DEM Parti’den “Süreç” Açıklaması: Demokratik Toplum, Barış Ve Entegrasyon

DEM Parti İmralı Heyeti’nden Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmeye ilişkin yaptığı açıklamada,  “Sayın Öcalan, demokratik toplum, barış ve entegrasyonun, bu sürecin üç kilit kavramı olduğunu, bu temelde sonuca ulaşabileceğini belirtti” ifadelerine yer verildi.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti’nde yer alan Van Milletvekili Pervin Buldan, Urfa Milletvekili Mithat Sancar ve Asrın Hukuk Bürosu avukatı Faik Özgür Erol’dan oluşan heyet, dün PKK Lideri Abdullah Öcalan ile görüştü.

DEM Parti İmralı Heyeti, görüşmeye ilişkin yazılı bir açıklama yayınladı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“28 Ağustos 2025 tarihinde İmralı’da Sayın Öcalan’la üç saatlik bir görüşme gerçekleştirdik. Sayın Öcalan son derece sağlıklı ve moralliydi. Görüşmede, Barış ve Demokratik Toplum sürecinin geçirdiği aşamalara ve gelinen noktaya dair kapsamlı değerlendirmeler yaptı. Yaşadığımız sorunun özel bir cerrahi müdahaleyi gerektirecek derecede kangren olduğunu, süreci bu hassasiyetle yürüterek bugüne getirdiklerini ifade etti. ‘Amacımız, acılı bir sürecin sona erdirilmesi için elimizden geleni yapmaktı’ dedi.

Demokratik toplum, barış ve entegrasyonun, bu sürecin üç kilit kavramı olduğunu, bu temelde sonuca ulaşabileceğini belirtti. Bunun için bütün boyutlarda adımların ivedilikle atıldığı yeni bir aşamanın gereğine vurgu yaptı. Sayın Öcalan, tercihinin her zaman demokratik cumhuriyet ile demokratik toplum temelli bir entegrasyon olduğunu; bu stratejik hamlenin anlaşılması ve sahiplenilmesinin hepimize, tüm Türkiye’ye kazandıracağını belirtti. Bu tercihin, siyaset ve basın çevrelerinin bir kısmında basitleştirme ya da yok sayma gibi yaklaşımlarla ele alınmasının bu sürece zarar verdiği açıktır. Halklar arasındaki ebedi dostluğa ve barışa olan büyük inancını da bu vesileyle bir kez daha dile getirdi.”

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu’na “Özel Demokrasi Ödülü”

Avrupa’dan gelen belediye başkanları (Eurocities) heyeti, Ekrem İmamoğlu’na verilmek üzere hazırlanan “Özel Demokrasi Ödülü”nü eşi Dilek Kaya İmamoğlu’na takdim etti.

Barselona Belediye Başkanı Jaume Collboni Cuadrado, “Sayın Ekrem İmamoğlu yalnız değildir, biz onun yanındayız, demokrasi için bir aradayız!” ifadelerini kullandı.

Timişoara Belediye Başkanı Dominic Fritz de, “Birini bedenen cezaevine koyabilirsiniz ancak ruhunu asla hapsedemezsiniz. Ekrem İmamoğlu bize son aylarda bunun ne kadar gerçek olduğunu gösterdi” şeklinde konuştu.

Avrupa’nın farklı şehirlerinden belediye başkanları ve Eurocities heyeti, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’na destek için İstanbul’a geldi.

Heyet, 19 Mart’ta gözaltına alınarak tutuklanan İmamoğlu adına İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni ziyaret etti. Ziyaret, İBB Başkanvekili Nuri Aslan’ın ev sahipliğinde gerçekleşti.

Heyet, Ekrem İmamoğlu’na verilmek üzere hazırlanan “Özel Demokrasi Ödülü”nü eşi Dilek Kaya İmamoğlu’na takdim etti.

İBB binasında yapılan açıklamalarda Avrupalı belediye başkanları, İmamoğlu’na destek mesajları verdi.

Barselona Belediye Başkanı Jaume Collboni Cuadrado, “Sayın Ekrem İmamoğlu yalnız değildir, biz onun yanındayız, demokrasi için bir aradayız!” ifadelerini kullandı.

Utrecht Belediye Başkanı Sharon Dijksma ise, “Ekrem İmamoğlu hapse atıldığında sadece başarılı bir belediye başkanı değil bir eş ve bir baba da hapse atıldı. Bu gerçekten yürek burkan bir durum” dedi.

Timişoara Belediye Başkanı Dominic Fritz de, “Birini bedenen cezaevine koyabilirsiniz ancak ruhunu asla hapsedemezsiniz. Ekrem İmamoğlu bize son aylarda bunun ne kadar gerçek olduğunu gösterdi” şeklinde konuştu.

Avrupalı belediye başkanları heyetinin, Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan Ekrem İmamoğlu’nu ziyaret etme talebi bakanlık tarafından reddedildi.

Ziyarete katılan Eurocities heyetinde şu isimler yer aldı:

Jaume Collboni, Barselona Belediye Başkanı ve Eurocities Başkan Yardımcısı
Vasil Terziev, Sofya Belediye Başkanı ve B40 Balkan Şehirleri Ağı Başkanı
Tomislav Tomašević, Zagreb Belediye Başkanı
Haris Doukas, Atina Belediye Başkanı
Dominic Fritz, Timișoara Belediye Başkanı
Sharon Dijksma, Utrecht Belediye Başkanı
Gergely Szilveszter Karácsony, Budapeşte Belediye Başkanı
Arnaud Ngatcha, Paris Belediye Başkan Yardımcısı
José Francisco Herrera Antonaya, Madrid Uluslararası İlişkiler Genel Müdürü
André Sobczak, Eurocities Genel Sekreteri

Paylaşın

Eğitim Harcamaları Bir Yılda Yüzde 75 Arttı

Eğitim harcamaları endeksi son 12 ayda 741,2’den 1.300,1’e yükseldi. Bu artış, yüzde 75,5’lik yıllık bir yükseliş anlamına gelirken, 2015 yılı baz alınarak oluşturulan endeks sistemine göre son 10 yılda eğitim fiyatlarının yaklaşık 13 katına çıktığını gösteriyor.

Ekonomistler, Türkiye’de eğitim harcamalarındaki bu yüksek artışın yalnızca özel okul ücretlerinden ibaret olmadığını; kurslar, özel dersler ve temel eğitim destekleri dahil olmak üzere, ailelerin çocukları için yaptığı her harcamanın hızla yükseldiğini belirtiyor.

Avrupa İstatistik Ofisi’nin (Eurostat) yayımladığı tüketici fiyat endeksi (HICP) verileri, Türkiye’de eğitim harcamalarındaki artışın Avrupa’nın geri kalanına kıyasla olağanüstü boyutlara ulaştığını ortaya koydu. Karar’dan Berfu Kargı’nın Eurostat’tan aktardığına göre, eğitim harcamaları endeksi son 12 ayda 741,2’den 1.300,1’e yükseldi.

Bu artış, yüzde 75,5’lik yıllık bir yükseliş anlamına gelirken, 2015 yılı baz alınarak oluşturulan endeks sistemine göre son 10 yılda eğitim fiyatlarının yaklaşık 13 katına çıktığını gösteriyor.

Türkiye, bu oranlarla Avrupa ülkeleri arasında açık ara ilk sırada yer aldı. Aynı dönemde Avrupa Birliği genelinde eğitim harcamalarındaki artış yalnızca yüzde 4,5 seviyesinde kaldı. Hollanda’da artış yüzde 12,4, Çekya’da yüzde 11,3, Romanya’da yüzde 7,0 olurken, Almanya’da bu oran yüzde 1,6 ile sınırlı kaldı. Türkiye’nin yıllık artış oranı, AB ortalamasının yaklaşık 17 katı düzeyine ulaşmış durumda.

Ekonomistler, Türkiye’de eğitim harcamalarındaki bu yüksek artışın yalnızca özel okul ücretlerinden ibaret olmadığını; kurslar, özel dersler ve temel eğitim destekleri dahil olmak üzere, ailelerin çocukları için yaptığı her harcamanın hızla yükseldiğini belirtiyor.

Ekonomist İnan Mutlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda bu tabloya tepki göstererek şu ifadeleri kullandı: “Sadece üniversiteler değil, eğitimin her seviyesi ticarethaneye dönüştü. İktidarın çürüttüğü kamusal eğitim hizmetinden kaçınmaya çalışan aileler, tüccarların eline düşüyor.”

Uzmanlar, kamusal eğitim sisteminin zayıflamasıyla birlikte, eğitimin piyasa koşullarına terk edildiği ve gelir düzeyine göre ayrışmanın derinleştiği uyarısında bulunuyor.

OECD’nin 2024 tarihli “Eğitime Bir Bakış” raporu da Türkiye’de kamusal eğitim harcamalarının yetersizliğine dikkat çekiyor. Öğrenci başına yıllık harcama 5 bin 425 dolarda kalırken, OECD ortalaması 14 bin 209 dolar. GSYH’ye oranla yapılan eğitim harcaması yüzde 4,2; bu da OECD ortalaması olan yüzde 4,9’un altında. İlköğretimde kamu payı yüzde 77 ile ortalamanın (yüzde 93) oldukça gerisinde. Öğrenci-öğretmen oranı ilköğretimde 18, ortaöğretimde 14. OECD ortalamaları ise sırasıyla 14 ve 13.

Eğitim harcamalarının rekor seviyelere ulaştığı bir dönemde Türkiye’nin uluslararası sınav performansı da yeniden tartışma konusu oluyor. PISA’nın son yayımlanan 2022 döngüsünde Türkiye, okuma becerilerinde 456 puanla 36’ncı, matematikte 453 puanla 39’uncu, fen bilimlerinde ise 476 puanla 34’üncü sırada yer aldı.

Türkiye’nin puanları, katılımcı ülkelerin genel ortalamasının üzerinde olsa da OECD ortalamalarının gerisinde kaldı. Örneğin fen alanında OECD ortalaması 485, Türkiye’nin puanı ise 476; matematikte 472’ye karşı 453; okumadaysa 476’ya karşı 456. 2015’e kıyasla tüm alanlarda Türkiye’nin sıralaması iyileşti. Ancak bu göreli yükselişe rağmen, öğrencilerin yalnızca yüzde 61’i matematikte temel yeterlilik düzeyi olan “Düzey 2”ye ulaşabildi.

Sosyoekonomik olarak en dezavantajlı gruptaki öğrencilerin oranı da oldukça yüksek. Bu gruptaki öğrencilerin matematik puanı 424 olarak ölçüldü. Türkiye’de öğrencilerin yüzde 18’i okula giderken kendini güvende hissetmediğini belirtti. Aidiyet duygusu da 2018’e kıyasla gerilemiş durumda. Bu veriler, eğitimde yükselen maliyetlere rağmen kalite ve eşitlik alanında kalıcı bir ilerleme sağlanamadığını ortaya koyuyor.

Paylaşın

Türkiye’de Orman Yangın Riski 10 Kat Artı

Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs’ta’ki orman yangınları iklim değişikliği nedeniyle 10 kat daha olası hale geldi. Bu yangınların iklim değişikliğinden ötürü yüzde 22 oranında da daha şiddetli yaşandığı belirlendi.

Uluslararası bilim insanlarının oluşturduğu World Weather Attribution (WWA) bünyesindeki araştırmacılar tarafından hazırlanan bir rapora göre, bu yaz 20 kişinin yaşamını yitirdiği, 80 bin kişinin tahliye edildiği ve 1 milyon hektardan fazla alanın yandığı Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs’ta’ki orman yangınları iklim değişikliği nedeniyle 10 kat daha olası hâle geldi. Raporda, bu yangınların iklim değişikliğinden ötürü yüzde 22 oranında da daha şiddetli yaşandığı belirlendi.

Haziran ve Temmuz aylarında Doğu Akdeniz’de çıkan yüzlerce yangın, 40 derecenin üzerinde seyreden hava sıcaklıkları, aşırı kuraklık ve şiddetli rüzgârlarla beslendi. Aşırı hava olaylarının iklim değişikliğiyle bağlantısını inceleyen WWA, bulgularını “endişe verici” olarak niteledi.

Imperial College London üniversitesinin Çevre Politikaları Merkezi’nden araştırmacı Theodore Keeping, “Araştırmamız, daha sıcak ve kuru koşulların ortaya çıkmasına dair son derece güçlü iklim değişikliği sinyalleri tespit etti. Bugün, 1,3 derecelik küresel ısınmayla birlikte, itfaiyecilerin sınırlarını zorlayan yeni aşırı yangın durumları görüyoruz. Ülkeler daha hızlı bir şekilde fosil yakıtlardan uzaklaşmadığı takdirde, bu yüzyılda 3 dereceye kadar bir artış bizi bekliyor” diye konuştu.

Araştırma, yangın sezonlarından önce gerçekleşen ve toprağın kuru kalmasını engelleyen kış yağışlarının sanayi öncesi döneme kıyasla yaklaşık yüzde 14 azaldığını ortaya koydu. İklim değişikliği nedeniyle, bitki örtüsünü yanmaya hazır duruma getiren bir haftalık sıcak ve kuru hava dönemlerinin de artık 13 kat daha olası hâle geldiği tespit edildi.

Çalışma ayrıca, yangınları körükleyen şiddetli kuzey rüzgârlarını güçlendiren yüksek basınç sistemlerinin de daha yoğun hâle geldiğini belirledi.

Yunanistan Tarım Araştırmaları Kurumu’na bağlı Akdeniz Orman Ekosistemleri Enstitüsü’nde araştırma direktörü olan Gavriil Xanthopoulos, “Eskiden itfaiyeciler bu rüzgârların dinmesini bekleyerek yangınları kontrol altına alabiliyordu. Görünen o ki artık bu modele güvenemiyorlar” dedi. Xanthopoulos, rüzgârların neden daha sık yüksek hızlara ulaştığını anlamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu da vurguladı.

Cornell Üniversitesi bünyesindeki Yer ve Atmosfer Bilimleri bölümünde görev yapan ancak araştırmaya dâhil olmayan Yardımcı Doçent Flavio Lehner ise WWA’nın özet bulgularının mevcut bilimsel literatürle uyumlu olduğunu teyit etti. Lehner, iklim değişikliğinin Akdeniz’de “kötü yangın sezonlarını daha olası hâle getirdiğini” söyledi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Özgür Özel: AK Parti’nin Kara Düzenini Yıkacağız

Beyoğlu’nda düzenlenen “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinginde konuşan CHP Lideri Özgür Özel, Özel, “Hep beraber AK Parti’nin bu kara düzenini yıkacağız, bu iktidarı değiştireceğiz” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinglerine devam ediyor. Mitingin bu haftaki adresi yakın zamanda başkanı İnan Güney’in tutuklandığı Beyoğlu oldu. CHP Lideri Özgür Özel, mitingde bir konuşma yaptı.

Özel’in konuşmasından bölümler şöyle: “161 gece önceydi, Ekrem Başkan’ın 31 yıl önce aldığı diplomasını sırf Cumhurbaşkanı adayı olamasın diye iptal ettiklerinin ertesi günü. İstanbul’un seçtiği; bir kere de değil, üç kez üst üste seçtiği, karşısına Başbakan koydular, onu seçti. Karşısına Meclis Başkanı koydular, onu değil Ekrem Başkan’ı seçti. Karşısına ‘Belediyeciliği en iyi bu biliyor’ diye Şehircilik Bakanı’nı koydular, onu değil Ekrem Başkan’ı seçti. Üç kez üst üste seçtiği belediye başkanının sabahın 06.00’sında yüzlerce polisle evine gelip onu gözaltına alıp, İstanbul’un iradesine ipotek koymaya çalıştıkları gün bunu bir darbe girişimi olarak nitelendirdik.

Dedik ki ‘Bu darbeye direneceğiz.’ ‘Nerede direneceksiniz?’ ‘Darbenin hedefi neresi? Saraçhane, İstanbul’un kalbi. O sembolik mekana sahip çıkacağız. Buraya seçtiği geri dönene kadar, o gelene kadar yine seçilmiş birisi vekalet edene kadar. Yani kayyımı reddederek, kayyıma direnerek bu meydanda direneceğiz’ dedik. Biz Saraçhane’ye çağrı yaptık, onlar yasak getirdiler. ‘Beş gün boyunca toplanmak yasak’ dediler, sonra 10’a çıkardılar. Biz dedik ki ‘Ne olacaksa Saraçhane’de olacak. Bugün olacak, bu gece olacak ve göreceksiniz İstanbul seçtiğine sahip çıkacak.’ İçişleri Bakanlığı talimat verdi. İstanbul Valiliği yazılar yazdı. Otobüsleri engellediler. Metroları kapattılar, vapurları bağladılar. Köprüleri havaya kaldırdılar. Ama o ilk gece 110 bin kişi, sonra 155 bin kişi, sonra 550 bin kişi, en nihayetinde 23 Mart akşamı 1 milyon 200 bin kişi yasak tanımadı, Saraçhane’yi doldurdu. İşte o ilk geceye dönüp baktığımızda, Vatan Emniyet’in önünde bariyerleri yıkıp aşanları… Değerli arkadaşlar, İnan Başkan’ın, değerli eşinin, evlatlarının fotoğrafına tahammül edemeyenler görsün. İnan Güney suçsuzdur, İnan Güney onurumuzdur. Ona sonuna kadar sahip çıkıyoruz.

Şu resme tahammül edemeyenlere, buraya polis yollayıp o resmi oradan kaldırtanlara Beyoğlu, en güzel cevabı veriyor ve diyor ki ‘İnan Güney onurumuzdur.’ Nasıl Saraçhane’de toplanmayalım, direnmeyelim, mücadele etmeyelim, teslim olalım diye vapurları bağladılarsa; trenleri, metroları durdurdularsa bugün de Beyoğlu’nda İnan Güney’e, Ekrem İmamoğlu’na sahip çıkmamızdan, yeri göğü inletmemizden korkanlar yine metroları kapatmışlar, otobüsleri durdurmuşlar. İşte bu meydan; altıncı dairenin önünden ta aşağıya kadar inen, uzanan on binler, yüz binler şunu gösteriyor ki biz haklıyız, biz güçlüyüz, biz masumuz. Bu yüzden ahlaki üstünlük bizdedir, psikolojik üstünlük bizdedir, çoğunluk enerjisi bizdedir. Buradan Erdoğan’a sesleniyorum. Bak buradan sesimin gidemediği yerde, ta en uzakta buraya bakan, burayı belki de duymayan ama orada bulunmanın bir sorumluluk olduğunu bilenler var ya işte onun inancına yenileceksin. İnan Güney’in evlatlarının masumiyetine yenileceksin. İçeride boşu boşuna tutulan arkadaşlarımızın eşlerinin, annelerinin, evlatlarının gözyaşlarında boğulacaksın.

Bu gece her biriniz tarihe tanıklık değil, eşlik ediyorsunuz. Bu gece bu süreçte 50’nci buluşma. Bir miting yapmak meseledir. Birden çok mitingi yapmak büyük meseledir. Ama aynı gün, aynı yerde, yedi gün üst üste, aynı meydanda, aynı otobüsten, aynı mikrofondan seslenmek, karşısında yüz binleri, milyonları bulmak, oradan Anadolu’ya geçmek, Maltepe’de 2,2 milyona konuşmak, oradan sonra her hafta sonu bir şehirde, her çarşamba bir ilçede olmak… Bu bir siyasetçinin, bir genel başkanın başarabileceği bir iş değildir. Bu ancak sizin gibi yiğit insanların, cesaret verdiğinde birimizin yapacağı bir iştir. O birimiz, gücü kendinden değil meydanlardan alıyor, haklılıktan alıyor, sizlerden alıyor.

Değerli arkadaşlar bugün 50’nci buluşma; miting değil, 50’nci eylem. Burada bulunan herkes bugüne kadar 49 eylemde topladığımız, bir arada olduğumuz 10 milyon yüreğin üstüne buraya geldiniz. Bugüne kadar 10 milyon kişi Ekrem Başkan’a sahip çıktı, arkadaşlarımıza sahip çıktı. Bundan sonra da sahip çıkmaya devam edeceğiz. Bana soruyorlar, ‘Eylemler ne zaman bitecek?’ Adı üstünde eylemdir, ne zaman sonuç alırsak o gün bitecek. Buradan Erdoğan’a, onun yargıdaki aparatlarına sesleniyorum. Bizi yıldıramazsınız. 9 dalga yaptınız, 99 dalga da yapsanız buradayız. Ayaktayız, eylemdeyiz.

Biraz önce Sevgili İnan’ın ve üç güzel kızı ile değerli eşinin fotoğrafının asıldığı bina Beyoğlu Belediyesi’dir. Beyoğlu Belediyesi, modern şehirciliğin Türkiye’de atılan ilk adımıdır. Bölgelere, dairelere ayrılmış İstanbul’daki 14 belediyeden, 1957 yılında İstanbul’a açılan 14 belediyeden birincisidir. Ama o günün ruhu gereğince, Avrupa’ya bakan, dünyaya bakan ve Paris’in en prestijli bölgesinin, belediyesinin adının Altıncı Daire olduğunu görenler bir Fransız, bir Avrupalı Türkiye’ye geldiğinde ‘Altıncı Daire neresi?’ diye sorarsa, Türkiye’nin gözbebeğinin Beyoğlu olduğunu bilsinler diye Beyoğlu’nun adı Altıncı Daire’dir. Bu ilçede yapılan seçimler hep tarihi sonuçlar doğurmuştur.

Örneğin bu ilçede Recep Tayyip Erdoğan, ara seçimlerde milletvekili adayı olmuştur, kazanamamıştır. Beyoğlu Belediye başkan adayı olmuştur, kazanamamıştır. Ama bizim dedesi Beyoğlu Belediyesi’nde süpürgeci, çöpçü olan, babası Beyoğlu Belediyesi’nde şoför olan, kendisi Beyoğlu Belediyesi’nin garajlarında büyüyen İnanımız Beyoğlu’nda yüzde 50 oyla Beyoğlu Belediye Başkanı olmuştur. Ben İnan kardeşimi Gezi eylemleri sırasında, Gezi Parkı’nın bulunduğu ilçenin başkanı olarak İstiklal Caddesi’ndeki ilçe binamızda tanımıştım. Gözlerindeki kararlılığı, o kara kaşında, kara gözündeki inancı, partiye, ülkeye bağlılığı görmüştüm. İnan o dönemde hepimize, bütün Türkiye’ye Beyoğlu’nda ev sahipliği yaptı.

Seçildiği günden beri bütün baskılara rağmen 17 ay boyunca elinden gelenin fazlasını yaptı. İnanın öyle işler yaptı ki bütün Türkiye’ye örnek gösterdik. Bir gün açtığı bir emekli evinde beni pazar kahvaltısına davet etti. Sadece emekli evi açmadı, semekçi evi açtı. Bunun yanında kadın dayanışma yaşam merkezlerini de kurdu. İhalesiz olarak bütün işlere girişti, müteahhide değil belediyeye, Beyoğluluya kazandırdı. 111 bin kişiye iftarı kendi aşevinden verdi. Öğrencilere ücretsiz yemeği aşevinden dağıttı. Bakımsız sokaklara baktı, yeniledi, ışıklandırdı. Hepimizin can dostu sokak hayvanlarına sahip çıktı. Bir gün bir emekli evinde pazar kahvaltısına çağırdı beni. Kahvaltı yaparken bir hanımefendi, yanında küçük çocuğu ile kalabalığın içinden aradan, şöyle bir yerden baktı. Önümüzde gazeteciler, fotoğrafçılar, merakla bakanlar… Aralarından baktı, ‘İnan Bey’ dedi. İnan, ben ve hanımefendi göz göze geldik. ‘Çocukların suyu için teşekkür ederim. Allah senden razı olsun’ dedi. İnan ‘Sağol ablacım’ dedi, kadın ayrıldı gitti.

Dedim ki ‘Nedir İnan? Dedi ki ‘Başkanım Beyoğlu deyince herkes zengin bir semt sanıyor. Zengin bir ilçe sanıyor. Zenginimiz vardır. Ama fakirimiz ondan çoktur. Okul zili, teneffüs zili çalınca parası olan çocuklar kantine koşuyor. şişe suyunu alıyor, kana kana içiyor. Garibanın çocuğu da gidiyor, tuvaletteki çeşmeye ağzını dayıyor. Biz bunu görünce bir karar verdik; Beyoğlu’ndaki bütün okullara su sebili koyduk, arıtma koyduk. Artık zengini de fakiri de aynı suyu içiyor.’ Duyunca dedim ki ‘İnan bunu bütün belediyelerimizin yapması lazım.’ Sosyal Demokrat Belediyeler Eşgüdüm Konseyi var; SODEM-BEK. Orada önerdik, bütün Türkiye’ye yaydık.

Buradan Tayyip Erdoğan’a söylüyorum, Milli Eöylüyorum. Türkiye’de eğer valinin engel olmadığı, ilçe milli eğitim müdürünün engel olmadığı, okul müdürünün engel olmadığı bir yer varsa ve orada su para ile satılmıyorsa bize yazıklar olsun. Çağırın, oraya geleceğiz. İnan’ın hatırına o okulda suyu bedava yapacağız. Bunu bütün Türkiye’ye yaydık biz. Ama valileri kokutuyorsunuz, emniyet müdürlerini, milli eğitim müdürlerini korkutuyorsunuz. Okul müdürlerine baskı yapıyorsunuz. Buradan Türkiye’deki bütün okul müdürlerine söylüyorum. Okulunuzda iyi su zenginin çocuğuna para ile satılıp, fakirin, yoksulun çocuğu çeşmeden su içiyorsa size yazıklar olsun. Çağırın. Biz yapmazsak bize yazıklar olsun. Hodri meydan.

Tabii buradan şunu anlatmam lazım. Çok içime dokunan bir iştir. Bütün AK Parti’nin, MHP’nin seçmenlerine sesleniyorum. Şu işe bir bakın. İnan Güney’i Beyoğlulular yüzde 50 oyla göreve getirdi. Birileri de geçen hafta aldı, onu Silivri’ye götürdü. Sanki İnan burada bir kusur yapmış gibi bir hava yaratıyorlar. İnan’ın burada herhangi bir kusuru yok. Daha önce de yapılmış bir kusuru yok. Geçmişte görev yaptığı bir belediye şirketinde, o belediye şirketinin lehine işler yaptığı için, o belediye şirketini kara geçirdiği için, o belediye şirketinde kendinden önce ve kendiyle birlikte kamu yararına çalışan herkes gibi doğru işler yaptığı için Aziz İhsan Aktaş denilen adama İnan’a bir iftira attırarak, tutuklama yaptılar. Açıkça söylüyorum.

Beyoğlulular buraya İnan başkanlık etsin istiyor. Siz buraya yıllarca başkanlık ettiniz. Millet ‘İllallah’ dedi, belediyenin yetkisini sizden alıp oraya verdi. Şimdi aynı Aydın’da yaptığı gibi AK Parti, bir siyasi kapkaçla, siyasi yankesicilikle bu belediyeyi Cumhuriyet Halk Partisi’nden alıp, bir AK Partiliye vermek istedi. Hesap neydi? Belediye meclisinde biz 16’yız, AK Parti 14. İnan içeriye girince bir belediye meclis üyemiz taraf değiştirirse, kendisine yapılan baskıya teslim olursa, kendisine yapılan teklife kapılırsa, o yapılan ahlaksız teklife göz kırparsa belediye CHP’den AK Parti’ye geçiyordu. Geçen hafta bunun oylaması yapıldı. Sonuç? 16 belediye meclis üyemiz var.

Kapalı oylamada 16 oy çıktı. Bizim anonsları yapan arkadaşımız var, Volkan. 50’nci eylem, beni buraya çağırıyor ya. Volkan, beni çağırırken diyor ki ‘Şimdi ben buraya sizleri çok daha fazla bekletmeden…’ Ben de Beyoğlu’nun 16 kahraman evladını buraya davet ediyorum. Rüşvete kanmayan, baskıdan yılmayan, 16 kahraman belediye meclis üyemizi davet ediyorum. Değerli Beyoğlulular, onlarla ne kadar övünseniz hakkınızdır. Aileleri onlarla ne kadar gurur duysa hakkıdır. Onlar rüşvete dönüp de bakmayan, tehditten yılmayan, hapisten korkmayan, sizin iradenize sahip çıkan 16 kahramandır. Hepsinin önünde saygı ile eğiliyorum. Yürekten alkışlayalım.

Bir de arkadaşlarımız, değerli grubumuz buradayken… Aynı numarayı bize Antalya Manavgat’ta yaptılar. İlk önce dört belediye meclis üyemizi, olmadı bir daha dört belediye meclis üyemizi gözaltına alıp, o gün meclis seçimi yapmaya kalktılar. O gün bunu yaparken belediye meclis grubumuzdaki arkadaşlarımız gözlerini kırpmadan, ‘Gözaltındayken partiden istifa edersem, üzerime suç mu kalır?’ diye… Ki haklıdır böyle bir algı yapıştı mı yapışır. Endişe etmeden partilerinden, belediye meclis görevlerinden partileri için istifa edip yerlerine CHP’li yedekleri getirip, Manavgat’ı AK Parti’ye teslim etmeyen kahraman grubumuzun iki temsilcisini buraya çağırıyorum. Manavgat’taki kahramanlar için de bir kuvvetli alkış alalım.

İnan Başkan’a, Ekrem Başkan’a ve içeride haksız yere ama teslim olmayıp, kimseye iftira atmayıp, kendine, partisine inanan ve sizi dimdik teslim eden arkadaşlarımıza; bir lokma haram yemeyen, bir cana kıymayan, aslanlar gibi orada yatan yiğitlerimize, aslanlarımıza bu otobüsün üstünden bir selam yollayıp, o klibi hep beraber çekiyoruz. Beyoğlu belediye meclis grubuna, Manavgat belediye meclis grubuna teşekkür ediyorum. Hani hesap kitap yapanlar var ya. ‘Şunu yaparız, bunu içeri alırız, birini satın alırız, belediyeyi geri alırız…’ Sen bir şu arkamda duranlara bak.

Bir şu meydanı dolduranlara bak. Biz nasıl insanlarız, bir gör. Bundan sonra sen düşün. Teşekkür ediyorum arkadaşlar. Şimdi onlar düşünsün. Cumhuriyet Halk Partisi’nde belediye meclis üyesi olmak, belediye başkanı olmak huzur hakkı almak değildir. Çalmak değildir. Kentin rantını paylaşmak, paylaştırmak değildir. Eşe – dosta peşkeş çekmek değildir. Hepimiz adına yapılan onurlu bir görevdir. Onurla gelinir, onurla durulur. Bundan sonra Cumhuriyet Halk Partisi’ne kanca atacaksan bir daha düşün Tayyip Erdoğan, bir daha düşün.”

“Yolsuzluk arıyor olsalar hediye paketi yaptı, teslim etti”

Değerli Beyoğlulular İnan Başkan’ı iftiralarla tutuklayanlar, eğer gerçekten yolsuzluk arıyor olsalardı aslında İnan Başkan onlara bir hediye paketi yaptı, teslim etti. İnan Başkan’ı gözaltına alanlar, orada arama yapıyorlar ya, tutanak yapıyorlar ya… İnan Başkan aylardır ‘Beyoğlu’nu da alacaklar.’ ‘Niye?’ ‘16’ya, 14. Hazırlık belli. Bu gece gelecekler, yarın sabah gelecekler.’ Eşine söylüyor, ‘Hazır ol, korkma. Ama kızları korkutma.’ Kendi de hazırlığını yapmış. Gelen ekibe ‘Evraklar bunlar, alın tutanağı’ dedi. Sağ olsunlar tutanağa geçirmişler. Bakın tutanağa geçirdikleri dosyada üç büyük dosya var, dosyadan ne çıktı? Şimdi Beyoğlu Belediyesi arama tutanağı yazılmış, kayda girmiş.

Bir, İnan Başkan’dan önceki belediye cephe giydirme işinin metrekaresini 550 liraya yaptırmış, İnan Başkan bir yıl sonra aynı işi 72 liraya yaptırmış. 550 lira, 72 lira. İki, özel günler için yapılan pankartların tanesi AK Parti döneminde 600 liraya yaptırılmış, İnan başkan bir yıl sonra 90 liraya yaptırmış. Üç, AK Parti döneminde altı aylık kurumsal iletişim hizmeti için 11,5 milyon lira ödenmiş, İnan Başkan bir yıl sonra 1,5 milyon lira ödemiş. 11,5 milyon, 1,5 milyon. Şimdi bu üç dosya, Sayın Akın Gürlek… Bir belediye Sayıştay tarafından denetlenir ya da İçişleri Bakanlığı’nın yolladığı müfettiş denetler. Bir suç bulursa yazar, savcılığa bildirir, savcılık işlem yapar.

Geçmişte denetlenmiş bütün dosyaları tekrar alan, tek tek bakan, oradan suç icat etmeye çalışan Akın Gürlek’e diyorum ki İnan Güney hediye paketi gibi kendinden önceki AK Partili belediyenin bir yıllık enflasyona rağmen 72 liraya yaptığı işi, 550 liraya yaptığını, İnan’ın 90 liraya yaptığı işi 600 liraya yaptırdığını, İnan’ın 1,5 milyona yaptırdığı işi 11,5 milyona yaptığının belgeleri poliste var, savcılıkta var. Hırsız arıyorsan hodri meydan. Yarın Beyoğlu’nun önceki belediye başkanının kapısına dayan da göreyim. Buradan açıkça ifade ediyorum. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’na açık çağrımdır. Eğer ‘Hukuk insanıyım’ diyorsan, ‘Yolsuzluğun peşindeyim’ diyorsan, ‘Namusum var, ben herkese eşit davranırım’ diyorsan hadi bakalım Aziz İhsan Aktaş’ın çalıştığı AK Partili belediyelere git de göreyim.

19 Mart darbesinin üzerinden 161 gün geçti. Çünkü o günden bugüne ortada iddianame yok, kanıt yok, iftira çok. O günden bugüne yargılanmıyoruz ama infaz ediliyoruz. Yargısız infaza muhatabız. AK Toroslar çetesi hukuk tarihimize koca bir lekedir. Zekeriya Öz gibi şımartılan bu çete; hem adalete hem ekonomiye hem de siyasete zarar vermektedir. Bunlar çete üyesi olmayan şerefli yargı üyeleri için de tehdittir, Türkiye’deki yargıya güvenmek isteyen ama güveni kalmamış 86 milyon vatandaş için de tehdittir.

Buradan hatırlayalım. Tuzla mitinginde bir kişiye, bir tutukluya giden, ‘Savcı Bey beni yolladı’ diyen, ‘Dediğim gibi ifade verirsen, çıkacaksın’ diyen, Ekrem Başkan’a, başka arkadaşlarımıza iftiralar attırmak isteyen avukatın adını da temin etmeye çalıştığı maddiyatı da ifşa etmiştim. Ben gece 10’da konuştum, avukat telefonunu kapattı, Antalya’ya kaçtı. Yunan Adası’na kaçarken yakalandı.

Diğer yandan ondan hemen sonra AK Parti’nin kuruluş yıl dönümü günü, onlara kuruluş hediyesi olarak MKYK üyeleri, AK Parti Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Mücahit Birinci’nin bir tutukluya gittiğini, ondan 2 milyon dolar para talep ettiğini, önüne kameraların da gördüğü bir kağıdı koyduğunu, ‘Buna imza atarsan medyadaki eleştirileri ben susturacağım. Savcı bunları söylerse bırakırım dedi. Ben halledeceğim. Verdiğin parayı güzelce paylaştıracağım, seni özgür bırakacağım’ dediğini hep birlikte ifşa etmiştik. Bu Yunanistan’a kaçan avukat için de AK Partili Mücahit Birinci için de savcılık önce Adalet Bakanlığı’na başvurdu.

Oradan izin aldı, sonra da bunların birine ev hapsi verdi, bir tanesine de imzayla yurt dışı çıkış yasağıyla adli kontrol verdi. Buradan İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’na gözünün içine baka baka söylüyorum. Kendi ayağıyla gelen Ekrem İmamoğlu’nun avukatına, çağırınca kendi gelen avukata ‘Kaçma şüphesi var’ diyen, Yunanistan’a kadar kaçarken yakalanana ‘Sen imza atsan yeter, ev hapsi yeter’ diyen Akın Gürlek’e soruyorum: Sende şu kadar, şu kadar namus varsa bunu niye yaptığını açıklarsın. Sana soruyorum, sana. Dünya kadar avukatı evinden gidip alıp koyuyorsun. AK Partili avukat olunca Adalet Bakanlığı’na soruyorsun. Bir avukat AK Partili olunca kanuna uymak, ama muhalifleri savununca kanununa uymamak hangi hukuk adamlığına yakışıyor? Senin alnını karşılayacağım, bunu bilesin Akın Gürlek. Alnını karışlayacağım.

“Adalet bakanı, biblo bakan hala susacak mısın?”

Adalet Bakanı’na soruyorum: Ya sen Adalet Bakanlığı’nı duvarda asılı bir tablo gibi, makam masasına konulmuş bir biblo gibi mi yapacaksın? AK Partili avukata izin isteyip de Ekrem Başkan’ın avukatını tuttuğu gibi tutuklayanları, Yunanistan’a kaçarken gidene ‘Kaçma şüphesi yok’ deyip, ayağıyla gelene tutuklama yapana hâlâ susacak mısın? Biblo bakan, biblo bakan. Buradan açıkça söylüyorum. Bu ülkede ikili hukuk vardır. Hukuk; Tayyip Erdoğan’ın muhaliflerine başka, yandaşlarına başka işlemektedir. Ve buradan bir kez daha, bir kez daha haykırıyoruz. Ekrem Başkan suçlu mudur? Suçu var mı? Yanıldınız. Ben farklı düşünüyorum. Ekrem Başkan suçludur.

Bakın eşinin yanında itiraf edeceğim. Dilek Hanım’ın yanında. Ekrem Başkan Tayyip Erdoğan’ı yenme suçunu işlemiştir. Ekrem Başkan bu suçu üç kez üst üste işlemiştir. Peki Ekrem Başkan niye tutukludur? Çünkü tutukluluk bir tedbirdir. Erdoğan tedbir almak zorundadır. Çünkü Ekrem Başkan bu suçu bir kez daha işlemeye yeminlidir. Bu memlekette, Tayyip Erdoğan’ı yenmenin suç olduğu bu memlekette, biz hepimiz 10 milyonlar bu suçu müştereken işleyeceğiz. Müştereken işleyeceğiz. Ant olsun ki Tayyip Erdoğan’ı yeneceğiz, AK Toroslar Çetesi’nden hesap soracağız.

Beyoğlular, hemşeriniz değil mi? Komşunuz değil mi? Kasımpaşalı. Onu sevmiyor musunuz? Peki o sizi seviyor mu? Niye? Bakın o sizi sevmiyor. Neden biliyor musunuz? Çünkü siz fakirsiniz, fakir. O fakiri sevmez. Fakir ne demek? Ne demek fakir? Yoksulluk sınırının altında maaş alana fakir diyoruz. TÜRK-İŞ açıklamış. Yoksulluk sınırı 86 bin lira. 86 bin liranın altında maaş alanlar, evine para girenler el kaldırsın. Üstünde alan var mı? Kaldırmazsın, bütün meydan borç isteyecek çünkü tek zengin sensin. Şimdi şu meydanda 86 bin liranın üzerinde maaş alan, evine para giren kimse yok. Herkes fakir. Oysa bu iktidar gelmeden önce öğretmenler, memurlar, polisler fakir değildi. Esnaf fakir değildi. Çiftçi fakir değildi. Emekli fakir değildi.

Ama bunlar geldiler 16 bin 200 lira veriyorlar, emekliler fakir. 22 bin lira veriyor, asgari ücretli fakir. 47 bin lira veriyor, memurlar fakir. Öyle olunca Tayyip Erdoğan 86 bin liranın altındakilere selam vermiyor. Ama ne yapıyor? Yandaş firmaların, Beşli Çete’nin, 40 Haramiler’in 700 milyar liralık Kurumlar Vergisi’ni siliyor, silmek için bütçeye para koyuyor. Bir büyük yalan var. Diyorlar ki; ‘Efendim ekonomi kötü ama dünyada da kötü.’ Vallahi, şeddeli bir yalan. Dünyada genel enflasyonda da gıda enflasyonunda da birinciyiz. Avrupa’da enflasyon ortalaması yüzde 2. Türkiye’de yüzde 33. 38 tane OECD ülkesi var ve bu 38 OECD ülkesinde en kötü durumda olan biziz. 27 Avrupa Birliği ülkesi var. Bunlarda toplam 13 milyon işsiz var. Bizde tek başımıza 13,5 milyon işsiz var.

Değerli arkadaşlar bir pankart varmış, onu indirtmeye çalışıyorlarmış. İstanbul İl Başkanımız Özgür Çelik ve milletvekillerimiz oraya gidiyorlar şimdi. Bir pankarta saldırıyorlar diye mitingi bırakacak halimiz yok. Özgür Çelik nasıl, memnun musunuz İl Başkanından? Boğaz Köprüsü’nde eylem yapan ve Meclis’te mücadele eden, buraya bu pankartları asan, milletvekillerimizden razı mıyız? CHP grubunda oturan, oturduğu yerden ahkam kesen milletvekili değil, aslanlar gibi mücadele eden milletvekilleri var. Öylesini istiyoruz. Bir de bizde milletvekili listelerini kim belirleyecek?

Ben değil, Cumhurbaşkanı Adayını kim belirledi? Milletvekillerini de siz belirleyeceksiniz. Şimdi ve maalesef şunu söyleyeceğim. İçeride tutuklu olan bütün arkadaşlarımız diyor ki ‘Biz iyiyiz ama infaz koruma memurlarının durumu kötü, onu söyleyin.’ 50’nci mitingin anısına, hatırasına… Bir; infaz koruma memurlarına verdikleri maaş ödedikleri kiranın iki katı bile değil. Kiraya para verince ellerine 20-25 bin lira maaş kalıyor.

İki; yıpranmalarını tatil günlerinden kaldırdılar. İnfaz koruma memuru tatil günü çalışıyor ama tatil günü yıpranmıyor. Güvenlik sınıfına almıyorlar, pandemide o kadar eziyet çektiler, ‘Ödeme yapacağız’ dediler, yapmıyorlar. Emeklilikleri güç. Bütün infaz koruma memurları kendilerine özel yeni bir yasa istiyor. Ekrem Başkan’ın hatırına, içerideki bütün arkadaşların hatırına bütün infaz koruma memurlarına kuvvetli bir alkış alalım, kuvvetli bir alkış. Söz veriyoruz iktidarımızın ilk altı ayında pek çok bekleyen meslek mensubu gibi, infaz koruma memurlarının da kanununu Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz çıkaracağız, söz veriyoruz.

“AK Parti’nin kara düzenini yıkacağız”

Memleket maalesef 90’lı yıllara döndü. Hani Tayyip Erdoğan eskiden ‘Eski Türkiye eski Türkiye’ diyordu ama şimdi eski Türkiye diye kötülediği ne varsa aynısı burada da var. Eskiden Beyaz Toroslar vardı şimdi AK Toroslar var. Eskiden ekonomik kriz vardı, şimdi ekonomik krizin daniskası var. Eskiden ‘Ucuz ürün kuyrukları vardı’ derdi, şimdi ucuz et, ucuz ekmek kuyrukları var. Devleti çürüten kara bir düzen var. Beyoğlu’ndan açıkça söylemek isterim ki, AK Parti bir kara düzen kurmuştur. Bu kara düzende AK Parti üyesine bile artık huzur yoktur. Bir avuç insanın, bir zümrenin partisi olmuştur. Üniversite bitirene değil, sahte diplomalıya iş veren, terfi veren, çalışana, kazanana hakkını veren değil torpilliye hakkını veren, emekliyi, asgari ücretliyi görmeyen, zengini seven biri iktidar vardır.

Demokrasi ile gelen demokrasiyi rafa kaldıran bir iktidar vardır. Savcıları kendisine memur etmiş bir iktidar vardır. Dünyanın en pahalı etini de en pahalı internetini de Türkiye’ye kullandıran, gençlerin umutlarını körelten, ailelerini kahreden bir iktidar vardır. Hep beraber AK Parti’nin bu kara düzenini yıkacağız, bu iktidarı değiştireceğiz. Hazır mısınız? Kara düzeni yıkacak mısınız? AK Parti’yi gönderecek misiniz? Yerine halkın iktidarını kuracak mıyız? Ekrem İmamoğlu’nu Cumhurbaşkanı yapacak mıyız? O zaman buradan Silivri’ye kadar 50’inci mitingin coşkusuyla bir sesimiz yükselsin bakalım: ‘Cumhurbaşkanı İmamoğlu.’

Değerli Beyoğlular, bu arkamdaki Beyoğlu Belediyesi. Geçen gün Türkiye’nin öbür ucunda iken Beyoğlu Belediyesi önünde peşpeşe konuşan kadınları dinledim. Figen Kabakçı, kendisi bir şehit eşi. Diyor ki, ‘Arkamda böyle dağ olduğunu bilmiyordum. İnan hep yanımızda oldu. Başkanımız geri gelsin, başka bir şey istemiyorum’ diyor. Bu şehit annesine İnan’ı geri getirmenin sözünü veriyorum. Menzure Teyze Kürtçe konuşuyor, ‘İnan Güney’i çok seviyoruz, o bize çok yardımlarda bulundu. Onu yanımızda istiyoruz’ diyor. Sen istiyorsan, isteğin başım gözüm üzerinedir Menzure Teyze. Sana İnan’ı getireceğiz. Gencecik öğrenci Zeynep Güven, ‘Bizlere başkan değil, İnan Abi gibi olan insan lazım.

İnan Güney’e selam olsun’ diyen Zeynep Güven’e buradan selam olsun. Emekli Remziye Serin. ‘Emekliyim. Zor koşulda yaşıyorum, geçinemiyorum. İnan sayesinde pazara çıkıyorum, pazar desteği alıyorum. Emekli evinde oturup parasını verip çay içebiliyorum. Ben İnan’dan razıyım, İnan serbest kalsın’ diyor. Remziye Teyze’ye de selam olsun. İnan’ı bu belediyede değil, başka belediyede değil, şirket yönetirken bir eksiklik yaptığı iddiasıyla alıp Silivri’ye attılar. Hakkında bir kuruş menfaat temin etme şüphesi yok. Ne yaptıysa belediye için yapmış, belediyenin şirketi için yapmış. Elimde 1995 yılına ait bir soru önergesine İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin verdiği cevap var. Soru önergesi 1195 sayılı belediye başkanının belediye iştiraklerinden aldığı huzur hakları hakkında. Milletvekili sormuş. Bakanlık İstanbul Büyükşehir belediyesinden sormuş, cevabı 95 yılında milletvekiline yollamış.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, İBB Başkanlığı dışında İstanbul Ulaşım, Sanayi Ticaret A.Ş.’den 16 milyon lira, o gün için 4 asgari ücret. Bugünkü parayla 88 bin lira. İGDAŞ‘tan 4 asgari ücret. İstanbul Halk Ekmek’ten 4 asgari ücret. İSFALT A.Ş. Yönetim Kurulu Üyeliğinden 4 asgari ücret, KİPTAŞ Yönetim Kurulu Üyeliğinden 4 asgari ücret, İstanbul Dünya Ticaret Merkezi Yönetim Kurulu Üyeliğinden 2 asgari ücret, İstanbul Kültür ve Sanat Ürünleri A.Ş. Yönetim Kurulu Üyeliğinden 2 asgari ücret. 24 asgari ücret. Recep Tayyip Erdoğan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken bugünkü parayla 500 bin lira 24 asgari ücret, ayrıca huzur hakkı almaktadır. Soruyorum, Ekrem İmamoğlu kaç tane almaktadır? Sıfır. İnan Güney? Sıfır.

Sen hem İBB Başkanı iken 24 asgari ücreti, 7 firmadan ekstra alacaksın. Ondan sonra da dönüp İnan Güney’e Ekrem Başkan’a kara çalacaksın. Bunu senin böyle alnına yapıştırmazsam namussuzum. Gökan Zeybek, al bunu. Türkiye’nin gözü önünde Tayyip Bey’in alnına yapıştır. Sen 7 şirketten 24 asgari ücreti çekeceksin her ay. Sonra ‘Ekrem İmamoğlu İBB’yi dolandırdı.’ Cebine kör kuruş koyan namussuzdur. Kör kuruş koyan. Allah bütün hırsızların belasını versin. Bak şu mitingin güzelliğine bak. Allah bütün hırsızların belasını versin. (Âmin.) Tayyip Bey aramızdaki fark bu. Hadi yap bakayım kendi mitinginde. Hadi yap. Yap bakalım. De ki ‘Allah bütün hırsızların belasını versin’ de, yanındakiler ‘Âmin’ diyor mu? Cumhurbaşkanı’na hakaret olur diye ağızlarını açamazlar.

“Jimmy Jip bana bak. İçeride 30 çocuk var bu slogandan dolayı. ‘Zıpla zıpla, zıplamayan Tayyip’tir.’ Bu slogan için beş kadın, yedi erkek öğrenciyi Cumhurbaşkanı’na hakaretten içeride tuttular. Ben onları ziyaret ettim ama şunu söyleyeyim. Bütün gençlere söz veriyoruz. İlk seçimde bu ülkenin başına yasakları yasaklayan bir Cumhurbaşkanı gelecek. Yasakları. En büyük seçim vaadimiz; yasaksız Türkiye, vizesiz Avrupa. Söz veriyoruz. Dünyanın en hızlı ve en ucuz internetine söz veriyoruz bütün gençlere. Değerli arkadaşlar, her şeye rağmen bakın böyle bir toplantıyı AK Parti niteliksel olarak da yapamaz, niceliksel olarak da yapamaz. Ne böyle bir meydanı doldurma güçleri kalmıştır ne de gördüğümüz bunca zulme rağmen bu enerjimizin onda biri onlar da yoktur. Çünkü gücümüz haklılığımızdan gelmektedir.

Dünyada haklının ezildiği, zalimin kayrıldığı bir düzen de İsrail’de var. Filistin’de büyük bir dram yaşanıyor. 700 gündür İsrail Filistin’de katliam yapıyor. Trump geldi ‘Ben Gazze’yi beğendim. Güney’e doğru bütün Filistinlileri süreceğim, oraya kumarhaneler, oteller yapacağım’ diyor. Amerika’nın Büyükelçisi Tom Barrack gelmiş ‘İsrail için bütün ulus devletler tehdittir’ diyor. Yani Türkiye gibi bir ulus devleti parçalamanın, yönetim şeklini değiştirmesinin suflelerini veriyor. Diyor ki ‘Millet sistemi olsun, Osmanlı gibi ümmet sistemi olsun. Osmanlı gibi din devletleri, mezhepçilikler olsun’ diyor. Buna karşı Büyükelçi konuşuyor.

Bizim Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’da tık yok. Mezalim var, tık yok. Sürgün var, tık yok. Katliam var, tık yok. Açlık var, kıtlık var, tık yok. Türkiye’ye hakaret var, tık yok. Varsa yoksa TikTok, TikTok. Buradan Hakan Fidan’a, TikTokçu Hakan’a sesleniyorum. Senin gibi bir Dışişleri Bakanı olmadı, olmaz olsun. Olmaz olsun. Erdoğan’a, Netanyahu ile kayıkçı kavgası yapan ama Trump’a gelince susan Erdoğan’a söylüyorum. Bizim pozisyonumuz belli. Bütün muhalefet partileri ile görüştük. Hepsinin imzalarını aldık, imza veremeyen bir siyasi parti de toplantıya katılacağını söyledi. Bugün ‘Yapamazlar, toplanamaz, lüzumu yok’ dedikleri Meclis toplantısının başvurusunu yaptık, Cuma günü 14’te Meclis’i Filistin için topluyoruz. Meclis Başkanlığı akşamüstü ilan etti, toplantı resmileşti.

Filistin’e dönüp bakmayanlara inat Filistin için Meclis’i olağanüstü topluyoruz. ‘Söz bitti, gerek yok’ diyenleri millet görüyor. Buradan samimi davetimdir. Milliyetçi Hareket Partisi’nin, AK Parti’nin bütün milletvekillerine, bu tarihi sorumluluk için Meclis’e gelmeye, iktidar muhalefet ayrımı olmadan İsrail’e haddini bildirmeye, Filistin’e sahip çıkmaya davet ediyoruz. Davet sadece muhalefetin değil, Türk milletinindir. Erdoğan’a pozisyonunu yeniden gözden geçirmesi için çağrıda bulunuyorum. Benim pozisyonum; partinin üçüncü Genel Başkanı, Bülent Ecevit’in Yaser Arafat’ın arkasında duran pozisyondur. Benim pozisyonum, bizim pozisyonumuz; Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının Filistin Kurtuluş Örgütü’nün arkasında durduğu pozisyondur.

Değerli Beyoğlular. Burası şüphesiz İstanbul’un eski günlerini arıyoruz ama en çok turist çeken, İstanbul’a gelen herkesin geldiği, uğradığı bir belediye. Sizler misafirperver insanlarsınız. Bugün beni, milletvekillerimizi, aileleri ağırladınız. Bugün Beyoğlu’nun kahraman belediye meclis üyelerini selamladınız. Manavgat Belediye meclis üyelerimizin temsilcilerini bağrınıza bastınız. Şimdi birbirinden değerli bir grup misafirimiz daha var. Eurocities, Avrupa Şehirler Birliği ve B40 Balkan Şehirleri Ağı. B40’ta Ekrem Başkanımızın ev sahipliğinde çok önemli işler olmuştu. Eurocities’den kendisine, Ekrem İmamoğlu’na özel ödül verildi. O ödülü yarın gidebilirlerse, engel çıkmazsa Silivri Cezaevi’nde kendilerine vermek için.

Aksi durumda değerli eşi ve belediye başkanvekilimizle Silivri’nin önünde durmak için aramızda olan Sofya Belediye Başkanımızı, Madrid Belediye Başkanımızı, Temeşvar Belediye Başkanımızı, Barcelona Belediye Başkanımızı, Zagreb Belediye Başkanımızı, Atina Belediye Başkanımızı, Budapeşte Belediye Başkanımızı ve Utrecht Belediye Başkanımızı saygıyla selamlıyoruz. Onlar Ekrem Başkan’a sahip çıkmaya geldiler. Hoş geldiler, sefa geldiler. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz. Bize buraya destek vermeye gelen değerli belediye başkanlarımıza yürekten teşekkür ediyoruz. Türkiye demokratik Avrupa’nın bir parçasıdır.

Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında en kısa sürede Avrupa Birliği’nin tam üyesi olacağız. Ve hep birlikte başaracağız. Türkiye’nin bugün Avrupa’nın bütün demokratları bizimle beraber. Türkiye’nin bütün demokratlarını, sosyal demokratları, muhafazakar demokratları, milliyetçi demokratları, Kürt demokratları, liberal demokratları, sosyalist demokratları Türkiye ittifakına davet ediyoruz. Türkiye İttifakı gücünü Türkiye’den, milletinden, renklerini ay yıldızlı al bayraktan alır. Kırmızı, beyaz. En büyük Türkiye. Hepinizi çok seviyorum, hepinize güveniyorum. Hep beraber Türkiye’nin kaderini değiştirmeye hazır mıyız? Kazanacak mıyız? Başaracak mıyız? Hep birlikte yürüyecek miyiz? O zaman yürüyelim arkadaşlar.”

Paylaşın

Türkiye’de İnternet Kullananların Oranı Yüzde 91’e Yükseldi

İnternet kullanım oranı, 16 – 74 yaş grubundaki bireylerde geçen yıl yüzde 88,8 iken bu yıl yüzde 90,9 oldu. Erkeklerde internet kullanım oranı yüzde 93,6 olurken, kadınlarda yüzde 88,2 oldu.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Hanehalkı Bilişim Teknolojileri (BT) Kullanım Araştırması 2025 verilerini açıkladı.

Buna göre; İnternet kullanım oranı, 16-74 yaş grubundaki bireylerde 2024 yılında yüzde 88,8 iken 2025 yılında yüzde 90,9 oldu. Cinsiyet ayrımında 2025 yılında İnternet kullanım oranı; erkeklerde yüzde 93,6, kadınlarda yüzde 88,2 oldu.

Son 12 ay içinde özel amaçla resmi makamların web sitelerini ve uygulamalarını kullanan ve İnternet üzerinden kamu hizmetlerinden yararlanan bireylerin oranı yüzde 76,1 oldu. Bu oran, erkeklerde yüzde 82,8 iken kadınlarda yüzde 69,5 oldu. E-devlet hizmetlerini kullanan bireylerin oranı yaş grubuna göre incelendiğinde ise bu oranın en yüksek yüzde 92,8 ile 25-34 yaş grubunda, en düşük yüzde 29,6 ile 65-74 yaş grubunda oldu.

Bireylerin e-devlet hizmetlerini kullanım amaçları arasında, yüzde 68,5 ile resmi makamlar veya kamu hizmetleri tarafından kendisi hakkında saklanan kişisel bilgilere erişme ilk sırayı aldı. Bunu, yüzde 53,6 ile kamu kurumlarından veya kamu hizmetlerinden bir randevu alma veya rezervasyon yaptırma ve yüzde 46,4 ile kamu kuruluşlarına ait web sitelerinden bilgi edinme takip etti.

Son 12 ayda İnternet kullanan bireylerin İnternet üzerinden özel kullanım amacıyla mal veya hizmet satın alma ya da sipariş verme (e-ticaret) oranı, 2024 yılında yüzde 51,7 iken 2025 yılında yüzde 55,7 oldu. Cinsiyete göre İnternet üzerinden mal veya hizmet satın alma ya da sipariş verme oranı erkeklerde yüzde 59,1, kadınlarda yüzde 52,3 oldu. Bu oran, en son mal veya hizmet satın alma ya da sipariş verme zamanlarına göre incelendiğinde; bireylerin yüzde 42,3’ünün son 3 ay içinde (2025 yılı ilk 3 ayı) mal veya hizmet satın aldığı ya da sipariş verdiği görüldü.

İnternet üzerinden son 3 ay içinde eğitim, mesleki veya özel amaçlar için öğrenme faaliyeti gerçekleştiren bireylerin oranı, 2025 yılında bir önceki yıla göre 3,9 puan artarak yüzde 17,7 oldu. Bu oranın erkekler için yüzde 17,5, kadınlar için yüzde 18,0 olduğu görüldü.

Bireylerin en fazla kullandıkları sosyal medya ve mesajlaşma uygulamaları yüzde 88,6 ile WhatsApp, yüzde 72,9 ile YouTube ve yüzde 68,1 ile Instagram oldu. En fazla kullanılan sosyal medya ve mesajlaşma uygulamaları cinsiyete göre incelendiğinde; erkeklerin en fazla yüzde 91,3 ile WhatsApp, yüzde 75,7 ile YouTube ve yüzde 68,7 ile Instagram uygulamalarını, kadınların yüzde 85,9 ile WhatsApp, yüzde 70,1 ile YouTube ve yüzde 67,4 ile Instagram uygulamalarını kullandığı gözlendi.

Son 3 ay içinde e-ticaret yapan bireylerin yüzde 29,0’ı web sitesi veya mobil uygulama üzerinden yaptığı satın alma işleminde herhangi bir sorunla karşılaştı. Bu sorunlar içinde teslimatın belirtilenden daha yavaş olması yüzde 12,7 ile ilk sırayı alırken; bunu yüzde 11,8 ile yanlış veya hasarlı mal/hizmet teslimi takip etti.

Son 12 ay içinde İnternet kullanan bireylerin yüzde 15,6’sı özel amaçlarla çevrimiçi hizmetlere erişmek için elektronik kimlik kullandığını belirtti. Bu oran erkeklerde yüzde 18,0, kadınlarda yüzde 13,3 olarak gerçekleşti.

Paylaşın

Bahçeli’den “Süreç” Açıklaması: Altın Fırsat Heba Edilmemeli

MHP Lideri Devlet Bahçeli, Cumhur İttifakı’nın “Terörsüz Türkiye”, DEM Parti’nin ise “Barış ve Demokrasi” adını verdiği sürece ilişkin yaptığı açıklamada, “Önümüzdeki altın fırsat heba edilmemeli, kardeşlik hissiyatı zedelenmemeli” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Malazgirt Zaferi’nin 954. ve Büyük Taarruz’un 103. yıl dönümü nedeniyle yazılı bir açıklama yaptı. Bahçeli, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Türk milleti tarih boyunca medeniyet ışığının taşıyıcı ruhu, merhamet ve mehabet ikliminin muhabbetle taçlanan burcu olmuştur. Bu yüksek haslet ve haysiyet zamanın dar kovuklarından dalga dalga sızarak yayılmış, sönük ve solgun, aynı zamanda durgun ve yorgun coğrafyaların sisli ufkunu fetih ve taarruz parlaklığıyla aydınlatmıştır.

26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi ile 26 Ağustos 1922 Büyük Taarruz’un içyüzünü görebilen, okuyabilen ve özümseyenler için bu aydınlık Allah’ın bir lütfu, milletimizin de övünç kaynağıdır. Hem 954 yıl evvel, hem de 103 yıl evvel olmak suretiyle iki ayrı tarih diliminde Anadolu esaret zincirlerinden kurtularak asil ve aziz milletimizin şeref ve namusu olarak perçinlenmiştir.

Özellikle Malazgirt Ovası’nda küresel ve bölgesel kuvvet dengesi yeni baştan kurulurken, jeopolitik ve jeostratejik denklemlerin parametreleriyle birlikte dünyanın istikameti ve çağların şifreleri muhtevalı değişime uğramıştır. Mesele sadece hak ederek kazanılmış bir meydan savaşı veya ulaşılmış muvaffak ve muzaffer bir dönemin inşasıyla sınırlı görülmemelidir.

Malazgirt Zaferi, tefrika ve tezvirata mahkûm düşen Anadolu’nun yeniden doğuşunu müjdelemiş, haksızlığa ve zulme maruz kalan mazlumların dirilişini tetiklemiş ve teşvik etmiştir. 954 yıl önce ayrımcılık can evinden vurulmuş, ayrışmayı kamçılayan karanlık amaç ve arayışlar can pahasına darbelenmiştir.

Malazgirt Zaferi, Türk milletinin varoluşsal onurunun eşanlı olarak yurt tutma hedefiyle eklemlenmesi, mukadderatının özünü teşkil eden sarsılmaz birlik ve dayanışma duygusunun iman ve kahramanlıkla yoğrulmasıdır.

Bu zafer Bizans’ın kilitlediği bereket vadeden kapıları açmakla kalmayıp kırgın ve kırık gönüllerin de umut ve heyecan mayası olmuştur. Ötüken sancağı Malazgirt’te çok daha kudretli şekilde cihanşümul gayelere kilitlenmiş, maşeri vicdanda tıpkı bir cevher gibi saklı duran kutlu ülküler Kızılelma sevdasıyla coğrafyaları sarmıştır.

Müslüman Türk milleti Anadolu’yu ağırlık ve harekât merkezi yaparak İ’la-yi Kelimetullah aşkının peşine düşmüş, yerküreyi 360 derecelik açıyla aklen, kalben ve fikren kuşatmıştır. Elbette Malazgirt Zaferi’nin sonuçları hala müessir ve müsellemdir. Müstevli ve muhasım çevreler bu zaferden dolayı 9,5 asırdır huzursuz, sancılı ve rahatsızdır.

Türk milletinin varlığından, bir ve kardeşçe yaşamasından, acıda ve anıda, sevinçte ve hüzünde tek nefes olmasından korkuya kapılanların menhus ve menfur oyunları devamlı güncellenmiş, zaman zaman da genişlemiş ve genelleşmiştir. Hiç bitmeyen, hiç kesilmeyen, hiç eksilmeyen nice tertip ve tuzaklara rağmen Malazgirt’in manevi mirası, Büyük Taarruz’un kristalize olmuş soylu duruşu tahrip edilememiştir.

Malazgirt’in emanet olarak nesilden nesile intikal eden tarihsel dokusu, makus talihi değiştiren doğası ve kuşkusuz milli yüreklerde kor gibi yanan zafer ateşiyle “Terörsüz Türkiye”nin kararlı adımları ve kaderimize yön verecek sağlam atılımları el ele, güç birliği halinde yapılmaktadır.

Terörsüz Türkiye, fetihler sürecinin, taarruz bilincinin, hasılı ve son tahlilde Malazgirt Zaferi’nin istikbalin tertemiz yüzüyle birleşmesi, yeni yüzyılın barış, huzur ve kardeşlikle çelikleşmesidir. Önümüzdeki altın fırsat heba edilmemeli, coğrafyayı vatan yapan millet çatısı altındaki kardeşlik hissiyat ve hususiyeti zedelenmemelidir.

Malazgirt’te temerküz eden fetih aklının, insanlarımızın diliyle kökeniyle ilgilenmeyen, bunu dert etmeyen ve ortak değerlerde buluşmayı temel alan selim ve selis iradenin, elleri öpülesi ecdadımızın çığlık kadar hür muhteşem çağrısını ve muzaffer çehresini yere düşürmeyeceğine gönülden inanıyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle Türk tarihinin her bir döneminde, milli bekanın muhafazası için emsalsiz sorumluluklar üstlenmiş, en çetin imtihanları sabır ve vatanperverlikle geçmiş, milli birlik ve kardeşliğin nişanesi olmuş aziz ecdadımızı hürmet ve rahmetle anıyorum.

Malazgirt Zaferi’nin 954’üncü yıl dönümünde Büyük Hakanımız Sultan Alparslan’a, kahraman neferlerimize, Büyük Taarruz’un 103’üncü yıl dönümünde ise Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, ülkü arkadaşlarına ve muhterem şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmetler niyaz ediyorum. Taarruz ve zafer günümüz mübarek olsun. Vatanımız sonsuza kadar var olsun.”

Paylaşın

Erdoğan’dan Dikkat Çeken “Suriye” Mesajı

“Malazgirt Zaferi Kutlama Programı”na konuşan Erdoğan, “Suriye’deki tüm kardeş halklar gibi Kürtlerin de güvenliğinin, huzurunun, esenliğinin teminatı Türkiye’de. Yönünü Ankara’ya ve Şam’a dönenler kazanacak” dedi ve ekledi:

“Şunu da biliyoruz ki; kılıç kınından çıkarsa kaleme ve kelama yer kalmaz. Biz tüm bölgemizde kalıcı barışın tesisinden yanayız. Biz sorunların diyalog ve diplomasi yoluyla çözülmesinden yanayız.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Malazgirt Zaferi’nin 954. Yıl Dönümü Kutlama Programı”na katıldı. Burada konuşan Erdoğan, süreç ile ilgili mesajlar verdi.

“Milletimizin fertleri arasına örülen fitne duvarlarını tamamen yıkmak için başlattığımız terörsüz Türkiye sürecinde hamdolsun kısa sürede önemli mesafe katettik” diyen Erdoğan, “Kandan ve çatışmadan beslenen çevrelerin süreci kundaklama çabalarına rağmen tüm kurumlarımız çalışmalarını asırlık birlikten sonsuz kardeşliğe hedefiyle adeta bir kuyumcu titizliğiyle sürdürüyor” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, şöyle devam etti: “Milletimizle yürütülen çalışmaları dikkatli olduğu kadar, son derece umutlu bir yaklaşımla yakından takip ediyoruz. Kimin sürece samimiyetle sürece destek verdiği, kimin de alakasız gündemlerle süreci zehirleme gayretinde olduğu milletimiz tarafından not ediliyor.”

Erdoğan, şunları söyledi: “Şurası bir gerçek ki; Türkiye, terör meselesini tamamen çözme yönünde yol aldıkça saldırı, sabotaj ve tuzaklar da artacaktır. Bunu kimi zaman yalan ve dezenformasyonla yapacaklar. Kimi zaman toplumun hassasiyetlerini kaşıyarak yapacaklar. Kimi zaman insanlarımız arasında korku yayarak yapacaklar. Kimi zaman yurt içi ve yurt dışındaki ajanlarını kullanarak yapacaklar. Kimi zaman da sureti haktan görünerek yapacaklar. Ama ne yaparlarsa yapsınlar bu sefer başaramayacaklar.”

Suriye ile ilgili mesaj veren Erdoğan, “Suriye’deki tüm kardeş halklar gibi Kürtlerin de güvenliğinin, huzurunun, esenliğinin teminatı Türkiye’de. Yönünü Ankara’ya ve Şam’a dönenler kazanacak. Kardeşlik ve komşuluk hukukunu gözetenler kazanacak. Kıblesini şaşırıp kendilerine yeni yabancı patronlar arayanlar ise eninde sonunda kaybedecektir. Şunu da biliyoruz ki; kılıç kınından çıkarsa kaleme ve kelama yer kalmaz. Biz tüm bölgemizde kalıcı barışın tesisinden yanayız. Biz sorunların diyalog ve diplomasi yoluyla çözülmesinden yanayız” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Hatimoğulları’ndan “Süreç Komisyonu” Açıklaması: Somut Adımlar Atmalı

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, TBMM’de kurulan “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”na ilişkin, “Süreci”ne ilişkin “Komisyon somut adımları zamana yaymadan atmalıdır. Hiç kimse bu süreci oyalama zemini haline getirmemelidir. Toplumun bu komisyondan beklentileri büyüktür ve bu beklentilerin karşılanması acildir” dedi.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), “Barış ve Demokratik Toplum Buluşmaları” kapsamında Adana’da ‘halk buluşması’ düzenledi. Yaşar Kemal Kültür Merkezi’nde düzenlenen buluşmaya DEM Parti Eş Genel Başkan Tülay Hatimoğulları katıldı ve burada bir konuşma gerçekleştirdi. Tülay Hatimoğulları, şunları söyledi:

“Değerli Barış anneleri, değerli yoldaşlarım, mücadele arkadaşlarım; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Toplantımıza hoş geldiniz. Ayrıca seçim bölgem olan Adana’da sizlerle, çalışma ve mücadele arkadaşlarımla böylesi tarihi öneme sahip bir konuyu hep birlikte konuşacağımız için çok mutluyum. Başta Kürt halkı olmak üzere özgürlük ve demokrasi mücadelesinde, halkların eşitlik mücadelesinde emek verenler tarih boyunca bu coğrafyada çok ağır bedeller ödedi. Bugün bu salondaki siz değerli halklarımız bu bedeli en çok ödeyen kesimlersiniz. Barış Anneleri, çocuğu katledilen, hapishanede olan, köyleri yakıldığı için Çukurova’ya göç etmek zorunda kalan Kürt aileler başta olmak üzere sizler gerçekten tarih boyunca çok ağır bedeller ödediniz. Yakın tarihte de bu bedelleri fazlasıyla ödediğinizin hepimiz farkındayız.

Barış Annelerine buradan sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz. Hem verdikleri mücadele için hem ödenen bedel için hem de çocukları kargoyla kendilerine gönderildiği, çocuklarının mezar taşları parçalandığı, bazıları çocuklarının kemiklerine bile ulaşamadığı ve taziye bile kuramadıkları halde barış demekten vazgeçmedikleri için. Türk anneyle, asker annesiyle empati kurdukları için. Konuştukları her yerde “Ne bir gerilla annesi ne de bir asker annesi ağlasın. Yüreğimiz aynı şekilde dağlanıyor, aynı acıyı yüreğimizin en derininde hissediyoruz” dedikleri için. “Anaların gözyaşının rengi aynı” dedikleri için. Ve bugün eğer biz barışı konuşabiliyorsak, bugün İmralı’dan bu çağrı gerçekleştiyse; bunda bilelim ki analarımızın beyaz tülbentleriyle yıllardır verdikleri mücadelenin de çok büyük bir önemi var. Selam olsun bedel ödeyen analara!

1 Ekim’de bir süreç başladı Türkiye’de. Neredeyse bir seneyi geride bırakmak üzereyiz. 27 Şubat’ta Sayın Abdullah Öcalan’ın İmralı’dan gerçekleştirmiş olduğu Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı özellikle tarihi bir öneme sahiptir. O gün heyetin içinde olan arkadaşlarımızdan biri bendim. Saatlerce süren görüşmemizde Sayın Öcalan, bu çağrının tarihi önemini, toplumla tamamıyla paylaşılmasının ve sahiplenilmesinin önemini özellikle vurguladı. Bu önemli tarihi anın bizzat tanığı olduğum için büyük bir onur duyuyorum.

Bu çağrının akabinde PKK, kongresini gerçekleştirdi ve fesih kararı aldı. Ardından 11 Temmuz’da Süleymaniye’de silah yakma töreni gerçekleşti. Türkiye’den çok sayıda aydın, yazar, gazeteci ve siyasetçi oradaydı. DEM Parti heyetiyle bizler de oradaydık. Önemli bir tarihi ana yine tanıklık ettik. Orada şu mesaj çok güçlü bir şekilde verildi. “Silahları yakarak yepyeni bir mücadelenin sayfasını açıyoruz. Burada bir şeyler bitiyor değil; tam tersine demokratik mücadelenin, yasal ve hukuki zeminde haklarımızın kabul edilmesi için vereceğimiz mücadelenin çok önemli bir dönemecidir” dediler. Hakikaten bu anlamlı bir yaklaşımdır.

Sayın Öcalan, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısını neden yaptı? Demokratik siyasetin kapısı sonuna kadar açılsın diye yaptı. Kürt sorunu barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülsün diye yaptı. Bugüne kadar “Kürt yoktur, Kürtçe diye bir dil yoktur” diyenler hangi seviyeye geldiler? Kürt halkının dört parça Kürdistan’da, Rojava’da, Türkiye’de verdiği demokratik mücadele onları çok önemli bir seviyeye getirdi. Rojava’daki, Kobanî’deki direnişle artık Kürt halkı sadece Ortadoğu’da değil bütün dünyada direnişiyle bilinen bir halk olmuştur. Sayın Öcalan diyor ki bizler varlığımızı fiilen kabul ettirdik.

Şimdi sıra siyasi ve hukuki zeminde Kürt sorununun konuşulmasında. Bu tek başına yetmez, aynı zamanda Türkiye’nin topyekün bir demokratikleşme sürecine girmesi, Türkiye’nin demokratikleşmesi. Çünkü şunu çok iyi biliyoruz ki demokratik olmayan bir Türkiye’de Kürt de Arap da Laz da Ermeni de Çerkes de hiçbir halk da hakkını alamaz, hiçbir barış kalıcı olamaz. Geçici barış süreçleri olur ama bizim bu süreçteki temel derdimiz ve Sayın Öcalan’ın özellikle altını çizdiği temel nokta barışı kalıcılaştırmak. Bunun için de Türkiye’nin topyekün bir demokratikleşme sürecine girmesi şarttır diye bunun altını özellikle çizmiştir.

“Hep birlikte örgütlenirsek Türkiye’de demokrasinin kapılarını ardına kadar açmış oluruz”

Yine bu çağrı aynı zamanda Türkiye’nin emekçilerine, yoksullarına, işçilerine, çiftçisine, emeklisinedir. Bugün Türkiye’de 50 milyon insan açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşıyorsa bilelim ki barışa işçinin, emekçinin, yoksulun herkesten çok ihtiyacı var; Kürt kadar ihtiyacı var. İşte bizler böyle bir uyanış ve bilinçle örgütlenirsek, yoksulun ve emekçinin barışa dört elle sahip çıkmasını hep birlikte başarırsak bilelim ki Türkiye’de demokrasinin kapılarını ardına kadar açmış olacağız. Biliyorsunuz, şimdi toplu iş sözleşmesi görüşmeleri var.

Düşünceleri ve ideolojileri farklı olan sağ-sol, muhafazakar, demokrat, sosyalist birçok sendika bir araya gelerek toplu iş sözleşmesinde iktidarın önerdiği ücret zammını reddetti. Şimdi mesele hakem kurulunda. Birkaç güne kadar verilecek zam netleşecek. Ama biz bu dönemde şunu gördük. Hangi kesimden olursa olsun kamu emekçileri tek yürek oldular, eylemlerde ve alanlarda beraberdiler. Adana’nın, Çukurova’nın sarı sıcağından toplu iş sözleşmesi sürecinde meydanları dolduran kamu emekçilerine selamlarımızı ve başarı dileklerimizi iletiyoruz.

Yine Sayın Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının en önemli özneleri kadınlar. Kendisiyle yaptığımız görüşmede inanın ki neredeyse konuşmasının her anında mutlaka kadın özgürlüğüne vurguda bulunmuştur. Çünkü o şunu iyi biliyor; Türkiye’de ve Ortadoğu’da kadınlar çok ciddi bir şekilde eziliyor, ötekileştiriliyor. Erkek egemen aklın, kapitalist sistemin, otoriter rejimlerin kadınları nasıl ezdiğini o çok iyi analiz etmiş ve görmüştür. Savaşın ve çatışmaların en ağır bedelini kadınların ödediğini biliyor. Bizler bunu Adana’dan da dönüp baktığımızda en iyi bilenleriz. Ne yazık ki kadın cinayetlerinin en çok yaşandığı kentlerden biri burası. Kadınların en çok bedel ödediği kentlerden biri burası. Diyoruz ki barış ve demokratikleşme sürecinin biz kadınlar doğrudan öznesi olacağız. ‘Jin Jiyan Azadî’ şiarıyla mücadele etmeye, bu çağrıya destek olmaya devam edeceğiz.

“Ormanlar yandı, onlar izledi”

Biraz önce il örgütümüzdeydim. Havaların ne kadar sıcak olduğunu konuştuk. Evet, Türkiye yanıyor. Sadece iklim krizinden değil, aynı zamanda iktidarın uygulamış olduğu yanlış ekolojik politikalardan dolayı da yanıyor. Ormanlar yandı, onlar izledi. Maden ve inşaat şirketlerine peşkeş çekmek için bunun olmasına izin verildi. Bu sabotajlara bile isteye de göz yumulduğunu bilmeyen yoktur. Sayın Öcalan özellikle çağrısında şunu da ifade etti. Barışı ve demokratik toplumu inşa ederken kadın özgürlükçü, demokratik ve ekolojik bilinçle toplumsal bilincimizi yeniden şekillendirecek; doğamıza, havamıza, suyumuza hep beraber sahip çıkacağız. Bu çağrıyı buradan da okumak durumundayız.

Gençlerin örgütlü olmadığı, mücadelenin motor gücü olmadığı yerde mücadelenin çeşitli damarlarının tıkandığını çok iyi biliyoruz. Gençlik örgütü ne zaman güçlenirse, gençlik ne zaman bilinçli bir şekilde örgütlü mücadelesini yaşama geçirirse o zaman toplumun bütün damarlarının açıldığını biliyoruz. Ne yazık ki şu an başta ilimiz Adana olmak üzere birçok yerde, sistemin özellikle uyguladığı politikalarla gençler uyuşturucu çeteleri ve çeşitli suç örgütlerine karışır duruma gelmişler. Bununla etkin bir mücadele yürütmek demokratik toplumun olmazsa olmazıdır. Aynı zamanda Sayın Abdullah Öcalan’ın da çağrısı gençlere bu anlamıyla son derece önemlidir. “Sosyalizmde ısrar insan olmakta ısrardır”. Bunda ısrarcı olacak mıyız?

Özellikle yaptığımız halk toplantılarında ve diğer kesimlerle yaptığımız görüşmelerde ısrarla şunu ifade ettik. Bu süreç bir “al ver” süreci değil. Bir masanın etrafında toplanılmış, madde madde anlaşmaya varılmış bir süreç değil. Bu süreç bir mücadele sürecidir. O nedenle bütün siyasal ve toplumsal alanlara, bütün dinamiklere, bütün öznelere düşen en temel görev barışın sesini kendi kulvarlarımızdan kendi cümlelerimiz ve kendi özgünlüğümüzle yükseltmektir. Bize düşen en önemli görev, bu seslerin bileşkesinin güçlü bir biçimde bir toplumsal örgütlülüğe evrilmesini sağlamak ve kalıcı çözümler üretmektir. Bunun için, biz bu döneme örgütlenme, dönüştürme ve yepyeni bir inşa süreci ismini veriyoruz.

“Muhalefete yönelik operasyonların durması sürecin sağlıklı ilerlemesi için çok önemlidir”

Şunu çok iyi biliyoruz ki barış demokrasisiz, demokrasi barışsız olmaz. Önceki dönemlerde acısını bizlerin çokça çektiği kayyım zihniyeti, yerel yönetimlere gerçekleşen operasyonlar, seçilmişlere el çektirme, milletvekillerini tutuklama, dokunulmazlıklarını kaldırma… Biz DEM Parti olarak bunun acısını yüreğimizin derinliklerinde hisseden bir partiyiz. Biz bu baskılara karşı örgütlene örgütlene bugüne geldik. Yılmadık, boyun eğmedik, eyvallah etmedik. Mücadele ettik, dimdik ayakta kaldık, direndik. Şimdi benzer operasyonlar ana muhalefet partisinin belediyelerine yapılıyor. Adana’da Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar dahil olmak üzere iki ilçe belediye başkanı tutuklu. Türkiye genelinde çok sayıda tutuklu var.

DEM Parti olarak bu konudaki tutumumuzu apaçık ifade ettik her yerde. ‘Diyarbakır’da demokrasi, İstanbul’da baskıcı rejim olmaz’ dedik. O nedenle özellikle bu operasyonların bir an önce durması sürecin sağlıklı ilerlemesi için çok önemlidir. Bakın, bu operasyonlar bu süreci sabote etmektedir. Muhalefetin bu sürece adapte olmasının önünde engel teşkil etmektedir. Oysa ki bizim en temel yaklaşımımız barış toplumsallaşmalı, barış herkesçe kabul edilmelidir. Bu süreç siyasi partileri aşan bir süreçtir.

Türkiye’nin 100 yıllık sorununu çözmeye ramak kaldığımız bir süreçtir. O yüzden bu süreci herkesin; iktidarın, devletin ve muhalefetin bütün kanatlarının sahiplenmesi çok önemlidir. Bir kez daha diyoruz ki şayet bir yolsuzluk varsa Meclis’te bir komisyon oluşturulsun. Hangi partinin mensubu olduğuna bakılmaksızın bütün yerel yönetimler, belediyeler incelensin. Gerçekten bir yolsuzluk varsa açığa çıkarılsın. Ama bu bütün belediyeleri için yapılmalıdır. Fakat muhalefet belediyelerini tasfiye etmeye çalışmak Türkiye demokrasisine, Barış ve Demokratik Toplum Sürecine zarar vermektedir. Bundan derhal vazgeçilmelidir.

Meclis’teki komisyona henüz intikal etmesi gerekmeyen, şu anda istese iktidarın 5 dakikada çözebileceği kimi meseleler var. AYM kararlarının hayata geçirilmesi, Sevgili Can Atalay’ın serbest bırakılması, AİHM kararlarının hayata geçirilmesi. Osman Kavala’nın, Figen Yüksekdağ’ın, Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılması şarttır. Bilelim ki bu adımlar, sürecin ruhuna ve tarihsel önemine hizmet edecek adımlardır. Bu adımlar acilen atılmalıdır.

Bu komisyonun oluşturulduğu dönemde şuna dikkat çekmek istiyorum. Ortadoğu tam bir kaos içinde. Ortadoğu zaten hiçbir zaman durulmadı ama şimdi gittikçe daha çetrefilli bir hal alıyor. Şam yönetimi değiştikten sonra çetrefilli durum Suriye’de daha çok derinleşti. İsrail’in bölgede izlediği yayılmacı siyaset Suriye’nin kapılarına dayanmış durumda. Devletin bu adımı atmasının en temel sebebinin bu gelişmeler olduğunun hepimiz farkındayız. Filistin’de BM, Gazze için kıtlık ilan etti. İsrail’in Gazze’yi tamamen ele geçirmek için çok ciddi bir askeri hazırlığın içinde olduğunu biliyoruz. Bütün bu tabloyu gördüğümüz bir yerde şunu bilmeliyiz ki Türkiye’nin iç barışını kurmaya, demokrasisini inşa etmeye, hem iç barışını hem de demokrasisini tahkim etmeye her zamankinden daha çok ihtiyacı var.

Konjonktür, bölgesel gelişmeler bizleri buna zorlamaktadır. Mücadelemiz ve mücadelemizin geldiği aşama bunları zorlamaktadır. Kürt halkının talebi, Rojava’da oluşturulan özyönetimin geldiği nitelik ve güç; bütün bunlar acil bir çözümü, hep birlikte bizlere bu olanakları tanımıştır. O nedenle diyoruz ki komisyon, üstlendiği görev ve sorumluluğun farkına vararak somut adımların atılmasını zamana yaymamalı. Bunu sadece komisyon için söylemiyorum, hiç kimse ipe un sermemeli. Oluşan bu komisyondan toplumun beklentileri çok büyük.

Toplumun bu beklentilerinin karşılanması elzemdir, acildir. Mesela yaptığımız halk toplantılarında toplum şu soruları soruyor: Barış gerçekten olacak mı? İktidar samimi mi? Somut adımlar atılacak mı? Gerçekten sorun çözme odaklı mı kuruldu bu komisyon? Nasıl adımlar atılacak? Barış gerçekleşecek mi, kalıcı olacak mı? Kürtler ve ülkede yaşayan bütün farklı halklar ve inançlardan insanlar kendilerini demokratik bir zeminde eşit yurttaş olarak hissedecek mi?

Bu sorular çok önemli sorulardır. Bu sorular DEM Parti olarak bizim sorularımız değil; halkın, bizatihi toplumun, yurttaşın en temel soruları. Bu soruları yanıtlamak hepimize düşüyor. Böyle bir görev ve sorumluluğumuz var. Siyasetin ve devletin bütün mekanizmaları bu sorulara güçlü bir biçimde yanıt bulmak zorunda. Toplumun bu sorularının haklılık payı çok yüksek.

Mesela bir aydır Sayın Abdullah Öcalan ile hiçbir görüşme gerçekleşmedi. Oysa bizdeki beklenti neydi? Sayın Öcalan’la sistematik görüşme olacak, özgür yaşayacak, özgür çalışacak, koşulları oluşturulacak. Biz bunları hala bekliyoruz. Çukurova’nın sarı sıcağından Sayın Öcalan’a, İmralı’ya binlerce kez selam olsun! Sayın Öcalan’ın özgür çalışabileceği ve yaşayabileceği koşullar; aydın, yazar, gazeteci, sanatçı, hukukçu ve siyasetçi istediği bütün kesimlerle görüşmesinin olanakları bir an önce açılmalıdır.

Ayrıca komisyon zaman kaybetmeksizin Sayın Abdullah Öcalan’la bir görüşme gerçekleştirmelidir. Biliyorsunuz bu komisyonu Sayın Öcalan ısrarla önerdi. Görüşmelerin başladığı ilk andan itibaren parlamentoda bu komisyonun oluşmasının önemini vurguladı. Sayın Öcalan’la görüşmek neden önemli biliyor musunuz? Bu tarz süreçlerin başarıya ulaştığı bütün dünya deneyimlerinde başmüzakereci olarak ilan edilmiş kişiyle görüşmeler açık ve sarih bir biçimde gerçekleşmiştir. Bu sürecin başmüzakerecisi Sayın Öcalan ise Meclis komisyonunun zaman kaybetmeksizin acilen bu görüşmeyi gerçekleştirmesi ve kendisini dinlemesi çok önemlidir.

Şunu çok iyi biliyoruz ki PKK ve devlet arasındaki başmüzakereci, tek müzakereci kendisidir. Kendisiyle görüşülmemesi ya da görüşmenin aksatılması bu sürecin aksaması anlamına gelir ki bu da Türkiye halklarının asla isteyebileceği bir şey değildir. O nedenle bu görüşmeler derhal gerçekleşmelidir. Hatırlarsanız Sayın Bahçeli yaptığı ilk konuşmalarda, “Öcalan gelsin, Meclis’te konuşsun” demişti.

“İktidarıyla, devletiyle, muhalefetiyle bu süreçte ezber bozalım”

Bu komisyondan toplumun çok önemli beklentileri var. Demokratik entegrasyon yasalarının, özgürlük yasalarının, infaz yasasının gündeme alınması ve bir özel yasanın çıkarılması. Komisyon tarafından zaman kaybetmeksizin bu çalışmalar yürütülmeli. 1 Ekim’e çok az bir zaman kaldı. O vakte kadar bu hazırlıklarla ilgili yol alınmış olmasını çok önemsediğimizi belirtmek isterim. Komisyona önerimizdir; cesur olun, inisiyatif kullanın. Türkiye’nin bu barışa ihtiyacı var. Türkiye haklarının bu barışa ihtiyacı var. Burada hiç kimse basitçe seçim hesabı yapmaya kalkmasın. Burada hiç kimse dar manada parti çıkarına saplanıp kalmasın.

Bütün bunlar bu sürecin başarısız olmasının önünü açar. DEM Parti olarak bir kez daha çağrımızı buradan yineliyoruz: İktidarıyla, devletiyle, muhalefetiyle bu süreçte ezber bozalım. Bu süreçte hepimiz cesur olalım. Bu süreçte hepimiz tabanımızı barışa ikna edelim ve barışı gerçekten tesis edelim. Zira barış dışında hiçbir ama hiçbir çıkar yolumuz yok. Barışı biz bu topraklarda kuracağız. Barışı kuracağımıza olan inancımız sonsuzdur. Mücadeleye olan inancımızdan dolayı buna inanıyoruz. Kendi gücümüze, toplumun ferasetine olan inancımızdan dolayı buna inanıyoruz. Komisyonun bütün bu algılarla hareket etmesini önemli bulduğumuzun altını çizmek istiyorum.

Bir eleştiriyi de sunmak isterim. Komisyonda biliyorsunuz Cumartesi Anneleri ve Barış Anneleri dinlendi. Barış Annelerinin Kürtçe konuşmasına bu komisyon izin vermedi. Düşünün ki Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü için bir komisyon oluşuyor ama bu komisyonda bir tercüman bulundurmuyorlar ve anneleri kendi anadilleriyle dinlemiyorlar. Anneleri Türkçe konuşmaya zorluyorlar. Bu kabul edilebilir bir şey değildir. Bu bir iyi niyet göstergesi sayılamaz. Bu yanlıştan bu komisyon derhal dönmelidir.

Bakın, barış herkes için fayda sağlar. Barışın kimseye zararı olmaz. Bir hayal kurun ki herkes kendi anadiliyle konuşabiliyor özgürce, engellenmiyor ve anadiliyle eğitim görebiliyor. Bir hayal kurun ki Alevi, Hıristiyan bu ülkede özgürce kendi inancını yaşayabiliyor. Bir hayal kurun ki bir kadın başörtüsüyle de mini eteğiyle de şortuyla da özgürce gezebiliyor. Bir hayal kurun ki gençler çetelerin eline düşmüyor; bilimle, sanatla, siyasetle uğraşıyor. Bir toplum hayal edin ki taşına, toprağına, suyuna sahip çıkıyor, bir çöp dahi yere atmıyor. Bir toplum hayal edin ki cezaevlerinde bu kadar doluluk oranı yok.

Ne adli tutukluların ne de siyasi tutukluların bu kadar yüksek olmayacağı, hele siyasi tutukluların hiç olmayacağı bir ülke hayal edin. İşte barışın hayali bu. Bundan kimin ne zararı var? Biz bunu pekala inşa edebiliriz. Bunu inşa edebilmek için çok çalışmaya ihtiyacımız var. Özellikle DEM Parti kitlesine altını çizerek belirtmek isterim: Nasılsa Ankara’da ve İmralı’da çeşitli görüşmeler var. Bu süreci izleyelim ve bakalım da ne olacak demeyelim. Biz bu toplantıları ne kadar artırırsak, bu görüşleri ve düşünceleri toplumun bütün farklı kesimlerine ne kadar fazla taşıyabilirsek; işçi, emekçi, kadın, genç her kesimden insanın, Alevinin ve Hıristiyanın bu süreci sahiplenmesini ne kadar sağlarsak bir sonuca varabileceğiz.

Bakın bir Barış Annesi şöyle ifade etmiş: ‘Kızımın mezarına giderken yüreğimde o kadar büyük bir acı vardı ki benim için hayat durmuştu. Bir daha hiçbir şey yapamayacağımı zannediyordum ama öyle olmadı. Böyle yaparsam daha çok genci kaybedeceğiz dedim. Bunun için başımdaki beyaz tülbentimle ve kızımdan kalan mendilimle 20 yıldır barış mücadelesi yürütüyorum’.

Bu dönem yepyeni bir değişim ve dönüşüm dönemi. Fikrimizle, zikrimizle ve çalışmalarımızla atak yapmamız gereken bir dönem. Onun için şu ana şiardan asla ayrılmadan mücadele edeceğiz: “Savaş değil barış. Çatışma değil müzakere ve diyalog. Baskı değil demokrasi, hak, hukuk, adalet. Otorite değil özgürlük. İstibdat değil hürriyet”. Biz bu fikirlere sıkı sıkıya bağlanarak bu mücadeleyi sonuna kadar devam ettireceğiz. Çukurova’nın sarı sıcağını, pamuk ırgatını ve köylüsünü, İnce Memed’i en derinden nakış gibi işleyen Sevgili Yaşar Kemal’in şu sözüyle sözlerimi tamamlamak isterim: ‘Dünya binlerce çiçekli bir kültür bahçesi. Her çiçeğin kokusu ve rengi farklıdır’.

İşte halklar böyle bir bahçedir. Bunun en güzel Adana’dır. Bunun en güzel Akkapı’dır, Gülbahçe’dir. Kürtçe, Türkçe, Arapça birbirine karışır. İşte halkların kardeşliğini büyütmek, bunu gerçekten bir yönetim sistemine dönüştürmeyi başarmak, vereceğimiz emekle ve yürüteceğimiz mücadeleyle mümkündür. Farklılıklarımız zenginliğimizdir. Bunu hiçbir zaman unutmayalım. Farklılıklar bizleri ayrıştırmaz, zenginleştirir. Mutlaka ama mutlaka barış kazanacak. Mutlaka ama mutlaka demokratik toplumu ve demokratik cumhuriyeti hep beraber inşa edeceğiz. Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Serkeftin. “

Paylaşın

Erbakan, “Erken Seçim” İçin Tarih Verdi

YRP Lideri Fatih Erbakan, “Millet olarak yıllardır sorunlarımıza çözüm bekliyoruz. Ancak çözümün adresi olması gereken iktidar tam tersine çözüm olmak yerine sorunların kaynağı haline geldi” dedi ve ekledi:

“Türkiye’de işler iyi gitmiyor, iyiye de gitmiyor. Bu noktada bu iktidar ne dış politika da ne ekonomide bu milleti maddi ve manevi sıkıntılarından kurtarabilmesi mümkün değildir. Bu iktidarın bu hükümetin bundan sonra millete yapacağı en büyük iyilik 2026 yılının ilkbaharında erken seçim sandığını milletin önüne koymaktır.”

Yeniden Refah Partisi (YRP) Genel Başkanı Fatih Erbakan, partisinin Çorum 3. Olağan Kongresi’ne katıldı. Gazete Pencere’nin aktardığına göre; Erbakan’ın kongrede yaptığı konuşmada hükümete yönelik sert eleştiriler ve erken seçim çağrısında bulundu. Mevcut ekonomik krize değinerek işsizlik üzerinden hükümete seslenen Erbakan, AB’yi örnek göstererek, “Bütün Avrupa Birliği’ne üye ülkelerdeki işsizleri toplasanız, Türkiye’deki işsizler kadar yapmıyor” ifadelerini kullandı:

“Emekli maaşı açlık sınırının yarısı seviyesinde. Açlık sınırı 27 bin liraya gelmiş, emekli maaşı 14 bin 469 lira. Asgari ücret yoksulluk sınırının dörtte biri seviyesinde. Yoksulluk sınırı 90 bin liraya dayanmış, asgari ücret 22 bin 100 lira. Bu matematiğe göre, bu hesaba göre, Türkiye’de halkın yüzde 45’i aç. Yüzde 85’i’de yoksul durumdadır. Bireysel kredi kartı borçları 2 trilyon 385 milyar lira oldu. 86 milyon milletin kredi kartı borçları 1 senede yüzde 55 oranında artmış. 2 trilyon 385 milyar lira. Yine 86 milyonun kredi borçları ne kadar? Bunlar da 2 trilyon 438 milyar lira. İkisinin toplamı 4.8 trilyon lira yapıyor”

Gazze’deki soykırıma da değinen Erbakan, hükümetin Gazze konusunda yetersiz olduğunu, İspanya’nın paraşütler ile yaptığı yardım kadarını yapmaktan aciz olduğunu ifade etti:

“Gazzeli kardeşlerimizi maalesef kaderleriyle baş başa bıraktılar. Bu kadar Türk Silahlı Kuvvetlerimiz var. Bu kadar helikopterimiz var. Tankımız, uçağımız, İHA’larımız, SİHA’larımız var. O Gazzeli kardeşlerimize bir dilim ekmekle bir damla suyu ulaştırmaktan bile aciz bir iktidarla karşı karşıyayız. Oysaki bugün beğenmediğimiz elin Hristiyan İspanya hükümeti, İspanya devleti paraşütlerle yardım malzemesi atıyor Gazze’ye. Neden korkuyorsunuz? İspanya kadar neden olamıyorsun?

Bakınız Hollanda’da hükümet kabine İsrail’e ek yaptırımları onaylamadığı için 9 tane Hollandalı bakan kabineden istifa etti. Bir Hollanda kadar inisiyatif alamayan bir iktidarla karşı karşıyayız. Kimsenin artık ciddiye almadığı hamasi nutuklar, kınama mesajları ve lanetlemeler dışında hiçbir somut adım atılmıyor. Buradan iktidara soruyorum kapalı kapılar arkasında verdiğiniz sözler mi var? Kapalı kapılar arkasında şantaja mı maruz kalıyorsunuz?”

Bu saatten sonra AK Parti iktidarının millete yapacağı en büyük iyiliğin erken seçim kararı almak olduğunu aktaran Erbakan şunları dedi:

“Millet olarak yıllardır sorunlarımıza çözüm bekliyoruz. Ancak çözümün adresi olması gereken iktidar tam tersine çözüm olmak yerine sorunların kaynağı haline geldi. Türkiye’de işler iyi gitmiyor, iyiye de gitmiyor. Bu noktada bu iktidar ne dış politika da ne ekonomide bu milleti maddi ve manevi sıkıntılarından kurtarabilmesi mümkün değildir.

Bu iktidarın bu hükümetin bundan sonra millete yapacağı en büyük iyilik 2026 yılının ilkbaharında erken seçim sandığını milletin önüne koymaktır. Bunu açıkça ifade ediyorum. 2026 ilkbaharında sandığı milletin önüne getirin, bu aziz millet milli görüşü yeniden iktidar yapsın. O zaman bakın görün ülke nasıl yönetiliyor, ekonomi nasıl yönetiliyor, dış politika nasıl yönetiliyor hep birlikte görelim Allah’ın izniyle.”

Paylaşın