Deniz Durukan Kimdir? Hayatı, Eserleri

1 Aralık 1966 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Deniz Durukan, Üsküdar Cumhuriyet Lisesini 1985’te bitirdi. Edebiyat dünyasına, şiirle girdi. Şiirleri Varlık, E, Hişt, Budala, Yasakmeyve, Başka, Öteki-siz, Kitap-lık adlı dergilerde yayımlandı. 

Haber Merkezi / Radikal ve Cumhuriyet gazetelerinin kitap eklerinde yaptığı söyleşileri ve müzik yazıları yer aldı. Müzik yazılarını Cumhuriyet Pazar’da yazdı. Öküz, Hayvan, Radikal ve Yarın gazetelerinde müzikle ilgili yazıları yayımlanmaya devam etti.

Deniz Durukan, edebiyata şiir yazarak başladı. Şiirleri, Varlık, E, Hişt, Budala, Yasakmeyve, Başka, Öteki- Siz, Kitaplık, Özgür Edebiyat, No, Kırkaltı, Karakalem gibi dergilerde yayımlandı. Edebiyatçılarla yaptığı söyleşilerle ve yazılarıyla Radikal ve Cumhuriyet gazetelerinin kitap eklerinde yer aldı. Aynı zamanda rock müzikle ve alternatif seslerle yoğun olarak ilgilenen Durukan’ın müzikle ilgili ilk yazısı Roll dergisinde yayımlandı.

Ardından Öküz dergisinde Longplay adlı sayfayı hazırlamaya başladı. Müzik eleştirilerini ve müzisyenlerle yaptığı söyleşileri Hayvan, Shaft, Picus, K. Karakalem ve Yüksekses dergilerinde, Radikal, Cumhuriyet ve Yarın gazetelerinde yayımlayan şair, Varlık dergisinde Tozlu Raf adlı bölümü hazırladı. Müzik alanındaki çalışmalarını Türk Rock 2000 ve Türk Rock 2001 adıyla kitaplaştıran Durukan, 2004 yılında İyiler Siyah Giyer’i yayımladı.

Ayrıca Stüdyo İmge Yayınları’nca hazırlanan Eminem Show ve Okuyanus Yayınları’nca hazırlanan Çocuk ve Sanat adlı kitaplara da katkıda bulundu. 2005 yılında Şakağına Daya Beni adlı ilk şiir kitabı yayımlandı. 2009 yılında ise Rugan adlı ikinci şiir kitabı yayımlandı. 2012 yılında editörlüğünü üstlendiği, 21 kadın şairin inceleme yazılarından oluşan Fahriye Abla’dan Çanakkaleli Melahat’a Modern Türk Şiirinde Kadın İmgesi adlı kitabı hazırladı. 2015-2016’da Pulbiber dergisinin genel yayın yönetmenliğini sürdürdü.

Deniz Durukan, müzik ve edebiyatın iç içe olduğu şiirlerinde, kadını, cinselliği, aşkı, toplumun dayattıklarını cesurca sorguladı. İlk şiir kitabı 2005’te Şakağına Daya Beni, klasik rock şarkılarının ve Beat kuşağı şairlerinin sesini anımsattı. 2016’da Dokuz Katlı Sıdıka adlı şiir kitabı çıktı.

Şiirlerinde, kadınlara dayatılan bir çok meseleyi irdeledi, kendi sesini oluşturdu. Anlatımda imgelerden yararlanarak İkinci Yeni şairlerinin diline yakın bir dili benimsedi. Şair, edebiyat dergilerinde söyleşi, deneme, inceleme yazıları kaleme almaya devam ediyor. Hâlen Gazete Duvar ve 45’lik dergilerinde yazıyor. Şiirleri 2002’de Yaşar Nabi Nayır Edebiyat Ödülü şiir dalında dikkate değer bulundu. Şarkıcı Teoman, şairin yazdığı Ölüm Işığa Uzanmış adlı parçayı seslendirdi. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Demet Duyuler Doğan Kimdir? Hayatı, Eserleri

10 Kasım 1966 yılında Adana’da dünyaya gelen Demet Duyuler Doğan, Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Yabancı Diller Eğitimi Bölümü Alman Dili Eğitimi Anabilim Dalında öğrenim gördü.

Haber Merkezi / Adana Yaşam Sanat Derneği ve Adana Yazarlar Evi Derneği Kurucu Üyesi, Çukurova Sanat Girişimi ve Akdeniz Sanat Oluşumu gönüllüsüdür.

Söylem ve Yaşam Sanat dergilerinin yazı kurulunda çalıştı. Resmi, özel kurum ve kuruluşların kültür sanat etkinliklerinde moderatörlük ve sunuculuk yaptı. 2015-2018 dönemi Adana Kent Konseyi Kadın Meclisi Yönetim Kurulu üyesi, Kültür Sanat Komisyonu Başkanı olarak da görev yaptı. Yılankale Şahmeran Şiir Ödülünü aldı.

İlk şiiri “Bulutun Öğüdü” Söylem dergisinde yayınlandı. Şiir ve yazıları Tay, Turunç, Eliz Edebiyat,  Bağlaç, Tmolos Edebiyat, Kara Zambak, Patika, Şehir, Yaşam Sanat  gibi dergilerde çıktı. Şiirlerinde hayatın renklerini, kadının iç dünyasını ve umutlarını anlatır.

“Akşam sefası”

Akşamın geceye sabahın gündüze geçişi gibi sancılı günler
o günler ki günleri kovalarken sensiz
içimde tanımadığım bir korku
bezgin kokusuysa havanın
acı ve ayrılığa dair anların muştucusu

Balkonda ben tedirgin ve üzgün
gözlerimdeki bir parça bulut
sağanak olmasın diye
koşar adım indim bahçeye
dilini pek anlamadığım çiçeklerin koynuna sığındım

Güne küskün çiçeğiyle
yaprakları arasında suskun bekleyen
akşamın alacasında gülümseyip
gecenin karanlığını cıvıl cıvıl renklendiren
ana topraklarımda baba mirası
bir kök akşam sefası

Sanki o da mahzundu sanki o da eksik
ve sandım ki bana
bir dosta sorar gibi
‘aradığın nedir? ‘ dedi
aslında cevabı bilir gibi

Özlemlerimdi açmak istediğim ona
eğildim…dokundum….kokladım usulca
biliyordum anlıyordu beni
yarası ortak her bekleyen gibi

Taa yüreğimde hissettiğim
bir ürperti bir hışırtı bir koku
akşamın alacasında günün son ışığı
soluğumdan geçip kanıma karışınca
umut oldu umutsuzlukta
mutluluk oldu mutsuzlukta
içimde anlatılması imkansız bir arınma

Esrik bir mutluluk yaşatsa da
dudaklarımda haziran gülümseyişi
her şey gibi gelip geçici
her şey gibi nefes nefese
bilsek de gidenler gelmez
bilsek de sızılar dinmez
çakır keyif dost muhabbetiyle
minnet şefkat karmaşasında
sarılıp öptüğüm
akşamın hüznü özlemin ezası
bütün bunları bir anlık dindiren
bir anlık dinlendiren
baba yadigarı akşam sefası… akşam sefası

“Çiçekli güz”

Yalnızlığın yorgun elleri
aralıyor yamaçtaki evin perdesini
uzaklarda görünen çocukluğun
sararmış rengi
tüttürüyor yanık ezgileri

Derince bir nefes çekerek
dalıyor sayrılı düş gördüren ateşin içine
bense uzak bakışlarla izliyorum aslında
çocukluğumun terli susamış
başında babası bekleyen kendimi

Onun gözleri yumuk
alnında ıslak tülbent
teninde kızıl kabarcık
içinde acı su
sanki burgulanıyor bedeni
ardından tomurcuk patlaması
aralatıyor gözlerini
a a ne görsün
soldan sağa
yukarıdan aşağıya
ısırgan kahkahalı çiçekler
bir de gizli ısırığı
fink atıyor teninde
dört dönerken kaygıyla annesi

Unutulmazlıkların esrik devşirmesinde
ne baht ne kader
dili yok izi var
kişiye özgü anılar
geçmişin sisli sarkacından
muzip gülüşlerle salınarak
el sallıyor yamaçtaki eve
çocukluğu/mu/n keyifli vadisinden

“Eski bir albüm”

Günler
günler ki çekip gidiyor
çekip gidiyor ya
şöyle bir bakayım dedim
nereye gidiyor

Eski bir albümün
solmuş resimlerinin
en sıcak yerlerine dokundurdum
donuk bakışlarımı

Kapıda gelin arabası
arabada fidan gibi damat
yanında telli duvaklı gelini
başlarında esen kavak yelleri
davullu zurnalı düğün gülüşleri

Bu sevinç paylaşılmaz mı
kadını erkeği genci yaşlısı
avuçlarında buğday para şeker
mutluluk dileyen dualarla
bereket serpmekteler
yüreklerinde imece kıvancı
yarınlara halay çeken yarenler

Bir başka resim
karakış ortasında
çiçekli sabah tazeliği
sepya rengi sessizlikte
mis kokulu bahar sevinci
yeniden dünyaya gelmiş gibi
mutluluğu oynatan çocukluk resimleri

İşte yine aynı mahalle
aynı evler aynı sokak
içinde sevgiler tütse de hala
çoğu dönülmez akşamların
aysız yıldızsız derin uykusunda
alnı ak sözü ak komşularım
özlemle yüreğim paramparça

Eski bir albümün içinde
yitirirken çocukluğumun ayak izlerini
yetim dudağımdan döküldü dualar
saçaklarda içli bir şarkıyı söylerken
gözü yaşlı kumrular
gömütlükte yankılandı sesim

Günler
günler ki çekip gidiyor
çekip gidiyor ya
halbuki geceyle arasında bir arpa boyu yol var
yaşananlarsa ölümsüz anılarda

Paylaşın

Evin Okçuoğlu Kimdir? Hayatı, Eserleri

3 Aralık 1956 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Evin Okçuoğlu, Üsküdar Kız Lisesi mezunu. Atatürk Eğitim Enstitüsü İngilizce Öğretmenliği bölümünden 1977’de mezun oldu. 1985’te Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesinde lisans tamamladı.

Haber Merkezi / Yedi yıl, Burhan Felek Lisesi’nde İngilizce öğretmenliği yaptı. İstanbul Üniversitesi’nde 19 yıl okutman olarak çalıştıktan sonra 2004 Ocak ayında emekli oldu.

Lise yıllarında şiirle tanıştı, toplumcu gerçekçi doğrultuda yazdığı şiirleri; Evrensel Kültür, Berfin Bahar, Amik, Çağdaş Türk Dili, Mor Taka, Ekin Sanat gibi dergilerde yayımlandı. Haiku ve Tankaları da Haikum ve Uta adlı Japon şiiri yaprak dergilerinde yayımlandı.

Çocuk Edebiyatına ağırlık verdi, öyküler yazdı. “Sakın Kızma Anne”, “Toprak Öyküleri” adlı dosyaları, yayıma hazırlanıyor. Çeşitli yerlerde yayınlanmış çeviri düz yazı ve şiirleri de vardır. Papirüs Yayınevi’nde bir süre düzeltmen olarak çalışan Okçuoğlu’nun “Kosovalı Kız Zana” adlı çevirisi, Papirüs Yayınevi tarafından yayımlandı.

“Adını sen koy”

Yanağı kaçak, dudağı mülteci,
elleri sürgün adam’a

Dallarımda kalmış direnen çiçek,
Güneşli tarafı geçitlerimin.
Gidilmemiş aşinalıklarımın yolcusu,
Solmayan parıltısı kadehimin.
Elimin unutkan hecesi,
Gülüşümde gezinen deniz,
Denizinde yitirdiğim öpüş.

Karşıladığın yerdeyim.
Yürümem yürümek değil;
Oturmam oturmak,
Konuşmamız sarılmak.
Susmamız;

“Bilmediğim”

Bir adam yaşar
Hiç gitmediğim o yerde.
Esip durur
Bilmediğim rüzgarlar.
Gidilesi o dağın yamacında
Kaldırır da başını göğe,
Adam evreni kucaklar.

Çırpınırken uzakta düşleri.
Karışır kavramlar,
Yamaçlar susar,
Bir ateş yanar yüreğinde;
Adam yazmaya başlar.

Yamacı mor hüzündendir
Okşarken yüzünü rüzgar
Dalıp çıkar maviye
Çiçeklenir bulut
İnce bir çizgide.
Kıvraktır umut çeken takalar
Sonra rüzgar da susar, kopar iç fırtınası,
Adam türküye başlar…

“Bulut”

Nasıl yağsın sadece bana
Gezdikçe rüzgarla
Almış yükünü
Dokunsan dökecek içini
Aşk esen yelde mi, bulutta mı
toprakta mı saklı yoksa?

Aşk toprakla bulut için
İçe işleyen nem olsa olsa…
Akıp götüren sel ya da.

Yatağında gürüldeme olasılığı.
Aşk yağma olasılığıyla
Islanma olasılığında kıvranma.

Mevsimin kurağına varınca
Aşk bir vaha.

“Dalgın”

Unutkan o
Yıldızlarım pul pul

Sökük dikiş
İçinden geçen görünür

Kalabalık kaldırım
Çarpar yabancı yüz hızlı çekim

Unutkan o
Siler eski foto karelerini

Pardon! derse biri
İçinden yıldız geçen çarpar göze kare kare

Paylaşın

Şair Eşref, Kimdir? Hayatı, Eserleri

13 Temmuz 1847 yılında Manisa Kırkağaç İlçesinin Gelenbe kasabasında dünyaya gelen Şair Eşref, 22 Mayıs 1912 yılında Gelenbe hayatını kaybetti. Asıl ismi Mehmet Eşref’tir. İlköğrenimini memleketindeki Sıbyan Mektebi’nde yaptı. Manisa Hatuniye Medresesi’nde Arapça ve Farsça öğrenim gördü, hafızlığa çalıştı.

Haber Merkezi / Manisa Valiliğinde tahrirat (yazı işleri) kâtipliği (1870) yaparak çalışma yaşamına girdi. Turgutlu, Akçahisar, Alaşehir’de malmüdürlüğü (1873-75) yaptı. 1879 yılında Fatsa Kaymakamlığına atandı. Ancak içki ve eğlenceye düşkünlüğü nedeniyle görevini gereğince yapamıyordu. Adı bir yolsuzluğa karışınca da görevinden alındı. Yargılanıp aklandıktan sonra Çapakçur, Hizan, Ünye, Tirebolu, Akçadağ, Garzan, Acıpayam, Buldan, Kula, Kırkağaç, Daday ve Gördes’te yeniden kaymakamlık görevlerinde bulundu.

Mehmet Eşref Efendi, Gördes kaymakamıyken siyasî suçlu olarak tutuklanıp İstanbul’a götürüldü. İzmir’deki evinde sakıncalı evrak bulundurmaktan bir yıl hüküm giydi (1902), İzmir’de gözetim altında tutuldu. Serbest kaldıktan sonra Mısır’a kaçtı (1903). Mısır’dan Paris, İsviçre ve Kıbrıs’a geçti. Yeniden döndüğü Mısır’da çıkardığı “Curcuna” adlı mizah gazetesinde II. Abdülhamit yönetimiyle yoğun bir mücadeleye girişti.

Mizah ve hiciv şiirlerini topladığı dört kitabı da Mısır’da yayımlandı. İkinci Meşrutiyet’in ilanı (1908) üzerine aynı yıl İstanbul’a döndü. Çıkardığı “Eşref” ve “Musavver Eşref” dergilerinin başyazarlığını yaptı. Bir bölüm şiir ve yazılarını ise İzmir’de çıkan “Edeb Yahu” dergisinde yayımladı. Meşrutiyet devrinde Kasaba ilçesi kaymakamlığı ve Adana vali yardımcılığı yaptı (1908-09). Memurluğu sona erdirilince kendisine “mazuliyet“ aylığı bağlandı. Eşref dört kez evlenmişti. İlk eşinden bir kızı, üçüncü eşinden bir kızı bir oğlu oldu. İçki nedeniyle vereme yakalanarak Kırkağaç’taki evinde öldü, mezarı Kırkağaç’ta istasyon yolundadır. Mezar taşında şu dörtlük yazılıdır: 

“Kabrimi kimse ziyaret etmesin Allah için,

Gelmesin reddeylerim billahi öz kardaşımı;

Gözlerim ebnâ-yı âdemden o rütbe yıldı kim,

İstemem ben Fâtiha, tek çalmasınlar taşımı” 

Türk edebiyatının en büyük hiciv (yergi) şairi olarak ün kazanmış olan Eşref, tüm şiirlerini Divan edebiyatı formları ile yazmıştır. Birçok şiiri müstehcenlik derecesinde argo sözcüklerle doludur. Şiirlerinde Padişah Abdülhamit yönetimi döneminde gözlemlediği haksızlıklar ile Batılılaşmayla birlikte ortaya çıkan komiklikleri keskin bir dille ve hayranlık uyandırıcı zekice buluşlarla dile getirmiştir. Şiirlerinde kaside, gazel ve dört dizelik kıta biçimlerini kullandı. Aruz ölçüsünü kullanmakta başarılı değildi. Ancak dili oldukça sadedir. Şiirlerinden kimilerini ünlü kimi şairlere tehzil (bir şaire aynı vezin ve kafiyede fakat şaka ve alay yoluyla yazılan şiir) yoluyla yazmıştır.

Şair Eşref, hem yaratılışındaki büyük yetenek itibariyle, hem de II. Abdülhamit döneminin ha­zırladığı çevre ve nedenler bakımından yazdığı hicivlerde başarılıdır. Onun hicvi, Nef’înin ve Sürurî’nin hicivlerinden çok daha üstündür. Zaten o, kişisel garezle değil, çoğu kez memleket endişesiyle ve gerçekten hicvedilmeye lâyık olan olay ya da adamlara hücum etmiştir. Uzun manzumeleri arasında da kuvvetli beyit­leri (ikili) varsa bile en başarılı olduğu şiir türü dörtlü kıtalardır. İçlerinde çirkin sözcükleri ve açık benzetişleri içerenler varsa bile yine de hemen hiçbiri bayağı ve iğrenç sayılamaz.

Eşref, 1908 yılından sonra yazdığı şiirleri bir kitapta toplanmadı. “Vakit” gazetesinde tefrika edilip de kitaplaşmayan çalışmaları vardır: “Kuyruklu Yıldız” (1929), “Rüya” (1929), “Meclis-i Mebusan” (1928), “Bergüzâr” (1928-29), “Kıtalar ve Hikâyeler” (1929) bu tür çalışmalarıdır. (Kaynak: biyografya.com)

Paylaşın

Erzurumlu Emrah Kimdir? Hayatı, Eserleri

1277 yılında Erzurum’un Palandöken İlçesine bağlı Güzelyurt (Tambura) Köyünde dünyaya gelen Erzurumlu Emrah, ileri yaşlarda gittiği Tokat’ın Niksar ilçesinde 1860-1861’de vefat etmiştir. Emrah, Karşıbağ mahallesi civarında Tekke Bayırı denilen yerdeki kabristana, Ahi Pehlivan türbesi yakınına defnedilmiştir. Vefatından uzun yıllar sonra Tokat ulemasından Hacı Abdulkadir Hıfzî Efendi, Emrah’ın mezar taşına manzum bir kitabe yazmıştır.

“Emrah”ın, asıl isim mi, yoksa mahlas mı olduğu konusunda kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Bunun mahlas olabileceği kuvvetle muhtemeldir. XVIII. yüzyılın son çeyreğinde doğduğu kesin olmakla birlikte, doğum tarihi, yıl olarak tespit edilememiştir. Küçük yaşta köyünden Erzurum il merkezine giderek orada bir süre öğrenim görmüş ve Nakşibendi tarikatına girmiş, daha sonra Erzurum’dan ayrılmıştır.

Şairin gezdiği ve yaşadığı yerler hakkındaki rivayetler de çeşitlilik gösterir. Trabzon, Sinop, Çankırı, Kastamonu, Konya, Niğde ve Sivas, onun gezdiği ve bir süre ikamet ettiği yerler arasında sayılır. Özellikle Kastamonu’nun, şairin uzun bir süre yaşadığı şehir olduğuna dair belgeler mevcuttur. Şiirlerinden hareketle Kastamonu’da Alişan Bey adlı varlıklı bir kişiyle görüştüğü ve hatta onun himayesine girdiği kabul edilir.

Âşıklar arasındaki bir rivayete göre Emrah, İstanbul’da da bulunmuş, altı ay süreyle Tavuk Pazarı’ndaki âşıklar cemiyetinin başkanlığını yapmıştır. Fuat Köprülü bu rivayeti değerlendirirken şu yorumu yapar: “[Emrah Divanındaki] meşhur püskül destanı, İkinci Mahmut tarafından fesin umumi serpuş olarak kabulünden sonra bu yeniliği halka beğendirmek maksadıyla yazılmıştır. Eğer şairin İstanbul’a geldiği doğru ise bunun bu sıralarda olduğu ve manzumenin sultan Mahmud’a huluskârlık maksadıyla İstanbul’da yazıldığı tahmin olunabilir.”

Ahmet Talat, Tokatlı Nuri adlı esrinde Emrah’ın Çankırı yıllarına ait tamamen halk rivayetlerine dayanan geniş bilgiler verir. Eyüp Akman ise şairin Kastamonu ve çevresinde ortaya konulan rivayetleri ve Kastamonu kaynaklarında bulunan Emrah’a ait şiirleri aktarır.

Emrah’ın yaşadığı şehirlerde ne kadar kaldığı, bu şehirleri hangi sırayla gezdiği bilinmemektedir. Yine dolaştığı yerlerde birden fazla evlilik yaptığı, farklı şehirlerde çocuklarının olduğu şeklindeki bilgiler de rivayetten öteye gitmez.

Eserleri şunlardır:

1. Divan-ı Emrah: Erzurumlu Mehmed Abdülaziz tarafından 1332 yılında İstanbul’da neşredilmiştir. Eserin kapağında şu kayıt vardır: “Tarikat-i aliyye-i Nakşibendiyye hulefasından arif-i billah vasıl-ı illallah Şeyh Emrah Erzurumi kaddesallahu sırrehü’l-aziz hazretlerinin divanıdır.”

56 sayfadan oluşan eserde Emrah’ın aruz vezniyle yazdığı şiirlerin bir kısmına yer verilmiştir. Divandaki bazı şiirlerin baş tarafında şiirin türü veya biçimini karşılamak üzere lebdeğmez, müstezad, dastan, gazel, mersiye gibi açıklamalar vardır.

2. Çeşitli mecmua ve cönklerde yer alan şiirler: Erzurumlu Emrah’ın şiirlerinin büyük bir kısmı el yazması cönk ve mecmualarda yer almaktadır. Bunlar, çoğunlukla hece vezniyle ortaya konulan şiirlerdir. Emrah’ın şiirlerinin yer aldığı cönk ve mecmuaların çoğu Milli Kütüphane ile Kültür Bakanlığı MİFAD arşivinde, bir kısmı da hususi arşivlerde bulunmaktadır. Şairin hece vezniyle söylediği şiirleri ilk kez Eflatun Cem Güney 1929 yılında yayımlamıştır.

Erzurumlu Emrah, saz çalan, âşık kahvehanelerinde fasıllara katılan, dolayısıyla hazırlıksız şiir söyleyebilen bir şairdir. Çeşitli mecmua ve cönklerde yer alan Emrah’a ait hece vezniyle söylenmiş şiirlerin, şekil ve muhteva yönünden âşık tarzı şiir geleneğine ait ürünler olduğu görülür. Yaşadığı dönemin edebî muhitlerinde ve özellikle saz şairleri üzerinde büyük etkisi olan Emrah’ın yetiştirdiği çıraklardan öne çıkanları Tokatlı Nuri ve Gedai’dir. Emrah, yetiştirdiği çırakları ile kendine has üslubun günümüze kadar uluşmasına zemin hazırlamış, kendi adıyla anılan bir ekolün, “Emrah Kolu”nun kurucusu olmuştur.

Halk rivayetlerine göre Emrah, dönemin Erzurum’da ikamet eden ünlü mutasavvıfı Habip Baba’nın yönlendirmesiyle tasavvuf yoluna meyletmiş, daha sonra intisap ettiği Nakşibendi tarikatı başta olmak üzere çeşitli tarikat çevrelerinde tasavvuf kültürü almış ve bunu şiirlerine yansıtmıştır. Bu tür konuları ele aldığı şiirlerinde tasavvufun temel kavramlarına aşina olduğu görülür. Tasavvuf çevreleriyle olan diyaloğu şairin hem tanınmasına, hem de saygın bir kişi olarak şöhret bulmasına katkıda bulunmuştur.

Emrah, divan şiirinin ustalarını okumuş, o tarzda da şiirler yazmıştır. Klasik tarzda yazdığı şiirlerinde Fuzulî başta olmak üzere Bakî ve Nedim gibi divan şairlerinin etkisi görülür. Arapça ve Farsça kelime ve terkiplerin bu şiirlerdeki yoğunluğu dikkat çeker. Yine bu tarzda yazdığı şiirlerinde klasik edebiyatın mazmunları sıkça karşımıza çıkar. Şiirlerinde zaman zaman ayet, hadis ve kelam-ı kibar iktibaslarına yer veren Emrah’ın özellikle devir nazariyesi ve vahdet-i vücud anlayışlarını yansıtan çeşitli manzumeleri bulunmaktadır.

Emrah, şiirlerinin bir kısmını aruz, bir kısmını hece vezniyle yazmıştır. Şiirlerinde Emrah veya Emrahî mahlasını kullanmıştır. Bütün bu bilgiler ışığında Emrah’ı divan şiiri tarzında da şiirler yazan mutasavvıf bir saz şairi olarak tanımlamak mümkündür. Bu özelliğinden dolayı Emrah, farklı kesimlerin edebî zevkine hitap etmiş, halk kitleleri arasında sevilerek okunmuş ve dinlenmiş, döneminin en büyük saz şairi olarak kabul edilmiştir.

Erzurumlu Emrah’ın şiirleri, 16. yüzyılda yaşadığı ve hakkında bir halk hikâyesinin oluşturulduğu kabul edilen Ercişli Emrah’ın şiirleriyle karıştırılmıştır. Yer yer Ercişlinin şiirleri Erzurumluya, Erzurumlunun şiirleri Ercişliye mal edilmiştir. Bu şiirlerin gerçek sahiplerinin tespiti için geçerli bir kıstas yoktur. Sadece 19. yüzyıldan önceki yazılı belgelerde Emrah adına kayıtlı şiirlerin Ercişli Emrah adlı şaire yahut “Ercişli Emrah ile Selvihan” adlı hikâyeye ait olduğu söylenebilir. Aynı şekilde Erzurumlu Emrah’ın şiirlerinin, öğrencisi Tokatlı Nuri’ye, yahut Nuri’nin şiirlerinin Emrah’a mal edildiğine de rastlanır. Sözlü kültür ürünlerinin üretme, icra ve aktarma süreçleri göz önünde bulundurulduğunda bu durumun başka şairler için de söz konusu olduğu görülür.

Paylaşın

Ertan Yılmaz, Kimdir? Hayatı, Eserleri

1 Ocak 1986 tarihinde Samsun’da dünyaya gelen Ertan Yılmaz, ilköğretimi Samsun’da, liseyi İzmir Karşıyaka’da tamamladı. Anadolu Üniversitesi A.Ö.F. Sosyal Bilimler öğrencisi. 2007’de Reklammeklam adlı reklam ajansını kuran Yılmaz, İzmir Karşıyaka’da yaşıyor.

Haber Merkezi / Şiirleri ve şiir üzerine yazıları; Kül, Dize, Edebiyat ve Eleştiri, Agora, Ünlem, Eski, Bireylikler, Mortaka, Patika, Yom Sanat, Kitap-lık, Kaçak Yayın, Varlık dergilerinde yayımladı.Şiirleri çeşitli şiir yıllıklarına alındı. Yayımlanmamış kitap dosyasıyla; 2004 Homeros Şiir Ödülü ve 2004 Cemal Süreya Şiir Ödülü’nde birinciliği paylaştı. Şarapya adlı fanzini 12 sayı çıkarttı.

Yapıtları;

Asya (2005)
Söyle (2005)
İyiyim (2007)

Ödülleri;

2004 Homeros Şiir Ödülü – Birinciliği Zeynep UZUNBAY ile paylaştı-
2004 Cemal Süreya Şiir Ödülü -Dosya dalında birinciliği Nilay ÖZER ile paylaştı-

“Kirli peçeteler”

her şeyin içinde bi’şey ne kadar
goncalanacak bugün sesi çıkmayacak
pencereler kimi açsa aynı sığırcık
sürgünlerini değil daha kes kes uçlarını

şimdiye uzaklıkları kimse koymuyor
ağırlık değil de peki ne hayat omuzlarınıza
alın dünyanın anahtarı size; bu da benim kilidim
büyütülmekse sadece aldatılmak, elbet tarih yazılamaz
gözlerinizi kapatın duvara sayın bildiklerinizi
herkes duysun yatak odanızdaki ölümü.

“Seni gerçekten sevdiğimi unutma”

Büyük özlemler koyulur bu kez de
hep aynı şeydir aslında gerilim, soğuk doğmaası demirin
bir dağa verdiğinde sırtını bir denizi boğabilmek
ve namludan çıkarcasına kapı çarpıp çıkmak evden
hayata açılıp gün kollamak, pusuda ölüm uykusuna yatmak
dahası beklemek mevsimlerden birçok şeyi…

Eylül gelince ilk yaprağın düşüşü, okul tatilinin bitişi
çorbacıda sabah altı, fırında odun ateşi ekmeği
bir büyükşehir, bir saatli meydan bir de takvimli saat
öyle günler arasında elma armut satan elma armutçu
kavun karpuz satan bir kavun karpuzcu
sevmek ve ölesiye sevmek arasında uçsuz bucaksız farklar
batmakla çıkmanın kardeş olduğunu bilmek sürekli
ve sürekli savunma oynayıp yenilmek
sonbahar gelince eylül’ün gelmesi, eylül gelince ekim’in
bıçaktan bıçağın yapılması belki de…

Belki de suyun üşüdüğünü bilmek kar yağdığında
ama içmek soğuk soğuk bir rakıyı
rakıdan sonra su, sudan sonra buz
buzdan sonra bilmek yumruk mezesini
ardından bakmak, ama ne bakmak öyle
yazmak, ama ne yazmak bu hayatın bir yerini
biliyor musun bilmem ama
seni gerçekten sevdiğimi unutma!

“Sevgilim cam ise ben kumum”

Hayat bir yerinden keser de yaşatır bizi
hangi yanımızdan tutulmaya başlasak
denizler bozulur, altın kararır, çürür umut.
O zaman hıçkırıklı bir ut delirir yanım sıra
bulutlar kırılır, rüzgârın eseceği varsa da esmez.
Sevgili uzun bir düş olarak, adım atılmıyor trafiğinden
rotası yok ki pusulası olsun. Hep saplanış kente.

Yıllardır düşünüyorum nasıl silerim seni
hiç bu kadar parçalanmadı kalbim, yalnızlık gerici
hangi serseri kurşun öptüyse etimi o kadar denk aşka
meydanlara, yollara ya da hiçbir şeye
can yaksa gözbebeği kadar, boğazıma lokma olsa otursa
söylerken soluk alsam adını. Ah, yaşamak, yıl bir
takvimim ne aydan ne de güneşten
öyle inandım sana tarih yazmadı, yıl bir
sıfır henüz bulunmadı, büyük bir atlassın yanımda
kalkıştığım, diline dil olmak için
yazdığım, milyonlarca motor gürültüsü ve gökte işitmezlik
çamaşır makinesi çalışıyor hayat temiz değil
bulaşık makinesi çalışıyor saat iki, yıl bir
üstelik biz her insana demir attık gitmesinler diye
yine de kan gövdeyi götürüyor.

Paylaşın

Ersin Salman Kimdir? Hayatı, Eserleri

4 Şubat 1941 yılında Ankara dünyaya gelen Ersin Salman, Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ni bitirdi. 1964’te açılan sınavı kazanarak TRT’ye girdi, 1971 sonuna kadar TRT Ankara Radyosu’nda program yazarı ve yapımcısı olarak çalıştı, yanı sıra radyo oyunları yazdı ve uyarladı.

Haber Merkezi / 12 Mart darbesinden sonra meslek değiştirmek zorunda kaldı, 1971 Aralık’ında Manajans’ta reklamcılığa başladı. 1975’te üç ortağıyla birlikte Ajans Ada’yı kurdu.Ajans Ada 1993’te Merkez Ajans’la birleşerek Adam Tanıtım; aynı yıl için The Lowe Group’a hisse devrederek Lowe Adam adını aldı.

Ersin Salman Anadolu Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi’nde lisans ve yüksek lisans düzeyinde ‘Reklamcılık ve Halkla İlişkiler’, Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde “Reklamcılık Bilgileri” dersleri verdi.

“Sürekli Aydınlık için 1 Dakika Karanlık” eylemine öncülük eden Aydınlık için Yurttaş Girişimi’nin yanı sıra, Sivil Anayasa Girişimi’nin de gönüllü üyelerinden olan Salman, Reklamcılar Derneği Başkanlığı, Türkiye/Yunanistan Dostluk Derneği Genel Sekreterliği yaptı; Reklam Yazarları Derneği, 1907 Fenerbahçeliler Derneği ve TÜSİAD üyesi.

1991’de Cumhuriyet Gazetesi’nin Yunus Nadi Yarışması’nda “şiir” dalında mansiyon aldı. 1994 yılında “Misafir Terlikleri” adlı şiir kitabı Oğlak Yayınları’nın “İlk Yapıtları” dizisi içinde çıktı. Salman şiirlerini Adam Sanat Dergisi’nde yayımlıyor, yazılarını Radikal Gazetesi’ne yayımlandı.

Eserleri;

Misafir Terlikleri (Şiir, 1994)
Lefter – Biz Bu Memleketi Seninle Sevdik -We Loved This Land With You (2012)

Ödülleri; 1991 – Yunus Nadi Yarışması (şiir dalında mansiyon)

“Gülabdan”

İnce
küçük
işlemeli
saydam bir dünyadır Gülabdan
Yaşamı güzelleştiren iksirler sunar insana Ve
pembe bir sesle dökülür beyazlığın üstüne Kar değildir

Bir
bakışta
arkası görünen
kar kokulu çiçektir Gülabdan
Yılda yalnızca bir kez açar Sessiz bir yaz akşamı
yatsı ezanı okunurken O gece yeni ayın ilk günüdür

Sesi
duyulan
kendi bilinmeyen
ayda yaşayan bir ötücü kuştur Gülabdan
Uçarken soluğu kesildiğinde çiçekli bir dal arar
Konduğu dalda uyuyakalır Düş görmez düş gibidir

Bir
çağda
öte yüzyıla
düş gibi akan bir gezgindir Gülabdan
Baharat taşıyan gümüş yaldızlı ticaret gemilerini
eski rüzgârların kokusundan tanır Yelkenleri atlas değildir

Ve
aslında
kendi de
denizden esen bir rüzgârdır Gülabdan
İmbatla el ele verip Alsancak’tan Karantina’ya giderken
Pasaport İskelesi’ndeki vapuru okşar İçinde ilkokul çocukları

O
hoş
Çingeneyle
Perulu matadorun pasaportsuz kızıdır Gülabdan
Yılbaşı öncelerinde kokina satar Pera sokaklarında
Ve kaçırmaz Ramon Novarro filmlerini Yeni Melek yoktur

Çok
geniş
kanatlarıyla
düşler kurgulayan bir penceredir Gülabdan
yıldızlı gökyüzlerine kıpkızıl gelincik tarlalarına ve
çocuk bahçelerine açılır Açılırken gizemli bir müzik duyulur

Acı
ayrılık
işkence görmüş
İranlı bir koministtir Gülabdan
Yaşamın bir gün çok daha adil olacağına ve insanlığın
galaksilerarası uçuşlar yapacağına adı gibi inanır Adı yoktur

Adı
yeni
konulan
eski bir gezegendir Gülabdan
Genellikle başına buyruk dolaşır
Samanyollarını sever Çocuklara gö kırpar

En
çok
çocukların
sevdiği sabırlı bir çerçidir Gülabdan
Meyankökü bile satar Arabası çok havalelidir
Atının donu beyaz kâkülü kırmızı olur Adeta yürür

A
harfleri
uzun okunan
kırmızı bir söcüktür Gülabdan
Ferit Devellioğlu’yla yakınlığı vardır Osmanlıca-Türkçe
Lugat’ın 354. sayfasında bulunur Arayana pek rastlanmaz

“O çocuk”

Çocukluğumun bütün kedileri geçiyor sokaktan
Çenesinin altını kaşıdığım
kafasını bacağıma sürten
kuyruğu dik beli çukur sesi mırıl
Elimin altından kayarak kabararak geçen bütün kediler
Tırnakları içeri çekili patileri yumuşacık
boyumda uyuyanlar
hepsi

Yavaş sessiz hüzünlü bir geçit töreni

Gözlerinde bir soru var
Arada durup bakıyorlar
Bu adam o çoçuk muydu

Sonra usulca dönüp gidiyorlar

Kediler bitmeden daha
köpekler katılıyor törene
Ekmek verdiğim köpekler
Çimenler üstünde boğuştuğum
Coşkuyla sıçrayıp üstüme atlayanlar
Dili bir karış dışarda küçük bir kıpırtı bekleyerek
soluk soluğa gözümün içine bakanlar
Kalkıp iki ayaklarını omzuma dayayanlar

Sessizce geliyor
karşımda bir an durup
başlarını yana eğip sorarcasına bakıyorlar
Bu adam o çocuk muydu

Üzgün bir müzik eşliğinde
ve derin bir iç çekiş halinde
kimse farkına bile varmadan
sessizce sona eriyor
Her şey

Ve sonra
sokağın öteki ucunda
bir an durup arkasına bakan
ve el sallamadan yürüyüp giden
birini görüyorum
Küçük birini

Bir soru takılyor kafama
o çocuk
bu adam mıydı

Paylaşın

Ersan Erçelik Kimdir? Hayatı, Eserleri

29 Temmuz 1980 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Ersan Erçelik, Celal Bayar Üniversitesi, İşletme Bölümü’nden mezun oldu. Edebiyatçılar Derneği ve TEMA üyesi olan Erçelik halen İzmir’de yaşamaktadır.

Haber Merkezi / 2002 de yazmaya başladı. Şiir, deneme, eleştiri, inceleme, öykü ve söyleşileri, Varlık, Yasakmeyve, Agora, Damar, Deliler Teknesi, Edebiyat ve Eleştiri, Eski, Güney, İle, Karakalem, Koridor, Kum, Mor Taka, Patika, Şiiri Özlüyorum, Ünlem, Yaratım, Yom Sanat, Cumhuriyet Kitap gibi dergilerde yayımlandı.

Eski dergisinde başladığı “Şiirle Yüz Yüze” adlı şiir eleştiri yazılarını Deliler Teknesi’nde, çeşitli temaların şiirle ilişkisini ele aldığı denemelerini “Keşfedenler İçin Atlas” başlığı ile önce Kum dergisinde, sonra Karakalem dergisinde sürdürdü. “2007 Şiir Teknesi” adlı şiir yıllığını hazırladı.

Eserleri;

Yüzüm Yeryüzünde Bir Dövme (2007)
Kırık Pena (2007)

Ödülleri;

2007 8. Uluslararası Altın Safran Belgesel Film Festivali Şiir Ödülü (Birincilik) / Kırık Pena ile
2007 İzmir Karşıyaka Belediyesi Homeros Şiir Ödülü (Üçüncülük) / Mezarkabul adlı dosya ile
2007 Doğan Şadıllıoğlu Ödülü (Mansiyon) / Eros’un Nefesi adlı dosya ile
2008 Kocaeli Yüksek Öğrenim Derneği Şiir Ödülü (Birincilik) / Yüzüm Yeryüzünde Bir Dövme ile

“Uykuya dalmadan”

Denize doğru
aramıza yerleşiyor yorgun rüzgâr
orada, çimenlerde dinlenen temmuz ışığı
yaşlı ağaca dayalı tahta merdiven
gün boyu beyaz dut toplamışlar
kızarmaya bırakmışlar narları.

Üstümüze gelirken yıllar, yine de güzelsin
uzaklaşırken kamera çitlere doğru
soğuk sular dökünüp geçiyorsun içimden
çıplak adımlarla
en güzel hayallerini giyin, en renkli şalını dola
düş ki, seninle birlikte gitmek ister.

Sırılsıklam iliklerim seninle
avuçlarınla yaklaş güneş düşerken kumsala
aramızda ormanların, uzak kırların rengi
gözünü bahara açan ilk gelinciğin
olgunlaşıp yere düşen dutlar
gün bize bırakmış tayların yelesini.

Uyandık seninle, her yanda kumru sesi
rüzgârın gömleği gül desenli, gül kokulu her bahar…

“Kelebek burcu”

Gecenin kirpiklerinden konuşalım. Mavi bir sokağı
dönmeden sesin, kelebek burcundansın
attar aşkın yedi şehrini dolaşsa da
biz sokağın ucunda, ne kadar eskitsem bir uç veriyor asma
yaprağın. Düşünürken gördüm avluya düşen gölgeyi.

(İlhan Berk bilir, gezdiği yerde yeşil bir dal vardır.)

Bir elmayı soyar gibi bakarsın toprağa
anlamaktan hep kuşku duydun. Sezginin deniziydi
uyuyordu sözcüklerinin kıyısında.
Şimdi çiçeğin üstüne basarak geçiyor rüzgâr
dut dalları söyleştiği.

Rüzgar ki bilmez çocukluğunu, bundandır hırçınlığı.

Hortum döne döne çalışır fırtınasına
ardına bakmaz dünya, farkında değildir hızının.

(Dünya ki, hiç kimse onun gibi bakmadı kendine.)

Sarı bir kedi gözlerini dikmiş bakıyor
gerinen bahar göğüne.
Daha bir limon kadar sararmamıştır
öğlen vakti. Karşıdan karşıya geçiyor bir kadınla
bir çocuk. Otlara devrilen bir akşam el ele.

Akşamın saçları ki uzundur sevişmeler kadar.

Mayısın gönyesi kırık, bayırlara açık pergelinin ucu
defterinin kenar süslerinden uçurmuş kuşları.

(Bir vadi uyanmış sığırcıkları gösteriyordu.)

Gecenin kirpiklerinden konuşalım. Şimdi akşamdır
senin orada vakit, salıncak bilir
ipte sallanır beyaz gömlek rüzgârla.
Yakından bakıldığında ışıltılar, sonsuz sulardır
zaman. Denizin kıyısında taşlar, midye kabukları toplar.

(Denizin adı dalgaların içindedir, İlhan Berk’in şiirde.)

“Hançer dansı”

Gecenin esneyen bir ağzı vardır
ağaç yanlış açıyordur çiçeğini

Sabah uyanan taşlarla başlar büyük suya
terk edilen insan birden uçurumdur kendine

Menzil damlayadursun yolu özleyene
usulca açılır insana bir ağıt, bir yalnızlık

Giderek beni unut sezginin dilinde.

Ağzı tütün kokan sıkıntı
çıplak incinmişliğimizi giyinse

İçini tutan kolonlarda dozerin diş izleri
zamanla birer enkaz arkadaşlığın mazisi de

Bir arkadaşlık ki nice demlerden sonra
fedakârlığın camı öyle narin, hohlasan kırılır

Giderek sesi çıkmaz olur bıçağın kesişine.

Susmayı öğrendiğimiz sınırların dili
hangi boşluğu soyunsak avutan bir sanrı

Baharın bahçesinde bir tümce serinlik
yağmurun dostça uzanması çimene

Ne zaman küslüğe kapansa kapıları
uzun süre ipte beklemiş bir boyun gibi

Yaradan konuşmanın hançeri kalır geriye!

Paylaşın

Erol Çankaya Kimdir? Hayatı, Eserleri

15 Kasım 1953 yılında Manisa’nın Turgutlu İlçesinde dünyaya gelen Erol Çankaya, Turgutlu Cumhuriyet İlkokulu’nu ve 1973’te Turgutlu Lisesi’ni bitirdi. Bir süre İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü’nde okuduktan sonra 1979’da Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu. Aynı üniversitede “Siyaset ve İdare” alanında yüksek lisans tezi (1980), “Siyasal İletişimin Demokratik Topluma Etkileri” konusunda doktora tezi (1992) hazırladı.

Haber Merkezi / 1984-1987 yılları arasında The Polytecnic of Central Londan’da kitle iletişimi ve medya üzerine öğrenim gördü. İstanbul’a yerleştikten sonra Yurt Ansiklopedisi’nde (1981-1984), Ana Britannica Ansiklopedisi’nde (1987-1989), Manajans’ta ve Adam Yayıncılık’ta kültürel yapı bölüm sorumlusu ve metin yazarı olarak çalıştı (Yalçın 2001: 242).

Merkez Ajans (Lowe/Adam) ve Güzel Sanatlar, Saatchi&Saatchi gibi ajanslarda metin yazarı ve müşteri ilişkileri koordinatörü olarak çalıştı, 1995’te kendi ajansı olan Eurocom’u kurdu. Bu yıllarda reklamcı kimliği ile ön plana çıkan Çankaya, Arçelik, Vestel, Nissan, Milliyet Gazetesi, Yapı Kredi, Ziraat Bankası, THY, Sony, Beymen, Vakko gibi pek çok firmanın reklam kampanyalarını yönetti, çok sayıda reklam filmi çekti.

Dizi senaristliği de bulunan Çankaya, 1980-1987 yılları arasında TRT Ankara televizyonunda yayınlanmakta olan Kırık Hayatlar adlı dizinin senaryo yazarlığını yaptı. Çeşitli sinema filmi ve televizyon projelerinde çalıştı. 1996-1999 yılları arasında Marmara Üniversitesi, İletişim Fakültesi Görsel İletişim Bölüm Koordinatörü, 2001-2003 yılları arasında Beykent Üniversitesi, İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölüm Koordinatörü olarak görev yaptı. Yine Marmara Üniversitesi Radyo Televizyon (1994-2001) ve Kamu Yönetimi (1998-2002) bölümlerinde ve Beykent Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde (2002-2006) “siyasal iletişim” ve “reklamcılık” dersleri verdi.

Siyasal iletişim kampanyalarında görev aldı. 1994’te TRT Reklamcılık Büyük Ödülü’ne layık görülen Çankaya, Türkiye Yazarlar Sendikası, PEN, Uluslararası Yazarlar Birliği üyesidir. Şiir kitaplarının yanı sıra İktidar Bu Kapağın Altındadır (2008), Türkiye’de Toplumsal Değişme ve Köy Edebiyatı (2012) ve Siyasal İletişim (2015) adlı incelemeleri de bulunan Çankaya, Yakın Doğu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde “Siyaset Bilimi”, “Siyasal Etkileşim”, “Kamu Politikası”, “Anayasa ve Demokrasi” ve “Toplumsal Değişme” konularında ders vermeye devam etmektedir.

Edebiyata olan ilgisinde annesi etkili olmakla birlikte edebiyatla yollarının kesişmesi lise yıllarına denk geldi. İlk olarak şiir türünde eserler veren Çankaya’nın edebi kişiliğinin oluşmasında Attila İlhan etkili oldu. İlk şiirlerini 1971’li yıllarda İzmir’de Attila İlhan’ın yönettiği Demokrat İzmir gazetesinin Sanat-Edebiyat sayfasında yayımladı. Daha sonra şiir, deneme ve eleştiri türündeki ürünleri Yansıma, Soyut, Yeni Dergi, Yarına Doğru, Birikim, Türkiye Yazıları, Adam Sanat, Yazko Edebiyat, Sanat Olayı, Varlık, Sözcükler, BirGün, Cumhuriyet, Demokrat İzmir, Hürriyet, Hürriyet Gösteri, Milliyet Sanat gibi gazete ve dergilerde yayımlandı.

Yoğun bir duyarlık ve gerilim gücü sağladığı devrimci şiirleri ile 1970 kuşağının önde gelen şairleri arasında yer aldı. İlk şiir kitabını 1976’da Cehennem Biziz adıyla yayımladı. 1985’te ise Asıl Adı Gökyüzü adlı ikinci şiir kitabı yayımlandı. “Başlangıçta Attila İlhan’ın şiir evreninden kaynaklandığı izlenimi bırakan şiirlerinde giderek kendi ses gücünü ve olanaklarını yarattığı görüldü”.

İlk kitabı Cehennem Biziz’de devrimci içeriğe Ortodoks yaklaşımı ile dikkat çekti. Sık sık yinelediği belirli sözcük kümeleriyle dönemin gerçekliğini vermeye çalıştı. Büyük yaşantılar, büyük temalar peşinde olduğu bazı şiirlerindeki tematik kopuşlar, bu şiirlerin yapı ve tema bakımından dağınık görünmesine neden oldu. Bu bakımdan Cehennem Biziz’in bütününe bakıldığında, söyleyiş güzelliği taşıyan derli toplu şiirlerin sayısının az olduğu görülür. İkinci şiir kitabı ise Dara’nın ifadesiyle “büyük kentte yaşayan ilerici bir aydının şiirleri” olarak dikkat çekti.

Bazı anlatımcı şiirlerinin dışında şiirini imgeye dayandıran şairin şiirlerindeki imge zenginliği, dünyadaki devrimci şiirleriyle yakınlık kurmasının bir sonucu olarak dikkat çekti. Şiirlerinin içeriğini dünya devrimci şiirinin teknik ustalıklarından yararlanarak zengin bir düzeyde geliştirdi. Bunu yaparken taklitten uzak durdu. Yerel kaynakları, malzemeyi harmanlayarak şiirini imgeyle zenginleştirdi.

Yoğun bir duyarlık ve gerilim gücü sağladığı devrimci şiirlerini, “emek” gibi uğrunda savaşım verecek değerlerle yükledi. Şiirlerinde halkın ve işçi sınıfının sorunlarına eğilirken, yerleşik düzeni yererken umutsuzluğun yanına umudu, kavga ve öfkenin yanına inancı, acı ve zulmün yanına direnmeyi koydu. Şiirlerinde hayatın gerçekliğini, toplumsal değerleri okurun karşısına getirirken yer yer bireysel, duygusal çıkışlar da gözlemlendi. Başlangıçta bol sözcüklü uzun şiirler yazan Çankaya’nın, son dönemde daha tasarruflu ve duru bir söyleyişe, lirik bir anlatıma yöneldiği görüldü.

Paylaşın

Erhan Tığlı Kimdir? Hayatı, Eserleri

14 Mart 1941 yılında Aydın’ın Nazilli İlçesinde dünyaya gelen Erhan Tığlı, 1948 yılında Atça İlköğretim okulunu bitirdi. 1954’te Nazilli Lisesinden ve 1966’da İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu.

Haber Merkezi / 1967 yılından sonra Nazilli, Eskişehir ve İstanbul gibi birçok ilde Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yaptı. 1993’te emekliye ayrıldı.

1957 yılında Nasrettin Hoca dergisinde Beyaz Odam adlı ilk şiiri yayımlandı. 1960 yılından sonra şiir, hikaye ve mizah yazıları; Papağan, Yaba, Söylem gibi çeşitli kültür-edebiyat-kültür dergisinde; Cumhuriyet, Hürriyet gibi gazetelerde yer aldı.

1996’da Damar dergisi tarafından çocuk öyküsü; TYH Hikaye Yarışmasında ikincilik; Etos Sanatevi Şiir Yarışmasında birincilik ödülüne layık görüldü. Türkiye Yazarlar Sendikası’na (TYS) üyedir.

Eserleri;

Varim
Sonsuz Olmaktır Sevmek
Bir Numarali Adam
Türküleşsin Dünya

“Güllü güzele çağrı”

Gül kokuyor nefesin
gül dokuyor gözlerin
aşk okuyor gül açtıran sesin.
Söyle güllü gülüşüne
dindirsin gönlümdeki fırtınayı
bahar yelleri estirsin.
Dağıtsın hüzün bulutlarını
gül dağıtan yüzün
Bahçesi özlem olsun
gülümüzün.

“SenSiz”

Annesi babası gezmeye gitmiş
Gece evde tek başına kalmış
Bir çocuğum sensiz…
Şimşekler çakıyor benliğimde
Yıldırım düşüyor yaşama sevincime
Göz açtırmıyor yağmur
Gönlüm çamura bulanıyor
Umutlarımı tozduman eden
Fırtına, kar hiç dinmiyor
Geçit vermiyor mutluluğa
Mahkeme duvarı yalnızlıklar…
Çoluk çocuğu terk edip gitmiş
Eşi dostu hiç arayıp sormayan
Bir yaşlı gibiyim sensiz

“Uyumak-Uyanmak”

Önce ilgisi uyur adam sendecinin
sonra bilinci
önce sevgisi uyur tatlısu aydınının
sonra bilgisi
önce kulağı uyur vurdum duymazın
sonra dudağı.

Önce eli uyanır işçinin
sonra emeği
önce gözü uyanır gencin
sonra gönlü
önce midesi uyanır yoksulun
sonra beyni
önce kuşkusu uyanır tadirginin
sonra uykusu.

“Yalnızlık çok soğuk”

Ayrılığın gavur dağlarındayım
yalnızlık çok soğuk
iliklerime dek işliyor ayaz
üşüyorummm!
Gözlerinin çiçekli bahçelerinden
kurak çorak topraklara
düş üyorum düşü yo ruumm!
Hüzün eşkiyalari kesiyor
umuda giden yolumu
korku yo ruumm!

Gel ışıt beni aşkınla
ışıt canavar karanlıklarımı
dağılın de bulutlarıma
yediveren gülümü açtır valığınla

Mutluluk evrenimde
pusula oluyorsun bana
seni düşünmenin gücüyle
çile çöllerini kolayca aşıyorum.

Paylaşın