Demokrasi İçin Birlik Meclisi’nden Muhalefete Birliktelik Çağrısı

Seçimlerin konu edildiği sonuç bildirgesini yayınlayan Demokrasi İçin Birlik (DİB) Meclisi, bildirgede, “Bu süreçten ancak iktidar dışında muhalefet bloğunun en küçük ortaklaşma imkanını değerlendirmesi, demokrasi güçleriyle diyalog halinde temel talepleri gözeten ortak adaydan sandık güvenliğinin sağlanmasına kadar her konuda ortaklaşmasıyla çıkılabilir” ifadelerine yer verdi.

Haber Merkezi / Bildirgenin devamında ise “Seçimden tek adam rejimini yıkarak, emek, demokrasi, özgürlük ve eşitlikten yana kazanımlarla çıkacağımıza inancımız tamdır.” ifadeleri kullanıldı.

Demokrasi İçin Birlik (DİB) Meclisi, seçimlerin konu edildiği sonuç bildirgesini açıkladı. Bildirgede, “iktidar dışındaki muhalefet bloğunun en küçük ortaklaşma imkanını değerlendirmesi gerektiği” vurgulandı ve şu ifadelere yer verildi:

“Demokrasi güçleriyle diyalog halinde temel talepleri gözeten ortak adaydan sandık güvenliğinin sağlanmasına kadar her konuda ortaklaşmasıyla çıkılabilir.

İktidarın Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) ve muhalif güçlere dönük çok önceden başlamış siyasi saldırganlığı, bugün parti kapatma, hesaplara blokaj, siyaset yasağı, medya sansürü, trol ordusu, tehdit ve suikast girişimleri ve benzeri boyutlarıyla sürerken, benzer yöntemlerin Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Millet İttifakı’na da yöneldiği görülmektedir. Dolayısıyla demokratik haklar ve özgürlükler tanımayan iktidar bloku karşısında ortak hareket vazgeçilmezdir.

“Seçimden tek adam rejimini yıkarak…”

Taleplerini ve itirazlarını her baskıya rağmen dile getirmekten vazgeçmeyen toplum kesimlerini birleştirecek, sinerji yaratacak, ortak aklı ortaya çıkaracak ve besleyecek bu meclisler aynı zamanda halkın özneleşmesinin de yoludur. 2016 Referandumundaki Hayır Meclisleri gibi yurttaşların inisiyatifiyle kurulacak bu meclislerin hızla hayata geçirilmesi acil bir adımdır.

Bu süreçten ancak iktidar dışında muhalefet bloğunun en küçük ortaklaşma imkanını değerlendirmesi, demokrasi güçleriyle diyalog halinde temel talepleri gözeten ortak adaydan sandık güvenliğinin sağlanmasına kadar her konuda ortaklaşmasıyla çıkılabilir. Seçimden tek adam rejimini yıkarak, emek, demokrasi, özgürlük ve eşitlikten yana kazanımlarla çıkacağımıza inancımız tamdır.”

Paylaşın

Millet İttifakı’ndan Erdoğan’a “Adaylık” Yanıtı: Aday Olamaz

Demokrat Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Gelecek Partisi, İYİ Parti ve Saadet Partisi’nden oluşan Millet İttifakı (Altılı Masa) kurmayları, “Kronometre sıfırlandı” diyerek yeniden aday olacağını belirten Erdoğan’a yanıt verdiler.

“‘Kilometre sıfırlamak’ için 101. maddede değişiklik yaparken oraya geçici madde hükmü konulması gerekiyordu.

Erdoğan yeniden aday olamaz. O sistem, bu sistem, şu sistem hiç fark etmez. Kanun aynı; 5+2 diyor, bunu getiren kendileri.

Anayasa 101. madde açık. Sayın Erdoğan’ın aklı neredeydi, demek ki aklı anayasada değilmiş, okumamış. 3. kez aday olamazsın, olman mümkün değil.”

Cumhurbaşkanı  Recep Tayyip Erdoğan, adaylığı üzerinden yürütülen tartışmalara ilişkin  dün (28 Ocak) “Türkiye, 2018 seçimleriyle birlikte yeni yönetim sistemine geçti. Kronometreyi sıfırladı. Aklen de hukuken de fiilen de 2018’de seçilen cumhurbaşkanı yeni sistemin ilk cumhurbaşkanıdır” açıklamasını yaptı.

Altılı masanın kurmayları Erdoğan’ın ‘kronometre sıfırlandı’ sözlerini değerlendirdi. Cumhuriyet gazetesine konuşan Altılı Masa kurmayları, Erdoğan’a tepki gösterdi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, “2017’de OHAL döneminde referandum yaptılar, kendilerinin aklı neredeydi? Biz hiçbir şeyi sıfırlamadık. Yeni bir anayasa da yapmadık” dedi.

İyi Parti Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı Bahadır Erdem, şunları söyledi:  “Kişinin kendi arsuzuna göre ‘kilometre sıfırlandı’ gibi hukuka uymayan, sadece kendi isteğini ve iradesini yansıtan yaklaşımlarla Türkiye yönetilemez. İyi Parti bu hukuksuzluğa geçit vermeyecektir.”

DEVA Partisi Sözcüsü İdris Şahin, “İki yılı aşkın süredir Erdoğan’ın aday olamayacağını söylüyoruz. “Kilometre sıfırlamak” için 101. maddede değişiklik yaparken oraya geçici madde hükmü konulması gerekiyordu”  değerlendirmesini yaptı.

Demokrat Parti Sözcüsü Neslihan Çevik, “Erdoğan yeniden aday olamaz. O sistem, bu sistem, şu sistem hiç fark etmez. Kanun aynı; 5+2 diyor, bunu getiren kendileri” diye konuştu.

Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ, “Anayasa 101. madde açık. Sayın Erdoğan’ın aklı neredeydi, demek ki aklı anayasada değilmiş, okumamış. 3. kez aday olamazsın, olman mümkün değil” dedi.

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener: Bu Seçimi Alacağız, Almak Zorundayız

Partisinin Ankara İl Kongresi’nde konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, yaklaşan seçimlerle ilgili, “Bu seçimi alacağız, almak zorundayız. Ben İyi Partililere sesleniyorum, öyle çalışacağız ki kadınlarımız için alacağız, hem başı açık, hem başı örtülü kadınlarımız için alacağız” dedi.

Haber Merkezi / Akşener, konuşmasında başörtüsüne ilişkin anayasa teklifine ilişkinde, “Sayın Kılıçdaroğlu’nun verdiği bir kanun teklifi, arkasından Sayın Erdoğan’ın ‘Oh, oh, bir pas geldi, bunu gole çevireceğim’ diyen sevindirin olmak hali, Erdoğan adına çok utanıyorum. İki kızını Türkiye’de okutamadığı için ABD’de okutmuş bir babadan bahsediyorum” ifadelerini kullandı.

Ankara’da öldürülen eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş cinayeti ile ilgili de konuşan Akşener,”Bu tek adam rejiminde 38 yaşında Doçent Dr. Sinan Ateş Ankara’nın göbeğinde katledildi. Katledildiği günden beri failleri ortada yok. Ey Sayın Erdoğan şu hareketinle her şey oluyor. Bu hareketleri bilerek yaptım. Sen bunların ne manaya geldiğini bilirsin. Sinan Ateş’in katillerini niçin bulmuyorsun? Bunu bulma sorumluluğu senindir. Hakimler senin, hukuk senin, devlet senin, asker senin, emniyet senin, MİT senin… Sayın Erdoğan her şey senin. Şu hareketi niçin yapmıyorsun Sayın Erdoğan?” dedi ve ekledi:

“Dün Banu Çiçek’in Zeynep’in doğum günüydü. Babasız geçen ilk doğum günü. Erdoğan, Allah muhafaza oğlun öldürülse, torunların sana ‘Baba’ diye bağırsa ne yaparsın, biraz empati. Her konuşmamda sana bunu soracağım 14 Mayıs’a kadar. Bir daha Sinanların katledilmemesi için İyi Parti’nin iktidar olması şarttır.”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin Ankara İl Kongresi’nde gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Akşener’in açıklamaları şöyle:

Küçücük, elektrikleri kesilen, toplantılarımızın basıldığı alanlardan buraya geldik. Hiç bugünleri göreceğimizi düşünmüş müydünüz? Biliyorum siz düşündünüz, ağabeyler muhteremler düşünmediler. Bu kadar inat çıkacağınızı, iradeli çıkacağımızı düşünmediler. Yanıldılar ve buradayız. Hangi görüşten olursa olsun bu salonu şereflendiren herkes 2010’daki referanduma karşı çıkanlar, 2010’daki referandumun 2016’da 15 Temmuz’da bir kalkışmaya neden olduğunu bilenlerdir.

Bu salonu şereflendiren herkes devletin, ordunun, hiçbir görüşün, hiçbir aidiyetin etkisinde kalmadan yönetilmesi, her bir bürokratın devletin bürokratı olması gerektiğine inananlardır. Maalesef her birimiz haklı çıktık. O referandum sunulmasaydı, insanımıza yalan söylenmeseydi 15 Temmuz kalkışması olmazdı. Bu ferasetli millet devletini sokaktan toplamıştır ve 240’ın üzerindeki şehidimiz, binlerce gazimiz olmazdı. Bunların sorumluları 2010 referandumunda milleti aldatanlardır. Ve bütün kurumlarımızı o günün şartlarında FETÖ’ye, bugünün şartlarında METO’ya teslim edenlerdir.

2017 referandumundan sonra ortaya çıkan gerçeklik ülkenin tek adam rejimiyle, ucube sistemle yönetilmesi oldu. Bugün 3’ncü defa seçilmesinin imkansız olduğu bir sistemde Sayın Erdoğan ve arkadaşları yeniden hukuku, yargıyı, adaleti hava gazı haline getirerek başka bir düzeneğin içindeler.

Başörtüsüne dair şu salonu şereflendiren başı açık-kapalı hiçbir kadının, hiçbir arkadaşımın, hiçbir erkeğin başını örten kadına karşı karşı herhangi bir tutumu, duruşu yoktur. Başörtüsünün yeniden düzenlenmesine karşı önce Sayın Kılıçdaroğlu’nun verdiği bir kanun teklifi, arkasından Sayın Erdoğan’ın, ‘Oh, oh, oh.. Bir pas geldi ben bunu gole çevireceğim’ diyen bir sevindirik olma hali. Gerçekten Sayın Erdoğan adına çok utanıyorum. İki kızını başları örtülü olup da, okulda başlarını açmak zorunda kalmasınlar diye Amerika’da okutmuş bir babadan bahsediyorum.

Ben de biri Marmara İlahiyat Fakültesi’nde biri de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde başörtüsü nedeniyle çok büyük acılar çekmiş iki yeğenin, iki kız çocuğun halası olarak onun adına çok utanıyorum. Kadınları ister dini inancı sebebiyle, ister başka bir nedenle sorgulayamazsın. ‘Niye kafanı açıyorsun, niye kafanı kapatıyorsun?’ Sana ne? Buna böyle bakmanız lazımken Sayın Kılıçdaroğlu’nun attığı adımı eğer pas olarak değerlendirip bunu gole çevireceğim diyorsanız yazıktır size. Bu ülkenin cumhurbaşkanısınız. Bu sizin için golse eğer batsın bu dünya!

Önce hukukçu arkadaşlarımız toplandılar. Anayasa metninin dilinin yanlış olduğunu, gol atayım derken yarın başörtülü kadınların başına başka belaların açılacağı derecede bir hukuk bilgisizliğiyle kötü bir metin hazırlandığını çalıştık. Aynı şekilde DEVA Partisi de çalışmış, metinlerimizi yan yana getirdik, benzer olduğu ortaya çıktı. Sonra CHP’ye gidildi. Yanlışın düzeltildiği önerge AK Parti ve MHP oylarıyla reddedildi. Bugün sizin karşınızda bütün açıklığıyla şunu söylemek isterim amaç üzüm yemek değil bağcı dövmekmiş.

Şimdi buradan yola çıkarak Türkiye’nin rayından iyice çıktığını, tek adam rejiminin, saraya hapsolmuş, beş, on, on beş, maaş alan kifayetsiz danışmanların elinde oyuncak olmuş, kurumların yok edildiği, yargının ortadan kalktığı, tencerenin kaynamadığı sistemin 14 Mayıs’ta değiştirilmesi gerekiyor. Eğer dün 5 çalışacaksam yemin ediyorum 1000 çalışacağım. Siz de bin çalışacaksınız. Başbakan olacağım ben, siz yapacaksınız ama öncelikle milletimizi kurtaracağız. Başörtüsü meselesi, içim yanıyor, nasıl bir şeydir bu, başörtüsü, başörtülü umurlarında değil, tevekkeli değil kadınlara sürtük dedi. Şuuru altında hepimizi sürtüğüz, misliyle iade ediyorum.

İsveç

İsveç’te bir siyasetçi Kuran-ı Kerim’i yaktı. Urfa’da bunu yapanın şerefsiz, yapılan işin ahlaksızlık olduğunu söyledim. Bununla da bırakmadık, her birimiz aynı şeyi söyledik. Bu cuma günü İsveç’teki gönüllülerimiz eliyle bu politikacıyı, bu şerefsizi İsveç hukukuna göre mahkemeye verdik. AİHM’e kadar gidecek bu iş. Biz üzerimize düşeni yaptık. Siyasetüstü bir mesele bu. Türkiye’de yaşayan herkes bu eylemin karşısında. Biz İYİ Parti olarak bir hareket yaptık. Ne beklersiniz, Dışişleri Bakanlığı’nın, AK Parti’nin bütün gücüyle bu konuda yardımcı olmasını beklersiniz, henüz tık yok.

Ama ben bir şey okudum buraya gelirken. NATO Genel Sekreteri, İsveç Dışişleri Bakanı şöyle bir açıklama yapmışlar: Temmuz ayına kadar İsveç NATO’ya girme talebini geri çekmiş. Bu benim kafama birden ne getirdi, Hollanda… Buradan İsveç’e sesleniyorum, İYİ Parti’nin olduğu yerde üçkâğıt olmaz. Alışıksınız dimi arka kapılardan seçimlere müdahale edip çeşitli işleri yapıp, arka kapılardan el sıkışmaya… Ama bu seçimi biz alacağız, ondan aldığınız her sözü ağzınıza tıkmak şeref sözüdür benim için.

Bir başörtüsü konusunu konuştuk bakın ne halde, dış politikada İsveç Kuranı Kerim’in yakılması, buna karşı doğru dürüst hiçbir tavrın olmaması… Danışıklı dövüşlerin sonucunda siz seçim kazanıyorsunuz ama bu millet her seferinde acı çekiyor. Dış politikada bu milletin itibarı her seferinde geri gidiyor. Bir seçim daha kazanabilmek için bu ülkenin her bir değerini çiğnetiyorsunuz, bundan sonra yapamayacaksınız çünkü biz geliyoruz.

Sinan Ateş cinayeti

Bu tek adam rejiminde 38 yaşında Doçent Dr. Sinan Ateş Ankara’nın göbeğinde katledildi. Katledildiği günden beri failleri ortada yok. Ey Sayın Erdoğan şu hareketinle her şey oluyor. Bu hareketleri bilerek yaptım. Sen bunların ne manaya geldiğini bilirsin. Sinan Ateş’in katillerini niçin bulmuyorsun? Bunu bulma sorumluluğu senindir. Hakimler senin, hukuk senin, devlet senin, asker senin, emniyet senin, MİT senin… Sayın Erdoğan her şey senin. Şu hareketi niçin yapmıyorsun Sayın Erdoğan? Dün Zeynep Banuçiçek’in doğum günüydü.

Babasız geçen ilk doğum günü. O çocukların ahı… Bunu her konuşmamda söyleyeceğim. Gözünü kapat sayın Erdoğan. Allah muhafaza oğlun öldürülse, katledilse, torunların sana ‘dede’ diye bağırsa, oğlunun arkasından ‘baba’ diye bağırsa ne yaparsın Sayın Erdoğan? Biraz empati. Allah muhafaza damadın… Torunların bağırsa… İşte Banuçiçek, Bengisu bu durumda. Bu katillerin, bu vahşetin sorumlularının bulunma, buldurma görevi senindir Sayın Erdoğan. Her konuşmamda sana bunu soracağım Sayın Erdoğan, o çocukların sesi ağlama sesi kesilinceye kadar. Bir daha Sinanların katledilmemesi için İYİ Parti’nin iktidar olması şarttır.”

Paylaşın

Afganistan; Taliban’dan Kadın Öğrencilere Üniversite Giriş Sınavı Yasağı

Ağustos 2021’de Afganistan’da yönetimi yeniden ele geçiren Taliban, kadınların ve kız çocukların ne yapıp ne yapamayacağına odaklanmış vaziyette. Taliban, önümüzdeki ay yapılacak üniversite giriş sınavlarına kadınların alınmaması talimatı verdi.

Haber Merkezi / Yüksek Öğretim Bakanlığı, özel üniversitelere gönderdiği talimatla kadınlara yüksek öğrenim yasağının altını çizdi.

Bakanlık tarafından ilgili kurumlara gönderilen mektup aralarında başkent Kabil’in de kuzey bölgelerde Şubat sonunda yapılacak sınavlara kadınların alınmaması talimatını iletiyor. Mektupta talimata uymayan kurumların cezalandırılacağı da hatırlatılıyor.

Afganistan’da üniversite giriş sınavları baz bölgelerde 29 Ocak Pazar günü yapılacak. Diğerlerinde ise 27 Şubat’tan itibaren yapılacak.

Afganistan’ta 24 şehirde 140 özel üniversitede 200 bin civarında öğrenci eğitim görüyor. Bu öğrencilerden 60 ila 70 binini kadınlar oluşturuyor.

Taliban benzer vaatleri ortaokul ve liseler için de açıklamış ve üniforma, servis gibi teknik sorunlar aşıldığında kız öğrencilerin tekrar okullara döneceğini duyurmuştu.

Afganistan ve Taliban

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Türkiye’den AB Ülkelerine İltica Başvuruları Tüm Zamanların En Yüksek Seviyesinde

Avrupa Birliği İltica Ajansı (EUAA) verilerine göre AB ülkeleri, Norveç ve İsviçre’ye sadece kasım ayında 105 bin 970 iltica başvurusu yapıldı. Bu başvurularda ilk sırayı 17 bin 739 ile Suriyeliler alırken onu 14 bin 877 ile Afganistan vatandaşları, 8 bin 342 ile Türkiye vatandaşları, 4 bin 884 ile Kolombiya vatandaşları ve 4 bin 350 ile Venezuelalılar takip etti.

Bangladeş, Fas, Gürcistan, Mısır, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Peru vatandaşlarının başvuruları da kasımda rekor kırdı. Ukrayna’dan gelen 4 milyonun üzerindeki göçmen ise bu istatistiklerde yer almıyor. Ukraynalılar Geçici Koruma Yönetmeliği kapsamında değerlendiriliyor.

Avrupa Birliği ülkeleri, Norveç ve İsviçre’ye Türk vatandaşları tarafından yapılan iltica başvurusu tüm zamanların en yüksek seviyesine çıktı.

Türkiye gibi Avrupa Birliği’ne aday ülkeler olan Arnavutluk, Kuzey Makedonya ve Moldova vatandaşlarından gelen iltica taleplerindeki artış da dikkat çekti.

Avrupa Birliği normalde güvenli olarak kabul edilen ve uluslararası koruma talebi için uygun olmayan ülkelerden gelen iltica başvurularında yaşanan artıştan endişeli. Özellikle Hindistan, Bangladeş, Fas, Mısır ve Peru’dan gelenlerin yaptığı başvurularda patlama yaşandı.

Avrupa Komisyonu 2022 yılındaki iltica başvurularının 924 bine ulaşarak 2016’dan beri en yüksek seviyeye çıkacağını tahmin ediyor. Sınırlardan düzensiz geçişlerinde üçe katlanara 330 bine çıkması bekleniyor.

Stokholm’de yapılan iki günlük gayriresmi toplantıda Avrupa Komisyonu’nun İçişlerinden Sorumlu Üyesi Ylva Johansson “Düzensiz gelişlerin üç katı kadar iltica başvurusu alıyoruz ve bu kabul kapasitelerini zorluyor,” ifadelerini kullanırken bunların bir çoğunun uluslararası korumaya ihtiyacı olmayan kişiler olduğunu vurguladı.

Avrupa Birliği İltica Ajansı (EUAA) verilerine göre AB ülkeleri, Norveç ve İsviçre’ye sadece kasım ayında 105 bin 970 iltica bavurusu yapıldı.

Bu başvurularda ilk sırayı 17 bin 739 ile Suriyeliler alırken onu 14 bin 877 ile Afganistan vatandaşları, 8 bin 342 ile Türk vatandaşları, 4 bin 884 ile Kolombiya vatandaşları ve 4 bin 350 ile Venezuelalılar takip etti.

Bangladeş, Fas, Gürcistan, Mısır, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Peru vatandaşlarının başvuruları da kasımda rekor kırdı.

Ukrayna’dan gelen 4 milyonun üzerindeki göçmen ise bu istatistiklerde yer almıyor. Ukraynalılar Geçici Koruma Yönetmeliği kapsamında değerlendiriliyor.

AB ülkelerinde ilk defa başvurular ve temyize gidenler de dahil olmak üzere 850 bin civarıda başvuru bulunuyor.

Johansson bu başvuruların yüzde 60’ından fazlasının “negatif” sonuçlanacak durumda olduğunu ve AB topraklarını terk etme kararı çıkacağını belirtti.

‘Ulusal sistemler üzerindeki baskı artıyor’

Fakat birlik ülkeleri negatif sonuçlanan başvuru sahiplerini kendi ülkelerine ya da aktarma yaptıkları ülkelere geri göndermekte zorlanıyor. 2022 yılında kayıtlı düzensiz göçmenler arasında geri dönme oranı yüzde 21’de kaldı.

Bu nedenle içişleri bakanları AB Vize Kanu’nun geri kabul konusunda işbirliği yapmayan AB dışı ülkelere yaptırım uygulanmasını öngören 25a maddesinin kullanımıyla ilgili bir çalışma talep edebilir.

Johansson da etkin bir geri gönderme politikasının başlangıçta gereksiz olan başvuruların azalması için caydırıcı bir önlem olacağını savunuyor.

Ajansın kasım ayı raporunda “Eski başvurular ve yeni başvurulardaki olağanüstü artış ulusal sistemler üzerindeki baskıyı artırıyor,” ifadeleri yer aldı.

Güvenli ülkeler

Uluslararası kanunlara göre kendi ülkesinde zulüm, cinsel şiddet, işkence, ayrım ve insanlık dışı muamele ile karşılaşma riski bulunanlara koruma sağlanması gerekiyor.

Ama AB üyesi ülkeler eğer bir kişinin orantısız cezalandırma yapılmayacağından emin olunan ve yeterli insan hakları güvencesine sahip olduğu kabul edilen ve demokratik “güvenli ülkelerden” geldiğini tespit etmesi halinde başvuruyu reddetme hakkı bulunuyor.

Fakat her ülke kendi “güvenli ülke” tanımlamasını yaptığı için örneğin Almanya’da güvenli ülke olarak kabul edilen bir yer İtalya’da güvenli kabul edilmiyor olabiliyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Adaylık Tartışması; Erdoğan: 2018’de Sistem Değişti, Yeniden Adayım

Adaylığıyla ilgili eleştirilere yanıt veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Milletimizin takdiriyle 2017 yılında kabul edilen anayasa değişikliği en küçük bir tereddüde, en küçük bir tartışmaya mahal vermeyecek kadar açıktır. Türkiye 2018 seçimleriyle birlikte yeni bir yönetim sistemine geçti, yani bu bakımdan kronometreyi sıfırladı. Aklen de hukuken de fiilen de 2018’de seçilen cumhurbaşkanı, yeni sistemin ilk cumhurbaşkanıdır” dedi.

Haber Merkezi / “Altılı masadakiler bir anda aydınlanma yaşamışlar. Şimdiden seçim günüyle ilgili kaos senaryolarına sarılmaları, kaybetme korkusunun bir kez daha yüreklerini sardığını gösteriyor” diyen Erdoğan, “Bırakın bu eski Türkiye oyunlarını da meydana çıkın. Zaman kaybediyorsunuz. Bırakın tek parti faşizmi özentisi dalavereleri de sandığa gelin” çağrısında bulundu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir dizi program ve toplu açılış töreni için bugün Denizli’ye geldi. Cumhurbaşkanlığı adaylığı üzerindeki tartışmalara yanıt veren Erdoğan özetle şunları söyledi:

“Denizli’ye son gelişimde sizlerle sohbet ederken Pensilvanya ve Kandil destekli 4’lü çeteden bahsetmiştik. Baktılar 4 yetmiyor sayıyı 6’ya çıkartıp bir masa kurdular. Masayı kurdular ama masadan bir türlü aday çıkartamadılar. Baktılar kendileri masadan aday çıkartamıyor bu defa bizim adaylığımıza çamur atmaya başladılar.

“Aklınız neredeydi”

Halbuki biz aylardır siyaset er meydanıdır biz adayız karşımıza kimi çıkartacaksınız çıkartın, söyleyin de milletin huzurunda er meydanında yarışalım dedik. Bir yılda bir aday çıkartmayı beceremeyenler kendi sünepeliklerinin üzerini örtmek için şimdi istikameti başka tarafa çevirdiler. 4.5 yıldır Cumhurbaşkanıyım, öncesi var. Aklınız neredeydi ya. Niye şimdiye kadar bunları söylemediniz. Yeni yönetim sistemi ile kronometre 2018’de sıfırlandı.

“Vesayet odaklarına ‘Yeter’ diyoruz”

Parti binalarına, ‘Yeter söz milletindir’ afişi asıyorlar. Rahmetli Menderes bunların ağababalarına ‘Yeter söz milletin’ demişti. Biz de bugün küresel vesayet odaklarına ‘Yeter’ diyoruz. 14 Mayıs’ta masa vesayetini sandığa gömeceğiz. Bakalım hepsi birden milli iradenin gücünün karşısında ne ifade edecek.

Onların bir yuvarlak masanın etrafında toplanıp durdukları 1 yılda bizde 47 il ziyareti yaptık. Biz Türkiye’yi, dünyayı dört dolandık, onlar bir masanın etrafında tur atmanın ötesine geçemedi.

Türkiye’yi milli irade yerine kendi vesayet sistemimizle yönetmek istiyoruz dediler. Bunlara bu zırvaları bırakın dedik. Denizli’ye bakın. Sadece bu meydanda 80 bin kişi var. Yoldakileri söylemiyorum. Bu ihtiras fırtınalarına karşı yeter diyoruz. Sözün de, kararın da milletin olduğunu söylüyoruz.”

Adaylık tartışması

Cumhurbaşkanlığı seçimi tarihinin belirlenmesinin ardından Erdoğan’ın üçüncü kez aday olup olamayacağı yönündeki tartışmalar yeniden başlamıştı. Anayasa’nın 101’inci maddesinde “Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir” deniliyor.

Ancak TBMM Başkanı Mustafa Şentop ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ilk Cumhurbaşkanı olarak 2018’de seçildiğini belirterek Erdoğan’ın tekrar aday olabileceğini öne sürüyor. Anayasaya hukukçuları ise Erdoğan’ın ikinci kez aday olması için TBMM’nin erken seçim kararı alması gerektiğini, aksi takdirde aday olamayacağını ifade ediyor.

Paylaşın

Rusya Yaptırımları: ABD’den Türkiye’ye Kritik “Uyarı” Ziyareti

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Terörizm ve Mali İstihbarattan Sorumlu Hazine Müsteşarı Brian Nelson’ın 29 Ocak-3 Şubat tarihleri arasında Türkiye, Umman ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni ziyaret edecek. Nelson, yaptırım listesindeki Rus şirketlerle iş yapılmasının olası sonuçları konusunda uyarıda bulunacak.

Brian Nelson’ın ziyaret Ankara ve Washington arasındaki ilişkilerin NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) ile ilgili görüş ayrılıkları nedeniyle gerildiği bir döneme denk gelecek.

ABD Hazine Bakanlığı geçen yıl Ekim ayında da Rusya’ya yönelik yaptırımlarla ilgili uyarıda bulunmak için Türkiye’ye üst düzey bir yetkili göndermişti.

ABD Hazine Bakanlığı’nın üst düzey yetkililerinden Brian Nelson, önümüzdeki hafta Türkiye ve Ortadoğu’ya gerçekleştireceği ziyaretlerde yaptırım listesindeki Rus şirketlerle iş yapılmasının olası sonuçları konusunda uyarıda bulunacak.

Reuters’a konuşan bir ABD Hazine Bakanlığı sözcüsü, Terörizm ve Mali İstihbarattan Sorumlu Hazine Müsteşarı Brian Nelson’ın 29 Ocak-3 Şubat tarihleri arasında Türkiye, Umman ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni ziyaret edeceğini söyledi.

Sözcünün ajansa verdiği bilgiye göre, Nelson bu ülkelerde hükümet yetkilileri, şirketler ve finans kuruluşlarıyla yapacağı görüşmelerde, ABD’nin yaptırımlarını agresif şekilde uygulamaya devam edeceğini vurgulayacak.

Sözcü, yaptırım listesindeki şirketlerle iş yapan ya da bu konuyla ilgili “gerekli özeni göstermeyen” birey ve kurumların ABD piyasalarına girememe riskiyle karşılaşacağı uyarısında bulundu.

Nelson’ın Ankara ve İstanbul’daki görüşmelerini 2-3 Şubat’ta gerçekleştireceğini belirten sözcü, ABD’li yetkinin şirket ve bankaları olası çift kullanımlı teknoloji transferlerine ilişkin işlemlerden kaçınmaları için uyaracağını söyledi. ABD, söz konusu teknolojilerin bu yolla Rus ordusu tarafından kullanılabilmesine imkân tanınmasından endişe ediyor. Çift kullanımlı ürünlerin hem ticari hem de askeri uygulamaları olabiliyor.

ABD ve müttefikleri, Rusya’ya Ukrayna’yı işgalinin ardından çok sayıda yaptırım uygulamaya başladı.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini kınayan Türkiye, Kiev’e silahlı İHA tedarik ederek destek verdi. Ancak Ankara aynı zamandaBatı’nın Rusya’ya yönelik yaptırımlarına da karşı çıkıyor. Buna karşın Türk hükümeti, uluslararası yaptırımların Türkiye’de etrafından dolaşılmayacağına dair de söz verdi.

ABD Hazine Bakanlığı geçen yıl Ekim ayında da Rusya’ya yönelik yaptırımlarla ilgili uyarıda bulunmak için Türkiye’ye üst düzey bir yetkili göndermişti.

Washington, ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarının delinmesinden de endişeli. ABD Hazine Bakanlığı geçen ay Türk iş insanı Sıtkı Ayan ve şirketlerini, İran Devrim Muhafızları yararına petrol satışı gerçekleştirilmesi ve para aklanmasına yardım ettiği gerekçesiyle yaptırım listesine almıştı.

Paylaşın

Seçim Analizi: Erdoğan, Müjdelerle Destek Toplamaya Çalışıyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçimler öncesin izlediği stratejileri değerlendiren Washington Post (WP), Cumhurbaşkanı’nın, halkın desteğini kazanabilmek için vergi affı, asgari maaş zammı, ucuz kredi ve öğrenim kredisi borç faizlerinin silinmesi gibi ekonomik hamleler yaptığına dikkat çekti.

Yazıda, seçimlerin en büyük meselesinin ekonomi olacağı, Erdoğan’ın bu krizle başa çıkması durumunda kendi tabanındaki memnuniyetsiz kesimleri yeniden kazanabileceği değerlendirmesi de paylaşıldı.

ABD’nin tanınmış gazetelerinden Washington Post (WP), Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçimler öncesinde izlediği stratejileri değerlendiren, kuruluşun İstanbul Büro Şefi Kareem Fahim’in imzasını taşıyan bir analiz yayımladı.

“Şimdiye kadarki en zor seçimle karşı karşıya kalan Erdoğan, ‘müjdelerle’ seçmenlerin gönlünü fethetmeye çalışıyor” başlıklı yazıda, seçimler yaklaşırken Cumhurbaşkanı’nın, halkın desteğini kazanabilmek için vergi affı, asgari maaş zammı, ucuz kredi ve öğrenim kredisi borç faizlerinin silinmesi gibi ekonomik hamleler yaptığına dikkat çekildi.

Sabancı Üniversitesi’nden siyaset bilimci Berk Esen’in görüşlerine de başvuran WP, Esen’in “Enflasyon, Erdoğan’ın tabanını yiyip bitirdi” yorumunu öne çıkardı.

Analizde Esen’in, seçimlerin en büyük meselesinin ekonomi olacağı, Erdoğan’ın bu krizle başa çıkması durumunda kendi tabanındaki memnuniyetsiz kesimleri yeniden kazanabileceği değerlendirmesi de paylaşıldı.

“Muhalefetin Erdoğan’a çok büyük darbe indirme şansı vardı”

Yazıda, muhalefetin adayını açıklamamasının Erdoğan’ı güçlendirdiği görüşü aktarılan Berk Esen’in şu sözlerine de yer verildi:

Muhalefetin Erdoğan’a çok büyük darbe indirme şansı vardı ama bunu gerçekten başaramadı.

WP’nin analizinde Cumhurbaşkanı için “Medyaya yönelik yıllardır süren ve bağımsız haberciliği engelleyen hükümet baskısı da dahil, yönetimine kafa tutanları engellemek için geniş ve otokratik yetkiler kullandı” yorumu da yapıldı.

Bunlara örnek olarak HDP’ye yönelik kapatılma davası ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’na verilen hapis cezası gösterildi.

14 Aralık’ta görülen duruşmada, Yüksek Seçim Kurulu üyelerine hakaret ettiği gerekçesiyle İmamoğlu’na iki yıl 7 ay 15 günlük hapis cezası verilmiş ve kendisi hakkında siyasi yasak süreci başlatılmıştı. Daha sonra İstanbul Anadolu Cumhuriyet Savcılığı, kararın usul ve esas yönünden yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle istinafa başvurmuştu. İBB Başkanı’nın cezası henüz kesinleşmedi.

WP, cezanın kesinleşmesi halinde İmamoğlu’nun Erdoğan’a rakip olarak yarışamayacağını da hatırlattı.

“Halkın enflasyona karşı kendisini koruyabileceği bir mekanizma yok”

“Enflasyon, Erdoğan için temel zayıf noktalardan biri” yorumunun yapıldığı analizde, Kadir Has Üniversitesi’nden Erinç Yeldan’ın “Halkın enflasyona karşı kendisini koruyabileceği bir mekanizma yok” görüşüne de yer verildi.

WP, Yeldan’ın şu değerlendirmelerini öne çıkardı:

Hükümetin duruma yanıtı, finansmanı epey şüpheli olan ücret destek programlarıyla işgücü piyasasına gelişigüzel, geçici ve düzensiz müdahalelerden ibaret. Siyasi açıdan bu, Erdoğan’dan gelen bir hibe ve kendisinin gösterdiği bir minnettarlık şeklinde sunuluyor. Ekonomik açıdansa ‘Günün sonunda bu maliyetleri kim ödeyecek?’ sorusu doğuyor.

WP, konuştuğu İstanbullu yurttaşlardan Nurten Çaylak’ın, eşinin kazandığı asgari maaşla ancak kiraların ödeyebildiklerini söylediğini aktardı.

Yazıda, Kurtuluş semtinde yaşayan 44 yaşındaki kadının önceki seçimlerde Erdoğan’a oy verdiğini ama bu sefer farklı bir kişiyi tercih edeceğini söylediği de ifade edildi.

“Ya çok zenginler ya da çok yoksullar var”

Gazete, konuştuğu İstanbullu yurttaşlardan Ersin Fuat Ülkü’nün, devletin sağladığı yardımların restoranını ayakta tutmakta yetersiz kaldığını ve ailesiyle Almanya’ya taşınmayı planladıklarını söylediğini aktardı.

Değerlendirme yazısı, Fatih semtinde yaşayan 40 yaşındaki Ülkü’nün “Artık orta sınıf yok. Ya çok zenginler ya da çok yoksullar var” sözleriyle noktalandı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Millet İttifakı 13 Şubat’ta Adayını Belirleyecek; İbre Kılıçdaroğlu’ndan Yana

Demokrat Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Gelecek Partisi, İYİ Parti ve Saadet Partisi’nden oluşan Millet İttifakı (Altılı Masa), 13 Şubat’ta cumhurbaşkanı adayını belirleyecek.  

Atılı Masa 11. toplantısını İYİ Parti’nin ev sahipliğinde yapmış, toplantı sonrası yapılan açıklamada Millet İttifakı çatısı altında toplandıklarını deklare etmişlerdi.

Son toplantıya ev sahipliği yapacak olan Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun aday belirleme trafiğini yürüteceği belirtilirken, bu toplantıya kadar yapılacak yoğun “ikili-üçlü görüşmeler” sonrasında büyük ölçüde üzerinde uzlaşılmış bir isim masaya getirilecek.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre, İYİ Parti dışındaki siyasi partilerde ise ağırlıklı görüş,  CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun masadan aday olarak çıkabileceği yönünde. Altılı Masa, geçen Perşembe günü yapılan toplantıda, yola “Millet İttifakı” olarak devam etme kararı aldı.

Partiler, cumhurbaşkanı adayının da 13 Şubat’taki ikinci turun son toplantısında netleştirilmesinde uzlaştı.

Adayın aynı gün açıklanıp açıklanmayacağı liderlerin takdirinde olacak. Ancak kulislere yansıyan bilgilere göre cumhurbaşkanı adayı için bir tanıtım toplantısı düzenlenecek ve aday geçiş sürecinde ülkeyi nasıl yöneteceği de kamuoyuna açıklanacak.

“Sürpriz isim olmaz”

Kulislerde uzun süredir adaylık için CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın ismi konuşuluyor.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan da “Altılı masa beni aday olarak desteklerse hem seçilebilirim hem de en iyi şekilde yaparım” açıklaması ile adaylık yarışında olabileceği mesajını vermişti.

İYİ Parti tarafından gündeme getirilen adayın “kamuoyu anketi ile belirlenmesi, parti tabanlarına sorulması” yöntemi ise masadaki 5 parti tarafından hem zaman hem de yöntem olarak sağlıklı sonuç vermeyeceği düşünülerek kabul görmedi ve bu nedenle adayın ismi, masa iradesine bırakıldı.

Altılı Masa kulislerinde, liderlerin “ortak aday çıkarma” konusunda uzlaştığı ve “sürpriz” bir isim değil, kamuoyunun bildiği, tanıdığı ve konuştuğu isimlerden biri olacağı ifade ediliyor.

13 Şubat’a kadar siyasi partiler arasında yoğun bir görüşme trafiği yürütüleceği belirtilerek, “Herkes önce gönlünden geçen adayı söyler ama sonrasında üzerinde büyük ölçüde uzlaşılmış, bir veya iki isim masaya gelir ve aday o toplantıda netleşir” görüşü dile getiriliyor.

Siyasi parti liderlerinin “kapı arkası diplomasisi” olarak da nitelendirilen yöntemle kendi aralarına görüşmeler yapacağı, Saadet Partisi Genel Başkanı Karamollaoğlu’nun da partilerin eğilimlerinde öne çıkan isim veya isimleri müzakereye açacağı belirtiliyor.

Altılı Masa kulislerinde, “13 Şubat’a kadar bir hayli hareketli trafik olacak. Ama  13 Şubat’ta da adayın ismi netleşecek” görüşü dile getiriliyor.

İbre kimden yana?

İYİ Parti’nin karşı tutumuna rağmen, Altılı Masa’da yer alan siyasi partilerde ağırlıklı görüş, masadan Kılıçdaroğlu’nun aday olarak çıkacağı yönünde.

Mansur Yavaş’ın Kılıçdaroğlu’na yönelik “inşallah bu parkın açılışına cumhurbaşkanı olarak teşrif edersiniz” sözleriyle adaylık yarışından çekildiği ifade edilirken, İmamoğlu’nun da “siyasi yasak kararının kesinleşme olasılığı” nedeniyle aday olması riskli bulunuyor.

Akşener’in de “başbakan olacağım” diyerek kendisini bağladığı, Kılıçdaroğlu’na rağmen Yavaş veya İmamoğlu’nu bu saatten sonra masaya getirmesinin de zor olduğu yorumu yapılıyor.

CHP’de İYİ Parti kanadından son anda bir sürpriz gelmezse, 13 Şubat’ta Kılıçdaroğlu’nun masadan aday olarak çıkmasına kesin gözüyle bakılıyor.

CHP kurmayları, Yavaş ve İmamoğlu’nun Kemal Kılıçdaroğlu’na desteklerini ifade ettiğine dikkat çekerek, bu aşamadan sonra İYİ Parti’nin masaya bu iki ismi getirmesini beklemediklerini ifade ediyorlar.

Aday partisinden istifa edecek mi?

Güçlendirilmiş parlamenter sistemin yol haritası üzerinde büyük ölçüde uzlaşma sağlanmasına karşın, cumhurbaşkanın partisiyle bağını sürdürüp sürdürmeyeceği ve liderlerin ülke yönetiminde nasıl görev alacağı konusunun da son toplantıda karara bağlanması planlandı.

Güçlendirilmiş parlamenter sisteme ilişkin mutabakat metninde sistem değişikliği halinde cumhurbaşkanının, partisiyle bağının kesilmesi öngörülüyor.

Ancak, geçiş sürecinde cumhurbaşkanı mevcut anayasaya göre yürütmenin başındaki konumunda. O nedenle de masadaki bazı siyasi partiler, geçiş sürecinde adayın partisinin başında kalmasını gerektiğini savunurken, bazıları adaylıktan itibaren parti rozetini çıkarması gerektiğini savunuyor.

İYİ Parti ve CHP’de başlangıçta adayın parti ile bağının koparılması gerektiğini görüşü dile getiriliyordu. Ancak adayın masadan bir isim olması halinde, bunun “iki başlılığa” yol açacağı endişesini dile getirenler çoğunlukta.

“Amacımız kral gitsin, dinlenmiş kral gelsin değil”

DEVA Partisi’nden bir parti yöneticisine göre, geçiş sürecinde cumhurbaşkanın taahhütlerini yerine getirmesi için, partisinin başında olması daha yararlı:

“Cumhurbaşkanı partisinden ayrıldığı taktirde, yeni genel başkan, geçiş sürecinde verilen taahhütler için, ‘Ben ben bu taahhütleri kabul etmem’ diyebilir. Masaya bir yedinci gelmiş olur ve vaatlerin hayata geçmesi zorlaşır. Amacımız kral gitsin daha dinlenmiş bir kral gelsin değil. Varmak istediğimiz  yer sistem değişikliği. Bunun olması için de cumhurbaşkanın  bu değişim sürecinde partisine sözünü geçirmesi lazım.”

Geçiş sürecinde liderlerin ülke yönetiminde nasıl görev alacağı konusuna da son toplantıda nokta konulması bekleniyor.

CHP’de adayın Kılıçdaroğlu olması halinde, diğer liderlerin de başkan yardımcısı olarak görev alması gerektiği görüşü dile getiriliyor. Ancak İYİ Parti ve Saadet Partisi, liderlerin milletvekilliğini tercih etmesi halinde esnek bir model olmasını istiyor. Bu çerçevede, önemli kararlarda yine liderlerle istişare edilebilecek, ancak genel başkanlar dışındaki bir ismin de cumhurbaşkanı yardımcısı olarak görevlendirilmesine olanak tanınması öneriliyor.

“Türkiye’nin krizden çıkış reçetesi”

Altılı Masa “hükümet programı”, adayın “seçim bildirgesi” olarak da nitelendirilen “Ortak Politikalar Mutabakat Metni”ni pazartesi günü kamuoyuna açıklayacak. Yaklaşık 200 sayfadan oluşan ve “Türkiye’nin krizden çıkış reçetesi” olarak da nitelendirilen metinde ,  9 ana başlık ve  2 binin üzerinde hedef yer alıyor.

Yaklaşık 3 bin kişilik ATO Congresium’da yapılacak tanıtım toplantısında, siyasi partilerin görevlendirdiği komisyon üyesi olan genel başkan yardımcıları mutabakat metnini bölümler halinde okuyacak.

Siyasi partiler örgütlerini yanısıra sivil toplum ve medya temsilcilerinin davetli olduğu toplantıda,  Altılı Masa’nın hikayesini anlatan kısa bir videonun da aralarında olduğu video gösterimleri de yapılacak.

Paylaşın

İYİ Parti’nin “Kazanacak Aday” Vurgusu Ne Anlama Geliyor?

“İYİ partinin geleceğini muhalefetin kazanacak adayı göstermesindeki oyun kurucu rolü yani altılı masayı dağıtmadan kazanacak adayı belirleme gücü belirleyecek. Kılıçdaroğlu aday olursa çevresinin merkez aktörlerle ne kadar tahkim edilebileceği, Kılıçdaroğlu’nun dışında biri aday olursa bunda da İYİ Partinin oynayacağı rol önemli olacak ve bu başarı İYİ Parti’ye güç ve meşruiyet getirecek.”

“Merkez sağ seçmen bir süreden beri yavaş yavaş uzaklaşıyor AKP’den. Peki İYİ Parti’ye gidiyor mu bu aşamada? İYİ Parti bir miktar aldı ama arzu ettiği ölçüde henüz o kitleyi yanına çekebilmiş değil. Tüm toplum kesimlerini kendisine çekebilecek bir stratejiyle tabanını genişletmeye çalışıyor ama AKP içindeki merkez sağ seçmeni çekmeden merkez sağa oturmak mümkün değil.”

Millet İttifakı’nın önemli bileşenlerinden İYİ Parti bir yandan yaklaşan genel seçimlerde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan karşısında altılı masa üyeleri ile hep birlikte kazanacakları yönünde mesajlar verirken, diğer yandan zaman zaman yaptığı “kazanacak aday” çıkışlarıyla akıllarda soru işaretlerine neden olabiliyor.

Son olarak CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun olası adaylığına karşı çıkan açıklamalar yaparak Ekrem İmamoğlu ismini gündeme taşıyan İYİ Partili Cihan Paçacı partideki görevlerinden istifa etti.

Ancak Paçacı’nın açıklamaları İYİ Parti’den süreç içinde bu yönde yapılan tek açıklama değil. Genel Başkan Meral Akşener ve zaman zaman partinin diğer üst düzey yetkilileri gerek Kılıçdaroğlu’nun adaylığı konusunda gerekse gündemdeki diğer bazı konularda farklı çıkışlar yaptı.

Akşener’in yaptığı en önemli açıklamalardan biri ise geçen Eylül ayındaki adaylık ile ilgili meselede “altılı masanın noter olmadığı” yönündeki sözleriyle oldu.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in altılı masa üyelerinden son edindiği bilgilere göre ise İYİ Parti Kılıçdaroğlu’nun adaylığına artık eskisi kadar güçlü bir itiraz göstermiyor ancak yine de 13 Şubat’a kadar partiler arasında istişare mekanizması devam edecek. Altılı masadan üst düzey bir yetkilinin ifadeleriyle adayın kim olacağı ile ilgili ufukta “sürpriz bir isim” görünmüyor ve işaretler şu anda daha çok Kılıçdaroğlu’nu gösterse de İYİ Parti’yi “kazanacak aday” düşüncesinden vazgeçmiş olarak yorumlamak için erken.

Bununla birlikte halen alınmış somut bir kararın bulunmadığı belirtilerek, altılı masa üyelerinin bir sonraki toplantı tarihi olan 13 Şubat’a kadar partilerin kendi içlerinde ve aralarında yapacakları istişareler ile araştırma sonuçlarının karşılaştırılmasının önemine dikkat çekiliyor.

Son olarak Akşener’e yakın isimlerden İYİ Parti Milletvekili Mehmet Aslan da dün akşam bir tweet atarak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na Bursa’da halkın gösterdiği yakın ilgiye dair “Türk siyasi tarihinde, bir belediye başkanın gittiği her ilde on binlerle karşılandığının tek örneğini gösterebilir misiniz? Sokağın sesini görmezden gelirseniz, sandıkta da siz görmezden gelinirsiniz! Bu işin şakası yok. Aklın yolu bir” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti’nin çıkışlarının anlamı ne?

Peki İYİ Parti yetkililerinin bu süreç boyunca zaman zaman “kazanacak aday” vurgusu yapmasının sebepleri neler olabilir?

Panorama Türkiye Araştırma Direktörü Osman Sert İYİ Parti’yi bir çeşit “oyunbozanlıkla suçlamadan önce asıl konuya odaklanmak gerek” diyerek, “Sayın Kılıçdaroğlu anketlerde önde gidiyor, kazanacağı büyük ihtimalle kesin, İYİ Parti teşkilatı bu konuda ikna olmuş durumda, Türkiye Kılıçdaroğlu’nun adaylığında kesin kararlı ve sadece İYİ Parti buna itiraz ediyor, değil” diyor.

Bütün adayların demokratik bir ortamda, ihanet ya da kumpas suçlamaları yapılmaksızın özgürce tartışılmasından yana olduğunu söyleyen Sert, şöyle konuşuyor:

“Ben İYİ Parti’nin ne dediğinden ziyade eğer tartışma konusu Kılıçdaroğlu’nun adaylığı ise bunun üzerinde durulması gerektiğini düşünüyorum. Kemal Bey aday olduğunda kazanıyor mu, kazanamıyor mu? Soru bu. Eğer kazanıyorsa İYİ Parti’nin dediklerine ayrı, kazanamadığı algısı varsa ayrı bakmak lazım.”

Sert, Türkiye’nin Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığı ikilemine hapsolmuş olmasını ülkenin çoğulcu yapısına bir haksızlık olarak da görüyor.

Siyaset Bilimci Tanju Tosun ise Cihan Paçacı ya da daha önce başka bazı partililerin yaptığı çıkışların bir nedeninin “parti içi demokrasi ile parti içi disiplin arasındaki terazinin tam dengeye ulaşmamasıyla ilgili” olduğunu söyleyerek, şunları belirtiyor:

“Sayın Akşener’in amacı özellikle AKP’nin boşalttığı aslında belki hiç dolduramadığı merkez sağda yeni bir çekim alanı oluşturmak. Parti yönetimindeki MHP’den birlikte geldiği isimlerle merkez sağda konumlanmak ise çok zor. Çünkü merkez sağ seçmenin siyasal değerleriyle MHP kökenlilerin siyasal değerleri arasında fark var. Yani yaşanan sıkıntıların nedenleri arasında teşkilatla seçmen tabanı arasında siyasal değerler bağlamında bir tam örtüşememe sorunu da bulunuyor.”

İYİ Parti ne kadar büyür?

İYİ Parti’nin süreçteki bazı çıkışlarını ya da açıklamalarını partinin seçmen tabanını genişletmeye yönelik çabası olarak okuyanlar da bulunuyor.

MHP’den ayrılarak kurulan İYİ Parti’nin oylarının çeşitli anketlerde şu anda yüzde 12 ile yüzde 23 arasında seyrettiği görülürken, partinin üst sınırının ise yüzde 25 olduğu tahmini yapılıyor. Bu da İYİ Parti’nin kendisini konumlandırmaya çalıştığı merkez sağdaki oyların ne kadarını alabileceği tartışmalarını doğuruyor.

Tosun, İYİ Parti’ye oy veren seçmenlere bakıldığında hepsinin MHP kökenli olmadığına, ılımlı milliyetçi ve merkez sağ seçmenlerin de bulunduğuna işaret ederek, “Parti üst yönetimindekiler ise MHP’den gelenler ve geçmiş siyasal değerlerini koruyan isimler, bir adım milliyetçi kimlikle öne çıkıyorlar. Ama diğer taraftan daha sonra hatırlanıyor ki bu partinin merkez sağda konumlanması gerekiyor. Dolayısıyla İYİ Parti için halen yolunu arayan parti demek mümkün” yorumu yapıyor.

Akşener yaklaşık bir yıl önce partisinin Başkanlık Divanı’nda değişikliğe gitmiş ve Teşkilat Başkanlığı görevini yürüten Koray Aydın, Siyasi İşler Başkanlığı’na getirilmiş, Teşkilat Başkanlığı doğrudan Akşener’e bağlanmıştı.

Sert, İYİ Parti’nin MHP’den koptuğunu dolayısıyla kurulduğu sırada yüzde 10’luk bir partiden iki tane yüzde 10’luk parti çıktığına ve AKP’nin de daha milliyetçi olduğu bir ortamda artık milliyetçi oyların sınırına gelindiğine dikkat çekerek, İYİ Parti’nin büyüyebilmek için merkez sağ bir konumlanmaya ihtiyacı olduğunu belirtiyor.

İYİ Parti’nin “merkez sağa” oturup oturamayacağının 2022’nin yani geçen yılın tartışması olduğunu ve seçimlere artık 3 ay kalmışken partinin geleceğini başka bir unsurun belirleyeceğini söyleyen Sert, bunu şöyle anlatıyor:

“Bence partinin geleceğini muhalefetin kazanacak adayı göstermesindeki oyun kurucu rolü yani altılı masayı dağıtmadan kazanacak adayı belirleme gücü belirleyecek. Kılıçdaroğlu aday olursa çevresinin merkez aktörlerle ne kadar tahkim edilebileceği, Kılıçdaroğlu’nun dışında biri aday olursa bunda da İYİ Partinin oynayacağı rol önemli olacak ve bu başarı İYİ Parti’ye güç ve meşruiyet getirecek. Seçim kaybedilirse sadece İYİ Parti için değil tüm aktörler için siyasi bir deprem olur.”

Tosun ise merkez sağ seçmenlerin adres arayışı hakkında, bu seçmenlerin artık AKP ile ideolojik ve siyasal değerler anlamında arasında bir örtüşme bulamadığını ifade ederek şöyle konuşuyor:

“Merkez sağ seçmen bir süreden beri yavaş yavaş uzaklaşıyor AKP’den. Peki İYİ Parti’ye gidiyor mu bu aşamada? İYİ Parti bir miktar aldı ama arzu ettiği ölçüde henüz o kitleyi yanına çekebilmiş değil. Tüm toplum kesimlerini kendisine çekebilecek bir stratejiyle tabanını genişletmeye çalışıyor ama AKP içindeki merkez sağ seçmeni çekmeden merkez sağa oturmak mümkün değil.”

Tosun, bu anlamda önümüzdeki seçimin İYİ Parti için merkez sağda yerleşik olarak var olup olmayacağı açısından bir sınav olacağını da belirtiyor.

Paylaşın