyonda da gıda enflasyonunda da birinciyiz. Avrupa’da enflasyon ortalaması yüzde 2. Türkiye’de yüzde 33. 38 tane OECD ülkesi var ve bu 38 OECD ülkesinde en kötü durumda olan biziz. 27 Avrupa Birliği ülkesi var. Bunlarda toplam 13 milyon işsiz var. Bizde tek başımıza 13,5 milyon işsiz var.

Değerli arkadaşlar bir pankart varmış, onu indirtmeye çalışıyorlarmış. İstanbul İl Başkanımız Özgür Çelik ve milletvekillerimiz oraya gidiyorlar şimdi. Bir pankarta saldırıyorlar diye mitingi bırakacak halimiz yok. Özgür Çelik nasıl, memnun musunuz İl Başkanından? Boğaz Köprüsü’nde eylem yapan ve Meclis’te mücadele eden, buraya bu pankartları asan, milletvekillerimizden razı mıyız? CHP grubunda oturan, oturduğu yerden ahkam kesen milletvekili değil, aslanlar gibi mücadele eden milletvekilleri var. Öylesini istiyoruz. Bir de bizde milletvekili listelerini kim belirleyecek?

Ben değil, Cumhurbaşkanı Adayını kim belirledi? Milletvekillerini de siz belirleyeceksiniz. Şimdi ve maalesef şunu söyleyeceğim. İçeride tutuklu olan bütün arkadaşlarımız diyor ki ‘Biz iyiyiz ama infaz koruma memurlarının durumu kötü, onu söyleyin.’ 50’nci mitingin anısına, hatırasına… Bir; infaz koruma memurlarına verdikleri maaş ödedikleri kiranın iki katı bile değil. Kiraya para verince ellerine 20-25 bin lira maaş kalıyor.

İki; yıpranmalarını tatil günlerinden kaldırdılar. İnfaz koruma memuru tatil günü çalışıyor ama tatil günü yıpranmıyor. Güvenlik sınıfına almıyorlar, pandemide o kadar eziyet çektiler, ‘Ödeme yapacağız’ dediler, yapmıyorlar. Emeklilikleri güç. Bütün infaz koruma memurları kendilerine özel yeni bir yasa istiyor. Ekrem Başkan’ın hatırına, içerideki bütün arkadaşların hatırına bütün infaz koruma memurlarına kuvvetli bir alkış alalım, kuvvetli bir alkış. Söz veriyoruz iktidarımızın ilk altı ayında pek çok bekleyen meslek mensubu gibi, infaz koruma memurlarının da kanununu Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz çıkaracağız, söz veriyoruz.

“AK Parti’nin kara düzenini yıkacağız”

Memleket maalesef 90’lı yıllara döndü. Hani Tayyip Erdoğan eskiden ‘Eski Türkiye eski Türkiye’ diyordu ama şimdi eski Türkiye diye kötülediği ne varsa aynısı burada da var. Eskiden Beyaz Toroslar vardı şimdi AK Toroslar var. Eskiden ekonomik kriz vardı, şimdi ekonomik krizin daniskası var. Eskiden ‘Ucuz ürün kuyrukları vardı’ derdi, şimdi ucuz et, ucuz ekmek kuyrukları var. Devleti çürüten kara bir düzen var. Beyoğlu’ndan açıkça söylemek isterim ki, AK Parti bir kara düzen kurmuştur. Bu kara düzende AK Parti üyesine bile artık huzur yoktur. Bir avuç insanın, bir zümrenin partisi olmuştur. Üniversite bitirene değil, sahte diplomalıya iş veren, terfi veren, çalışana, kazanana hakkını veren değil torpilliye hakkını veren, emekliyi, asgari ücretliyi görmeyen, zengini seven biri iktidar vardır.

Demokrasi ile gelen demokrasiyi rafa kaldıran bir iktidar vardır. Savcıları kendisine memur etmiş bir iktidar vardır. Dünyanın en pahalı etini de en pahalı internetini de Türkiye’ye kullandıran, gençlerin umutlarını körelten, ailelerini kahreden bir iktidar vardır. Hep beraber AK Parti’nin bu kara düzenini yıkacağız, bu iktidarı değiştireceğiz. Hazır mısınız? Kara düzeni yıkacak mısınız? AK Parti’yi gönderecek misiniz? Yerine halkın iktidarını kuracak mıyız? Ekrem İmamoğlu’nu Cumhurbaşkanı yapacak mıyız? O zaman buradan Silivri’ye kadar 50’inci mitingin coşkusuyla bir sesimiz yükselsin bakalım: ‘Cumhurbaşkanı İmamoğlu.’

Değerli Beyoğlular, bu arkamdaki Beyoğlu Belediyesi. Geçen gün Türkiye’nin öbür ucunda iken Beyoğlu Belediyesi önünde peşpeşe konuşan kadınları dinledim. Figen Kabakçı, kendisi bir şehit eşi. Diyor ki, ‘Arkamda böyle dağ olduğunu bilmiyordum. İnan hep yanımızda oldu. Başkanımız geri gelsin, başka bir şey istemiyorum’ diyor. Bu şehit annesine İnan’ı geri getirmenin sözünü veriyorum. Menzure Teyze Kürtçe konuşuyor, ‘İnan Güney’i çok seviyoruz, o bize çok yardımlarda bulundu. Onu yanımızda istiyoruz’ diyor. Sen istiyorsan, isteğin başım gözüm üzerinedir Menzure Teyze. Sana İnan’ı getireceğiz. Gencecik öğrenci Zeynep Güven, ‘Bizlere başkan değil, İnan Abi gibi olan insan lazım.

İnan Güney’e selam olsun’ diyen Zeynep Güven’e buradan selam olsun. Emekli Remziye Serin. ‘Emekliyim. Zor koşulda yaşıyorum, geçinemiyorum. İnan sayesinde pazara çıkıyorum, pazar desteği alıyorum. Emekli evinde oturup parasını verip çay içebiliyorum. Ben İnan’dan razıyım, İnan serbest kalsın’ diyor. Remziye Teyze’ye de selam olsun. İnan’ı bu belediyede değil, başka belediyede değil, şirket yönetirken bir eksiklik yaptığı iddiasıyla alıp Silivri’ye attılar. Hakkında bir kuruş menfaat temin etme şüphesi yok. Ne yaptıysa belediye için yapmış, belediyenin şirketi için yapmış. Elimde 1995 yılına ait bir soru önergesine İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin verdiği cevap var. Soru önergesi 1195 sayılı belediye başkanının belediye iştiraklerinden aldığı huzur hakları hakkında. Milletvekili sormuş. Bakanlık İstanbul Büyükşehir belediyesinden sormuş, cevabı 95 yılında milletvekiline yollamış.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, İBB Başkanlığı dışında İstanbul Ulaşım, Sanayi Ticaret A.Ş.’den 16 milyon lira, o gün için 4 asgari ücret. Bugünkü parayla 88 bin lira. İGDAŞ‘tan 4 asgari ücret. İstanbul Halk Ekmek’ten 4 asgari ücret. İSFALT A.Ş. Yönetim Kurulu Üyeliğinden 4 asgari ücret, KİPTAŞ Yönetim Kurulu Üyeliğinden 4 asgari ücret, İstanbul Dünya Ticaret Merkezi Yönetim Kurulu Üyeliğinden 2 asgari ücret, İstanbul Kültür ve Sanat Ürünleri A.Ş. Yönetim Kurulu Üyeliğinden 2 asgari ücret. 24 asgari ücret. Recep Tayyip Erdoğan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken bugünkü parayla 500 bin lira 24 asgari ücret, ayrıca huzur hakkı almaktadır. Soruyorum, Ekrem İmamoğlu kaç tane almaktadır? Sıfır. İnan Güney? Sıfır.

Sen hem İBB Başkanı iken 24 asgari ücreti, 7 firmadan ekstra alacaksın. Ondan sonra da dönüp İnan Güney’e Ekrem Başkan’a kara çalacaksın. Bunu senin böyle alnına yapıştırmazsam namussuzum. Gökan Zeybek, al bunu. Türkiye’nin gözü önünde Tayyip Bey’in alnına yapıştır. Sen 7 şirketten 24 asgari ücreti çekeceksin her ay. Sonra ‘Ekrem İmamoğlu İBB’yi dolandırdı.’ Cebine kör kuruş koyan namussuzdur. Kör kuruş koyan. Allah bütün hırsızların belasını versin. Bak şu mitingin güzelliğine bak. Allah bütün hırsızların belasını versin. (Âmin.) Tayyip Bey aramızdaki fark bu. Hadi yap bakayım kendi mitinginde. Hadi yap. Yap bakalım. De ki ‘Allah bütün hırsızların belasını versin’ de, yanındakiler ‘Âmin’ diyor mu? Cumhurbaşkanı’na hakaret olur diye ağızlarını açamazlar.

“Jimmy Jip bana bak. İçeride 30 çocuk var bu slogandan dolayı. ‘Zıpla zıpla, zıplamayan Tayyip’tir.’ Bu slogan için beş kadın, yedi erkek öğrenciyi Cumhurbaşkanı’na hakaretten içeride tuttular. Ben onları ziyaret ettim ama şunu söyleyeyim. Bütün gençlere söz veriyoruz. İlk seçimde bu ülkenin başına yasakları yasaklayan bir Cumhurbaşkanı gelecek. Yasakları. En büyük seçim vaadimiz; yasaksız Türkiye, vizesiz Avrupa. Söz veriyoruz. Dünyanın en hızlı ve en ucuz internetine söz veriyoruz bütün gençlere. Değerli arkadaşlar, her şeye rağmen bakın böyle bir toplantıyı AK Parti niteliksel olarak da yapamaz, niceliksel olarak da yapamaz. Ne böyle bir meydanı doldurma güçleri kalmıştır ne de gördüğümüz bunca zulme rağmen bu enerjimizin onda biri onlar da yoktur. Çünkü gücümüz haklılığımızdan gelmektedir.

Dünyada haklının ezildiği, zalimin kayrıldığı bir düzen de İsrail’de var. Filistin’de büyük bir dram yaşanıyor. 700 gündür İsrail Filistin’de katliam yapıyor. Trump geldi ‘Ben Gazze’yi beğendim. Güney’e doğru bütün Filistinlileri süreceğim, oraya kumarhaneler, oteller yapacağım’ diyor. Amerika’nın Büyükelçisi Tom Barrack gelmiş ‘İsrail için bütün ulus devletler tehdittir’ diyor. Yani Türkiye gibi bir ulus devleti parçalamanın, yönetim şeklini değiştirmesinin suflelerini veriyor. Diyor ki ‘Millet sistemi olsun, Osmanlı gibi ümmet sistemi olsun. Osmanlı gibi din devletleri, mezhepçilikler olsun’ diyor. Buna karşı Büyükelçi konuşuyor.

Bizim Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’da tık yok. Mezalim var, tık yok. Sürgün var, tık yok. Katliam var, tık yok. Açlık var, kıtlık var, tık yok. Türkiye’ye hakaret var, tık yok. Varsa yoksa TikTok, TikTok. Buradan Hakan Fidan’a, TikTokçu Hakan’a sesleniyorum. Senin gibi bir Dışişleri Bakanı olmadı, olmaz olsun. Olmaz olsun. Erdoğan’a, Netanyahu ile kayıkçı kavgası yapan ama Trump’a gelince susan Erdoğan’a söylüyorum. Bizim pozisyonumuz belli. Bütün muhalefet partileri ile görüştük. Hepsinin imzalarını aldık, imza veremeyen bir siyasi parti de toplantıya katılacağını söyledi. Bugün ‘Yapamazlar, toplanamaz, lüzumu yok’ dedikleri Meclis toplantısının başvurusunu yaptık, Cuma günü 14’te Meclis’i Filistin için topluyoruz. Meclis Başkanlığı akşamüstü ilan etti, toplantı resmileşti.

Filistin’e dönüp bakmayanlara inat Filistin için Meclis’i olağanüstü topluyoruz. ‘Söz bitti, gerek yok’ diyenleri millet görüyor. Buradan samimi davetimdir. Milliyetçi Hareket Partisi’nin, AK Parti’nin bütün milletvekillerine, bu tarihi sorumluluk için Meclis’e gelmeye, iktidar muhalefet ayrımı olmadan İsrail’e haddini bildirmeye, Filistin’e sahip çıkmaya davet ediyoruz. Davet sadece muhalefetin değil, Türk milletinindir. Erdoğan’a pozisyonunu yeniden gözden geçirmesi için çağrıda bulunuyorum. Benim pozisyonum; partinin üçüncü Genel Başkanı, Bülent Ecevit’in Yaser Arafat’ın arkasında duran pozisyondur. Benim pozisyonum, bizim pozisyonumuz; Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının Filistin Kurtuluş Örgütü’nün arkasında durduğu pozisyondur.

Değerli Beyoğlular. Burası şüphesiz İstanbul’un eski günlerini arıyoruz ama en çok turist çeken, İstanbul’a gelen herkesin geldiği, uğradığı bir belediye. Sizler misafirperver insanlarsınız. Bugün beni, milletvekillerimizi, aileleri ağırladınız. Bugün Beyoğlu’nun kahraman belediye meclis üyelerini selamladınız. Manavgat Belediye meclis üyelerimizin temsilcilerini bağrınıza bastınız. Şimdi birbirinden değerli bir grup misafirimiz daha var. Eurocities, Avrupa Şehirler Birliği ve B40 Balkan Şehirleri Ağı. B40’ta Ekrem Başkanımızın ev sahipliğinde çok önemli işler olmuştu. Eurocities’den kendisine, Ekrem İmamoğlu’na özel ödül verildi. O ödülü yarın gidebilirlerse, engel çıkmazsa Silivri Cezaevi’nde kendilerine vermek için.

Aksi durumda değerli eşi ve belediye başkanvekilimizle Silivri’nin önünde durmak için aramızda olan Sofya Belediye Başkanımızı, Madrid Belediye Başkanımızı, Temeşvar Belediye Başkanımızı, Barcelona Belediye Başkanımızı, Zagreb Belediye Başkanımızı, Atina Belediye Başkanımızı, Budapeşte Belediye Başkanımızı ve Utrecht Belediye Başkanımızı saygıyla selamlıyoruz. Onlar Ekrem Başkan’a sahip çıkmaya geldiler. Hoş geldiler, sefa geldiler. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz. Bize buraya destek vermeye gelen değerli belediye başkanlarımıza yürekten teşekkür ediyoruz. Türkiye demokratik Avrupa’nın bir parçasıdır.

Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında en kısa sürede Avrupa Birliği’nin tam üyesi olacağız. Ve hep birlikte başaracağız. Türkiye’nin bugün Avrupa’nın bütün demokratları bizimle beraber. Türkiye’nin bütün demokratlarını, sosyal demokratları, muhafazakar demokratları, milliyetçi demokratları, Kürt demokratları, liberal demokratları, sosyalist demokratları Türkiye ittifakına davet ediyoruz. Türkiye İttifakı gücünü Türkiye’den, milletinden, renklerini ay yıldızlı al bayraktan alır. Kırmızı, beyaz. En büyük Türkiye. Hepinizi çok seviyorum, hepinize güveniyorum. Hep beraber Türkiye’nin kaderini değiştirmeye hazır mıyız? Kazanacak mıyız? Başaracak mıyız? Hep birlikte yürüyecek miyiz? O zaman yürüyelim arkadaşlar.”

Paylaşın