Mayıs Ayında 40 Kadın Katledildi

Mayıs ayında 40 kadın öldürülürken, 22 kadın da şüpheli bir şekilde ölü bulundu. 40 kadının 12’si evli olduğu erkek, 8’i tanıdığı biri, 7’si birlikte olduğu erkek, 3’ü eskiden evli olduğu erkek, 3’ü eskiden birlikte olduğu erkek, 3’ü oğlu, 2’si kardeşi, 2’si akrabası tarafından öldürüldü.

Haber Merkezi / Kadınların 30’u evinde, 7’si sokakta, 1’i arabada, 1’i ıssız bir yerde öldürüldü. 1 kadının öldürüldüğü yer tespit edilemedi. Öldürülen kadınların 20’si ateşli silahlarla, 14’ü kesici aletlerle, 4’ü darp edilerek, 1’i boğularak, 1’i yakılarak öldürüldü.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KDCP) 2023 Mayıs Raporu’nu yayınladı. Raporda şu ifadelere yer verildi:

“Bu ay 40 kadın cinayeti işlenmiş, 22 kadın şüpheli bir şekilde ölü bulunmuştur. Öldürülen 40 kadından 7’si boşanmak istemek, barışmayı reddetmek, evlenmeyi reddetmek, ilişkiyi reddetmek gibi kendi hayatına dair karar almak istemesi bahanesi ile, 1’i ekonomik bahane ile, 2’si boşanmaya sebep olduğu bahanesi ile, 1’i tokat attığı bahanesi ile, 1’i gürültü bahanesiyle öldürüldü. 28’inin ise hangi bahaneyle öldürüldüğü tespit edilemedi.

28 kadının hangi bahaneyle öldürüldüğünün tespit edilememesi, kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin görünmez kılınmasının bir sonucudur. Kadınların kim tarafından, neden öldürüldüğü tespit edilmedikçe; adil yargılama yapılmayıp şüpheli, sanık ve katiller caydırıcı cezalar almadıkça, önleyici tedbirler uygulanmadıkça şiddet boyut değiştirerek sürmeye devam ediyor.

Kadınlar kimler tarafından öldürüldü?

Mayıs ayında öldürülen 40 kadının 12’si evli olduğu erkek, 8’i tanıdığı biri, 7’si birlikte olduğu erkek, 3’ü eskiden evli olduğu erkek, 3’ü eskiden birlikte olduğu erkek, 3’ü oğlu, 2’si kardeşi, 2’si akrabası tarafından öldürülmüştür. Bu ay kadınların yüzde 30’u evli olduğu erkek tarafından öldürüldü.

Kadınlar en çok evlerinde öldürüldü

Kadınların 30’u evinde, 7’si sokakta, 1’i  arabada, 1’i ıssız bir yerde öldürülmüştür. 1 kadının öldürüldüğü yer tespit edilememiştir. Bu ay öldürülen kadınların yüzde 75’i evlerinde öldürüldü.

Kadınlar en çok ateşli silah  ile öldürüldü

Bu ay öldürülen kadınların 20’si ateşli silahlarla, 14’ü kesici aletlerle, 4’ü darp edilerek, 1’i boğularak, 1’i yakılarak öldürüldü. Bu ay öldürülen kadınların yüzde 50’si ateşli silah ile öldürüldü.

Şüpheli kadın ölümleri derhal aydınlatılmalıdır

Bir süredir raporlarımızda da açıkladığımız gibi intihar veya doğal ölüm gibi sunulan şüpheli kadın ölümleri ve şüpheli bir şekilde ölü bulunan kadın sayısında pandemi süreciyle birlikte çok ciddi bir artış yaşanmaktadır. Şüpheli kadın ölümleri, maalesef kadın cinayetlerinden daha da zorlu olabilmektedir.

Kadınların öldürülüp öldürülmediği, gerçekten kaza ile mi öldükleri, kadınların toplumsal cinsiyet temelli öldürülüp öldürülmediği (kadın cinayeti olup olmadığı), intihar edip etmedikleri veya intihara sürüklenip sürüklenmediklerinin açığa çıkarılması gerekmektedir.”

Paylaşın

Ekonomist Daron Acemoğlu: Türkiye Ekonomisi Çok Kritik Bir Eşikte

Dünyaca ünlü ekonomist Prof. Dr. Daron Acemoğlu, Türkiye ekonomisinin “çok kritik” bir eşikte bulunduğuna dikkat çekerek “Durum bence hiç iyi değil” ifadelerini kullandı.

Türk ekonomisi için aslında parlak bir gelecek fırsatı bulunduğunu, ancak bunun için kapsamlı politika değişikliğine gidilmesi gerektiğini söyleyen Acemoğlu, “Şu anda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bunu yapmakla ilgilendiğinden ya da yapsa bile tam anlamıyla inandırıcı olacağından çok da emin değilim” dedi.

Mehmet Şimşek’in Türkiye ekonomisinde önemli bir rol üstlenmesinin çok iyi olacağını, ancak bunun tek başına yeterli olamayacağını vurgulayan Acemoğlu, “Erdoğan hâlâ arka planda ekonomiyle ilgili politikaları belirlerse, tabii ki o zaman sanki Mehmet Şimşek daha çok vitrinde duruyormuş gibi bir durum olur” dedi.

“Türk demokrasisinin ayakta kalacağı konusunda hâlâ umutluyum” diyen Acemoğlu, Erdoğan’ın inşa ettiği ve “emperyal başkanlık” olarak nitelendirdiği rejimin, Türkiye’de yol açtığı dönüşüme ilişkin de dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu.

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) öğretim üyesi Prof. Dr. Daron Acemoğlu, Deutsche Welle (DW) Türkçe’nin sorularını yanıtladı. Acemoğlu’nun yöneltilen sorular ve yanıtları şöyle:

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iktidardaki ilk on yılına istikrarlı ekonomik büyüme damgasını vurdu. Hatta bu süreçte bir reformcu olarak nitelendirildi, övgü topladı. Bugün ise enflasyonun felç ettiği bir ekonomiyi yönetiyor ve oldukça otoriter bir lider imajına sahip. Nasıl bu noktaya gelindi?

Daron Acemoğlu: Bu çok çetrefil bir soru. Erdoğan iktidara ilk geldiğinde zayıf bir konumdaydı, Türkiye’de 2000 ve 2001 yıllarında yaşanan ağır mali kriz nedeniyle zaten uygulanmış olan reformları devralmıştı ve bunları tamamıyla ortadan kaldırarak yerine yeni bir şey koyacak durumda da değildi. Ve o dönem zaten Türk ekonomisinde ve kurumlarında çok sağlıklı ve yüksek verimlilik performansına sahip bir iyileşme dönemiydi. Ama bu çok sürmedi, 10 yıl değil, belki 5 beş yıl kadar, kısa bir dönemdi.

Ama bence asıl yabancı basının Erdoğan sevdası daha uzun sürdü. Hatta bu sevda, Erdoğan iktidar üzerindeki kontrolünü iyiden iyiye artırdığında, partisi, Türk devleti ve ekonomi bürokrasisinde denetim sistemini inşa ettiğinde de sürdü, çünkü yabancı basın Müslüman bir demokrasi için rol model arayışındaydı. Ama artık günümüzde bu sürecin son aşamasındayız. Artık daha otoriter bir şahsiyet olarak ortaya çıkmış durumda. Özellikle medya, kısıtlamalar ve tehditler nedeniyle tamamen çöktü, artık yürütmeyi denetleme imkanı çok sınırlı. İcracı cumhurbaşkanlığını inşa etti, ya da buna aşırı miktarda gücü başkanın elinde toplayan emperyal başkanlık da, diyebiliriz.

Muhalefet hâlâ bölünmüş ve etkisiz kalıyor, bu kısmen de Erdoğan’ın sebep olduğu, adil olmayan oyun alanından kaynaklanıyor. Ama benim için yine de sürpriz oldu. Çünkü ekonomi çok kötü durumda, yıkıcı deprem gerçekten yüzyılda bir görülen bir olaydı ve çok iyi yönetilmedi, depremden belirli bölgelerin çok ağır şekilde etkilenmesinde yolsuzluk çok etkiliydi, bütün bunlara rağmen seçimleri bu kadar kolay kazanabilmiş olması benim için açıkçası sürpriz oldu. Bugüne kadar kazanması en zor seçimi yine bir şekilde kolayca kazandı.

Seçimlerden sonra yaptığınız sosyal medya paylaşımlarında, Türkiye’nin geleceğiyle ilgili endişelerinizi paylaştınız. Bu endişelerinizi biraz açar mısınız?

Ben aslında çok, çok, çok karamsar değilim. Yani Türkiye’de, insan hakları ve demokrasi zaten geriye gitti. Bu, son 10 sene içinde yaşadığımız bir süreç. Demokrasi zayıfladı, yargı kurumları bağımsızlıklarını neredeyse tamamen kaybettiler ve basın çok büyük baskı altında. Neredeyse tüm televizyon ve gazeteler artık özgür bir şekilde haber ya da yorum yapamıyorlar… Bundan sonra ne olacak? Bu biraz parlamentoya bağlı olacak, biraz da başka konjonktürel olaylara bağlı olacak.

Demokrasinin bundan sonra daha da zayıflaması tabii ki mümkün, çünkü şu anki başkanlık sistemi gücü bir kişinin elinde çok yoğunlaştırıyor. Ama hâlâ Türkiye’deki demokratik sürecin tamamen çökmemesi, parlamento içinde de olsa muhalefet bir şekilde devam edebilsin diye umutlu olmaya çalışıyorum. Bundan sonraki seçimde bakalım ne olacak? Örneğin yerel seçimlerde demokrasinin nasıl çalıştığını göreceğiz.

Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu en önemli sınamalar sizce ne?

Şu anda Türkiye’nin iki büyük tehditle karşı karşıya bulunduğunu söylemek mümkün. Birincisi demokrasi ile ilgili bunu biraz önce konuştuk, ikincisi ekonomi. Ekonominin durumu bence hiç iyi değil. Ve kimin seçimi kazandığından bağımsız olarak bu zaten problem olacaktı. Yani Erdoğan seçildi ekonomi daha kötü diyebilir miyiz? Belki… Ama muhalefet gelseydi de ekonominin durumu bir anda iyileşmeyecekti ve hatta bence muhalefet de ekonominin bu baskısı altında, çok zor zamanlardan geçecekti. Şu anda Türkiye ekonomisinin hem yapısal sorunları hem de daha orta vadeli sorunları var. Ve ikisi de çok ciddi.

Bunları biraz açar mısınız?

Yapısal olarak Türkiye ekonomisi kurumsal bozukluklardan ötürü, bir açıdan da demokrasinin zayıflığından ötürü, üretkenliğini arttıramıyor, verimliliğini arttıramıyor, teknolojiyi güzel kullanamıyor. Ve bu, son 15 sene içinde artık çok net olarak görebildiğimiz bir şey. Ekonominin yeni sektörlere geçmesi, yatırım yapması, bunların hepsi çok yavaşladı. Aynı zamanda orta vadeli problemler de var…

Bunlar neler?

Bunlar cari açıkla ilgili, enflasyonla da ilgili ama daha da derin olarak şirketlerin ve bankaların bilançolarının zayıflığı ile ilgili. Bu nedenden dolayı Türkiye’nin çok daha derin reformlara ihtiyacı var, yeni kaynaklara ihtiyacı var. Problemler ciddi gibime geliyor, özellikle Türkiye yeterince ihracat yapamadığı ve yeterince dışarıdan yatırım alamadığı için sürekli Merkez Bankası’nın rezervlerini kullanmak zorunda kaldı. Bu rezervler bayağı azaldı. Aynı zamanda hükümet sürekli daha fazla harcamada bulunmaya başladı ve bu da bütçe dengesizliğini yarattı.

Bunların hepsi gelecek 6 ay içinde bence daha da baş ağrısı yaratacak şeyler ve ciddi reformlara, ciddi yeni kaynaklara ihtiyaç var ve bunların nereden geleceği belli değil… Erdoğan hükümetinin büyük bir reform paketini uygulayacağına inanmıyorum, belki yanılıyorum ama hani büyük bir değişim yapacaklar gibime gelmiyor ve böylece bu problemler devam edecek ve bu Türkiye’nin potansiyelinin altında büyümesi, yüksek genç nüfusunun potansiyelini gerçekleştirmemesi anlamına geliyor. Bu da bence çok maliyetli bir şey zaten…

Erdoğan Türk ekonomisini eski Ekonomi Bakanı Mehmet Şimşek ile kurtarmak istiyor. Sizce Mehmet Şimşek Türk ekonomisini kurtarabilir mi?

Birincisi, sayın Mehmet Şimşek çok yetenekli, bilgili, deneyimli bir kişi. Onun Türkiye ekonomisinde önemli bir rol oynaması tabii ki Türkiye için çok iyi olur. Ama eğer Mehmet Şimşek gelir ama Erdoğan hâlâ arka planda ekonomiyle ilgili politikaları belirlerse, tabii ki o zaman sanki Mehmet Şimşek daha çok vitrinde duruyormuş gibi bir durum olur.

Eğer Mehmet Şimşek’e gerçekten yetki verilir ve onun ekonomiyi değiştirmesine izin verilirse, o zaman da soru şu: Ne kadar yetki verilecek? Neler yapabilir, örneğin IMF’ye gidebilir mi? Yoksa başka yerden kaynak bulabilir mi? Bir diğer soru da yabancı sermayenin buna inanıp inanmayacağı. Tüm bunlar, tabii ki yanıtlarını bilemeyeceğimiz sorular. Şu anda Mehmet Şimşek ile Recep Tayyip Erdoğan arasındaki diyalogları ben bilmiyorum tabii ki ama yani Türkiye için şu anda kritik bir durumdayız.

Mehmet Şimşek gibi onun grubunda olan, onunla beraber çalışan yetenekli bilgili insanların katkıda bulunması Türkiye ekonomisi için iyi olur ama bunun tek başına Türkiye’yi, Türkiye ekonomisini birdenbire daha sağlıklı bir çizgiye getireceğine inanmıyorum, çok daha fazla şeylere ihtiyacımız var.

Yabancı yatırımcılar Türk ekonomisine güvenlerini kaybetti, Türkiye’den ayrıldı. Erdoğan’ın yeniden güveni tesis edebilmesi, gidişatı tersine çevirmesi için ne gerekli?

Bence yabancı yatırımcılar Erdoğan konusunda nispeten affedici ve iyimserdi. Ayrıca Avrupa ve ABD’deki uluslararası faiz oranları çok düşüktü, bu nedenle Türkiye’deki daha yüksek getirilere gitmek için bir nedenleri vardı. Bu durum değişti, dolayısıyla uluslararası yatırımcılar artık çok daha seçici ve onları Türkiye’ye geri dönmeye ikna etmek daha da zor olacak.

Bu imkansız değil, Türk ekonomisinin hâlâ güçlü temelleri var, ülkenin muazzam bir konumu var, çok iyi eğitimli insanları var. Dolayısıyla Türk ekonomisi için parlak bir gelecek var ancak bunun gerçekleşmesi için çok farklı bir politika ortamının yaratılması, çok farklı bir kurumsal ortamın oluşturulması gerekiyor. Şu anda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bunu yapmakla ilgilendiğinden ya da yapsa bile tam anlamıyla inandırıcı olacağından çok da emin değilim.

Öte yandan Türkiye, Rusya ile turizm gibi alanlarda ekonomik işbirliğini artırdı. Erdoğan, Putin ile birlikte Akkuyu nükleer santralinin açılışını yaptılar. Erdoğan, Rus enerjisine olan bağımlılığını artırmak için bilinçli bir tercih yapmış gibi görünüyor. Rus enerjisine olan bu artan bağımlılık sizce Türkiye’nin stratejik yönelimi hakkında ne anlama geliyor?

Erdoğan son 10 yılda, artan oranda otoriterleştikçe, Batı’dan uzaklaşmaya başladı. Bunun nedeni kısmen Batı basınından gelen eleştiriler ve kısmen de onun manevra alanını kısıtlayan, yabancı hükümetlerden gelen baskılar. Dolayısıyla ilkesel olarak Batı’ya, NATO’ya bağlı hissetmiyor. Ve ekonomik olarak gittikçe köşeye sıkıştıkça, içeride Batı karşıtı milliyetçi duyguları körüklüyor. Şu anda hem Batı, hem Rusya ile transaksiyonel, al-ver ilişkisi var. Erdoğan’ın Rusya’nın müttefiki olma taahhüdü yok.

Bazen Rusya’nın çıkarlarına karşı tutum sergiliyor, hatta Ukrayna-Rusya savaşında bile her iki tarafı da ustalıkla idare ettiğini görüyoruz. Bence tüm bunlar, jeopolitik bağlamda görülmeli, Erdoğan her iki güç merkeziyle ilişkilerini, transaksiyonel bir yaklaşımla idare edebileceğini düşünüyor. Ve onun ciddi bir kaynak ihtiyacı var. Bu nedenle Rus enerjisi, Rus turizmi ve Rusya ile daha yakın ilişkiler ona muazzam fırsatlar sağlıyor. Çünkü Batılı yabancı yatırımcılar, artık daha seçici ve daha az istekli.

Dolayısıyla Rusya’nın parası ve bazen Körfez ülkelerinin parası onun ihtiyaçlarını karşıladı. Bence Erdoğan bu transaksiyonel yaklaşımını sürdürecek. Putin’in müttefiki olacağını sanmıyorum. Hem Rusya hem de Ukrayna ile çalışmaya devam edecek, çünkü bunun kendisinin ve Türkiye’nin çıkarına olduğunu düşünüyor. Ama aynı zamanda, yine bunun kendi çıkarına olacağını düşünmesi halinde, ABD ile de yakınlaşma olacağı ihtimalini de dışlamıyorum.

Erdoğan’ın Türkiye’nin küresel sahnedeki rolünü hem ekonomik hem de jeopolitik olarak ne ölçüde geri dönülmez bir şekilde değiştirdiğini düşünüyorsunuz?

Bu harika bir soru ve ben bu sorunun yanıtını bilmiyorum. Türk kurumlarını temelden dönüştürdü, demokrasiyi zayıflattı ama aynı zamanda daha önceki, daha laik rejimler altında, seslerini duyuramadıklarını düşünen daha taşralı, dindar, muhafazakâr ve daha az eğitimli bazı toplum kesimlerini güçlendirdi. Ülkedeki siyasi dinamikleri değiştirdi, zaten Türkiye’de askeri diktatörlükler ve laik hükümetler dönemlerinde de çok zayıf olan medya özgürlüğünün daha da kısıtlanmasına yol açtı.

Türkiye’deki güvenlik kurumlarında değişime yol açtı. Son 15 yılda yaratılan büyük zaafiyetler var ama ben hâlâ Türk demokrasisinin ayakta kalacağı konusunda umutluyum. Önümüzdeki beş yılın ne anlama geleceğini hepimiz göreceğiz. Türkiye’nin uluslararası alanda oynayacağı rol ise elbette demokratik yapısıyla bağlantı. Bu aynı zamanda, aslında Erdoğan’ın kendisinin cesurca başlattığı ancak sona ermesinin ardından takındığı daha milliyetçi duruşla da ilgili.

Türkiye son 10 yılda daha milliyetçi bir ülke oldu ve bu dış politikasını da etkileyecektir. Türkiye’de milliyetçilik duygusu ve yabancı güçlere, özellikle de Batı’ya karşı duyulan şüphe endemik hale geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden seçilmesinde bununda  etkili olduğunu gördük. Tüm bunlar Türk dış politikasını ve Türkiye’nin bölgedeki rolünü etkileyecektir. Ne ölçüde geri dönülmez sonuçlar doğuracağını ise bekleyip göreceğiz.

Paylaşın

Otomobil Satışları Yüzde 68,5 Arttı

Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD) verilerine göre, mayıs ayında otomobil satışları bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 68,5 artarak 87.218 adet olurken, hafif ticari araç pazarı yüzde 79,9 artarak 24.138 adet oldu.

Haber Merkezi / Ocak-Mayıs döneminde otomobil ve hafif ticari araç pazarı yüzde 60,5 oranında artarak, 445.006 adet olarak gerçekleşti. Otomobil ve hafif ticari araç pazarı 10 yıllık Mayıs ayı ortalama satışlara göre yüzde 69,1 arttı.

Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD) 2023 Mayıs Otomobil ve Hafif Ticari Araç Pazarı değerlendirme verilerini açıkladı.

Buna göre, Türkiye otomobil ve hafif ticari araç toplam pazarı, 2023 yılı Ocak-Mayıs döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 60,5 oranında artarak 445.006 adet oldu.

Otomobil satışları, 2023 yılı Ocak-Mayıs döneminde geçen yıla göre %58,8 oranında artarak 340.037 adet, hafif ticari araç pazarı yüzde 66,3 artarak 104.969 adet oldu.

2023 yılı Mayıs ayı otomobil ve hafif ticari araç pazarı 2022 yılı Mayıs ayına göre yüzde 70,9 artarak 111.356 adet oldu.

2023 Mayıs ayında otomobil satışları bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 68,5 artarak 87.218 adet olurken, hafif ticari araç pazarı yüzde 79,9 artarak 24.138 adet oldu.

Otomobil ve hafif ticari araç pazarı 10 yıllık Mayıs ayı ortalama satışlara göre yüzde 69,1 arttı.

Otomobil pazarı, 10 yıllık Mayıs ayı ortalama satışlara göre yüzde 69,2 artış gösterdi. Hafif ticari araç pazarı, 10 yıllık Mayıs ayı ortalama satışlara göre yüzde 69,1 arttı.

Otomobil pazarı segmentlere göre; Pazarın yüzde 89,3’ünü vergi oranları düşük olan A, B ve C segmentlerindeki araçlar oluşturdu. C segmenti otomobiller 185.916 adetle yüzde 54,7 pay, B segmenti otomobiller 115.236 adetle yüzde 33,9 pay aldı.

Otomobil pazarı gövde tiplerine göre; Gövde tiplerine göre değerlendirildiğinde ise en çok tercih edilen gövde tipi SUV otomobiller (yüzde 45,8 pay, 155.735 adet) oldu. SUV otomobilleri, yüzde 29,7 pay ve 100.850 adet satış ile Sedan, yüzde 22,1 pay ve 75.299 adet satış ile H/B otomobiller takip etti.

Otomobil pazarı motor tipine göre; Benzinli otomobil satışları 231.260 adetle yüzde 68 pay, Dizel otomobil satışları 58.843 adetle yüzde 17,3 pay, Hibrit otomobil satışları 35.348 adetle yüzde 10,4 pay, Elektrikli otomobil satışları 10.166 adetle yüzde 3 pay ve Otogazlı otomobil satışları 4.420 adetle yüzde 1,3 pay aldı.

Otomobil pazarı motor hacmine göre; 1600cc altındaki otomobil satışları yüzde 56,2 artarak yüzde 85,7 pay, 1600-2000cc aralığındaki otomobil satışları yüzde 43,4 artarak yüzde 0,7 pay, 2000cc üstü otomobil satışları yüzde 92,9 artarak yüzde 0,2 pay aldı.

Otomobil pazarı emisyon seviyelerine göre; 100-120 gr/km arasındaki otomobiller 145.918 adetle yüzde 42,9 pay, 140-160 gr/km arasındaki otomobiller 75.433 adetle yüzde 22,2 pay aldı.

Otomatik şanzımanlı otomobiller; 259.095 adetle yüzde 76,2 pay alırken, manuel şanzımanlı otomobiller 80.942 adetle yüzde 23,8 pay aldı.

Hafif ticari araç pazarı gövde tipine göre; Van gövde tipi yüzde 80,5 pay ve 84.542 adet ile en çok tercih edilen gövde tipi olurken; Kamyonet gövde tipi yüzde 7,6 pay ve 7.981 adetle 2. sırada yer aldı.

Paylaşın

Türkiye’de 32 Aydır Yükselen Gıda Fiyatları Dünya Genelinde Son İki Yılın En Düşük Seviyesinde

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’ne (FAO) göre, küresel gıda fiyatları, mayıs ayında son iki yılın en düşük seviyesine geriledi. Türkiye’de ise gıda fiyatları Eylül 2020’den bu yana 32 aydır aralıksız yükseliyor.

Küresel gıda fiyatları mayısta bitkisel yağlar, süt ürünleri ve tahıl kaynaklı düşüş gösterdi. FAO, şeker ve et fiyatlarındaki artışları dengeleyen tahıl, bitkisel yağlar ve süt ürünleri fiyatlarındaki düşüşü yansıttığına dikkat çekti.

Raporda, küresel tahıl üretiminin bu yıl mısır üretimindeki artışla geçen yıla göre yüzde 1 artarak 2 miyar 813 milyon tona çıkacağı tahmininde bulundu.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), küresel gıda fiyat endeksinin, mayıs ayında son iki yılın en düşük seviyesine gerilediğini duyurdu.

FAO, bitkisel yağlar, tahıllar ve süt ürünleri fiyatlarındaki düşüşün şeker ve et fiyatlarındaki artışlara üstün gelmesi sonucu bu gerilemenin yaşandığını aktardı.

FAO’ya göre, nisan ayında 127.7 puan olan fiyat endeksi mayıs ayında 124,3 puana düştü. Buna göre dünya gıda fiyat endeksi, 124,3 puanla, yaklaşık 2 yıl sonra 2021 yılı nisan ayındaki seviyesine geriledi.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından 2022 mart ayında fiyat endeksi, 2021 yılı nisan ayına oranla yüzde 22 artış göstermişti.

FAO’nun tahıl fiyat endeksi, geniş arz beklentileri ve Karadeniz Tahıl Girişimi’nin Ukrayna’dan yapılan sevkiyatlara izin vermesi nedeniyle mayıs ayında bir önceki aya göre yaklaşık yüzde 5 düştü.

FAO, bununla birlikte kısmen bazı ihracatçı ülkelerdeki arzın sıkılaşması nedeniyle uluslararası pirinç fiyatlarının mayıs ayında artmaya devam ettiğini belirtirken, geçen ay temel gıda fiyatlarının artmasıyla ilgili endişelerini dile getirdi.

Bitkisel yağ fiyat endeksinin, büyük yağlı tohum arzı ve hurma yağına olan zayıf talebi yansıtarak aylık yaklaşık yüzde 9 oranında düştüğünü kaydeden FAO, küresel süt ürünleri fiyatlarının, yüzde 3’ün üzerinde gerilediğini bildirdi.

FAO’ya göre şeker fiyatları, mayıs ayında nisan ayına göre yüzde 5,5 artış göstererek art arda dördüncü ayda da artış gösterdi.

FAO açıklamasında, Brezilya’da iyileşen hava koşulları ve düşen ham petrol fiyatlarının şeker piyasalarındaki yüksek artışı frenlediği yorumu yapıldı.

Bu açıklamadan ayrı olarak tahıl arz ve talebine ilişkin yayımlanan ayrı bir FAO raporunda, bu yıl dünya tahıl üretiminin 2022’ye göre yüzde 1’lik bir artışla 2,813 milyar ton olacağı tahmini yapıldı.

Buna gerekçe olarak özellikle mısır üretiminde beklenen artış gösterildi.

2023 ve 2024 sezonunda küresel tahıl stoklarının yıllık yüzde 1,7 artarak 873 milyon tona ulaşacağı tahmin edilen raporda, bunun da mısır, pirinç ve arpa stoklarının artması ile gerçekleşeceği tahmininde bulunuldu.

Türkiye 32 aydır seriyi bozmadı

Türkiye’de ise TÜİK verilerine göre nisan ayında tüketici enflasyonu yüzde 43,68 olurken, gıda ve alkolsüz içecekler kategorisindeki yıllık fiyat artışı ise yüzde 53,92 olarak açıklanmıştı.

Türkiye’de gıda fiyatları Eylül 2020’den bu yana 32 aydır aralıksız yükseliyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

ABD’de Yeni Virüs; Korona’nın Kardeşi Gibi

Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) akciğer hasarına neden olan ve solunum yollarını etkileyen yeni bir virüs türü hızla yayılıyor. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri, yeni virüs konusunda uyarılarda bulundu.

Haber Merkezi / İnsan Metapnömovirüsü (HMPV) olarak adlandırılan virüs ilk olarak 2001 yılında ortaya çıktı. Lancet Global Health, 2020 yılında bu virüsle ilgili bir rapor yayınladı.

Rapora göre, 2018 yılında binlerce insan bu virüsten etkilendi ve 5 yaş altı 16 bin çocuk bu virüs nedeniyle hayatını kaybetti.

Amerika’daki Ulusal Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü’ne (NIAID) göre HMPV, daha çok yaşlıları, astım hastalarını, beş yaşın altındaki çocukları ve bebekleri etkiliyor.

Pneumoviridae familyasına ait İnsan Metapnömovirüsü (HMPV), yeni tip koronavirüs (Kovid 19) gibi, genellikle kişiden kişiye bulaşıyor.

Virüs hakkında bilinmesi gereken önemli noktalar:

HMPV enfeksiyonunu yaşlılar ve bağışıklık sistemi zayıf olanlar daha ağır geçirir.

HMPV enfeksiyonu öksürük, ateş, burun tıkanıklığı ve nefes darlığına neden olur.

HMPV enfeksiyonu erken evrelerde fark edilmezse bronşite ve zatürreye yol açabilir.

Belirtileri, virüs bulaştıktan sonraki 3 ila 6 gün içinde ortaya çıkmaya başlar.

HMPV virüsü, enfekte kişiden başkalarına öksürme, hapşırma, dokunma, tokalaşma vb. yoluyla bulaşır.

Kovid 19 virüsünün aksine bu virüs için antiviral bir tedavi yöntemi yoktur. Bunun yerine, hastalığın ciddiyetine göre tedavi uygulanır.

Virüsten korumak için eller düzenli bir şekilde yıkanmalı. Eller temizlenmeden gözlere, buruna ve ağıza dokunulmaktan kaçınılmalı.

Uzmanlar, endişelenmeye gerek olmadığını, Korona için de benzer önlemlerin alındığını hatırlatıyor.

Paylaşın

Gözler Yeni Ekonomi Yönetiminde: Kavcıoğlu’nun Yerine Düşünülen 3 İsim

2015-2018 yıllarında Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcılığı, 2009-2015 yıllarında ise Maliye Bakanlığı yapan Mehmet Şimşek’in yeni kabinede yer alması durumunda Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Şahap Kavcıoğlu ile çalışmak istemediği öne sürüldü.

Şahap Kavcıoğlu’nun yerine düşünülen isimlerin, Halkbank Genel Müdürü Osman Arslan, Vakıfbank Genel Müdürü Abdi Serdar Üstünsalih ve Ziraat Bankası Genel Müdürü Alpaslan Çakar, olduğu ileri sürüldü.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın cumartesi günü yeni kabineyi açıklaması bekleniyor. Erdoğan’ın ekonominin başına eski Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in yeni dönemde Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu ile çalışmak istemediği ve yerine düşünülen 3 ismin olduğu öne sürüldü.

Tayyip Erdoğan’ın 28 Mayıs Pazar günü yapılan 2. tur seçimlerinde yeniden seçilmesinin ardından gözler kabineye çevrildi. Erdoğan’ın cumartesi günü saat 22.00’de açıklayacağı listede ekonomi yönetimine ilişkin sürpriz isimlerin yer alması bekleniyor.

Haberler.com’un haberine göre; Mehmet Şimşek’in kendisine yapılan teklifi kabul ettiği ve ekonomiden sorumlu cumhurbaşkanı yardımcısı olarak görev yapacağı ifade ediliyor.

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın ise ikiye ayrılması beklentisi güçlenirken, bu bakanlıklardan birisinin başına ise gelebilecek isim olarak Cevdet Yılmaz’ın adının geçtiği öğrenildi.

Şahap Kavcıoğlu yerine 3 isim

Öte yandan Şimşek’in Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Şahap Kavcıoğlu ile çalışmak istemediğini öne süren gazeteci İsmail Saymaz, yerine düşünülen isimlerin de Halkbank Genel Müdürü Osman Arslan, Vakıfbank Genel Müdürü Abdi Serdar Üstünsalih ve Ziraat Bankası Genel Müdürü Alpaslan Çakar olduğunu ifade etti.

Anlaşma sağlanamadı

Öte yandan Middle East Eye’den Ragıp Soylu’nun haberine göre, Mehmet Şimşek ile Erdoğan pazartesi günü görüştüğü ancak henüz bir anlaşma sağlanamadı.

Haberde görüşlerine yer verilen ve adı açıklanmayan “konuyu bilen bir kişi”, “Her konuda anlaşabilirler ama faiz oranlarının yükseltilmesi bir sorun olmaya devam ediyor” dedi.

“İşletmeler için çok maliyetli olmaması için faiz oranlarının kademeli olarak artırılmasını öneriyor” diyen bir kaynak, “Faiz oranını şu anki yüzde 8,5 seviyesinden zaman içinde yüzde 25’e kadar yükseltmek istiyor” ifadelerini kullandı.

Habere göre eğer Erdoğan ortodoks politikalara dönerse büyüme olumsuz etkilenecek. Mevcut politikayla devam ettiği takdirde ise giderek artan enflasyonla ve muhtemel bir ödemeler dengesi kriziyle başa çıkması gerekecek.

“Aktif siyaseti düşünmüyorum” demişti

Mart ayında Erdoğan’la görüşen Şimşek görüşme sonrası sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, kendi alanına giren her konuda istenen desteği vermeye hazır olduğunu, ancak yurt dışında finans kuruluşlarındaki işleri sebebiyle aktif siyasete girmeyi düşünmediğini belirtmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan seçim akşamı balkon konuşmasında, “faiz indirildi, enflasyon da inecek” diyerek, “uluslararası itibara sahip finans yönetimi, yatırım ve istihdam odaklı bir üretim ekonomisi tasarladıklarını” dile getirmişti.

Erdoğan, seçimden önce yaptığı bir açıklamada, Şimşek koordinasyonunda bir ekibin ekonomi politikalarını daha da güçlendirmek için hazırlıklar yürüttüğünü söylemişti.

Paylaşın

“Mehmet Şimşek Faizi Yükseltmek İstiyor” İddiası

2015-2018 yıllarında Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcılığı, 2009-2015 yıllarında ise Maliye Bakanlığı yapan Mehmet Şimşek’in yeni kabinede yer alıp almayacağı gündemin öne çıkan başlıkları arasındaki yerini koruyor.

Middle East Eye’den Ragıp Soylu’nun haberine göre, Mehmet Şimşek ile Erdoğan pazartesi günü görüştüğü ancak henüz bir anlaşma sağlanamadı.

Haberde görüşlerine yer verilen ve adı açıklanmayan “konuyu bilen bir kişi”, “Her konuda anlaşabilirler ama faiz oranlarının yükseltilmesi bir sorun olmaya devam ediyor” dedi.

“İşletmeler için çok maliyetli olmaması için faiz oranlarının kademeli olarak artırılmasını öneriyor” diyen bir kaynak, “Faiz oranını şu anki yüzde 8,5 seviyesinden zaman içinde yüzde 25’e kadar yükseltmek istiyor” ifadelerini kullandı.

Habere göre eğer Erdoğan ortodoks politikalara dönerse büyüme olumsuz etkilenecek. Mevcut politikayla devam ettiği takdirde ise giderek artan enflasyonla ve muhtemel bir ödemeler dengesi kriziyle başa çıkması gerekecek.

“Aktif siyaseti düşünmüyorum” demişti

Mart ayında Erdoğan’la görüşen Şimşek görüşme sonrası sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, kendi alanına giren her konuda istenen desteği vermeye hazır olduğunu, ancak yurt dışında finans kuruluşlarındaki işleri sebebiyle aktif siyasete girmeyi düşünmediğini belirtmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan seçim akşamı balkon konuşmasında, “faiz indirildi, enflasyon da inecek” diyerek, “uluslararası itibara sahip finans yönetimi, yatırım ve istihdam odaklı bir üretim ekonomisi tasarladıklarını” dile getirmişti.

Erdoğan, seçimden önce yaptığı bir açıklamada, Şimşek koordinasyonunda bir ekibin ekonomi politikalarını daha da güçlendirmek için hazırlıklar yürüttüğünü söylemişti.

Kavcıoğlu yerine 3 isimden biri düşünülüyor

Öte yandan Haberler.com’un haberine göre; Mehmet Şimşek’in kendisine yapılan teklifi kabul ettiği ve ekonomiden sorumlu cumhurbaşkanı yardımcısı olarak görev yapacağı ifade ediliyor.

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın ise ikiye ayrılması beklentisi güçlenirken, bu bakanlıklardan birisinin başına ise gelebilecek isim olarak Cevdet Yılmaz’ın adının geçtiği öğrenildi.

Öte yandan Şimşek’in Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Şahap Kavcıoğlu ile çalışmak istemediğini öne süren gazeteci İsmail Saymaz, yerine düşünülen isimlerin de Halkbank Genel Müdürü Osman Arslan, Vakıfbank Genel Müdürü Abdi Serdar Üstünsalih ve Ziraat Bankası Genel Müdürü Alpaslan Çakar olduğunu ifade etti.

Paylaşın

CHP Nasıl Bir Yol Haritası İzleyecek?

CHP’de Kılıçdaroğlu’nun ve parti yönetiminin seçimlerde başarısız olduğunu düşünen parti tabanındaki isimler hemen kurultaya gidilmesini isterken CHP liderinin bu konuda henüz net bir tutum almadığı belirtildi.

Yapılacak Parti Meclisi sonrası tablo netleşecek. Kılıçdaroğlu’nun yeni MYK’yı belirlemesi ve ilk MYK toplantısı sonrası kurultay sürecine dair bir açıklama yapması da bekleniyor.

CHP’de tüzük gereği haziran ayında kurultay sürecinin başlaması gerekiyor. Önce ilçe ardından il ve devamında da genel başkan ve parti yönetiminin belirleneceği büyük kurultay yapılacak. Bu süreçte büyük kurultay takvim uzatılırsa 2024 Mart ayında gerçekleşecek yerel seçimlerin sonrasına da bırakılabilir.

Milletvekili ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde istediği sonuçları alamayan CHP’de kritik toplantıların ilki olan MYK toplantısı gerçekleşti. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeni yönetimi belirlemesi için MYK üyeleri istifalarını sundu.

5 saatlik MYK toplantısında üyeler kendi sorumluluk alanlarına göre seçim sürecine dair bilgilendirme yaptı. Bu toplantının ardından 2 Haziran’da milletvekilleri Meclis’te bir araya gelecek. 3 Haziran Cumartesi günü de Parti Meclisi toplanacak. Parti Meclisi sonrası yeni yönetimin belirlenmesi için MYK üyeleri istifalarını da Kılıçdaroğlu’na sundu.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun istifaları kabul ederek, yeni görevlendirmeleri Parti Meclisi toplantısı sonrası yapacağını söylediği öğrenildi.

Parti Meclisi’nin ise oldukça tartışmalı geçeceği ifade ediliyor.

Kurultay ne zaman yapılacak?

CHP’de Kılıçdaroğlu’nun ve parti yönetiminin seçimlerde başarısız olduğunu düşünen parti tabanındaki isimler hemen kurultaya gidilmesini isterken CHP liderinin bu konuda henüz net bir tutum almadığı belirtildi. Yapılacak Parti Meclisi sonrası tablo netleşecek. Kılıçdaroğlu’nun yeni MYK’yı belirlemesi ve ilk MYK toplantısı sonrası kurultay sürecine dair bir açıklama yapması da bekleniyor.

DW Türkçe’den Kıvanç El‘e konuşan üst düzey bir CHP kurmayı, kurultay tartışmalarına ilişkin “Genel Başkanımız herkesi, her görüşü titizlikle dinliyor. Kurultaydan kaçacak bir lider değil. Süreç zaten başlayacak. Bu sürecin hızlı ilerleyeceğini ve Eylül, Ekim gibi yapılarak yenilenmiş bir yapı ile yerel seçimlere hazırlanacağımızı öngörüyorum. Gerçekleşecek toplantılar sonrası ‘süreç başladı, sonbaharda kurultay olacak’ açıklamasını Kemal Bey’den duyabiliriz” değerlendirmesi yaptı.

CHP’de tüzük gereği haziran ayında kurultay sürecinin başlaması gerekiyor. Önce ilçe ardından il ve devamında da genel başkan ve parti yönetiminin belirleneceği büyük kurultay yapılacak. Bu süreçte büyük kurultay takvim uzatılırsa 2024 Mart ayında gerçekleşecek yerel seçimlerin sonrasına da bırakılabilir.

İlçe ve il kongrelerinde il başkanlıklarına dair bir yarış beklentisi de partide konuşuluyor. İl başkanlığı seçimlerinde belirlenen kurultay delegelerinin genel başkanı belirlemede önemli olduğuna vurgu yapılırken burada Kılıçdaroğlu kadar İmamoğlu’nun da özellikle delege belirlenmesinde etkin olma çalışmaları yaptığı iddia ediliyor.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da özellikle parti yöneticilerine dair eleştirilerini Kılıçdaroğlu ile paylaşacağı ifade ediliyor.

İmamoğlu’nun görüşleri dinlemesi sonrası Kılıçdaroğlu’nun İmamoğlu’na yakın bazı isimleri parti yönetimine alabileceği de ifade ediliyor.

Öte yandan CHP’de mevcut parti yönetiminde de bir değişim talebi var. Ancak kurmaylar, “değişimi yönetecek isim Kılıçdaroğlu’dur. Birlikte ve onun liderliğinde değişim sağlanacaktır” yorumunu yapıyor.

Meclis yenilenecek

CHP’nin TBMM Grubunda da 3 Haziran Cumartesi günü 16.00’da yapılacak toplantıda değişim olacak. Kılıçdaroğlu milletvekili olmadığı için grup başkanı olamayacak. CHP’de grup başkanının mevcut Grup Başkanvekili Özgür Özel olmasına kesin gözüyle bakılıyor. 3 grup başkanvekilinden birisi kadın olacak. Bunun için ismi geçen isim ise Afyon Milletvekili Burcu Köksal. Diğer 2 ismi de Kılıçdaroğlu’nun belirleyeceği kaydediliyor.

Meclis Başkanvekilliği için ise Ankara milletvekili Tekin Bingöl aday olmuştu.

Paylaşın

Vatandaş, İkinci El Otomobile Yöneldi

Vatandaşın cebindeki parayı korumak için araçlara yatırım yaptığını ifade eden bir sektör temsilcisi, döviz ve enflasyonun kontrol altına alınmadan bu durumun düzelmesinin zor olduğunu vurguladı.

Sıfır araç fiyatları 450 bin-500 bin TL civarında başlarken, bu fiyatlardan bayilerde araç bulamayanlar galerilere gitmek zorunda kalıyor.

Orada da aynı aracın 700 bin TL civarında satılması nedeniyle vatandaşlar mecburen ikinci el araçlara yöneliyor. Hızla artan enflasyon karşısında geliri artmayan vatandaşlar yaşı büyük ve kilometresi yüksek araçlara mahkum kalıyor.

Otomotiv sektöründe sıfır araç krizi büyüyor. Yaklaşık 1 yıldır bayilerde sıfır araç bulunamazken, vatandaşlar peşinat ödeyip 3 ay ile 1 yıl arasında sıraya giriyor. Ancak aynı sıfır araçlar galerilerde fahiş fiyatlarla satılıyor.

Sözcü gazetesinden Taylan Büyükşahin imzalı habere göre haberine göre; bir sektör temsilcisi, piyasada satılan araçların en az yarısının yatırım amacıyla alındığını söyledi.

Vatandaşın cebindeki parayı korumak için araçlara yatırım yaptığını ifade eden sektör temsilcisi, döviz ve enflasyonun kontrol altına alınmadan bu durumun düzelmesinin zor olduğunu vurguladı.

Sıfır araç fiyatları 450 bin-500 bin TL civarında başlarken, bu fiyatlardan bayilerde araç bulamayanlar galerilere gitmek zorunda kalıyor.

Orada da aynı aracın 700 bin TL civarında satılması nedeniyle vatandaşlar mecburen ikinci el araçlara yöneliyor. Hızla artan enflasyon karşısında geliri artmayan vatandaşlar yaşı büyük ve kilometresi yüksek araçlara mahkum kalıyor.

Bayilerde bulunan sıfır araçlar için liste fiyatlarının üzerinde talep edilen ücretler nedeniyle bayilere ceza kesiliyor. Ancak vatandaşın mağduriyeti devam ediyor.

Araçlar üst donanım paketleri ve aksesuarla satılmaya çalışılıyor. Bununla birlikte sektör temsilcileri gemilerin geç geldiğini ifade ederken, gelen araçların da çoğunlukla üst donanıma sahip olduğunu belirtiyor.

Paylaşın

Bankalar Kredi Musluklarını Kapattı

Kamu bankalarında ticari kredilerde faiz oranı yıllık yüzde 17-18 ancak onaylanan kredi sayısı oldukça sınırlı. Özel bankalar ise neredeyse hiç ticari kredi vermiyor. Bazı bankalar ticari kredileri tamamen kapatırken bazıları yüzde 60-70 yıllık faiz oranıyla çok düşük miktarlarda kredileri onaylıyorlar.

Bir sektör temsilcisi, “Kredi vermek için seçim sonrasını işaret eden bankalar seçim bitmesine rağmen ticari kredi vermiyor veya talep edilenin çok altında bir miktarı onaylıyor. Krediye ulaşma zorluğu devam ederken işletmeler nakite ulaşımda sorun yaşanıyor. Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler nakit akışını sağlamakta zorlanıyor” diye konuştu.

Reel sektörün ticari krediye erişim sorunu devam ediyor. Daha önce 28 Mayıs seçimlerinden sonrasını işaret eden bankalar seçimlerin sonuçlanmasına rağmen kredi musluklarını açmış değil.

Dünya gazetesiden Birol Bozkurt’a konuşan reel sektör temsilcileri, özel bankaların kredileri tamamen kapatmasından ve bunun da firmaların nakit akışını bozmasından şikayet ediyor.

Bankacılık kaynakları kamu bankalarında ticari kredilerin özel sektöre göre bir nebze daha erişilebilir olduğunu ancak özel bankaların yıllık yüzde 60-70’lere ulaşan faizlere rağmen kredi vermediğini söylüyor.

Bir sektör temsilcisi; “Kredi vermek için seçim sonrasını işaret eden bankalar seçim bitmesine rağmen ticari kredi vermiyor veya talep edilenin çok altında bir miktarı onaylıyor. Krediye ulaşma zorluğu devam ederken işletmeler nakite ulaşımda sorun yaşanıyor. Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler nakit akışını sağlamakta zorlanıyor” diye konuştu.

Kamu bankalarında ticari kredilerde faiz oranı yıllık yüzde 17-18 ancak onaylanan kredi sayısı oldukça sınırlı. Özel bankalar ise neredeyse hiç ticari kredi vermiyor. Bazı bankalar ticari kredileri tamamen kapatırken bazıları yüzde 60-70 yıllık faiz oranıyla çok düşük miktarlarda kredileri onaylıyorlar.

Kredilere ulaşamayan reel sektörün bir başka sorunu da karşılıksız çekler. Finansmana erişemeyen işletmelerin karşılıksız çek adedi ve tutarı arttı. Takasbank Çek Takas Sistemine ibraz edilip karşılıksız kalan çek adedi, Mayıs ayında bir önceki aya göre yüzde 129 oranında arttı.

Verilere göre bir önceki ay karşılıksız çek adedi 6 bin 328 adet seviyesinde bulunurken Mayıs ayında bu rakam 14 bin 489 adet oldu. Karşılıksız çek tutarı bir önceki aydaki 1,82 milyar TL’den 3,98 milyar TL’ye yükseldi.”

Paylaşın