“Özgür Özel, Eylül Ayının İlk Haftası Adaylığını Açıklayacak” İddiası

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) 28 Mayıs’ta yapılan seçimler sonrası başlayan “değişim” tartışmaları devam ediyor. CHP Genel Başkan adaylığı için adı geçen Grup Başkanı Özgür Özel’in eylül ayının ilk haftasında, adaylığını açıklayacağı ifade ediliyor.

Partide değişim tartışmalarının başladığı süreçte, genel başkan adaylığı konusunda “Üzerine sorumluluk düşerse adaylıktan kaçmam, fedakarlık düşerse bir dakika düşünmem” açıklamasıyla aday olabileceği mesajı veren Özel’in eli, İmamoğlu’nun adaylık yarışından çekilmesi ile rahatladı.

Değişim tartışmalarının ardından, Özel ile İmamoğlu’nun sık sık görüşmeler yaptığı ve birlikte hareket etme kararı aldığı kaydediliyor.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre, yakın çevresi Özel’in, adaylık konusunda kesin kararlı ve şu anda yol haritası üzerinde çalıştığını belirtiyor.

Özel’e yakın kaynaklar, “Bize göre düşük oy alma ihtimali yok ama 100-200 oy alacak olsa bile adaylıkta kararlı. Çünkü kendisi de bu kadar ağır seçim yenilgisinin ardından, ‘CHP tek adayla kurultaya gitti, hiçbir değişim tartışması olmadı’ görüntüsünün tabanda duygusal kopuşu hızlandıracağını düşünüyor. O nedenle de kendisi her koşulda aday olacak” yorumunu yapıyor.

“Kadrosu yok, desteği yok” eleştirilerine yanıt vermeyi hedefliyor

Değişim talebinin gerekçelerini açıklayacağı ve adaylık kararının zeminini oluşturacak olan vizyon belgesi üzerinde çalışmalar yürüttüğü ifade edilen Özel’in gelecek hafta bunu kamuoyuna açıklaması yüksek olasılık görülüyor.

Özel’in öncelikle vizyon belgesini açıklayarak, kamuoyunda tartışılmasını sağlamayı hedeflediğini belirten kaynaklar, Eylül’ün ilk haftası da adaylığını açıklamasının planlandığına işaret ediyor.

Yakın ekibine göre Özel adaylık açıklamasını, henüz mekan ismi belli olmamakla birlikte kesinlikle “Genel merkez ve Meclis dışında” bir mekanda yapacak.

Adaylık açıklamasında kendisine destek veren ve Parti Meclisi’nde (PM) MYK’de yer vereceği “kadrosu” ile birlikte kameraların karşısına çıkmayı planladığı belirtilen Özel’in, parti kulislerinde dillendirilen “kadrosu yok, örgütte, tabanda desteği yok” eleştirilerine de yanıt vermeyi hedeflediği belirtiliyor.

Paylaşın

Merkez Bankası’nın Faiz Artış Kararı: Erdoğan Yenildi

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK), politika faizini 750 baz puan artışla yüzde 25 yükseltti. Deniz Zeyrek, Merkez Bankası’nın faiz artış kararını “Erdoğan yenildi” şeklinde yorumladı.

Sözcü yazarı Deniz Zeyrek, faize karşı olduğunu pek çok kez söyleyen ve seçim öncesi faizin artmayacağını vurgulayan Erdoğan için şunları yazdı:

“Muhalefete ya da Kemal Kılıçdaroğlu’na yenilmese de ekonomik krize yenildi. Uluslararası piyasalara yenildi. Enflasyon canavarına yenildi. Faizcilere yenildi.

Kendisini her durumda destekleyenler sayesinde siyasi iktidarını korudu ama ekonomi alanında ‘muktedir’ olamadı.

‘Ben ekonomistim’ diye diye övündüğü ekonomi bilgisi tamamen çöpe gitti.

O iktidardayken faiz düşmedi, faiz düşmediği gibi enflasyon da zirve yaptı. Ülke onun ekonomi politikaları nedeniyle ekonomik krize sürüklendi.

İktidarda Erdoğan var ama muhalefetin iki yıldır ‘uygulansın’ dediği ekonomi politikaları uygulanıyor.

Emin olun İYİ Parti’li Bilge Yılmaz ya da CHP’li Faik Öztrak ekonominin başına gelseydi Mehmet Şimşek’in yaptıklarının benzerlerini yapacaktı.

Faizi artıracaktı, mali disiplin arayışına girecekti, vergi ve zam yağdırarak gelirleri artıracaktı, emeklileri hayal kırıklığına uğratacaktı. Belki Şimşek’ten farklı olarak ‘taze kan’ görünümüyle yabancı doğrudan yatırım ve dış kaynak bulup ülkeyi biraz daha rahatlatacaktı ama üç aşağı beş yukarı bunlar olacaktı.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Halkların Demokratik Partisi, Siyasi Mücadeleyi Yeşil Sol Parti’ye Devrediyor

11 yılı aşkın siyasi hayatında önemli dönüm noktaları, pek çok seçim, kritik dönemeçler ve yargılamalar yaşayan HDP’nin Pazar günü yapacağı kongre ile siyasi mücadelesini YSP’ye devretmesi bekleniyor.

Öte yandan son yerel seçimlerin ardından kazandığı 50’ye yakın belediyeye kayyum atanan HDP ve YSP’de Mart 2024 yerel seçimlerinde nasıl bir yol izlenmesi gerektiğine dair değerlendirmeler de sürüyor.

İktidarın kazanılan belediyelere yine kayyum ataması ihtimaline karşı ne gibi adımlar atılabileceği tartışılırken, parti içinde herhangi bir ittifak yapılacaksa şeffaf bir biçimde yapılması gerektiği görüşü ağır basıyor.

2024 yerel seçim stratejisinin detaylarını YSP’nin Eylül’deki kongresiyle oluşacak yeni yönetimin kesinleştirmesi bekleniyor.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Pazar günü yapacağı kongre ile yeni eş başkanlarını belirlerken tüzel kişiliğini sürdürmesi, siyasi alandaki mücadelesini ise seçimlere çatısı altında girdiği Yeşil Sol Parti’ye (YSP) devretmesi bekleniyor.

2012 yılında kurulan ve kapatma davası süren HDP, 11 yılı aşkın siyasi hayatında önemli dönüm noktaları, pek çok seçim, kritik dönemeçler ve yargılamalar yaşadı.

HDP, 14 Mayıs’taki milletvekili seçimlerine hakkındaki kapatma davası nedeniyle Emek ve Özgürlük İttifakı çatısı altında Yeşil Sol Parti listelerinden girmişti. Ancak seçimde beklediği başarıyı yakalayamayan HDP’nin 2018 yılında yüzde 11,7 olan oy oranı bu seçimde yüzde 8,8’e kadar gerilemişti. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) YSP 55 sandalye kazanmıştı.

HDP’nin eş başkanları Pervin Buldan ile Mithat Sancar partide kalmış, HDP de böylelikle Meclis’te iki sandalye ile temsil edilmeye devam etmişti.

Seçimlerde Cumhur İttifakı’nın gerek parlamentoda yüksek bir temsiliyete ulaşması gerekse Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanması muhalefetteki partileri iç muhasebeye ve bazen de yenilenme süreçlerine yöneltirken, HDP ile YSP de bir öz eleştiri dönemi yaşıyor.

Parti kurulları ile organlarını toplayarak çeşitli kararlar alan iki parti kongre süreçleriyle gerek eş başkanları gerekse yönetimdeki kadroları değiştirmeyi ve yerel seçimlere yenilenmiş olarak gitmeyi planlıyor.

Kapatma davası henüz sonuçlanmadığı için HDP’nin parti olarak kurumsal kimliğini şimdilik koruması, dava sonucu belli olana kadar faaliyetlere sembolik olarak devam etmesi bekleniyor.

Pazar günü yapılacak kongrede partinin eş başkanları da belirlenecek. Kulislere ilk yansıyan bilgilere göre HDP yönetiminde STK ve Siyasi Partilerle İlişkiler Komisyonu Eş Sözcülüğü görevini sürdüren Selma Özcan ile Kobani Davası’nın avukatlarından, YSP üyesi Cahit Kırkazak en güçlü adaylar arasında.

Özcan, DW Türkçe’ye yaptığı kısa açıklamada, HDP’nin tüzel kişiliği ile devam edeceğini ancak mücadele mirasını YSP ile sürdüreceğini belirterek, bu nedenle HDP için şu anda yapılan “soğutma, uyutma” yorumlarının durumu tam olarak karşılamadığını belirtti.

Özcan, “HDP tüzel kişiliği ile kendi varoluşunu devam ettirecek. Ama bir mücadele örgütü olarak hem Meclis’te hem de halk düzeyinde yoluna YSP ile devam edecek” dedi.

Eylül’de yapılacak Yeşil Sol Parti kongresinde ise HDP yönetiminin YSP’ye taşınma kararının büyük olasılıkla onaylanması planlanıyor.

Pazar günü yapılacak kongrede, eş başkanların yanı sıra HDP Parti Meclisi ve Merkez Disiplin Kurulu için de seçim yapılacak. Buldan ile Sancar yeniden eş başkanlığa aday olmayacaklarını daha önce açıklamışlardı.

Kongre öncesi süreçte HDP birkaç ay boyunca bölge toplantıları, halk toplantıları ve konferanslar düzenleyerek seçmenlerin gerek partiye gerekse yerel seçimlere yönelik nabzını tutmuştu.

Yeşil Sol Parti’nin kongresinde tüzük ve isim değişikliği yapılmasına kesin gözle bakılırken, YSP isminin halkta tam karşılık bulmadığı ve seçim sonuçlarında bunun da etkisinin olduğu belirtiliyor.

YSP’nin kongresinden önce geleneksel olarak yapıldığı şekilde alınacak kararların belirleneceği konferanslar gerçekleştirilecek. Bu kapsamda kadın konferansının 7-8 Eylül, karma konferansın ise 9-10 Eylül günlerinde yapılması planlanıyor.

Yerel seçimlerde ne yapılacak?

Öte yandan son yerel seçimlerin ardından kazandığı 50’ye yakın belediyeye kayyum atanan HDP ve YSP’de Mart 2024 yerel seçimlerinde nasıl bir yol izlenmesi gerektiğine dair değerlendirmeler de sürüyor.

İktidarın kazanılan belediyelere yine kayyum ataması ihtimaline karşı ne gibi adımlar atılabileceği tartışılırken, parti içinde herhangi bir ittifak yapılacaksa şeffaf bir biçimde yapılması gerektiği görüşü ağır basıyor.

HDP’nin 2019’daki yerel seçimlerde kendi adayını çıkarmama kararı Ankara ve İstanbul gibi büyükşehirlerde CHP’nin kazanmasında önemli etkenlerden biri olmuştu. Ancak 2024 seçimlerindeki HDP/YSP’nin yol haritası henüz kesinleşmiş değil.

YSP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç seçimlerin ardından verdiği demeçte her seçimin kendi konjonktürü ve koşulları olduğunu söyleyerek, 2019 döneminin kapandığını ve yeni bir döneme girildiğini belirtmişti. Oluç, “2019’da değiliz, bunu net olarak söyleyebilirim. Bu dönemin ihtiyaçları neyse onlar tartışılacak, konuşulacak ve ona uygun taktikler geliştirilecek” demişti.

2024 yerel seçim stratejisinin detaylarını YSP’nin Eylül’deki kongresiyle oluşacak yeni yönetimin kesinleştirmesi bekleniyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Karamollaoğlu’ndan Yerel Seçim Açıklaması: Kendi Adaylarımızla Gireceğiz

SP Lideri Karamollaoğlu, yerel seçim çalışmalarına başladıklarını belirterek, “Yerel seçim startını verdik. Arkadaşlarımız bütün illerde, ilçelerde ve beldelerde adayları belirlemek için ciddi bir çalışma içerisindeler. Biz 81 ilde, 973 ilçede, 360 civarında beldede aday göstereceğiz” dedi.

İttifak kurmayacaklarını fakat bazı bölgelerde iş birliği olabileceğini söyleyen Karamollaoğlu, şöyle devam etti: “Tek başımıza, kendi amblemimizle seçime gireceğiz. Ancak muhalefetle iş birliği yaparak, topyekün bir seçim hazırlığı içinde değil ama münferit yerlerde bir dirsek temasında da bulunma imkanı olabilir.

Bazı yerlerde bizim girdiğimiz seçimde daha başarılı olmamız için başkalarının seçime girmemesini talep edebiliriz. Veya öyle bir yer olur ki, bizim gücümüz olamayabilir, orada da biz onlara böyle bir imkan sağlayabiliriz. Ama bu olursa kısıtlı olur. Bundan dolayı da biz, buna rağmen böyle bir ittifak içinde seçime gireceğimizi söylememiz doğru olmaz.”

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, mayıs ayında muhalefetin kaybettiği cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimi hakkında açıklamalarda bulundu.

TV5 canlı yayınına katılan Temel Karamollaoğlu, Millet İttifakı’ndaki 6 parti olarak hedeflerine ulaşamadıklarını ve bu sonuçta kendi hatalarının da etkili olduğunu belirtti.

“Seçimlerde istediğimiz neticeyi alamadık. Bizim ümidimiz Meclis’te çoğunluğu sağlamaktı, sağlayamadık” diyen Karamollaoğlu, “Yaklaşık 1 ay öncesine kadar, politikalar öyle gösteriyordu ki, hem cumhurbaşkanlığı seçiminde hem de Meclis seçiminde yüzde 56’ları yakalama şansımız vardı. Fakat son zamanlardaki karışıklık…” ifadelerini kullandı.

6 parti genel başkanının yanı sıra İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın da cumhurbaşkanı yardımcısı adayı olduğunu hatırlatan Karamollaoğlu, şunları söyledi:

“Tüm genel başkanlar cumhurbaşkanı yardımcısı adayı oldular. Bunun yanına belediye başkanları da getirildi. Bizim belediye başkanlarına karşı içimizde bir husumet yok ama biz bir mitinge gidiyoruz, 7 kişi konuşuyor. Bunlar acemilik oldu. Hiçbir zaman böyle bir şey yapılmamalı. Daha disiplinli, daha düzgün mitingler yapmalıydık. 2 kişi, 3 kişi konuşur ya, 7 kişi konuşur mu, 10 kişi konuşur mu? Onun için eksikliklerimiz, yanlışlarımız oldu. Böyle bir neticeyle karşılaştık.”

“CHP içindeki tartışmalar CHP’ye zarar veriyor”

Yerel seçimler yaklaşırken, CHP içindeki tartışmaların CHP’ye zarar verdiğini ifade eden Karamollaoğlu, “Seçime giderken, bütün muhalefet partileri için söylüyorum, daha sağduyuyla hareket etmeleri icap eder. Başta elbette ana muhalefet partisinin. Ama kendi içlerindeki kavga, kendilerine zarar veriyor” dedi.

Yerel seçim çalışmalarına başladıklarını aktaran Temel Karamollaoğlu, “Yerel seçim startını verdik. Arkadaşlarımız bütün illerde, ilçelerde ve beldelerde adayları belirlemek için ciddi bir çalışma içerisindeler. Biz 81 ilde, 973 ilçede, 360 civarında beldede aday göstereceğiz” diye konuştu.

İttifak kurmayacaklarını fakat bazı bölgelerde iş birliği olabileceğini söyleyen Karamollaoğlu, şöyle devam etti: “Tek başımıza, kendi amblemimizle seçime gireceğiz. Ancak muhalefetle iş birliği yaparak, topyekün bir seçim hazırlığı içinde değil ama münferit yerlerde bir dirsek temasında da bulunma imkanı olabilir.

Bazı yerlerde bizim girdiğimiz seçimde daha başarılı olmamız için başkalarının seçime girmemesini talep edebiliriz. Veya öyle bir yer olur ki, bizim gücümüz olamayabilir, orada da biz onlara böyle bir imkan sağlayabiliriz. Ama bu olursa kısıtlı olur. Bundan dolayı da biz, buna rağmen böyle bir ittifak içinde seçime gireceğimizi söylememiz doğru olmaz.”

Paylaşın

Erdoğan: Türkiye Yüzyılı’nın İnşasının Önüne Geçilemeyecek

Malazgirt Zaferi’nin 952. yıldönümü kutlamalarında açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, yerel seçimleri işaret ederek, “31 Mart’a hazır mıyız? İllerimizi maalesef bize yakışmaz hale getirenlerden geri almaya hazır mıyız? Bugün burada gerisinde çok büyük emeklerin, mücadelelerin olduğu vizyondan söz ediyoruz. Eser ve hizmetlerimizle cumhuriyetimizin kazanımlarını tahkim ettik” dedi ve ekledi:

“Birilerini sürekli karamsarlık yaymaya çalışmasına bakmayın. Türkiye Yüzyılı’nın inşasının önüne geçilemeyecektir. Her fırsatta ne diyoruz bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız diyoruz. Mankurtlara rağmen bunu başaracağız.”

Cumhurbaykanı Recep Tayyip Erdoğan, Muş’ta Malazgirt Zaferi’nin 952. yıl dönümü nedeniyle düzenlenen programa katıldı. Burada bir konuşma yapan Erdoğan, özetle şunları söyledi:

“Malazgirt sahip olduğu bu manevi mirasla ayrı bir konuma sahiptir. Dün Ahlat’taydık. Malazgirt’teki şu görüntü sahip olduğumuz tarihin kültürün gücünü ve en önemlisi devamlılığını hatırlatıyor. Bu topraklar bin yıldır Allahu Ekber nidalarıyla bereketleniyor.

Biz Anadolu’ya Malazgirt ile ayak basmadık. Çok daha öncesinden beri zaten buradaydık. Malazgirt Anadalu’daki siyasi hükümranlığımızın kapılarını açmıştır. Burada kazanılan zafer önce Anadolu Selçuklu Devleti’nin kuruluşunu sağlayarak haçlı akınlarına en büyük darbeyi vurmuştur. Ardından aynı inançla bayrağını yükselten Osmanlı’nın başarılı mücadeleleri ile Balkanların ve İstanbul’un fethine vesile olmuştur. Bir başka ifade ile Malazgirt, İznik’in de Konya’nın da Bursa’nın da Edirne’nin de İstanbul’un da büyük kardeşidir. Bizi Viyana önlerine götüren zaferler zincirinin çıkış noktası işte burasıdır.

Hepinizi en kalbi duygularımla, hasretle muhabbetle selamlıyorum. Anadolu’yu bize vatan haline getiren şehitlerimizi, gazilerimizi rahmetle şükranla yad ediyorum. Şu hakikat asla unutulmamalıdır ki, Malazgirt sıradan bir savaş sıradan bir zafer değildir. Malazgirt Anadolu’daki siyasi hükümranlığımızın kapılarını açmıştır.

Her ilimizin her ilçemizin bizim kalbimizdeki yeri elbette ayrıdır ama Malazgirt sahip olduğu bu manevi mirasla kalbimizde hepsinden ayrı bir konuma sahiptir. Biliyorsunuz, dün de Ahlat’taydık. Ahlat, binlerce yıllık geçmişe sahip ata coğrafyamızın sembol şehri Buhara’ya kadar medeniyetimizin pek çok merkeziyle kardeşliği olan bir yerdir. Biz Malazgirt ile birlikte burayı da tekrar canlandırarak ecdada vefamızı göstermenin gayretindeyiz.

Malazgirt’teki şu görüntü sahip olduğumuz tarihin kültürün gücünü ve en önemlisi devamlılığını hatırlatıyor. Bu topraklar bin yıldır üzerinde dalga dalga yükselen, “Ya Allah Bismillah Allahu Ekber” nidalarıyla besleniyor. Türküyle, Selahaddini Eyyübi’siyle, Fatih’iyle ve Gazi Mustafa Kemal’iyle güçlü bir direnişin bu topraklarda yer aldığını görüyoruz.

Bin yıllık varlığımıza rağmen bize insanlığın en eski yurdu Anadolu’yu yar etmek istemeyenlerin sürekli birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize saldırmasının sebebi işte budur. Sanmayın ki bunların derdi Türklerdir, Kürtlerdir, Araplardır. Diğer köken ve inançlardan insanlarımızdır. Sanmayın ki bunların gayesi, haktır, özgürlüktür, eşitliktir, demokrasidir, refahtır.

Bunların tek derdi hepimizi de kuşatan ve maziden atiye uzanan o kadim köprüyü yıkarak yeniden kendilerine alan açmaktır. Öyle ki, asırlardır uğraştıkları halde ulaşmayı başaramadıkları bu hedef için her değeri istismar eder, herkesi kullanırlar. Buradan verdiğimiz şu görüntü var ya, bu mesaj varsa tüm hevesleri kursakta bırakıyor. Bu meydandan tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet mesajı yükseliyor.

Bazı başlangıçlar vardır ki tarihin akışını değiştirir, biz de cumhuriyetimizin yeni asrına böyle bir başlangıçla girmek istiyoruz.

İrili ufaklı onlarca beyliğiyle hep ayı vatan davasının peşinden gittik, gidiyoruz. İkinci bin yılın başında aynı heyecanla buradayız. 31 Mart’a hazır mıyız? İllerimizi maalesef bize yakışmaz hale getirenlerden geri almaya hazır mıyız? Bugün burada gerisinde çok büyük emeklerin, mücadelelerin olduğu vizyondan söz ediyoruz. Eser ve hizmetlerimizle cumhuriyetimizin kazanımlarını tahkim ettik.

Birilerini sürekli karamsarlık yaymaya çalışmasına bakmayın. Türkiye Yüzyılı’nın inşasının önüne geçilemeyecektir. Her fırsatta ne diyoruz bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız diyoruz. Mankurtlara rağmen bunu başaracağız. Rabbim yar ve yardımcımız olsun. Yeniden buluşmak ve kucaklaşmak dileğiyle sizleri Allah’a emanet ediyorum.”

Paylaşın

Okyanus Ve Deniz Sıcaklığı Yeni Bir Rekor Kaydetti

Tüm okyanus ve denizlerde ortalama su sıcaklığının yaklaşık iki haftadır 21,1 derece seviyesinde olduğu bildirildi. Okyanus suyu sıcaklıkları ile ilgili verilerin düzenli olarak kayıt altına alındığı son 40 yılda, hiçbir zaman bu kadar yüksek bir su sıcaklığına şahit olunmadığı ve 21,1 derecelik sıcaklığın Ağustos ayı için dahi çok fazla olduğu belirtiliyor.

Sene başında kamuoyu ile paylaşılan bilimsel bir araştırma raporunun sonuçlarına göre, dünya genelinde deniz ve okyanus sularının ısınma hızı, 1980’li yıllardan bu yana üç kat hızlanmış durumda. Pennsylvania Üniversitesi Öğretim Üyesi Michael Mann, “İklim nötr bir dünyaya ulaşamadığımız sürece bu ısınma trendi devam edecek ve biz her yıl okyanuslarda yeni rekorlar ölçeceğiz” diyor.

Okyanusların yüzeyindeki su sıcaklığı yeni rekor seviyelere çıktı. Hava durumu verileri ile iklimsel olayları modelleştirme üzerine çalışmalar yapan, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli Maine Üniversitesi tarafından düzenlenen Climate Reanalyzer adlı internet platformu, küresel çapta tüm okyanus ve denizlerde ortalama su sıcaklığının yaklaşık iki haftadır 21,1 derece seviyesinde olduğunu bildirdi. Okyanus suyu sıcaklıkları ile ilgili verilerin düzenli olarak kayıt altına alındığı son 40 yılda, hiçbir zaman bu kadar yüksek bir su sıcaklığına şahit olunmadığı ve 21,1 derecelik sıcaklığın Ağustos ayı için dahi çok fazla olduğu belirtiliyor.

Okyanus ve denizlerdeki su sıcaklığının anormal derecede artması, yaklaşık altı aydan bu yana yaşanan bir olgu. Geçen Mart ayından beri su sıcaklığı her ay, bir önceki aya oranla artıyor. Daha önce son rekor sıcaklık, 2016 yılının Mart ayında 21 derece ile ölçülmüştü. Geçen Nisan ayında, ortalama okyanus sıcaklığının ilk kez 21,1 dereceye ulaştığı duyuruldu.

Dünyadaki deniz ve okyanuslarda su sıcaklığının bu seviyelere çıkmasının ana sebebi olarak sera gazları gösteriliyor. Uzmanlar bu gazlar nedeniyle oluşan sıcaklığın yüzde 90’dan fazlasının okyanuslar tarafından emildiğini dile getiriyor. Potsdam İklim Etki Araştırmaları Enstitüsü’nden (PIK) Anders Levermann, sıcaklık artışının görünürde çok az ve ondalık rakamlarla ifade edilecek kadar düşük olsa bile, bunun tahayyül edilmesi zor miktarda fazla suyun ısınması anlamına geldiğini ifade ederek, suyun havaya oranla sıcaklığı üç bin kat daha fazla emdiğini vurguluyor.

Gezegenimizde, yıl içinde okyanus suyu sıcaklığı iki kez pik yapıyor. Bunlardan ilki Mart ayında, güney yarımkürede yaz mevsimi sona ererken, diğeri de Ağustos ayında kuzey yarımkürede yaz mevsimi bitmek üzere iken. Levermann, güney yarımkürede okyanuslarla kaplı alanın çok daha fazla olduğunu belirterek, “Bu nedenle bu bölgenin yaz etkisinin genelde daha baskın” olduğunu vurguluyor. Levermann’a göre, bu yıl Ağustos ayında ortalama su sıcaklığının bu derece yüksek olmasının sebebi ise, Atlas Okyanusu’nun kuzeyinde yaşanan daha önce görülmemiş sıcaklıklar.

Geride kalan on yıllarda, Atlas Okyanusu’nun kuzey yarımkürede kalan kısmında, 1 Ağustos’lardaki ortalama sıcaklık 23,6 dereceydi. Ancak içinde bulunduğumuz 2023’ün 1 Ağustos günü bu veri 25 derece, yani nerede ise bir buçuk santigrat daha fazla tespit edildi. “Bu çok büyük bir artış” diyen Levermann, bu olağanüstü artışın El Nino fenomeni ile bir ilgisi olmadığını vurgulayarak, gündeme gelen El Nino’nun henüz başlangıç safhasında olduğunu dile getiriyor. Ancak Anders Levermann’ın, atmosferdeki sıcak hava dalgaları dışında, son aylarda Kuzey Atlantik’teki sıcaklık artışının nedenlerine dair bazı teorileri var.

İklim araştırmacısı Levermann, küresel ısınmanın bir sonucu olarak Körfez Akıntısı’nın (Gulfstream) on yıllardan bu yana zayıfladığını ve aslında bunun Kuzey Atlantik’te soğumaya yol açması beklenebilecek iken, birbirine bağlı iki akıntıdan biri durunca bir sıcaklık birikmesi yaşanıyor olabileceğini belirtiyor. ABD’nin doğu kıyılarına paralel olarak İzlanda’nın güneyine kadar taşınan sıcak suyun, söz konusu akıntının zayıflaması sonucu İspanya ve Fransa açıklarında kaldığını ve daha güneye gidemediği için burada biriktiği tezini ortaya atan Levermann, böyle bir olasılığın mümkün olabileceğini ifade ediyor.

Yaşanan sıcaklık artışının denizlerdeki ekolojik sistem için bir felaket anlamına geldiğini aktaran Levermann, bu sistemin istikrara karadaki yaşam alanlarından daha fazla alışkın olduğunu belirterek, olası değişimlere karşı çok hassas olduklarını vurguladı. Balıkçıların, deniz ve okyanus suyu sıcaklığındaki artışın etkilerini yaşayacağını dile getiren Anders Levermann, “Darmadağın ettiğimiz sayısız besin zinciri ve ağı var” diyor.

Körfez Akıntısı’ndaki yön değişikliğinin Kuzey Atlantik bölgesinde, El Nino’da yaşanana benzer bir şekilde atmosfere daha fazla sıcaklık taşıdığını da dile getiren Levermann, bunun da aşırı hava olayları riskini arttırdığını belirtiyor.

“Her yıl yeni bir rekor”

Sene başında kamuoyu ile paylaşılan bilimsel bir araştırma raporunun sonuçlarına göre, dünya genelinde deniz ve okyanus sularının ısınma hızı, 1980’li yıllardan bu yana üç kat hızlanmış durumda. İki ayda bir yayınlanan Advances in Atmospheric Sciences (Atmosfer Bilimlerindeki Gelişmeler) adlı bilim dergisinde yayınlanan araştırma sonuçları, suyun 2 bin metre kadar derinliğindeki katmanlarda 2022 yılında ölçülen sıcaklığın rekor seviyede olduğunu ortaya koyuyor. Bilim insanlarına göre bu rekor 2023’te büyük olasılıkla kırılacak. Söz konusu araştırmanın raportörlerinden, Pennsylvania Üniversitesi Öğretim Üyesi Michael Mann, “İklim nötr bir dünyaya ulaşamadığımız sürece bu ısınma trendi devam edecek ve biz her yıl okyanuslarda yeni rekorlar ölçeceğiz” diyor.

Okyanusların, sıcaklığı depolamasından dolayı iklim sisteminin uzun vadeli bir hafızaya sahip olduğunu belirten Levermann, “Doğal gaz, petrol ve her şeyden önemlisi kömür yakmayı bırakmalıyız. Zira atmosferdeki sıcaklık, biz karbondioksit üretmeyi bıraktıktan sonra daha uzun süre düşmeyecek” uyarısında bulunuyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Kur’an Yakma Eylemleri: Danimarka’dan Eylemleri Suç Sayacak Yasa Tasarısı

Danimarka Adalet Bakanı Peter Hummelgaard, “Hükümet, bir dini topluluk için dini önemi olan nesnelerin uygunsuz muamelelere maruz kalmasını yasaklayacak bir yasa tasarısı önerisinde bulunacak” dedi.

Haber Merkezi / Adalet Bakanı Hummelgaard, açıklamasının devamında, “Yasa tasarısı, örneğin Kuran, İncil ya da Tevrat’ın kamuya açık alanlarda yakılmasını cezalandırılan bir suç haline getirecek” ifadelerini kullandı. Hummelgaard, “Fikirleri ifade etmenin birşeyleri yakmaktan daha medeni yolları olduğuna inanıyorum” dedi.

Yeni yasayı çiğnemenin para cezası ya da iki yıla kadar hapisle cezalandırılabileceğini belirten Hummelgaard, parlamentonun yasa tasarısını ne zaman oylayacağına ilişkin bilgi vermedi.

Yasal düzenleme girişimine destek veren Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Lokke Rasmussen de bu yaz kamuya açık alanlarda gerçekleştirilen çok sayıda Kur’an yakma eyleminin ardından ülkede terör tehlikesinin belirgin biçimde arttığına dikkat çekti.

El Kaide’nin İsveç ve Danimarka’da Kur’an yakma eylemlerine karşı misilleme saldırıları düzenlenmesi için Müslümanlara çağrıda bulunduğuna dair haberlerin ortaya çıkmasının ardından Danimarka iç istihbarat servisi PET, İsveç ve Danimarka’ya yönelik yeni güvenlik tehditlerinin bulunduğunu doğrulamıştı. İki ülkede de sınır güvenliği artırılmış ve denetimler sıkılaştırılmıştı.

Danimarka muhalefeti ise güvenlik tehditlerine rağmen, ülkede ifade özgürlüğü kapsamında sayılan eylemlerin suç kapsamına alınmasına karşı çıkıyor. Ülkedeki dokuz muhalefet partisinden yedisi bu ayın başında “özgürlüklerin dini dogmalara ağır basması gerektiğini” savunan ortak bir açıklama yayımlamıştı.

Komşu ülke İsveç de gerginlikleri azaltmak için Kuran yakma eylemlerini hukuki olarak sınırlamanın yollarını aradığını kaydetmişti. Son dönemde Kuran yakma eylemlerinden kaynaklanan tehditler nedeniyle İsveçli yetkililer, ülkedeki terör tehdidi seviyesini yükseltmişti.

Paylaşın

Kur Korumalı Mevduatın Devlete Zararı 565 Milyar Lira

Kur Korumalı Mevduat (KKM) uygulamasını bir ”hata” olarak tanımlayan CHP’li Cevdet Akçay, uygulamadan kademeli çıkış adımlarının Hazine üzerinde oluşturacağı maliyet yüküne işaret etti. Akay, uygulamanın kamuya olan zararının 565 milyar lira olduğunu aktardı.

CHP’li Akay, ”İktidar; çaresizlerin parası işsizlik maaşındaki damga vergisinden, ateşe verdiği mutfağın mutfak tüpündeki ÖTV’den, açlığa mahkum ettiği beşikteki bebeklerin bezindeki KDV’den, kısacası vatandaşa hizmet için toplanan vergileri zenginlere dağıtmıştır” dedi.

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) Kur Korumalı Mevduatla (KKM) ilgili son tebliği piyasalar kapandıktan sonra açıklanmasına rağmen bilgiyi alan yurtdışı fonlarının seans başlar başlamaz satışa geçtiği görülmüştü. Borsada yabancı yatırımcıya bakanlık içerisinden bilgi taşındığı iddia edildi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Karabük Milletvekili ve Plan Bütçe Komisyonu Üyesi Cevdet Akay, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında konuyu gündeme getirdi.

Kur Korumalı Mevduat uygulamasını bir ”hata” olarak tanımlayan Akay, uygulamadan kademeli çıkış adımlarının Hazine üzerinde oluşturacağı maliyet yüküne işaret etti. Uygulamanın kamuya olan zararının 565 milyar lira olduğunu aktaran Akay, ”İktidar; çaresizlerin parası işsizlik maaşındaki damga vergisinden, ateşe verdiği mutfağın mutfak tüpündeki ÖTV’den, açlığa mahkum ettiği beşikteki bebeklerin bezindeki KDV’den, kısacası vatandaşa hizmet için toplanan vergileri zenginlere dağıtmıştır” dedi.

Kur Korumalı Mevduattan çıkış ve Merkez Bankası’nın faiz artırımı hamlelerini ”nafile” çabalar olarak değerlendiren Akay, ”’U’ dönüşleriyle meşhur AKP iktidarı, şimdi de yanlış ekonomi politikalarından ‘U’ dönüşü yapmaya çalışıyor. Gelir adaletsizliğini katlayarak artıran, vatandaşı açlığa savuran irrasyonel ekonomi modelinden ekonomiyi rasyonel zemine döndürmeye çalışıyor. Ama kısa vadede bu yapmanın olanağı yoktur, çünkü iktidar ekonomiyi bataklığa saplamış durumdadır” ifadelerini kullandı.

‘Borsada vurgun yapıldı, devlet seyirci kaldı’

Borsa İstanbul’da vurgun yapıldığı iddialarını da Meclis’e taşıyan Akay, şöyle konuştu: ”Merkez Bankası’nın KKM ile ilgili son tebliği, piyasalar kapandıktan sonra açıklanmasına rağmen bu bilgiyi önceden haber alan Amerikan ve İngiliz yatırım fonları seans başlar başlamaz satışa geçti. Yani Amerikan ve İngiliz bankaları tebliği daha önceden öğrendiği için hisseleri boşalttı ve ciddi bir vurgun yaptı.

Piyasada birkaç haftadan beri “bankalar ucuz, yabancı yatırımcılar banka hisselerinde yüklü alım yapıyor” haberleri pompalanıp fiyatların yükselmesine neden olundu. Aracı kurumların hemen hepsinin model portföylerinde birkaç bankanın yer alması yerli yatırımcıyı da bankacılık sektörü hisselerine yöneltti. Ucuz kalmış bankacılık sektöründe kimse yüzde 5’lere varan bir düşüş yaşandı. Tebliğ öncesi bankacılık sektöründe milyonlarca lot hissenin satışıyla çöküş başladı.

Yasadışı olan İnsider Trading (içeriden bilgi alanların ticareti) yoluyla haksız kazanç sağlama olarak değerlendirilen KKM haberinin sızdırılması yerli ve küçük yatırımcılar büyük bir zarara uğratıldı. Piyasalar kapalıyken bu tebliğin yayınlanacağını kimler sızdırdı? Bakanlık içindeki köstebekler kimler? Devletimizi zarara uğratan bu vatan hainleri kimler? Bu sızdıranlar hakkında neden hala bir soruşturma açılmadı? Borsada haksız kazanç elde edenler neden açıklanmıyor?”

(Kaynak: Sol Haber)

Paylaşın

Venüs’te “Olası Yaşam Belirtileri” Bulundu

Dr. Michelle Thaller, “Venüs’ün atmosferinde olası yaşam belirtileri görüyoruz. Muhtemelen Jüpiter ve Satürn’ün buzlu uydularındaki buzun altında da hayat olabilir. Güneş Sistemi basit yaşamla, mikrobik yaşamla dolu olabilir. Uzayda yaşımı keşfettiğimizi söyleyebilmemiz için yüzde 100 kesinliğe ulaşmamız gerekiyor ve henüz buna sahip değiliz.” dedi.

Dr. Thaller, “Venüs’ü hiç beklemiyordum. Venüs şu anda atmosferinde bakteriler tarafından üretilebilecek gibi görünen maddeleri gördüğümüz bir gezegen. Bence Güneş Sistemi’nde hayat olduğuna dair kanıt elde etmemiz sadece bir zaman meselesi. Henüz elimizde kesin bir kanıt yok. Dışarıda bir yaşam olduğunu düşünüyor muyum? Kesinlikle.” ifadelerini kullandı.

NASA’nın Goddard Uzay Uçuş Merkezi’nde araştırmacı olarak görev yapan Dr. Michelle Thaller, ABD’nin New York kentinde yer alan Artechouse’da düzenlenen ve ziyaretçileri derin bir uzay keşfi deneyimine sürüklemeyi amaçlayan ‘Beyond the Light’ (Işığın Ötesi) adlı sergisinde The Sun gazetesine konuştu.

Thaller, “Kesinlikle başka bir gezegende yaşam bulacağımızı düşünüyorum. Mars’ta, Dünya’da olsaydı yaşamdan kaynaklandığını söyleyeceğimiz bir kimya görüyoruz. Ancak asıl soru şu: Mars’ı ne kadar iyi anlıyoruz ve bir şeyler bizi kandırıyor mu?” diye konuştu.

Thaller sözlerine şöyle devam etti: “Venüs’ün atmosferinde olası yaşam belirtileri görüyoruz. Muhtemelen Jüpiter ve Satürn’ün buzlu uydularındaki buzun altında da hayat olabilir. Güneş Sistemi basit yaşamla, mikrobik yaşamla dolu olabilir. Uzayda yaşımı keşfettiğimizi söyleyebilmemiz için yüzde 100 kesinliğe ulaşmamız gerekiyor ve henüz buna sahip değiliz.”

‘Venüs’ü hiç beklemiyordum’

Diğer taraftan, tüm bu seçenekler arasında Dr. Thaller, Venüs’ün yaşam barındırma potansiyeli konusunda heyecan duyuyor. Kalın asidik atmosferinin altında 475 derece kavurucu sıcaklıklara maruz kalan Venüs,oraya inen bir insanı anında öldürebilir, ancak yine de birçok çalışma, bu gezegenin bulutlarında mikrobik yaşamın olabileceğini gösterdi.

Dr. Thaller, “Venüs’ü hiç beklemiyordum. Venüs şu anda atmosferinde bakteriler tarafından üretilebilecek gibi görünen maddeleri gördüğümüz bir gezegen. Bence Güneş Sistemi’nde hayat olduğuna dair kanıt elde etmemiz sadece bir zaman meselesi. Henüz elimizde kesin bir kanıt yok. Dışarıda bir yaşam olduğunu düşünüyor muyum? Kesinlikle.” diye konuştu.

(Kaynak: Sputnik Türkçe)

Paylaşın

Açlık Sınırı 13 Bin 700 Lirayı Aştı; Asgari Ücret 11 Bin 402 Lira

En düşük emekli aylığının 7 bin 500 lira, asgari ücretin 11 bin 402 lira, en düşük memur maaşının 20 bin 350 lira ve gerçek işsiz sayısının 9 milyonu aştığı Türkiye’de açlık ve yoksulluk riski her geçen gün daha da artıyor.

Haber Merkezi / Dört kişilik bir ailenin açlık sınırı ağustos ayında bin liraya yakın artarak 13 bin 701 liraya kadar yükselirken, yoksulluk sınırı da 38 bin lirayı aştı. Bir yıl öncesine göre açlık sınırı 6 bin 149 lira, gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama 10 bin 106 lira, yoksulluk sınırıysa son yılda toplam 16 bin 525 lira arttı.

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu’nun, Ar-Ge birimi KAMU-AR’ın, dört kişilik bir ailenin, dengeli ve sağlıklı beslenebilmesi için tüketmesi gereken gıda ile beslenmenin yanı sıra diğer ihtiyaçlarını da insan onuruna yaraşır bir şekilde yoksunluk hissi çekmeden karşılayabilmesi için yapması gereken harcamaları dikkate alarak hesapladığı açlık-yoksulluk sınırı araştırmasının Ağustos 2023 sonuçları açıklandı.

Seçimlerin geride kalmasıyla birlikte başta gıda, ulaşım ve barınma olmak üzere tüm alanlarda hızlanan fiyat artışları; en düşük emekli aylığının 7 bin 500 lira, asgari ücretin 11 bin 402 lira, en düşük memur maaşının 20 bin 350 lira ve gerçek işsiz sayısının 9 milyonu aştığı Türkiye’deki açlık ve yoksulluk riskini her geçen gün daha da artırıyor. Dört kişilik bir ailenin açlık sınırı ağustos ayında bin liraya yakın artarak 13 bin 701 liraya kadar yükselirken, yoksulluk sınırı da 38 bin lirayı aştı.

Açlık sınırı son bir yılda 6 bin 149 lira arttı

Açlık sınırı ağustosta bir önceki aya göre 981 lira artarken, gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama 3 bin 308 lira yükselerek 24 bin 572 liraya çıktı. Her ikisinin toplamından oluşan yoksulluk sınırı ise önceki aya göre 4 bin 289 lira arttı. Bir yıl öncesine göre ise açlık sınırı 6 bin 149 lira, gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama 10 bin 106 lira arttı. Yoksulluk sınırı ise son yılda toplam 16 bin 525 liralık artış gösterdi.

Ankara’da en fazla alış-veriş yapılan marketlerden derlenen fiyatlara göre, dengeli beslenebilmek için et- balık- yumurtaya aylık olarak harcanması gereken tutar ağustosta bir önceki aya göre 112 lira arttı, 2022 yılının aynı ayına göre ise bin 842 lira artarak 3 bin 658 lira oldu.

Yoksulluk sınırının belirlenmesinde gıda dışı gereksinimlerin fiyat değişimleri de esas alınarak yapılan araştırmaya göre, dört kişilik bir ailenin gıda dışındaki gereksinimlerini “yoksunluk hissi duymadan” karşılayabilmesi için gereken harcama tutarı da ağustosta 24 bin 572 liraya yükseldi.

Ağustosta dört kişinin giyim ve ayakkabı harcamaları bin 272 liraya çıkarken, barınma (kira dâhil) harcamaları 4 bin 864 liraya yükseldi, ev eşyası harcamaları 3 bin 271 lira, sağlık harcamaları bin 83 lira oldu. Ulaştırma harcamaları 7 bin 754 liraya çıktı, haberleşme harcamaları 927 lira, eğlence ve kültür harcamaları 815 lira, eğitim harcamaları 504 lira, tatil-otel harcamaları 2 bin 614 lira ve çeşitli mal ve hizmetlerle ilgili harcamalar bin 468 lira oldu.

Dört kişilik bir ailenin insan onuruna yaraşır bir şekilde yoksunluk hissi çekmeden yaşayabilmesi için yapması gereken gıda ile gıda dışı harcamaların toplam tutarını gösteren yoksulluk sınırı ise ağustosta 4 bin 289 lira daha artarak 38 bin 273 liraya yükseldi. Yoksulluk sınırında, son bir yıllık dönemdeki artış ise 16 bin 525 lira olarak gerçekleşti.

Paylaşın