Akşener’den Erdoğan’a: Edep Yahu

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “14 Mayıs’ta bunlara öyle çakalım ki bir daha bellerini doğrultamasınlar” sözlerine tepki gösteren İYİ Parti Lideri Akşener, Erdoğan’ın bu sözlerinin yer aldığı bir haberin linkini “Edep yahu” ifadeleri ile paylaştı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Aydın’da toplu açılış törenine katıldı. Seçmen desteğinin çok önemli olduğunu belirten Erdoğan, vatandaşlardan oy isterken tepki çeken ifadeler kullandı.

Açılış konuşmasında Millet İttifakını hedef alan Erdoğan, “Küresel siyaset ve maşalarına 14 Mayıs’ta bir kez daha ‘Yeter söz milletin’ diyor muyuz? 14 Mayıs’ta ‘Söz de karar da gelecek de milletindir’ diyerek Türkiye Yüzyılı’nı birlikte inşa ediyor muyuz? Bir türlü yerli ve milli olamayan zata 14 Mayıs’ta bay bay Kemal diyor muyuz?

Menderes’in hatırasını kirletecek yüzsüzlükle onun ‘Yeter söz milletindir’ sloganına çökmeye çalışanlar var. ‘Yeter söz milletindir’ sloganı bize aittir. Hangi yüzle bu sloganı sahipleniyorsun? Şimdi işte diyorum ki, 14 Mayıs’ta bunlara öyle çakalım ki bir daha bellerini doğrultamasınlar. İşte ülkemize kazandırdığımız eserlerin, milletimize getirdiğimiz hizmetlerin en yakın şahidi sizlersiniz…”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Erdoğan’ın bu sözlerine tepki gösterdi. Akşener, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu sözlerinin yer aldığı bir haberin linkini “Edep yahu” ifadeleri ile paylaştı.

Paylaşın

Erdoğan Aydın’da Konuştu: Bunlara Öyle Bir Çakalım Ki…

Aydın’daki Atatürk Kent Meydanı’nda düzenlenen toplu açılış töreninde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Küresel siyaset ve maşalarına 14 Mayıs’ta bir kez daha ‘Yeter söz milletin’ diyor muyuz? 14 Mayıs’ta ‘Söz de karar da gelecek de milletindir’ diyerek Türkiye Yüzyılı’nı birlikte inşa ediyor muyuz? Bir türlü yerli ve milli olamayan zata 14 Mayıs’ta bay bay Kemal diyor muyuz?” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Menderes’in hatırasını kirletecek yüzsüzlükle onun ‘Yeter söz milletindir’ sloganına çökmeye çalışanlar var. ‘Yeter söz milletindir’ sloganı bize aittir. Hangi yüzle bu sloganı sahipleniyorsun? Şimdi işte diyorum ki, 14 Mayıs’ta bunlara öyle çakalım ki bir daha bellerini doğrultamasınlar. İşte ülkemize kazandırdığımız eserlerin, milletimize getirdiğimiz hizmetlerin en yakın şahidi sizlersiniz…”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Aydın’daki Atatürk Kent Meydanı’nda düzenlenen toplu açılış töreninde konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamaları şöyle:

“Aydın’a son gelişimizde yine bir toplu açılış töreninde sizlere rahmetli Menderes’in idamdan önce kendisini Yaslı Ada’ya kapatanlara ve ardından ipe götürenlere ithafen yazdığı son mektubu okumuştum. Şimdi rahmetlinin 1961’in eylülünde yazdığı bu mektubu bir kez daha hatırlayalım. Ne diyor rahmetli; Size dargın değilim.

Sizin ve diğer zavallıların iplerinin hangi efendiler tarafından idare edildiğini biliyorum. Onlara da dargın değilim. Kellemi onlara götürdüğünüzde deyiniz ki, Adnan Menderes hürriyet uğruna ortaya koyduğu başını 17 sene içinde almadığınız için sizlere müteşekkirdir.

İdam edilmek için ortada hiç bir sebep yok. Ölüme bu kadar metanetle gittiğimin, silahların gölgesinde yaşayan efendilerinize acaba söyleyebilecek misiniz?

Şunu da söyleyiniz ki, milletçe bir gün mutlaka kazanılacak hürriyet mücadelesinde sizi, efendilerinizi yine ben 1950’de olduğu gibi kurtarabilirdim.

Dirimizden korkmamalıydınız ama şimdi milletle ele ele vererek Adnan Menderes’in ölüsü ölünceye kadar sizleri takip edecek ve bir gün sizi silip süpürecektir. Buna rağmen merhametim sizinledir. Millet sağ olsun.

14 mayıs

14 Mayıs’ta bir kez daha hep beraber sizlerle sandığa gidip sandıkları patlatmaya var mıyız? Desteğiniz çok önemli. Durmak yok yola devam.

Milli Mücadele’nin resmen ilanının adı olarak gördüğümüz 23 Nisan 1920’den Demokrat Parti’nin iktidara geldiği 14 Mayıs 1950’den oradan 14 Mayıs 2023’e varan uzun ve meşakatli süreçte ödediğimiz her bedelin karşılığını alacağımız döneme giriyoruz.

Biz Türkiye Yüzyılı vizyonuyla çıkıyoruz. Bırakın dirisine, ölüsüne bile tahammül edemeyenler onun “Yeter söz milletindir” sloganına çökmeye çalışanlar, kim bu? Bay bay Kemal. 14 Mayıs, Kemal’in Bay Bay Kemal olacağı gündür.

Efendilerinin emriyle kurdukları masadan yeniden tarihe yüz karası olarak geçecek işler yapmanın peşindeler. Program diye sundukları metinlerin çoğu ya bizim tarafımızdan 20 yılda yapılmış ya da yapılmakta olan işler.

Kalan başlıklar da bu ülkenin tüm kazanımlarını yok ederek efendilerinden aferin almak için güvensizliğin, istikrarsızlığın sembolü eski Türkiye’yi hortlatmaktan ibarettir.

“Bunlara öyle çakalım ki”

Bu “Bay Bay Kemal” hangi yüzle Menderes’in sloganına çöküyor. Rahmetliden sonra bu slogan bize aittir. Sen hangi yüzle bu sloganı sahipleniyorsun. 14 Mayıs’ta bunlara öyle çakalım ki bir daha bellerini doğrultamasınlar.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Bu Düzen Yıkılmaya Mahkum Ve Mutlaka Yıkacağız

Şişli Belediyesi Sosyal Yardım Lansmanı’na konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin yaşadığı ekonomik sorunlara değinerek, “Tek bir yurttaşımızın dahi dara düşmesine asla razı değiliz. Halkın hakkı olan zenginliği ihalelerle yandaşlara peşkeş çeken egemenlerin düzeni, sarsılmaz sanılan Babil kulesi gibi yıkılmaya mahkumdur ve mutlaka yıkacağız” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Milletimizin, önündeki seçimlerde bunun ne demek olduğunu gösterecek, buna yürekten inanıyorum. Halktan çalınan 418 milyar doları kuruşu kuruşuna aldığımızda halkın sofrası şenlenecek, hak yerini bulacak. Evet biz bunu başaracağız ve birlikte başaracağız.”

Kılıçdaroğlu, ayrıca, “Saray düzeni tarafından ekonomik çöküşe sürüklenen ülkemizde insanlarımız alın teriyle çalışarak, bırakın çocuğuna iyi bir geleceği sağlamayı karnını doyurmakta zorlanıyor. Milyonlarca insanımız bırakın iyi bir hayat sürme hayalini adeta hayatta kalma savaşı sürdürüyor.

Halkımız kuru ayazda ekmek kuyruklarında bekliyor. Sabahın karanlığında ucuz et alabilmek için Et ve Süt Kurumu’nun önünde saatlerini geçiriyor. İşte bu tablo bizim kaybedebilecek tek bir dakikamızın bile olmadığının en büyük işaretidir” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda düzenlenen Şişli Belediyesi Sosyal Yardım Lansmanı’na katıldı. Toplantıda konuşma yapan Kılıçdaroğlu şunları söyledi:

“Her köşesinden bereketin fışkırdığı topraklara sahip bir halkız. Türkiye’de bunu görüyoruz. Yüzyıllar boyunca bu bereketli topraklar üretimin beşiği oldu. Sadece karınlarımızı doyurmadı. Sofralarıyla danışma, dayanışma ve paylaşma kültürümüzü de böylece büyütmüş olduk.  Sofraların bereketi paylaştıkça çoğalır.

Bu sofralarda müşterekler kadar farklılıklar da misafir edildi. Ve işte bu kadim kültürün bugünkü taşıyıcıları bizleriz. Bu kültürü yaşatmak, şimdi her zamankinden daha önemli. Çünkü saray düzeni tarafından ekonomik çöküşe sürüklenen ülkemizde insanlarımız alın teriyle çalışarak bırakın çocuğuna iyi bir gelecek sağlamayı karnını doyurmakta zorlanıyor.

Milyonlarca insanımız bırakın iyi bir hayat sürme hayalini adeta hayatta kalma savaşı sürdürüyor. Halkımız kuru ayazda ekmek kuyruklarında bekliyor. Sabahın karanlığında ucuz et alabilmek için Et ve Süt Kurumu’nun önünde saatlerini geçiriyor.

İşte bu tablo bizim kaybedebilecek tek bir dakikamızın bile olmadığının en büyük işaretidir. Bu tabloyu görüyorsak bu tabloya karşı mücadele etmek her yurtseverin, her vatandaşın, aklı başında olan herkesin ortak görevidir ve bu ortak görevi iktidar yapmak da bizim temel görevimizdir.

Çocuğunun beslenme çantasına, kuru ekmekten fazlasını koyamayan ailelerin çaresizliği. Bu kadarına dahi erişemeyen çocukların eğitimden kopup çalışmak zorunda kalması, gününü aç geçiren okulda akranlarından utanan, başı öne eğilen çocuklarımız… Kimin çocukları onlar? Bizim çocuklarımız, bu ülkenin evlatları.

Bir çocuğun aç geçirdiği geceyi hangimiz rahat bir uykuyla geçirebiliriz? İhtiyaç sahibi bir komşumuz çaresizlik içinde hayata tutunmaya çalışırken hangimiz evlerimizde huzur içinde yaşayabiliriz. Bu trajediyi bizim gerçeğimiz yaptılar. 20 yılın sonunda bu trajedi hayatımızın bir gerçeği olarak ortaya çıktı.

Bugün bu ülkede 1 milyondan fazla çocuk okula aç giderken, Saraylı zat küresel forumların gönderdiği mesajda şunu söylüyor; ‘Çocuklarımız ve gençlerimiz için daha adil bir dünyanın  mümkün olduğuna inanabiliyorum’ diyor.

“Türkiye tablosunu hep beraber görüyoruz ve yaşıyoruz”

Ama milyonlarca çocuğun hakkını, rızkını da bir avuç zengine gözünü kırpmadan verebiliyor. Hangi adalet? Sen kim, adalet kim? Adaletin A’sını dahi bilmeyen insanların ülkeyi yönetmeye kalktığında Türkiye tablosunu hep beraber görüyoruz ve yaşıyoruz.

Hükümete, okul beslenme programı hayata geçirilsin diye defalarca çağrı yaptık. Çocuklar okulda bir öğün sağlıklı yemek yesinler diye ek bütçe için katkı sunmaya çalıştık. Önergeler verdik. Yetmedi kanun teklifi verdik. Onların tamamı reddedildi. Bunu da bütün İstanbulluların ve Türkiye’de derin yoksulluk çeken veya karnını doyurup da yoksulları düşünen bütün vatandaşlarım da bilgisine sunmak isterim.

Cumhuriyet Halk Partisi milli kurtuluş mücadelemizin içinden doğmuş, zorluklarla baş etmenin ne demek olduğunu çok iyi bilen ve mücadele için yaşayan 100 yıllık bir çınardır. Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanlarımız da bu trajediyi elbette oturup izlemiyorlar. Gözü yaşlı anneleri, çaresiz babaları, açlık çeken çocukları asla ve asla yalnız bırakmıyorlar. Belediyelerimiz öz kaynaklarını son damlasına kadar halk için kullanarak yetemediği yerde toplumsal dayanışmayı örgütleyerek yenilikçi ve yaratıcı çözümler geliştirerek ihtiyacı olan her bir yurttaşımızın yanında oluyorlar.

Şişli Sofrası’nın bereketine şimdi ülkenin dört bir yanına yayma zamanıdır. Bütün belediye başkanlarından bunu bekliyorum. Güç ve servet içinde yüzen Babil Krallığı’nın haramzade sofralarına karşı Hazreti İbrahim’in herkese açık, herkesin eşit olduğu, kalabalıklaştıkça bereketi artan Halil İbrahim sofrasını kuruyoruz biz. Bu sofrada para, pul, ihtişam yok. Bu sofrada eşitlik var, adalet var, dayanışma, haysiyet var. Çocuklara sevgi, büyüklere saygı, hürmet var. Bu sofrada sadece karınlar doymuyor.

“Laf olsun diye söylemiyoruz”

Cömertlik, paylaşım, eşitlik, adalet gibi değerlerimiz de bu sofralarda yaşatılıyor. Bu zor günlerde her birimiz diğerimize omuz veriyoruz. Komşularımız açken tok yatmayız diyoruz. Ama bunun laf olsun diye söylemiyoruz.

Belediyelerimiz bunun için canla başla çalışıyor. Tek bir yurttaşımızın dahi dara düşmesine asla razı değiliz. Halkın hakkı olan zenginliği ihalelerle yandaşlara peşkeş çeken egemenlerin düzeni, sarsılmaz sanılan Babil kulesi gibi yıkılmaya mahkumdur ve mutlaka yıkacağız. Milletimizin, önündeki seçimlerde bunun ne demek olduğunu gösterecek, buna yürekten inanıyorum. Halktan çalınan 418 milyar doları kuruşu kuruşuna aldığımızda halkın sofrası şenlenecek, hak yerini bulacak. Evet biz bunu başaracağız ve birlikte başaracağız.

İmamoğlu’na destek

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımızın hakkını da teslim etmemiz gerekiyor. Metrosundan can dostlara kadar İstanbulluların yaşanabilir bir kentte yaşamaları için elinden gelen bütün çabayı gösteriyor. Evet engeller çıkarıldığını biliyorum. Bizim belediye başkanlarımız özellikle de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız bütün engelleri aşar ve halkına hizmet verir.

Bunu yapacağız. Allah nasip eder iktidar olduğumuzda göreceksiniz. Türkiye coğrafyasının her yerinde hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek.  Aile destekleri sigortasıyla hiç kimsenin yoksulluğunu afişe  etmeden ve herkesi kucaklayarak bu ülkede barışı, huzuru sağlayacağız. Gençler  huzur içinde bu ülkede çalışacaklar. Umutlarımı dışarıda değil Türkiye’de yeşertecekler. Onların her birisi bu coğrafyanın güzel fidanları ve o fidanları büyüteceğiz.”

Paylaşın

İran’da “Tesettürü” Kameralarla Kontrol Etme Hazırlığı

İran’da ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestolar sonrası ahlak polisini lağveden hükümetin, kadınların tesettürünü kameralarla kontrol etmeye hazırlandığı bildirildi.

Muhalif çevreler, ahlak polisinin lağvedilmesi sonrası, bunun göstermelik bir adım olduğunu, rejimin kontroller için başka yollara başvuracağı yönündeki endişelerini dile getirmişti.

Ahlak polisi devriyelerinin kaldırılması sonrasında özellikle metropollerde başörtüsü takan kadınların sayısı büyük ölçüde azalmıştı.

Reformculara yakınlığıyla bilinen İtimad gazetesinin haberine göre, meclis adalet komisyonu, trafik kontrolü için kullanılan kameraların kamusal alanda da devreye sokulmasını ve tesettür kontrolü için devreye sokulmasını planlıyor.

Haberde, kurallara uygun örtünmeyen kadınların ilk etapta cep telefonlarına gönderilecek kısa mesajlarla uyarılmasının planlandığı, ihlallerin devamı durumunda ceza uygulanacağı kaydedildi.

22 yaşındaki Mahsa Amini’nin yeterince örtünmediği gerekçesiyle Eylül ayında ahlâk polisi tarafından gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybetmesi, ülke çapında aylar süren protestolara yol açmış, İran hükümeti Aralık ayında ahlak polisi devriyelerini sona erdirmişti.

İtimad gazetesi, Ocak ayı başında da tesettür kurallarına yönelik ihlaller için yeni cezalar üzerinde çalışıldığını, bunların arasında “belirli saatlerde sosyal işlerde çalışma zorunluluğu”, “terbiye edindirme kursları”, yurt dışına çıkış yasağı, istihdam kısıtlamaları ve para cezaları gibi önlemler üzerinde durulduğunu bildirmişti.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen Mahsa Amini erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Şu ana kadar Tahran, Senendec, Kerec, Tebriz, Meşhed, Kiş, Kirman, Yezd, Reşt, Bender Abbas, Abadan, Kirmanşah, Erdebil, İsfahan, Urumiye, Kazvin, Zencan, İlam, Mazenderan, Hemedan başta olmak üzere birçok şehirde gösteriler düzenlendi. Birçok noktada eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’nun Altılı Masa Toplantısı Öncesi Partisinden Tam Yetki Alması Bekleniyor

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, partisinin PM toplantısında Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunu gündeme getireceği, Saadet Partisi ev sahipliğinde 13 Şubat’ta düzenlenecek liderler zirvesi öncesinde PM’den “Altılı masaya, kendisi dahil, herhangi bir kişiyi cumhurbaşkanı adayı olarak sunabilmek” adına tam yetki alması bekleniyor.

Altılı masada İYİ Parti dışında Saadet, DEVA, Gelecek ve Demokrat Parti’de parti kurulları, genel başkanlarını adaylık konusunda tam yetki ile yetkilendirmişti.

T24’ten Eray Görgülü’nün haberine göre, 9 Şubat Perşembe günü saat 12.00’de parti genel merkezinde toplanacak olan CHP PM’nin gündemi “Genel Başkanın sunuşu, 2023 yılında yapılacak olan Cumhurbaşkanı Seçimi ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi hazırlık ve çalışmaları hakkında görüşme” olarak belirlendi.

Edinilen bilgiye göre CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, PM toplantısında Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunu gündeme getirecek. Kılıçdaroğlu’nun Saadet Partisi ev sahipliğinde 13 Şubat’ta düzenlenecek liderler zirvesi öncesinde PM’den “Altılı masaya, kendisi dahil, herhangi bir kişiyi cumhurbaşkanı adayı olarak sunabilmek” adına tam yetki alması bekleniyor.

Yetki verilmesi beklenen İYİ Parti kaldı

Altılı masada İYİ Parti dışında Saadet, DEVA, Gelecek ve Demokrat Parti’de parti kurulları, genel başkanlarını adaylık konusunda tam yetki ile yetkilendirmişti. İYİ Parti’nin bu konudaki tutumunu Genel Başkan Meral Akşener’in parti kurulları ile değerlendirme yaptıktan sonra belirlemesi bekleniyor.

Adaylık meselesi konuşulacak

Kılıçdaroğlu, aynı gün sabah 09.30’da TBMM’de milletvekilleri ile basına kapalı bir grup toplantısı düzenleyecek. Kılıçdaroğlu’nun milletvekilleri ile de adaylık meselesini konuşması bekleniyor.

Paylaşın

Bozdağ’dan Erdoğan’ın Adaylığıyla İlgili Açıklama: Engel Yok

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın adaylığıyla ilgili açıklama yapan Bakan Bozdağ, “Sayın Cumhurbaşkanı’mızın adaylığı konusunda herhangi bir tereddüt yok. Anayasal ya da yasal bir engel yok. Her şey hukuka uygun, herhangi bir meşruiyet tartışmasına da meydan verecek, ima yollu dahi bizim anayasa ve yasalarımızda bir düzenleme yok” dedi.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Ülke TV’nin canlı yayınında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Bozdağ’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

Yorumla, değerlendirmeyle anayasada açık olan bir hükmün değiştirilme teşebbüsü var. Ama bu teşebbüs netice vermez çünkü anayasa çok açık. Daha önce halk oylamasıyla cumhurbaşkanının 5 yıl görev süresi ve iki dönem seçilmesine ilişkin 2007’de anayasa değişikliği yapıldı ve 2012’de de biz cumhurbaşkanı seçimi kanunu çıkardık. Görevdeki ve önceki cumhurbaşkanlarının durumuna, bu iki defa seçilme hakkından istifade eder mi, etmezler mi konusuna açıklık getirdik. Etmeyeceklerine dair hüküm koyduk.

CHP o zaman konuyu Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. Dedi ki ‘Siz yeni bir hak veriyorsunuz. Bu haktan görevdeki ve önceki cumhurbaşkanlarını mahrum edemezsiniz. Bu mümkün değil. Anayasaya aykırı.’ Anayasa Mahkemesi davayı inceledi ve kanundaki bu hükmü iptal etti. İptal ederken de bazı gerekçeler ortaya koydu. O gerekçelerden birisi şu, ‘Yeni bir seçilme hakkı veriyorsunuz siz. Seçilme hakları geleceğe dönük pozitif etkiler doğurur. Dolayısıyla bu hakkın kanunla sınırlanması mümkün değildir.

Geçmişte bu hak kullanıldı diye gelecekte doğan yeni 2 defa seçilme hakkından mevcut ve önceki cumhurbaşkanları mahrum edemezsiniz. Onların önceki dönem görevlerini gelecekte seçilme ihtimali olan adaylıklarından ve görevlerinden mahsup edemezsiniz’ dedi. İkincisi, eğer anayasa koyucu mevcut ve önceki cumhurbaşkanlarının seçilmemesini istemiş olsaydı o zaman anayasaya açık açık bunu yazarlardı. Geçmişte böyle bir içtihat vardı. Şimdi bu içtihat, şu andaki tartışılan konuyla bize göre tartışma yok ama tartışanlar açısından söylüyorum emsal teşkil eder.

“Seçimde yürütme organı seçildi”

Şu anki Cumhurbaşkanı, 2017 değişikliğinden sonra 2018’de seçtiğimiz cumhurbaşkanı, temsili bir cumhurbaşkanı değil. Devletin başı, yürütme organının başı ve yürütmenin temsilcisi. Eğer biz 101’inci maddeyi değiştirmeseydik bile, bir defa önceki sembolik cumhurbaşkanına göre iki defa seçilme hakkı veriyor. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi değişmesinden sonra yürütme yetki ve göreviyle donatıldığı için doğrudan yürütmeyi seçiyoruz. Şu anda yürütme organının başı Cumhurbaşkanı. Seçimde yürütme organı seçildi. Dün ise yürütme organı değildi. Yürütmenin sorumsuz kanadıydı. Doğrudan yürütme organı. Halk bugün cumhurbaşkanını seçerken esasında doğrudan yürütme organı seçiyor. Dolayısıyla bu cumhurbaşkanıyla önceki cumhurbaşkanının adının benzerliği dışında hiçbir fark yok.

Şimdi fikir değiştirmelerinde benim gördüğüm şey şu, bir defa anketlerde, halktan aldıkları geri dönüşlerde, pek çok şeyde, hazirandan bu yana AK Parti ve Cumhurbaşkanı’mızın oylarındaki sürekli artış. Onların trendlerinde önemli sabit duruş, sonra da aşağı dönüş. Bunu görüyorlar. Bunu görünce de bir farklı düşünüyorlar. Şu anda AK Parti’yi bulan anketlere baktığınızda 40’lar civarında buluyor. MHP’ye de baktığınızda ciddi ama hepimiz şunu biliyoruz ki Cumhurbaşkanı’mızın oyu AK Parti artı MHP, Büyük Birlik Partisi yani Cumhur İttifakı’nın partiler olarak aldığı oyun da artı üstünde bir oy.

“Cumhurbaşkanı’mız 2028’de de aday olma hakkını elde edecektir”

Geçen seçimde bunu gösterdi. Daha önceki seçimlerde, şimdi de gösteriyor. O yüzden baktılar ki pabuç pahalı. Tayyip Bey’le meydanda yarışırlarsa bir kez daha yenilecekler. O yüzden bu tartışmayı açarak ‘Acaba Tayyip Erdoğan’sız bir cumhurbaşkanlığı yarışını zorlayabilir miyiz? Yeni bir 367 ucubesini Türkiye’de yaşatabilir miyiz?’ Çok net seçim kaybetme endişesini, bu altılı masada sadece Kılıçdaroğlu’nu değil diğer bütün liderleri ciddi şekilde sardığını gösteriyor. Parlamento 2028’de seçimleri yenileme kararını alırsa Sayın Cumhurbaşkanı’mız 2028’de de aday olma hakkını elde edecektir.

“Fesih değildir bu yenilemedir”

Cumhurbaşkanımızın veya Meclis’in seçim kararı alması, seçimin yenilenmesidir. Bir ay işte yaklaşık öne çekiliyor. Bu fesih değildir, yenilemedir çünkü anayasa çok açık. Diyor ki ‘Seçimin yenilenmesine karar verilmesi halinde hem cumhurbaşkanının hem de TBMM üyelerinin görevi yenisi seçilene kadar, göreve başlayıncaya kadar devam eder. Fesih olduğu zaman, fesih ilan ettiğin an Meclis kapanır. Üyelerin görevi sona erer. Cumhurbaşkanının da görevi sona erer. İki kavramı birbirine bilerek karıştırıyorlar.

Cumhurbaşkanı’nın bu yetkiyi istiskal etmek, ‘Meclis’i feshediyor. Bak işte tek adam’ falan propagandasına payanda ve altlık oluşturmak için bunu yapıyorlar. Yenileme kararı fesih değildir. Fesih ne zaman olmuştur Türkiye’de? Fesih darbede olmuştur. Fesih darbecilerin kullandığı bir kavramdır. Esasında Altılı Masa’nın altında olanlarla, kenarında oturanları en çok rahatsız eden şey bu seçim kanununda yapılan değişikliklerdir. Seçim kanununda yapılan değişiklik, milli iradeye değer veren bir değişikliktir.

Bizim yaptığımız düzenleme esasında hak edene milletvekili seçilme ve seçme imkanı getiriyor. Ve halkın iradesini, oy atmadığı bir partinin haksız yere milletvekili çıkarmasını engelliyor. Benim oyum AK Parti ise benim oyum başka bir partiye seçim kanununda sayamaz. Herhangi bir sistemde sayamaz. Bu kıymetli bir şey. Demokratikleşme, hukuk devleti, milli iradeye kıymet verme bakımından da son derece önemli.

Zühtü Arslan’ın AYM Başkanı seçilmesi”

(AYM’deki başkanlık sonucu muhalefette büyük bir sevinçle karşılandı. Başkanlık seçimine dair sizin yorumlarınız nedir? Bu tartışmalar neden ve nasıl ortaya çıkıyor? Siz Anayasa Mahkemesi’nde herhangi bir adayı işaret ettiniz mi? sorusu üzerine) CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “YSK üyelerini cumhurbaşkanı atıyor. Ben güvenmiyorum” dedi ama YSK üyelerini cumhurbaşkanının atadığı atamadığını doğrudan Yargıtay Genel Kurulu ve Danıştay Genel Kurulu tarafından salt çoğunlukla seçildiğini ya bilmiyor, bilmemesi mümkün bile isteye oraya seçilecek üyeleri itibarsızlaştırmak için ne yapıyor, böyle bir değerlendirme yapıyor.

Anayasa Mahkemesi üyelerin seçim usulü belli. Göreve gelişleri belli. Başkanlık seçiminin nasıl yapılacağı da Anayasa Mahkemesi’nin kuruluş ve görevleri hakkındaki kanunda çok açık bir şekilde ifade ediliyor. Üyeler adaylık müracaatı yapmıyorlar. Onlar toplanıyor. Bir araya ama kimin aday olduğunu kendileri biliyor. Çünkü adaylık düşünenler kendi görüşlerini anlatıyorlar, destek istiyorlar. Sonra da toplanıyor genel kurul. Kendilerine zarflar veriliyor. On beş üyenin on beşinde ismi var. Yani sadece adaylık düşünen değil, herkesin ismi var. Üyeler alıyor. Bunlardan dilediğine oy veriyor. Buradaki seçim de böyle bir seçimdir.

Anayasa Mahkemesi üyelerinin kendi hür iradeleriyle yaptığı bir seçimdir ve bu seçim de gizli oyla yapılmıştır. Üyeler Sayın Arslan’ı yeniden başkan seçmiştir. Olay bundan ibarettir. Ama bunun ötesinde kalkıp bu işi sanki Sayın Cumhurbaşkanımızın işaret ettiği aday kaybetti de öbürleri kazandı, biz kazandık havasına giriyorlar. Boşuna o havaya giriyorlar. Yani Anayasa Mahkemesi milletin mahkemesidir. Millet adına yetki kullanıyor. Anayasa ve yasalara uygun görevini yapıyor. Çok sevindiler. Sevinmeye devam etsinler.

Zühtü Bey bizim arkadaşımız. Beraber biz çok çalıştık. AK Parti’nin kapatma davası sırasında, o dönemde kapatma davasının savunmasını hazırlarken teorik kısımda Zühtü Bey’in de çok büyük emeği vardır. Biz beraber çalıştık. Kendisi iyi bir hukukçudur. Kendi hanesine yazan kaybeder. Zühtü Bey kimsenin hanesine yazılmaz. Yazılmasını da sevmez. Hukuku, hukukun gerekleri neyse ona göre yapar. O yüzden buradan bir anlam çıkarmak yanlış olur. Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına bakmak lazım.

“YSK seçim yapmıyor, seçimi organize ediyor”

Türkiye’de en güvenilir yapılan işlerin başında tereddütsüz seçim geliyor. Yani sadece bugün değil, dün de YSK çok güvenli bir şekilde Türkiye’nin seçimlerini organize etti ve yönetti. Hala da aynı şekilde yönetiyor. Anayasa, seçimlerin dürüstlük içinde yapılması ve başından sonuna kadar usulsüzlük, şikayet ve itirazları kesin karara bağlama görevini YSK’ye veriyor. Ama kamuoyunda sanki şöyle bir şey var, ‘YSK sanki seçimi o yapıyor.’ YSK seçim yapmıyor.

Seçimi organize ediyor ve seçim sürecinde itirazları, şikayetleri, usulsüzlüklere dair bir şey varsa bunu kesin olarak karara bağlıyor. Peki seçimi ne yapıyor? Organize ediyor. Seçimi esas kim yapıyor? Partiler yapıyor. Çünkü Seçim Kanunu’na göre çok açık, her sandıkta o ilçede teşkilatı olan, son seçimde seçime giren ve milletvekili çıkaran partilerden temsilci gerekiyor, 5 tane. 5 ayrı partiden temsilci, artı iki de kamu görevlisi var.

“Kılıçdaroğlu kuşatmasını yaptı”

(Millet İttifakı’nın adayı:)Adım adım kendi adaylığını kabul dışında bir seçenek masadakilere bırakmayacak bir noktaya getirdi. Şu anda artık masadan Kılıçdaroğlu dışında bir seçenek ortaya koyulacağını düşünmüyorum. Kılıçdaroğlu kuşatmasını yaptı. Kılıçdaroğlu çok usta bir siyasetçi. Yani parti içinde rekabette de diğer şeyde de… Orada (sandıkta) ustalığı yok ama böyle hizip, grup, partisi içerisinde kendi düzenini kurmada gerçekten çok başarılı. Bunun hakkını teslim etmeli. Şimdi masanın patronu kim? Herkes, ‘patron benim’ diyor. Ama patron Kılıçdaroğlu. Hiç lamı cimi yok. Ne Meral Hanım patron ne de diğerleri patron. Onlar patronmuş gibi yapıyor. Ya göz görüyor, su akıyor. Burada patron tartışmasız Kılıçdaroğlu’dur.

Şimdi neden diğerleri Kılıçdaroğlu’nun adaylığına artık rıza gösterme noktasına geldi? Çünkü artık seçimi Kılıçdaroğlu da olsa başka isimler de olsa alamayacağına inanıyorlar. Alamayacakları için Kılıçdaroğlu’nun adaylığına sanki karşıymış gibi durup, gönülden ‘evet’ diyecekler. Birincisi, seçimden sonra da, ‘biz senin alamayacağını bildik. O kadar karşı durduk. Sen aday oldun, bize kaybettirdin.’ İkincisi de şu anda listeler üzerinde mutabakat oluşmadan o masadan aday açıklaması çıkmaz. Çünkü buçuk partiler, hatta buçuk bile olmayan partiler var. Eğer şimdi aday konusunda açıklama olursa listede kaç vekil lazım? Kazanacak yerde kaç lazım? Şüpheli yerde kaç lazım? İYİ Parti’nin listesinden mi girecek? CHP’nin mi listesinden girecek? Bunun mutabakatı yapılmadan o masadan aday açıklaması çıkmaz. Şu anda bunun mutabakatı yapılmış mı? Yok.

Herkes gönlünden geçeni söylüyor. Herkes grup kuracak kadar milletvekili istiyor. O baktığınızda dört tane küçük parti var. 80 vekil yapar grup olursa. O zaman nereye koyacaksın bu seksen vekili? 10’ar olursa 40 vekil yapar. Şimdi hangi illerden konacak? CHP’nin listesine mi, İYİ Parti’nin listesine mi girecekler? Burada uzlaşma olmadan herkes Kemal Bey’in adaylığını kabul etse dahi aday açıklamasına rıza göstermezler. Şu anda pazarlığa oturmaktan çekiniyor, şimdiye kadar ertelediler. Ama artık erteleme imkanları kalmadı. Bu pazarlığı eninde sonunda yapacaklar. Yani bugün yapmazlarsa yarın çünkü 10 Mart’ta Sayın Cumhurbaşkanımız seçimin yenilenme kararını alacak.

3’ünde aday açıklaması yapabileceklerini düşünüyorum

“(Son günü ne zaman belli mi? sorusu üzerine) Nisanın başı muhtemelen. Adayların verilmesi herkes işte şu tarihte Cumhurbaşkanımız karar alırsa önceki takvimleri mukayese ederek, bir takvim oluşturuluyor. Bu takvime göre de nisanın başı gibi gözüküyor. Dolayısıyla nisanın başına kadar olan sürede bu tartışmalar sürer. Eğer bunlar listeler konusunda anlaşırlarsa yani aday kimi koyacağı değil de, yani A partisine şu kadar, B partisine bu kadar, falan ilde CHP listesinde ya da İYİ Parti listesinde mutabakat oluncaya kadar aday açıklaması yapamazlar. Çünkü yaptıkları takdirde de bu mutabakatı sağlayamazlar.

Herkesin kendi tabanına da bir mesajı var. O yüzden ben ayın 13’ünde aday açıklaması yapabileceklerini düşünmüyorum. Ya da Sayın Kılıçdaroğlu, ‘hepinizi ben CHP listelerine alıyorum’ derse, açıklarlar. Yani bunlar sürpriz yapacaklar ama ne zaman yapacaklar belli değil. Çünkü uzlaşma yok. Bunlar sanki uyumlu gibi gözüküyorlar aralarında zerrece uyum yok. Herkes hani masada böyle oturuyor ama masanın altından herkes birbirini tepikliyor. Yani bir sürü tartışma var. Bu tartışmaların hepsi ihtilafı, anlaşmazlığı, sorunu gösteriyor. Bu yüzden de bu sorunlar aşılmadan orada bir şey çıkmaz. Bir aday üzerinde mutabakat çıkmaz diye düşünüyorum ve çıkmayacaktır da. Bizim için rakip Kemal Bey olmuş, öbürü olmuş, beriki olmuş fark etmez.

Çünkü Sayın Cumhurbaşkanımızın liderlik vasıflarıyla masanın altında olanla ve etrafında olanların vasıfları mukayese edilemez. Halkla kurduğu gönül ilişkisiyle, onların kurduğu gönül ilişkisi kıyas bile götürmez. Bakın bir yandan Türkiye’yi yönetiyor, bir yandan partiyi yönetiyor, bir yandan uluslararası alanda, her hafta Ankara’da, İstanbul’da ve başka bir ilde. Üç, dört tane ili geziyor. Şimdi Tayyip Bey’in bir yılda gezdiği toplam illerle Altılı Masa’nın etrafında olanların hepsinin gezdiğini şöyle yan yana koyun. Vatandaş çalışanla yatanı görüyor. Bunlar salıdan salıya gruplarda sohbet ediyorlar o kadar. Halkın arasında olacaksın.”

Yürütme yetkisi ve görevi bölünmez

“(Yürütme yetkisi) Kavramları doğru koymak lazım. Cumhurbaşkanı Yardımcısı yürütme yetkisi anayasaya göre kullanamaz. Bunlar, ‘biz parlamenter sisteme göre varmış gibi anayasayı bir kenara koyacağız öyle yöneteceğiz’ diyorlar. Yönetemezler. Çünkü anayasayı bir kenara koyup bunları yaptıkları zaman bütün işleri anayasaya aykırı olur ve anayasayı fiilen askıya almış, ilga etmiş olurlar. Bu kabul edilemez bir şeydir. Yürütme yetkisi ve görevi bölünemez, ortak kullanılamaz, vazgeçilemez, başkasına delege edilemez. Bunun aksi anayasayı ihlal olur ve pek çok konu yargıya gittiği zaman iptal olur.”

“Yeni konuşmayı dinlemeye hazırlansınlar”

(MHP ile bir ortak liste çıkarma durumu olabilir mi? sorusu üzerine) Geçen seçimde de MHP ile ittifak yaptık, ortak liste çıkarmadık. Şu anda da öyle bir ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum. Şu anda anketlerde de MHP gayet başarılı gözüküyor, AK Parti de öyle. Yani iki partinin de kendi listesiyle gireceğini düşünüyorum. Buna ihtiyaç da yok. Bunlar biraz MHP’yi zayıf düşürmek, MHP aleyhine propaganda üretmek için. Sanki MHP vekil çıkaramayacak, az alacak, şöyle olacak, böyle olacak.

Bu algının altını doldurmak veyahut da böyle bir algı oluşturmak için bunu yapıyorlar. Onlar boşuna kendilerini yoruyorlar. MHP’nin mitinglerini takip etmelerinde fayda var. MHP’nin oylarında bir düşüş söz konusu değil. MHP’nin herhangi bir listeden girmeye ihtiyacı yok. Böyle bir sıkıntısı yok. Sadece MHP’yi yıpratmak, MHP’ye yönelişi azaltmak. Sanki sorun varmış gibi göstermek isteyen art niyetli ve hesaplı yorumlar olduğunu düşünüyorum. Onlar 14 Mayıs sandığını beklesinler. 15 seçim hep aynı şeyi yaptılar. Her defasında da balkon konuşmasını Sayın Cumhurbaşkanımız yaptı. Şimdi inşallah yeni konuşmayı dinlemeye hazırlansınlar.”

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

HDP’li Sancar: Tek Çıkış Yeni Demokratik Özgür Bir Başlangıç

Partisinin İstanbul’da düzenlediği ‘Demokratik Cumhuriyet Konferansı’nda konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, toplumun büyük kesiminin çıkış yolu aradığını belirterek, Tek çıkış yeni demokratik özgür bir başlangıçtır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Hepimizin birlikte düşünmeye ve yürümeye ihtiyacı vardır. Tekçi anlayıştan kurtulmak özgür toplum için şarttır. Eskiyi restore etmek çare değildir. Bir süre sonra aynı şey olmaktan mukadderdir. Bizim parti olarak amacımız iktidar bloğunun kurmaya çalıştığı bu rejimi engellemektir. Bütün toplumun kazanacağı siyasete ihtiyaç vardır.”

Mithat Sancar, ‘Yeni yüzyıla girerken demokratik cumhuriyetin amacının birlikte yürümek’ olduğunu belirterek “Hedef eşit yurttaşlıktır” dedi. Sancar, cumhuriyetin önemli özellikleri ve kazanımları bulunduğunu belirterek çok acı tecrübeler yaşandığını, yurttaşlığın eşit temele oturtulmasının gerektiğini kaydetti.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin İstanbul’da düzenlediği ‘Demokratik Cumhuriyet Konferansı’nda konuştu. Sancar’ın açıklamaları şöyle:

“Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz, baş göz üstüne geldiniz. Bu konferansta emeği geçen bütün arkadaşlara teşekkür ediyorum. Kritik bir eşikte bulunuyoruz, toplumun büyük bir kesimi de bu krizden çıkış arıyor. Bu süreçte tartışarak, yan yana yürüyerek çözüm bulabileceğimiz inancıyla bu konferansı düzenliyoruz. Hedefimiz Cumhuriyetin yeni yüzyılına girerken, demokrasiyi geri dönülmez bir şekilde yerleştirmenin yollarını birlikte aramaktır. Demokratik Cumhuriyet Konferansının esas amacı da birlikte üretmek, birlikte yürümek ve birlikte başarmaktır. Hedef Demokratik Cumhuriyet, özgür vatan, eşit yurttaşlık ve birlikte yaşam sözleşmesi, toplum sözleşmesidir.

“Meşruiyetin gökyüzünden yeryüzüne indirilmesi demokrasiyi getirmiyor”

Tarihi anlatmayacağım, konferans deyince uzun uzun konuşacağım gibi bir şüphe uyanabilir. Olabildiğince kısa bir sunuş yapacağım. Bugün çok değerli akademisyenler, yazarlar fikirlerini sunacaklar. Cumhuriyet kavramının barındırdığı önemli kazanımlar var. Bunların başında hiç şüphesiz meşruiyeti gökyüzünden koparıp yer yüzüne indirmesidir. Bir diğer önemli özelliği de toplumsal ilişkileri yurttaşlık temeline oturtmasıdır.

Cumhuriyet deyince aklımıza gelen bu iki özellik önemlidir, her cumhuriyet fikri ve modeli için kazanım sayılır. Ama bunların tek başına yetmediğini bizler bu ülkede acı tecrübelerle yaşadık, görüyoruz ve yaşamaya devam ediyoruz. Meşruiyetin gökyüzünden yeryüzüne indirilmesi, gelenekten koparılıp siyasal alana taşınması tek başına özgürlüğü ve demokrasiyi getirmiyor. Çünkü meşruiyetin nerede nasıl başlayacağı burada bu belirlemelerle ortaya çıkmıyor.

“Cumhuriyet, kuruluşundan bu yana tekçi anlayışı esas almıştır”

İşte aşamadığımız yüzyıllık tecrübe bunun en önemli işaretidir. Konferansın başlangıcı yüzyılın muhasebesi olacaktır.  Esas olan yurttaşlığın eşit temele oturtulması, meşruiyetin de topluma devredilmesidir. Oysa bizde yaşanan bunun tersi olmuştur. Meşruiyet gökyüzünden indirilmiştir ama topluma değil devlete tevdi edilmiştir. Yani meşruiyetin kaynağı devlet ve devletin çıkarları olmuştur.

Özgürlük burada devletin tanıdığı ve tanımladığı çerçevede var olabilmiştir, kimlikler devletin hoş gördüğü ve çizdiği bir çerçeve içinde yaşam bulabilmiştir. Böyle bir yurttaşlık anlayışının özgürlük sıfatıyla alınmasının mümkün olmadığını söylemekte herhangi bir zorluk yoktur. Yurttaşlık burada soyut ve tek tip bir insan yaratma anlayışına odaklanmıştır. O nedenle Cumhuriyet kuruluşundan bu yana tekçi anlayışı esas almıştır, özgür toplum ve özerk birey anlayışından uzak kalmıştır. Arada parantezler de yaşandı ama bu zihniyet günümüze kadar varlığını sürdürmüştür.

“Topluma güvenmemek, özgür bireyi kurucu özne olarak kabul etmemek Türkiye’ye bir yüzyıl kaybettirdi”

Otoriter modernlikten demokratik modernliğe geçiş çabaları elbette oldu. Geçmişte kuruluş sürecinde de oldu. Belki sadece 1920 Anayasasına genel olarak atıf yapmak yeterlidir, ancak bu da bir parantez olarak kalmıştır. Sonrası gelmemiş, tam tersine tekçi anlayış bu cumhuriyetin belirleyici özelliği olmuştur. Topluma güvenmemek, toplumu meşruiyetin kaynağı olarak görmemek, özgür bireyi kurucu özne olarak tanımamak, kimlikleri ve farklılıkları reddetmek bizleri yüz senedir kısır döngü içinde yaşatıyor. Bu kısır döngü sürekli kriz ve çatışma üretiyor. Çok tipik alanlar, en başta Kürt sorunu ama inançlar alanında da aynı sorunları yaşıyoruz.

Yani Kürt sorununa tekçi inkarcı yaklaşım, Cumhuriyetin bu korporatist diyeceğimiz özelliğinin dayatmacı toplumu kendisinde görmesinin en önemli sonucudur. Bugüne kadar Cumhuriyetin demokrasi ile buluşamamasının başında en önemli engellerden biri de Kürt sorununun demokratik, özgürlükçü, eşitlikçi bir temelde çözülememiş olmasıdır. Aynı şey inanç toplulukları için de geçerli. Başta Aleviler olmak üzere, pek çok inanç grubu kendi kimliğini yaşama imkanı bulamamaktadır. Zaman zaman çeşitli açılımlar yapıldığı iddia edilse de yapılan şey devletin bu kimlikleri tanıması değil tanımlamaya çalışmasıdır. Son zamanlarda gördüğümüz şey de bunun çarpıcı örneğidir.

“Temel sorunlarla yüzleşmek bizlere yeni yollar gösterecek”

Demokrasiye giden yolu açabilmek, Cumhuriyeti demokrasi ile buluşturup geliştirmek ve kopmaz bir bağ içine yerleştirmek de bizim temel sorunlarımızla gerçekçi bir şekilde yüzleşmemize bağlıdır. Bu yüzleşme bize yeni yolları göstermeyi ve görmeyi mümkün kılacaktır. Yeni yüzyıl toplumun kendisini özgür olarak yaşayabileceği yeni bir cumhuriyet, demokratik bir cumhuriyet yüzyılı olarak hedeflenmelidir. Bizim bu konuda parti programımız açık.

Sadece o konudaki maddeyi sizlerle paylaşmak istiyorum: “…Partimiz, mevcut merkeziyetçi otoriter anti-demokratik siyasal sisteme/düzene itirazı olanların gücünü açığa çıkarmayı ve bu gücü örgütleyerek demokratik ve özgürlükçü bir siyasal düzen yaratmayı hedefler. Emekçilerin ve halkların eşit ve özgürce yaşadığı demokratik bir cumhuriyete ulaşma… farklılıkların eşit ve gönüllü beraberliğine dayalı bir toplumsal yaşam, özgürlükçü ve demokratik bir Türkiye hedefini önüne koymaktadır.”

“Birlikte hareket etmezsek yaşadığımız yıkımlar ağırlaşarak devam eder”

Hedefimiz budur. Bugüne kadar yaptıklarımız var; yapamadıklarımız, eksiklerimiz ve belki de yanlışlarımız var. Bunları zaman içerisinde tartışarak düzeltmek ancak birlikte olmakla, birlikte yürümekle ve birlikte konuşmakla mümkündür. Toplumun bütün kesimleriyle böyle bir temasın çok büyük bir dönüştürücü etkisi olacağına yürekten inanıyoruz. Başka zamanlarda söylediğim gibi bu kapsamlı anlamıyla temas mutlaka dönüştürür. Bu dönüştürme de mutlaka bizim çerçevede belirlediğimiz hedefe doğru olmalıdır. Aksi takdirde 100 yıldır yaşadığımız acılar yıkımlar önümüzdeki yüzyıla ağırlaşarak devredilecektir.

Şimdi ihtiyacımız olan şey siyaseti tam anlamıyla özgürleştirmek, bireyi özne olarak kabul etmek, toplumdaki bütün farklılıkların eşit birlikte yaşam imkanlarını yaratmak ve bir büyük barışı kurmaktır. Büyük barışı ancak bu temelde kurabileceğimize inanmamız gerçekten önemli. Ancak farklılıklarımıza eşit yaşama şartlarını yarattığımızda büyük barışı kurabiliriz. Ancak özgürlüğü bu toplumun kurucu dinamiği haline getirdiğimizde yaratabileceğiz. O nedenle bizim buradaki hedefimiz de yine büyük bir toplumsal sözleşmesi, özgür bir toplum sözleşmesi.

Toplum sözleşmesi ihtiyacımız da var, toplumsal sözleşme ihtiyacımız da var. Çünkü otoriter gelenek, otoriter cumhuriyet zihniyeti kendisini sürekli başka formlarda yeniden ürettikçe, bizleri bir şekilde biçimsiz ya da harcı zayıf bir topluluk olarak var olmaya mahkum ediyor. Oysa toplum olmak aynı zamanda kamusallığı paylaşmak demektir. Yani, kamusal alanı birlikte yaratmak demektir. Türkiye maalesef toplum olmaktan da uzaklaşmaktadır.

O yüzden şimdi toplum sözleşmesi kurmaya ihtiyaç vardır. Bu konuda ciddi çabalara ihtiyaç vardır. Bunun şartı da farklılığımızı eşit bir şekilde yaşayabileceğimiz özgür bir yaşam inşa etmektir. Onun üzerine elbette toplumsal sözleşme de gelecektir. Bunun adına anayasa diyebiliriz. Toplumsal sözleşmenin hukuki formu anayasadır ama birlikte yaşamın temel ilkelerini kurmak anlamında bir toplumsal sözleşmeyi de toplumun en geniş kesimlerinin özgür katılımıyla kurmamız gerekiyor.

“Aynı acıları bir yüzyıl daha yaşamamak için geçmiş acılarla yüzleşme mecburiyetimiz var”

Yüzyıl kavşağındayız. Yüzyılın muhasebesini bütün acıları, bütün tahribatları ve sorunları ile birlikte gerçekçi bir biçimde önümüze koyma mecburiyetimiz vardır. Gelecek yüzyılı aynı acılarla, aynı yıkımlarla, aynı kısır döngülerle yaşamamak için. Bu kısır döngüyü kırmak zorundayız. Çünkü gerilim, çatışma, ayrıştırma üreten bu siyasal çizgi, farklı siyasal zihniyetler ve akımlar tarafından gayet güzel sahiplenilebiliyor. Siyasal yelpazenin her kanadında yer alan çeşitli akımlar bu zihniyeti bir şekilde sürdürmeyi kendileri için bir büyük avantaj olarak görüyorlar. İşte bizler şimdi yeni yaşamı yeni bir başlangıçla Demokratik Cumhuriyete gidecek şekilde kurma görevi ile karşı karşıyayız. Bu kısır döngüyü kıramazsak, eski kodlarla restorasyon çabaları arasına sıkışıp kalacağız.

“Tek çıkış demokratik ve özgür bir başlangıçtır”

Ne mevcut rejim ne restorasyon çıkış olabilir. Tek çıkış yeni demokratik özgür bir başlangıçtır. Bunun için de hepimizin birlikte düşünmeye, üretmeye ve yürümeye ihtiyacı vardır. Büyük bir demokrasi birlikteliğini, Demokratik Cumhuriyet ortak hedefiyle mutlaka gerçekleştirecek iradeyi, bu toplumun en geniş kesimlerinde ortaya çıkarmaktır.

“İktidara kaybettirmek önemlidir ama kazanmadan kaybettirmek krizleri sadece erteler”

Daha fazla uzatmayacağım. Son olarak şu birkaç vurguyu yaparak konuşmamı tamamlayacağım. Devleti meşruiyet kaynağı olarak gören bu zihniyetten kurtulmak özgür toplum ve demokratik yaşam için şarttır. Eskiyi restore etmek çare değildir. Bir süre sonra aynı sıkıntılara düşmemiz neredeyse mukadderdir. Elbette mevcut otoriter gidişatı, AKP-MHP’nin oturtmaya çalıştığı yeni rejim sürecini durdurmaktan vazgeçmek ya da geri durmak söz konusu olamaz. Bizim parti olarak stratejik hedefimiz bu iktidar blokunun kurmaya çalıştığı rejimin yerleşmesini engellemek ve elbette bu iktidarı mutlaka seçimlerle, demokratik yollarla yenmektir.

Ancak bunu yaparken önümüze hedef de koyuyoruz. Kaybettirmek yetmez, birlikte kazanmamız gerekiyor. Yani bütün toplumun kazanacağı yollara, yöntemlere ve siyasete ihtiyacımız var. Kaybettirmek önemlidir, yeni bir başlangıç için çok değerli bir adımdır ama bütün toplumun kazanacağı yolları açmadan kaybettirmenin de sadece kısır döngüyü bir süre sakinleştirmek ve krizleri ertelemek gibi bir sonuç doğurabileceği tehlikesi vardır. Eşit yurttaşlık hedefine yönelik özgür bir toplum sözleşmesi ve büyük barış ve Demokratik Cumhuriyet. Yeni yüzyılda hedefimiz budur.

Bu hedefimize bütün alanlarda çalışmalarımızı ortak zeminlere taşımakla ve yürüyüşümüzü birlikte büyütmekle ulaşabileceğimize inanıyorum. Bunu başaracak güç ve irade bu toplumda vardır. Bu iradeyi hakim kılacak asıl sorumluluk sahipleri de burada bulunan bizler ve bulunmayan geniş dostlar kesimidir. Bir araya gelince mutlaka kazanacağız. Bugün sunacağınız katkılar için de hepinize teşekkür ediyorum. Bu konferansı onurlandırdığınız ve geleceğe ışık tutacak hazırlıklarınızı burada paylaşacağınız için sizlere minnettarız. Yolumuz açıktır. Teşekkür ediyorum.  “

Paylaşın

Millet İttifakı’nın Gündemi ‘Cumhurbaşkanı Adayı’

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Millet İttifakı, 13 Şubat’ta ortak cumhurbaşkanı adayını belirlemek için bir araya gelecek.

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamolloğlu’nun ev sahipliğinde gerçekleşecek toplantı öncesi liderler partilerinin en üst karar organlarını topluyor.

14 Mayıs’ta yapılacağı duyurulan seçimlerde Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayının kim olacağı ve ittifakın seçimlere nasıl bir yöntemle gireceği sorusu yanıt bekliyor.

CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi liderleri 13 Şubat tarihinde 12’nci kez bir araya gelecek. SAADET lideri Temel Karamolloğlu’nun ev sahipliğinde gerçekleşecek liderler zirvesinde cumhurbaşkanı adayının belirlenmesi bekleniyor.

Gazete Duvar’dan Serkan Alan’ın haberine göre, kritik toplantı öncesi liderler partilerinin en üst karar organları ve milletvekili grupları ile toplantılar yapmaya başladı. Toplantılarda parti yöneticilerinin cumhurbaşkanı adayı ve ittifak seçenekleri ile ilgili görüşlerini iletmesi, bu konularda istişare ve karar için de genel başkanlara yetki verilmesi gündemde.

CHP Meclis Grubu, liderler zirvesinden 4 gün önce, 9 Şubat saat 09.30’da Meclis’te bir araya gelecek. Aynı gün saat 12.00’de ise Parti Meclisi CHP Genel Merkezi’nde toplanacak. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun sunum yapacağı toplantılarda cumhurbaşkanlığı seçimi ve milletvekili genel seçimi hazırlık çalışmaları hakkında görüşme yapılacak. Edinilen bilgiye göre CHP Meclis Grubu ve Parti Meclisi’nin cumhurbaşkanı adayı konusunda istişareleri yürütmek ve kararlar almak üzere CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na yetki verilmesi bekleniyor.

İYİ Parti 11 Subat’ta toplanıyor

Millet İttifakı’nın bir diğer partisi olan İYİ Parti ise en üst yönetim organı olan Genel İdare Kurulu’nu liderler zirvesinden 2 gün önce, 11 Şubat tarihinde toplayacak. İYİ Parti GİK’te cumhurbaşkanı adayı konusunda parti yetkililerinin İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’le fikirlerini paylaşması ve partinin eğiliminin ortaya çıkması bekleniyor.

Saadet Partisi’nde cumhurbaşkanı adayı ile ilgili de konu gündeme geldi

13 Şubat’ta düzenlenecek liderler zirvesinde ev sahibi olan Saadet Partisi de bugün (3 Şubat) Genel İdare Kurulu toplantısını gerçekleştirdi. Her ayın ilk haftası cuma günü yapılan bu toplantıda edinilen bilgiye göre seçim ve cumhurbaşkanı adayı ile ilgili de konu gündeme geldi. SAADET üst yönetimi aday ve seçim stratejisi konusunda Karamollaoğlu ile görüşlerini paylaştı.

Davutoğlu ve Babacan’a tam yetki

DEVA Partisi’nin en üst düzey yönetim organı olan Genel Merkez Başkanlık Kurulu seçim gündemiyle toplantısını 31 Ocak Salı günü gerçekleştirdi. Edinilen bilgiye göre parti üst yönetimi bu toplantıda ittifak görüşmesi yapma, bu konuda karar alma, cumhurbaşkanı adayı gibi konularda DEVA lideri Ali Babacan’a tam yetki verdi.

Gelecek Partisi Yönetim Kurulu da Genel Başkan Ahmet Davutoğlu’nun başkanlığında 31 Aralık Salı günü bir araya geldi. Parti Yönetim Kurulu, cumhurbaşkanı adayının belirlenmesi ve partinin seçime gireceği ittifak modeli için partinin lideri Ahmet Davutoğlu’na tam yetki verdi.

Demokrat Parti’nin en üst yönetimi henüz bir toplantı gerçekleştirmedi

Millet İttifakı’nın bir diğer üyesi olan Demokrat Parti’nin en üst yönetimi ise seçim gündemiyle henüz bir toplantı gerçekleştirmedi. Parti kaynaklarından edinilen bilgiye göre 13 Şubat’tan önce Demokrat Parti üst yönetimi de bir toplantı gerçekleştirecek. Bu toplantıda da seçim ve cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda Demokrat Parti lideri Gültekin Uysal’a parti yetkililerinin görüşlerini aktarması bekleniyor.

Paylaşın

Nobel Barış Ödülü Şirin Ebadi: İran’da Rejim Çökecek

İranlı Nobel Barış Ödülü sahibi insan hakları savunucusu Şirin Ebadi, ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestoları “geri dönüşü olmayan bir devrimci süreci” olarak nitelendirdi ve ekledi: Rejim çökecek.

İranlı insan hakları savunucusu Şirin Ebadi, 22 yaşındaki Kürt kadın Mahsa Jîna Amini’nin polis gözaltısında ölümünün “rejimin çöküşüne yol açacak, geri dönüşü olmayan bir devrimci süreci” tetiklediğini söyledi.

İnsan hakları alanındaki faaliyetlerinden ötürü 2003 yılında Nobel Barış Ödülü’nü kazanan ve 2009’dan bu yana Londra’da sürgünde yaşayan Ebadi, “Devrim süreci, nihai hedefine ulaşıncaya kadar durmayacak bir tren gibi” ifadesini kullandı.

Euronews’in Reuters’tan aktadığına göre Ebadi, devletin ölümcül şiddet kullanmasının sıradan İranlıların din adamlarına karşı duyduğu öfkeyi daha da derinleştireceğini zira taleplerinin giderilmediğini söyledi.

Ebadi, “Protestolar farklı bir şekil aldı ama sona ermedi” değerlendirmesinde bulundu.

‘Batı, Tahran’daki büyükelçilerini geri çekmeli’

Mevcut yönetimin “iktidardan uzaklaştırılması” için Batı’nın Tahran’daki büyükelçilerini geri çekerek İran’la siyasi bağlarını azaltmak gibi “pratik adımlar” atması gerektiğini belirten yazar, avukat ve hak savunucusu Ebadi, ilaveten nükleer anlaşma dahil yönetimle herhangi bir anlaşmaya varmaktan kaçınılması gerektiğini sözlerine ekledi.

Ülkede 1979’da gerçekleştirilen İslam Devrimi’nden bu yana ülkeyi yöneten din adamlarını sert bir dille eleştiren Ebadi, hükümet karşıtı gösterilerin en güçlü ve açık sözlü destekçilerinden biri olarak öne çıktı.

Ayrıca Ebadi, “Mevcut protesto dalgasının müesses nizamın meşruiyetine karşı şimdiye kadarki en cesur meydan okuma olduğuna inandığını” dile getirdi.

Paylaşın

14 Mayıs’ta Yapılması Planlanan Seçimlere İlişkin 3 Farklı Senaryo

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın işaret ettiği 14 mayıs cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine ilişkin dikkat çeken bir rapor yayınlandı. Raporda, seçimlerin ekonomi ve piyasalar üzerindeki etkileri 3 farklı senaryoyla değerlendirildi.

Bloomberg HT’nin aktardığı Morgan Stanley’in raporuna göre; farklı seçim sonuçlarının kur ve Türk varlıkları üzerindeki olası etkilerini yayımlayan banka, 2022 dördüncü çeyreğinde rezervler ve mevduat faizlerindeki artışların Merkez Bankası’na seçimlere dek Türk Lirası’nı istikrarlı tutmak için alan sağladığını ancak TL için yukarı yönlü risklerin sürdüğünü belirtti.

Morgan Stanley ekonomistleri tarafından hazırlanan raporda, 2023 ikinci yarıyıl görünümünün mevcut düşük faiz politikası ya da geleneksel güvenilir mali politikalara dönüş yapılarak kayda değer bir sıkılaştırma politikasından hangisinin seçileceğine bağlı olduğuna dikkat çekildi.

Banka, Türk lirasının orta vadede her senaryoda değer kaybetmesinin muhtemel olduğuna dikkat çekerken, geleneksel politikaların daha pozitif bir etki yaratacağını kaydetti.

Hisse tarafında ise güçlü bir performans yaşanan 2022 yılı sonrası Türk hisse senetleri piyasasının yıl başından bu yana kayda değer derecede dalgalı geçtiğine dikkat çekildi.

Raporda, gelecekteki ekonomi politikalarının farklı seçim sonuçlarına göre değişebileceği ve bu durumun hisse performanslarını da etkileyeceği ifade edildi. Bu durumun, hisse yatırımını zorlaştıracağına dikkat çekildi.

Tahvil tarafı için ise yapılacak seçimlerin risk primini artırdığı ifade edildi. Seçim sonrası ortaya çıkabilecek belirsizliğin politik bir atalete sebebiyet verileceği belirtilirken geleneksel politikalara dönüşün kısa vadede olumlu etki yaratacağı vurgulandı. Öte yandan uzun vadede yerel yatırımcıların eurobonda daha az talep göstereceği ve makasın açılacağı kaydedildi.

Morgan Stanley ekonomistleri cumhurbaşkanlığı seçimini Recep Tayyip Erdoğan, parlamentoyu muhalefetin kazandığı senaryoda “Dövizde büyük bir ön düzeltme” yaşanabileceğini belirtti.

Öte yandan bu senaryoda 2024 yılında enflasyonun yüzde 35-40 seviyesinde süreceğini ve daha düşük büyüme yaşanacağına yer verildi.

Ekonomistler yayımladıkları raporda bu sonucun, politika faizinde bazı ayarlamalarla sonuçlanabileceğini regülasyonların ise büyük ölçüde değişmeyeceğini öngördü.

Ekonomistler, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘kesin zaferi’ durumunda ise; düşük faizlerin devamı ve ‘sıradışı regülasyonlara daha fazla bel bağlanmasını’ bekliyor.

Muhalefetin ‘kesin zaferi’ senaryosunda ise beklenti regülasyonların yürürlükten kaldırılması, Merkez Bankası bağımsızlığının güçlendirilmesi ve politika faizinin “ciddi bir şekilde yükseltilmesi” yönünde oldu.

Paylaşın