JPMorgan’dan “Merkez Bankası Faizi Yüzde 25’e Yükseltebilir” İddiası

“Tam yetkili Hazine ve Maliye Bakanı” olarak göreve gelen ve ekonomide “rasyonel zemin” sinyali veren Mehmet Şimşek’in yetkin bir ekip kurması ve gerekli adımları atmasına izin verilmesi halinde ekonomiyi “uçurumun kenarından alabileceği” yorumları yapılırken, yabancı kurumların politika faizine ilişkin sert artış beklentileri de birbirini izliyor.

ABD merkezli yatırım bankası ve finansal hizmetler şirketi JPMorgan, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) Haziran toplantısında yüzde 8,50 seviyesinde olan politika faizini yüzde 25’e yükseltmesinin olası olduğuna işaret etti.

Bloomberg’in haberine göre ABD bankası JPMorgan tarafından Pazartesi günü yayımlanan notta TCMB’nin 22 Haziran’daki para politikası toplantısında veya “belki daha da erken bir tarihte” politika faizini yüzde 25’e yükseltebileceği belirtildi.

JPMorgan ekonomistleri, müşterilerine gönderdikleri araştırma notunda, “Politika faizinin 22 Haziran toplantısında veya belki de daha önce mevcut yüzde 8,5 seviyesinden yüzde 25’e yükseltilmesi ve bununla birlikte ihtiyaç olması halinde daha küçük artışların yapılabileceğine işaret eden bir yönlendirme metni yayımlanması olasılıklar dahilinde. Yüzde 30 olan yıl sonu politika faizi tahminimizde değişikliğe gitmiyoruz” ifadelerine yer verdi.

SocGen de 6,5 puanlık artış bekliyor

Societe Generale de Türkiye ile ilgili yeni analizinde politika faizinin yüzde 15’e yükseltileceğini öngördü. Kurumun müşterilerine gönderdiği notta Türkiye ile ilgili ana riskler olarak geri dönülen politika ortodoksisine dair hayal kırıklığı oluşması ve yeni ekonomi yönetiminin ihracatı desteklemek için para birimini zayıflatması ihtimalleri gösterildi.

Kurum, politika faizinin 22 Haziran’da 650 baz puan artışla yüzde 15’e yükseltilmesini, ardından Temmuz ve Ağustos aylarında 500’er baz puan artırımlar gerçekleştirilmesini bekliyor.

Şimşek adı TCMB için geçen Erkan ile görüştü

TCMB Başkanlığı için adı geçen Hafize Gaye Erkan, Pazartesi sabahı Ankara’da Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile görüşmüştü.

Diğer yandan, halen bu görevde bulunan Şahap Kavcıoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ‘uyumlu’ bir çalışma göstermişti. Buna karşılık, kamuoyunda yoğun biçimde aralarında eski banka genel müdürlerinin de olduğu bir dizi isim dile getiriliyor.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan MYK Açıklaması: Toplum Yenilenme İstiyordu, Bunu Yaptık

“Yeni MYK’yı belirlerken neleri dikkate aldınız?” sorusuna CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Toplumun beklentilerini dikkate aldım. Yenilenme istiyordu toplum, biz de bunu yaptık” şeklinde cevap verdi.

Kılıçdaroğlu, “İmamoğlu’yla son görüşmenizde bir sıkıntı olduğu yazılıp çiziliyor, doğru mu?” sorusunu ise, “Hayır niye sıkıntı olsun ki? Ekrem bey bizim bir metropolümüzün başarılı bir belediye başkanı. Diğer belediye başkanlarıyla nasıl görüşüyorsam kendisiyle de öyle görüştüm. Bir sıkıntımız yok” şeklinde yanıtladı.

Yeni kabineyi de değerlendiren CHP Lideri, “Mehmet Uçum demişti ya ‘tek kişilik hükümet’ diye. Yine öyle. Bir tek şimdi Mehmet Şimşek pazarlıkla gelmiş gibi görünüyor. Onun dışında Erdoğan ne derse onu yapacak kişiler olarak görüyorum” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan karşısında seçimi kaybetmesi sonrası parti içinde değişim sesleri yükselmeye başladı. Kamuoyu ve parti tabanında da Kılıçdaroğlu’na eleştiriler ve istifa talepleri gündeme geldi.

Adı genel başkan adayları arasında geçen İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu da ‘değişim’ mesajı vermişti. CHP’de ise Merkez Yönetim Kurulu(MYK) toplu şekilde istifa etmesi sonrası yeni MYK oluşturuldu.

Sözcü TV’den gazeteci İpek Özbey’e konuşan Kılıçdaroğlu yeni MYK’ya dair soruları yanıtladı. Kılıçdaroğlu, Özbey’in sorularına verdiği yanıt şu şekilde:

Yeni MYK’yı belirlerken neleri dikkate aldınız?

Toplumun beklentilerini dikkate aldım. Yenilenme istiyordu toplum, biz de bunu yaptık.

Neden tüm teşkilatları kendinize bağladınız?

Bu da bir beklentiydi. Tabii ki kendime bağladım diye her şeyi ben yapmayacağım. Tek başına çalışmayacağım. Bölge bölge çalışacak yetkililerimiz olacak. Örgütün önümüzdeki dönemdeki durumunu bölge bölge ele alacağız.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’yla son görüşmenizde bir sıkıntı olduğu yazılıp çiziliyor, doğru mu?

Hayır niye sıkıntı olsun ki? Ekrem bey bizim bir metropolümüzün başarılı bir belediye başkanı. Diğer belediye başkanlarıyla nasıl görüşüyorsam kendisiyle de öyle görüştüm. Bir sıkıntımız yok.

Yeni kabineyi nasıl buldunuz?

Mehmet Uçum demişti ya ‘tek kişilik hükümet’ diye. Yine öyle. Bir tek şimdi Mehmet Şimşek pazarlıkla gelmiş gibi görünüyor. Onun dışında Erdoğan ne derse onu yapacak kişiler olarak görüyorum.

Erdoğan, yemin törenine geldiğinde neden ayağa kalkmadınız?

Bir parti genel başkanı geldiğinde neden ayağa kalkayım ki…

Kendisini bir tek parti genel başkanı olarak mı görüyorsunuz?

Evet öyle.

Erdoğan’ın bu dönem kutuplaşmayı gidereceği, yumuşayacağı, kabineyi de ona göre dizayn ettiği görüşü var

Erdoğan yumuşamaz. İki konuşmasından da o sinyali almadım.

Paylaşın

Ekonomide “Rasyonel Zemin” Sinyali Veren Mehmet Şimşek Kimlerle Yollarını Ayıracak?

2015-2018 yıllarında Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcılığı, 2009-2015 yıllarında ise Maliye Bakanlığı yapan Mehmet Şimşek’in yeni kabinede “tam yetkili Hazine ve Maliye Bakanı” olarak göreve gelmesinin ardından ekonomi yönetiminde büyük değişiklikler olması bekleniyor.

Uzmanlar, Mehmet Şimşek’in yetkin bir ekip kurması ve gerekli adımları atmasına izin verilmesi halinde ekonomiyi “uçurumun kenarından alabileceği” yorumunu yapıyor.

Ekonomim’den Mehmet Kaya’nın haberine göre, Merkez Bankası Başkanlığı için Mehmet Şimşek ile uyumlu bir politikayı benimseyebilecek kişiler üzerinde duruluyor. Diğer yandan, halen bu görevde bulunan Şahap Kavcıoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ‘uyumlu’ bir çalışma göstermişti. Buna karşılık, kamuoyunda yoğun biçimde aralarında eski banka genel müdürlerinin de olduğu bir dizi isim dile getiriliyor. Bunlar arasında en öne çıkan ise Hafize Gaye Erkan oldu.

BDDK ve SPK’de de değişiklikler olabileceği kaydedildi. BDDK Başkanı Mehmet Ali Akben’in 2015’ten itibaren fasılalı da olsa BDDK’da görev yaptığını hatırlatılarak, kendisinin de değişiklik isteyebileceği vurgulanıyor. Akben’in yerine gelecek isimler arasında İkinci Başkan Yakup Asarkaya ve Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Taha Çakmak’ın adı geçiyor.

Danışma nitelikli finans, yatırım, teknoloji ofisleri ile özellikle düzenlemelerde zaman zaman etkili olabilen Ekonomi Politikaları Kurulu, Strateji ve Bütçe Başkanlığı gibi yarı idari görev yapan birimlerde “kan tazeleme” nitelikli değişiklikler bekleniyor.

Strateji ve Bütçe Başkanlığında Başkan İbrahim Şenel’in devam etmesinin beklendiği diğer yandan SGK Başkanı Kürşad Arat’ın da adının geçtiği kaydedildi.

Sosyal Politikalar Kurulu, Vedat Işıkhan’ın Bakan olması nedeniyle boşalmıştı. Buraya atama yapılacak. Görevden alınacak üst düzey bürokratlardan birinin bu göreve getirilebileceği kaydediliyor.

Paylaşın

Sosyal Güvenlik Kurumu 3 Ayda 20,4 Milyar Lira Açık Verdi

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), ocak-mart döneminde 20,4 milyar lira açık verdi. Devletin üstlendiği çeşitli ödemeler kapsamında üç ayda bütçeden SGK’ya yapılan transferler ise 131,5 milyar liraya ulaştı.

SGK’ın üç aydaki açığı büyük oranda, sağlık harcamaları ve devletçe üstlenilen ödemelerden kaynaklandı. Öte yandan SGK’nın ocak-mart döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre gelirler yüzde 98,9 artarken, giderler de yüzde 93,6 artış gösterdi.

Dünya gazetesi yazarı Naki Bakır’ın kaleme aldığı yazıya göre, kurumun ilk çeyrekte geliri 379 milyar lira olsa da devletin üstlendiği çeşitli ödemeler kapsamında üç ayda bütçeden SGK’ya yapılan transferler ise 131,5 milyar liraya ulaştı.

Bakır’ın yazısında ilgili bölüm şöyle:

“Prim tahsilatı ve devletçe üstlenilen ödemeler için bütçeden yapılan transferlerle birlikte Kurum’un toplam geliri ocak – mart döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 98,9 artışla 379 milyar lira oldu.

Buna karşılık SGK’nın büyük bölümü emeklilere aylık ödemeleri ve sağlık harcamaları olmak üzere toplam gideri ise yüzde 93,6 artışla 399,4 milyar lirayı buldu. Bunun sonucunda SGK’nın açığı ilk çeyrekte yüzde 29,6 büyüyerek 20,4 milyar liraya yükseldi.

SGK’nın gelir-gider dengesinde yüksek tutarda açık oluşurken, salt prim geliri-aylık ödemesi bazında bakıldığında ise Kurum’un bu yıl ilk üç ayda pozitif bir noktaya dikkati çekti.

Geçen yıl ilk çeyrekte aktif sigortalılardan 131,3 milyar lira prim toplayıp, emeklilere 137,1 milyar lira ile daha fazla aylık ödeyen Kurumun, bu yıl aynı dönemde ise 267,1 milyar lira olan aylık ödemelerine kıyasla 292,9 milyar lira ile daha fazla prim geliri elde ettiği belirlendi.

Üç aylık dönemlere göre prim gelirleri yüzde 123 artarken, aylık ödemelerindeki artış yüzde 94,8’de kaldı. Başka deyişle “pay as you go” modeline göre SGK, bu yıl ilk çeyrekte aktüeryal olarak lehte bir konuma geldi. Buna göre SGK’ın üç aydaki açığı büyük oranda, sağlık harcamaları ve devletçe üstlenilen ödemelerden kaynaklandı.”

Paylaşın

Zafer Partisi Lideri Özdağ’dan Çarpıcı “Yerel Seçim” İddiası

İktidarın bazı belediyeleri almak için dosya hazırladığını öne süren Zafer Partisi Lideri Özdağ, “Yaşlanmış ve yorulmuş bir iktidar var. Bu yerel seçimi kazanıp ondan sonra yüzde 30’larla tekrar iktidarını muhafaza edecek bir sürece dönebilmek için baskı sistematiğini devam ettirmek zorunda” dedi ve ekledi:

“Ankara ve İstanbul’u almayı hedefleyecekler. Bunun için Ankara ve İstanbul’da seçim öncesinde başka baskı yöntemlerini görebiliriz.”

Özdağ, açıklamasının devamında, “Belirli belediyelere karşı dosyaların hazırlandığını biliyorum. Belediye isimlerini biliyorum ama vermiyorum. Çok kısa süre kaldığı için operasyonun yapılması durumunda ortaya olumsuz sonuçlar, tepki çıkartacağı için yapılmadı operasyonlar. Onların önümüzdeki süreçte devreye sokulacağından eminim. Çünkü çok kapsamlı dosyalar. Göreceğiz, tüm bunları yaşayacak Türkiye.” ifadelerini kullandı.

Sözcü Televizyonu’nda yayınlanan Nokta Atışı programında İpek Özbey’in sorularını yanıtlayan Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

İktidarın bazı belediyeleri almak için dosya hazırladığını öne süren Özdağ, şöyle konuştu: “Yaşlanmış ve yorulmuş bir iktidar var. Bu yerel seçimi kazanıp ondan sonra yüzde 30’larla tekrar iktidarını muhafaza edecek bir sürece dönebilmek için baskı sistematiğini devam ettirmek zorunda. Ankara ve İstanbul’u almayı hedefleyecekler. Bunun için Ankara ve İstanbul’da seçim öncesinde başka baskı yöntemlerini görebiliriz.

“Belirli belediyelere karşı dosyaların hazırlandığını biliyorum”

Belirli belediyelere karşı dosyaların hazırlandığını biliyorum. Belediye isimlerini biliyorum ama vermiyorum. Çok kısa süre kaldığı için operasyonun yapılması durumunda ortaya olumsuz sonuçlar, tepki çıkartacağı için yapılmadı operasyonlar. Onların önümüzdeki süreçte devreye sokulacağından eminim. Çünkü çok kapsamlı dosyalar. Göreceğiz, tüm bunları yaşayacak Türkiye.”

Paylaşın

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan 13 Üniversiteye Rektör Ataması

Cumhurbaşkanı Erdoğan 13 üniversiteye rektör atadı. Atamalar arasında Van Yüzüncüyıl Üniversitesi, Galatasaray Üniversitesi, Uludağ Üniversitesi, Onsekiz Mart Üniversitesi gibi köklü üniversitelerde bulunuyor.

Haber Merkezi / Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 13 üniversiteye yaptığı rektör atamaları Resmi Gazete’de yayımlandı. Karara göre yapılan atamalar şöyle:

Afyon Kocatepe Üniversitesi Rektörlüğü’ne Prof. Dr. Mehmet Karataş,
Biruni Üniversitesi Rektörlüğü’ne Prof. Dr. Adnan Yüksel,
Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Rektörlüğü’ne Prof. Dr. Hüseyin Dalgar,
Bursa Uludağ Üniversitesi Rektörlüğü’ne Prof. Dr. Feridun Yılmaz,
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Rektörlüğü’ne Prof. Dr. Ramazan Cüneyt Erenoğlu,

Çankaya Üniversitesi Rektörlüğü’ne Prof. Dr. Hadi Hakan Maraş,
Galatasaray Üniversitesi Rektörlüğü’ne Prof. Dr. Abdurrahman Muhammed Uludağ,
İstanbul Beykent Üniversitesi Rektörlüğü’ne Prof. Dr. Volkan Öngel,
İstanbul Ticaret Üniversitesi Rektörlüğü’ne Prof. Dr. Ömer Torlak,

İzmir Ekonomi Üniversitesi Rektörlüğü’ne Prof. Dr. Yusuf Hakan Abacıoğlu,
Munzur Üniversitesi Rektörlüğü’ne Prof. Dr. Kenan Peker,
Muş Alparslan Üniversitesi Rektörlüğü’ne Prof. Dr. Mustafa Alican,
Van Yüzüncüyıl Üniversitesi Rektörlüğü’ne Prof. Dr. Hamdullah Şevli.

Öte yandan Cumhurbaşkanı rdoğan tarafından yapılan yeni atamalar da Resmi Gazete’de yayımlandı.

Cumhurbaşkanı Başdanışmanlığı’na Akif Çağatay Kılıç atanırken kendisine Büyükelçilik unvanı verildi. Almanya doğumlu olan Kılıç, 2011 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi’nden Samsun milletvekili olara seçilmişti. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Türkiye-Almanya Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanlığı görevinde bulunan Kılıç, 2013-2017 yılları arasında Gençlik ve Spor Bakanlığı yapmıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ayrıca Savunma Sanayii Başkanlığı’na Aselsan Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Görgün’ü atadı. Ali Yerlikaya’nın İçişleri Bakanı olarak atanması sebebiyle boşalan İstanbul Valiliği’ne ise Gaziantep Valisi Davut Gül atandı.

Genelkurmay Başkanlığı’na Musa Avsever atandı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Genelkurmay Başkanlığı’na Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Musa Avsever’i atadı. İletişim Başkanlığı tarafından sosyal medya üzerinden yapılan açıklamaya göre, Avsever, “mevcut görevi uhdesinde kalmak suretiyle yerine bir isim atanıncaya kadar Genelkurmay Başkanı” olarak görev yapacak. Yaşar Güler, Milli Savunma Bakanı olarak atandığı için Genelkurmay Başkanlığı boşalmıştı.

Paylaşın

Türkiye’nin Kredi Risk Primi 500’ün Altına Geriledi

2015-2018 yıllarında Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcılığı, 2009-2015 yıllarında ise Maliye Bakanlığı yapan Mehmet Şimşek’in “tam yetkili Hazine ve Maliye Bakanı” olarak göreve gelmesinin ardından piyasa ve beklentilerde iyimser hava oluştu.

Haber Merkezi / Türkiye’nin 5 yıllık CDS’sinin (Credit Default Swap) 15 Mayıs’tan beri ilk kez 500 seviyesinin altına indiği kaydedilirken, günlük düşüşün 50 baz puanı geçtiği ifade edildi. CDS, cuma günü en son işlemlerde 552 baz puanda bulunuyordu.

Risk primi, geçen yıl 885 puana kadar çıkarak 2003’ten beri en yüksek seviyesini görmüştü. Türkiye’nin kredi risk primi, seçim belirsizliğinin ortadan kalkmasıyla düşüş eğilimine yönelmişti.

Mehmet Şimşek, “Hükümetimizin temel hedefi toplumsal refahı yükseltmektir. Önümüzdeki dönemde bu hedefe ulaşmada şeffaflık, tutarlılık, öngörülebilirlik ve uluslararası normlara uygunluk temel ilkelerimiz olacaktır” demişti.

Bakan Mehmet Şimşek ayrıca, “Türkiye’nin rasyonel bir zemine dönme dışında bir seçeneği kalmamıştır” ifadesini kullanmıştı.

Bir ülkenin dış borçlanmasındaki en önemli göstergelerden biri olan CDS primi ne demek ve yükselmesi, düşmesi ne anlama geliyor?

Türkçe’de kredi risk primi veya kredi temerrüt takası olarak kullanılan CDS (Credit Default Swap) aslında bir çeşit sigortalama işlemi olarak tanımlanabilir.

Herhangi bir ülke hazinesine ya da şirketine borç verirken o borcun geri ödenmemesi ihtimaline karşı aldığınız sigorta poliçesine CDS deniyor ve genellikle over-the-counter (OTC) yani herhangi bir borsa düzenlemesine tabi olmayan tezgah üstü piyasalarda işlem görüyor.

CDS primi nasıl hesaplanıyor?

Ülkelerin dış borçlanmalarına karşı CDS’leri genelde büyük uluslararası yatırım bankaları sağlıyor ve o ülkelerin borcunu çevirememesi halinde ödemeyi bu banka üstlenmiş oluyor. Bu bankalar da söz konusu ülkenin geri ödeme yeteneğini, makroekonomik koşullarını inceleyerek bir risk oranı belirliyor.

Bu oran belirlenirken uluslararası derecelendirme kuruluşlarının verdiği notlar önemli bir rol oynasa da bunun dışında da bir çok faktör göz önünde bulunduruluyor.

Ekonomisi sağlam ve geri ödeme sorunu yaşamayacağı düşünülen ülkelerin risk primi düşük olurken geri ödemekte sorun yaşayacağı düşünülen ülkelerin risk primi yüksek bir orandan belirleniyor.

Türkiye’nin CDS oranı neden yükseliyor?

Ekonomist Mahfi Eğilmez’e göre ülke CDS priminin yükselmesine iç ve dış nedenler olmak üzere iki etken grubu yol açıyor. Koronavirüs salgını ya da Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve yükselen enerji fiyatları bu dış nedenlere örnek olarak verilebilir.

İç nedenler ise enflasyonun yükselmesi, dış borçların artması, kurların yükselmesi, sosyal çalkantılar ve afetler olarak sıralanabilir.

Dış nedenler konusunda yapılabilecek şeylerin sınırlı olmasına rağmen iç nedenleri yönetmenin mümkün olduğunu vurgulayan Eğilmez bu sayede dış nedenlerin de etkisinin azaltılabileceğini belirtiyor.

Türkiye’nin CDS primlerinin 2008 yılındaki küresel mali kriz sırasında yükseldikten sonra gerilediği görülüyor. Ülkenin makroekonomik dengelerinin bozulmaya başladığı 2018 yılından itibaren ise dalgalı bir seyirle de olsa yükseliş trendini sürdürdüğü görülüyor.

CDS priminin artmasının sonuçları ne olur?

Kamunun ve özel sektörün dış borçlanma maliyetleri CDS primine paralel olarak artar.

Burada kendini besleyen bir döngü oluşur. Borçlanma maliyetinin artması döviz girişini azalttığı için dış borcu ödemeyi zorlaştırır. Bu da riski daha da çok yükseltir.

Artan maliyetler, daha fazla kaynağın borç ödemesine ayrılması ve daha az harcanabilir gelir (yani refah kaybı) anlamına gelir.

Döviz girişinin azalması içerideki likidite krizini daha da derinleştirirken enflasyonist baskıları artırır.

Ulaşılabilecek en uç nokta, CDS ile sigortalanan temerrüt riskinin gerçekleşmesi durumudur. Dış borcun çevrilemez hale gelmesi ya da “iflas” durumu, başta enerji olmak üzere ithal ettiğimiz pek çok ürünü alamayacak hale gelmemiz, ithal ara malına dayalı üretim yapımızın durması anlamına gelir.

Paylaşın

İktisatçı Mustafa Sönmez: Emek Karşıtı Politikalar İzlenecek

Yeni Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek yönetiminin enflasyon odaklı bir politika izleyeceğini belirten İktisatçı Mustafa Sönmez, bu nedenle yıl sonuna dek düşük istihdam, düşük ücretler ve yüksek vergilerle emekçilere düşen payın gerileyeceği öngörüsünde bulundu.

Mustafa Sönmez, açıklamasının devamında, “Talebi düşürmek isteyecekler, talebi düşürmek için asgari ücret zammı üzerinde çok durmadan geçiştirecekler. Maaşlar bu sakat belirlenen enflasyonla geriletilecek” dedi ve ekledi:

Aslında önümüzde Mehmet Şimşek’in ‘rasyonel politika’ olarak gördüğü bir soğuma dönemi var. Fakat bunun derecesi ne olacak? Bir de yerel seçim gerçeği var. O döneme dek sürmesini istemez Erdoğan. En azından yılın sonuna kadar bir soğutma, yabancıya umut verme, döviz fiyatlarını kontrollü götürme, dengeleri yerine oturtma gibi bir hedefleri olabilir. Yerel seçimlere kadar olan 3 ayda da ekonomiyi yeniden ısıtabilirler. Bunlar kesinlikle talebi kısıcı, istihdamı düşürücü, vergileri artırıcı emek karşıtı politikalar olacaktır.”

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) enflasyon verileri giderek daha da tartışmalı hale geliyor. Son olarak mayıs ayı verilerinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘müjde’ olarak duyurduğu doğalgaz indirimi gerekçe gösterilerek bu kalemin fiyatı sıfır kabul edildi ve enflasyon yüzde 0,04 bulundu. Böylece 53 aydır aralıksız yükselen enflasyon ‘ihmal edilebilir’ bir noktaya getirildi.

TÜİK’in enflasyonu, temmuzda altı aylık enflasyona göre zam olacak emekçileri de şimdiden büyük kayba uğrattı. Olası refah payının dahil edilmediği hesaplamada zam tutarı memur maaşında 3 bin 300 lira, asgari ücrette ise bin 920 lira sınırında kaldı.

Hesaplama yönteminin ‘bilim dışı’ olduğunu belirten iktisatçı Mustafa Sönmez, soL’a yaptığı değerlendirmede ‘politik bir tercih’ olarak nitelediği doğalgaz indiriminin enflasyon sepetine dahil edilmemesi gerektiğini söyledi.

”Metreküpü 5,7 lira olan doğalgaz sıfırlandı. Azalış yüzde 100 diye kabul edildi. Doğalgazın sepetteki payı yüzde 3’e yakın. Dolayısıyla yüzde 100 ucuzlamış bir madde enflasyonu bir anda kendi başına yüzde 3 aşağı çekmiş oldu. Diğer kalemlerdeki yüzde 2’lik artışı doğalgazdaki düşüş dengelemiş oldu. Ve böylece mayıs ayı enflasyonu yüzde 0 olarak takdim edildi, yıllığı da yüzde 40’ın altına düştü.

Bu hesaplama keyfiyeti enflasyona bağlı olarak belirlenen gelirler açısından son derece sakat bir yöntem. Haziran ayında da sıfır enflasyon gelme ihtimali var. Diyecekler ki yılın ilk yarısındaki artış yüzde 15 oldu, bizim yapacağımız artış da bununla sınırlı kalmak durumunda. Bu emek gelirlerini törpülemek, geriletmek açısından insafsız ve bilim dışı bir yöntem.

Bu istisnai bir durum. Ekonomik bir zemini yok, politik bir tasarruf. Onun için bunu sepet dışı bırakmak en mantıklısı. O olmadan sepeti yeniden ağırlıklandırırsınız. Ve ona göre artışları hesaplarsınız.”

Tartışmalı hesaplama yönteminin gelir dağılımını emekçiler aleyhine etkilediğini kaydeden Sönmez, sendikaları harekete geçmeye çağırdı.

”Bir malı seçim vaadi olarak sıfırlamak hiçbir şekilde genel fiyat artışını tespitte dikkate alınmamalı. TÜİK böyle yapmadı ve ‘Avrupa İstatistik Ofisi öneriyor’ diye kendine bir gerekçe buldu. Bu tartışılmalı ve sendikalar tarafından yargıya götürülmeli. Sonuçta bölüşüm ilişkilerine etki eden bir tasarruf bu.”

Şimşek’in ‘rasyonel’ zemini işsizliği tetikleyecek

Sıfırlanan faturaların yükünü emekçilerin ödeyeceğini vurgulayan Sönmez, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nı yeniden devralan Mehmet Şimşek’in ‘’rasyonel zemine dönmekten başka çare yok’’ açıklaması da emek karşıtı politikalar izleneceği şeklinde yorumladı.

”Demek ki Erdoğan ve Nebati’nin bu zamana kadar ki icraatlarını irrasyonel buluyor. Rasyonelden kasıt tabi ki bütün neoliberal politikaların ezberinde olduğu ortodoks politikalardır.

Burada aslolan yabancıların güvenini sağlamak ve yabancı yatırım akışını başlatmak. Bunun için de ‘enflasyonu düşürüyoruz’ güvenini vermeleri lazım. Enflasyonu düşürmek için de ekonomiyi soğutmaları lazım. Bu döviz ve enflasyonla ekonomi hala sıcak bir patatestir, soyulabilecek gibi değildir. Soğutmak için faizleri yükseltecekler, politika faizini tekrar kullanılabilir hale getirecekler, TL faizlerini yükselterek dövize gidişin önünü kesecekler. Bu yükselen faiz devlet tahvillerinin faizlerini de yükseltecektir ve yabancılar açısından bu tahvillere yatırım cazip hale gelecektir. Tabi bu ekonomiyi küçültme ve devamında işsizlik anlamına da gelir.”

Şimşek yönetiminin enflasyon odaklı bir politika izleyeceğini belirten Sönmez, bu nedenle yıl sonuna dek düşük istihdam, düşük ücretler ve yüksek vergilerle emekçilere düşen payın gerileyeceği öngörüsünde bulundu.

”Talebi düşürmek isteyecekler, talebi düşürmek için asgari ücret zammı üzerinde çok durmadan geçiştirecekler. Maaşlar bu sakat belirlenen enflasyonla geriletilecek.

Aslında önümüzde Mehmet Şimşek’in ‘rasyonel politika’ olarak gördüğü bir soğuma dönemi var. Fakat bunun derecesi ne olacak? Bir de yerel seçim gerçeği var. O döneme dek sürmesini istemez Erdoğan. En azından yılın sonuna kadar bir soğutma, yabancıya umut verme, döviz fiyatlarını kontrollü götürme, dengeleri yerine oturtma gibi bir hedefleri olabilir. Yerel seçimlere kadar olan 3 ayda da ekonomiyi yeniden ısıtabilirler. Bunlar kesinlikle talebi kısıcı, istihdamı düşürücü, vergileri artırıcı emek karşıtı politikalar olacaktır.”

Paylaşın

Zelenski Açıklamıştı; Rusya: Büyük Bir Ukrayna Saldırısı Püskürtüldü

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’nin Rusya’ya karşı saldırı düzenlemekte kararlı olduklarını belirten açıklamasından kısa bir süre sonra, Rusya, Ukrayna’nın Donetsk’te Rus kontrolü altındaki bölgeye altı mekanize ve iki tank taburuyla saldırdığını açıkladı.

Rusya Savunma Bakanlığı’nın Telegram hesabından yayınlanan açıklamada, Ukrayna birliklerinin 4 Haziran sabahı güneydeki Donetsk bölgesinde cephenin beş kesiminde geniş çaplı saldırı başlattığı belirtildi.

“Düşmanın amacı, kendisine göre cephenin en savunmasız kesiminde savunmamızı yarıp geçmekti” denilen açıklamada, “Düşman görevini yerine getirmedi, başarılı olamadı” ifadeleri kullanıldı.

Ukrayna Savunma Bakanlığı’ndan Moskova’nın açıklaması sonrası herhangi bir yorum yapılmadı. Ancak Ukrayna Genelkurmay Başkanlığı’nın günlük raporunda, Donetsk ve Luhanks bölgesinde 29 çatışma çıktığı bilgisi yer aldı.

Ukrayna Savunma Bakanı Oleksii Reznikov ise pazar günü Twitter’da Depeche Mode’un “Enjoy the Silence” parçasından alıntı yaparak imalı bir mesaj yayımladı.

Ukraynalı Bakan iletisinde “Kelimeler gereksiz, sadece zarar verebilirler” ifadelerini kullandı.

Ukrayna’nın, Rusya’nın geçen yıl şubat ayında başlattığı savaş sonrası ele geçirdiği toprakları geri almak için karşı saldırı yapması bekleniyor. Kiev yönetimi karşı saldırı için hazırlıkların tamamlandığını ancak bunun bir kaç farklı yönden yapılabileceği yönünde açıklamalar yaptı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, ABD’nin önde gelen gazetelerinden Wall Street Journal’a (WSJ) konuşmuştu.

Zelenski, Rusya’ya karşı saldırı düzenlemekte kararlı olduklarını belirterek, “Başarılı olacağımıza yürekten inanıyoruz. Ne kadar sürecek bilmiyorum. Açıkçası bu süreç çok farklı şekillerde ilerleyebilir. Fakat biz bunu yapacağız ve hazırız” ifadelerini kullanmıştı.

45 yaşındaki lider, Rusya’nın cephede hava üstünlüğünü elinde tuttuğuna dikkat çekerek, buna karşı savunmalarını güçlendirmezlerse birçok kişinin hayatını kaybedeceğini söylemişti.

Zelenski, savaş sürerken ülkesinin NATO’ya girmesini beklemediğini belirtirken, savaştan sonra Ukrayna’nın ittifaka katılacağına dair kendilerine taahhüt verilmesini talep etmişti.

Belçika, Ukrayna’dan izahat bekliyor

Öte yandan Belçika Başbakanı Alexander De Croo, Ukrayna’ya gönderdikleri silahların Rusya’nın Belgorod bölgesine saldırılarda kullanılıp kullanılmadığının tespit edilmesi için özel servislere talimat verdiğini açıkladı.

Yerel bir yayın kuruluşuna konuşan De Croo, “İstihbarat servisi ve ordumuzdan bu durumu incelemelerini istedik. Henüz teyit edilmedi, durumu inceliyoruz” dedi.

AB’den Ukrayna’ya yolladıkları silahların kullanım alanıyla ilgili kuralların net olduğunun altını çizen De Croo, bu silahların yalnızca savunma amacıyla kullanılabileceğini hatırlatıp “Ukraynalılardan durumu izah etmelerini bekliyoruz” ifadesini kullandı.

De Croo, silahların Ukraynalı sabotajcılar tarafından Belgorod’a saldırı amaçlı kullanıldığının kanıtlanması halinde ne yapılacağını ise söylemedi.

Paylaşın

YSP Eş Sözcüsü Uçar: Saldırılar Karşısında Geri Adım Atmadık

Yeşil Sol Parti (YSP) Eş Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Çiğdem Kılıçgün Uçar, seçim sonuçları itibariyle 29 kadın milletvekiliyle eşit temsiliyeti ve en güçlü kadın temsiliyetini sağladıklarını belirtti.

Yeni dönemde hem parlamentoyu hem de sokakları ‘en güçlü biçimde’ koruyacaklarını vurgulayan Uçar, “AKP seçimlere giderken kadınların bütün kazanımlarını hedef almaktan vazgeçmedi. Kadın mücadelesinin çok uzun bir yolculuğu var.

Geldiğimiz aşamada varlığımızın bile tartışıldığı bir parlamento karşımıza çıkmış durumda. Bizler AKP-MHP iktidarının, erkek devlet şiddetinin bütün saldırıları karşısında geri adım atmadık, mücadelemiz devam edecek” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Yeşil Sol Parti’nin (YSP) kadın meclisleri, seçim sonuçlarını değerlendirmek ve önümüzdeki dönem politik mücadele hattını belirlemek üzere HDP Genel Merkezi’nde toplandı.

Toplantı, 5 Haziran 2015’teki Diyarbakır saldırısında hayatını kaybedenlerin anılmasıyla başladı. Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Çiğdem Kılıçgün Uçar toplantının açılış konuşmasını yaptı.

“Kadın mücadelesini büyütmeye devam edeceğiz”

İki kritik seçimi geride bıraktıklarını belirten Uçar, Kürt ve Türkiye kadın hareketinin yürüttüğü mücadelenin seçim sürecinde kendilerine ‘rehber’ olduğunu kaydetti. Uçar sözlerini şöyle sürdürdü:

“Beyannamemizde, söylemlerimizde, mücadelemizde kadın mücadelesini büyütmeyi hedefledik ve bundan sonraki çalışmalarımızda da böyle devam edecek.

Seçimlere giderken AKP-MHP iktidarına, tek adam rejimine karşı mücadelemizi en çok da kadın politikaları açısından ele aldık.

Kadın düşmanı politikalar ve buna yeni dönemde eklenen kadın düşmanı ittifaklarla birlikte yeni bir hat çizmeye çalıştıklarının farkındayız. Ama biraz önce de ifade ettiğimiz üzere dün olduğu gibi bugün de kadın mücadelesinin kazanımlarını sahiplenmeye devam edeceğiz.”

YSP Eş Sözcüsü Uçar, seçim sonuçları itibariyle 29 kadın milletvekiliyle eşit temsiliyeti ve en güçlü kadın temsiliyetini sağladıklarını belirtti.

Yeni dönemde hem parlamentoyu hem de sokakları ‘en güçlü biçimde’ koruyacaklarını vurgulayan Uçar, “AKP seçimlere giderken kadınların bütün kazanımlarını hedef almaktan vazgeçmedi. Kadın mücadelesinin çok uzun bir yolculuğu var. Geldiğimiz aşamada varlığımızın bile tartışıldığı bir parlamento karşımıza çıkmış durumda. Bizler AKP-MHP iktidarının, erkek devlet şiddetinin bütün saldırıları karşısında geri adım atmadık, mücadelemiz devam edecek” dedi.

Ortaya çıkan parlamento bizlere çok güçlü bir mücadele yürütmemiz gerektiğini gösterdi” diyen Uçar, sözlerini şöyle sonlandırdı:

“Biz bu güçle seçim sonuçlarını ele alırken bir başarısızlık demiyoruz, çünkü kadın mücadelesinin başarısı seçimlerle ölçülebilecek bir başarı değildir. Dün neredeysek bugün de oradayız ve bunun güçlenmesi büyütülmesi gerektiğinin farkındayız.

Ben yeniden bu mücadeleye emek veren bütün kadın arkadaşlarıma, her birimizin emeğimize sağlık olsun diyorum. Birlikte kazanacağız; sokaklar da bizim, mücadele de bizim.”

Paylaşın