İBB Davası’nda On Birinci Duruşma: Türkiye’nin Hukuk Sınavı

402 sanığın yargılandığı İBB davası on birinci duruşmaya ulaşırken, süreç yalnızca bir yolsuzluk dosyası olmaktan çıkıp Türkiye’de yargı bağımsızlığı ve demokrasi tartışmalarının merkezine yerleşti. Uluslararası raporlar, davayı yakından izlemeyi sürdürüyor.

Haber Merkezi / İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik yolsuzluk ve örgüt suçlamalarıyla açılan ve aralarında İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 402 sanığın yargılandığı dava, dokuzuncu duruşmaya ulaşırken hem Türkiye’de hem de uluslararası kamuoyunda yoğun tartışmalara sahne oluyor.

Uzun süredir tutuklu bulunan İmamoğlu’nun durumu, duruşma salonunda yaşanan gerilimler ve uluslararası insan hakları kuruluşlarının raporları, davayı sıradan bir yargı sürecinin ötesine taşıyarak siyasi ve demokratik bir sınama hâline getirdi.

İlk Duruşma: Gergin Başlangıç

Silivri’de görülen ilk duruşma, davanın seyrine dair önemli sinyaller verdi. İmamoğlu’nun söz almasına izin verilmemesi salonda tansiyonu yükseltirken, kapsamlı iddianame ve yüksek cezai talepler davanın boyutunu gözler önüne serdi.

İkinci ve Üçüncü Duruşmalar: Siyaset Gölgesi

Sanıklar arasında belediye yöneticileri, iş insanları ve siyasi aktörlerin yer aldığı bu aşamada savunmalar alınırken, dava ülke siyasetinin ana gündemlerinden biri hâline geldi. Muhalefet “yargı baskısı” eleştirilerini dile getirirken, iktidar cephesi sürecin bağımsız yürüdüğünü savundu.

Dördüncü Duruşma: Basınla Gerilim

Mahkemenin gazetecileri salonun arka sıralarına yönlendirmesi, basın mensuplarının tepkisine yol açtı. Yaşanan tartışmalar duruşmanın ertelenmesine neden olurken, şeffaflık tartışmaları da alevlendi.

Beşinci Duruşma: Yargılama Süresi Tartışması

Savunmaların sürdüğü bu aşamada, davanın uzunluğu ve yargılama süreci eleştiri konusu oldu. Hukuk çevreleri, “makul sürede yargılanma” ilkesinin ihlal edilip edilmediğini tartışmaya açtı.

Altıncı Duruşma: Uluslararası Gündeme Taşındı

Altıncı duruşmayla birlikte dava uluslararası alanda daha görünür hâle geldi. Avrupa merkezli insan hakları kuruluşları ile uluslararası hukuk gözlemcileri, yayımladıkları raporlarda “adil yargılanma hakkı”, “tutukluluğun ölçülülüğü” ve “siyasi etki” başlıklarına dikkat çekti.

Uluslararası medya organları da davayı Türkiye’deki seçim süreçleri ve muhalefetin konumu bağlamında değerlendirerek, yargı sürecinin siyasi sonuçlar doğurabileceğine işaret etti.

Yedinci Duruşma: Kritik Eşik

Yedinci duruşmada taraflar daha kapsamlı argümanlar sunarken, uluslararası gözlemcilerin ilgisi artarak devam etti. Hukuk çevreleri, davanın artık yalnızca bir yolsuzluk dosyası olmaktan çıkıp sistemsel bir tartışmaya dönüştüğünü belirtti.

Sekizinci Duruşma: Baskı ve Tepkiler

Sekizinci duruşmada, hem iç kamuoyunda hem de dış basında eleştiriler yoğunlaştı. İnsan hakları örgütleri, tutukluluk süresi ve savunma hakkına ilişkin endişelerini yinelerken, bazı Avrupa kurumları sürecin yakından izlenmesi gerektiğini vurguladı.

Aynı dönemde uluslararası analizlerde, davanın Türkiye’de hukuk devleti algısı üzerinde belirleyici bir rol oynayabileceği ifade edildi.

Dokuzuncu Duruşma: Karar Sürecine Doğru

Dokuzuncu duruşmada, iddia makamı ve savunma tarafı son değerlendirmelerini daha güçlü şekilde ortaya koydu. Gözler artık mahkemenin vereceği karara çevrilmiş durumda.

Yabancı basında yer alan analizlerde, yalnızca kararın değil, sürecin işleyişinin de Türkiye’nin demokratik standartlarına dair küresel algıyı etkileyeceği vurgulanıyor. Bazı yorumlarda dava, “siyasi davalar” kategorisinde değerlendiriliyor.

Onuncu Duruşma: Tanık İfadeleri ve Delil Tartışmaları

Onuncu duruşmada, dosyaya giren yeni tanık ifadeleri ve mevcut delillerin değerlendirilmesi ön plana çıktı. Tanık beyanlarının çelişkili olduğu yönündeki savunmalar, mahkeme salonunda tartışmalara neden olurken; savcılık, delil bütünlüğünün suçlamaları desteklediğini ileri sürdü. Hukukçular ise bu aşamada delillerin niteliği ve güvenilirliği üzerine yoğunlaşarak, davanın seyrini etkileyebilecek kritik bir döneme girildiğini ifade etti.

On Birinci Duruşma: Karar Öncesi Son Viraj

On birinci duruşmada, tarafların son beyanlarını büyük ölçüde tamamlamasıyla birlikte dava karar aşamasına daha da yaklaştı. Savunma avukatları, müvekkillerinin beraatini talep ederken; iddia makamı önceki mütalaasını güçlendirerek cezai taleplerini yineledi. Ulusal ve uluslararası gözlemciler, bu duruşmayı “karar öncesi son viraj” olarak nitelendirirken, mahkemenin vereceği hükmün hem iç hukuk hem de uluslararası kamuoyu açısından geniş yankı uyandırması bekleniyor.

Demokrasi ve Hukuk Tartışmaları Derinleşiyor

Basın özgürlüğü ve insan hakları alanında faaliyet gösteren uluslararası kuruluşlar, davayı Türkiye’de yargı bağımsızlığı açısından kritik bir test olarak görüyor. Eleştiriler, sürecin muhalefet üzerinde baskı oluşturabileceği yönünde yoğunlaşırken, resmi makamlar yargının bağımsız ve hukuka uygun işlediğini savunuyor.

Dokuz duruşma sonunda ortaya çıkan tablo netleşiyor: İBB yolsuzluk davası, yalnızca bir belediye yargılaması değil; Türkiye’de hukuk, siyaset ve demokrasi ilişkisini yeniden tanımlayan çok katmanlı bir sürece dönüşmüş durumda.

Paylaşın

Bahçeli’den Kardeşlik Mesajı: Türk İle Kürt Bozulmayacak Kardeşliğin Nişanesidir

Devlet Bahçeli, Türkiye’nin hem bölgesinde hem dünyada barış ve güvenin teminatı olacağını vurguladı: Terörsüz Türkiye’ hedefi Türk-Kürt kardeşliğinin güvencesidir, milli birlik ve dayanışma temelinde sürecektir.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu.

Bahçeli, Türkiye’nin hem bölgesel hem de küresel barış ve güvenlik vizyonunu detaylandırdığı kapsamlı açıklamasında, “Türk ve Türkiye Yüzyılı” ve “Terörsüz Türkiye” hedeflerini vurguladı. Bahçeli, Türkiye’nin mazlum coğrafyalar için bir umut ve barış merkezi olabileceğini söyledi.

Bahçeli, konuşmasında Türk-İslam coğrafyalarında savaşların sona ermesini ve masum halkın korunmasını öncelikli hedef olarak belirledi. “Artık semalarda füzelerin izi değil, hilalin şan ve şerefi, birliğin ve dirliğin namus seslenişi hakim olsun” diyen Bahçeli, Türkiye’nin bu vizyonla süper güç yolunda ilerleyeceğini ifade etti.

“Al bayrak jeopolitiğinin önü ardına kadar açıktır” diyen Bahçeli, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet mirasındaki stratejik vizyonun Türkiye’ye yön verdiğini belirtti. Dünyaya yalnızca Ankara’dan bakacak şekilde yürütülecek diplomasi ve siyasetle Türkiye’nin saldırgan olmayan bir küresel lider olacağını söyledi.

Bahçeli, bölgedeki güncel krizlere de değinerek, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını eleştirdi. İran’ın kolay lokma olmadığını, halkının kenetlendiğini ve saldırılara karşı güçlü bir savunma sergilediğini belirtti. Bahçeli, Türkiye’nin “Terörsüz Türkiye” hedefinin hem Allah’ın bir lütfu hem de Türk milletinin tarihi iradesinin bir göstergesi olduğunu vurguladı.

Terörle mücadelede kararlılık mesajı veren Bahçeli, “Türk ile Kürt bozulmayacak kardeşliğin nişanesidir” ifadesiyle Türkiye’de etnik ve mezhep temelli ayrışmalara karşı milli birlik ve beraberliğin altını çizdi. Süreçte sabır, tevazu ve teenni ile adımlar atılacağını ifade eden Bahçeli, “Hedef koyduk, inşallah ulaşacağız” dedi.

Bahçeli, Türkiye’nin enerji ve su kaynakları üzerinden yürütülen emperyal planlara karşı milli çıkarların korunacağını vurguladı. “Buralarda petrol bitmedikçe, gaz bitmedikçe, su bitmedikçe savaşlar da bitmeyecektir” diyen Bahçeli, mazlum coğrafyalardaki insanlığın korunması için Türkiye’nin kararlı duruşunu sürdüreceğini belirtti.

Konuşmasını barış, kardeşlik ve milli birlik temasıyla tamamlayan Bahçeli, Türkiye’nin bölgede ve dünyada örnek gösterilecek bir güç olacağını, Türk milleti olarak tüm zorluklara rağmen bir arada duracaklarını kaydetti.

Paylaşın

Özgür Özel: Turbun Büyüğü Recep Tayyip Erdoğan

CHP lideri Özgür Özel, TBMM grup toplantısında hem ekonomi hem yargı üzerinden iktidarı sert sözlerle eleştirdi. Akaryakıt zamlarından yargıya güvene, mal varlığı iddialarından İBB davasına kadar birçok başlıkta dikkat çeken açıklamalar yaptı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM’deki grup toplantısında yaptığı konuşmada ekonomi, yargı ve siyaset gündemine ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

Akaryakıt fiyatlarındaki artışa dikkat çeken Özel, zamların yeni bir enflasyon dalgasını tetikleyebileceğini söyledi. Hükümete çağrıda bulunan Özel, “Cumhurbaşkanı Erdoğan bir imzayla KDV’yi yüzde 1’e indirebilir. Bu adım atılırsa hem pompa fiyatları düşer hem de mazot fiyatlarını yüzde 20 bandında tutabiliriz. Kısa vadede vergi kaybı olur ama uzun vadede enflasyonun önüne geçilir” dedi.

Yargıya güven konusuna da değinen Özel, Türkiye’de yargıya duyulan güvenin ciddi biçimde eridiğini belirtti. “Yargıya güven yüzde 18’e düşmüşse, artık hiçbir şeye güven kalmamıştır” diyen Özel, Adalet Bakanı Akın Gürlek’e yönelik sert eleştirilerde bulundu.

Gürlek’in mal varlığına ilişkin iddialarını yineleyen Özel, 16 taşınmaza dair belgelerin ellerinde olduğunu söyledi. “Bu malların ID numaraları ortada ve yalanlanamıyor. Gösterilen tapularda yer almayan taşınmazlar var. Açıklamalarla belgeler çelişiyor. Bu farkın hesabı verilmelidir” ifadelerini kullandı.

Konuşmasının devamında yargı süreçlerine müdahale iddialarını gündeme getiren Özel, bazı isimler üzerinden yürütülen ilişkileri eleştirdi. Adalet Bakanlığı çevresinde gayriresmi yapılanmalar olduğunu öne süren Özel, bu yapıların kamuoyunu yönlendirmeye çalıştığını iddia etti.

Özel, Gezi davası tutuklularına ve çeşitli yargı süreçlerine de değinerek, “Bu ülkede adalet duygusu ağır yara almıştır. İnsanlar ailelerinden koparılıyor, hukukun temel ilkeleri yok sayılıyor” dedi. Tayfun Kahraman ve diğer tutuklular üzerinden örnekler veren Özel, yaşananların vicdanları yaraladığını ifade etti.

İktidarın “terörsüz Türkiye” söylemini de eleştiren Özel, mevcut yargı anlayışıyla bu hedefin gerçekleşemeyeceğini savundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a seslenen Özel, “Bu iddialar size hiç ulaşmadı mı? Her şey sizin bilginiz dahilinde yürütülüyor. Turbun büyüğü Recep Tayyip Erdoğan’dır” diyerek sözlerini sertleştirdi.

İBB davasına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Özel, kamuoyunda gündeme getirilen birçok iddianın iddianamede yer almadığını belirtti. Gizli tanık tartışmalarına dikkat çeken Özel, davanın siyasi saiklerle yürütüldüğünü savundu.

Dış politika başlığında ise iktidarın İsrail-ABD-İran hattındaki tutumunu eleştiren Özel, Türkiye’nin edilgen bir pozisyonda olduğunu öne sürdü. “Tarafsızlık görüntüsü altında aslında başkalarının planının parçası olunuyor” diyen Özel, Türkiye’nin daha aktif ve bağımsız bir politika izlemesi gerektiğini vurguladı.

Konuşmasının sonunda erken seçim çağrısını yineleyen Özel, “Bu ülke zorla yönetilemez. Türkiye’yi daha fazla yıpratmadan en kısa sürede sandığın gelmesini istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Bakırhan’’dan Kürtler Arasında Birlik Çağrısı

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Kürt partilerine ve kurumlarına birlik çağrısında bulunarak, “Kaderimizin belirlendiği bu süreçte hiçbir Kürt partisi birlikten kaçmamalıdır. Bu yol mutlaka başarıya ulaşacaktır” ifadelerini kullandı.

İstanbul’dan Urfa’ya, İzmir’den Batman’a kadar 25 farklı noktada eş zamanlı olarak kutlanan Newroz, Van’da sağanak yağmur ve soğuk havaya rağmen büyük bir coşkuyla gerçekleştirildi. Newroz ateşinin yakılmasının ardından halka hitap eden Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Van halkının baskılara ve kayyım politikalarına karşı duruşunu selamlayarak konuşmasına başladı.

Bakırhan, 2026 Newrozu’nun sembolik önemine dikkat çekerek, bu yılki kutlamaların sadece bir anma değil, geleceği kurma iradesi olduğunu belirtti. Alanı dolduran kitleye seslenen Bakırhan, şu ifadeleri kullandı: “2026 Newrozu başka bir Newroz’dur. Bu Newroz, kurucu bir Newroz’dur; yeni bir dönemin Newrozudur. Biz çatışmaların ve şiddetin olmadığı, Kürt meselesinin demokratik yollarla çözüldüğü bir yaşamı inşa etmeye çalışıyoruz. İnşallah Ankara’da esen barış rüzgarları Van’a da uğrar.”

“Ne Emperyalizm Ne Molla Rejimi”

Ortadoğu’daki sıcak gelişmelere ve İran’daki duruma da değinen Bakırhan, demokratik değerleri benimsemeyen ülkelerin dış müdahalelere açık hale geldiğini savundu. İran’daki “Jîn Jiyan Azadî” direnişine destek veren Bakırhan, çözümün halkların kimlik haklarının tanınmasından geçtiğini söyledi. Sayın Öcalan’ın 27 Şubat çağrısının önemine vurgu yaparak, bu çağrının tüm bölge ülkeleri için bir “aydınlık ışığı” olduğunu ifade etti.

Konuşmasında Kürt halkının taleplerini net bir şekilde sıralayan Bakırhan, çözümün anahtarının inkar değil tanınma olduğunu belirtti:

Kimliklerin anayasal güvence altına alınması,
Anadilinde eğitim hakkı,
Kayyım siyasetine son verilerek yerel demokrasinin tesisi,
Siyasi tutsakların özgürlüğü ve Sayın Öcalan’ın statüsünün netleşmesi.

Demokrasi mücadelesinin sadece Kürtleri değil, tüm Türkiye’yi kapsadığını hatırlatan Bakırhan, batıdaki yurttaşlara da seslendi. Bu sürecin Türkiye’yi bölen değil, aksine birleştiren ve kardeşleştiren bir süreç olduğunu ifade ederek Karadeniz’den Trakya’ya kadar herkesi barışa katkı sunmaya davet etti.

Ulusal Birlik Çağrısı

Konuşmasının sonunda Kürt partilerine ve kurumlarına “Ulusal Birlik” çağrısı yapan Bakırhan, Ortadoğu’da kartların yeniden karıldığı bu dönemde Kürtlerin ortak bir stratejiyle hareket etmesi gerektiğini vurguladı. “Kaderimizin belirlendiği bu süreçte hiçbir Kürt partisi birlikten kaçmamalıdır,” diyen Bakırhan, Van halkının kararlı duruşunun başarıya ulaşacağını belirterek sözlerini noktaladı.

Paylaşın

Hatimoğulları: Yasal Adımları Derhal Hayata Geçirmeli

İstanbul Yenikapı Meydanı’nda düzenlenen Newroz kutlamasında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Artık temenniler bitmeli, somut adımlar atılmalıdır. Ankara barışın sesine kulak vermeli ve yasal adımları derhal hayata geçirmelidir” dedi.

İstanbul’daki 2026 Newrozu, “Özgürlük ve Demokrasi Newrozu” şiarıyla milyonları bir araya getirdi. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, alanları dolduran halkı selamlayarak, ezilenlerin, kadınların, işçilerin ve emekçilerin barış ve demokrasi taleplerini dile getirdi.

Hatimoğulları konuşmasına, “Merhaba ezilenlerin, kadınların, işçilerin, emekçilerin kenti İstanbul! Dün Newroz’un kalbi Amed’de, Mahabad’da, Hewlêr’de, Süleymaniye’de ve Kobanî’de attı. Bugün ise İstanbul’da atıyor. Aç kalana aş, çaresiz kalana derman, dışlanana yuvasın sen İstanbul” sözleriyle başladı. Ayrıca, Sırrı Süreyya Önder ve Salih Müslim’i saygıyla andı, Kobanî’den selamlar getirdiklerini belirtti.

Tülay Hatimoğulları, Newroz’un sadece iktidara değil bölge ve dünyadaki tüm güçlere mesaj verdiğini vurgulayarak, “Bu Newroz, isyandan inşaya geçişin ilk eşiğidir. Demokratik cumhuriyeti hep beraber inşa edeceğiz. Artık çatışma değil müzakere, inkar değil demokratikleşme zamanı. Temenniler bitmeli, somut adımlar atılmalıdır” dedi.

Hatimoğulları, Amed ile İstanbul’un birbirinin ikizi olduğunu belirterek, “Amed’in barışı, İstanbul’un demokrasisinin kendisidir. Mahkeme salonları değil, halk meydanları barışı ve demokrasiyi gösterir. Ankara halkın sesini duymalı ve hukuksuzluklar sona ermeli” diye konuştu. Belediye başkanları ve eşbaşkanlarının görevlerine iade edilmesi, cezaevindekilerin serbest bırakılması çağrısında bulundu.

Konuşmasında Kürt halkının tarihsel mücadelesine değinen Tülay Hatimoğulları, “Bu başarı Newroz meydanlarını dolduran, direnen, bedel ödeyen halkın, Mazlumların ve 12 metrekarelik hücresinde Türkiye’ye barışı ve Kürtlere özgürlüğü sunan Sayın Abdullah Öcalan’ın başarısıdır. Newroz pîroz be!” dedi. Konuşma, “Sayın Abdullah Öcalan’a özgürlük!” sloganlarıyla karşılık buldu.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları, muhalefeti Kürt sorununun demokratik çözümüne katkı sunmaya çağırdı: “Bu rolü oynamak sadece iktidara yürümek değil, gelecek yüzyıla damga vurmak demektir.” Ayrıca topluma, Ankara’yı beklemeden Türkiye’nin tüm kentlerinde barış taleplerini yükseltme çağrısı yaptı.

2026’da Barış ve Demokrasi Meşalesi

Hatimoğulları, halkın mücadelesine güvenini vurgulayarak, 2026 yılında milyonlarla beraber barışın ve demokrasinin meşalesini yakacaklarını söyledi: “Cemre toprağa, suya ve havaya düştü. Bugün Newroz meydanından barış cemresini bu topraklara armağan ediyoruz. Özgürlük ve demokrasi için hep birlikte el ele olmaya devam edeceğiz. Bekle bizi İstanbul, sen bize yakışırsın, biz sana yakışırız.”

Paylaşın

Siyasette Mal Varlığı Tartışmaları: Şeffaflık Mı, Siyasi Hesaplaşma Mı?

Özgür Özel ile Akın Gürlek arasındaki mal varlığı tartışması, şeffaflık talebi ile hukuki sınırlar arasındaki gerilimi yeniden gündeme taşıdı; siyaset ile hesap verebilirlik ilişkisi bir kez daha sorgulanıyor.

Haber Merkezi / Türkiye’de siyaset bazen tek bir başlık etrafında hızla ısınır. Son günlerde bu başlık: mal varlığı açıklamaları.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile yargı dünyasının dikkat çeken isimlerinden Akın Gürlek arasında yükselen tartışma, yalnızca iki isim arasındaki bir polemik değil; sistemin nereye evrileceğine dair daha derin bir soruyu da beraberinde getiriyor.

Özgür Özel’in çıkışı, siyasetin en güçlü meşruiyet zeminlerinden birine yaslanıyor: kamu adına yetki kullananların şeffaf olması gerektiği fikri. Bu yaklaşım, sadece Türkiye’de değil, dünyanın birçok demokrasisinde kabul gören bir standart. Ancak mesele teoride bu kadar netken, pratikte aynı açıklıkla ilerlemiyor.

Akın Gürlek cephesinden gelen yaklaşım ise daha temkinli. Hukukun çizdiği sınırlar, kişisel verilerin korunması ve prosedürlerin dışına çıkılmaması gerektiği vurgulanıyor. Bu da tartışmayı farklı bir zemine taşıyor: Şeffaflık ne kadar, hangi sınırlar içinde?

Tam da bu noktada tartışma teknik bir konudan çıkıp siyasi bir mücadele alanına dönüşüyor.

Çünkü Türkiye’de mal varlığı meselesi çoğu zaman bir sistem önerisinden çok, bir siyasi hamle olarak gündeme geliyor. Taraflar değişiyor ama yöntem değişmiyor: biri açıklama çağrısı yapıyor, diğeri buna karşılık veriyor ve tartışma kısa sürede kişisel bir gerilime evriliyor.

Oysa gerçek ihtiyaç, kişilerden bağımsız bir düzen.

Eğer mal varlığı beyanı, tüm kamu görevlileri için standart hale getirilir, bağımsız kurumlar tarafından denetlenir ve düzenli olarak kamuoyuyla paylaşılırsa, bu tartışmaların tonu da doğal olarak değişir. Şeffaflık, bir “silah” olmaktan çıkar, kurumsal bir güven mekanizmasına dönüşür.

Bugün yaşanan tartışma ise bu noktadan hâlâ uzak. Daha çok bir siyasi refleks, bir karşı hamle görüntüsü veriyor. Bu da toplumda şu algıyı güçlendiriyor: Şeffaflık talebi, ilkesel olduğu kadar araçsal da kullanılıyor.

Belki de asıl mesele burada düğümleniyor.

Türkiye, mal varlığı tartışmasını bir polemik konusu olmaktan çıkarıp bir hukuk standardına dönüştürebilecek mi?

Özgür Özel ile Akın Gürlek arasında yaşanan gerilim, bu sorunun güncel bir yansıması. Eğer bu tartışma kalıcı bir düzenleme ihtiyacını tetiklerse, anlamlı bir kırılma noktası olabilir.

Ama eğer yine kişisel atışmaların arasında kaybolursa, siyaset bir kez daha aynı döngüyü üretmiş olacak.

Ve biz yine aynı soruyla baş başa kalacağız: Şeffaflık gerçekten bir hedef mi, yoksa sadece gerektiğinde başvurulan bir argüman mı?

Paylaşın

DEM Partili Hatimoğulları, “Çözüm Süreci” İçin Şartları Açıkladı

PKK’nın silah bırakmasının ardından gözler Meclis’e çevrildi. DEM Partili Hatimoğulları, kalıcı barış için sözlerin değil, somut yasal düzenlemelerin belirleyici olacağını vurguladı.

Türkiye, uzun yıllardır ilk kez böylesine kritik bir eşikte duruyor. PKK’nin silah bırakma ve kendini feshetme kararının ardından ortaya çıkan tablo, sadece güvenlik politikalarının değil, siyasetin de yeniden tanımlanacağı bir dönemin kapısını aralıyor. Ancak bu kapının ardında ne olduğu hâlâ belirsiz.

İşte tam da bu noktada Independent Türkçe‘ye konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’nın mesajları, sürecin yönünü anlamak açısından dikkatle okunmayı hak ediyor.

Hatimoğulları’nın en net vurgusu şu: Artık söz değil, yasa zamanı.

Bu ifade, aslında Türkiye’nin son 30 yılına da bir eleştiri. Zira Kürt meselesinde defalarca umut üreten ama hukuki zemine kavuşmadığı için dağılan süreçler yaşandı. Hatimoğulları’na göre bu kez fark yaratacak olan şey, siyasi iradenin somut yasal düzenlemelerle kendini göstermesi.

Silahların susmasıyla birlikte “işin zor kısmı bitti” demek kolay. Oysa gerçek bundan ibaret değil. Asıl zor olan, çatışmasızlık halini kalıcı barışa dönüştürebilmek. Bunun yolu da demokratik reformlardan geçiyor. DEM Parti’nin işaret ettiği başlıklar açık: Barış Yasası, kayyım uygulamalarının kaldırılması, siyasi alanın genişletilmesi ve cezaevlerine yönelik düzenlemeler.

Bu taleplerin ortak paydası ise güven. Çünkü toplum artık vaatlere değil, güvencelere bakıyor.

Hatimoğulları’nın sözlerinde dikkat çeken bir diğer unsur ise “karşılıklı adım” vurgusu. Süreci bir pedala benzetiyor: biri basmazsa diğeri ilerleyemez. Kürt siyasi hareketinin attığı adımların devlet tarafından aynı hız ve ciddiyetle karşılanmadığı eleştirisi de tam burada devreye giriyor.

Peki ya süreç aksarsa?

Bu sorunun yanıtı aslında Türkiye’nin hafızasında saklı. Hatimoğulları açıkça söylemese de ima ettiği gerçek şu: Reformların gecikmesi ya da rafa kalkması, sadece siyasi bir başarısızlık değil, toplumsal gerilimin yeniden yükselmesi anlamına gelir. Bu da geçmişte defalarca görüldüğü gibi radikalleşme riskini beraberinde getirebilir.

DEM Parti’nin kendini konumlandırdığı yer de önemli. Parti, kendisini yalnızca üçüncü büyük siyasi aktör olarak değil, aynı zamanda “üçüncü yol” olarak tanımlıyor. Ne iktidarın güvenlik eksenli yaklaşımına ne de klasik muhalefetin sınırlı çözüm perspektifine sıkışan bir çizgi… Ancak Hatimoğulları’nın da kabul ettiği gibi, bu iddianın topluma yeterince yansıtılamadığı bir gerçek.

Bunun önündeki en büyük engellerden biri ise yıllardır süren siyasi izolasyon ve toplumsal önyargılar. DEM Parti bu bariyerleri “temas” ile aşmayı hedefliyor. “Bir temas, yüz önyargıyı kırar” sözü, bu stratejinin özeti niteliğinde.

Öte yandan röportajın en kritik bölümlerinden biri, iktidarın önündeki üç senaryonun tarif edilmesi.

Birinci yol: Demokratikleşme ve barış sürecini hızlandırmak.
İkinci yol: Süreci sonlandırmak.
Üçüncü yol: Bekle-gör politikasıyla süreci sürüncemede bırakmak.

Hatimoğulları’na göre ilk seçenek Türkiye’yi bölgesel risklerden koruyacak tek çıkış yolu. Diğer iki seçenek ise ya iç gerilimleri artıracak ya da belirsizliği derinleştirecek.

Bu noktada bölgesel gelişmeler de denklemi ağırlaştırıyor. Orta Doğu’da artan savaş riski, özellikle İran eksenli gerilimler, Türkiye’deki sürecin kırılganlığını artırıyor. Hatimoğulları’nın dikkat çektiği önemli bir gerçek var: 21. yüzyılda güvenlik sadece askeri güçle sağlanamaz. Asıl güvenlik, toplumun devlete olan rızasıyla mümkün olur.

Yani iç barış, dış tehditlere karşı en güçlü kalkan.

Röportajda Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik dikkat çekici bir kapı da açık bırakılıyor. Sürecin başarıya ulaşması halinde “tarihi bir rol” ifadesi kullanılıyor. Ancak bu destek, koşulsuz değil. Yeni anayasa ve olası siyasi hesaplarla barış sürecinin birbirine bağlanmasına ise mesafeli bir yaklaşım var.

Son olarak gençlere verilen mesaj, sürecin ruhunu özetliyor: “Bu dönem sadece direnme değil, inşa dönemi.”

Silahların sustuğu yerde sözün yükseleceği bir dönemden bahsediliyor. Ve o sözü en güçlü kuracak kesimin gençler olduğu vurgulanıyor.

Türkiye bir kez daha kritik bir karar anında. Ya geçmişin tekrarına düşecek ya da ilk kez kalıcı bir barışın altyapısını kuracak.

Hatimoğulları’nın çizdiği çerçeve net: Barış, niyetle değil hukukla gelir.

Şimdi gözler, bu niyetin yasaya dönüşüp dönüşmeyeceğinde.

Paylaşın

Özgür Özel: İktidara Yürüyoruz

CHP Lideri Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu için başlatılan mücadeleye destek çağrısı yaparak vatandaşları İstanbul’daki Saraçhane buluşmasına davet etti ve “İstanbul’a yürüyoruz, iktidara yürüyoruz” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Uşak’ta düzenlenen mitingde hem yerel hizmetlere hem de ülke gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasında ekonomik sorunlardan tarım politikalarına, yerel yönetim projelerinden yargı tartışmalarına kadar birçok başlığa değinen Özel, “Bugün burada miting yapmaya değil, adalet arayanlarla buluşmaya geldik” dedi.

Uşak’ta yerel seçimlerde elde edilen başarıya değinen Özel, kentin 35 yıl aradan sonra CHP tarafından yönetilmeye başladığını hatırlattı. Belediye Başkanı Özkan Yalım ile birlikte yüzde 41 oy oranıyla seçimi kazandıklarını belirten Özel, parti örgütüne ve seçmenlere teşekkür etti.

Uşak Belediyesi’nin son iki yılda birçok sosyal ve altyapı projesini hayata geçirdiğini söyleyen Özel; yeni hizmet araçları, sosyal tesisler, ücretsiz internet hizmetleri, kadın yaşam merkezleri ve ihtiyaç sahiplerine yönelik sosyal destek projelerini örnek gösterdi. Kentte emeklilerin sosyal tesislerde 1 liraya çay içebildiğini hatırlatan Özel, “Gün gelecek bütün emekliler ‘iyi ki CHP’ye oy vermişim’ diyecek” ifadelerini kullandı.

Uşak’ta planlanan tramvay projesinin engellendiğini savunan Özel, bazı kurumların projeye çevresel etki değerlendirme raporu talep ettiğini söyledi. Aynı kurumların madencilik projelerine ise “ÇED gerekli değildir” kararı verdiğini öne süren Özel, “Tramvaya ÇED isteyenler, azgın madenciliğe ‘gerek yok’ diyor. Bu kabul edilemez” dedi.

Özel, özellikle Uşak’taki doğal alanlar ve Murat Dağı çevresinde planlanan madencilik faaliyetlerine karşı verilen çevre mücadelesini de desteklediklerini belirtti.

Kentte sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan sorunlara değinen Özel, hastanelerin kapatılması nedeniyle vatandaşların randevu almakta zorlandığını ve bazı branşlarda aylar sonrasına gün verildiğini söyledi.

14 Mart dolayısıyla sağlık çalışanlarının bayramını da kutlayan Özel, uyuşturucuyla mücadele konusunda da ulusal bir seferberlik başlatacaklarını ifade etti. Kara para takibinin güçlendirileceğini, suç örgütlerinin mal varlıklarına el konulacağını ve gençlerin eğitim ile istihdam yoluyla suç ağlarından uzak tutulacağını belirtti.

Konuşmasının önemli bölümünü ekonomik sorunlara ayıran Özel, Türkiye’de gelir dağılımının bozulduğunu savundu. Kişi başına milli gelir ortalamasının 18 bin dolar olarak açıklanmasına rağmen emeklilerin ortalama gelirinin çok daha düşük olduğunu belirten Özel, emeklilerin alım gücünün son yıllarda ciddi biçimde gerilediğini söyledi.

Bayram ikramiyelerine de değinen Özel, 2018’de verilen ikramiyenin alım gücünün bugün ciddi şekilde düştüğünü ifade ederek, “Emekli bayram ikramiyesi artık kurbanlık bile alamıyor” dedi. Özel, CHP iktidarında en düşük emekli maaşının önce asgari ücret seviyesine çıkarılacağını, ardından kademeli olarak artırılacağını dile getirdi.

Uşak’ın önemli bir tarım kenti olduğunu vurgulayan Özel, çiftçilerin artan maliyetler nedeniyle zor durumda olduğunu belirtti. Tarım kredilerinin faizlerinin silineceğini ve üretimde planlama yapılacağını söyleyen Özel, süt üreticileri için “parite garantisi” uygulaması getireceklerini ifade etti.

Eğitim alanında da yeni sosyal politikalar planladıklarını anlatan Özel, tüm okullarda ücretsiz içme suyu sağlanacağını ve öğrencilere sıcak yemek verileceğini söyledi. Özel, ayrıca işsiz vatandaşlara “temel vatandaşlık geliri” verileceğini ve ev kadınlarına sosyal güvence ile emeklilik hakkı tanınacağını da açıkladı.

Konuşmasının son bölümünde İstanbul’daki dava sürecine değinen Özel, Ekrem İmamoğlu hakkında yürütülen soruşturmanın siyasi olduğunu savundu. İddianamede ortaya atılan birçok iddianın kanıtlanamadığını öne süren Özel, davanın canlı yayınlanması çağrısını yineledi. Özel, “Eğer iddianameye güveniyorsanız davayı TRT’den canlı yayınlayın” dedi.

“İstanbul’a yürüyoruz”

Konuşmasının sonunda partilileri İstanbul’daki büyük buluşmaya davet eden Özel, “Buradan İstanbul’a, Saraçhane’ye yürüyoruz. Bu sadece bir miting değil, büyük bir yürüyüşün parçası” ifadelerini kullandı. Özel, “Millet istediğinde değişim olur. Hep birlikte yürüyeceğiz ve iktidarı değiştireceğiz” diyerek konuşmasını tamamladı.

Paylaşın

Özgür Özel: Barışı Ve Demokrasiyi Savunmak, Türkiye’nin Kritik Görevi

CHP Lideri Özgür Özel, Sosyalist Enternasyonal Prezidyum Toplantısı’nda, küresel krizler ve savaşlar karşısında barış, demokrasi ve Türkiye’nin rolünü vurguladı. Seçim hazırlıklarını da değerlendirdi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, çevrimiçi düzenlenen Sosyalist Enternasyonal Prezidyum Toplantısı’na CHP Genel Merkezi’nden katıldı. Toplantıyı, Pedro Sanchez yönetti. Özel’e Genel Başkan Yardımcısı Namık Tan ve Dış Politika Koordinatörü İlhan Uzgel eşlik etti.

Özel, konuşmasında bölgede ve dünyada yaşanan krizlere dikkat çekerek, “Büyük bir mücadele, büyük zorluklar yaşıyoruz. Son yerel seçimde bunun ateşini yaktık, genel seçime doğru ilerliyoruz” dedi.

Küresel sistemin yoğun saldırılarla karşı karşıya olduğunu belirten Özel, ekonomide ticaret savaşları, siyasette popülizm ve radikalleşme, güvenlikte ise Ukrayna-Rusya savaşı, göç ve siber tehditler gibi sorunları sıraladı. “Türkiye, sahip olduğu konum ve kapasitesiyle Avrupa’nın güvenliği ve demokrasi mücadelesine katkı sağlayabilir” ifadelerini kullandı.

Trump yönetimini sert sözlerle eleştiren Özel, “Kuralları, hukuku ve normları hiçe sayan bir yönetimle karşı karşıyayız. İran’a yönelik hukuksuz saldırılar ve bölgesel krizler dünya barışını tehdit ediyor. Barış yoluyla güç perspektifini savunmalıyız” dedi.

Özel, demokrasiyi güçlendirmenin hem barışı hem güvenliği sağlayacağını vurgulayarak, “Demokrasi, halkları otoriter ve demagogların saldırgan politikalarına karşı korur. Barışı savunmak, ekonomik refahı ve kırılgan grupları korumak demektir” ifadelerini kullandı.

Seçim sürecine de değinen Özel, “Partimiz, son yerel seçimlerden beri ağır bir baskı altında olmasına rağmen birinci parti konumunda. Bu baskı rejimi altında hem hayatta kalmaya hem de demokrasi mücadelemizi sürdürmeye devam ediyoruz” dedi.

Özel, sözlerini, “Hepimizi sevgiyle selamlıyorum. Genel seçime doğru ilerliyoruz, mücadelemiz sürecek” diyerek tamamladı.

Paylaşın

“Okula Aç Giden Çocuklar” Krizin Sessiz Kurbanı

Ekonomik kriz nedeniyle Türkiye’de her beş çocuktan biri okula aç gidiyor. Uluslararası Okul Yemeği Koalisyonu’na göre ücretsiz okul yemeği, çocukların gelişimi ve eğitimde fırsat eşitliği için evrensel bir hak.

Ekonomik krizin derinleşmesiyle Türkiye’de “okula giden çocuklar” sorunu büyüyor.

12 Mart Dünya Okul Yemeği Gününde açıklama yapan Uluslararası Okul Yemeği Koalisyonu (UOYK), ilkokul ve ortaokul öğrencilerinin yüzde 19,2’sinin haftada en az bir kez derse girdiğini, Türkiye’yi OECD ülkeleri arasında en kötü durumda gösterdiğini açıkladı. Koalisyon, bunun sadece bireysel yoksulluk değil, çocukların gelişimini doğrudan etkileyen yapısal bir kriz olduğunu vurguladı.

karnına sınıfa giren çocukların eğitim hakkı fiilen askıya alınmış oluyor. Koalisyon, Türkiye’nin bir yıllık kamu harcamasının sadece yüzde 1,5’iyle 15 milyon öğrenciye ücretsiz yemek sağlanabileceğini ve her 1 dolarlık yatırımın ekonomiye 35 dolarlık katkı sunduğunu belirtti.

Ücretsiz okul yemeği, bir lütuf değil, her çocuğun evrensel hakkı. Fransa, Finlandiya ve Brezilya gibi ülkelerde uzun yıllardır başarıyla uygulanan program, çocukların sağlıklı gelişimi ve eğitimde fırsat eşitliği için kritik öneme sahip. Koalisyon, Türkiye’de de tüm devlet okullarını kapsayacak evrensel bir sistem kurulmasını ve uygulamanın dönemsel sosyal yardım aracı olmaktan çıkarılmasını talep ediyor.

İstatistikler, her beş çocuktan birinin okula gittiğini gösteriyor. Ders başında kahvaltı yapmadan okula gelen çocuklar, öğrenmenin önündeki en sessiz ama en yıkıcı engeli temsil ediyor. Bu tablo, okul yemeğinin hem eğitim hem ekonomi hem de sosyal adalet açısından stratejik bir gereklilik olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.

Paylaşın