YSP’li Beştaş’tan “Yerel Seçimler” Açıklaması: Niye Aday Çıkarmayalım?

Yeşil Sol Parti Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, “Yerel seçimlerde aday çıkaracak mısınız?” sorusuna, “Kendi adayımızı çıkarmak için karar almamıza gerek yok. Aksini yapar da çıkarmazsak karar alırız. Bunu dün birkaç yere söyledik. Biz niye aday çıkarmayalım, biz bir partiyiz. İddiamız büyük; muhalefetin odağı olacağız ve Türkiye’de demokratik bir muhalefeti yükselteceğiz. Adayımızı çıkarmama gibi bir durum yok” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “İstanbul’da biz milyonlarca oy alıyoruz, Ankara’da da yüzbinlerce oy alıyoruz. Partinin işleyişi ve seçimlerin önemi nedeniyle aday çıkarırız. Tabii ki partimizin yetkili kurulları yeni gelişmeler olursa bunu değerlendirir, varsa çıkarmama ihtimali o zaman açıklanır. Ama şu an bizim parti kurullarımızda bu tartışılmamış, söz konusu edilmemiş. Biz şu anda konferansa ve kongremize yoğunlaşmış durumdayız.”

Yeşil Sol Parti Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Beştaş’ın açıklamaları şöyle:

Yeni yasama dönemine başladık, 28’inci Yasama Dönemi dün itibariyle gündemine başladı. Henüz bir kanun teklifi yok, araştırma önergeleri ve komisyon seçimleriyle devam ediyoruz çalışmalara. Seçimi de kısaca değerlendirmek gerekirse çok önemli bir seçim dönemini geride bıraktık. Maalesef, iktidarın her türlü olanağı fütursuzca kullandığı, hiçbir hukuk kuralını tanımadığı, halkın mağduriyetini sonuna kadar kendi lehine sömürdüğü bir seçim kampanyası ile karşı karşıya kaldık.

İktidar kazanmadı aslında. Kazanma dedikleri 1,5-2,5 puanlık fark da yeni ortakları ile birlikte toplumsal meşruiyeti bulunmayan bir sonuçtur. Bütün dünya da Türkiye kamuoyu da biliyor ki asla adil bir seçim yapılmadı ve muhalefete karşı ilkesiz, fütursuz, sınırsız her türlü sahtekarlık ve yalan seçim çalışmalarının odağında oldu.

Bize yönelik değerlendirmeleri de birazdan yapacağım, ama ondan önce şunu söyleyeyim. 28’inci Yasama Döneminde de Yeşil Sol Parti olarak biz muhalefetin odağı olacağız. Aktif, etkin, halk yararına, toplumun beklentilerini karşılayan, gerçek sorunların konuşulup tartışıldığı, hakikatlerin gizlenmediği, yalanla mücadele edeceğimiz bir parlamento dönemi olacak. Tabii ki toplumla ve toplumsal dinamiklerle birlikte sahada mücadelemizi de sürdüreceğiz.

İktidar şunu unutmasın ki, toplumun yarısı bütün bu hukuksuzluklara rağmen kendilerine onay vermemiştir. Ülkeyi ikiye bölmek, kutuplaştırmak, nefret iklimini yaygınlaştırmak toplumun yararına değildir; geleceği daha da belirsiz hale getirmektedir. İddiamız geleceğin öngörülebilir, şeffaf ve güvenli olacağı, yurttaşların huzur içinde yaşayacağı bir Türkiye yaratmaktır. Barış içinde kardeşçe bir yaşamın temellerini atmaktır. Bunun için biz var gücümüzle mücadeleye devam edeceğiz.

Bildiğiniz gibi dün asgari ücret belirlendi, fakat mesele doğru tartışılmıyor. Sanki Erdoğan’ın işçilere emekçilere gönlünden kopan bir paraymış gibi, bir lütuf olarak kamuoyuna yansıtılıyor. Ama gerçekler bambaşka. Biz meseleyi farklı şekilde görüyoruz. Bu önemli ama gündemi neden bu kadar meşgul ediyor? Çünkü çalışan nüfusun neredeyse yarısı asgari ücretli olarak çalışıyor. Asgari ücrete mahkum edilmiş bir toplum olma gerçeğini görmek zorundayız. Bu temel meseledir.

Önce neden toplum asgari ücretle çalışıyor, neden buna mecbur bırakılıyor bunu güçlü bir şekilde tartışmamız gerekiyor. Bu ücret 11 bin 402 lira olarak belirlendi, sefalet ücretidir. Emekçilere reva görülen 11 bin 402 lirayı kabul etmiyoruz Yeşil Sol Parti olarak. Milyonlarca emekçi bu asgari ücretle açlığa ve yoksulluğa mahkum edilmiştir. Bu meseleye rakam meselesi olarak bakmadığımızı ifade etmek istiyorum. Yoksulluk sınırının 33 bin lira olduğu bir ülkede, 11 bin 402 lira ile bir hanede iki kişi bile çalışsa yoksulluk sınırına yaklaşamıyor. Bu realiteyi hepimizin görmesi lazım.

Türkiye’de asgari olarak asgari ücretin 16 bin 250 lira olması gerektiğini Ekonomi Komisyonumuz açıklamıştı, bunu tekrar ediyoruz. Ancak asgari ücret temel ücret olmaktan çıkarılmalıdır. Her türlü sömürüye karşı olan bir parti olarak, insanın doğayı kar uğruna sömürmesine de insanın insanı sömürmesine de,  emeğin sömürülmesine de sonuna kadar karşıyız. Bu para sabun köpüğü gibi uçup gidecek. Gelen zamlar mutfak masrafları, akaryakıt ve her türlü zam karşısında bu ücretin bir ay sonra bir anlamı kalmayacak.

Bu asgari ücret pazarlığı yapanların, bunun çok iyi bir rakam olduğunu söyleyenlerin mutfak alışverişini kendilerinin yapmasını öneriyoruz ya da arabaya 300 km için yakıt alsınlar bakalım ne kadar seyahat edebilecekler. Yani şişirilmiş verilerle, toplum nezdinde güvenilirliği tartışılan TÜİK rakamlarıyla yapılan bu değerlendirmeyi kesinlikle rasyonel bulmuyoruz. Bu para bazılarının koluna taktığı çantaya yetecek düzeyde değildir, onlarca yüzlerce kat daha fazladır.

Seçim döneminde odak yine kutuplaştırmaydı

Biliyorsunuz seçim dönemine ilişkin ayrıca değerlendirme yapacağımı söylemiştim. Bu seçim döneminde odak yine kutuplaştırmaydı, “terörö” retoriğiydi. Muhalefete HDP üzerinden büyük bir saldırı planlamışlardı. Toplumu bölmek ve kutuplaştırmak üzerinden, “Kürt sorunu yoktur, biz Kürt sorununu çözdük, terör sorunu vardır” safsatasıyla bu kampanyayı yürüttüler.

Maalesef basın yayın organlarının ezici çoğunluğunun onların denetimlerinde olması sebebiyle, toplumun en büyük kesimi bu propagandaya maruz kaldı. Karadeniz’den Ege’ye, Ege’den Marmara’ya, İç Anadolu’ya milyonlarca insan sahte videolarla, asılsız konuşmalarla, sanki Türkiye’de bunlar gerçek ve yaşanıyormuş gibi bir algıyla oy vermek durumunda kaldı. Ya da başka yöntemlerle vermiş gibi göründüler.

Kürt sorunu orta yerde duruyor. Kürt sorunu çözülmedi, çözdüğünü iddia edenlere bugün birkaç başlıkla yanıt vereceğim. Bu meseleyi bu şekilde konuşarak sadece milyonlarca Kürt yurttaşı daha çok yaralıyor ve birlikte yaşama duygusunu zedeliyor, geleceği güvensiz hale getirmekten başka bir iş yapmamış oluyorsunuz. Dün bir suikast yapıldı. Nerede? Silahlı insansız hava aracıyla Kuzey Doğu Suriye’ye bağlı Qamişlo Kantonunda bir aracın içinde bulunan Kantonun Eşbaşkanı Yusra Dewrêş, Eşbaşkan Yardımcısı Lima Sivaş ve şoför Firat Tuma katledildi.

Bunu biz sorarsak belki bu akşam yine aynı yayınlar yapılacak. “Teröristler ve biz öldürdük. Biz terör ile mücadele ediyoruz”. Hayır, bu terör ile mücadele değil! Bu, uzayda da olsa Kuzey Kutbunda da olsa, dünyanın neresinde olursa olsa bir Kürdün yaşamasına tahammülsüzlüktür. Kürtlerin kendi kendini yönetmesine tahammülsüzlük ve tanımamadır. “Her yerde bizim hedefimizsiniz” demektir. İşte Kürt sorunu budur.

AKP Kuzey Doğu Suriye’ye operasyon yapmak istiyor. Ama uluslararası mekanizmalardan, özellikle ABD ve Rusya’dan yeşil ışık alamıyor ve bu yüzden operasyon yapamıyor. Bu sefer sivillere yönelik sistematik suikastlara ve katliamlara yöneldi. Bu ne demek Kürtler için? Türkiye içinde zaten hukuk uygulanmıyor.

Hukukun esamesinin olmadığını cenaze törenine katıldığım, morgda annesiyle tanıştığım, üniversite sınavını kazandığı öldüğü gün öğrenilen Medeni Yıldırım’dan biliyorum. 2014’te askerlerin açtığı ateş sonucu Çözüm Sürecinde katledildi. Medeni Yıldırım 19 yaşındaydı. Bu da nüfus bilgileri, nüfus cüzdanı, bu tişörtü annesi yapmış, bana mezarlıkta verdi. “Lütfen bunu göster. Benim 19 yaşındaki oğlumu katlettiler, oğlumun tek talebi savaş bitsindi” dedi.

Çözüm Sürecinde kalekollar yapılmasın diye Lice’de demokratik bir etkinliğe, protestoya gitmişti Medeni Yıldırım. Peki, tetiği çeken asker ve talimatı verenlere ne oldu, beraat ettiler. Tek bir gün tutuklu kalmadılar. Annesi 10 yıldır feryat figan çocuğunun katilleri cezasını alsın istiyor. Bu sadece Medeni Yıldırım meselesi de değil; Musa Anter’den Uğur Kaymaz’a, Uğur Kaymaz’dan Ceylan Önkol’a yüzlerce Kürt gencini, çocuğunu öldüren faillere ceza verilmemesidir Kürt meselesi. Biz bunu söylüyoruz ve buna ilişkin binlerce örnek verebilirim.

Peki, bu Kuzey Doğu Suriye’ye ilişkin meselede hukuki bir dayanak var mı? Bunu merak edenler var. Hani o propaganda “terör retoriği” dışında, düşmanlık dışında bunun dayanağı nedir? Bir ülke (Türkiye) başka bir devletin sınırları içinde yaşayan sivillere suikast yapabilir mi, SİHA ile vurabilir mi? Bunun uluslararası hukukta, BM nezdinde karşılığı nedir? Bu suikastlar nerede işleniyor? Kürdistan Bölgesel Yönetiminde, Irak’ta, Hewler ve Süleymaniye’de bir de Kuzey Doğu Suriye’de, Rojava’da. İsveç’te, Almanya’da oluyor mu? Olmuyor! Neden? Çünkü oralarda hukuk devleti var. Buradan orayı vuramıyor ama Kuzey Doğu Suriye’yi rahatlıkla SİHA’larla  vuruyor.

Bir sivil kadını, demokratik bir meşruiyetle seçilmiş bir yöneticiyi ve yardımcısını SİHA ile vuruyor. Buna hukuk mu diyeceğiz, hayır diyemeyiz. Burada meşrulaştırmaya çalışıyorlar bu cinayetleri. Hukuk ne diyor? Cenevre Sözleşmesinin 4’üncü ek protokolü ne diyor? Sivil siyasetçilere yönelik, sivil nüfusa yönelik saldırıdır. Savaşlarda sivillere dokunulmaz. Silahlı değilse, bir silahlı eyleme girilmemişse o sivildir. Hele hele seçilmiş bir yöneticiyse bu sivildir. Burada insancıl hukuk belgeleri yok sayılıyor.

Cenevre Savaş Hukuku Sözleşmesinin ortak 3’üncü maddesinde sivilleri kasıtlı olarak öldürmek yasaklanmıştır. Hedef belirleyerek bir sivili öldürmek yasaktır. Geçen haftalarda Hüseyin Arasan Süleymaniye’de öldürüldü bir suikast sonucu. Hüseyin Arasan kimdir? Sürgüne gitmiş, Türkiye’de katıldığı bir etkinlikte ceza almış, orada yaşıyor, sivil bir hayat sürüyor. Türkiye gidip Hüseyin Arasan’ı öldürüyor ve “ben terör ile mücadele ediyorum” diyor. Yahu Hüseyin Arasan’ın iadesini isteyebilirsin.

Burada cezasını çekmesini isteyebilirsin, bunun dışında nasıl katledebilirsin? Onun dışında Süleymaniye ve Hewler’de çok sayıda sivil katledildi. BM 2/4 maddesi gereğince, tüm üyeler uluslararası ilişkilerinde gerek herhangi bir devletin toprak bütünlüğüne ya da siyasi bağımsızlığına karşı, gerekse de BM’nin amaçlarıyla bağdaşmayacak şekilde kuvvet kullanımına başvurmaktan kaçınıyorlar. AKP buna ne diyecek? Meşru savunma diyecek, BM’nin 51’inci maddesi diyecek.

Zaman zaman Genel Kurul’da tartışma konusu oldu. 51’inci madde var mı burada? Hewrin Xelef’in kendisi de belediye başkanı bir siyasetçiydi, öldürüldü. Türkiye’ye ne yapmış ki öldürüyor? Orada halkın seçtiği bir belediye başkanı, diğeri kanton başkanı. Demokratik meşru bir yönetimi tanımadıkları için “biz öldürebiliriz” diyor.  Böyle bir şey yok hukukta. Uluslararası hukuk bunu yasaklıyor ve dünya buna sessiz. Öldürülen Kürt, öldüren “terör ile mücadele ediyorum” diyen bir devlet var karşımızda. Bu ilk katliam değil.

Daha önce Suriye Gelecek Partisi Genel Sekreteri Hevrin Xelef aracı durdurularak katledilmişti. BM, bu konuda daha sonra bir bildiri yayınladı. Türkiye’nin gözetiminde olan Ahrar-u Şarkıya mensuplarının yaptığına dair somut veriler olduğunu, bu infazın savaş suçu kapsamında olduğunu BM ifade etti. Aynı raporda bu savaş suçundan Türkiye’nin de sorumlu tutulabileceği not edildi BM kararında. Bütün bu tespit ve belgelere rağmen Hewrin Xelef’in faili Ebu Fatih Şakra 6 Haziran’da Mardin Artuklu Üniversitesinden mezun oldu. Türkiye’ye ait bir devlet üniversitesinden mezun oldu.

Burada sadece Türkiye sorumlu değildir, BM ve uluslararası toplum ve mekanizmalar da bundan sorumludur. Burada katledilen Kürtlerdir, Kürt kadınlardır. Kadınların hedef seçilmesi de ayrıca tartışılmalıdır. Çünkü bu Kürt kadın mücadelesine de ayrı bir yönelimin olduğunu gösteriyor. İki hafta önce Mardin Artuklu’ya ilişkin bu mezuniyet kamuoyunda yer aldı ve hak ettiği tartışmayı yaratamadı. Kimse demedi ki bir kadın siyasetçiyi katleden kişi nasıl Türkiye’de üniversite okuyabilir. Böyle bir hukuk sistemi olabilir mi? Hayır. Sorgulayan yok.

Başka bir şey daha sorayım IŞİD Türkiye’nin terör listesinde ya, tamam kabul ediyoruz. IŞİD’e karşı bugüne kadar Suriye’de hangi operasyonu yaptınız? Buradan resmi olarak yetkililere soruyorum. Bağdadi’yi ABD vurdu sizin sınırın ötesinde görüş mesafesinde. Size haber vermeden vurdu çünkü size güvenmiyordu. IŞİD ile işbirliğiniz konusunda ciddi şüpheleri vardı, ellerinde veriler vardı.

Hunharca kadınları köle pazarlarında satan, katliam yapan IŞİD’e, uluslararası barbarlığın simgesi olan bir örgüte tek bir operasyon yapmayacaksınız ama gidip demokratik siyaset yapan, sivil siyaset yapan, halkların oylarını alan kişiyi kendi ülkeniz dışında katledeceksiniz. İşte bu tam da  Kürt düşmanlığıdır bu. Nerede olursa olsun Kürtlerin statüsüne, diline, kültürüne, varlığına düşmanlık yapmaktır. IŞİD’liler de o kadar şey değil. Türkiye’de ticaret yapıyorlar, sonuçta şirketler kuruyorlar, birçok yerde merkezleri var. Böyle bir ayrıcalıkları var. Neden İsveç’te yapamıyor bu suikastları, oradan iade istiyor? Diyelim ki suç işlemiş, Türkiye’de cezası var, soruşturması var aranıyor.

Bunun hukuki belgeleri var, isterseniz iade alırsınız, tutuklanır ceza alır. Bir devlet meşruiyetini hukuktan, halkın desteğinden alır. Ben şu an sokakta bir polis olsam, bir vatandaş diyelim ki bana kafa tuttu, mukavemet etti çekip vurabilir miyim? Hayır, hukuk bunu yasaklıyor. Diyor ki onu yakalayabiliyorsan suçunun cezasını çektirebilirsin. Kendini ölümden korumak dışında vuramazsın. Elinde silah bile varsa, cinayete teşebbüs yoksa ayağına sıkabilirsin. Uluslararası alanda başka bir devlete gidip siyasetçiyi vurmak kesinlikle savaş suçudur. Bu, mahkum edilmelidir.

“Kürt sorununun yüzde 95’ini çözdük” diyen kendisine Kürt siyasetçiler var ya, neyi çözdünüz? Kürt çocuklarının panzer altında ezilmesini mi çözdünüz, Medeni Yıldırım’ın katillerinin elini kolunu sallaya sallaya dolaşmasını mı çözdünüz? Kürtçe tiyatroların kaymakamlarca yasaklanmasını mı, Kürtçe tabelaların yasaklanmasını mı çözdünüz? Kürt dilinin yasaklılığını mı çözdünüz? Hala Kürtçe konuşamıyor insanlar.

“Ben Kürdüm, anadilimi istiyorum, özgür yaşamak istiyorum”

Kürt meselesi bir çocuğun doğduktan sonra hayatı anlamaya başladığı andan itibaren başlıyor. Ben kendi hayatımdan söylüyorum. Okula gittiğimde benim dilimi niye öğretmen bilmiyor diye sorgulamaya başladım.  Kürt çocukları eğitimde başarısız oluyor, zeki olmadıkları için değil anadilinde eğitim olmadığı için. Ha diyorlar ya birkaç bakan var Kürt. Ne alakası var ya? Yani etnik olarak Kürt bir anne ve babadan doğmuş olabilirsin, ama ben Kürt değilim Türk’üm de diyebilirsin. Bu senin tercihindir.

Ama Kürt meselesini reddedersen ve Kürtlerin hak ve özgürlüklerini talep etmezsen sadece hizmet edersin, o zaman önemli değil Kürt bakan olabilirsin. Ama ben Kürdüm, dilimle konuşmak istiyorum, özgürlük, adalet istiyorum, haksızlıkların sona ermesini istiyorum dediğiniz zaman siz makbul değil teröristsiniz. Şu anda Türkiye’de milyonlarca Kürt terörist yaftası yemiş durumda. Bunu Yeşil Sol Parti olarak asla kabul etmeyeceğiz. Bunun karşısında duracağız, her yerde mücadelesini yürüteceğiz ve seçimlerde sadece Kürtlerin birer oy olarak değerlendirilmesini de artık Kürt halkı kabul etmeyecek.

Bu konuda söyleyecek çok şey var, çok örnek var. Ben bilerek dünkü suikast ve katliamdan başladım. Türkiye’de de bu konuda sayısız örnek verebilirim. Son bir örnek vereyim. Garibe Gezer cezaevinde tutukluyken cenazesi çıktı. Ölümünün cinayet olduğu yönünde çok güçlü iddialar var. Personelden ya da diğerlerinden tek bir kişi tutuklanmadı. Garibe Gezer’in öldürülmesine dair soruşturma yapmayan, ceza vermeyen zihniyet tarafından, Yargıtay tarafından dün müebbet hapis cezası onandı. Ölü birinin ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası onandı.

İşte Kürt meselesi bu! Ölüsüne bile ceza veren bir zihniyetle, bir siyasetle karşı karşıyayız. Bu sadece dile, kültüre, sanata, statü talebine değil doğasına da düşmanlık yapıyor. Keşke buradaki basın mensupları Dersim’e, Hasankeyf’e, Mardin’e gitse, Muş’un Şenyaylası’na, Ağrı’ya, Erzurum’a gitse. Oralarda nasıl bir doğa kırımı olduğunu göreceksiniz. En son Diyarbakır’ın Lice-Kulp-Hazro ilçe sınırları içinde Taşköprü olarak da bilinen Geliya Goderne isimli tarihi bölgede ağaç kesimleri hızla yapılıyor. Ekolojik kıyımla vadide insansızlaştırma var. İnanılmaz derecede bir tepki var oradaki yurttaşlardan. Kim yapıyor?

Korucular kesiyor, kesilen ağaçlar kamyonlarla taşınıyor ve bu kamyonlara da zırhlı araçlar eşlik ediyor. Ağaç taşınmasına, kesilmesine neden zırhlı araç eşlik ediyor? Belli ki onlar da bunun bir suç olduğunu biliyorlar. Sistematik bir devlet suçuyla karşı karşıyayız. Sorduğumuzda güvenlik için ağaç kesiyoruz diyorlar. Ne güvenliği? Hani bitirmiştiniz, hani ayakkabı numaralarını biliyordunuz, hani tek tek tanıyordunuz! 2023 yılında neyin güvenliği için ağaç kesiyorsunuz? Hangisi doğru? İkisi de yalan, çünkü hayatları yalan! Muş Şenyayla’da da aynı kırım yapılıyor. Bunun bir insanlık suçu olduğunu ama bunun da Kürtlerin coğrafyasının da düşmanlık kapsamında olduğunu söyleyeyim.

Soru: Yerel seçimlerde aday çıkaracak mısınız? Bu yönde karar alacağınız konuşuluyor.

Kendi adayımızı çıkarmak için karar almamıza gerek yok. Aksini yapar da çıkarmazsak karar alırız. Bunu dün birkaç yere söyledik. Biz niye aday çıkarmayalım, biz bir partiyiz. İddiamız büyük; muhalefetin odağı olacağız ve Türkiye’de demokratik bir muhalefeti yükselteceğiz. Adayımızı çıkarmama gibi bir durum yok. İstanbul’da biz milyonlarca oy alıyoruz, Ankara’da da yüzbinlerce oy alıyoruz. Partinin işleyişi ve seçimlerin önemi nedeniyle aday çıkarırız. Tabii ki partimizin yetkili kurulları yeni gelişmeler olursa bunu değerlendirir, varsa çıkarmama ihtimali o zaman açıklanır. Ama şu an bizim parti kurullarımızda bu tartışılmamış, söz konusu edilmemiş. Biz şu anda konferansa ve kongremize yoğunlaşmış durumdayız.

Paylaşın

Mustafa Sarıgül: TDP, Cuma Günü CHP İle Birleşecek

Türkiye Değişim Partisi (TDP) Genel Başkanı Mustafa Sarıgül, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanında durmaya devam edeceğini belirterek, “Türkiye Değişim Partimiz kurumsal kimliğiyle birlikte son toplantısını yaparak 23 Haziran Cuma günü Cumhuriyet Halk Partimizle birleşecek. O kararı cuma günü saat 14.00’te CHP Genel Merkezinde Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’na sunacağız” dedi.

Mustafa Sarıgül, “Gün ayrışma zamanı değil, gün derlenip toparlanma zamanı. Gün el ele, kol kola, omuz omuza olma zamanı. Ve hemen akabinde de CHP Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu ziyaret ederek kendisine bu kararımızı ileteceğiz. Daha sonra da CHP’de bu süreç başlayacak” ifadelerini kullandı. Sarıgül, CHP’nin kurultayında aday oyup olmayacağıyla ilgili de “Ben Sayın Kılıçdaroğlu’nun yanında dik durmaya, omurgalı siyaset yapmaya devam edeceğim” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) listesinden seçilen Türkiye Değişim Partisi (TDP) Erzincan Milletvekili Mustafa Sarıgül, Meclis’te gazetecilerle bir araya geldi.

Gazete Duvar’dan Serkan Alan’ın aktardığına göre; 36 yıl sonra parlamentoda bulunmanın hem heyecanını hem de “buruk bir sevincini” yaşadığını ifade eden Sarıgül, “Erzincan’da yakaladığımız başarıyı Türkiye genelinde yakalayıp Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte görev yapmayı çok arzu ederdim” dedi.

Genel başkanlığını yürüttüğü Türkiye Değişim Partisi’nin 23 Haziran cuma günü CHP’ye katılacağını belirten Sarıgül, “Türkiye Değişim Partisi tarihi kararını alacak, kurumsal kimliğiyle birlikte son toplantısını yaparak CHP’yle birleşecek. Bu kararımızı saat 14.00’de sayın genel başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’na CHP Genel Merkezi’nde sunacağız. Gün ayrışma günü değil birleşme günü” diye konuştu.

Erzincan dışında Hakkari’de Şırnak’ta da görev verilseydi kabul edeceğini ifade eden Sarıgül, “Kemal Kılıçdaroğlu’nun teklifini şartsız kabul ederim. Ben vefalı bir insanım. Kılıçdaroğlu’na vefa borcum var. 2014’de lütfettiler beni İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı yaptılar. O zaman ne İYİ Parti vardı ne başka parti. HDP adayı Sırrı Süreyya’ydı, ölüyü diriyi bıraktı gözü bize dikti, her kelimesinde bizi eleştirdi. Buna rağmen çok önemli başarı elde ettik” ifadelerini kullandı.

Sinirlendiğinde “Yumruğunu cebine koyduğunu” ifade eden Sarıgül, “O yumruk bana kurultay kaybettirdi. Deniz Baykal’la girdiğimiz kurultay yarışını az farkla kaybettik” diye konuştu.

Erzincanlıların hakkını Meclis’te savunmaya devam edeceğini her partiliyi kucaklayacağını ifade eden Sarıgül, “Bana her gün yüzlerce kitap geliyor. Açık söyleyeyim özetini okuyorum. Bir ekibim var ve bana özetliyor, ben bilmediğini söyleyebilen bir kardeşinizim” dedi.

Basın özgürlüğünün önemine vurgu yapan Sarıgül, “Demokrasinin önündeki en büyük engel basının kutuplaşmasıdır. Türkiye’de basının kutuplaşması beni mutlu etmez. Bana en kızan basın mensubu bana mikrofon tutabilir” diye konuştu.

Adaylığım açıklandığında 30 gün olduğunu ve hızlıca ekibiyle kampanyaya başladıklarını ifade eden Sarıgül, “24 saatte aktivitemizi aldık. 25 hün boyunca Can Erzincan’da siyaset konuşmadık. Duygusal bir siyaset yaptık. Çok duygulandığım anlar oldu. Çok ağladığım anlar oldu. Bir an kaybedersek ne olur diye düşündüm” dedi.

“Kılıçdaroğlu tek başına mücadele etmiştir”

CHP bir yol ayrımında olduğunu belirterek ‘değişim’ talebine dair düşüncesi sorulan Sarıgül şu yanıtı verdi:

“Yarışma eşit şartlarda olursa yıpranma olur. Bu yarışma eşit şartlarda olmamıştır. Bir tarafta devletin imkanları kullanılmış bir tarafta Kemal Kılıçdaroğlu tek başına mücadele etmiştir. Sayın Kılıçdaroğlu seçimi kaybetmemiştir, biz kazandıramamışızdır. Seçim kaybı fakirliktir, fakirin sahibi olmaz derler. Ben Kılıçdaroğlu’nun yanındayım. Ben gücümü koltuğumdan almam. İnançlara saygı diyen barış diyen herkesin şu ortamda Kılıçdaroğlu’na destek vermesi önemlidir. Şu anda CHP’yi derleyip toplayacak, yerel seçime hazırlayacak olan Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Tabii ki farklı görüşler olabilir. CHP’nin içindeki tartışma iktidarın ekmeğine yağ çalmaktan başka hiçbir şeye yaramaz.”

Tekrar belediye başkanı adayı olup olmayacağı sorulan Sarıgül, “Can Erzincan’ın oyları benim için kıymetli. Ben onların oyuyla geleli bir ay oldu. Bu sorunuz için teşekkür ediyorum” yanıtını verdi.

Paylaşın

İsveç’ten Türkiye’ye “NATO Üyeliği” Çağrısı: Onaylama Vakti Geldi

TBMM’nin İsveç’in NATO’ya (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) katılım başvurusu için onay sürecini başlatması gerektiğini söyleyen İsveç Dışişleri Bakanı Tobias Billstrom, Stockholm’ün Ankara ile ittifaka katılmak için yaptığı anlaşmadaki yükümlülüklerini yerine getirdiğini belirtti.

Billstrom, parlamentodaki bir toplantının oturum arasında Reuters haber ajansına, “Bizden bekleneni yaptığımızı düşünüyoruz. Artık Türk parlamentosunun onay sürecini başlatmasının zamanı geldi” dedi.

Billstrom, 11-12 Temmuz’da Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta yapılacak NATO Liderler Zirvesi öncesinde ülkesinin ittifaka katılımı için umutlu olduğunu kaydetti; Stockholm’ün “B Planı” olmadığını söyledi.

Rusya’nın geçen yıl Ukrayna’yı işgaliyle birlikte İsveç ve Finlandiya, yıllardır süren askeri bağlantısızlık politikalarını geride bırakıp NATO üyeliğine başvurdular.

Finlandiya Nisan’da NATO’ya katıldı. Ancak Türkiye, İsveç’in üyeliğini güvenlik endişelerini gerekçe göstererek engellemeyi sürdürüyor. Ankara bu ay, İsveç’in NATO’ya katılımına izin vermek için Stockholm’deki Türkiye karşıtı protestoların bastırılması gerektiğini söyledi.

Ankara’ya göre İsveç, Türkiye’nin terör örgütü olarak kabul ettiği militan grupların üyelerini barındırıyor. İsveç ise, ülkede terör gruplarını finanse etmeyi ve desteklemeyi zorlaştıran yeni bir yasayı 1 Haziran’da yürürlüğe soktu.

Stockholm, yeni yasanın Türkiye ile 28 Haziran 2022’de NATO Madrid zirvesinde imzalanan üçlü mutabakat anlaşmasındaki taahhütleri yerine getirdiğini söylüyor. Ankara ise bu adımı yeterli bulmuş değil.

Geçen aylarda Stockholm’deki bazı protestocular, bir elektrik direğine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kuklasını asmışlar; başka gösterilerde de Türkiye, ABD ve Avrupa Birliği’nin terör örgütü olarak tanımladığı PKK’ya destek veren bayraklar yer almıştı.

Gösteri özgürlüğünün “anayasada yer aldığını” belirten Billstrom, “Ancak yasal olan şeylerin her zaman uygun olmadığını da söylüyoruz” dedi. Ankara’nın yanısıra Macaristan’ın da İsveç’in NATO üyeliğini onaylaması gerekiyor.

Paylaşın

Bakan Şimşek’ten “HDP” Açıklaması: İlgili Birimlerimiz Konuyu Çalışıyorlar

AYM’nin HDP’ye hazine yardımına bloke konulması talebini reddetmesiyle ilgili olarak konuşan Bakan Şimşek, “İlgili birimlerimiz konuyu çalışıyorlar” dedi. AYM kararı sonrası Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın nasıl bir adım atacağı merak konusu olmuştu.

Haber Merkezi / Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) yeni dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki (TBMM) ilk grup toplantısına katıldı.

Toplantı öncesi gazetecilerin sorularını yanıtlayan Şimşek, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM), Yargıtay Başsavcılığı’nın Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) hazine yardımına bloke konulması talebini reddetmesiyle ilgili olarak şunları söyledi: İlgili birimlerimiz konuyu çalışıyorlar.

Anayasa Mahkemesi’nin kararının ardından Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın nasıl bir adım atacağı merak konusu olmuştu.

Öte yandan AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, AYM’nin HDP’nin Hazine yardımının bloke edilmesi talebini reddetmesine dair yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullanmıştı:

“Dünyadaki AYM kararlarında hukuk devletinin korunması için en güçlü tedbirler teröre karşı alınır. Terör, paylaştığımız bütün insani değerlerin düşmanıdır.

Burada AYM bu kararları alıyor ama, AYM, meşru mekanizmalar içinde elde ettiği hakları istismar ederek, teröre dönük olarak bir dayanak oluşturmaya çalışan, terör propagandasına dönük bu olarak kaynakları harcayan tutumlar karşısında herhangi bir değerlendirme yapmıyor.

Siyaset üzerinde 2 tür vesayet çıktı. Biri askeri vesayetti bugün de siyasetin belli bölümü terör örgütü vesayet altında tutmakta. AYM bu kararı ile teröre karşı alınacak tedbirler açısından zaaf oluşturacak karar almıştır.”

Ayrıca MHP lideri Devlet Bahçeli de, HDP’nin Hazine yardımına bloke konulması kararını reddeden Anayasa Mahkemesi’ni hedef almış, “Bunları şiddetle kınıyorum. AYM Kandil kuyruğundan ayrılmalıdır” ifadelerini kullanmıştı.

“Anlaşılıyor ki Anayasa Mahkemesi Başkanı ve üyeleri, söylediklerimizi hiç kale almıyor. HDP’nin istekleri doğrultusunda hareket etmeyi Türkiye’ye tercih ediyor” diyen Bahçeli, “Bu konumdan kurtulması için yeni bir anayasa hazırlanması lazım ve Anayasa Mahkemesi’ne şekil belirlemeli” demişti.

Ne olmuştu?

Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 14 Mayıs’taki seçimlere katılmaması nedeniyle HDP’ye ödenen Hazine yardımına tedbiren bloke konulması talebine ilişkin karar verilmesine yer olmadığına hükmetmişti. Anayasa Mahkemesi, kararı oy birliğiyle almıştı.

Paylaşın

NATO Üyeliği: İsveç’te PKK’ya Finansman Sağlama Davası

NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üyeliği sürecinde Türkiye’nin “teröristlere kucak açmakla” suçladığı İsveç’ten dikkat çeken adım. İsveç’te PKK’ya finansman sağlama girişiminde bulunmakla suçlanan bir kişi mahkemeye çıktı.

İsveç’in başkenti Stockholm’deki bir restoranın önünde silah sıkıp tehditler savurduğu için geçen Ocak ayında tutuklanan şüphelinin kırklı yaşlarında olduğu belirtildi.

Söz konusu kişinin İsveç’teki PKK faaliyetlerinde kilit rol oynadığını iddia eden savcılık, şüphelinin amacının, Türkiye’nin yanı sıra İsveç, Avrupa Birliği ve ABD tarafından da terör örgütü olarak kabul edilen PKK için haraç almak olduğunu iddia ediyor.

Alman ve Fransız istihbaratından kanıtlara da yer verilen iddianamede, şüphelinin PKK’nın finansmanına doğrudan müdahil olan kişilerle irtibat kurduğu ve bizzat örgüt adına hareket ettiği iddiaları da aktarıldı.

Sanık avukatı İlhan Aydın ise mahkemede müvekkilinin PKK ile bağlantılı kişilerle irtibat kurmuş olabileceğini ancak kendisinin bu örgütle bağlantısı bulunmadığını savundu.

Aydın, duruşma öncesi AFP haber ajansına yaptığı açıklamada, müvekkilinin para gasbetme ve PKK’ya finansman sağlama girişimi suçlamalarını reddettiğini, silah kullanımıyla ilgili suçlamayıysa kabul edeceğini ifade etmişti.

Türkiye, “teröristlere kucak açmakla” suçladığı İsveç’ten onlarca kişinin iadesi için başvurmuştu. Ankara, terör örgütlerine yönelik tavrı nedeniyle İsveç’in NATO üyeliğine de karşı çıkıyor.

Ankara ayrıca İsveç’ten Türk hükümetine yönelik protestolara ve PKK gösterilerine de izin vermemesini istiyor.

İsveç son dönemde Ankara’nın beklentilerini karşılayabilecek bir dizi terörle mücadele kanunu geçirdi. Terör tanımını daha kapsamlı hâle getiren bu yasalar, terör örgütlerinin finansmanına yönelik faaliyetlerden ötürü dava açılmasını da kolaylaştırıyor.

Daha önce IŞİD bağlantılı davalarda işletilen bu yasa, PKK destekçisi olmakla suçlanan bir kişiye karşı ilk kez kullanıldı.

İsveç geçen hafta da Türkiye’de yaklaşık 10 yıl önce uyuşturucu satıcılığından hüküm giymiş olan bir PKK destekçisini iade etmeyi kabul etmişti.

İsveç’in NATO üyelik süreci

Finlandiya ve İsveç, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından onlarca yıldır sürdürdükleri askeri tarafsızlık ilkesinden vazgeçerek NATO’ya katılmak için Mayıs 2022’de ortak başvuruda bulunmuştu.

Finlandiya ve İsveç’in üye olabilmesi için NATO bünyesindeki 30 ülkenin onayı gerekiyor. İsveç’in üyeliğine Türkiye ve Macaristan dışındaki NATO üyeleri meclis onayı verdi.

Türkiye, İsveç’in üyeliğine onay vermek için Stockholm’den terör örgütleriyle mücadele konusunda daha somut adımlar beklediğini belirtiyor. Macaristan hükümeti ise İsveçli yetkililerin Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın politikalarına yönelik eleştirilerinden rahatsız.

Türkiye ve Macaristan uzun süre Finlandiya’nın NATO üyeliğine de karşı çıkmış, ancak Ankara ve Budapeşte’nin bu itirazlarını geri çekmelerinin ardından Finlandiya geçen Nisan ayında NATO’ya katılmıştı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Gelecek, Saadet Ve DEVA’dan “Çatı Parti” Arayışı: Sona Yaklaşıldı

14 Mayıs’ta yapılan milletvekili genel seçimlerine Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) listelerinden giren Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi 15, Gelecek Partisi ve Saadet Partisi 10, Demokrat Parti ise 3 milletvekilliği kazandı.

Seçimlerin ardından, 3 parti arasında “Meclis’te grup kurma” konusunda görüşme trafiği başlarken, Demokrat Parti bu oluşumların içinde yer almama kararı aldı. Üç siyasi partinin yeni bir çatı parti altında grup kurma konusunda uzlaştığı belirtildi.

Gazete Duvar’dan Ceren Bayar’ın haberine göre; DEVA Partisi, Gelecek Partisi ve Saadet Partisi arasında bir süredir devam eden, Meclis’te grup kurulmasına ilişkin görüşmelerde yeni kurulacak bir parti çatısı altında birleşilmesi formülü öne çıkmaya başladı. Üç partiden birinin çatısı altında birleşilerek grup kurulması formülüyse her parti, ‘çatı’nın kendisi olmasını arzu ettiği için beklemeye alındı.

Çatı partisi formülünün hayata geçmesi halinde bürokratik, teknik ve siyasi süreçlerin nasıl işletileceğine ilişkin büyük ölçüde anlaşma sağlandı. Üç partinin yetkili kurullarının onayından geçmesi durumunda ortak grup kurulması, yapısı ve işleyişi şöyle olacak:

Üç partinin eşit oranda kurucu üye vermesiyle parti kuruluşu için başvuru yapılacak.
Üç partinin genel başkanlarından herhangi biri yeni kurulacak partinin genel başkanı olmayacak.
Yeni partinin genel başkanı, üç genel başkanın iradesine, saygınlığına gölge düşürmeyecek sembolik bir isim olacak.
Partinin Meclis grubunda her partiden 7’şer milletvekili yer alacak. Böylelikle grup kurulması için gerekli 20 milletvekili sayısına ulaşılacak.

Meclis grup başkanı ve grup başkanvekillikleri eşit olarak paylaşılacak.
Grup toplantılarında üç partinin genel başkanları dönüşümlü olarak konuşacak. Meclis İçtüzüğü’ne göre siyasi partilerin grup toplantılarında grup başkanları ya da parti genel başkanları konuşabiliyor. Bu konuşmalar TBMM TV’den de canlı yayınlanıyor. Ancak ilk kez hayata geçecek “çatı parti” formülünde Gelecek, DEVA ve Saadet Partisi Genel Başkanları konuk olarak grup konuşması yapabilecek. Bu konuşmalar TBMM TV’de yayınlanmayacak.
Her parti, yeni kurulacak partiden bağımsız bir şekilde, Meclis’te ve Meclis dışında kendi politik çalışmalarını sürdürecek.

Üç partinin kurmayları, yeni bir parti çatısı altında birleşmenin partilerin yetkili kurullarında tartışılmadan hayata geçemeyeceğini ifade ederken prensipte anlaşılırsa teknik süreçlerin çok hızlı bir şekilde ilerleyeceğini vurguladı. Meclis’te grup kurmanın avantajlarının farkında olduklarını ifade eden kurmaylar, bu avantajlardan faydalanmak için en kısa zamanda bir sonuç almak istediklerini söyledi. Gelecek ve Saadet partilerinin kurmayları kısa süre içinde uzlaşmanın sağlanmasını beklediklerini belirtirken DEVA Partisi ise parti kurullarında görüşmelerin devam ettiğini ifade etti.

“Demokrasi Birliği”, “Demokrasi İttifakı”

Kurulacak partinin ismi tam olarak netleşmese de isimde “demokrasi” ifadesinin olması gerektiği konusunda bir uzlaşı sağlandı. Parti kurmayları “Demokrasi Birliği”, “Demokrasi İttifakı” gibi seçeneklerin masada olduğunu söyledi.

Kurulacak yeni partinin siyasi geleceği konusunda ise partiler arasında görüş ayrılıkları var. Saadet Partisi, kendi kimliğinden, adından ve iddiasından vazgeçmeden, kurulacak yeni grubun yaratacağı sinerji ve grup olmanın avantajları ile siyasette fark yaratılabileceği görüşünde.

Yeni grupta birleşmenin Meclis’te daha etkin bir muhalefet yürütmek için Meclis bürokrasisinin gerektirdiği “temsili” bir birliktelik olacağını belirten DEVA Partisi kurmayları DEVA partisinin siyasi iddiasını sürdüreceğini ifade etti.

Yeni parti konusunda Saadet ve DEVA’ya göre farklı görüşe sahip olan Gelecek Partisi yetkilileriyse kurulacak yeni partinin DEVA ve Gelecek Partisi arasında “politik ve gerçek” bir birleşmenin temeli olabileceğini söyledi. İki partinin hitap ettiği tabanların ve politik çizgilerinin birbirinden uzak olmadığını ifade eden Gelecek Partisi’nden bir yetkili, böylesi bir birleşmenin taban tarafından da olumlu karşılanacağını vurguladı.

Aynı yetkili, 14 Mayıs seçiminde seçmenin de “DEVA ve Gelecek Partisi’ni birlikte görmek istiyoruz” mesajını verdiğini belirtirken “Belki de bu birleşme seçimden önce gerçekleşseydi ve DEVA ve Gelecek tek parti olarak seçime girseydi bugün daha farklı bir sonuç ortaya çıkardı” değerlendirmesini yaptı. DEVA ve Gelecek partilerinin birleşmesi için çok fazla formül geliştirilebileceğini belirten bir parti kurmayı, Meclis’te kurulacak grubun bu birleşmeye vesile olabileceğini söyledi.

İki partinin birleşme tartışmalarında genel başkanlar arasında yapılan görüşmelere taşınmayan ve resmiyet kazanmayan bir seçenek de dikkat çekti. İki partinin kurmayları arasında dillendirilen bu formüle göre Gelecek ve DEVA partileri kendini feshederek yeni bir isimle birleşecek.

Kurulacak yeni partinin “Yüksek İstişare Kurulu” benzeri bir yapısı olacak ve bu kurulda iki partinin politikalarında ortaklaşabilecek, siyasette iz bırakmış ancak şu anda aktif siyasetin içinde olmayan “akil insanlar” yer alacak. Yüksek İstişare Kurulu’nun başında Ahmet Davutoğlu olacak ve kurulla birlikte Türkiye’yi gezecek, yerelde düzenlenecek programlarda partiyi, partinin iddiasını anlatacak. Ali Babacan da partinin başında olacak ve sıcak siyaseti yürütecek.

İki partinin birleşmesi için bu ve benzeri öneriler konuşulsa da DEVA Partisi yetkilileri, gündemlerinde birleşmenin olmadığını, parti kurullarında Gelecek Partisi ile birleşme gibi bir konunun hiç tartışılmadığını söyledi.

Meclis’e CHP listelerinden giren Demokrat Parti yetkilileri ise üç partinin Meclis grubu kurma görüşmeleri kapsamında kendileriyle de birtakım görüşmeler yapıldığını ancak şu anda kurulması muhtemel bu gruba katılmak gibi bir düşünceleri olmadığını ifade etti.

Grup kurmak neden avantajlı?

Meclis’te grubu olan siyasi partiler Meclis Başkanlık Divanı’nda temsil edilip, Genel Kurul kürsüsünde grup adına söz hakkı kullanabiliyor ve ihtisas komisyonlarına üye verebiliyor. Bir siyasi parti grubunun en az bir grup başkanı, iki de grup başkanvekili olabiliyor.

Grup başkanvekillerinin genel kurul oturumlarında ayrıca söz hakkı bulunuyor ve grup başkanvekilleri Genel Kurul gündeminin belirlendiği danışma kuruluna katılabiliyor. Tüm bu avantajların yanı sıra grubu bulunan siyasi partiler, salı günleri grup toplantısı düzenleme hakkı da kazanıyor. Grubu bulunan siyasi partiler için makam odaları, personel çalışma alanları ve toplantı salonlarının bulunduğu bir de grup yönetim bölümü ayrılıyor.

Paylaşın

İYİ Parti’de Kurultay: Meral Akşener’in Karşısına Çıkacak Aday Belli Oldu

24 Haziran Cumartesi günü yapacak İYİ Parti, 3. Olağan Kurultayı’nda Günay Kodaz’ı İYİ Parti lideri Meral Akşener’in karşısında aday olacağı iddia edildi. Parti içi muhalefet, Akşener’e karşı aday çıkarıp çıkarmayacağını ise yarın açıklayacak.

Günay Kodaz, “Partinin kurumsallığa ulaşamadığını, gittikçe yapının bozulduğunu fark ettim. Partinin ideallerine örtüşmeyen bir kararlar süreciyle karşı karşıyayız. Biat edeceksek AKP’de MHP’de siyaset yapabilirdik” dedi ve ekledi:

“Yola çıktığımızda her şeyi bize soran bir Akşener, 8 yıl sonra geldiğimiz noktada hiçbir şekilde bizimle muhatap olmayan bir Akşener’e dönüştü. Akşener bize kapılarını kapattı. Bana görev verilirse layığıyla yaparım. O kürsüye çıktığımda kazanmak için çıkarım.”

İYİ Parti, 3. Olağan Kurultayı’nı 24 Haziran Cumartesi günü yapacak. Yeniden aday olacak Meral Akşener’in kongrede ittifakın geleceğine ilişkin de netleşen fikirleri aktaracağı belirtiliyor. Akşener’in seçim sonrası yalnızca Kurucular Kurulu’yla toplantı yapmadığı öğrenildi. Parti içi muhalefet olan Ortak Akıl Platformu’nun, Kurucular Kurulu üyesi Günay Kodaz’ı Akşener’in karşısına çıkaracağı iddia ediliyor.

Partinin A takımından oluşan muhalif isimlerin Akşener’in karşısına aday ve yeni bir kadro çıkarma hazırlıklarının devam ettiği ifade ediliyor. Parti içi muhalefet, Akşener’e karşı aday çıkarıp çıkarmayacağını ise yarın açıklayacak.

Muhalif grubun Kodaz’ı aday gösterme iddiası üzerine il başkanları Akşener’e destek açıklaması yaptı. Ancak, İYİ Parti Aydın milletvekili Ömer Karakaş’ın il başkanlarına “imza verilmemesi” şeklinde mesaj attığı öğrenildi. Kodaz’ın partinin bazı WhatsApp gruplarından çıkarılması da dikkat çekti.

“Genel başkan değişti”

Cumhuriyet’in haberine göre Kodaz, “Partinin kurumsallığa ulaşamadığını, gittikçe yapının bozulduğunu fark ettim. Partinin ideallerine örtüşmeyen bir kararlar süreciyle karşı karşıyayız. Biat edeceksek AKP’de MHP’de siyaset yapabilirdik.

Yola çıktığımızda her şeyi bize soran bir Akşener, 8 yıl sonra geldiğimiz noktada hiçbir şekilde bizimle muhatap olmayan bir Akşener’e dönüştü. Akşener bize kapılarını kapattı. Bana görev verilirse layığıyla yaparım. O kürsüye çıktığımda kazanmak için çıkarım” dedi.

Günay Kodaz kimdir?

İYİ Parti kurucu üyelerinden biri olan Avukat Günay Kodaz; İğde İlkokulunda ve İğde Ortaokulunda okudu. Lise eğitimini Çorum Sağlık Meslek Lisesinde tamamladı. Lisans eğitimini Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde tamamladı.

Milli Eğitim Bakanlığında Uzman Tarih Öğretmeni olarak görev yaptı. Dil eğitimi için İngiltere’ye gitti ve The English Language Centre Eastbourne’de İngilizce eğitimi aldı. Anadolu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünü bitirdi.

Paylaşın

Ticaret Bakanlığı Duyurdu: Otomobil Satışına Yeni Düzenleme

Otomotiv sektörüne yönelik yeni düzenlemeleri açıklayan Ticaret Bakanlığı, otomotiv sektöründe sıfır araçların 6 bin kilometre veya 6 ayı doldurmadan satışını önleyen ‘6 ay, 6 bin kilometre’ kısıtlamasının, 1 Ocak 2024 tarihine kadar 6 ay süreyle uzatıldığını duyurdu.

Haber Merkezi / Açıklamada, internet ortamında verilen ikinci el araç ilanlarındaki fahiş fiyatların ortadan kaldırılmasına yönelik tedbirler alınacağı belirtilirken, bakanlık tarafında bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da motorlu kara taşıtı satışlarında yetkili bayi, oto galeri ve bireysel satıcılar düzleminde fahiş fiyat oluşumuna yol açan uygulamalar ile 6 ay 6 bin kilometre kısıtlamasına ilişkin yoğun denetimlere devam edileceği vurgulandı.

Bakanlık stokçuluk faaliyetlerine karşı gerçekleştirilen denetimler sonucunda Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu tarafından bugüne kadar toplam 75 milyon 171 bin 360 TL idari para cezası uygulandığını da açıkladı.

Ticaret Bakanlığı, otomotiv sektöründe “6 ay 6 bin kilometre” kısıtlamasına ilişkin düzenlemenin uygulama süresinin 1 Ocak 2024’e kadar uzatıldığını duyurdu. Ticaret Bakanlığı’nın açıklaması şöyle:

“Ülkemizin en güçlü olduğu sektörlerden biri olan otomotiv sektöründe üretim, istihdam, ihracat ve satışlar noktasındaki olumlu gelişmelerden memnuniyet duyuyoruz. Bununla beraber, otomotiv sektörümüzde son birkaç aydır arz talep dengesine aykırı şekilde cereyan eden fahiş fiyat oluşumlarının ve haksız ticari uygulamaların önüne geçmek ve rekabetçi, adil ve istikrarlı bir piyasa yapısını yeniden tesis ederek, motorlu kara taşıtı alım satımında düzenli işleyişi sağlamak amacıyla, Ticaret Bakanlığımız ile otomotiv sektörünün yetkili kuruluşları olan otomotiv üretici ve distribütörleri, yetkili bayiler ve oto galeri temsilcileri ile Ticaret Bakanlığımızda 19 Haziran 2023 tarihinde kapsamlı görüşmeler yapılmıştır.

“Otomotiv alım satımlarında bir süredir bazı firmalarca yürütülen stokçuluk ve fahiş fiyat uygulamalarıyla mücadele kapsamında, bugüne kadar yürüttüğümüz yoğun denetim tedbirlerine ilave olarak, Ticaret Bakanlığımızca otomotiv sektörü temsilcilerinin görüşleri de dikkate alınarak, haksız kazançlara ve tüketici mağduriyetlerine sebep olan uygulamaların ortadan kaldırılmasına yönelik ilave tedbirlerin alınması zorunlu hale gelmiştir.

Bu çerçevede;

1- Otomotiv sektöründe yaşanan aşırı ve fahiş fiyat artışı, stokçuluk ve bazı haksız ticari uygulamalarla mücadelede fayda sağladığı değerlendirilen “6 ay 6 bin kilometre” kısıtlamasına ilişkin düzenlemenin uygulama süresi 1 Ocak 2024 tarihine kadar 6 ay süreyle uzatılmıştır.

2- Ticari faaliyet olduğu değerlendirilen tüm bireysel satışlar “6 ay-6 bin kilometre” kısıtlama düzenlemesi kapsamında, Bakanlığımızca düzenli olarak denetlenecek, mevzuata aykırılık halinde bu satıcılar hakkında idari para cezası uygulanacaktır. Ayrıca, anılan satışlara ilişkin kayıtlar ile denetim sonuçları kayıt dışı kazancın vergilendirilmesini sağlamak üzere Hazine ve Maliye Bakanlığı ile düzenli olarak paylaşılacaktır.

3- İnternet ortamında verilen ikinci el motorlu kara taşıtı ilanlarındaki fahiş fiyatların ortadan kaldırılmasına yönelik tedbirler alınacaktır.

4- Ticaret Bakanlığımızca bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da motorlu kara taşıtı satışlarında yetkili bayi, oto galeri ve bireysel satıcılar düzleminde fahiş fiyat oluşumuna yol açan uygulamalar ile 6 ay 6 bin kilometre kısıtlamasına ilişkin yoğun denetimlerimize devam edilecektir.

Bu kapsamda bugüne kadar, pazarlama ve satış kısıtlamasına aykırı işlem tesis eden işletmelere toplam 35 Milyon 110 Bin 527 TL idari para cezası uygulanmıştır.

Ayrıca, stokçuluk uygulamaları kapsamında, 2021 ve 2022 yıllarında 15 yetkili bayiye toplam 8 Milyon 292 Bin 360 TL, geçtiğimiz Mayıs ayında tüketicilerin sıfır kilometre taşıtlara erişimini zorlaştırıcı uygulamalarda bulunduğu tespit edilen 4 yetkili bayiye toplam 17 Milyon 834 Bin 400 TL idari para cezası uygulanmış; Haziran ayı içinde ise müşterilerden taşıtın liste fiyatının üzerinde fiyat talep ettiği veya müşterileri aksesuar almaya zorladığı tespit edilen 10 yetkili bayiye toplam 49 Milyon 44 Bin 600 TL idari para cezası uygulanmasına karar verilmiştir.

İlave olarak, idari para cezası uygulanan 4 yetkili bayinin ikinci el motorlu kara taşıtı ticareti yetki belgeleri iptal edilmiştir. Böylelikle, stokçuluk faaliyetlerine karşı gerçekleştirilen denetimler sonucunda Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu tarafından bugüne kadar toplam 75 Milyon 171 Bin 360 TL idari para cezası uygulanması kararı alınmıştır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”

Paylaşın

Millet İttifak’ı Ortağı Gelecek Partisi’nden Kılıçdaroğlu’na Destek

Yerel seçimlere ilişkin değerlendirmede bulunan Gelecek Partili Selçuk Özdağ, “Ben Kemal Kılıçdaroğlu ile seçimlere girilmesi gerektiğini ve herkesin bulunduğu konumlarını güçlendirmeleri gerektiğini düşünüyorum” dedi ve ekledi:

Bu isimler bir marka. Yerel yönetimler çok önemli. Yani burada 3 yıl olmuş olsaydı, derdik burada bir yarış olabilir. Ama bu partilerde ciddi şekilde problemler getirir. O nedenle Sayın Kılıçdaroğlu’nu yakınen tanıdım. Gördüğüm şu: Beyefendi, sabırlı.. Herkese şunu tavsiye edebilirim.”

Özdağ, açıklamasının devamında, “Siyasette yenilenin üzerine çok kişi gider, yenseydi şu an asrın kahramanı olacaktı. Ama olmadı. Olmayınca da böyle oluyor zaten. Ama gördüğüm şu ki: Bunu konuşanlar önce kendilerine bakmaları lazım” ifadelerini kullandı.

Millet İttifak’ı ortağı Gelecek Partisi’nden ise Kemal Kılıçdaroğlu’na destek geldi. Gelecek Partisi Muğla Milletvekili Selçuk Özdağ, Sözcü TV’de gazeteci Saygı Öztürk ve Deniz Zeyrek’in sorularını yanıtladı.

Seçim sonuçlarını değerlendiren Özdağ, seçimi kaybettiklerini ancak aynı zamanda da kazandıklarını vurguladı. Yerel seçimler için partilerin hazırlanmaya başlamalarını vurgulayan Özdağ, CHP’nin seçimlere Kemal Kılıçdaroğlu ile girmesini istediğini söyledi.

Özdağ şu ifadeleri kullandı:

“Ben Kemal Kılıçdaroğlu ile seçimlere girilmesi gerektiğini ve herkesin bulunduğu konumlarını güçlendirmeleri gerektiğini düşünüyorum. Bu isimler bir marka. Yerel yönetimler çok önemli. Yani burada 3 yıl olmuş olsaydı, derdik burada bir yarış olabilir. Ama bu partilerde ciddi şekilde problemler getirir.

O nedenle Sayın Kılıçdaroğlu’nu yakınen tanıdım. Gördüğüm şu: Beyefendi, sabırlı.. Herkese şunu tavsiye edebilirim. Siyasette yenilenin üzerine çok kişi gider, yenseydi şu an asrın kahramanı olacaktı. Ama olmadı. Olmayınca da böyle oluyor zaten. Ama gördüğüm şu ki: Bunu konuşanlar önce kendilerine bakmaları lazım.”

Paylaşın

Erdoğan, Büyükşehirleri İstiyor: Mutlaka Kazanılmalı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, başta İstanbul ve Ankara olmak üzere CHP’li 11 büyükşehir belediyesinin 31 Mart 2024’te yapılacak yerel seçimlerde “mutlaka kazanılması”, özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için “teşkilatların ve partililerin yaptığı çalışmalarının daha fazla görünür olması gerektiği” konusunda partilileri uyardığı belirtildi.

Öte yandan Cumhur İttifakı’nda, Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleri sonrasında Millet İttifakı’ndaki “dağınık” görüntü ile birlikte yerel seçimler öncesinde “99 yerel seçimleri beklentisinin oluştuğu” da kaydediliyor. Özellikle Ankara ve İstanbul büyükşehir belediye başkanlıkları için 99 yılındaki yerel seçimler örnek gösteriliyor.

AK Parti MKYK önceki gün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplandı. Toplantıda, 14 Mayıs ve 28 Mayıs’ta gerçekleştirilen seçim sonuçları ele alındı ve yerel seçimler için çalıma başlatıldı.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun haberine göre başta İstanbul ve Ankara olmak üzere CHP’li 11 büyükşehir belediyesinin 31 Mart 2024’te yapılacak yerel seçimlerde “mutlaka kazanılması” gerektiğini ifade eden Erdoğan’ın MKYK toplantısında, Cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında Ankara ve İstanbul büyükşehir belediye başkanları Mansur Yavaş ile Ekrem İmamoğlu’nun, “muhalefetin cumhurbaşkanı yardımcısı” sıfatıyla il il mitinglere katıldığını anımsattığı ifade ediliyor.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun ikinci tur seçimleri kaybetmesiyle birlikte “İstanbul ve Ankara büyükşehir belediye başkanlarının da kaybettiğinin” belirtildiğine işaret edilen MKYK toplantısında Erdoğan’ın, “Ankara ve İstanbul’u rahat alırız. Çalınmadık kapı bırakmayın. İktidarın yaptığı icraatları sıklıkla anlatın” dediği kaydedildi.

Erdoğan’ın özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için “teşkilatların ve partililerin yaptığı çalışmalarının daha fazla görünür olması gerektiği” konusunda partililerini uyardığı belirtilirken, “İstanbul’daki çalışmalar görünür değil. Çalışmaları yoğunlaştırın ve görünür kılın. Gerekirse her kapıyı çalıp, icraatları anlatın” dediği ileri sürüldü.

99 seçimleri beklentisi

Öte yandan Cumhur İttifakı’nda, Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleri sonrasında Millet İttifakı’ndaki “dağınık” görüntü ile birlikte yerel seçimler öncesinde “99 yerel seçimleri beklentisinin oluştuğu” da kaydediliyor. Özellikle Ankara ve İstanbul büyükşehir belediye başkanlıkları için 99 yılındaki yerel seçimler örnek gösteriliyor.

99 yılındaki yerel seçimlerde CHP’nin Murat Karayalçın’ı, DSP’nin ise Doğan Taşdelen’i aday gösterdiği ve “tabanları benzer nitelik taşıyan bu iki partinin aday göstermesiyle birlikte” seçimin galibinin yüzde 33.79 oyla Fazilet Partisi’nden Melih Gökçek’in olduğu ifade edilerek, “Millet İttifakı kapsamında DEVA ve Gelecek Partisi, CHP listelerinden parlamentoya girdi.

Şimdi DEVA, Gelecek ve Saadet Partisi’nin TBMM’de yeni bir grup kuracağı konuşuluyor. HDP’nin ise yerel seçimlerde bu kez büyükşehirlerde kendi adaylarını göstereceği tartışılıyor.

Paylaşın