“Türkiye, Rusya Ve Katar Yeni Bir Tahıl Anlaşması Hazırlıyor” İddiası

Ukrayna’nın Karadeniz’den 33 milyon tonluk gıda ihraç etmesini sağlayan anlaşmadan çekilecek olan Rusya’nın Türkiye’yle birlikte Katar’ı da yanına alarak yeni bir anlaşma hazırlamaya çalıştığını öne sürüldü.

Rusya’nın tahıl tedariğini sağlayacağı, Katar’ın sponsorluk yapacağı, Türkiye’ninse anlaşmayı organize etmeye çalıştığı iddia edildi.

Independent Türkçe’nin aktardığına göre; Alman Bild gazetesi Rusya, Türkiye ve Katar’ın bir ayı aşkın süredir işlemeyen Karadeniz Tahıl Koridoru Anlaşması’nın ardından yeni bir anlaşma hazırlamak için harekete geçtiğini iddia etti.

Ele geçirilen resmi yazışmalara dayandırıldığı bildirilen haberde, 21 Temmuz ila 8 Ağustos’ta Türkiye ve Rusya’nın diplomatik temsilcilikleri arasında gerçekleşen diyaloglarda Moskova’nın Karadeniz Tahıl Girişimi’nden çekilme planlarını defalarca Ankara’ya ilettiği belirtildi.

Bild, Ukrayna’nın Karadeniz’den 33 milyon tonluk gıda ihraç etmesini sağlayan anlaşmadan çekilecek Rusya’nın Türkiye’yle birlikte Katar’ı da yanına alarak yeni bir anlaşma hazırlamaya çalıştığını öne sürdü.

Rusya’nın tahıl tedariğini sağlayacağı, Katar’ın sponsorluk yapacağı, Türkiye’ninse anlaşmayı organize etmeye çalıştığı bildirildi. Tahılın birincil hedefinin Afrika ülkeleri olacağı da haberde yer aldı.

Anlaşmanın bu haftasonu Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de yapılabileceği ifade edilirken, halihazırda Rusya’ya bağlı Tataristan’ın lideri Rüstem Minnihanov’un orada olduğu ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da pazar günü günübirlik ziyarette bulunacağı hatırlatıldı.

Bild, BM ile koordinasyonu sürdürmek isteyen Türkiye’nin dışişleri bakanı Hakan Fidan’ın, Ukrayna’nın da yer aldığı önceki tahıl anlaşmasının devamı için Rusya’dan talepte bulunduğunu da savundu.

Kremlin’in tahıl anlaşmasına Kiev yönetiminin ihracatını kesecek bir alternatif aradığı iddiası, 21 Temmuz’da Financial Times tarafından ortaya atılmıştı. Londra merkezli gazete, Türkiye ve Katar’ın henüz bu fikri onaylamadığını bildirmişti.

Ukrayna-Rusya Savaşı’nın küresel gıda fiyatları üzerindeki etkisini azaltmak için BM, Rusya, Türkiye ve Ukrayna, 22 Temmuz 2022’de İstanbul’da düzenlenen törende Karadeniz Tahıl Koridoru Anlaşması’nı imzalamıştı.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, süresi dolan anlaşmaya ilişkin 17 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Tahıl koridoru anlaşması fiilen son buldu, durduruldu. Rusya, ilgili şartlar uygulanır uygulanmaz derhal tahıl anlaşmasına geri dönecek. Anlaşmanın Rusya’yla ilgili kısmı yerine getirilmedi” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

GP Lideri Davutoğlu: Bizim Son Tercihimiz CHP’ydi

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Bizim son tercihimiz CHP’ydi.’ Çünkü siyasi gerçeklik ve halkın psikolojisini ben biliyorum. Bunu da defalarca söyledim. Kamuoyunda açık söyledim, masada söyledim. ‘Böyle kutuplaşmış bir iklimde CHP’ye oy vermekte zorlanan kitleler için alternatif bir ittifak oluşturalım’ dedim. ‘İttifak içi ittifak. DEVA, SAADET, Gelecek üçümüz girelim’ dedim” ifadelerini kullandı ve ekledi:

“Hatta Sayın Akşener’e Altılı Masa toplanmadan önce söyledim. ‘Biz önce 5 parti bir deklarasyon yayınlayalım. Sonra da CHP ile yayınlayalım. Adım adım gidelim. İnsanlar bizim CHP’nin peşine takıldığımız görüntüsüne sahip olmasınlar. Merkez sağ gibi bir blok olarak çıkalım CHP’den dışlanmayalım. Sonra oturalım dedim.”

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, gazeteci Fatih Altaylı’nın Youtube programına konuk oldu. Davutoğlu’na ‘en büyük pişmanlığının milletvekilliği seçimlerine CHP listelerinden girmek olduğu’ sözlerini soran Altaylı, “Gerçekten pişman oldunuz mu? Çünkü bunda pişman olacak bir şey yok. Meclis’e milletvekili soktunuz” dedi.

“Asla pişmanım ifadesi kullanmadım” diyen Davutoğlu, “Ben ne söylediğimi bilirim. Kullandığım ifade şu. Bize seçimden sonra o kadar haksız eleştiriler geldi ki. Sanki biz bir şeyi dolandırdık, 10 milletvekilini haksız aldık vs. Halbuki biz siyasi mücadele yürüttük. Beraber kazandık, beraber kaybettik. Burada ben ne herhangi bir partiyi ne de Sayın Kılıçdaroğlu’nu suçladım.

Özellikle CHP’ye yakın medyadan, belirli kesimlerden bize yönelik çok haksız şeyler geldi. Ruşen Bey de bu soruyu bana sorunca dedim ki, ‘Ya biz bu işin peşinde deli gibi koşmadık. Bizim son tercihimiz CHP’ydi.’ Çünkü siyasi gerçeklik ve halkın psikolojisini ben biliyorum. Bunu da defalarca söyledim. Kamuoyunda açık söyledim, masada söyledim. ‘Böyle kutuplaşmış bir iklimde CHP’ye oy vermekte zorlanan kitleler için alternatif bir ittifak oluşturalım’ dedim.

‘İttifak içi ittifak. DEVA, SAADET, Gelecek üçümüz girelim’ dedim. Hatta Sayın Akşener’e Altılı Masa toplanmadan önce söyledim. ‘Biz önce 5 parti bir deklarasyon yayınlayalım. Sonra da CHP ile yayınlayalım. Adım adım gidelim. İnsanlar bizim CHP’nin peşine takıldığımız görüntüsüne sahip olmasınlar. Merkez sağ gibi bir blok olarak çıkalım CHP’den dışlanmayalım. Sonra oturalım dedim” ifadelerini kullandı.

“Ya siz hayal mi görüyorsunuz?”

14 ve 28 Mayıs seçimlerinde CHP ile ittifak yapan ve Millet İttifakının bileşenlerinden DEVA Partisi Lideri Babacan, katıldığı bir televizyon programında açıklamalarda bulundu.

Seçime CHP listelerinden giren partilere yönelik eleştirilere yanıt veren Babacan, “Özellikle seçim kaybedildikten sonra CHP’yi destekleyen medya, köşe yazarları, yorumcular biz ve diğer partiler için şiddetli bir şekilde ‘CHP bunları niye taşıdı, CHP bunlarla niye beraber oldu, niye bu kadar milletvekili verdi’ dediler.

Bu sesi çok çıkanlara soruyorum: CHP kendi başına bugün herhangi bir seçime girip Türkiye genelinde, Türkiye’nin tümü için kazanması mümkün mü? Ya siz hayal mi görüyorsunuz? Bu ülke öyle bir ülke mi? Bu ülkede ekseriyetin durduğu bir yer var. AK Parti’ye oy veren seçmen şu anda ‘Allah bizi korumuş’ diyor.

‘Demek ki o zihniyet duruyor. Erdoğan’a karşı çıkıp parti kurmuş Ali Babacan’a bunu söyleyenler, CHP’nin içinde olduğu ittifak kazanırsa bize neler neler yaparlar diye düşünüyor AK Partili seçmen. İnanın bu dar ideolojik bakış olduğu sürece iflah olmaz” dedi.

Paylaşın

Ali Babacan’dan CHP’ye Salvolar

Genel seçimleri değerlendiren DEVA Partisi lideri Babacan, “Özellikle seçim kaybedildikten sonra CHP’yi destekleyen medya, köşe yazarları, yorumcular biz ve diğer partiler için şiddetli bir şekilde ‘CHP bunları niye taşıdı, CHP bunlarla niye beraber oldu, niye bu kadar milletvekili verdi’ dediler. Bu sesi çok çıkanlara soruyorum: CHP kendi başına bugün herhangi bir seçime girip Türkiye genelinde, Türkiye’nin tümü için kazanması mümkün mü? Ya siz hayal mi görüyorsunuz? Bu ülke öyle bir ülke mi? Bu ülkede ekseriyetin durduğu bir yer var.” dedi ve ekledi:

“AK Parti’ye oy veren seçmen şu anda ‘Allah bizi korumuş’ diyor. ‘Demek ki o zihniyet duruyor. Erdoğan’a karşı çıkıp parti kurmuş Ali Babacan’a bunu söyleyenler, CHP’nin içinde olduğu ittifak kazanırsa bize neler neler yaparlar diye düşünüyor AK Partili seçmen. İnanın bu dar ideolojik bakış olduğu sürece iflah olmaz.”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Habertürk TV’de Hülya Hökenek ve Faruk Aksoy’un sorularını yanıtladı. Babacan, hükümetin ekonomi yönetiminin yanı sıra seçim sonuçlarını ve seçime yönelik muhalefetin yaptığı iş birliği hakkında devam eden tartışmaları değerlendirdi.

Ekonomi yönetiminde yapılan değişikliklerin ekonomiyi düzeltmeye yetmeyeceğinin altını çizen Babacan, “Türkiye’nin ekonomisi sadece ekonomi yönetimiyle düzelmez. Çünkü hukuk, adalet eğer düzgün değilse bir ülkede gelir ekonomiyi vurur. Eğer eğitim sistemi düzgün çalışmıyorsa gelip ekonomiyi vurur. Mesela enflasyonun patladığı dönemde Merkez Bankası Başkanı olan insanı tuttular, BDDK’nın başına da atadılar. Merkez Bankası burada ne kadar çaba gösterirse göstersin, eğer BDDK onunla aynı çizgide destekleyici adımlar atmazsa bu iş olmaz, enflasyon falan düşmez bu ülkede. Bunların hepsi bir bütün. Eğer TÜİK, şeffaf bir şekilde enflasyonu ölçmezse, ne yaparsanız yapın zaten söylenenler bir yalan dünyası” diye konuştu:

“Şu anda Türkiye’nin bir ekonomi programı yok.  ‘Orta vadeli program üzerinde çalışıyoruz’ dediler. Demek ki neymiş? Yeni yeni bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Program açıklanınca bakacağız, gerçekçi mi, tutarlı mı?

Benim ekonomi yönetiminin başında olduğum dönemde hazinenin borcu nasıl gidiyor? 2018’de alanı ekonomi olan Erdoğan’ın tek imza ile ülkeyi yönetmeye başladığı dönemden itibaren nasıl gidiyor? Ülkenin borcunu makul seviyede tutmak mı yerlilik millilik, yoksa Cumhurbaşkanı’nın ülkeyi içeriye dışarıya borçlandırarak, gidip kapı kapı Suudi Arabistan’dan, Katar’dan, Birleşik Arap Emirlikleri’nden kredi dilenerek ülke ekonomisini yönetmeye çalışması mı yerlilik millilik?

Bizim bu iddialarımız devam ediyor, değişmeyecek ve inşallah biz bir gün bu ülkeyi yöneteceğiz. İktidara talibiz biz. Onun için çalışıyoruz. Biz bir düşünce kuruluşu değiliz. Biz bir vakıf değiliz, dernek değiliz. Biz STK da değiliz, biz bir siyasi partiyiz. Ve bu ülkeyi yönetme iddiasıyla ortaya çıkmış bir siyasi partiyiz.

Demokrasi talebi daha çok orta sınıflardan gelir biliyorsunuz, şimdi orta direği çökertiyorlar. Bugün asgari ücretle geçinen herkes aşırı yoksulluk içerisinde yaşıyor. Bugün asgari emekli maaşı alan 7500 lira alan emeklilerimizin hepsi aşırı yoksulluk içerisinde yaşıyor. Onlara ne yapıyorlar? Özellikle maaş almayan yoksul kesime koliler, paketler, destekler, yani diyorlar ki ‘Sen AK Parti’ye üyeysen bu yardımı alırsın.’ Zenginler iktidardan bir şekilde nemalanıyor. Yoksullar da mecbur kalıyor iktidara. Dolayısıyla demokrasi talebi ülkede azalıyor. İşte biz, o demokrasi talebini hep canlı tutacağız. İnadına inadına canlı tutacağız ve orta direği yeniden ayağa kaldırmak için, orta sınıfı yeniden ayağa kaldırmak için de her türlü çabayı sonuna kadar göstereceğiz.”

‘Sonradan ortaya çıkan protokole üzüldüm’

Millet İttifakı’nın ortak Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu ile Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ arasında protokol yapıldığının ortaya çıkması hakkında konuşan Babacan, “14 Mayıs ile 28 Mayıs arasındaki o duruş ve söylem değişikliğini biz kaygıyla takip ettik. Bir tarafta da iki seçim arasında ‘Acaba birinci turda böyle oldu ama ikinci turda değiştirebilir miyiz dengeyi’ diye bir gayret. Biraz kaygıyla izledik. Ümit Özdağ ile sonradan ortaya çıkan protokolün var oluşuna ben tabii üzüldüm. Çünkü şeffaflık, açıklık önemli. Hele hele bu ortak hareket eden, ortaklık akdi üzerinde yürüyen partiler ve şahıslar için bu çok daha önemlidir” dedi.

Babacan sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Özellikle seçim kaybedildikten sonra CHP’yi destekleyen medya, köşe yazarları, yorumcular biz ve diğer partiler için şiddetli bir şekilde ‘CHP bunları niye taşıdı, CHP bunlarla niye beraber oldu, niye bu kadar milletvekili verdi’ dediler. Bu sesi çok çıkanlara soruyorum: CHP kendi başına bugün herhangi bir seçime girip Türkiye genelinde, Türkiye’nin tümü için kazanması mümkün mü? Ya siz hayal mi görüyorsunuz? Bu ülke öyle bir ülke mi? Bu ülkede ekseriyetin durduğu bir yer var.

AK Parti’ye oy veren seçmen şu anda ‘Allah bizi korumuş’ diyor. ‘Demek ki o zihniyet duruyor. Erdoğan’a karşı çıkıp parti kurmuş Ali Babacan’a bunu söyleyenler, CHP’nin içinde olduğu ittifak kazanırsa bize neler neler yaparlar diye düşünüyor AK Partili seçmen. İnanın bu dar ideolojik bakış olduğu sürece iflah olmaz.

Tek başımıza kalsak da demokrasi için mücadele edeceğiz. Çünkü Türkiye’de gerçek anlamda demokrasi hakim olmadan, insanların fert fert kendini güçlü hissettiği bir Türkiye’ye ulaşmadan bu ülkenin ekonomisi düzelmez; hukuk, adaleti de düzelmez, eğitim de düzelmez. ‘Önce insan’ demek zorundayız ve bu da ancak ve ancak demokrasiyle mümkün.“

Paylaşın

Erdoğan İle Putin Ne Zaman Ve Nerede Görüşecek?

Son olarak 13 Ekim 2022 tarihinde Kazakistan’ın başkenti Astana’da CICA Zirvesi kapsamında bir buçuk saatlik bir görüşme yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yakında bir görüşme için bir araya gelmesi bekleniyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Putin’in Ağustos ayı içinde Türkiye’yi ziyaret edeceğini açıklamıştı. DW Türkçe’den Kıvanç El‘in  edindiği bilgiye göre görüşmenin adresi değişebilir. Erdoğan’ın, Eylül ayındaki G-20 Liderler Zirvesi öncesinde Rusya’ya bir ziyaret gerçekleştirebileceği belirtilirken görüşme için temaslar da başladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 9-10 Eylül tarihlerinde Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’de düzenlenen G-20 Liderler Zirvesi’ne katılacak. Bu zirve öncesinde Erdoğan’ın Rusya’ya giderek Eylül ayı başında Putin ile bir araya gelmesi yönünde çalışmalar yürütülüyor.

Erdoğan ile Putin arasında planlanan görüşmenin ana gündemini Tahıl Koridoru Anlaşması ve Ukrayna savaşı başlıkları oluşturacak. Rusya’nın Tahıl Koridoru Anlaşması’ndan çekilmesi sonrasında Türkiye, anlaşmanın uzatılması için çabalarını sürdürüyor.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından Ukrayna tahılının Karadeniz üzerinden dünya piyasalarına ulaştırılması ve küresel düzeyde gıda fiyatlarında yaşanan dalgalanmanın önüne geçilmesi için Birleşmiş Milletler (BM) ve Türkiye’nin girişimiyle 2022 yılı Temmuz ayında İstanbul’da tahıl koridoruna dair anlaşma imzalanmış ve geçen süre içinde Ukrayna’dan yaklaşık 30 milyon ton tahılın sevkiyatı yapılmıştı. Rusya’nın çekilme kararı aldığı Tahıl Koridoru Anlaşması’nın geleceği merak konusu.

Hükümet kaynakları liderler düzeyinde görüşme ile Tahıl Koridoru Anlaşması konusunda somut adım atılabileceğini vurguladı. Bu görüşmenin bu ay içerisinde Ankara’da olacağı Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından bu ayın başında açıklanmıştı. Ancak bu konuda henüz somut bir ilerleme kaydedilemediği öğrenildi.

Ankara’da, Erdoğan’ın Putin ile görüşmesinde tahıl koridoruna dair somut bir adım atılabileceği beklentisi hâkim. Eğer somut bir adım atılırsa Erdoğan, G-20 Zirvesi’ne uluslararası krize dönüşen bir sorunu çözerek gitmiş olacak.

Kaynaklara göre tahıl koridoru konusunda somut adım atılamama ihtimalinin görülmesi durumunda Erdoğan’ın Putin ile görüşmesinin G-20 Liderler Zirvesi sonrasına kalması da olasılıklar arasında.

G-20 Zirvesi’ne Putin’in katılıp katılmayacağına dair netlik ise yok. Kremlin sözcüsü Dmitri Peskov, Mart ayında yaptığı açıklamada Putin’in zirveye katılması konusunda henüz bir karar verilmediğini belirtmişti. Peskov’un bu sözlerinin ardından ardından Rusya’dan katılım konusunda yeni bir açıklama gelmedi.

Geçen yıl Endonezya’da gerçekleşen G-20 Liderler Zirvesi’ne Putin katılmamıştı. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ise geçen yıl davetliler arasındaydı. Bu yıl ise Hindistan, Zelenskiy’yi zirveye davet etmedi.

Erdoğan ve Putin arasında planlanan görüşme öncesinde alt düzeyde yapılan temaslarda tahıl koridoru ve Ukrayna ile barış süreci dışındaki konular da gündemde. Suriye’de terörle mücadele ve Türkiye-Suriye ilişkileri de önemli başlıklardan. Kaynaklar son dönemde Suriye-Ürdün sınırında etnik bazı çatışmaların arttığını belirtirken bu durumun bölgede yeni bir gerginliği tetikleyebileceğine dikkati çekiyor. Bu konuda Türkiye’nin hem ABD hem de Rusya ile yapacağı görüşmelere vurgu yapılıyor.

İki ülke arasındaki diplomatik temaslarda ele alınan bir diğer başlık ise ekonomik gelişmeler. BOTAŞ’ın Rusya’ya ertelenen borçları, enerji anlaşmalarının yenilenmesi ve revize edilmesi ve bu kapsamdaki yeni yatırımlar görüşmenin başlıklarından.

Görüşmelerin gündemindeki en önemli konulardan biri de Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğine verdiği ön onay. NATO’nun 11-12 Temmuz’daki Vilnius zirvesinin ardından Türkiye İsveç’in üyeliğine yeşil ışık yakmış ve Meclis’te onaya sunulacağı duyurulmuştu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) Ekim ayında açılmasının ardından İsveç’in NATO üyeliğine onayın Meclis gündemine gelmesi bekleniyor. Hükümet kaynakları, Rusya’nın ilkesel olarak Türkiye’nin NATO ile ilişkilerine “saygı duyduğunu” ve “anladığını” değerlendiriyor. Bir kaynak, “Rusya’nın Türkiye’nin NATO adımları ile ilgili bir rahatsızlığı bulunmuyor” görüşünü de dile getiriyor.

Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerinde “mesafeyi artıracağına” dair yorumlar da son dönem arttı. Bu yorumlarda Türkiye’nin Batı ile ilişkilerin geliştirilmesi adına Rusya’ya karşı mesafesini artıracağı savunuluyor. Ancak hükümet kaynaklarının verdiği bilgiye göre; iki konu birbirinin alternatifi değil. Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerinde       “araya mesafe koyma” yönünde bir iradesi yok. Hatta yeni anlaşmalar ile ilişkilerin daha da “derinleştirilmesi” gündemde. Kaynaklar, eş zamanlı adımlarla Batı ile ilişkilerin de kuvvetlendirileceğine dikkati çekiyor.

“Rusya’yı ikaz ettik”

Türkiye ile Rusya arasında temaslar sürerken Karadeniz’de Rus askerlerinin “Şükrü Okan” adlı gemiye düzenlediği baskın dikkat çekti. Bu baskın Rusya Savunma Bakanlığı tarafından basına duyuruldu. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bu baskına ilişkin hükümetin sessiz kaldığını söyleyerek, “Baskının görüntüleri, Rusya Savunma Bakanlığı tarafından basına dağıtılmış ve halkımız ancak bu şekilde gelişmeden haberdar olmuştur” paylaşımı yaptı. Kılıçdaroğlu, “Saray Devleti konuya dair herhangi bir açıklama yapmamıştır. Neden?” sorusunu da yöneltti.

Türkiye’den baskına ilişkin tek açıklama ise Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nden yapıldı. “Rus askeri Türk gemisi Şükrü Okan’a baskın yaptı, Türk hükümeti tepki göstermedi” şeklindeki iddiaların “manipülasyon” içerdiği kaydedilen açıklamada, gemiye müdahalede bulunulan yerin Türk karasuları değil uluslararası sular olduğu belirtildi. Açıklamada “Geminin sahibi Türk olsa bile gemi Türk bayraklı bir gemi değildir.

Uluslararası hukukta geminin ismi veya personelinin milliyetinden ziyade önemli olan ‘bayrak devleti’dir. Tüm bunlara rağmen gemiye yapılan müdahale sonrasında Rusya Federasyonu’ndaki muhataplar, Karadeniz’de gerginliği tırmandıracak bu tarz girişimlerden kaçınılması için uygun şekilde ikaz edilmiştir” ifadelerine yer verildi.

Rusya ile “Şükrü Okan” olayı yaşanırken dikkat çeken bir gelişme daha gerçekleşti. Ukrayna limanlarından ayrılan Hong Kong bandıralı Joseph Schulte adlı ticari gemi Cuma günü İstanbul Boğazı’ndan geçti.

Bu gemide tahıl olduğu iddiaları kamuoyunda konuşulurken Milli Savunma Bakanlığı’ndan yapılan bilgilendirmede, “Mevcut gemi konteyner yüklü gemi olup tahıl yüklü gemi değildir” denildi. Bakanlık kaynakları, tahıl koridorunun işlemesi için çabaların sürdüğünü belirtirken diğer ülkelerin de alternatif güzergahlar üzerinden yaptıkları çalışmaların da yakın takip edildiği bilgisini de paylaştı.

Hükümet kaynakları, bu geminin geçişinin önemli bir adım olduğunu ifade ederken, hem tahıl koridorunun aktifleşmesi hem de ticari gemilerin zarar görmemesi için Rusya’nın da Türkiye’nin hassas çalıştığı değerlendirmesini yaptı.

Erdoğan ile Putin son olarak geçen yıl bir araya gelmişti

Rusya Devlet Başkanı Putin son olarak Türk Akımı doğalgaz boru hattı temel atma töreni nedeniyle 7 Ocak 2020 yılında Türkiye’ye gelmişti. Bu ziyaretin ardından Erdoğan üç yıllık süreçte Mart 2020’de Moskova, Eylül 2021’de Soçi ve Ağustos 2022’de de Soçi olmak üzere üç kere Rusya’ya gitti. Erdoğan ve Putin son olarak ise 13 Ekim 2022 tarihinde Kazakistan’ın başkenti Astana’da CICA Zirvesi kapsamında bir buçuk saatlik bir görüşme yapmıştı.

Paylaşın

“Mehmet Şimşek İstifa Etmek İstedi” İddialarına Yalanlama

Yenilik Partisi Genel Başkanı Öztürk Yılmaz’ın “Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in istifa etmek istedi” iddialarına İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nden yalanlama geldi.

Haber Merkezi / Bu tür haberlerin piyasalarda tedirginlik yaratma ve güvensizlik oluşturma amaçlı olduğunu belirten İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

“İtibar etmeyiniz”

“Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, görevinden istifa etmek istedi” iddiası doğru değildir. Piyasalarda tedirginlik ve güvensizlik oluşturmaya yönelik kasıtlı bir şekilde dolaşıma sokulan dezenformatif haberlere itibar etmeyiniz.”

Yenilik Partisi Genel Başkanı Öztürk Yılmaz, Mehmet Şimşek’in istifa etmek istediğine dair bir iddia dile getirerek, sosyal medya hesabından şu açıklamayı yapmıştı:

“Zamcı bakan Mehmet Şimşek’in görevinden istifa etmek istediği ve araya Cevdet Yılmaz’ın girerek, kendisini zor ikna ettiği duyumu var. Doğruysa, neden istifa etmek istediğini ve ne vaadler alarak istifadan vazgeçtiğini elbette ilerleyen zamanda öğreniriz. Siyasal islamcılar birbirine düşecek! Çünkü ülkeyi birlikte batırdılar ve çıkışı bulamıyorlar! Herkes diğerine çöküşün faturasını kesmek istiyor!”

Paylaşın

TKDF Açıkladı: 2023’te 227 Kadın Cinayeti İşlendi

2023 yılının ilk 7 ayında öldürülen kadın sayısı 227’ye ulaştı. Kadınların 65’i birlikte yaşadığı erkek, 36’sı boşanma aşamasında olduğu erkek, 29’u, aile içindeki erkek, altısı kardeşinin veya annesinin bağlantılı olduğu erkek, 20’si tanıdığı erkek, üçü kimliği belirlenemeyen erkek tarafından katledildi.

Kadınların 99’u ateşli silah, 49’u kesici alet, 18’i yüksekten düşme, sekizi boğularak öldürülürken, 53 kadının nasıl öldüğü ise tespit edilemedi.

Temmuz ayında ise 33 kadın cinayeti işlendi. Bu ölümlerden 5’i hala şüphesini korurken, 28’inin cinayet olduğu kesinleşti. Öldürülen kadınların 11’i evli, 12’si bekar, 4’ü boşanmış, 1’i ise dini nikahlı olarak kayıtlara geçti. 5 kadının medeni hali ise bilinmiyor. Katledilen en yaşlı kadın, henüz 60’ındaydı.

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu (TKDF) , 2023 Temmuz Kadın Cinayetleri Raporu’nu açıkladı. ANKA’nın aktardığına  Türkiye’de temmuz ayında 28 kadın erkekler tarafından öldürülürken, beş kadının ölümü ise “şüpheli ölüm” olarak kayıtlara geçti.

Rapora göre; kadınlardan 13’ü birlikte yaşadığı erkek, yedisi ayrılma aşamasında olduğu erkek, biri kız kardeşinin ya da annesinin bağlantılı olduğu erkek, ikisi tanıdığı erkek tarafından öldürüldü. Kadınların 22’si ateşli silah, beşi kesici alet, ikisi yüksekten düşme, ikisi de boğularak katledildi. İkisinin ölüm şekli ise tespit edilemedi.

Rapora göre, bu yılın ilk 7 ayında öldürülen kadın sayısı 227’ye ulaştı. Söz konusu kadın cinayetlerinden 68’i “şüpheli ölüm” olarak kayıtlara geçti. Kadınların 65’i birlikte yaşadığı erkek, 36’sı boşanma aşamasında olduğu erkek, 29’u, aile içindeki erkek, altısı kardeşinin veya annesinin bağlantılı olduğu erkek, 20’si tanıdığı erkek, üçü kimliği belirlenemeyen erkek tarafından katledildi.

Kadınların 99’u ateşli silah, 49’u kesici alet, 18’i yüksekten düşme, sekizi boğularak öldürülürken, 53 kadının nasıl öldüğü ise tespit edilemedi.

Paylaşın

Taliban Yönetimindeki Afganistan’da “Siyasi Partiler” Yasaklandı

Afganistan’da Taliban yönetiminin Adalet Bakanı Abdül Hekim Şerii, siyasi partilerin yasaklandığını, “Bu ülkede siyasi partilerin faaliyet göstermesini sağlayacak bir şeriat kanunu yok. Onlar ne ülkenin ulusal çıkarlarına hizmet ediyor ne de halk onları takdir ediyor” ifadeleriyle duyurdu.

Afganistan’da iki yıl önce Taliban yönetime gelene kadar olan sürede ülke genelinde irili ufaklı 70’den fazla siyasi parti bulunuyordu.

Taliban’ın siyasi partileri olmayan diğer Körfez ülkelerini örnek aldığını söyleyen Afgan siyasi yorumcu Torek Farhadi, “İhtiyaç duyulan şey kadınların ve toplumun her kesiminden insanların, ülkenin geleceğine ilişkin tartışmalara katılmasıdır. Her ne kadar kulağa siyaseten yanlış gelse de, siyasi partiler bugün Afganistan’da gereksiz bölünmeler yaratabilir ve bu ülkenin ihtiyaç duyduğu son şeydir” değerlendirmesini yaptı.

Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Taliban, ülkedeki tüm siyasi partileri yasakladığını açıkladı. Taliban kararına gerekçe olarak şeriat kurallarını gösterdi. Sözkonusu karar Batılı ülke askerleri ve ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi üzerine Taliban’ın ülkede yönetimi ele geçirmesinin ikinci yıldönümden bir gün sonra açıklandı.

Siyasi partilere yasak kararını, Taliban yönetiminin Adalet Bakanı Abdül Hekim Şerii başkent Kabil’de düzenlediği basın toplantısında açıkladı. Şerii yaptığı açıklamada, “Bu ülkede siyasi partilerin faaliyet göstermesini sağlayacak bir şeriat kanunu yok. Onlar ne ülkenin ulusal çıkarlarına hizmet ediyor ne de halk onları takdir ediyor” dedi.

Afganistan’da iki yıl önce Taliban yönetime gelene kadar olan sürede ülke genelinde irili ufaklı 70’den fazla siyasi parti bulunuyordu. Taliban idaresinde ülkede iki senedir ifade özgürlüğü, protesto ve benzeri her tür faaliyet de yasaklanmış durumda.

Taliban yönetimde bulunduğu iki yıllık süreçte, katı şeriat kuralları uygulayarak kızların okula gitmesini ve kadınların çalışmasını ve sosyal hayata karışmasını da yasakladı. Benzer şekilde Afganistan’da medya üzerinde de kurulan yoğun baskı nedeniyle ülke genelinde çok sayıda medya kuruluşu kapanırken gazeteciler de ülkeden ayrılmak zorunda kaldı.

Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası kuruluşlar ülkede insan haklarının giderek kötüleşmesini kınıyor ve Taliban’dan sözkonusu uygulamaları kaldırmasını istiyorlar. Taliban 15 Ağustos 2021’de, ABD ve NATO’nun 20 yıl süren Afgan savaşının ardından tüm askerlerini geri çekmesiyle iktidarı ele geçirdi.

İsyancıların yönetimi ele geçirmesi, önde gelen Afgan siyasi parti liderlerinin ve politikacıların, ABD destekli eski hükümetle olan ilişkileri nedeniyle cezalandırılmaktan korkarak ülkeyi terk etmelerine yol açtı. Sürgündeki pek çok Afgan siyasetçi bugüne dek Taliban’a karşı silahlı direniş çağrılarında da bulundular ancak bu çağrılar uluslararası alanda destek bulmadı.

Yabancı ülkeler Taliban’ı, Afgan kadınlarına yönelik muameleleri ve diğer etnik ve siyasi grupları ülke yönetimine dahil etmemeleri nedeniyle ülkenin meşru yöneticileri olarak tanımayı reddediyor.

VOA Türkçe’den Ayaz Gül‘ün haberine göre; Afgan siyasi yorumcu Torek Farhadi, Taleban’ın siyasi partileri olmayan diğer Körfez ülkelerini örnek aldığını söyledi. Farhadi, “İhtiyaç duyulan şey kadınların ve toplumun her kesiminden insanların, ülkenin geleceğine ilişkin tartışmalara katılmasıdır. Her ne kadar kulağa siyaseten yanlış gelse de, siyasi partiler bugün Afganistan’da gereksiz bölünmeler yaratabilir ve bu ülkenin ihtiyaç duyduğu son şeydir” değerlendirmesini yaptı.

Öte yandan BM, yıllardır süren savaş ve uzun süreli kuraklığın, nüfusun üçte ikisinin yardıma ihtiyaç duyduğu ülkedeki insani krizi daha da kötüleştirdiğini belirtiyor.

Paylaşın

Bakan Şimşek: Para Politikasında Sıkılaştırma Devam Edecek

“Biz teşebbüs hürriyetini, dalgalı kur sistemi, dışa açık ve kurala dayalı ekonomi ilkelerini benimseyen bir sistem anlayışı içerisinde ilerleyeceğiz” diyen Bakan Şimşek, para politikasında sadeleştirme ve sıkılaştırma adımlarının devam edeceğini, para ve maliye politikalarının eşgüdüm içerisinde yürütüleceğini söyledi.

Bakan Şimşek, “Seçim sonrası azalan siyasi belirsizlik para ve maliye politikasında attığımız adımlar Türkiye ekonomisine ilişkin beklentileri olumlu etkilemeye başlamıştır. Ülkemizin risk primi 700 baz seviyesinden 400 baz civarına gerilemiştir. Bu ekonomideki bütün aktörlerin daha makul maliyetlerle dışarıdan kaynak bulmasının önünü açmıştır” diye konuştu.

Seçimlerin ardından hazine ve maliye bakanlığına getirilen Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye Bankalar Birliği’nin 66’ncı Genel Kurulu’nda konuştu.

Bakan Şimşek, “Ülkemize baktığımız zaman büyüme performansımız oldukça güçlü seyretmeye devam ediyor. 2003-2022 döneminde ortalama ülkemiz reel olarak yüzde 5,4 büyüdü. 2023 yılında bütün bu sıkıntılı küresel finansal koşullara rağmen yüzde 4,5 civarında bir büyüme öngörüyoruz” dedi.

Konuşmasında reel sektörün finansman açısından desteklenmesi gerektiğine de değinen Şimşek, “Özel bankaların sadece tüketici kredilerine odaklandığı dönem artık geride kalmalı çünkü bunun şartları ortadan kalkmıştır. Bu sürdürülebilir değildir. Artık haklı bir gerekçeleri de kalmamıştır. Reel sektörü desteklemek esas vazifemizdir. Reel sektör tabii ki yatırım, istihdam, üretim ve ihracat çerçevesinde önceliklendirilecektir. Burada sürdürülebilir yüksek büyümenin devamı için reel sektörümüzün finansmana kesintisiz erişimi tabii ki olmazsa olmazdır” diye konuştu.

“Enflasyondaki düşüş önemli çünkü parasal sıkılaşmanın muhtemelen sonuna geldik; yakınız. 2024’ün ikinci yarısından itibaren bir gevşeme olasılığı artmıştır” diyen Bakan Şimşek, “Ümit ediyoruz ki 2024’ün ikinci yarısından itibaren küresel finansal koşullarda daha destekleyici bir ortam ile karşı karşıya kalırız” dedi.

“Attığımız adımlar beklentileri olumlu etkilemeye başladı”

“Biz teşebbüs hürriyetini, dalgalı kur sistemi, dışa açık ve kurala dayalı ekonomi ilkelerini benimseyen bir sistem anlayışı içerisinde ilerleyeceğiz” diyen Şimşek, para politikasında sadeleştirme ve sıkılaştırma adımlarının devam edeceğini, para ve maliye politikalarının eşgüdüm içerisinde yürütüleceğini söyledi.

Bakan Şimşek, “Seçim sonrası azalan siyasi belirsizlik para ve maliye politikasında attığımız adımlar Türkiye ekonomisine ilişkin beklentileri olumlu etkilemeye başlamıştır. Ülkemizin risk primi 700 baz seviyesinden 400 baz civarına gerilemiştir. Bu ekonomideki bütün aktörlerin daha makul maliyetlerle dışarıdan kaynak bulmasının önünü açmıştır” diye konuştu.

Paylaşın

CHP’de “Değişim” Tartışmaları: İmamoğlu Neden ‘Adayım’ Demedi?

İstanbul Belediye Başkanlığı (İBB) için adaylığını açıklayan Ekrem İmamoğlu, basın toplantısının ardından gazetecilerin “Adaylığınızı ilan ettiniz. Adaysanız diğer ilçelerdeki adaylarla ilgili düşünceleriniz nelerdir?” şeklindeki sorusu üzerine “Adayım demedim, yola çıkıyorum” yanıtı vermişti.

CHP’de milletvekilliği gibi, belediye başkanları için de adaylarla ilgili Parti Meclisi karar veriyor. Genel merkez kaynakları İmamoğlu’nun, PM iradesini de dikkate alıp “adayım” demeyerek, bir anlamda parti hukukuna uygun hareket ettiği görüşünü savunuyor.

Seçim sonrasında CHP’de değişim tartışmalarını başlatan ve öncülüğünü yapan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu açıkladığı yol haritasıyla, tercihini İstanbul’dan yana koydu ve bir kez daha belediye başkanlığına aday olacağının sinyalini verdi.

İmamoğlu’nun bu kararı, CHP Genel Merkezi’nde, görünür bir şekilde de memnuniyet yarattı. CHP’de yapılan ilk yorumlar, “İmamoğlu, bekleneni yaptı, parti artık yerel seçim sathına girer, oybirliğiyle de belediye başkanlığına aday gösterilir” yönünde oldu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yol haritasını açıkladığı basın toplantısını, parti genel merkezinde bazı yakın kurmayları ile izledi.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın‘a konuşan CHP kurmaylarına göre Kılıçdaroğlu İmamoğlu’ndan böyle bir açıklama bekliyordu, o nedenle de rahattı ve şaşırmadı.

Bir parti yöneticisi İmamoğlu’nun seçimden hemen sonra söyledikleriyle, bugün söyledikleri arasında bir fark olmadığını savunarak “Üstelik İmamoğlu’nun bugün söylediklerini, Genel Başkan da söyledi. Değişim olmalı, İstanbul adayımız İmamoğlu olmalı dedi. Yani gelinen noktada ikisinin de söyledikleri birbiriyle örtüşüyor” görüşünü dile getirdi.

Seçimden sonra CHP, kendisini İmamoğlu’nun başını çektiği değişim tartışmaları içinde bulmuş ve seçimlere kadar yakın kurmayları arasında yer alan bir çok isim artık Kılıçdaroğlu’nun kurultayda aday olmayarak, değişimin önünü açması talebini dile getirmişti.

Kılıçdaroğlu’nun yerel seçim sürecinde “gemiyi terk etmeme” kararı nedeniyle, değişimcilerin bu talebi gerçekleşmedi. Ancak bu tartışmalar, TBMM ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin kaybedilmesinin yarattığı hayal kırıklığı, yerel seçimlere odaklanmasını da büyük ölçüde engellendi.

O nedenle genel merkez yönetimi, İmamoğlu’nun yol haritasını netleştirmesi ile artık partinin “yerel seçimlere odaklanacağını” düşünüyor.

Partinin yerel seçim kampanyasını bir an önce başlatması ve seçimlere odaklanabilmesi için İmamoğlu’nun adaylığının bir an önce Parti Meclisi’nde görüşülüp, ilan edilmesini savunanlar da var. Parti yöneticilerine göre Parti Meclisi’nde İmamoğlu, oy birliğiyle İBB’ye yeniden aday gösterilebilir.

İmamoğlu, İBB’de karar kılmasına karşın, partideki değişim talebinden vazgeçmediğini de ortaya koydu ve adı genel başkan adaylığı için geçen Grup Başkanı Özgür Özel’in de ismini anarak, “CHP’nin tarihi bilen, geçmişi tertemiz evlatları vardır. Bunlardan birisi, ismi geçtiği için söylüyorum Özgür Özel’dir” görüşünü dile getirdi.

Özel ise İmamoğlu’nun İstanbul kararının ardından yaptığı ilk değerlendirmelerde, değişim tartışmalarının başında dile getirdiği, “sorumluluk üstlenmekten de fedakarlık yapmaktan da kaçmam” dediği noktada olduğunu belirtti.

CHP kulislerindeki beklenti Özel’in, İmamoğlu ve değişim talebini dile getirenlerle birlikte kararını netleştireceği yönünde. Genel merkez yönetimi ise İmamoğlu’nun yarıştan çekilmesi ile Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığı yeniden rahat kazanacağı görüşünde.

İmamoğlu desteklese de Özel’in delegede umduğunu bulamayacağını, “delegenin Kılıçdaroğlu’na akacağını” hatta il ilçe kongre sonuçlarına göre Özel’in aday olmayabileceğini savunanlar da var.

Özel’in aday olması halinde bunun bir sorun oluşturmayacağını savunan bir parti yöneticisi “Bir demokrasi yarışı olur, parti yoluna devam eder. Daha önce Muharrem İnce ile yarış oldu, yaşandı bitti yolumuza devam ettik, hiçbir sıkıntı olmaz” görüşü dile getiriliyor.

CHP’de Özel’in aday olsa da İmamoğlu gibi bir etki yaratmayacağı için Kılıçdaroğlu’nun kurultay yarışını rahat önde bitireceği görüşü hakim. Ancak başta İmamoğlu olmak üzere değişim isteyen ekibin, partiyi almaya dönük bir strateji izleyebileceği ifade ediliyor.

1972’de Bülent Ecevit’in Genel Başkan İsmet İnönü’ye karşı PM listesi çıkarıp çoğunluğu alması örnek gösterilerek, “Ecevit-İnönü kurultayına çevirmek ve Parti Meclisi’nde (PM) çoğunluğu sağlayarak güçlü olmak isteyebilirler” görüşü dile getiriliyor.

Genel merkeze göre İmamoğlu’nun genel başkanlık yarışına girmeyecek olması nedeniyle, delege büyük oranda Kılıçdaroğlu’na destek olacağı için böyle bir tablo beklenmiyor. Bir çok parti yöneticisi önümüzdeki süreci “Siyaset biraz durağanlaşacak. Çünkü artık kararsızlık sona erdi, belediye başkan aday adayları artık genel merkeze gelmeye başlayacak ve parti artık seçime odaklanabilecek” diye özetliyor.

2019 yerel seçimlerinde Millet İttifakı içinde yer alan muhalefet partilerinin desteği ve HDP’nin de aday çıkarmamasıyla kazanan İmamoğlu yol haritasını açıklarken, İstanbul’u kazanmak için “partiler üstü ittifak” kuracağını da ifade etti.

Seçimlerden sonra ittifak kararını yeniden gözden geçirmeye hazırlanan İYİ Parti’nin İmamoğlu’na destek verip vermeyeceği CHP’de de merak konusu.

Parti yöneticileri yerel seçimlere giderken İYİ Parti dahil, muhalefetle ittifak koşullarının yeniden değerlendirilebileceğine işaret ederken, “Onların da elbette şartları olacak, oturup konuşacağız. Tepeden bir şeyler dayatmak doğru değil. Yani İYİ Parti, ülkeyi yönetmeye layık gördüğü İmamoğlu ve Mansur Yavaş’a destek vermeyecek mi? En önemli soru bu. Kemal Bey öyle bir denklem kurar ki, partideki herkesi birleştirir” görüşü dile getiriliyor.

İmamoğlu’nun siyasi partilerin ortaklaşa destekleyeceği bir yapı kurma çabasının da başarılı sonuç vereceği düşünülüyor.

İYİ Parti yerel seçimlerde ne yapacak?

İYİ Parti ise yerel seçimlerde izleyeceği stratejiyi önümüzdeki günlerde netleştirecek. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’nin 26 Ağustos’ta Büyük Taarruz’un başladığı Afyonkarahisar’da yapacağı mitingin bu konuda önemli bir milat olması bekleniyor.

İYİ Parti’de, partinin kurulduğundan bu yana seçimlere sürekli ittifaklarla girmesi nedeniyle parti kimliğini perdelediği ve seçmene de bu nedenle kendisini istediği gibi anlatamadığı görüşü hakim. Yeni dönemdeki adımların bu anlayışı kırmaya dönük olması planlanıyor.

Partinin oy oranı ve siyasi konjonktür nedeniyle, ittifaklara tamamen kapıları kapatan bir anlayış söz konusu olmayacağı, ancak kendi kurumsal kimliğini öne çıkaracak bir ittifak anlayışının egemen olacağı ifade ediliyor. Çerçevesi şimdiden kesin çizilmiş olmamakla birlikte partide ağırlıklı görüş, Millet İttifakı gibi belli bir ittifak ismi yerine, yerel işbirliklerine gidilmesi yönünde.

Seçimlerde “muhalefete kaybettiren” olmanın risk olacağı düşünüldüğü için İstanbul, Ankara gibi büyükşehirlerde yerel işbirliklerine açık olunacağı ifade ediliyor. Ancak 2019 yerel seçimlerinde CHP’ye ittifak teklifini götüren İYİ Parti, 2024 içinse CHP’nin kapısını çalmasını ve getireceği teklifi görmeyi istiyor.

İYİ Parti’de bazı kurmaylar, Ankara ve İstanbul Büyükşehir belediye başkanlarının ittifak belediyesi gibi davrandığını belirtse de İYİ Parti’nin bu kez elini yüksek tutacağı ve bazı yerlerde CHP’nin fedakarlık yapmasını isteyebileceğine işaret ediliyor.

Ekrem İmamoğlu neden ‘adayım’ demedi?

Ekrem İmamoğlu basın toplantısının ardından gazetecilerin “Adaylığınızı ilan ettiniz. Adaysanız diğer ilçelerdeki adaylarla ilgili düşünceleriniz nelerdir?” şeklindeki sorusu üzerine “Adayım demedim, yola çıkıyorum” yanıtı vermişti.

CHP’de milletvekilliği gibi, belediye başkanları için de adaylarla ilgili Parti Meclisi karar veriyor. Genel merkez kaynakları İmamoğlu’nun, PM iradesini de dikkate alıp “adayım” demeyerek, bir anlamda parti hukukuna uygun hareket ettiği görüşünü savunuyor.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den “Taliban’a Baskı Yapın” Çağrısı: Hiçbir Özgürlük Bırakmadı

Taliban’ın Afganistan’ın yönetimini ele geçirmesinin üzerinden iki yıl geçmesi vesilesiyle açıklamada bulunan BM Kadın Birimi İcra Direktörü Sima Bahous, “Taliban, 50’den fazla ferman, emir ve kısıtlama yoluyla kadınların hayatlarının dokunulmamış hiçbir yönünü bırakmadı, hiçbir özgürlük bırakmadı” dedi.

Afganistanlı kadınlara daha fazla destek çağrısında bulunan Bahous, “Uluslararası toplumu, insani yardım camiasının çağrısına cevap vermek ve Afganistan’a yönelik insani çağrıyı tamamen finanse etmek de dahil olmak üzere, değişim için baskı yapmak için ellerindeki her yolu kullanmaya ve her türlü baskıyı uygulamaya devam etmeye çağırıyorum” dedi.

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi’nin geçen hafta hazırladığı rapora göre; Afganistan kadın hakları konusunda en kötü karneye sahip ülkeler arasında yer alıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) Kadın Birimi İcra Direktörü Sima Bahous, Taliban’ın Afganistan’ın yönetimini ele geçirmesinin üzerinden iki yıl geçmesi vesilesiyle açıklamada bulundu.

UN Newse göre, Bahous, uluslararası toplumu Afganistan’da değişim için baskı yapmaya devam etmeye çağırarak Taliban’ı ülke genelinde “kadınların ve kızların haklarına yönelik en kapsamlı, sistematik ve benzersiz saldırıyı” uygulamakla suçladı.

Taliban’ın kadınlara yönelik kitlesel baskı üzerine kurulu bir sistem yarattığına dikkat çeken Bahous, “50’den fazla ferman, emir ve kısıtlama yoluyla kadınların hayatlarının dokunulmamış hiçbir yönünü bırakmadı, hiçbir özgürlük bırakmadı” dedi.

Birimlerinin Afganistanlı kadınlarla temas halinde olduğunu belirten Bahous, “Bu zorluklara rağmen Afgan kadınları da bana pes etmeyeceklerini veya boyun eğmeyeceklerini söylüyor. Baskılarına karşı mücadeleye öncülük etmeye devam edecekler” ifadelerini kullandı:

“En düşmanca koşullar karşısında ihlallere karşı seslerini yükseltiyorlar, hayat kurtaran hizmetler sunuyorlar, işletme sahibi oluyorlar ve işletiyorlar ve kadın örgütlerini yönetiyorlar. Cesaretleri bize daha büyük eylemler için ilham vermeli.”

Afganistanlı kadınlara daha fazla destek çağrısında bulunan Bahous, “Uluslararası toplumu, insani yardım camiasının çağrısına cevap vermek ve Afganistan’a yönelik insani çağrıyı tamamen finanse etmek de dahil olmak üzere, değişim için baskı yapmak için ellerindeki her yolu kullanmaya ve her türlü baskıyı uygulamaya devam etmeye çağırıyorum” dedi.

Taliban kadınları kamusal alanlardan uzaklaştırıyor

2021’de iktidarı ele geçiren Taliban, kadınların toplumdaki rolünü kısıtlayan ve onları kamusal alanlardan uzaklaştıran uygulamaları hayata geçiriyor. Kadınların lise ve üniversite eğitimi almalarını yasaklayan Taliban, kamusal alanda örtünme zorunluluğu getirmiş, parklara, lunaparklara ve spor salonlarına girmelerini engellemiş, güzellik salonları ve kuaförleri kapatmıştı.

Afganistanlı kadınların birleşmiş milletler ve sivil toplum kuruluşlarında çalışmaları da yasaklanmış, devlet dairelerinde çalışan kadınlar da işten çıkarılmıştı. Öte yandan BM İnsan Hakları Konseyi’nin geçen hafta hazırladığı rapora göre; Afganistan kadın hakları konusunda en kötü karneye sahip ülkeler arasında yer alıyor.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın