“Türkiye, Finlandiya’nın NATO Üyeliğini Mart’ta Onaylayabilir” İddiası

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Stockholm’de Kuran-ı Kerim’in yakılması ve yırtılması eylemlerinin ardından İsveç’in NATO üyeliğini desteklemeyeceklerini bildirmişti. Buna karşın Erdoğan Finlandiya’nın üyelik başvurusuna ise olumlu yaklaştıklarının sinyalini vermişti.

Şimdiye kadar 28 NATO ülkesi İsveç ve Finlandiya’nın başvurusuna onay verirken Türkiye ve Macaristan bu konuda henüz yeşil ışık yakmadı.

Türkiye’nin, Finlandiya’nın NATO’ya adaylığını en geç mart ayına kadar onaylayabileceği ileri sürüldü.

Bloomberg’e konuşan ve isminin açıklanmasını istemeyen kaynaklar, Finlandiya’nın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın güvenlik kaygılarını gidermek için yeterli çabayı göstermiş olabileceğini ifade etti.

Aynı kaynaklar İsveç’in ise beklentileri karşılamamasından dolayı Ankara’nın başvuruyu onaylamaya henüz hazır olmadığını belirtti.

“Onay seçimlerden önce çıkabilir”

Öte yandan ekonomi gazetesi, Türkiye’nin Finlandiya’nın üyeliğine onayı beklenenden daha önce verebileceğini de ileri sürdü.

Bu ülkenin NATO üyelik onayının seçimden sonra geleceği belirtiliyordu. Fakat Bloomberg, bu tarihin mart ayı ortasında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) seçim öncesi tatile girmesinden önce olabileceğini kaydetti.

İsveç’te Kuran-ı Kerim yakma eyleminin ardından Türkiye, İskandinav ülkesini sert şekilde eleştirmişti. Türk yöneticiler, Finlandiya’nın üyeliğine yönelik olumlu açıklamalar yaparken, İsveç’e kapıları kapatmıştı.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından iki İskandinav ülkesi NATO’ya katılmak için aynı anda başvuruda bulunmuş ve süreçte birlikte hareket edeceklerini açıklamıştı.

Son olarak Finlandiya Başbakanı Sanna Marin İsveçli mevkidaşı Ulf Kristersson ile Stockholm’de yaptığı görüşme sonrasında iki ülkenin üyelik için gerekli “tüm koşulları” taşıdığını belirterek “İsveç sorun yaratan değil, güvenilir bir komşumuz” dedi.

Paylaşın

Kredi Kartı Borçları Yüzde 7,37 Arttı

30 Aralık tarihinden bu yana bireysel kredi kartı borçlarında yüzde 7,37’lik, tüketici kredilerinde ise yüzde 3,32’lik artış yaşandı. Söz konusu dönemde tüketici kredilerinde de yüzde 3,32’lik artış yaşandı.

Tüketici kredileri tutarı, 27 Ocak itibarıyla 13 milyar 692 milyon TL artışla bir trilyon 119 milyar 587 milyon TL’ye çıktı. En çok artış taksitli ticari kredilerde görüldü. Buradaki artış bir milyar 283 milyon TL oldu.

AK Parti’nin ekonomi politikalarının sonuçları bankaların karlılıklarındaki artış ile ortaya çıkarken, emeğiyle yaşayan yurttaşların yaşadığı kriz de Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine bir kez daha yansıdı. BDDK’nin haftalık bülteninde yer alan verilere göre 30 Aralık tarihinden bu yana bireysel kredi kartı borçlarında yüzde 7,37’lik, tüketici kredilerinde ise yüzde 3,32’lik artış yaşandı.

BirGün’ün aktardığı BDDK’nin haftalık verilerine göre ise halkın borcu giderek katlandı. Tüketici kredileri tutarı, 27 Ocak itibarıyla 13 milyar 692 milyon TL artışla bir trilyon 119 milyar 587 milyon TL’ye çıktı. En çok artış taksitli ticari kredilerde görüldü. Buradaki artış bir milyar 283 milyon TL oldu.

Kredi borcu dağılımı

Kredi borçlarının dağılımı konularına göre şöyle:

Taksitli ticari kredi: 976 milyar 416 milyon TL

Konut: 362 milyar 201 milyon TL

Taşıt: 52 milyar 785 milyon TL

İhtiyaç: 704 milyar 601 milyon TL

Kredi kartı borçları

Kredi borçlarındaki tablo, kredi kartı borçlarında da ortaya çıktı. Bankaların bireysel kredi kartı alacakları yüzde 4,1 artarken, toplam tutar 479 milyar 518 milyon TL oldu.

BDDK’nin verilerine göre bankacılık sektöründe takipteki alacaklar, 27 Ocak itibarıyla bir önceki haftaya göre 160 milyon TL azaldı. Söz konusu gerilemeye rağmen takipteki alacaklar ise 161 milyar 822 milyon TL oldu. Takipteki alacakların 141 milyar 215 milyon TL’sine özel karşılık ayrıldı.

Kredi hacmi arttı

Sektörün kredi hacmi ise 85 milyar 651 milyon TL arttı. Söz konusu dönemde toplam kredi hacmi 7 trilyon 715 milyar 643 milyon TL’den 7 trilyon 801 milyar 294 milyon TL’ye çıktı. Bankacılık sektöründeki toplam mevduat (bankalararası dahil), geçen hafta 71 milyar 474 milyon TL yükseldi.

Söz konusu haftada yüzde 0,8 artan bankacılık sektörü toplam mevduatı, 9 trilyon 191 milyar 911 milyon TL oldu. Bankacılık sisteminin yasal öz kaynaklar 9 milyar 814 milyon TL artarak bir trilyon 732 milyar 758 milyon TL oldu.

Paylaşın

Taliban, Kadınlara Eğitim Yasağını Eleştiren Profesörü Tutukladı

Ağustos 2021’de Afganistan’da yönetimi yeniden ele geçiren Taliban, kadınlara getirdiği eğitim yasağını açıkça eleştiren Prof. İsmail Mashal’ı tutukladı. 37 yaşındaki Mashal, Taliban tarafından “kışkırtıcı eylemler” yapmakla suçlandı.

Haber Merkezi / Prof. İsmail Mashal’ın tutuklandığı sırada Taliban güçlerince tokatlandığı ve yumruklandı iddia edildi.

Eski bir gazeteci olan Prof. Mashal, Kabil’de, gazetecilik, mühendislik ve bilgisayar mühendisliği gibi alanlarda eğitim veren özel bir üniversiteyi yönetiyordu. Üniversitenin öğrencilerinden 450’si de kadındı.

Afganistan ve Taliban

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Dünyada Gıda Fiyatları Eylül 2021 Sonrası En Düşük Seviyede

Gıda fiyat endeksi, ocak ayında 131,2 olarak kaydedilerek eylül 2021’den bu yana en düşük seviyeye geriledi Endeks, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasıyla başlayan savaş sonrasında, geçen yıl mart ayında 143,7 puanla tüm zamanların rekorunu kırmıştı.

Endeksteki düşüşte bitkisel yağlar, süt ürünleri ve şeker fiyatlarındaki düşüşün etkili olduğu, tahıl ve et fiyatlarında ise önemli bir düşüş kaydedilmedi bildirildi.

Dünyada gıda fiyatları onuncu ayda da düşmeye devam etti. Dünya Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) gıda fiyat endeksi, Ocak ayında 131,2 olarak kaydedilerek Eylül 2021’den bu yana en düşük seviyeye geriledi. Aralık ayında fiyat endeksi 132,2 olarak açıklanmıştı.

Uluslararası alanda ticareti yapılan en önemli gıda ürünlerini kapsayan endeks, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasıyla 24 Şubat’ta başlayan savaş sonrasında, geçen yıl Mart ayında 143,7 puanla tüm zamanların rekorunu kırmıştı. Ocak ayı fiyat endeksi, geçen yıl Mart ayına göre fiyatlarda yüzde 18’lik düşüş anlamına geliyor.

FAO, endeksteki düşüşte bitkisel yağlar, süt ürünleri ve şeker fiyatlarındaki düşüşün etkili olduğunu, tahıl ve et fiyatlarında ise önemli bir düşüş kaydedilmediğini bildirdi. Ocak ayı verilerine göre fiyatlar bitkisel yağda yüzde 2,9, süt ürünlerinde yüzde 1,4 ve şekerde yüzde 1,1 azaldı. Et fiyatlarındaki düşüş ise yüzde 0,1 oranında kaldı.

FAO verilerine göre tahıl fiyatları yıllık bazda yüzde 4,8 artarken buğday fiyatları, Avustralya ve Rusya’daki üretimin beklentilerin üzerinde gerçekleşmesi nedeniyle yüzde 2,5 oranında düştü. Buna karşılık pirinç fiyatları, ihracatçı bazı Asya ülkelerindeki güçlü yurt içi talep nedeniyle yüzde 6,2 arttı.

Paylaşın

DİK-AR: En Yoksul Gelir Grubunun Gıda Enflasyonu Yüzde 104,8

TÜİK, ocak ayında yıllık enflasyonun yüzde 57,68 olduğunu açıklarken, ENAG ise aynı döneme ilişkin enflasyonun yüzde 121,62 olduğunu duyurdu. DİK-AR ise ocak ayında, en yoksul yüzde 20’lik gelir grubunun gıda enflasyonu yıllık bazda yüzde 104,8 olduğunu bildirdi.

DİSK-AR, emeklilerin gıda enflasyonunu yüzde 90,5, en yüksek gelir grubunun gıda enflasyonunu ise yüzde 57,3 olarak hesapladı.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR), gıda enflasyonunu verilerini açıkladı.

DİSK-AR’ın, “Yıllık enflasyondaki yükseliş devam ediyor” başlığıyla yayımladığı bültene göre, emeklilerin gıda enflasyonu yüzde 90,5 olarak hesaplandı. Üçüncü yüzde 20’lik gelir grubunun gıda enflasyonu yüzde 77,1; düşük gelirli ikinci yüzde 20’lik grubun gıda enflasyonu yüzde 91,5 olurken, en yoksul yüzde 20’lik gelir grubunun gıda enflasyonu ise yüzde 104,8 olarak gerçekleşti.

“Enflasyon, gelir gruplarına göre önemli ölçüde farklı hissedildi”

DİSK-AR’dan yapılan açıklamada, “Böylece, en yoksul gelir grubu, yüzde 114,9 oranında gıda enflasyonu hissederken, en yüksek gelir grubu ise yüzde 57,3 oranında gıda enflasyonu hissetmiş oldu. Bu durum, enflasyonun, gelir gruplarına göre önemli ölçüde farklı hissedildiğini ortaya koyuyor” denildi.

Aralık 2002’de yüzde 29,7 olan enflasyon oranının Ocak 2023’te yüzde 57,68 olduğunun anımsatıldığı raporda, şu ifadelere yer verildi: AKP hükümeti, enflasyonu 28 puan artırdı. 2005’te 114 olan TÜFE, 2023’te 1203’e yükseldi. 2005’te 112 olan gıda fiyatları endeksi ise 2023’te 1628’e çıktı.

Böylece 2005’ten bu yana TÜFE 1089 puan, gıda fiyatları endeksi 1546 puan arttı. 2005’te yüzde 9,2 olan enflasyon oranı, 2023’te yüzde 57,7 oldu. 2005’te yüzde 6,8 olan gıda enflasyonu ise 2023’te yüzde 71’e yükseldi.

TÜİK: Ocak ayında yıllık enflasyon yüzde 57,6

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Ocak ahyına ilişkin enflasyon verilerini bugün kamuoyu ile paylaştı. TÜİK’in açıkladığı verilere göre, Ocak ayında Tüketici Fiyat Endeksi’ndeki (TÜFE) artış geçen yılın aynı ayına göre yüzde 57,6 oldu. TÜİK, TÜFE’de aylık bazdaki artışın yüzde 6,6 olduğunu duyurdu.

TÜİK,  bir önceki yılın aynı ayına göre en az artış gösteren ana grubun yüzde 24,24 ile giyim ve ayakkabı olduğunu, buna karşılık, bir önceki yılın aynı ayına göre artışın en yüksek olduğu ana grubun ise yüzde 77,22 ile sağlık olduğunu açıkladı.

TÜİK verilerine göre Türkiye’de enflasyon geçen yılın Ekim ayında yüzde 85,51 ile zirveye ulaşmıştı. Enflasyon, Aralıkta yüzde 64’e gerilemişti.

TÜİK verilerine göre, üretici fiyat endeksi bir önceki ayın aynı dönemine göre yüzde 4,15 yükseldi. Yıllık bazda ise üretici fiyat endeksinde yüzde 86,46’lık artış meydana geldi.

ENAG: Enflasyon yüzde 121,6

Bağımsız iktisatçılardan oluşan ENAG ise kendi hesaplamalarına göre Ocak ayında yıllık enflasyonun yüzde 121,6 olarak tespit edildiğini açıkladı. ENAG, ENAGrup Tüketici Fiyat Endeksi (E-TÜFE) Ocak ayında yüzde 9,26 arttığını duyurdu.

Paylaşın

TÜİK Duyurdu: Yıllık Enflasyon Yüzde 57,68

TÜİK’e göre ocak ayında enflasyon yıllık bazda yüzde 57,68 oldu. Aylık artış oranı ise yüzde 6,65 olarak gerçekleşti. ENAG ise, ocak ayı enflasyonu yıllık bazda yüzde 121,62, aylık bazda ise yüzde 9,26 olarak açıklamıştı.

Haber Merkezi / TÜİK verilerine göre Ekim 2022’de yüzde 85,51 ile zirveye ulaşan enflasyon, Aralık 2022’de yüzde 64’e gerilemişti.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ocak ayı Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) verilerini açıkladı. Buna göre, TÜFE ocak ayında bir önceki aya göre yüzde 6,65, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 6,65, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 57,68 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 72,45 olarak gerçekleşti.

Ocak ayında bir önceki yılın aynı ayına göre en az artış gösteren ana grup yüzde 24,24 ile giyim ve ayakkabı oldu. Buna karşılık, bir önceki yılın aynı ayına göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 77,22 ile sağlık oldu.

Ana harcama grupları itibarıyla ocak ayında bir önceki aya göre en az artış gösteren ana grup yüzde -1,53 ile giyim ve ayakkabı oldu. Buna karşılık, ocak ayında bir önceki aya göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 18,35 ile sağlık oldu.

Ocak ayında, endekste kapsanan 143 temel başlıktan, 12 temel başlığın endeksinde düşüş gerçekleşirken, 2 temel başlığın endeksinde değişim olmadı. 129 temel başlığın endeksinde ise artış gerçekleşti.

İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE’deki değişim, ocak ayında bir önceki aya göre yüzde 7,07, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 7,07, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 57,05 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 63,81 olarak gerçekleşti.

ENAG: Enflasyon Yüzde 121,62

Akademisyenlerin ve ekonomistlerin bağımsız biçimde oluşturduğu Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG), ocak ayına ilişkin enflasyon verilerini açıkladı.

ENAG verilerine göre, Tüketici Fiyat Endeksi (E-TÜFE), yıllık bazda yüzde 121,62 olarak gerçekleşti. E-TÜFE, ocak ayında bir önceki aya göre yüzde 9,26 yükseldi.

Fiyatlardaki artışın sürmesine karşın enflasyondaki düşüş, baz etkisi nedeniyle gerçekleşti.

Paylaşın

İYİ Parti’den ‘Aday’ Açıklaması: Kazanacak Kişi Gösterilsin

“Aday konusunda en rahat parti İYİ Parti’dir. Çünkü biz 1.5 yıldan beri aslında kendi önerimizi her tarafta söylüyoruz” diyen İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Ümit Özlale, “Yani Kemal Kılıçdaroğlu’nu istemiyorsunuz?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Hayır kesinlikle onu söylemiyoruz. İki tane belediye başkanının önerilmesi halinde biz buna hayır demeyeceğimizi söylüyoruz. Biz kazanacak kişinin aday gösterilmesini istiyoruz. Mansur Yavaş veya Ekrem İmamoğlu’na aynı mesafedeyiz.”

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Ümit Özlale, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, ittifakın adayının 13 Şubat’ta yapılacak altılı masa toplantısında belirleneceğine yönelik açıklaması hakkında konuştu.

Ekonomim.com’a konuşan İYİ Partili Özlale, Kılıçdaroğlu’nun 13 Şubat açıklaması için, “Bizim cumhurbaşkanı adayının belirlenmesi meselesinde, bunun 13 Şubat’ta belirleneceğine dair bilgimiz yok. Bunu Kemal Bey’in TV açıklamasından öğrendik. Bu konuda resmi olarak gelmiş bilgi yok. 12 gün içinde adayın nasıl belirleneceği, halkın iradesi dikkate alınarak, uzlaşı içinde nasıl belirleneceğine dair, nasıl yol izlenecek, o konuda şu anda çok somut bir şey yok” dedi.

‘Kazanacak kişi aday gösterilsin’

“Aday konusunda en rahat parti İYİ Parti’dir. Çünkü biz 1.5 yıldan beri aslında kendi önerimizi her tarafta söylüyoruz” diyen Özlale, “Yani Kemal Kılıçdaroğlu’nu istemiyorsunuz?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Hayır kesinlikle onu söylemiyoruz. İki tane belediye başkanının önerilmesi halinde biz buna hayır demeyeceğimizi söylüyoruz. Biz kazanacak kişinin aday gösterilmesini istiyoruz. Mansur Yavaş veya Ekrem İmamoğlu’na aynı mesafedeyiz.”

Özlale, şöyle konuştu:

“Biz altılı masayı terk etmeyeceğiz, genel başkanımız hem partinin iradesini hem de geniş halk iradesini yansıtacak bir tutumu nasıl sergilediyse, bundan sonra da sergileyecektir. 11-12 gün içinde bu işin oldu, bittiye getirilmesi, ‘artık biz aday belirleme sürecine başladık, 11 gün sonra adayımızı belirliyoruz’ ifadeleri bana çok iyi niyetli gelmiyor.

Bu dönemde bizi çok üzen gelişmeler de var. Örneğin geçiş süreci yol haritasında bizim, “Tek cumhurbaşkanı yardımcısı olsun o da Meral Hanım olsun” dediğimiz yazılıyor. Hiçbir şekilde böyle bir talebimiz yok. Bu adeta bir karalama kampanyasına dönüştü. İYİ Parti’nin tek cumhurbaşkanı yardımcısı olsun önerisi yok.

CHP Genel Başkanı’nın adaylığı ile ilgili hiçbir soru işaretim yok. Fakat adaylığın 12 gün sıkıştırılması ve Bülent Kuşoğlu’nun açıklamasını birleştirdiğinizde daha baştan böyle bir niyetin olduğunu sorgulatıyor. Bizim itirazımız bu yaklaşıma.

Bence 13 Şubat’ta açıklanmayabilir. Bir rahatsızlığımız daha var. Biz altılı masanın ruhuna zarar verdiğini düşündüğü için, çok sevdiğimiz Genel Başkan Yardımcımız Cihan Paçacı’yı kaybettik. Cihan Bey, altılı masa toplantısı yapılacağı günkü açıklamaların, partimize ve genel başkanımıza zarar verdiğini düşünerek kendi iradesiyle görevinden istifa etti. Bu bizi çok üzdü. Fakat biraz geriye gidelim, ‘Altılı masa Kemal Bey’i aday göstermezse o masa dağılır’ diyen Sayın Bülent Kuşoğlu aynı mekanizmayı çalıştırmadı. Belki esas kriz oradaydı. Düşünün burada biz geniş bir platformda herkesin benimseyebileceği cumhurbaşkanı adayını belirleme çalışmalarına başladık. Orada Kemal Bey’in çok yakını, benim de saygı duyduğum Genel Başkan Yardımcısı Kuşoğlu, ‘Masa dağılır’ diye açıklama yapıyor. Bunun üzerine herhangi bir mekanizma çalıştırılmadı.

Bülent Bey’in, o açıklaması bizi çok üzen kızdıran bir açıklamaydı. Ne demek yani tam sürecin ortasında böyle bir açıklama yapmak. Biz de ondan sonra buranın bir noter makamı olmadığını söyledik.

Masaya geldiğimiz zaman herkes tercihlerini ortaya koymak zorunda. Gerçekten CHP o masayı Sayın Kuşoğlu’nun dediği gibi, Kemal Bey’in Cumhurbaşkanlığını onaylatmak için kurduysa, biz de onay makamı değiliz.”

Paylaşın

ENAG Açıkladı: Enflasyon Yüzde 121,62

Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) verilerine göre, ocak ayında enflasyon bir önceki aya göre yüzde 9,26 yükseldi. Yıllık enflasyon ise yüzde 121,62 oldu.

Haber Merkezi / Akademisyenlerin ve ekonomistlerin bağımsız biçimde oluşturduğu Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG), ocak ayına ilişkin enflasyon verilerini açıkladı.

ENAG verilerine göre, Tüketici Fiyat Endeksi (E-TÜFE), yıllık bazda yüzde 121,62 olarak gerçekleşti. E-TÜFE, ocak ayında bir önceki aya göre yüzde 9,26 yükseldi.

Fiyatlardaki artışın sürmesine karşın enflasyondaki düşüş, baz etkisi nedeniyle gerçekleşti.

Paylaşın

NATO Üyelik Süreci: İsveç Terörle Mücadele Yasasını Sertleştiriyor

İsveç Adalet Bakanı Gunnar Strommer, 2017 yılında kendisini IŞİD mensubu olarak tanımlayan bir saldırganın başkent Stockholm’de çalıntı bir kamyonu yayaların üzerine sürerek beş kişinin ölümüne yol açtığı terör saldırısına atıfta bulunarak bu saldırı sonrasında terörle mücadele yasalarının sertleştirilmesi gerekliliği doğduğunu söyledi.

Stockholm’de aşırı sağcı bir politikacının Kur’an yakma eylemiyle tırmanan gerilime de işaret eden Strommer, söylemin giderek sertleşmeye başladığını, İsveç’e yönelik tehditlerin büyüdüğünü kaydetti.

İsveç Adalet Bakanı Gunnar Strommer, ülkenin terörle mücadele yasalarında yapılması planlanan değişikliklerle ilgili açıklamalarda bulundu.

Terörle mücadele yasalarının sertleştirilmesiyle suç tanımının genişleyeceğini kaydeden Strommer, terör örgütü olarak sınıflandırılan örgütleri destekleyen kişilere karşı İsveç makamlarının daha kolay bir şekilde harekete geçebileceğini vurguladı. Strommer şimdiye kadar zanlıların, sadece eylemlerinin belirli bir terör olayıyla bağlantılı olması durumunda cezai takibata uğradığını, yeni yasanın her tür bağlantıyı kapsayacağını belirtti.

Yeni terörle mücadele yasasının Haziran ayında yürürlüğe girmesi bekleniyor.

Türkiye’nin talepleri arasındaydı

İsveç hükümeti, NATO üyeliğine onay karşılığı Türkiye’nin terörle mücadele alanında talep ettiği koşulları yerine getirebilmek için yasal değişikliklere gideceğini açıklamıştı. Türkiye, başta PKK ve Gülen yapılanması olmak üzere terörist olarak sınıflandırdığı kişilerin iadesini ve “terör örgütlerine desteğin” kesilmesini talep ediyor.

PKK İsveç’te terör örgütü olarak sınıflandırılmasına rağmen Suriye’de faaliyet gösteren YPGya da Türkiye’nin “Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ)” olarak tanımladığı Gülen yapılanması terör örgütleri listesinde yer almıyor.

“İsveç’e yönelik tehditler büyüyor”

İsveç Adalet Bakanı Gunnar Strommer, 2017 yılında kendisini IŞİD mensubu olarak tanımlayan bir saldırganın başkent Stockholm’de çalıntı bir kamyonu yayaların üzerine sürerek beş kişinin ölümüne yol açtığı terör saldırısına atıfta bulunarak bu saldırı sonrasında terörle mücadele yasalarının sertleştirilmesi gerekliliği doğduğunu söyledi.

Stockholm’de aşırı sağcı bir politikacının Kur’an yakma eylemiyle tırmanan gerilime de işaret eden Strommer, söylemin giderek sertleşmeye başladığını, İsveç’e yönelik tehditlerin büyüdüğünü kaydetti.

Paylaşın

Emek Ve Özgürlük İttifakı Cumhurbaşkanı Adayında Israrcı Olacak Mı?

Kulislerde “Son aşamada, toplumsal beklentileri dikkate alarak Emek ve Özgürlük İttifakı’nın adayı tarafından Erdoğan’a kaybettirmek, halka kazandırmak adına, Millet İttifakı’nın olası ortak adayı lehine yarıştan” çekilebileceği ifade ediliyor.

Bir kaynak “Böylesi bir hamle yapılması için Emek ve Özgürlük İttifakı’nın 24 Ocak’taki ortak açıklamasında belirtildiği üzere ‘cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, doğrudan diyalog ve açık müzakere yöntemi ile gerçekleştirilebilecek görüşmeler’ yapılması gerektiğini” aktardı.

Henüz resmen karar alınmış olmasa da seçimlerin, 14 Mayıs’ta yapılmasına kesin gözüyle bakılıyor. Neredeyse tüm muhalefet partileri, TBMM’nin değil de Cumhurbaşkanlığı kararıyla seçimlere gidilmesi halinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın anayasal olarak adaylığının mümkün olmadığını söylüyor. Ancak Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyelerinin, Erdoğan tarafından atandığı gerekçesiyle AK Parti Lideri’nin, üçüncü kez aday olmasına direnmeyecekleri görülüyor.

Bu şartlar altında Türkiye siyasetinde en büyük merak konusunu muhalefet partilerinin kaç adayla seçime gideceği oluşturuyor.

Her ne kadar VOA Türkçe’den Yıldız Yazıcıoğlu’nun konuştuğu Rawest Araştırma Genel Müdürü Roj Girasun, “HDP’nin başını çektiği Emek ve Özgürlük İttifakı ile Millet İttifakı’nın seçime ayrı adaylarla gitmesi muhalefet için kabus senaryosu olur” yorumunu yapsa da siyasetin bugünkü seyri, her iki ittifakın da aday çıkaracağı bir yarışı mümkün hale getirmek üzere.

HDP’nin adayı kim olacak?

En son 24 Ocak’ta seçim gündemiyle buluşan Emek ve Özgürlük İttifakı bileşeni altı siyasi partinin liderlerinin, bir aday üzerinde uzlaşmamış olsalar da özellikle HDP’nin talebiyle, Şubat ayının ilk yarısında, muhalefetin ikinci adayı olacak kişiyi kamuoyuna sunması sürpriz olmayacak.

HDP kaynakları, aday komisyonunun çalışmalarını sürdürdüğünü ancak adayın ittifak bileşenlerinin de görüşleriyle ortaya çıkacağını dile getirdiler. Aynı kaynaklara göre, “Cumhurbaşkanlığı adaylığı için herkesin üzerinde mutabık olmasına en yakın isim Gülten Kışanak.” Başka isimlerin de listede bulunduğu ifade edilse de Kışanak’ın diğer adaylardan bir değil birkaç adım önde olduğu belirtiliyor. “Neden önde?” diye sorduğumuzda “Kışanak, 12 Eylül’ün cehennemi Diyarbakır Cezaevi’nde yattı. Gazeteci kökenli bir Elazığlı. Özgür Gündem ve Özgür Ülke’yi çıkardı. Kadın haklarıyla hep ilgilendi. İki dönem milletvekilliği yaptı. BTP’de Selahattin Demirtaş’la eş başkanlık yaptı. Fırat Anlı’yla birlikte Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanlığı yaptı ve neredeyse 7 yıldır cezaevinde, daha ne olsun?” yanıtını veriyorlar.

HDP çevreleri Kışanak’ın Kürt kökenli değil de Alevi kökenli olmasının toplumun farklı kesimlerinde destek bulmasına yol açmasını da umuyor.

Emek ve Özgürlük İttifakı’nın zor kararı

An itibariyle Emek ve Özgürlük İttifakı’nda her şey dört dörtlük değil. Özellikle Türkiye İşçi Partisi’nin, ittifakın milletvekili çıkarmasının neredeyse imkânsız olduğu 41 seçim çevresinde kendi adıyla seçime girmek istediği ve bu konuda HDP’yi bir türlü ikna edemediği herkesin bildiği bir konu.

Yalnız 5 Ocak ve 24 Ocak’taki toplantılarda değil sonrasındaki görüşmelerde de HDP, seçime tüm partilerin kendi çatısı altında girmesinde ısrarcı oldu. HDP’nin kapatma davasında Anayasa Mahkemesi’nin kararını seçim sonrasına bırakması talebinin reddedilmesi, parti üzerinde zaten sallanmakta olan Demokles’in kılıcının daha da hızlı sallanmasına yol açtığı da bir hakikat. HDP yetkilileri, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın seçime gireceği parti olarak Yeşil ve Sol Parti’yi düşünüyor. Geçtiğimiz yılın sonlarında 46 ilde örgütlenen partinin seçime katılma engeli bulunmadığı belirtiliyor.

Emek ve Özgürlük İttifakı adayı Millet İttifakı adayı lehine çekilebilir mi?

Kimileri de HDP’nin adaylıkla ilgili ısrarını kapanma riskini minimize etme çabası olarak yorumluyor. Tam da bu nedenle kulislerde “Son aşamada, toplumsal beklentileri dikkate alarak Emek ve Özgürlük İttifakı’nın adayı tarafından Erdoğan’a kaybettirmek, halka kazandırmak adına, Millet İttifakı’nın olası ortak adayı lehine yarıştan” çekilebileceği ifade ediliyor.

Bir kaynak “Böylesi bir hamle yapılması için Emek ve Özgürlük İttifakı’nın 24 Ocak’taki ortak açıklamasında belirtildiği üzere ‘cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, doğrudan diyalog ve açık müzakere yöntemi ile gerçekleştirilebilecek görüşmeler’ yapılması gerektiğini” aktardı. HDP çevrelerinin yakın zamana kadar Altılı Masa’nın adayı olarak zikredilen isimlerden CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na sıcak baktığı biliyor. Son olarak Kürt siyasetinin en deneyimli isimlerinden Ahmet Türk de Ocak ayı ortasında Gazete Duvar’a yaptığı açıklamada, “Kılıçdaroğlu uygun bir aday. Konuşulan isimler içinde de en deneyimlisi. Ama bizim de taleplerimiz var. Demokrasi adına, hak ve özgürlükler adına masanın neleri yapacağını, projelerini açıklaması lazım” demesi Emek ve Özgürlük İttifakı adayının son düzlükte hangi koşullarda seçimden çekilebileceğini ortaya koyuyor.

Millet İttifakı’nın adayı kim olacak?

Millet İttifakı cephesinde ise, terazi şu an için CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığı yönünde ağır basıyor. Salı günü grup konuşmasında “Ben Kemal, geliyorum” diyerek adaylığıyla ilgili beklentileri daha da yükselten Kılıçdaroğlu’na İyi Parti’nin çok sıcak bakmadığı sık sık kamuoyuna yansıdı. Peki Millet İttifakı’nın adayı Saadet Partisi lideri Temel Karamollaoğlu’nun dün dile getirdiği gibi büyük ihtimalle 13 Şubat’ta belirlenir mi? CHP’li kaynaklar o gün adayın masada konuşulmasına kesin gözüyle bakıyor “Ama aday başka bir gün ve İstanbul’da ilan edilir” diyor.

Bu arada “Kılıçdaroğlu’nun altılı masada sakinliğini koruduğu ancak CHP’nin liderine CHP içerisinden aday önerilmesinden rahatsızlık duyduğu” belirtiliyor. Kılıçdaroğlu’nun adaylığına karşı çıkılıyorsa o zaman başka aday önerilebileceği ancak bunun CHP’li olmaması gerektiği ve CHP’li bir isim aday olacaksa bunun CHP’nin kararı olması gerektiği görüşü ifade ediliyor. Kulislerde Kılıçdaroğlu dışında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen gibi isimler de dillendiriliyor.

Paylaşın