Erken Seçim İsteyenlerin Oranı Yüzde 67,8

Muhalefetin “erken seçim” çağrılarına, iktidar “en erken 2027” yanıtını verse de, yapılan son seçim anketine katılan katılımcıların yüzde 67,8’i “erken seçim” yapılmalı cevabını verdi.

Ser – Ar Araştırma Şirketi’nin 25 – 28 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştirdiği iki ayrı ankette, hem Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday tercihleri hem de erken seçim beklentisine dair çarpıcı veriler ortaya kondu.

26 ilde 2100 kişiyle yapılan çalışmaya göre, Erdoğan’ın karşısında muhalefet adayları avantajlı bir konumda yer alırken, seçmenin önemli bir kısmı da önümüzdeki bir yıl içinde erken seçim yapılmasını istiyor.

Katılımcılara yöneltilen “Cumhurbaşkanlığı seçiminde adaylar bu şekilde olsa hangi adaya oy verirsiniz?” sorusuna verilen yanıtlarda, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı (İBB) ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu yüzde 44,5 ile ilk sırada yer aldı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise yüzde 41,9 oy oranında kaldı. Aradaki fark 2,6 puan olarak hesaplandı.

Aynı ankette yer alan ikinci senaryoda, Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş ile Erdoğan karşı karşıya geldi. Bu eşleşmede Yavaş yüzde 46,9 oyla Erdoğan’ın (yüzde 40,9) 6 puan önünde yer aldı. Sonuçlar, her iki adayın da Erdoğan karşısında önde olduğunu gösterirken, Yavaş’ın farkı daha yüksek tutturduğu dikkat çekti.

Aynı saha çalışmasında yöneltilen “Sizce önümüzdeki 1 yıl içinde erken seçim olmalı mı, olmamalı mı?” sorusuna ise seçmenin ezici çoğunluğu “Evet” yanıtı verdi. Erken seçim isteyenlerin oranı yüzde 67,8 olurken, “Hayır” diyenlerin oranı yüzde 28,5’te kaldı.

Yüzde 3,7’lik bir kesim ise fikir belirtmedi. Ankete göre her 10 seçmenden yaklaşık 7’si, mevcut siyasi tabloda sandığın bir yıl içinde yeniden kurulmasını istiyor.

Paylaşın

CHP’li Avcılar Ve Beşiktaş Belediyelerine Operasyon: 7 Gözaltı

İBB’ye yönelik soruşturması kapsamında Avcılar ve Beşiktaş belediyelerine operasyon düzenlendi. Operasyonun “Aziz İhsan Aktaş suç örgütünün” ihale süreçleri ile ilgili olduğu açıklandı.

CHP’li belediyelere yönelik, 30 Ekim 2024’te Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in şafak baskınıyla gözaltına alınmasıyla başlayan operasyonlar devam ediyor.

Etkin pişmanlıktan yararlandırılarak tahliye edilen iş insanı Aziz İhsan Aktaş’la ilgili soruşturma kapsamında Avcılar ve Beşiktaş belediyelerinde görevli yedi kişi hakkında gözaltı kararı verildi.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince düzenlenen operasyonda bu sabah yedi belediye görevlisinin adreslerinde arama ve el koyma işlemi yapıldı.

Ne olmuştu?

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) çalışanlarına yönelik bir önceki gözaltı dalgası 25 kişi gözaltına alınmıştı.

29 Temmuz’da gözaltına alınan kişiler hakkında “İSFALT ve İETT’den alınan ihalelere fesat karıştırıldığı” suçlaması bulunuyordu.

Bu gözaltıların da “Aziz İhsan Aktaş suç örgütüne yönelik soruşturma” kapsamında yapıldığı ifade edilmişti.

Aziz İhsan Aktaş’ın etkin pişmanlık kapsamında verdiği ifadelerle, İstanbul, Antalya, Çanakkale, Trabzon, Bursa ve Giresun’daki adreslerde eş zamanlı arama ve el koyma işlemleri yapıldı. Aktaş, 30 Nisan ve 11 Mayıs’ta ek ifade verdi ve 4 Haziran’da tahliye edildi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik “yolsuzluk” soruşturması kapsamında 19 Mart’ta gözaltına alınan Ekrem İmamoğlu, 23 Mart’ta tutuklanmıştı. İmamoğlu suçlamaları reddediyor. CHP operasyonların siyasi olduğunu savunuyor.

Paylaşın

Bahçeli’den Özgür Özel’e Ağır Sözler: İşbirlikçi, Kimliksiz…

MHP Lideri Devlet Bahçeli, CHP Lideri Özgür Özel’in Sinop’ta yaptığı konuşmayı sert bir dille eleştirerek, “Savunma Sanayi’ndeki tarihi atılımları yüzsüzce baltalama çabası, balıkları düşündüğü kadar vatanı ve milleti düşünmemesi işbirlikçi ve kimliksiz bir siyasetçinin basit ve buruşuk sözleri olarak anılmaya mahkumdur” dedi ve ekledi:

“Özgür Özel’in utanmadan füze denemelerinden yakınması, yabancı turistlerin kafaları üzerinden füzelerin uçurulduğunu iddia etmesi, adeta denize dalarak yerinde müşahede etmiş gibi balıkların yuvalarından kaçtığını mizahi karakterleri aratmayacak şekilde gündeme taşıması dangul dungul konuşmanın daniskası, abuk sabuk zihniyetin alameti farikasıdır. Emperyalizmin oltasına takılan Özgür Özel çıldırsa da o füze denemeleri inşallah devam edecektir. Özgür Özel’in uykuları kaçsa da Türkiye milli savunma sanayinde dev adımları azimle atmayı sürdürecektir.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, gündeme ilişkin yazılı bir açıklamada bulundu. Devlet Bahçeli, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Saf ahlak, safi akıl, samimi mizaç, sağlam ve sağduyulu iradenin teşekkül ettiği siyaset ve düşünce insanları yaşadıkları dönemin şuuru, yaşanan hayatın huzur ve güven şuralarıdır. Bu sayede sorun çözme kültürünün işler ve işlevsel olması, devlet-millet dayanışmasının en üst düzeyde tecelli etmesi elbette mukadderdir. Cumhur İttifakı milli ve manevi değerlerin refakatinde ahlaki, tarihi ve milli sorumluluğun izindedir, idrakindedir. Türkiye’mizin temel sorun alanlarına kararlılıkla müdahale edilmektedir.

Yıllara sari kronik ve kumanda edilen sorunların böyle gelse de böyle gitmeyeceği, daha doğrusu gidemeyeceği artık gün gibi meydandadır. Türk milleti gelecek umutlarının gerçekleşeceğine inanmış, yüksek hedeflerine ulaşacağına ikna olmuş, bunların da Cumhur İttifakı’nın cesur, dürüst ve ilkeli mücadelesiyle hayat bulacağını takdir ve tensip etmiştir. Artık hiçbir şey eski usul ve esaslar çemberinde sıkışıp kalmayacaktır. Yeni dünyanın Türk yorumu Türkiye Yüzyılı olarak formüle edilmiştir. Devrin Türk milletinin devri olduğu netleşmiştir. Bu devir aynısıyla barış devri, kardeşlik devri, istikrar ve huzur devri olarak sivrilecektir.

Kökeni, yöresi ve anasının dili ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan bütün kardeşlerimiz eşit, hakkaniyetli ve onurlu bir beraberliğin, aynı şekilde muhabbet ve mehabetle bezenmiş kucaklaşma hissiyatının ikamesi ve inkarı asla düşünülmeyecek beşeri cevheri olmuşlardır. Türk ile Kürt arasındaki sarsılamaz, sorgulanamaz, sulandırılamaz birliğe ve bütünlüğe gölge düşürmeye, leke sürmeye, nifak saçmaya teşebbüs ve tevessül edenlerin tezgahı bozulmuştur. Milli irade muazzam bir destek ve sahiplenmeyle “Terörsüz Türkiye”nin arkasında yerini ve tartışmaya kapalı pozisyonunu almıştır. Yeni Yüzyıl köklü huzur ve kalıcı barışın timsali olacaktır.

Siyonist emperyalist plan ve projelerin tahrik ve tesiri kalmayacaktır. ‘Terörsüz Türkiye’ hedefi kapsamında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulan ‘Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’ çalışmalarına devam etmektedir. Bu komisyonun çalışma usul ve esaslarının yanı sıra tespiti yapılan yol haritası mucibince sarih amacı ortadayken görev alanı dışına çıkarma, mahzurlu ve maksatlı gündem başlıklarını araya sıkıştırma arayışları son derece yanlıştır. PKK’nın silah bırakma ve tasfiye aşamalarının teknik ve hukuki çerçevesini oluşturup olgunlaştırma çabalarının sabote edilmesi veya buna teşne olunması iyi niyetle açıklanamayacaktır.

Bazı mesleki kuruluşlarla CHP’nin başını çektiği siyasi ve ideolojik sabotaj girişimleri ‘Terörsüz Türkiye’nin doğasıyla çelişmekte ve çekişmektedir. Nitekim mezkur komisyonun çalışmalarına hız vermesi, görev sahası dışına taşmadan asıl ve yakın hedeflerine odaklanarak vaki toplantılarını ikmal etmesi hayırlı gelişmeleri birbiri ardına eklemleyecektir. En azından inancımız, beklentimiz ve ümidimiz bu şekildedir.

PKK’nın kongresini toplayarak fesih işlemini tamamlaması, bir grup PKK’lının da 11 Temmuz’da silahlarını yakması temkinli iyimserliğimizi güçlendirmiştir. Fakat o günden bugüne bir durgunluğun, bir ayak sürümenin, zamana karşı oynamanın, ısrarla top çevirmenin kimi hallerde telaşı kimi hallerde de kurnazlığı gözlerden kaçmamıştır. Lağvedilen PKK terör örgüne mensup terörist unsurlarının kademe kademe SDG/YPG’ye katılıp katılmadığı henüz tam berraklaşmayan bir muamma olarak önümüzdedir. 27 Şubat 2025 tarihinde PKK’nın kurucu önderi tarafından yapılan ‘Barış ve Demokratik Toplum’ çağrısı bölücü terör örgütünün bütün bileşenleri için bağlayıcı mahiyettedir. SDG/YPG bu çağrıdan muaf ve istisna değildir.

Bölücü terör örgütü türevlerinin bütünüyle önderleri nezdinde sadakat ve samimiyet testinden geçtiği, Siyonist alçaklığın mı yoksa İmralı’nın mı belirleyeceği olacağı yakında iyice anlaşılacaktır. PKK’nın ve PKK’lı teröristlerin önderi konumundaki İmralı’ya SDG/YPG’nin aynısıyla bağlılık göstermesi, 27 Şubat açıklamasına uygun davranış ve tavır içinde bulunması herkesin çıkarına olduğu kadar terörsüz geleceğe ve bölgesel huzura da azami düzeyde katkı sağlayacaktır. Terör devleti İsrail, Suriye’nin bölünmesi ve parçalanması hususunda devamlı el yükseltmektedir. Görünen odur ki, SDG/YPG İsrail’in yörüngesindedir.

YPG’li teröristbaşı Mazlum Abdi’nin, Almanya’da düzenlenen ‘Rojavalı Gençler Ulusal Konferansı’na gönderdiği video mesajında, Suriye’nin kuzeydoğusunda yürürlükte olan ateşkesin devam etmeyebileceği, çatışmaların başlama ihtimalini dile getirmesi hain niyet ve eylemsel heveslerin tetikte beklediğine işaret etmektedir.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın’ın 10 Temmuz 2025 tarihinde, ‘Hepimizin uzlaşması ve şu sonuca varması gerekiyor: Tek millet, tek halk, tek ordu, tek Suriye’ açıklamasından bir gün sonra, ‘SDG’ye bağımsız devlet kurma borcumuz yok. SDG dediğimiz YPG’dir. YPG, PKK’nın bir türevidir. Suriye şunu savunuyor; federal bir sistemle Suriye olamaz.’ değerlendirmeleri ne kadar isabetliyse, 30 Ağustos 2025 tarihinde, ‘PKK, Türkiye tarafından terör örgütü olarak tanımlanmıştır. ABD de PKK’yı yabancı bir terör örgütü ilan etmiştir. Ancak artık PKK ile ilişkili olmayan başka bir örgüt var, SDG ve YPG. Bunlar IŞİD karşıtı savaşta bizim müttefiklerimiz oldu. Onların kökeni PKK’ya dayanıyordu’ sözleri bir o kadar sakıncalı ve sakattır.

Maalesef ABD-İsrail konsorsiyumu Suriye’de kanlı bir iç savaş ve ayrışmanın temelini günbegün kazmaktadır. Soykırımcı İsrail örtülü operasyonlarla, silahlı ve zora dayalı şekilde Suriye’nin siyasi ve toprak bütünlüğüne alenen kast etmektedir. Bu durum sadece Suriye için değil Türkiye’yi de çok sıcak ve birebir ilgilendiren aşırı güvenlik tehdididir. Aynı zamanda ‘Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge’ hedeflerini bozma ve bitirme gayesiyle ilişkili mütecaviz hamlelerin sert adımlardır.

Türkiye’nin Suriye politikası şeffaf ve açıktır. Bu ülkenin siyasi ve toprak bütünlüğüyle üniter yapısı vazgeçilmez politik tasavvur ve tercihimizdir. Nihayet bu tasavvur ve tercihten tavizin bedeli öngörülemeyecek kadar tehlikeli olabilecektir. Suriye için teklifi yapılan ‘Federasyonun bir tık altı’ beyanatları maskeli bölünme ve bölücülük önerisidir. SDG/YPG’nin sürekli yeni dayatmalarla gündemi meşgul etmesi, özerklikten bağımsızlığa varıncaya kadar sıralı talep listelerini paylaşması, nitekim ABD-İsrail’in oyuncağına dönüşmesi vahim bir karmaşanın ön habercisidir.

Geldiğimiz bu aşamada iki seçenek kalmıştır: Suriye’de ya huzur, barış ve istikrar hakim olacak; ya da İsrail’in tahayyülündeki parçalanma ve iç çatışma ortamı vasat bulacaktır. Netenyahu isimli caninin ‘Suriye’de aslında kiminle mücadele ettiğimizi biliyorum’ sözleri Türkiye ile İsrail’in görüş açısı sıfıra inmiş, hatta sıcak temasın muhtemel olduğu mahut cepheleşmesinin de itirafından başka bir şey değildir. Türkiye Cumhuriyeti stratejik akılla, siyasi kararlılıkla, diplomasi sahasındaki sabır ve sebatıyla Suriye’de oyun kurmaya ve masa başı haritaları çizmenin arzusunda olan zalimlere direniş göstermektedir. Bu direniş meşru ve soylu bir direniştir.

Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’nin tutumu ve takip ettiği politika süreci hem iç güvenliğimize hem de bölgesel huzura büyük bir hizmettir. Türkiye Cumhuriyeti komşu coğrafyalarda oldubittilere müsaade etmeyecek güç, caydırıcılık, kabiliyet ve yetenektedir. SDG/YPG’nin Suriye yönetimi ile 10 Mart 2025 tarihinde imzaladığı mutabakat zaptına riayet ve gereğini harfiyen yapması, aksi halde Ankara ile Şam’ın ortak iradesiyle askeri müdahalenin kaçınılmaz hale geleceği herkesçe bilinmelidir. Sözün yapamadığını yeri gelirse nice kahramanlık sahneleri başaracaktır.

‘Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge’ hedefi tarihin, kardeşlik hukukunun, kader ortaklığının, hiç kuşkusuz üzerinde yaşadığımız geniş coğrafyanın diriliş ve toparlanış kararıdır. Bu kararı tahrip etmeye, temelinden dinamitlemeye kalkışanlar buna pişman edilecektir. Kürt kardeşlerim oynanan oyunun bilincindedir. Üstelik hiçbir Kürt kardeşim Siyonizm’in avucuna düşmeyecek, soykırımcıların telkin ve göz boyayan vahşi hesaplarına kurban verilmeyecektir. Suriye’de yaşayan Türkmenler, Kürtler, Araplar ve diğer unsurlar kardeşimizdir ve kurulan tuzaklar el birliğiyle kırılıp atılacaktır.

“İşbirlikçi ve kimliksiz bir siyasetçinin…”

Çevremizde bu kadar boğucu ve sancılı olaylar vuku buluyorken, CHP Genel Başkanı’nın Sinop’ta yaptığı konuşma ve içeriği rezalet ve kepazeliğin daha ötesidir. Özgür Özel akıl tutulmasının dibindedir. Bu patolojik vaka aynısıyla şunları söylemiştir: ‘Ben de Büyük Taarruz’un emrini veren, Kurtuluş Savaşı’nı kazanan kişi olmak istiyorum. Savaş kazanan kumandan olmak istiyorum.’ Bu hezeyanla dolup taşan, tarif ve tanımında kelimelerin kifayetsiz kaldığı çarpık ifadelerin muhatabını sağlıklı ve sağgörülü addetmek mümkün değildir.

Demokrasi yolunda beraber yürümekten bahis açan, bu suretle Cumhur İttifakı’nda sanki sorun varmış gibi yaygara yapan Özgür Özel’in uçurumlarla ihata edilen inişli çıkışlı yolunun bizim hak ve hakikat yolumuzla kesişmesi hayal mahsulü bile değildir. Sivil siyaset ve demokratik mücadele halinde olduğunu iddia eden bir partinin sipariş başkanının düşmanın kim olduğunu, kime karşı taarruz yapacağını, hangi savaşı kazanacağını, kumandanlık görevini ne şekilde üstleneceğini berraklığa kavuşturması acil bir ihtiyaçtır.

Kendi dışındakileri düşman gören siyaset anlayışı 1930’lu-1940’lı yılların Hitler kafasıdır ve korkunç bir skandaldır. Türkiye’de düşman gözleyen ve gözetleyen Özgür Özel’in derhal bir sağlık merkezine müracaatı ya da ille de düşman arıyorsa etrafına bakması tavsiyemizdir. Sinop’ta Savunma Sanayi’ndeki tarihi atılımları yüzsüzce baltalama çabası, balıkları düşündüğü kadar vatanı ve milleti düşünmemesi işbirlikçi ve kimliksiz bir siyasetçinin basit ve buruşuk sözleri olarak anılmaya mahkumdur.

Özgür Özel’in utanmadan füze denemelerinden yakınması, yabancı turistlerin kafaları üzerinden füzelerin uçurulduğunu iddia etmesi, adeta denize dalarak yerinde müşahede etmiş gibi balıkların yuvalarından kaçtığını mizahi karakterleri aratmayacak şekilde gündeme taşıması dangul dungul konuşmanın daniskası, abuk sabuk zihniyetin alameti farikasıdır. Emperyalizmin oltasına takılan Özgür Özel çıldırsa da o füze denemeleri inşallah devam edecektir. Özgür Özel’in uykuları kaçsa da Türkiye milli savunma sanayinde dev adımları azimle atmayı sürdürecektir.

Aziz Atatürk’ü anladığını zanneden, ancak baştan ayağa yanlış anlayan bu şahsın Milli Mücadele yıllarında vatanımıza musallat olan müstevli emellerinden hiçbir farkı olmadığı ibret verici düzeyde karşımızdadır. CHP havlu atmış, mefluç hale gelmiş, ipe un sermiş, siyasi komaya girmiştir. Bu ilkel ve ilkesiz siyasi zihniyetin evvelemirde, yüzyılın en büyük rüşvet, hırsızlık ve yolsuzluk davası olarak anılan devasa vurgun ve yağmayla yüzleşmesi, bunun da demokratik ve hukuki hesabını vermesi adalet namusunun konusudur.

Dileğimiz, yeni adli dönemde görülecek yolsuzluk davalarının iddianame hazırlığının yapılarak süratle lazım gelen hükmün tesisi, kimin mücrim kimin masum hukuken tefrik ve tayin edilmesidir. CHP’nin sonu karanlık, millet nazarındaki itibarı da sıfırdır. Allah’ın izniyle Cumhur İttifakı istikbalin kudretli devletini inşa edecek, istiklal ve egemenlik haklarımızı fedayı can inancıyla sonuna kadar muhafaza edecektir.”

Paylaşın

CHP’nin İstanbul İl Kongre Seçimi İptal Edildi; Yönetim Görevden Alındı

CHP’nin 8 Ekim 2023 tarihinde gerçekleştirilen İstanbul İl Kongresi iptal edildi. CHP İstanbul İl Başkanlığı’na geçici olarak Gürsel Tekin, Zeki Şen, Hasan Babacan, Müjdat Gürbüz, Erkan Narsap heyeti görevlendirildi.

Haber Merkezi / CHP İstanbul İl Kongresi seçimlerine “hile karıştırıldığı” ve Seçim Kanunu’na “muhalefet edildiği” iddialarına ilişkin soruşturma başlatılmıştı. Haliç Kongre Merkezinde yapılan seçimleri Özgür Çelik 342 oyla kazanmıştı. Rakibi Cemal Canpolat ise 310 oy almıştı.

İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 8 Ekim 2023 tarihinde gerçekleştirilen İstanbul İl Kongresi’ni iptal etti.

Ara kararda şu ifadelere yer verildi:

“Cumhuriyet Halk Partisi 38. Olağan İstanbul İl Kongresi delegelerinin tedbiren görevden alınmaları talebinin reddine, 08/10/2023 tarihinde yapılan Cumhuriyet Halk Partisi 38. Olağan İstanbul İl Kongresinde alınan tüm kararların hükümlerinin tedbiren durdurulması talebinin REDDİNE, İhtiyati Tedbir Ara Kararının taraflara ve geçici kurul olarak atananlara tebliğine, İhtiyati Tedbir Ara Kararının gereği için İstanbul İl Seçim Kuruluna, Sarıyer 1. İlçe Seçim Kuruluna ve İstanbul Valiliğine gönderilmesine,

Sarıyer 1. İlçe Seçim Kurulu Başkanlığının 11/10/2023 tarihli mazbata kararının ve ek listelerin mahkeme kararının eki sayılmasına, dair kararın kabul edilen kısımlarına yönelik HMK 394. Maddesi uyarınca mahkememize itiraz yolu açık, kararın reddedilen kısımlarına yönelik olarak HMK 391. Maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yasa yolu açık olmak üzere tarafların yokluğunda dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda karar verildi.”

CHP İstanbul İl Başkanlığı’na Gürsel Tekin, Zeki Şen, Hasan Babacan, Müjdat Gürbüz ve Erkan Narsap’tan oluşan bir heyet atandı.

CHP İstanbul İl Başkanlığı görevinden alınan Özgür Çelik, sosyal medya hesabından paylaştığı mesajında, “Cumhuriyet Halk Partisi halktır, halkın evidir, baba ocağıdır. Teslim alınamaz” ifadelerini kullandı.

CHP’nin İstanbul İl Kongresi, 8 Ekim 2023 tarihinde Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenmişti. Kongrede o dönem CHP Bahçelievler İlçe Başkanı Özgür Çelik, 342 oy alarak İstanbul İl Başkanı seçilmişti. Bir diğer aday Cemal Canpolat ise 310 oy almıştı.

Çelik kongrede, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun desteklediği aday olarak öne çıkmıştı. Canpolat ise o dönemki genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na yakın olarak biliniyordu.

Kongreyle ilgili soruşturma haberi Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın da CHP’nin 4-5 Kasım 2023’te yapılan 38’inci Olağan Kurultayı’nda ‘kurultay günü para karşılığı oy kullandırıldığı’ iddialarına ilişkin soruşturma başlatmasının hemen ardından gelmişti.

Bu kurultayda Özgür Özel, CHP’nin yeni genel başkanı olarak seçilmişti. Kurultayla ilgili dava 15 Eylül’de Ankara 42’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek. İl kongresinin iptali kararı, kurultayla ilgili davadan günler önce geldi.

Paylaşın

1,2 Milyondan Fazla Alan Adı Ve Web Sitesine Sansür

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) kararına rağmen 2024’te de sansür devam etti. 2024 sonu itibarıyla Türkiye’de sansürlenen alan adı ve web sitesi sayısı 1 milyon 264 bin 506 oldu.

Merkezi İstanbul’da bulunan İfade Özgürlüğü Derneği’nin (İFÖD) “EngelliWeb 2024 Raporu” yayımlandı. Rapor, Türkiye’deki sansürün geldiği boyutu ortaya koydu. Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) kararına rağmen 2024’te de sansür devam etti. 2024 sonu itibarıyla Türkiye’de sansürlenen alan adı ve web sitesi sayısı 1 milyon 264 bin 506 oldu.

Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre; Raporda, “2024 yılı verileri, sansürün artık sadece siyasi aktörlerin değil, aynı zamanda idarenin çeşitli kademelerinin ve yargının sıradan işleyişinin parçası haline geldiğini göstermektedir. Tüm bu tablo, Türkiye’de çevrimiçi ifade alanının artık istisnai değil, sistematik ve kalıcı bir sansür rejimi altında olduğunu göstermektedir” ifadelerine yer verildi.

EngelliWeb’in verilerine göre yıl yıl alan adlarına getirilen erişim engelleri şöyle:

2018: 347 bin 445
2019: 408 bin 494
2020: 467 bin 11
2021: 574 bin 798
2022: 712 bin 558
2023: 953 bin 415
2024: 311 bin 91

Böylece 2024 sonu itibarıyla Türkiye’de sansürlenen alan adı ve web sitesi sayısı 1 milyon 264 bin 506 oldu. 852 farklı kurum ve hakimlikler, 1 milyon 78 bin 348 kararla sansüre imza attı.

Ayrıca 2024 sonu itibarıyla 270 bin URL adresi, 17 bin Twitter/X hesabı, 75 bin tweet ve X paylaşımı, 25 bin 500 YouTube videosu, 16 bin 700 Facebook içeriği, 16 bin Instagram içeriği erişime engellendi.

Paylaşın

TBB Başkanı Erinç Sağkan’dan İktidara Ağır Eleştiriler

2025 – 2026 Adli Yıl Açılış Töreni’nde konuşan Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç Sağkan, iktidara yönelik ağır eleştirilerde bulunarak, “anayasal demokrasinin ağır zarar gördüğünü” söyledi.

Belediye başkanları ve avukatlara yönelik tutuklama tedbirlerini eleştiren Erinç Sağkan, “Yargı bağımsızlığını ortadan kaldıran, yargıçları baskı altına alan ya da mahkeme kararlarını uygulamayan bir yaklaşım, yalnızca hukuk devletini değil, demokrasinin varlık nedenini de ortadan kaldırır” dedi.

Avukat ve milletvekili Can Atalay’ın tutukluluğunu hatırlatan Sağkan, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) aksi yöndeki kararlarına rağmen Atalay ve başka tutukluların cezaevinde tutulmaya devam edilmesinin “anayasal demokrasi anlayışına ağır zarar verdiğini” ifade etti.

Sağkan, “Bu kapsamda son dönem örneği olarak belirtecek olursak bazı il ve ilçelerin seçilmiş belediye başkanları hakkında yürütülen soruşturmalardaki hukuka aykırı uygulamalar ve yine kayyım uygulamaları, sadece ilgililerin temel hak ve özgürlüklerini ihlal etmekle sınırlı kalmamakta, aynı zamanda sahip oldukları halk iradesi temsili nedeniyle anayasal demokrasiye de ağır zarar vermektedir. Bu durum demokratik hukuk devleti ilkeleri açısından endişe veren bir tablo ortaya koymaktadır” diyerek şöyle devam etti:

“Davet hâlinde geleceği bilinen kişilere gözaltı uygulaması yapılması, tutuklama tedbirinin istisna olmaktan çıkıp cezalandırmaya dönüşecek şekilde ölçüsüz uygulanması, masumiyet karinesini, lekelenmeme hakkını ve gizlilik ilkesini ihlal eden görüntü ve bilgi paylaşımı, makul süre içerisinde iddianamelerin hazırlanmaması, ciddi sağlık sorunu bulunanlar bakımından adli kontrol hükümlerinin uygulanmaması gibi hukuka aykırı uygulamalar ceza adalet sistemine karşı derin ve yaygın bir güvensizlik oluşturmaktadır.”

Silivri cezaevindeki İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan’ın da tutuklandığını hatırlatan Sağkan, “Avukat Mehmet Pehlivan’ın mesleki faaliyetleri nedeniyle soruşturmaya konu edilerek tutuklanması bağımsız savunmayı etkisiz kılma çabasının yanında savunma hakkının ve hâliyle adil yargılanma hakkının açık ihlalidir. Yurttaşların adalete ve demokratik kurumlara olan inancını aşındıran bu uygulamalar; hukuk devleti ilkesini temelden sarsmakta, anayasal sınırların belirsizleşmesine ve keyfî uygulamaların önünün açılmasına neden olmaktadır” dedi.

Gazeteciler ve medya kuruluşlarına yönelik cezalara değinen Erinç Sağkan, “Bazı gazeteciler hakkında yürütülen soruşturmalarda tutuklama ve adli kontrol hükümlerinin ölçüsüz şekilde uygulanması, yayın yapılan kanala erişim engeli getirilmesi, Anayasa’dan kaynaklanan demokratik haklarını kullanırken açılan soruşturmalar neticesi içlerinde öğrencilerin de olduğu yurttaşlarımızın tutuklanması gibi hak ihlallerine sebebiyet veren hukuka aykırı yargısal uygulamalar, düşünce ve ifade hürriyeti kapsamında toplumun önemli bir kesimi üzerinde baskı ve kaygı yaratmakta, hukuk güvenliğine olan talep her zamankinden fazla seslendirilmektedir” ifadelerini kullandı.

Sağkan konuşmasında avukatların karşı karşıya olduğu mesleki zorluklara da değindi, hukuk fakültelerine daha yüksek puanla ve daha az öğrenci alınması talebini yineledi:

“Hukuk fakültesi sayısındaki kontrolsüz artış ve eğitim niteliğindeki gerileme, mesleğe hazırlık sürecini zayıflatmakta, staj dönemleri de çoğu zaman yeterli donanımı kazandırmadan tamamlanmaktadır. Geçtiğimiz dönemde Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı’nın hayata geçmesi, hukuk fakültelerinde ikinci öğretim programlarının kapatılması, adalet meslek yüksekokullarından dikey geçişin engellenmesi gibi olumlu adımlar atılmıştı. Bu politikanın bir devamı olarak 125 bin olan hukuk fakültesi başarı sıralaması 100 bine yükseltilmişti. Ne yazık ki, Danıştay verdiği yürütmeyi durdurma kararıyla bu göreli iyileştirmenin dahi uygulanamayacağı bir durum yaratmış oldu.”

Sağkan, başarı sıralamasının kademeli olarak yükseltilmesi, hukuk fakültesi sayısının sınırlandırılması, devlet üniversitelerinin yanı sıra vakıf üniversitelerinde de kontenjanların azaltılması gerektiğini belirtti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Bakırhan, İktidara Seslendi: Güzel Sözlerle Bir Yere Ulaşılmaz, İcraatlarla Ulaşılır

Sürece dair değerlendirmelerde bulunan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “İktidara sesleniyorum. Artık dilimizi, irademizi, haklarımızı kabul etmelisiniz. Dilimizi, irademizi ve haklarımızı inkar etmekten vazgeçmelisiniz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Çünkü bu halk 40 yıldır baskıya, faili meçhul cinayetlere, yoksulluğa, bütün zulme rağmen vazgeçmedi. Vazgeçmeyecek. Vazgeçmesi gerekenler Kürt halkının dilini, kimliğini, yaşamını tanımayanlardır. Artık yasal ve hukuksal düzenlemelerin yapılması gereken bir dönemdeyiz. Kimse Kürdün hakkı olan yasal ve hukuksal düzenlemelerden artık kaçamaz. Barış sözle değil, icraatla sağlanır. Barış güzel sözler etmekle bir yere ulaşmaz. Ama barış icraatlarla bir yere ulaşır.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, emek ve demokrasi güçlerinin Urfa’da düzenlediği 1 Eylül Dünya Barış Günü Mitingine katıldı. Bakırhan, burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Değerli Urfalı hemşerilerim, yoldaşlarım, güneşin doğduğu kent. O güneşin bugün sadece bölgeyi değil, Ortadoğu’yu, Türkiye’yi, dünyayı aydınlattığı onurlu kentin yiğit evlatları, hepinizi saygıyla selamlıyorum. 1 Eylül Dünya Barış Günü hepimize, ezilen halklara, emekçilere, kadınlara hayırlı olsun. Konuşmama başlamadan önce Muhsin Melik’i, İbrahim Ayhan’ı, Feridun Yazar ve adını buradan sayamadığım binlerce yol arkadaşımı rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.

1 Eylül’de onurlu Urfa halkının önünden bir kez daha onlara sözümüzü yeniliyorum; bir gün ama bir gün mutlaka bu uğurda bedel ödeyen, emek veren, alınteri döken, bugün aramızda olmayan yoldaşların barış, demokrasi ve özgürlük bayrağını zirveye taşıyarak dalgalandıracağımızın sözünü veriyorum. Değerli halkımız yine sizin yiğit yoldaşınız, kardeşiniz Ayşe Gökkan ve Leyla Güven şahsında Selahattinler, Figenler şahsında bugün aramızda olmayan, dört duvar arasında yüreği bizimle atan barış ve demokrasi mücadelesinin neferlerini de, siyasi tutsakları da saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Urfa’dan cezaevlerine selam ve sevgilerimizi gönderiyorum.

Evet zor bir ayın içindeyiz. Zor günlerden geçiyoruz ama bir o kadar da umutluyuz. Çünkü bu topraklarda doğan Sayın Öcalan Barış ve Demokratik Toplum Çağrısını yaparak umutsuzluğu dağıttı. Bu ülkede yeniden gençlerin, kadınların, Kürtlerin, Alevilerin, ezilenlerin önümüz günlere umutla bakması için büyük bir sorumluluk aldı. Şimdi bizler Riha, Amed, Siirtliler olarak, Türkiye’de yaşayan emekçiler, yoksullar ve ezilenler olarak Sayın Öcalan’ın açmış olduğu demokrasi, barış ve özgürlük kapısından geçerek bu ülkede bir daha Kürtlerin yok sayılmadığı, Alevilerin eşit yurttaş olduğu, kadınların katledilmediği, çevrenin ranta peşkeş çekilmediği, gençlerimizin umutlarını büyüttüğü ve insanca yaşadıkları bir Türkiye yaratmak için daha fazla mücadele etmeliyiz. Var mısınız? Sayın Öcalan’ın araladığı bu kapıdan yoldaşça, dostça, omuz omuza mücadele ederek demokratik bir Türkiye yaratmaya Urfa halkı var mıdır?

Bakın, etrafımızda sorunları şiddetle, silahla, savaşlarla çözmeye çalışıyorlar. Ortadoğu kan gölü. Ukrayna’da savaş, Yemen’de savaş. Dünyanın birçok yerinde hak arayanları silah ve savaşla bastırmaya çalışıyorlar. Yanı başımız savaş ve çatışma içerisindeyken Sayın Öcalan bu topraklarda, bu ülkede sorunların şiddet, savaş, çatışma yerine diyalogla, müzakereyle çözülmesi için çok önemli bir çıkış yaptı. Değerli halklarımız, savaşın kaybedenleri emekçilerdir, halklardır. En fazla da kadınlardır. Savaşın kazananları egemenlerdir, silah baronlarıdır. Bizim kaybettiğimiz, egemenlerin kazandığı bir savaşta bizler barışın yanındayız, barışın tarafındayız. Sayın Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum manifestosunun, perspektifinin yanında olmaya devam edeceğiz.

Nazım Hikmet ne diyor biliyor musunuz? Diyor ki savaş korku ve sefaletten başka bir şey vermez. Yakar, yıkar, öldürür ve yok eder. Yakan, yıkan, yok eden savaşlar bu topraklardan silininceye kadar adaletin, demokrasinin ve özgürlüklerin hakim olacağı bir Türkiye mücadelesini, demokratik bir Türkiye mücadelesini başarıya ulaştırmak için her birimize büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. İşte tam da yanımızda savaşların olduğu bir ortamda barışı konuşuyoruz. Bize barışı konuşmamızın imkanını sunan, barışı mümkün kılan, bugün aramızda olan, olmayan bütün canlarımıza teşekkürlerimizi ve saygılarımızı sunuyoruz.

Emek olmasaydı, bedel olmasaydı, inatçı ve kararlı bir tutum olmasaydı bugün barışı konuşamayacaktık. Barışı var eden, barışı konuşturan sizlere ne kadar teşekkür etsek azdır. Genci ve kadınıyla birlikte barışı mümkün kılan sizlere teşekkürlerimi sunuyorum partim adına. Değerli arkadaşlar, hepinize minnettarız. Sayın Öcalan, sizin memleketliniz. Sayın Öcalan’ın barışın, umudumuzun büyümesi için açtığı yol Türkiye için çok kıymetlidir. Buradan bir kez daha umudumuzu büyüten, barışı büyüten Sayın Öcalan’a Urfa’dan selamlarımızı, saygılarımızı ve sevgilerimizi yolluyoruz.

Değerli kardeşlerim, yeni bir dünya kuruluyor. Bu yeni dünyanın ruhunu okuyamayanlar kaybeder, yanılır, kaybettirirler. Bu yeni dönemin ruhu nedir biliyor musunuz? Yeni dönemin ruhu barıştır. Yeni dönemin en güvenli limanı barıştır. Toplar, tüfekler, sınırdaki tel örgüler kimsenin güvenliğini artık sağlayamıyor. En büyük güvenlik limanı barıştır. Onun için barışı büyütmemiz, barışı gerçekleştirmemiz, barışı mümkün kılanlara layık olmamız için bugün Urfa’da olduğu gibi binlerle, on binlerle birlikte barışı haykırmamız gerekiyor.

Barış 86 milyonun geleceği ile ilgilidir. Barış, yoksulluktan intihar edenlerin intiharını önlemektir. Barış, katledilen kadının katledilmesini önlemektir. Sermayeye peşkeş çekilen çevreyi korumaktır. Barış ekmeğimizdir, zeytinimizdir, çocuklarımızın geleceğidir. Tabii ki biz barışa sahip çıkacağız. Tabii ki Sayın Öcalan’ın almış olduğu barış sorumluluğunun yükünü biz de onunla birlikte paylaşmaya devam edeceğiz.

“Barış güzel sözler etmekle bir yere ulaşmaz, icraatlarla bir yere ulaşır”

Değerli halkımız buradan bu meydanı yönetenlere göstermek istiyorum. Urfa’nın bu sıcağına rağmen on binler bu alanda bir aradadır. Ve iktidara sesleniyorum. Artık dilimizi, irademizi, haklarımızı kabul etmelisiniz. Dilimizi, irademizi ve haklarımızı inkar etmekten vazgeçmelisiniz. Çünkü bu halk 40 yıldır baskıya, faili meçhul cinayetlere, yoksulluğa, bütün zulme rağmen vazgeçmedi. Vazgeçmeyecek.

Vazgeçmesi gerekenler Kürt halkının dilini, kimliğini, yaşamını tanımayanlardır. Artık yasal ve hukuksal düzenlemelerin yapılması gereken bir dönemdeyiz. Kimse Kürdün hakkı olan yasal ve hukuksal düzenlemelerden artık kaçamaz. Barış sözle değil, icraatla sağlanır. Barış güzel sözler etmekle bir yere ulaşmaz. Ama barış icraatlarla bir yere ulaşır. Bu ülkeyi yönetenleri Urfa’da bu meydanı dolduran halkımızın taleplerine, iradesine saygı göstermeye ve kabul etmeye davet ediyorum.

Değerli arkadaşlar, Sayın Öcalan ile görüşmelerin önü açılmalıdır. Musluğu bir aç bir kapatla bu süreç yürümez. Sayın Öcalan Türkiye’nin tamamına birleştirici, bütünleştirici bir sözleşme öneriyor. Sayın Öcalan’ın paradigması ayrıştırıcı değil, aksine bütünleştirici yeni bir hayat modeli teklif ediyor. Dolayısıyla bu yeni hayat modeli 86 milyonun, eşit yurttaşlar olarak bu coğrafyada, bu ülkede insanca yaşamasını istiyor. Yine komisyon bir an önce Sayın Öcalan’ı ziyaret etmeli ve dinlemelidir. Komisyon barış gelsin diyen milyonlarca insanın iradesini temsil ediyor. Komisyonda Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bulunan neredeyse bütün partiler var. Bu toplum barış istiyorsa komisyon barışa uygun adımlar atma, tartışma ve düzenlemeleri yapmak durumundadır.

Değerli halkımız, biz dünyayı yeniden keşfetmiyoruz. Başarısı kanıtlanmış çatışma ve çözüm örnekleri var. İrlanda’da, Kolombiya’da, Güney Afrika’da nasıl ki barışı silahı elinde bulunduranlarla görüşerek yaptılarsa bugün de barışı Sayın Öcalan’la yapmak durumundadırlar. Bizler 12 metrekarelik hücrede tecrit devam ederse, Sayın Öcalan İmralı Cezaevi’ndeki bu koşullarda bulunursa bu süreci yürütenlerin samimi olmadığına inanırız. Sayın Öcalan’ı bu saatten sonra 12 metrekarelik bir hücreye hapsedemezsiniz.

Sayın Öcalan ve düşünceleri o daracık İmralı Adası’na artık sığmaz. Sayın Öcalan’ın Urfa halkıyla fiziken, düşünsel olarak buluşmasının artık bir an önce inşa edilmesi gerektiğini belirtmek istiyorum. Bakın değerli dostlar, Sayın Öcalan 100 yıl önce kurulan Cumhuriyetin demokrasi ile taçlanmasını istiyor. Bazıları bu sürece karşı çıkıyor. Karşı çıkanlar aslında Sayın Öcalan’a, bize değil, demokratik Cumhuriyete karşı çıkıyor. Aşınıza, ekmeğinize, geleceğinize, umudunuza karşı çıkıyor. Bu karşı çıkanları tanımak, bunları teşhir etmek, bunlar karşısında 7’den 70’e bugün burada olduğu gibi partimize, bu sürece sahip çıkmak gibi büyük bir sorumluluğumuz olduğunu belirtmek istiyorum.

Altın ateşte, insan sıkıntıda belli olur diyorlar. Sıkıntıyı çözen taraf olmalıyız. Değerli arkadaşlar, Sayın Öcalan’ın umut hakkı artık tanınmalı. Bu bir lütuf değil. Barış umuduna tanınmış bir haktır. Umut hakkı, barışçılık çözüm için olmazsa olmaz koşullardan birisidir. Bugünden sonra topraklarımızda ölümü, savaşı ve hukuksuzluğu değil, barışı, müzakereyi, hakça yaşamı konuşalım diyoruz.

Bunun için mücadele etmeye sizleri davet ediyorum. Barış mücadele ile kazanılır. Biz durarak, izleyerek bu sürece katkı sunamayız. Bugün burada olduğu gibi sokaklarda, caddelerde partimizin yapmış olduğu etkinliklerde, haksızlıkta, hukuksuzlukta, 40 yıldır vermiş olduğumuz mücadeleden daha büyük bir barış mücadelesi ortaya koymalıyız ki bir an önce bu topraklara barış gelsin, demokrasi gelsin, özgürlük gelsin. Değerli halklarımız, hepinizi tekrar en kalbi duygularımla selamlıyorum. Sizler bugün bu on binlerle birlikte bize onur verdiniz.

Barış sürecine sahip çıktınız. Bizler de sizin bu kararlı duruşunuz karşısında sizlere layık olmaya Kürde, Türke, Araba, Aleviye, kadına, gence insanca, hakça ve yaşanılır bir Türkiye armağan edinceye kadar, yoldaşlarımızla birlikte gece demeden, gündüz demeden emek veren, bedel ödeyen, zindanda ve sürgünde olan yoldaşlarımıza layık bir mücadele ortaya koyacağımızın sözünü veriyoruz. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Ji me hemûyan re serkeftin.”

Paylaşın

MHP’den Yargıya “Adil Yargılama” Mesajı

MHP’li Feti Yıldız, yargılamalarda suçsuzluk karinesi, şüpheden sanığın yararlanması, bağımsız ve tarafsız mahkemeler ile adil yargılanma hakkının eksiksiz korunması ilkelerine dikkat çekti.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, sosyal medya hesabından 2025-2026 Adli Yılı’nın başlaması dolayısıyla bir mesaj yayımladı. Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız yargı hizmetlerinin yerine getirilmesinin önemine vurgu yaparak yeni adli yılın ülkeye hayırlar getirmesini dileyen Yıldız, paylaşımında yargının görevini şu ifadelerle hatırlattı:

Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız yargı hizmetlerini, Adli ve İdari Yargıda ilk derece mahkemelerimizde, Bölge Adliye ve Bölge İdare Mahkemelerimizde, Yargıtay ve Danıştay’da görev yapan hukuk bilgisine, vicdanına, ahlakına, aklına emanet edildiğimiz hakim ve Cumhuriyet Savcıları yerine getirmektedir.

Yeni adli yıl için dileklerini sıralayan Yıldız, yargılamalarda suçsuzluk karinesi, şüpheden sanığın yararlanması, bağımsız ve tarafsız mahkemeler ile adil yargılanma hakkının eksiksiz korunması ilkelerine dikkat çekti.

Açıklamasında şu hususları öne çıkardı: Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız yargı hizmetlerini, Adli ve İdari Yargıda ilk derece mahkemelerimizde, Bölge Adliye ve Bölge İdare Mahkemelerimizde, Yargıtay ve Danıştay’da görev yapan hukuk bilgisine, vicdanına, ahlakına, aklına emanet edildiğimiz hâkim ve Cumhuriyet savcıları yerine getirmektedir. 2025-2026 Adli Yılı’nın milletimize, ülkemize hayırlar getirmesini diliyorum.

Yargılamalarda: Suçsuzluk karinesinin esas alındığı, şüpheden sanığın faydalandığı, kimsenin kendini suçlamaya zorlanmadığı, bağımsız ve tarafsız mahkemelerde doğal hâkimlerin görev aldığı, duruşmaların sözlü, aleni ve hakkaniyete uygun yapıldığı, davaların makul sürede sonuçlandığı, delillerin vasıtasız olduğu, insan haklarına saygı duyan, koruyucu adaleti kuran, yargı denetimine bağlı hukuk devletinin güçlendirilmesi, insan onurunun korunması, ifade özgürlüğünün korunup geliştirilmesi, yargı hizmetlerine eşit ve kolay erişim, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları gibi kavramların eşitlik temelinde var olması, adil yargılanma hakkının eksiksiz biçimde korunması, kırılgan gruplara karşı onarıcı, telafi edici adaletin güçlendirilmesi, makul sürede yargılanma hakkının güvencelerinin artırılması, hakların kullanılmasında uluslararası alanda kabul gören ilke ve kuralların gözetilmesi, öngörülebilir ve çözüm merkezli adaletin hâkim kılınması, yaptırım ve infaz dengesinin sağlanması, seçenek yaptırımların kesintisiz uygulanması devletin görevidir.

“Tutuklama bir ceza değildir”

Bütün yargılama önlemleri gibi, tutuklama da geçici niteliktedir. Tutuklama bir ceza değil, maddi gerçeğe ulaşılmasını, ceza davasının yürütülmesini ya da ileride verilmesi olası cezanın infazını sağlayan geçici bir araçtır. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını sınırlandıran çok ağır bir koruma tedbiri olması nedeniyle, tutuklamanın sıkı şartlar altında, geçici, çok dikkatli ve özen gösterilerek uygulanması ve başvurulması gerekir.

Paylaşın

Seçim Anketi: CHP Yüzde 32, AK Parti Yüzde 31

MAK Araştırma’nın seçim anketine göre; CHP, AK Parti’nin 1 puan önünde. Ankete katılan katılımcıların, yüzde 32’si CHP’ye, yüzde 31’i ise AK Parti’ye oy vereceklerini belirtti.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) erken seçim çağrılarını sürdürürken araştırma ve anket sonuçları açıklanmaya devam ediyor.

MAK Araştırma, sadece VIP abonelere gönderdiği anket sonucunu sosyal medya hesabından paylaştı. Ankete göre, yarın yapılacak bir erken seçimde CHP yüzde 32 ile birinci parti. AK Parti ise yüzde 31 ile ikinci parti.

MAK Araştırma’nın ağustos ayı VIP anket sonuçları şöyle:

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP): Yüzde 32
Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti): Yüzde 31
İYİ Parti: Yüzde 8
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti): Yüzde 7,5
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP): Yüzde 7

Kararsızlar: Yüzde 5
Yeniden Refah Partisi (YRP): Yüzde 3,5
Zafer Partisi: Yüzde 2
Diğerleri: Yüzde 2
Saadet Partisi: Yüzde 1
Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi: Yüzde 1

Paylaşın

Tutuklu Sayısında Yeni Rekor: 57 Bin 503

2023 yılı sonunda 38 bin 537 olan tutuklu sayısı, 2024 yılının sonunda kayıtlara 55 bin 240 olarak geçti. 1 Ağustos 2025 tarihi itibarıyla tutuklu sayısı, 57 bin 503’e ulaşarak yeni bir rekor kırdı.

Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü tarafından paylaşılan veriler, son iki yılda tutuklu sayısındaki endişe verici artışı net bir şekilde belgeliyor. Verilere göre, 2023 yılı sonunda 38 bin 537 olan tutuklu sayısı, muhalefete yönelik baskıların yoğunlaştığı bir dönem olarak nitelendirilen 2024 yılının sonunda kayıtlara 55 bin 240 olarak geçti. Bu, bir yıl içinde tutuklu sayısında 16 bin 703 kişilik bir artış yaşandığını gösteriyor.

BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre; tutuklu sayısındaki bu tırmanışta, 19 Mart 2025 sabahı İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik başlatılan operasyonların önemli bir rol oynadığı belirtiliyor. İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla başlayan süreç, ilerleyen haftalarda İBB bürokratları ve diğer CHP’li belediye başkanlarına yönelik yeni operasyonlarla genişledi. Bu soruşturmalar kapsamında çok sayıda bürokrat ve belediye başkanı tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Aralarında üst düzey yöneticilerin de bulunduğu onlarca kişi hakkındaki iddianamelerin henüz hazırlanmamış olması, tutuklamanın bir cezalandırma yöntemi olarak kullanıldığına yönelik eleştirileri güçlendirdi. Bu operasyonların yarattığı bilanço, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün istatistiklerine doğrudan yansıdı ve tutuklu sayısının rekor seviyeye ulaşmasında etkili oldu.

Paylaşın