“Cellat” Tartışmaları: Özel’den Erdoğan’a Sert Tepki

Erdoğan’ın kendisine yönelik “Cellat görmek istiyorsa aynaya baksın” sözlerine tepki gösteren Özgür Özel, “Senin iktidarında Taybet Ana’nın cenazesi 7 gün yerde kaldı” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, hafta sonu gerçekleşen CHP 39. Olağan Kurultayı’nın ardından ilk kez İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu ile diğer tutuklu belediye başkanları ve İBB çalışanları ile görüştü.

Ziyaretin ardından Silivri Cezaevi önünde açıklama yapan Özel, gündeme ilişkin dikkat çeken sözler sarf etti. İBB’ye yönelik hazırlanan iddianame hakkında konuşan Özel, “Buradaki insanların artık adalet beklentisi var. İddianame nihayet yazıldı. Hep söylediğim gibi, biz bu iddianameyi yargılanmak için değil yargılamak için bekliyorduk. Sayın Erdoğan’ın da arkasından çekildiği bir iddianame ile karşı karşıyayız. 15 gün önce burada söyledim. Bütün somutlukları gizli tanık ifadeleri” dedi.

İmamoğlu’nun gizli tanık nedeniyle tutuklandığını ifade eden Özel, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sonra gizli tanığın ismini değiştirdiler. Senaryonun kimin oynadığının önemi yok ki, sen oyuncuyu değiştirebilirsin. Tanıklığın hakikat ile alakası yok, sipariş ile alakası var. Bu insan gerçekse olay değişir mi arkadaşlar. Dizi oyuncusu değiştirir gibi, bunları artık Çınar söylemiyor İlke söylüyor. Böyle şey olur mu, kim çıkacak bunu savunacak. Hadi sayın Erdoğan çıksın canlı yayında bunu tartışalım.

Bir an önce arkadaşlarımızın tutuksuz yargılanmasına ihtiyacımız var. Arkadaşlarımızın tutuksuz yargılanmasını bekliyoruz. Bu ‘Ak Toroslar’ çetesine müdahale edilecek. Gerçek olmayan bilgiyi alenen yayma suçundan gözaltı işlemi yapıyorsunuz. Yaz boyunca bütün yalan bilgileri her akşam televizyonda savunan kişiler sorguya dahi çağrılmıyor. Gerçek olmayan bilgiyi alenen yayma suçu bu değil mi?”

“Tayyip Bey’e buradan ekmek çıkmaz”

Erdoğan’ın ‘cellat’ sözleriyle ilgili soruya yanıt veren Özel, şunları söyledi: “Bu tartışmadan Erdoğan’a ekmek çıkmaz. Sen tarihe geriler atıflar yapacak bundan on yıllar öncesine yüzyıllar öncesine doğru gidecek cumhuriyeti biz kurduk dediğimizde de o zaman tek parti vardı hepimizin dedesi oradaydı iyi Türkiye’yi kurtaran demokrasiyi kuran demokrasiyi getiren tek parti dedelerimiz oradaydı. Sonra tarihten bir husumet alanı bulup orayı kaşıyacak CHP yaptı senin deden neredeydi?

Çanakkale’de dedeler omuz omuza tarihten acılı husumet çıkarabilecek bir şeye atıf yapınca CHP tek başına nerede bu yoğurdun bolluğu. Millete 100 yıllık hatırlatmalar yaparak bir şeyler yapmaya çalışacaksın ondan sonra millete örneğin on yıl önce senin iktidarında Taybet Ana’nın cenazesinin yerde kaldığını yedi gün boyunca kadınların oraya giderken üzerine ateş açıldığını hatırlamayacaksın. Ya da bir milletvekilinin annesinin cenazesine o cenazeyi burada tutmayız diye saldırıldığını defnetmeye izin verilmemesi senin döneminde olduğunu senin bakanların da bu duruma sessiz kaldığını görmeyeceksin. Millet bilmiyor mu?

Sadece seni başkan yaptırmayacağız dedi diye dokuz yıldır bir vatan evladı gidiyor orada yatıyor suçu ne? Sana demiş ki seni başkan yaptırmayacağız… Ben hiçbir partinin aktörlerinin arasına girmeyi arasına girmem öyle bir şey yapmam yapmıyorum. Ama rejime şeytan değiştirenler muhataplıkta aktör değiştirenler bu samimiyetsizligi millet görür bilir.

Benim orada söylediğim baskı dönemleri zulümler ve bu baskıyla bağlılık yaratma meselesi bugün Türkiye’de önemli miktar muhalif seçmen de bir duygudurum bozukluğu yaratıyor. Zaten bunun doğru olduğunu bildikleri için bugün çıkmış Erdoğan onun üstünden bir şeyler yapmaya devşirmeye çalışıyor. Ben barış sürecine ben müzakereye ben komisyona ben bu işin hallolmasına sayın Bahçeli’nin terörsüz Türkiye beklentisini CHP’nin terörsüz ve demokratik Türkiye mücadelesine komisyonda demokrasi adının yer almasını hepsine değer veriyorum. Ve ortaya cesaret koyuyorum.

Durmamız gereken yerde duruyoruz efendim bir ziyarete gidilmemiş diye CHP kendi kararını verdi arkadaşlar herkes kendi kararını savunsun son kararı millet verir. Ama CHP önerdiği komisyonda duruyor çözümün tarafında duruyor. Bugüne kadar 9 yıl boyunca bir siyasi partinin iki Eş Genel başkanını hapiste tutacaksın ondan sonra da halen daha kararları uygulamayacaksın halen daha kayyumlar yönetiyor seçtikleri değil Kürtlerin sonra da efendim CHP cellat tarifi falan yapacaksın. Diğer tartışmayı düğün sonlandırdık hep beraber Tayyip Bey’e buradan ekmek çıkmaz ama buradan ekmek çıkarmaya çalışırsa siyasetten çok aç kalır daha geçti o dönemler.

Kendini anlat kendini işit herkes inansın yok öyle bir şey kardeşim. Ahlaki psikolojik üstünlük CHP’dedir birleşik bir muhalefettedir iktidar değişimi için geri sayım vardır. Hiç bunun üzerinde daha bugün gördüm grup toplantısını ekonomiyi düzelteceğiz bilmem ne yapacağız da bir tek şey demedi biraz daha sıkın dişinizi… Bir mahcubiyet bir kendini anlatma ihtiyacı. Hafta sonunun mesajını Cumhuriyet Halk Partisi‘ndeki dinamizmi kenetlenmeyi bütünleşmeyi ve milletin bundan duyduğu heyecanı gördü morali bozuk.”

Erdoğan ne demişti?

Özgür Özel’in, “Bir Stockholm Sendromu’na kapılmamaya, dün elinden zor kurtulduğumuz celladımıza aşık olmamaya davet ediyorum” sözlerine ilişkin Erdoğan, “DEM Parti’nin terörsüz Türkiye sürecine katkı vermesi Stockholm sendromuymuş; yani celladına aşık olmakmış. İnsanda biraz utanma olur, mahcubiyet olur. Benim Kürt kardeşim kimin cellat olduğunu çok iyi bilir. Sayın Özel hedef saptırmasın. Kendini boşu boşuna hiç yormasın. Eğer cesareti varsa ve bir cellat görmek istiyorsa aynaya baksın. CHP’nin geçmişine baksın. Celladı orada zaten görecektir.” demişti.

Paylaşın

Gençler Neden Kendilerini Güvensiz Hissediyor?

Gençlerdeki suç korkusu, çoğu zaman suç oranlarındaki artıştan çok “algıdaki genişleme” ile açıklanıyor. Ancak bu korku, gençlerin yaşam tarzlarını, hareket özgürlüklerini ve sosyal ilişkilerini doğrudan etkiliyor.

Haber Merkezi / Son yıllarda gençler arasında belirgin şekilde yükselen “suç korkusu”, artık yalnızca istatistiklere yansıyan bir olgu değil; günlük yaşamın, dijital dünyanın ve toplumsal atmosferin şekillendirdiği karmaşık bir gerçeklik.

Peki gençler neden kendilerini her zamankinden daha güvensiz hissediyor?

Geleneksel medyanın yerini büyük ölçüde sosyal ağlar almış durumda. Artık her olay, saniyeler içinde binlerce genç tarafından izleniyor, paylaşılıyor, tartışılıyor. Videoya çekilen kavga anları, hırsızlık görüntüleri ya da sokak şiddeti, gençlerin zihinlerinde “tehdit her yerde olabilir” algısı oluşturuyor.
Uzmanlar, “algılanan güvenlik” ile “gerçek güvenlik” arasındaki farkın giderek açıldığını vurguluyor.

İşsizlik, eğitim maliyetleri, konut sorunları… Ekonomik tablo gençler için zaten yeterince ağır. Bu belirsizlik, gençleri kırılgan ve güvensiz hissettiren bir zemin hazırlıyor. Ekonomik stres, güvenlik kaygılarını da tetikliyor. “Düzensizlik” duygusu, günlük hayatta şiddet ve suç korkusuna dönüşebiliyor.

Büyük şehirlerde yaşam, kalabalık toplu taşıma, karanlık sokaklar, gece geç saatlerde ulaşım zorluğu gibi faktörlerle gençler için ekstra risk algısı yaratıyor. Özellikle kadın gençler, taciz ve takip edilme korkusunun gölgesinde günlük rutinlerine devam ediyor.

Kentsel dönüşümle birlikte ortaya çıkan sosyal kopukluklar da bu korkuyu besliyor. Mahalle aidiyeti azaldıkça güven duygusu da zayıflıyor.

Ebeveynlerin güvenlik endişesi, her ne kadar koruma amaçlı olsa da gençlere olumsuz şekilde geçiyor. Sürekli “dikkat et”, “gece yalnız çıkma”, “o bölge tehlikeli” uyarıları, özellikle ergenlik dönemindeki gençlerde tehdit algısını pekiştiriyor.

Uzmanlar, sürekli işlenen şiddet içeriklerinin gençlerde travmatik stres yarattığını belirtiyor. Bu durum, gençlerin dünyaya daha tehditkâr bir gözle bakmasına neden oluyor. Kontrol edemeyecekleri bir ortamda yaşadıklarını düşünmek, suç korkusunu daha da artırıyor.

Gerçek tehlike mi, büyüyen algı mı?

Gençlerdeki suç korkusu, çoğu zaman suç oranlarındaki artıştan çok “algıdaki genişleme” ile açıklanıyor. Ancak bu korku, gençlerin yaşam tarzlarını, hareket özgürlüklerini ve sosyal ilişkilerini doğrudan etkiliyor.

Dolayısıyla uzmanlar, hem medyanın hem de ailelerin sorumluluğuna dikkat çekiyor: Daha dengeli bir bilgilendirme ve gençlerin güven duygusunu destekleyen politikalar, korku dalgasını hafifletebilir.

Paylaşın

Bakırhan’dan Özel’e: Cellat Defterini Açacaksak Hepiniz Borçlu Çıkarsınız

CHP Lideri Özgür Özel’in partisine yönelik eleştirilerine cevap veren DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Cellat defterini açacaksak, geçmişi konuşacaksak hepiniz borçlu çıkarsınız” dedi.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Tuncer Bakırhan’ın konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

“Bu toprakların en kadim halklarından birisidir Romanlar. Onlara hoş geldiniz diyorum. Roman halkı yıllardır ciddi bir adaletsizliğe uğruyor. Sistematik olarak yoksullaştırılıyor. Mahallelerine hizmet götürülmüyor. Çocukları okullarda başka sınıflarda okutuluyor. İş başvurularında soyadları yüzünden ayrımcılığa uğruyor. Oysa Romanların kapısı herkese açıkken onlara açılan kapılar kapatılıyor.

Maruz kaldıkları hak ihlallerini buradan böyle sıralayabiliriz. Belediyeler Roman vatandaşlara hizmet üretsin. Roman dilinin ve kültürünün görünür olması sağlansın. Bu dayanışmayı eşit yurttaşlık temelinde ortak mücadeleyle yürütmeliyiz. Bu ötekileştirmeye, adaletsizliklere ve keyfi yaklaşımlara karşı herkesi mücadele etmeye çağırıyorum.

Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun İmralı Adası’nda gerçekleştirdiği görüşme, çözüm yolunda atılmış çok önemli bir adımdır. Komisyonun Sayın Öcalan ile gerçekleştirdiği görüşme, Kürt meselesini güçlü bir siyasal zemine taşımıştır. Bu, Türkiye’deki çözüm aklının başarısıdır. Kardeşlik hukukumuzu çatışma zemininden çıkarıp yasal ve demokratik zemine kavuşturma zamanıdır. Görüşme öncesinde fırtınalar koparıldı, kıyamet senaryoları yazıldı. Peki, kıyamet mi koptu? Hayır. Aksine, barış yolunda önemli bir eşik aşıldı.

Toplumsal barışın inşası için atılan bu cesur adım, çözüm zeminini daha fazla güçlendirecektir. 4 Aralık’ta komisyon yeniden toplanacak ve görüşme tutanağı komisyon üyeleriyle paylaşılacak. Sayın Öcalan’ın toplumdan saklayacağı, gizleyeceği hiçbir şey yoktur. Kendisi her türlü fikrin kamusal şeffaflık içerisinde olması gerektiğini yıllardır söylüyor. O nedenle tutanakların kamuoyuyla da paylaşılmasını, şeffaflığın sağlanmasını ve toplumun rahatlamasını istiyoruz. İktidar da, toplumsal barışın sahiplenilmesini sağlayacak hukuki ve idari düzenlemeleri acilen yapmalıdır. Söz değil, artık pratik adımlar zamanıdır.

Türkiye barış için sözünü söyledi. Artık bu sözleri hayata geçirme zamanıdır. Çünkü söz uçar; önemli olan toplumsal mutabakatı kağıda dökecek adımlar atılmasıdır. Sorumluluk Meclis’te. Bütün partileri, Kürt meselesinin çözümüne ve Türkiye’nin demokratikleşmesine sahici katkı sunmaya çağırıyorum. Bu toprakların yaralarını saran, özgürlüğü inşa eden demokratik raporlar bekliyoruz. Çözüm odaklı raporların hızlıca yasalara dönüşmesi için ilk ve tarihi sorumluluk Sayın Numan Kurtulmuş’ta ve komisyondadır.

“Hep birlikte barışa ulaşacağız”

Barış kapısı açıldığında eşikte durmak siyaset değildir. Biz bu kapıdan tüm Türkiye halklarının geçmesini, kimsenin geride kalmamasını istiyoruz. Kürt meselesi yalnızca Kürtlerin değil, 86 milyonun sorumluluğudur; çözüm de birlikte üretilmelidir. Yüzyıllık acılar ancak geniş bir toplumsal mutabakatla, tüm renklerin yer aldığı ortak akılla çözülebilir.

Bu süreç bizler açısından hiçbir partiye angaje olmak değildir; ülkenin yüz yıllık meselesine çözüm arıyoruz. Bizim hattımız üçüncü yoldur: Ne başkalarının vagonu oluruz ne de çözümü erteleyenleri makul görürüz. Yolumuza ortak paydaları büyüterek, yapıcı dili koruyarak ve kararlılıkla devam edeceğiz. Ve sonunda hep birlikte barışa ulaşacağız.

Biz ortak paydaları büyütmeye çalışırken ana muhalefet partisinin lideri, partimize ve tabanımıza bazı ithamlarda bulunuyor. Öyle anlaşılıyor ki Sayın Özel, kurultay kürsüsünden bize “Stockholm sendromu” teşhisi koyuyor, “Celladına aşık olmayın” diyor. Biz de soruyoruz: Biz Meclis’te barış için yasa konuşurken, sokaklarda barışı toplumsallaştırırken, siz kürsüden neden bir halkı aşağılayıcı sözler kullanıyorsunuz? Sözü çözüm için kurmak varken, ucuz polemikler ve anlamsız kavgalara başvurmak siyasetsizliktir. Biz demokratik siyasi çözümü esas alan mücadele ve müzakere partisiyiz.

Halkımız barış içinde eşit ve özgür yaşamak istiyor. Böyle bir halkı sendromla itham etmek demokratik siyaset midir? Kürt halkına saygı duymak bu mudur? Biz bu coğrafyada halklar, inançlar, devrimciler, ezilenler olarak celladı iyi tanırız. Cellatları mezarlıklarımızdan, faili meçhullerden, yakılmış köylerimizden, direndiğimiz o zindanlardan iyi biliriz. Kimse bu hafızanın üzerine ucuz metaforlarla yaklaşmasın. Cellatlığımıza soyunan çok oldu, haklısınız, ama bizi kurban yapmaya kimsenin gücü yetmedi ve yetmeyecek.

Herkes çok iyi bilsin ki ‘cellat’ defterini açacaksak, geçmişi konuşacaksak hepiniz borçlu çıkarsınız. Herkesi polemikçi ve tutarsız dilden vazgeçmeye; çözüme ve barışa katkı sunmaya çağırıyorum. Açık konuşun. Bu sorunun çözümünün karşısındaysanız, sağa sola çekmeden, yaftalamadan sözünüzü söyleyin. Ana muhalefet partisi süreç karşıtlarının çekim merkezi olmaya adaysa büyük bir yanlış yapar.

Buradan iktidara yürürüm stratejisini düşünüyorsa kaybeder. Bu vesileyle bir kez daha CHP Genel Başkanlığına seçilen Sayın Özgür Özel’i tebrik ediyoruz. Başta ana muhalefet partisi olmak üzere bütün muhalefet partilerine, yüz yıllık meselenin çözümünde ellerini taşın altına koymaya, sorumluluk ve inisiyatif almaya çağırıyorum. Barışa ve çözüme ortak olan kazanır.”

Paylaşın

Özel’den Eleştirilere Yanıt: DEM Parti’yi Hedef Almadım

Stockholm Sendromu” ve “celladına âşık olmak” sözlerine açıklık getiren CHP Lideri Özgür Özel, “Ben DEM Parti’yi doğrudan hedef almadım… AK Parti’nin MHP’nin Kürt seçmenlere neler yaptığını anımsattım sadece” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, dördüncü kez seçildiği CHP 39. Olağan Kurultayı’nda yaptığı konuşmasında “Herkesi canı istediğinde ‘Şu parti kapatılsın, kapatmıyorsa Anayasa Mahkemesi de kapatılsın’ diyenlerin demokratlığını hatırlamaya davet ediyorum. Stockholm Sendromuna kapılmamaya, dün elinden zor kurtulduğumuz celladımıza aşık olmamaya davet ediyorum” sözlerinin DEM Parti’ye gönderme olarak yorumlanmasının ardından yeni bir açıklama yaptı.

Nefes gazetesine konuşan Özel, “Ben DEM Parti’yi doğrudan hedef almadım. ‘Hangi siyasi parti olursa olsun’ diye başladım cümleme zaten. AK Parti’nin MHP’nin Kürt seçmenlere neler yaptığını anımsattım sadece. Alınganlık göstermişler. Canları sağ olsun. Tülay Hanım’ın da dediği gibi muhalefet partisinin muhalefet partisiyle bu tür tartışmalar yaşanmasını doğru bulmam. O nedenle bu tartışmayı sürdürecek değilim” dedi.

Özgür Özel’in kurultaydaki sözleri üzerine DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Celladına aşık olmak ya da Stockholm sendromu metaforunun bizler için kullanılması en hafif tabiriyle bir akıl tutulmasıdır. Bizler tarih boyunca bıkmadan, usanmadan, yılmadan bütün baskılara rağmen direnen devrimci, sosyalist ve yurtsever bir geleneğin temsilcileriyiz DEM Parti olarak celladı da çok iyi tanırız” ifadelerini kullanmıştı.

Özel, yeniden seçilmesinin ardından önceki genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun tebrik için arayıp aramadığı sorusuna da “Ben kendisini Kurultay’dan bir gün önce de arayıp davet ettim. Gelmedi, şu ana kadar aramadı” diye yanıt verdi.

Özgür Özel, İstanbul’da CHP İl Başkanlığına mahkeme kararıyla kayyım olarak atanan Gürsel Tekin konusunda da “Gerçek partiliyse kurultaydan çıkan mesajı doğru okumalı” dedi. Tekin’in parti üyesi olmadığı halde birilerini partiden ihraç etmeye çalıştığını anımsatan CHP Genel Başkanı, “Biz canımızla uğraşıyoruz. Mücadele veriyoruz. Bunlarla uğraşacak değiliz” ifadesini kullandı.

Paylaşın

Son Anket: CHP İle AK Parti Arasındaki Puan Farkı 7,41

Son seçim anketine göre; CHP, AK Parti’nin 7,41 puan önünde. Ankete katılan katılımcıların, yüzde 35,91’i CHP’ye, yüzde 28,50’si ise AK Parti’ye oy verebileceklerini belirtti.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) erken seçim çağrılarını sürdürürken araştırma ve anket sonuçları açıklanmaya devam ediyor.

GÜNDEMAR Araştırma, 23 – 29 Kasım 2025 tarihleri arasında 2 bin 230 kişiyle gerçekleştirdiği “Türkiye Gündemi” anketi sonuçlarını açıkladı.

Ankete göre; CHP yüzde 35,91 oy oranına ulaşırken, AK Parti ise 28,50’a düştü. DEM Parti, yüzde 8,21 oy oranına ulaşırken; MHP ise 5,04’e geriledi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP): Yüzde 35,91
Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti): Yüzde 28,50
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti): Yüzde 8,21
Zafer Partisi: Yüzde 5,16
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP):  Yüzde 5,04

İYİ Parti: Yüzde 5,01
Anahtar Parti (A Parti): Yüzde 4,48
Yeniden Refah Partisi (YRP): Yüzde 3,65
Türkiye İşçi Partisi (TİP): Yüzde1,15
Diğer: Yüzde 2,36

Paylaşın

Nüfus Artış Hızında Tehlikeli Eşik Aşıldı

2025’in ilk 7 ayında doğum sayısı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 8,3 azalarak 503 bin 765’e gerilerken, ölüm sayısı yüzde 0,7 artarak 294 bin 824’e ulaştı.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ‘Cari Yıl İçin Aylık Doğum ve Ölüm Sayısı Bilgisi’ni açıkladı.

Buna göre; 2025’in ilk 7 ayında doğum sayısı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 8,3 azalarak 503 bin 765’e gerilerken, ölüm sayısı yüzde 0,7 artarak 294 bin 824’e ulaştı.

2025 yılının ilk yedi ayında dünyaya gelen bebeklerden 259 bin 95’i erkek, 244 bin 670’i kız olarak kayıtlara geçti.

Nüfus artış hızındaki gerilemenin doğurabileceği başlıca riskler:

Doğum oranlarının düşmesi, gelecekte çalışma çağındaki nüfusun azalması anlamına geliyor. Ekonomistler, bu durumun üretim kapasitesini düşürerek büyümeyi yavaşlatabileceğini belirtiyor.

Yaşlı nüfusun artmasıyla birlikte emeklilik harcamaları yükseliyor. Uzmanlara göre genç nüfusun azalması, sosyal güvenlik sisteminin finansmanında ciddi açıklar oluşturabilir.

Genç iş gücündeki azalma, teknoloji yatırımlarına ve otomasyona daha fazla bağımlılığı beraberinde getiriyor. Ancak bu dönüşümün herkes için adil sonuçlar üretip üretmeyeceği belirsiz.

Bazı bölgelerde nüfus hızla azalırken büyük kentlere olan göç sürüyor. Bu durum, kırsal alanlarda ekonomik çöküşe, şehirlerde ise barınma ve altyapı baskısına yol açabilir.

Çalışabilir nüfusun azalması, ülkelerin küresel rekabet gücünü de etkiliyor. Uzmanlar, yenilikçi sektörlerde genç yoğunluğunun büyük bir avantaj olduğunu hatırlatıyor.

Yaşlanan bir toplum, sağlık hizmetlerine ve bakım sistemlerine daha fazla ihtiyaç duyuyor. Bu yeni yük, kamu bütçelerinden aile dinamiklerine kadar birçok alanı yeniden şekillendiriyor.

Paylaşın

Hatimoğulları’ndan Özel’e “Stockholm Sendromu” Tepkisi

Özgür Özel’in “Stockholm sendromu” benzetmesine tepki gösteren Tülay Hatimoğulları, “Celladı çok çok iyi tanırız. Faili meçhullerden, işkencelerden, zindanlardan tanırız” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel’in “Stockholm sendromu” benzetmesine tepki gösterdi.

Çanakkale’de partisinin düzenlediği program sırasında Hatimoğulları, “Hiç arzu etmeyeceğimiz şey, muhalefetin birbirine muhalefet etmesidir” dedi ve Özel’in ifadeleri için şu değerlendirmeyi yaptı:

“Yargı sopası, baskılar, adaletsizlik ‘celladına âşık olmak’ ya da ‘Stockholm sendromu’ metaforuyla anlatılamaz. Ancak siyasetle anlatılır, siyaset üretmekle açıklanır, dayanışmayla ve ortak mücadeleyle bunlar aşılır. Bu metaforun bizler için kullanılmış olması, en hafif tabiriyle bir akıl tutulmasıdır…

Bizler tarih boyunca bıkmadan, usanmadan, yılmadan, bütün baskılara rağmen direnen devrimci, sosyalist, yurtsever bir geleneğin temsilcileriyiz. Celladı da çok çok iyi tanırız. Evladı yakılan köylerimizden, zorla boşaltılan köylerimizden tanırız. Celladı Alevi katliamlarından, faili meçhullerden, işkencelerden, zindanlardan tanırız.”

İktidar ortakları AKP ve MHP ile yürüttükleri çözüm sürecinden beklentilerine dair, “Eşit yurttaşlık hakkı için bu süreci yürütüyoruz. Türkiye’yi demokratik bir dönüşüme zorlamak için bu süreci yürütüyoruz” ifadelerini kullanan Hatimoğulları, CHP’ye hitaben, “Toplum, muhalefetin birbiriyle uğraşmasını değil; dayanışmasını, barış ve demokrasi için beraber çalışmasını istiyor” dedi.

CHP lideri Özgür Özel, Cumartesi günü partisinin 39’uncu Olağan Kurultayı sırasında yaptığı konuşmada, iktidar ile yakınlaştığı gerekçesiyle DEM Parti’yi eleştirmişti.

“Biz mevzi olarak partimizi değil, bir cephe olarak demokratik siyaseti savunuyoruz” diyen Özel, “Herkesi, canı istediğinde ‘şu parti kapatılsın’, kapatmıyorsa ‘Anayasa Mahkemesi de kapatılsın’ diyenlerin demokratlığını hatırlamaya davet ediyorum. Bir Stockholm sendromuna kapılmamaya, dün elinden zor kurtulduğunuz celladınıza aşık olmamaya davet ediyorum” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

SIPRI: Silah Satışı Rekor Büyüklüğe Ulaştı

SIPRI’nin raporuna göre, dünya çapında en büyük 100 silah üreticisinin toplam gelirleri bir yılda yüzde 5,9 artışla 679 milyar dolara ulaştı. Bu, SIPRI tarafından şimdiye kadar kaydedilen en yüksek değer oldu.

Listenin önemli kısmını yine Amerikan şirketleri oluşturdu. İlk 100’deki 39 şirket ABD merkezli iken bunların toplam gelirleri 334 milyar dolar ile kalan 61 şirketin toplam kazancına neredeyse eşit oldu.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI), 2024 yılı “En büyük 100 silah üreticisi ve askeri hizmet şirketi” başlıklı raporunu yayınladı.

Rapora göre, geçen yıl Türkiye’den beş şirket dünya çapında en fazla silah satışı yapan ilk 100 firma arasında yer aldı.

Daha önce Türkiye’den dört firmanın yer aldığı listeye ilk kez Makine ve Kimya Endüstrisi (MKE) de girdi. Listedeki Türk şirketlerinin dördünün gelirleri artarken, yalnızca Baykar’ın satışlarında düşüş görüldü.

SIPRI’nin raporuna göre, en çok satış yapan ilk 100 silah üreticisi arasındaki beş Türk firmasının toplam gelirleri 10 milyar doları aşarak 10,1 milyar dolar seviyesinde oldu. Bu tutar 2023’e kıyasla yüzde 11 artışa karşılık geliyor.

Türkiye’den en fazla silah satışını Aselsan gerçekleştirdi. 100 şirket arasında bir yılda 52’nci sıradan 47’nciliğe yükselen Aselsan’ın gelirleri geçen yıl yüzde 24 artarak 3,5 milyar dolara ulaştı. SIPRI raporunda gelir artışının ihracattaki büyümeden kaynaklandığı belirtiliyor.

TUSAŞ gelirlerini yüzde 11 artırarak 10 basamak birden yükseldi ve 65’inci sırada yer aldı.

Listede yedi basamak düşüşle dünyanın en büyük 73’üncü silah satıcısı olan Baykar, geçen yıl ilk 100’de gelirleri azalan tek Türk şirketi oldu. Yönetiminde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar’ın bulunduğu insansız hava aracı (İHA) üreticisi Baykar’ın gelirlerinin yüzde 95’i ihracat kaynaklı olurken şirketin kasasına giren para yüzde 12 azalarak 2 milyar doların altına geriledi.

Raporda, Rusya’nın savaşı başlatması sonrasında Ukrayna’nın Baykar üretimi TB-2 model İHA’lara yönelik olağanüstü talebinin yarattığı hızlı büyümenin ardından geçen yıl satışların azaldığı kaydedildi.

Roketsan yüzde 13’lük gelir büyümesiyle 87’nci sırada yer alırken, MKE gelirlerini yüzde 17 arttırarak ilk kez 93’üncü basamaktan SIPRI 100 listesine girdi.

Türk şirketlerinin satış hacmi ilk 100’deki toplam gelirlerin yüzde 1,5’ini oluşturdu. Kıyas için; ABD’li şirketler gelirlerin yüzde 49’unun, Çin yüzde 13’ünün, İsrail yüzde 2,4’ünün ve Almanya yüzde 2,2’sinin sahibi oldu.

Rapora göre, dünya çapında en büyük 100 silah üreticisinin toplam gelirleri bir yılda yüzde 5,9 artışla 679 milyar dolara ulaştı. Bu, SIPRI tarafından şimdiye kadar kaydedilen en yüksek değer oldu.

Listenin önemli kısmını yine Amerikan şirketleri oluşturdu. İlk 100’deki 39 şirket ABD merkezli iken bunların toplam gelirleri 334 milyar dolar ile kalan 61 şirketin toplam kazancına neredeyse eşit oldu.

Türkiye’nin de F-16 savaş uçağı almak üzere görüşme yürüttüğü ABD’li Lockheed Martin, listenin bir numarasındaki yerini korudu. Şirketin geçen yılki gelirleri yüzde 3,2 artışla 64,7 milyar dolara yükseldi.

Söz konusu artışta, daha önce ertelenen F-35 teslimatlarının gerçekleşmesi etkili oldu. Üretim sorunları yaşayan şirket, her biri ortalama 238 gün gecikmeyle geçen yıl 110 adet F-35 teslimatı yaptı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

AYM’den Ötanazi İçin “Acısız Ölüm” Savunması

Anayasa Mahkemesi (AYM), belli şartlarda sahipsiz sokak köpeklerinin öldürülmesinin keyfi olmadığını belirterek, ötanazinin “ağrısız – acısız ölüm” olduğuna işaret etti.

Anayasa Mahkemesi (AYM), sokak köpeklerinin barınaklarda toplatılması ve “tehlikeli” görülenlerin ötanazi yoluyla öldürülmesine izin veren Hayvanları Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’daki değişikliklerin iptali istemiyle açılan davada verdiği ret kararının gerekçesini açıkladı.

AYM’nin bu yasal düzenlemeye ilişkin 7 Mayıs 2025’te verdiği kararının gerekçesi, yedi ay sonra bugünkü Resmî Gazete’de yayımlandı.

DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın aktardığına göre; Kararda, belli şartlarda sahipsiz sokak köpeklerinin öldürülmesinin keyfi olmadığı belirtilirken, ötanazinin “ağrısız-acısız ölüm” olduğuna işaret edildi. Karara muhalefet eden üyeler ise kanunla ötanazinin istisnai bir uygulama olmaktan çıkararak sıradan bir idari araca dönüştürüldüğüne dikkat çekti, “toplu hayvan öldürmeleri hayvan yaşamına saygıyı ihlal etmektedir” dedi.

İnsan sağlığına yönelik olarak hayvanlardan kaynaklanan risklere karşı koruyucu tedbirlerin alınmasının, bireylerin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkından da kaynaklanan bir zorunluluk olduğu savunuldu. Kararda, sahipsiz köpeklerin tamamen kontrolsüz kalmasının ve popülasyonlarındaki artışın korkuya neden olduğu ve fiziksel saldırı riski barındırdığı belirtildi. Bunun “Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı yönünden zarar doğurabileceği açıktır” denildi.

Dolayısıyla Anayasa’nın 56. maddesi kapsamında dengeli ve sağlıklı bir çevrenin temini için diğer tüm unsurlarda olduğu gibi hayvanların da nitelik ve popülasyon itibarıyla insan sağlığını tehdit etmeyecek ölçüde belli bir dengede tutulması gerektiği belirtilen kararda, şu değerlendirmeye yer verildi:

“Bu bağlamda devletin insan sağlığını dikkate alarak havyan popülasyonunun belli bir seviyede tutulmasını sağlayacak ya da sayısının artırmasını önleyecek tedbirler alması gerekebilir. Aksi durum hayvan popülasyonunda kontrolsüz bir artışa neden olmak suretiyle Anayasa’nın 56. maddesi uyarınca devletin bireylere sağlamakla yükümlü olduğu sağlıklı ve dengeli çevrede yaşama imkânını ortadan kaldırabilecektir.”

Gerekçede, sahipsiz sokak hayvanlarının bakımevinde toplatılması maddesi ele alındı. Sahipsiz evcil hayvanların insanların sağlığı ve vücut bütünlüğü açısından oluşturabileceği risklerin ortadan kaldırılması amacıyla öngörüldüğü anlaşılan kuralların yaşam hakkı ile kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkının bir gereği olduğu gibi bireylerin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkından kaynaklanan ihtiyacı da karşılamaya yönelik olduğu ifade edildi.

Özellikle köpeklerin sahiplenilmeden bakılması modelinin ortadan kaldırılmasının bunların insanın yaşamına ve vücut bütünlüğüne yönelik olarak yol açabileceği tehlikelerin bertaraf edilmesine katkı sunacağı savunulan kararda, “Bu hayvanların insan sağlığına yönelik olarak sebep olduğu tehlikenin önlenmesi bakımından ne tür bir kontrol modelinin benimseneceği hususunda kanun koyucunun geniş takdir yetkisi bulunmaktadır” denildi. Kararda, “Sonuç olarak sahipsiz hayvanların sahiplendirilinceye kadar bakımevlerine alınması ve burada barındırılması yönteminin benimsenmesinin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkından kaynaklanan pozitif yükümlülükle çelişen bir yönü bulunmadığı değerlendirilmiştir” ifadeleri yer aldı.

Kanunun en tartışmalı maddesi, sokak köpeklerine ötanazi işlemi uygulanmasıydı. Anayasa Mahkemesi, bu maddenin iptali talebini oy çokluğuyla reddetti.

Kararda, bakımevine alınan köpeklerden; insan ve hayvanların hayatı ve sağlığı için tehlike teşkil eden ve olumsuz davranışları kontrol edilemeyen, bulaşıcı veya tedavi edilemeyen hastalığı bulunan ya da sahiplenilmesi yasak olanlara ötanazi işlemi uygulanmasının neden Anayasaya aykırı olmadığı anlatıldı.

Kanun koyucunun insanın sağlığı ve vücut bütünlüğüne tehdit oluşturan durumları bertaraf etmek için başvuracağı araçların kapsamını tespit etmede geniş bir takdir yetkisi bulunduğu belirtilen kararda, “Kanun koyucunun bu husustaki tercihinin değerlendirilmesi anayasallık denetimi dışındadır” denildi. Kararda, bu yetki şöyle anlatıldı:

“Dolayısıyla kanun koyucunun, yaşam hakkı ve kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirmesi hakkının öngördüğü koruyucu tedbirler alma yükümlülüğü kapsamında diğer yöntemlerin yetersiz olacağının anlaşıldığı durumlarda belli şartlar altında öldürme yöntemine de cevaz veren düzenlemeler yapması mümkündür.”

Öte yandan tedbirin uygulanması sürecinde sahipsiz köpeklere fiziksel ve manevi olarak en az seviyede acı verecek yönteme başvurulmasını sağlayacak güvencelerin bulunup bulunmadığını “değerlendiren” Anayasa Mahkemesi, gerekçesinde şöyle devam etti:

“Kuralda sahipsiz köpeklerin öldürülme usulü olarak öngörülen ötanazi Yunanca “eu” (iyi) ve “thanatos” (ölüm) kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmekte olup yalnızca yaşamın sonlandırılmasına karar verme hakkı değil ağrısız-acısız ölüm anlamında da kullanılmaktadır. Kuralda ötanazi tedbirinin istisnai olarak belirli koşulların bulunması hâlinde uygulanması öngörülmektedir.”

5996 sayılı Kanun’a göre ötanazi işleminin veteriner hekim tarafından veya onun gözetiminde yapılması gerektiği kaydedilen kararda, “Dolayısıyla anılan Kanun’da ötanazi tedbirine ilişkin olarak ilgili otoritelere tanınan yetkinin kullanımında hayvanlara/köpeklere insanca davranılmasını sağlayan, onlara acı ve eziyet verilmesini önleyen güvencelerin oluşturulduğu gözetildiğinde öldürme tedbirinin uygulanmasında idareye mutlak bir keyfilik tanındığı söylenemez” ifadesi kullanıldı.

Kararda, bu sokak köpeklerine ötenazi/öldürme tedbirinin uygulanmasına imkân tanınmasının devletin kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirmesi hakkı ile sağlıklı ve dengeli çevrede yaşama hakkından kaynaklanan yükümlülüğüne aykırı bir yön bulunmadığı savunuldu.

Kararda, sokak köpeklerini toplamak için kaynak ayırmayan, hayvan bakımevi kurmayan ve sokak hayvanlarını toplayamayan belediye başkanı ve belediye yetkililerine 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası verilmesi de Anayasa’ya uygun bulundu. Kararda bu durumun suç ve cezaların kanuniliği ilkesine aykırı olmadığı belirtildi.

Ötanazi maddesine AYM Başkan Vekilleri Hasan Tahsin Gökcan ve Basri Bağcı ile üyeler Engin Yıldırım, Yusuf Şevki Hakyemez, Yıldız Seferinoğlu ve Kenan Yaşar muhalefet etti.

Hasan Tahsin Gökcan, hayvanların topluca öldürülmesi tedbirinin acısız ölüm (ötenazi) adı altında ifade edilmesinin, verilen yetkinin anlam ve kapsamını ortadan kaldırmadığını belirterek, “Sonuç olarak incelenen kuralla somut bir sağlık tehlikesi şartı olmaksızın idareye verilen yetki kapsamında gerçekleştirilebilecek münferit veya toplu hayvan öldürmeleri hayvan yaşamına saygıyı, insanın çevreyle kurduğu felsefi ilişkiyi, insanlarla evcil hayvanlar arasındaki sevgi bağını, dolayısıyla bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı boyutuyla sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını ihlal etmektedir” değerlendirmesini yaptı.

Üye Engin Yıldırım, yasanın hayvanların yaşamı üzerinde orantısız bir sonuca yol açması ve kısırlaştırma ile aşılama gibi daha hafif ve etkili tedbirler varken en ağır müdahale olan yönteme başvurması nedeniyle demokratik toplum düzeni ölçütünü karşılamadığını yazdı.

Yasada, uyutma uygulamasına tabi tutulacak hayvanlara ilişkin ölçütlerin, özellikle “insan ve hayvan sağlığı için tehlike teşkil etme” ve “olumsuz davranışlar” şeklinde ifade edilmesini eleştiren Yıldırım, bu kavramların tanımı ve kapsamının açık ve net olmadığını kaydetti.

“Olumsuz davranışlar’ gibi muğlak bir terimin içeriğinin belirlenmemiş olması, uygulamada subjektif ve keyfi değerlendirmelere yol açma riskini artırmaktadır” diyen Yıldırım, söz konusu ölçütlerin “somut ve objektif kriterlere” dayandırılması gerektiğini vurguladı. “Devletin görevi, hayvanları kamu düzeni veya belirsiz sağlık gerekçeleriyle ortadan kaldırmak değil, onlara yaşam alanı sunmak ve bu yaşamı korumaktır” diyen Yıldırım, “Etik ve bilimsel ölçütlerle ve zorunlu hallerle sınırlandırılmamış bir ötanazi uygulaması anayasal güvenceleri aşındırır” ifadelerini kullandı.

Karara muhalefet eden AYM üyesi Kenan Yaşar, yasada “gerekli idari tedbirler” ifadesinin son derece belirsiz olduğunu, idareye geniş takdir yetkisi tanıdığını belirterek; “bu durum, keyfiliğe yol açabilecek uygulamaların önünü açmaktadır” dedi. “Ötanazi” kavramının da düzenlemeye dâhil edilmesiyle, daha önce sınırlı olan “öldürme” fiilinin kapsamını genişlettiğini belirten Yaşar, “ötanaziyi istisnai bir uygulama olmaktan çıkararak sıradan bir idari araca dönüştürmüştür” ifadesini kullandı. Yaşar, şunları kaydetti:

“Bu düzenlemelerle birlikte, ötanazi uygulamasının sınırları genişletilmiş, öldürme fiili olağanlaştırılmış ve bu işlemler idarenin takdir yetkisi dâhilinde gerçekleştirilebilir hale getirilmiştir. Bu da yaşam hakkına ilişkin anayasal korumayı zayıflatan bir sonuç doğurmaktadır.”

Ne olmuştu?

TBMM Genel Kurulu’nda görüşülen 7527 sayılı Hayvanları Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun teklifi, 30 Temmuz 2024 tarihinde kabul edilerek yasalaştı. Kanun, 2 Ağustos 2024 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yasa, sokaktaki tüm köpeklerin belediyeler tarafından toplatılmasını, sahiplendirilinceye kadar barınaklarda bakılmasını kapsıyordu. Bu kapsamda yerel yönetimlere bakımevi kurmaları ve mevcut şartları iyileştirmeleri için 31 Aralık 2028’e kadar süre tanınıyordu. Hayvanseverlerin özellikle karşı çıktığı madde ise bazı köpeklerin uyutularak öldürülmesine izin verilmesiydi.

Yasa, bakımevine alınan köpeklerden; insan ve hayvanların hayatı ve sağlığı için tehlike teşkil eden ve olumsuz davranışları kontrol edilemeyen, bulaşıcı veya tedavi edilemeyen hastalığı bulunan ya da sahiplenilmesi yasak olanların ötanazi işlemiyle öldürülmesine izin veriyordu.

CHP, yasanın Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’nde dava açmıştı. Yüksek Mahkeme, 7 Mayıs 2025 tarihinde yasanın iptali talebini oyçokluğuyla reddetmişti.

Paylaşın

Türkiye’de Yetişkin Nüfusun Yüzde 34,4’ü Obez

Türkiye’deki yetişkin nüfusun yüzde 34,4’ü obezite sınıfında yer alıyor. Bu durum, Türkiye’de yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklarında köklü değişiklik ihtiyacını ortaya koyuyor.

Dünya genelinde halk sağlığını tehdit eden obezite sorunu, Türkiye’de kritik bir eşiğe ulaştı.

WorldObesity tarafından yayımlanan verilere göre, Türkiye’deki yetişkin nüfusun yüzde 34,4’ü obezite sınıfında yer alıyor. Bu oran, Türkiye’yi ABD, Şili ve Meksika gibi obezite yaygınlığının en yüksek olduğu ülkelerle aynı risk grubuna konumlandırıyor ve ülkenin bir halk sağlığı kriziyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor.

Türkiye, yüzde 342,7 ile listenin başında yer alan ABD’nin ve yüzde 39,7 ile Şili’nin hemen ardından, yüzde 336,9’luk Meksika ile birlikte yüksek obezite oranlarına sahip ülkeler arasında bulunuyor. Bu yüksek prevalans, kalp hastalıkları, diyabet ve çeşitli kronik sağlık sorunlarının görülme sıklığını ciddi ölçüde artırıyor.

Özellikle İtalya (yüzde 317,8) ve Fransa (yüzde 310,0) gibi Akdeniz coğrafyasındaki komşulara kıyasla Türkiye’nin obezite oranları arasındaki uçurum dikkat çekerken, Japonya (yüzde 35,6) ve Güney Kore (yüzde 37,2) gibi sağlıklı yaşam tarzı modelleriyle öne çıkan ülkelerle aradaki fark, Türkiye’de yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklarında köklü değişiklik ihtiyacını ortaya koyuyor.

Halk sağlığı uzmanları, bu alarm veren tabloya karşı tek çözümün, obeziteyle mücadelede sağlıklı beslenme alışkanlıklarının yaygınlaştırılması ve düzenli fiziksel aktivitenin teşvik edilmesi olduğunu vurguluyor. Türkiye’nin bu yüksek oranlarla mücadele edebilmesi için, bireysel farkındalığın artırılması ve obeziteyi önleyici kamu politikalarının güçlendirilmesi kritik önem taşıyor.

Paylaşın