Akşener Hakkındaki “FETÖ” Soruşturmasında Takipsizlik Kararı

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2016 yılında “FETÖ (Fethullahçı Terör Örgütü) suçlaması” iddiasıyla başlatılan soruşturmada 7 yıl sonra kovuşturmaya yer olmadığı yönünde karar çıktı.

İYİ Parti lideri Akşener soruşturmayla ilgili 2019 yılında “Hakkımda yapılan soruşturmanın, ‘At izi mi, it izi mi?’ olduğunun tespiti, sürecin sorumlularının belirlenmesi ve FETÖ’nün siyasi ayağının ortaya çıkarılması için soruşturma üzerindeki gizlilik kararının ivedi olarak kaldırılmasını ve ifademe başvurulmasını talep ediyorum” ifadelerini kullanmıştı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener hakkında, 2016 yılında “gizli tanık” beyanlarına dayandırılarak; “FETÖ suçlaması” iddiasıyla başlatılan soruşturmada savcılık, yedi yıl sonra kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi. “Lekelenmeme hakkının, suçsuzluk karinesinin bir sonucu olduğunun” belirtildiği kararda, “Gizli tanık beyanının tek başına hükme esas alınamayacağı” değerlendirmesi yapıldı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener hakkında; Cizre’den “Yağmur” kod adlı bir gizli tanığın iddiaları üzerine, 2016 yılında, “FETÖ üyeliği” iddiasıyla ile soruşturma başlatmıştı. Soruşturmada gizlilik kararı alınmıştı.

Akşener, pek çok açıklamasında hakkındaki soruşturmayı anımsatmıştı. Akşener, “Siz devletsiniz, böyle bir iddiayı ciddiye aldığınız anda bile, gelip beni almanız gerekir. Ya gereğini yapın ya da bu saçmalığa bir son verin” demişti. Akşener, avukatı aracılığıyla birçok kez savcılığa başvurmuş, ifadesinin alınmasını istemişti. Akşener’in talepleri yerine getirilmemişti.

ANKA’nın haberine göre Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturmanın açılmasından yaklaşık yedi yıl sonra, 22 Ağustos 2023’te kovuşturmaya yer olmadığı kararını verdi. Karar, bugün avukatı aracılığıyla Akşener’e tebliğ edildi.

Kararda, şu değerlendirmeler yapıldı: “Suçsuzluk karinesinin, adil yargılanma hakkının uzantısı olan temel bir hak olduğu, lekelenmeme hakkının da suçsuzluk karinesinin bir sonucu olarak ortaya çıktığı gözetilerek,

… Gizli tanık beyanının tek başına hükme esas alınamayacağı, şüphelinin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatlı olduğuna, örgüt ile hiyerarşik bağ kurup; süreklilik, çeşitlilik, yoğunluk içeren eylemlerde bulunarak silahlı terör örgütü üyesi olduğuna ve bunu son döneme tek sürdürdüğüne ilişkin hakkında kamu davasının açılmasını haklı kılacak nitelikte her türlü şüpheden uzak, yeterli, kesin ve inandırıcı bir delil elde edilemediğinden hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermek gerekmiştir.”

“Terör örgütlerine asla geçit yoktur”

Bu arada İYİ Parti Sözcüsü ve Ankara Milletvekili Kürşad Zorlu, karara ilişkin bir açıklama yaptı. Zorlu’nun sosyal medya hesabından “Bir iftira ve kara propagandanın çöküşü” başlıklı açıklaması şöyle:

“Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener ile ilgili olarak, (sözde) bir gizli sanığın iddiaları ile 2016 yılında başlatılan, (sözde) FETÖ soruşturmasında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 22 Ağustos 2023 (dün) tarihli kararıyla kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Unutmamak gerekir ki, Genel Başkanımız, gizlilik kararıyla yürütülen bu soruşturmada ifade vermek için birçok kez Savcılığa başvuru yapmış; “Bu iddianızı ispatlayıp, gereğini yapın. Ben buradayım.

İspatlayamazsanız da şerefsizsiniz” demiş olmasına rağmen ifadesine bile başvurulmamıştı. Aradan geçen 7 yıl sonra çıkan bu karar, söz konusu soruşturmayı bahane ederek yalan ve iftira kampanyası yürütenlere, onların kullanışlı aparatlarına çok geçte olsa hukuk zemininde verilmiş net bir cevaptır. Bizim nazarımızda zaten “yok hükmünde” olan bir iftira resmi bakımdan da yerle yeksan olmuştur. Bir kez daha vurgulamak isteriz ki: İYİ Parti’nin ve Genel Başkanımızın olduğu yerde terör örgütlerine asla geçit yoktur… Saygılarımızla… “

Paylaşın

“AK Parti, Kur Korumalı Mevduat Bombasını Devalüasyonla Çözmek İstiyor”

“AKP, KKM bombasını devalüasyon ile çözmek istiyor” diyen CHP’li Özgür Karabat, KKM’de biriken tutarın 3 trilyon 357 milyar olduğunu ve bunun toplam mevduatın yarısına yakın bir seviyeye denk geldiğini hatırlatarak “Burada devletin yapacağı ödeme 600 milyar TL’yi aşacak gibi duruyor. Kur tutulamazsa, ki bu ihtimal oldukça yüksek, KKM’nin maliyeti trilyon liraları bulabilecek” dedi.

Karabat AKP’nin söz konusu riskin farkında olduğunu belirterek “Bir süre bu yatırımcılar TL’de yüksek faizle tutulacak. Yerel seçimler sonrasında TL devalüe edilip bu paraların reel değeri kaybolacak. Böylece KKM varlıklarının ekonomiye tehdidi bertaraf edilecek. Ancak bunun bedeli zincirleme şirket iflasları ve işsizlik olacak” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Özgür Karabat, hükümetin Kur Korumalı Mevduat’tan (KKM) çıkış için atacağı adımları sosyal medya hesabından madde madde sıraladı. Karabat’ın açıklaması şöyle:

“AKP, KKM bombasını devalüasyon ile çözmek istiyor:

1) Verilerle oynayan, yalan bilgilerle ekonomiyi iyi göstermeye çalışan AKP, yolun sonuna geldiğini anladı. Şimdi çok tehlikeli bir planı devreye aldılar. Tek tek anlatalım…

2) Kur Korumalı Mevduat (KKM) ile 2021’in Aralık ayından 2023 Mayıs’ına kadar zar zor gemiyi yüzdüren AKP, öve öve bitiremediği KKM’den şimdi kurtulmak istiyor. Çünkü algılarla ne kadar oynarsanız oynayın, matematik yalan söylemez.

3) KKM’nin büyüklüğü 3 trilyon 357 milyar TL’ye ulaştı. Toplam TL mevduatın yarısına yakın bir seviye. Ancak diğer mevduatlar bankaların yükümlülüğünde. KKM’de kamunun da yükümlülüğü var. Burada devletin yapacağı ödeme 600 milyar TL’yi aşacak gibi duruyor.

4) Kur tutulamazsa, ki bu ihtimal oldukça yüksek, KKM’nin maliyeti trilyon liraları bulabilecek. Risk ne kadar büyük, GSYH ile karşılaştıralım. GSYH 2023 ilk çeyreğinde cari fiyatlarla 4,6 trilyon TL oldu. 2022’de yıllık GSYH 15 trilyon TL seviyesindeydi

5) 3,3 trilyon liralık devasa bir menkul birikiminin dövize gitmemesi için KKM taahhüdü yatırımcıyı durduruyordu. Şimdi bankalara KKM yapmayın talimatı verildi. Karşılığında KKM’ler yüksek faiz vaatleri ile mevduat hesaplarına çekilecek. Böyle döviz taahhüdü kalkmış olacak.

6) Bir süre bu yatırımcılar TL’de yüksek faizle tutulacak. Yerel seçimler sonrasında TL devalüe edilip bu paraların reel değeri kaybolacak. Böylece KKM varlıklarının ekonomiye tehdidi bertaraf edilecek. Ancak bunun bedeli zincirleme şirket iflasları ve işsizlik olacak.

7) AKP, seçim sonrasında çıkıp “Döviz olması gereken yere geldi, KKM sorunu çözüldü, şimdi toparlanma zamanı” deyip ondan sonraki 4 yıl boyunca yeni bir masal anlatacak. Ama bunların hiçbiri tutmaz.

8) Öyle plansız ve öngörüsüz politikalar yürütülüyor ki, KKM’nin bu kadar büyüyeceği, 2022 milli gelirinin 5’te 1’i seviyesine ulaşabileceği tahmin bile edilemedi. Şimdi ondan kurtulmak için de yıkıp dökecekler.“

Paylaşın

İYİ Parti İle MHP Arasında 3. Yol Polemiği: Akşener’le Görüştüm

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İYİ Parti’ye 31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimler için çağrı yaparak “Çağırdık dönmediniz yuvaya, yerel iktidarda komşu olalım ülke hayrına” ifadelerini kullanmış ve sonrasında karşılıklı açıklamalar gelmişti.

Karşılıklı açıklamalar, İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Tolga Akalın’ın, “Komşuluk yetmez, yeni bir yol arkadaşlığına ihtiyacımız var” açıklamasıyla yeni bir boyut kazanmıştı.

Bahçeli’nin çıkışına “Üçüncü yol” çağrısı yapan Akalın, son olarak, çağrıdan önce İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ile konuştuğunu söyledi.

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Akalın, Halk TV’de Şule Aydın ile Kayda Geçsin’in konuğu oldu. Gazeteciler Timur Soykan ve Murat Ağırel’in sorularını yanıtlayan Akalın, “Parti içerisinden “Üçüncü Yol” çağrısına yanıt veren oldu mu?” sorusuna, “Tabanın bu çağrıya çok olumlu bir bakışı olduğunu biliyorum” yanıtını verdi.

“Akşener’in bu çağrıdan haberi var mıydı?” sorusuna da yanıt veren Akalın, “30 yıldır siyaset yapıyorum ben. Konuştuk” dedi.

MHP ile birlikte yerel seçimde ittifak yapılır mı sorusuna yanıt veren Akalın, “Bizim Türkiye’ye üçüncü bir yol açmamız gerekiyor. Türk milliyetçilerinin 21. yüzyılda onu kuran fikrin sahiplerinin onu yeniden yönetmesi idealine de canı gönülden inanıyorum” dedi.

AKP ve MHP’nin ittifakına ilişkin 15 Temmuz Darbe Girişimini anımsatarak konuşan Akalın, “Darbe teşebbüsü çok büyük bir hadiseydi. Bunu bazıları ucuzlaştırmaya çalıştılar. Tahmin ediyorum, böyle bir tavır göstermelerinin sebebi -onlar da Türk milliyetçisi insanlar- orada bir başka ağır durum söz konusu olduğu için böyle bir yorum yaptılar diyorum. Ben böyle yapmam o ayrı mesele. O günün koşullarında böyle bir yorum yapmış olabilirler ama bugün o koşullar değişti” dedi.

Akşener’in beklenen “26 Ağustos” açıklamasına ilişkin de konuşan Akalın, “Temel koordinatlarını verecektir sayın genel başkanımız. Somutlaştırılması Ekim ayını bulacaktır” dedi.

Ne olmuştu?

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Tolga Akalın, Twitter hesabından MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “komşuluk” çağrısına cevap vererek, “Komşuluk yetmez, yeni bir yol arkadaşlığına ihtiyacımız var” demişti.

Akalın sözlerine şöyle devam etmişti: “Diğer yandan tüm ömrünü bir davaya vakfetmiş ve hayatta tek arzusu Türk milliyetçiliğinin iktidarını görmek olan milliyetçi/ülkücü harekete de bir iktidar borcumuz var. Türk milliyetçilerinin iktidarı ise ancak yeni bir ‘Türk Çağı’nı başlatacağımız, üçüncü yolu açmaktan geçmektedir. İnanıyorum ki bu çağrı milletimizin ekseriyetinde de büyük karşılık bulacaktır.”

Akalın’ın sözlerine MHP cephesinden gelen yanıtta ise MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, açıklamasında, “Son seçimlerde seçmen kitlesinin genel temayülü analiz edildiğinde ortaya çıkmıştır ki Türk milliyetçiliği ülküsü; açıktan bölücülük yapanlar hariç olmak üzere, bütün siyasi partilerin yönelimini, bütün kesimlerin rengini ve eğilimini tayin etmektedir.

Yalnız Türkiye’de değil, dünyada da giderek yükselen bir değer konumundaki milliyetçilik; Türkiye’nin iç dinamikleri kadar, uluslararası ilişkiler bağlamındaki bölgesel ve küresel hamlelerine de istikamet vermektedir” ifadesini kullanmıştı.

“Türkiye’de öteden beri politik gündemin belirleyici ve sürükleyici unsuru olarak öne çıkan milliyetçilik, şu sıralarda, içine düştükleri siyaset çıkmazında bocalayan kimi çevrelerce 3. yol olarak gösterilmeye çalışılmaktadır” sözleriye İYİ Parti’ye göndermede bulunmuştu.

Paylaşın

CHP’den Ali Babacan Açıklaması: Çok Aldırmamak Lazım

DEVA Partisi Lideri Ali Babacan’ın “CHP tek başına seçim kazanamaz” şeklindeki sözlerin yanıt veren CHP’li Gökhan Günaydın, “Yüzde 2‘lik olup olmadığı belli olmayan insanların atıp tutmalarına çok aldırmamak lazım” dedi ve ekledi:

“Sandık sonuçlarını bilemiyoruz. Sandık çıkış anketlerini biliyoruz ama onları da kimse mahcup olmasın diye söylemiyoruz. ‘Tek başınıza seçim mi kazanabilirsiniz?’ sorusuna ‘Kazanacağımız yerler var, kazanamayacağımız yerler var’ şeklinde cevap veririz. Peki aynı soruyu biz sorsak yanıtı var mı bu sorunun?”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın “CHP tek başına seçim kazanamaz” şeklindeki sözlerin yanıt verdi.

Halk TV’deki ‘Kayda Geçsin’ programında gazeteciler Şule Aydın, Timur Soykan ve Murat Ağırel’in sorularını yanıtlayan Günaydın, DEVA Partisi lideri Babacan’ı CHP’ye ilişkin sözleri nedeniyle isim vermeden eleştirdi.

Günaydın, “Saadet Partisi, Gelecek Partisi, DEVA Partisi, belki İYİ Parti onlara katılır katılmaz bilmem, belki Demokrat Parti… Onlar milletvekilliği seçimlerinde kendi aralarında bir ittifakla girselerdi de, cumhurbaşkanlığı seçiminde tıpkı İYİ Parti’nin yaptığı gibi tek adaya ortak oy verselerdi, kim kaybederdi?” ifadelerini kullandı.

“Yüzde 2‘lik olup olmadığı belli olmayan insanların atıp tutmalarına çok aldırmamak lazım” diyen Günaydın, sözlerine şöyle devam etti:

“Sandık sonuçlarını bilemiyoruz. Sandık çıkış anketlerini biliyoruz ama onları da kimse mahcup olmasın diye söylemiyoruz. ‘Tek başınıza seçim mi kazanabilirsiniz?’ sorusuna ‘Kazanacağımız yerler var, kazanamayacağımız yerler var’ şeklinde cevap veririz. Peki aynı soruyu biz sorsak yanıtı var mı bu sorunun?”

Ali Babacan ne demişti?

Mayıs ayında yapılan seçimlerde CHP listelerinden 15 milletvekilini Meclis’e sokan DEVA Partisi’nin lideri Ali Babacan, geçen günlerde konuk olduğu Habertürk yayınında CHP’ye yönelik eleştirel değerlendirmelerde bulunmuştu.

“Özellikle seçim kaybedildikten sonra CHP’yi destekleyen medya, köşe yazarları, yorumcular biz ve diğer partiler için şiddetli bir şekilde ‘CHP bunları niye taşıdı, CHP bunlarla niye beraber oldu, niye bu kadar milletvekili verdi’ dediler” diyen Babacan, şu yorumu dile getirmişti:

“Bu sesi çok çıkanlara soruyorum: CHP’nin kendi başına bugün herhangi bir seçime girip Türkiye genelinde, Türkiye’nin tümü için kazanması mümkün mü? Ya siz hayal mi görüyorsunuz? Bu ülke öyle bir ülke mi? Bu ülkede ekseriyetin durduğu bir yer var.

AK Parti’ye oy veren seçmen şu anda ‘Allah bizi korumuş’ diyor. ‘Demek ki o zihniyet duruyor. Erdoğan’a karşı çıkıp parti kurmuş Ali Babacan’a bunu söyleyenler, CHP’nin içinde olduğu ittifak kazanırsa bize neler neler yaparlar diye düşünüyor AK Partili seçmen. İnanın bu dar ideolojik bakış olduğu sürece iflah olmaz.”

Paylaşın

Ukrayna-Rusya Savaşının Ağır Bilançosu: On Binlerce Ölü

Rusya’nın geçen yıl Şubat ayında başlattığı Ukrayna işgalinde bilanço her geçen gün ağırlaşıyor. Savaşta milyonlarca kişi ise yerlerinden edilirken, on binlerce kişi de hayatını kaybetti. Savaş dünyada gıda, petrol ve doğalgaz krizlerine de neden oldu.

Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu geçen yıl Eylül ayında yaptığı açıklamada savaşın başlangıcından beri 5 bin 937 Rus askerinin öldürüldüğünü söyledi. Ukrayna ise kaç askerinin öldüğünü hiç açıklamadı ve askeri kayıplarının savaş taktiklerini etkilediği için devlet sırrı olduğunu bildirdi.

Ukrayna’daki savaşın maliyetleri Moskova’nın mali durumunu giderek daha fazla zorlarken, Rusya 2023 savunma harcamaları hedefini iki katına, 100 milyar doların üzerine çıkardı. Bu rakam, tüm kamu harcamalarının üçte birini oluşturuyor. Rusya’nın askeri harcamaları arttıkça ve yaptırımlar enerji gelirlerini sıkıştırdıkça, Moskova bütçe açığını kontrol altında tutmakta zorlanıyor.

Ukrayna’nın nominal olarak en büyük destekçileri ABD, Avrupa Birliği, İngiltere, Almanya ve Japonya. Rusya ise, Batı’nın silah yardımlarının savaşı tırmandırdığı belirtiliyor.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin üzerinden 18 ay geçti. Bu sürede on binlerce kişi hayatını kaybetti, milyonlarca kişi ise yerlerinden edildi. Savaş dünyada gıda, petrol ve doğalgaz krizlerine de neden oldu.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’ne (OHCHR) göre, geçen ay sonu itibariyle savaşta 9 binden fazla sivil öldü ve 16 binden fazla sivil de yaralandı. Komiserlik, gerçek rakamların çok daha yüksek olduğunu tahmin ediyor. New York Times gazetesine göre, savaş yaklaşık 500 bin askerin ölümüne ya da yaralanmasına neden oldu.

Gazete Ukrayna’yı destekleyen Amerikalı yetkililere dayandırdığı haberinde, yaklaşık 120 bin Rus askerinin öldüğünü ve 170 bin ila 180 bin kadarının ise yaralandığını, Ukrayna’nın askeri kaybının ise 70 bin olduğunu, yaralı sayısının da 120 bin olduğunu belirtiyor.

Rus yetkililer ABD’nin Rus kayıplarına ilişkin tahminlerinin çok yüksek ve propaganda amaçlı olduğunu savunuyor. Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu geçen yıl Eylül ayında yaptığı açıklamada savaşın başlangıcından beri 5 bin 937 Rus askerinin öldürüldüğünü söyledi. Bu Rusya’nın açıkladığı son rakam oldu.

Ukrayna ise kaç askerinin öldüğünü hiç açıklamadı ve askeri kayıplarının savaş taktiklerini etkilediği için devlet sırrı olduğunu bildirdi.

24 Şubat 2022’de başlayan savaş 41 milyon nüfuslu Ukrayna’da insanların ülkelerini terk etmelerine de neden oldu. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), 2022 işgalinden bu yana milyonlarca Ukraynalının evlerini terk etmek zorunda kaldığını bildirdi.

UNHCR, Ukrayna’da tahmini 17 milyon 600 bin kişinin acil insani desteğe ihtiyaç duyduğunu, bunların arasında savaş nedeniyle ülke içinde yerinden edilmiş 5 milyondan fazla kişinin de bulunduğunu kaydetti. Ajansın verilerine göre Avrupa genelinde Ukrayna’dan gelen 5 milyon 900 binden fazla mülteci kayıtlara geçmiş durumda.

Harvard Kennedy Okulu’na bağlı Belfer Center’a göre Rusya, savaşın başlangıcından bu yana Ukrayna topraklarının yüzde 11’ini, yani Massachusetts, New Hampshire ve Connecticut’ın toplamına eşdeğer bir alanı ele geçirdi.

Rusya’nın 2014 yılında Ukrayna’dan ilhak ettiği Kırım da eklendiğinde Rusya şu anda Ukrayna’nın yaklaşık yüzde 17,5’ini, yani yaklaşık 41 bin mil karelik (106 bin kilometrekare) bir alanı kontrol ediyor. Ukrayna Haziran başında yeni bir karşı saldırı başlattığından bu yana, iyice yerleşmiş Rus birliklerine karşı büyük bir ilerleme kaydedemedi.

Ukrayna kıyı şeridinin büyük bir bölümünü kaybetti, ekonomisi olumsuz etkilendi. Uluslararası Para Fonu’na (IMF) göre Ukrayna ekonomisi 2022 yılında yüzde 30 daraldı ve bu yıl yüzde 1 ila yüzde 3 oranında büyümesi bekleniyor. Rusya ekonomisi ise IMF’ye göre Rusya 2022’de yüzde 2,1′ daraldı, ekonominin bu yıl yüzde 1,5 büyümesi bekleniyor.

IMF Sözcüsü Julie Kozack geçen ay yaptığı açıklamada, “Orta vadede Rus ekonomisi çok uluslu şirketlerin ülkeyi terk etmesi, beşeri sermaye kaybı, küresel finans piyasalarından kopması ve politika tamponlarının azalması nedeniyle sekteye uğrayacak. Bu nedenle, orta vadede Rusya’da üretimin savaş öncesi tahminlere göre yüzde 7 daha düşük olmasını bekliyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

Reuters tarafından incelenen bir hükümet belgesine göre, Ukrayna’daki savaşın maliyetleri Moskova’nın mali durumunu giderek daha fazla zorlarken, Rusya 2023 savunma harcamaları hedefini iki katına, 100 milyar doların üzerine çıkardı. Bu rakam, tüm kamu harcamalarının üçte birini oluşturuyor.

Rusya’nın askeri harcamaları arttıkça ve yaptırımlar enerji gelirlerini sıkıştırdıkça, Moskova bütçe açığını kontrol altında tutmakta zorlanıyor.

Avrupa gaz pazarının büyük bir bölümünü kaybeden Rusya, ABD, Avrupa ve diğer güçlerin alımlarını sınırlandırmasına ya da sonlandırmasına rağmen petrolünü küresel pazarlara satmaya devam edebiliyor. Batı finans piyasalarından dışlanan Rusya ile ilgili savaşın ardından oligarklarının çoğuna yaptırım uygulandı.

CIA Direktörü William Burns bu yılın başlarında Putin’in Rusya’yı “zamanla Çin’in ekonomik kolonisi” haline getirme riski taşıdığını söyledi. Rusya, 1917 Bolşevik devriminden bu yana ilk kez yabancı tahvillerinde temerrüde düştü.

İşgal ve Batı’nın Rusya’ya uyguladığı yaptırımlar gübre, buğday, metal ve enerji fiyatlarında büyük artışlara yol açarak enflasyonist bir dalgayı ve küresel bir gıda krizini körükledi.

Rusya, Suudi Arabistan’dan sonra dünyanın en büyük ikinci petrol ihracatçısı ve dünyanın en büyük doğalgaz, buğday, azotlu gübre ve paladyum ihracatçısı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden kısa bir süre sonra uluslararası petrol fiyatları 2008 rekorlarından bu yana en yüksek seviyelerine çıktı.

ABD ve AB’den Ukrayna’ya destek

İşgalden bu yana ABD, Ukrayna’ya Stinger uçaksavar sistemleri, Javelin zırh savar sistemleri, 155mm obüsler ve kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer saldırılara karşı koruma ekipmanları da dahil olmak üzere 43 milyar dolardan fazla güvenlik yardımı taahhüt etti.

Kiel Dünya Ekonomisi Enstitüsü’ne göre Ukrayna’nın nominal olarak en büyük destekçileri ABD, Avrupa Birliği, İngiltere, Almanya ve Japonya. Rusya ise, Batı’nın silah yardımlarının savaşı tırmandırdığını söylüyor.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

ÖTV, Dolar Bazında Tüm Zamanların Rekoruna Koşuyor!

Hükümetin tahsil ettiği toplam vergi gelirleri içinde motorlu taşıtlardan alınan Özel Tüketim Vergisi’nin (ÖTV) payı 2023’te tüm zamanların en yüksek seviyesinde. Temmuz itibarıyla hükümetin topladığı 100 lira verginin 10 lirası motorlu taşıtlar ÖTV’sinden geldi.

2000 yılından bu yana bir yılda tahsil edilen en yüksek vergi miktarı 2022’de 10,1 milyar dolar olmuştu. 2023’ün ilk yedi ayında tahsil edilen vergi 9,8 milyar doları bulacak. 2000 yılından itibaren bu oran 2020’ye kadar yüzde 5’i görmedi. İlk yıllar bu oran yüzde 2-3 civarında seyrederken 2015 yılında yüzde 4,2’ye çıktı. 2019’da ise yüzde 2 oldu.

Motorlu taşıtlar Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) geliri rekora doğru ilerliyor. 2000 yılından bu yana bir yılda tahsil edilen en yüksek vergi miktarı 2022’de 10,1 milyar dolar olmuştu. 2023’ün ilk yedi ayında tahsil edilen vergi 9,8 milyar doları bulacak.

Hükümetin tahsil ettiği toplam vergi gelirleri içinde motorlu taşıtlardan alınan ÖTV’nin payı da 2023’te tüm zamanların en yüksek seviyesinde. Temmuz itibarıyla hükümetin topladığı 100 lira verginin 10 lirası motorlu taşıtlar ÖTV’sinden geldi. Bu miktar 2019 yılında 2 liraydı.

Toplam vergi gelirleri içinde motorlu taşıtlardan alınan ÖTV’nin oranı kaç?

Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre temmuz ayı itibariyle motorlu taşıtlar ÖTV geliri 209,8 milyar TL oldu. 2022’nin tamamında bu miktar 167,1 milyar liraydı.

Yüksek enflasyon ve seçimlerden sonra hızla yükselen döviz kurlarından dolayı TL yerine Amerikan doları bazında verilere bakmak daha anlamlı sonuçlar gösteriyor. Merkez Bankası’nın yıllık dolar kuru ortalaması üzerinden yapılan hesaplamaya göre yılın ilk yedi ayında hükümet motorlu taşıtlardan 9,8 milyar dolar vergi tahsil etti.

Bu miktar 2022’nin tamamında 10,1 milyar dolar olmuştu. 2000 yılından itibaren bu miktar dolar bazında en yüksek değer olmuştu. Ağustos ayı sonunda dolar bazında vergi geliri 2022’nin tamamını geçmiş olacak. Geri kalan dört ayda ise tüm zamanların rekorunun hangi noktaya kadar varacağı anlaşılacak.

Motorlu taşıtlar ÖTV geliri 2000’li yılların başında 2 milyar dolar altında seyretti. 2015’te 6 milyar dolarını aşan tahsilat 2019’da 2,4 milyar dolara kadar geriledi. Ancak sonra hızla yükselmeye başladı.

2000 yılından itibaren bu oran 2020’ye kadar yüzde 5’i görmedi. İlk yıllar bu oran yüzde 2-3 civarında seyrederken 2015 yılında yüzde 4,2’ye çıktı. 2019’da ise yüzde 2 oldu. Hükümetin 2019 yılında topladığı 100 liralık verginin 2 lirası motorlu taşıtlardan alınan ÖTV’den geldi.

2023’te ise temmuz itibariyle yüzde 10,2’ye kadar yükseldi. Bu sene hükümetin şu ana kadar tahsil ettiği 100 lira verginin 10 lira 20 kuruşu motorlu taşıtlar özel tüketim vergisinden geldi.

Öte yandan TÜİK ve AB İstatistik Ofisi Eurostat’ın verilerine göre euro bazında Avrupa’da araç fiyatlarının en pahalı olduğu ülke Türkiye. 2022 yılında 27 Avrupa Birliği (AB) ülkesi genelinde 100 euro karşılığı satın alınan bir aracın Türkiye fiyatı 144 euro oldu.

Bu hesaplama; ülkelerdeki ortalama maaş, asgari ücret veya kişi başına düşen milli gelir gibi değerleri dikkate almıyor. Türkiye’de 144 euroya satın alınan bir araç Almanya’da 99 euroya alınıyor. Ancak Almanya’daki bir kişinin aylık kazancı veya bu ülkedeki kişi başına düşen milli gelir Türkiye’ye oranla daha yüksek durumda.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Eski İYİ Partili Çıray, Akşener’in Altılı Masaya Nasıl Döndüğünü İlk Defa Açıkladı

14 ve 28 Mayıs’ta yapılan seçimlerin üzerinden 3 aya yakın bir süre geçmiş olsa da, İYİ Parti, CHP, Gelecek Partisi, Demokrat Parti, Saadet Partisi ve DEVA Partisi’nden oluşan Millet İttifakı veya Altılı Masa seçimi neden kaybetti tartışmaları devam ediyor. 

Tartışma başlıklarından biri de, Meral Akşener’in Altılı Masa’dan kakıp tekrar geri dönüşünün seçmen üzerindeki etkisi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Altılı Masa’da CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığı için hemfikir olunduğunda Masa’dan kalmış, oldukça sert bir basın toplantısıyla kararını duyurmuştu.

Ardından Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı yardımcısı adayı gösterildiği formülle Masa’ya geri dönmüştü.

Eski İYİ Parti Milletvekili Aytun Çıray, sosyal medya hesabından, Meral Akşener’in Maya’ya nasıl döndüğünü ilk kez açıkladı.

Çıray, “Bürokrasi yıllarından bu yana tanıdığım dürüst ‘arkadaşım’ Kemal Kılıçdaroğlu seçim sonuçlarının tek hedefi haline getirildi. Herkes elini yıkayıp sıvışırken ‘Asalım şu Kılıçdaroğlu’nu!’ demedikleri kaldı” ifadelerine yer verdiği açıklamasında krizin perde arkasını şöyle anlattı:

“Birinci sıradan kontenjan milletvekili yapılan İYİ Parti’li, Gürkan Hacir’in “Taksim Meydanı” programında.. “Meral Hanım’a dua edin” diye başlayarak.. “O masadan kalkmasaydı ve cumhurbaşkanı adayı olmasını istediği belediye başkanlarını -cumhurbaşkanı yardımcısı olacak şekilde- o karenin içine koymasaydı -Kemal Kılıçdaroğlu- %48 de oy alamazdı” mealinde bir açıklama yapınca.. Yaşadıklarımı yazmam artık millete ve tarihe karşı zorunlu bir görev oldu diye düşündüm.

Hatırlayalım… 3 mart 2023 tarihinde Akşener, hepimize büyük sürpriz olan “Altılı Masa”dan kalkarken konuşmasını şöyle tamamlamıştı: “Dün nihayet ortak Cumhurbaşkanı adayının kim olacağını tartıştık. 5 siyasi parti tek bir ismi dile getirerek Sayın Kılıçdaroğlu’nun adaylığına ‘evet’ dedi. Biz iki ismi beyan ettik, Mansur Yavaş ile Ekrem İmamoğlu’ydu. Yenilgi yenilgi büyüyen küçük hesaplar 85 milyonun kutlu zaferine tercih edilmiştir. Şahsi hırslar Türkiye’ye tercih edildi. Üzülerek söylüyorum ki dün itibarıyla 6’lı masa artık millet iradesini kararlarına yansıtma kabiliyetini kaybetmiştir. Ne kumar masasında ne de noter masasında olmayacağız.”

Ama aynı gün Ekrem İmamoğlu da bir açıklama yapmış ve “Ekrem İmamoğlu’nun adaylığı diye bir mesele yok ki… Her CHP’linin adayı genel başkanıdır. Benim de adayım Genel Başkan’dır.” demişti. Yani İmamoğlu, Akşener’in “kazanacak aday”ı aday olmadığını, Kılıçdaroğlu’nu desteklediğini açıklayarak Akşener’i tekzip ediyordu. Mansur Yavaş ise 1 martta yaptığı söyleşide: “Kılıçdaroğlu ve Akşener’in iradesi dışında hiçbir harekete girmem” demişti. Eh Kılıçdaroğlu’nun ve CHP’nin iradesi belli olduğuna göre Yavaş da aday değildi. Masa’da aday gösterdiğini söyledikleri Başkanlar, “biz aday değiliz” dediklerine göre Meral Hanım onları neye dayanarak aday göstermişti? Esasen Masa’yı dağıtmasının anlamı neydi? Bu hamle kime yarıyordu?

Bütün bu soruların cevapları elbette ortaya çıkacaktır. Ancak “Taksim Meydanı” programı göstermiştir ki… Bu cevapları ortaya çıkaracaklar için doğru bilgiler gerekiyor. Bu nedenle Meral Hanım’ın tekrar Masa’ya oturmasını sağlayan sürecin.. Ve Belediye Başkanlarının kim tarafından, neden ve nasıl “cumhurbaşkanı yardımcıları” olmalarına karar verildiğinin doğru bilinmesi gerekiyor.

(Anlatacaklarım saat saat belgelidir.) O günlerde Akşener’in Başdanışmanları olarak ben, Turhan Çömez, Ahmet Fakıbaba ve Birol Aydemir sürekli durumu izleyip irtibat halinde oluyorduk. 4 Mart akşamı Turhan Bey beni arayarak durumun vahim olduğunu ve buluşmamız gerektiğini söyledi. “Masa’ya tekrar otuması için Meral Hanım’ı ikna edecek biriyle ertesi sabah buluşacağını” da anlattı. O akşam dördümüz 5 mart öğle saatlerinde Atakule’de buluşmaya karar verdik. Buluştuk. Saatlerce konuştuk. Birol Bey, güvenilir anket firmalarının sahipleri ile konuşmalarını ve kendi hesaplamalarını anlatarak durumun vahim olduğunu matematiksel olarak ortaya koydu. Turhan Bey’e “sorunu çözerim” diyen kişi ise benim de tanıdığım biriydi ve etkisi olamazdı, nitekim olamadı.

O gün sabah bana gelen bir ankete göre İYİ Parti % 6,4’e düşmüştü. Kendi yaptırdığım ankette ise İzmir’de İYİ Parti oyları % 6,8 idi. Bu Türkiye anketini de doğrulamaktaydı. “Eyvah!” dedim ve sabah Kılıçdaroğlu’nun güvendiği.. 3 marttan itibaren de istişarelerde bulunduğumuz Erdoğan Toprak’ı aradım.. “Sayın Bakanım” dedim, “durum tahminimizden fazla vahamet arz ediyor. Sayın Kılıçdaroğlu’nu bilgilendirinde bir araya gelelim.” İstanbul’daymış… “Hemen yola çıkıyorum” dedi.

Arkadaşlar Atakule’de beklerlerken öğleden sonra TBMM’deki odamda Toprak’la buluştuk. Meral Hanım’ı onore ederek masaya oturtacak bir formül gerekiyordu. O öneri Erdoğan Toprak’tan, yani CHP’den geldi: “Kemal Bey, Akşener’in aday yapmak istediği belediye başkanlarını cumhurbaşkanı yardımcısı yapacağını açıklasın ve bunu da İYİ Parti önermiş olsun.” “Tamam” dedim, “ben şimdi Sayın Akşener’e bu teklifi götüreyim. Daha sonra tekrar bir araya geliriz.”

Şahit olması için Turhan Çömez’i de alarak Akşener’e gittim. Bilge Yılmaz da oradaydı. Olduğu gibi anlattım. Çömez’le birlikte neden tekrar Masa’ya dönülmesi gerektiği konusunda görüşlerimizi de ilettik. Akşener, “Bilge tekrar masaya oturmaya karşı; ama bu öneri değerlendirmeye değer,” dedi.

Tekrar Meclis’te buluştuğumuz Toprak’a Meral Hanım’ın sözlerini ilettim. “Yumuşama var, artık Kemal Bey doğrudan devreye girmeli” dedim. “Tamam” dedi, Erdoğan Bey, “zaten İstanbul’dan Ekrem Bey’i de çağırdı.” Sonra süreci çok geç saatler kadar izledim.

“Herkes elini yıkayıp sıvışırken ‘Asalım şu Kılıçdaroğlu’nu!’ demedikleri kaldı”

Değerli okurlar.. Kulislerde söz edilse de.. Bu konuda ne ben ne Erdoğan Bey bu güne kadar konuştuk. Terbiyemiz elvermezdi. Ancak bürokrasi yıllarından bu yana tanıdığım dürüst “arkadaşım” Kemal Kılıçdaroğlu seçim sonuçlarının tek hedefi haline getirildi.. Herkes elini yıkayıp sıvışırken “Asalım şu Kılıçdaroğlu’nu!” demedikleri kaldı. Bir de.. Dönemin tarihini yazacak olanlara doğru bilgiler ulaşsın istedim.

Yaptıklarım ve yazdıklarım bir kısmınızın hoşunuza gitmeyebilir.. Zaten “devlet!”in bazı mahfillerinde hoş karşılanmamış olmalı ki.. Birincisinde başarılamayan tasfiye operasyonunun ikincisi ile karşılaştım. Vatan sağolsun!”

Paylaşın

HDP Ve YSP’nin “Yerel Seçimler” Stratejisi Netleşmeye Başladı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve seçimlere çatısı altında girdiği Yeşil Sol Parti (YSP) yaklaşan yerel seçimler için teknik çalışmalarına başlamış olsa da seçime ilişkin siyasi tartışmaların kongre sonrasında başlayacağı ifade ediliyor. Ancak parti yöneticileri halk buluşmalarında yerel seçimlere ilişkin aldıkları iki net mesaj olduğunu ifade ediyor.

Bunlardan ilki kayyım atanan belediyelerin yeniden kazanılması, tekrar kayyım atanması riskine rağmen bir saatliğine bile olsa yerellerde seçimin kazanılması ve gerekli siyasi mesajın verilmesi. İkincisi ise 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde olduğu gibi şeffaf olmayan, koşulsuz bir ittifakın kurulmaması. HDP yöneticileri halk buluşmalarında aldıkları bu mesajların hayata geçeceği bir yerel seçim stratejisi örüleceğini ifade ediyor.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Yeşil Sol Parti (YSP), şu günlerde yaklaşan kongrelere yoğunlaşmış durumda. HDP 27 Ağustos’ta olağanüstü kongresini gerçekleştirerek çalışmalarını Yeşil Sol Parti’ye devredecek. Kapatma riskine karşı atılacak bu adım sonrasında HDP’nin kurumsal kimliği korunacak ancak çalışmaları askıya alınacak. Yeşil Sol Parti ise eylül ayında gerçekleşecek kongre ile HDP’den çalışmaları devralacak, ismi, tüzüğü ve eş genel başkanları değişecek.

Yeşil Sol Parti’nin kongresinden önce kongrede onaylanacak kararların alınacağı konferanslar gerçekleşecek. Kadın konferansı 7-8 Eylül, karma konferans 9-10 Eylül tarihlerinde Ankara’da yapılacak. Yaz boyunca gerçekleşen halk buluşmaları ve çalıştaylarda gelen eleştiri ve öneriler doğrultusunda hazırlanan raporlar bu konferanslarda tartışılarak karar önerilerine dönüştürülecek. Partinin isim değişikliğini de kapsayan tüzük değişiklikleri bu karar önerileri aracılığıyla kongreye taşınacak ve kongrede onaylanacak.

Gazete Duvar’dan Ceren Bayar‘ın haberine göre; Partinin ismi konusundaki müzakereler de sürüyor. Yaz boyunca yapılan toplantılarda alınan isim önerileri arasından seçilen isim alternatifleri kurulacak teknik tüzük ve isim komisyonunca değerlendirilerek konferansta tartışmaya açılacak. Alınacak karar önerisi kongrenin onayına sunulacak. Örgütlerden ve seçmenden HDP ve öncülü siyasi partilerin isimlerini çağrıştıran, Türkiye sol ve sosyalist hareketlerine de uzak olmayan isimlerin tercih edilmesi önerisi geldiği belirtilirken Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi, Halkların Eşitlik Partisi, Demokratik Halklar Partisi gibi isimlerin tartışıldığı öğrenildi.

Kongrede bu kararların onaylanmasının yanı sıra parti meclisi ve eş genel başkan seçimi de yapılacak. Blok liste ile gidilmesine kesin gözüyle bakılan kongrede çok adaylı bir eş genel başkanlık yarışının olması beklenmiyor. Partinin siyasi teamüllerine göre eş genel başkan adayları il, ilçe örgütlerinden, parti kurullarından ve seçmenlerden gelen öneriler arasından seçilecek. Aday olarak önerilen isimler kurulacak geniş bir komisyon tarafından yapılacak değerlendirme sonucu tam mutabakatla belirlenecek. Tek bir kişinin bile şerhi olan isimler aday olamayacak.

“Kongreye tüm konu başlıklarında tam mutabakatla gidilecek”

Blok listede yer alacak parti meclisi üyeleri de il ve ilçe örgütlerinden gelen öneriler ve geniş bir mutabakatla belirlenecek. Parti yönetiminde yüzde 80’e varan değişiklik gerçekleşmesi beklenirken tüzük değişikliği, parti meclisi üyeleri, eş genel başkanlar gibi konulardaki tüm tartışmalar kongre öncesinde düzenlenen toplantı ve konferanslarla tüketilecek ve kongreye tüm konu başlıklarında tam mutabakatla gidilecek.

Partinin seçim komisyonu yaklaşan yerel seçim için teknik çalışmalarına başlamış olsa da seçime ilişkin siyasi tartışmaların kongre sonrasında başlayacağı ifade ediliyor. Ancak parti yöneticileri halk buluşmalarında yerel seçimlere ilişkin aldıkları iki net mesaj olduğunu ifade ediyor. Bunlardan ilki kayyım atanan belediyelerin yeniden kazanılması, tekrar kayyım atanması riskine rağmen bir saatliğine bile olsa yerellerde seçimin kazanılması ve gerekli siyasi mesajın verilmesi. İkincisi ise 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde olduğu gibi şeffaf olmayan, koşulsuz bir ittifakın kurulmaması. HDP yöneticileri halk buluşmalarında aldıkları bu mesajların hayata geçeceği bir yerel seçim stratejisi örüleceğini ifade ediyor.

Paylaşın

Erdoğan: Ekonomide Yaşadığımız Sıkıntılar İktisadi Değil, Siyasi

Türkiye Müteahhitler Birliği’nin Ankara’da düzenlediği bir programda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dünyanın en büyük ekonomisi olma hedefinde olan bizler için 2053 ve 2071 yılı hedefleri hayal değil” dedi ve ekledi:

“Türkiye’yi faiz ve enflasyon cenderesinde tutmak isteyenlerle boğuşarak bugüne geldik. Ekonomide yaşadığımız sıkıntıların çok önemli kısmı iktisadi değil, siyasi saikle hayata geçirilen oyunların ürünüydü. Ekonomiyi toparlayacak tedbirleri ve mekanizmaları devreye aldık”

Erdoğan, konuşmasının devamında, “Yatırım istihdam yolu ile makro ekonomi programlarını hayata geçiriyoruz. Vatandaşlarımızın yastık altında tuttukları kaynakları harekete geçirdikleri görülüyor. Müspet etkilerini göreceğiz” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Müteahhitlere Başarı Ödülü Töreni’nde açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarında öne çıkanlar şöyle:

“Yurt dışında müteahhitlerimiz tarafından hayata geçirilen projeleri gördükçe, duydukça gururlanıyoruz. Türkiye’nin 21 yılda gerçekleştirdiği alt yapı hamlesi müteahhitlerimizi küresel alanda öne çıkardı. Her alanda olduğu gibi müteahhitlikte de potansiyelimizin daha büyük olduğunu biliyoruz. Türkiye’nin geleceğine dair vizyonu olmayanlar emek ve alın terini anlayamaz. Çoğunun siyasi ömrü dolup gitti.

Dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olma hedefinde olan bizler için hedefler hayat değil. Ülkemizin dinamiklerini rakamlardan ibaret görenler bugüne kadar hüsrana uğradı. Sizlerden artık daha büyük projelere yönelmenizi bekliyoruz. Bu yıl 2023 vizyonumuzun çoğunu hayata geçirmiş olmanın şevkiyle gözümüzü 2053’e diktik. Sizleri Türkiye Yüzyılının inşasında da görevler bekliyor.

Attığınız her adımda bugüne kadar olduğu gibi hep yanınızda olacağımdan şüpheniz olmasın. Türkiye’nin çıkarları söz konusu olduğunda kimsenin inancına, tercihlerine bakmadığımızın şahitleri sizlersiniz. Bizim yarışımız ancak hizmette, eserde, dünyada gönül kazanmada olur.

Dünyanın en büyük ekonomisi olma hedefinde olan bizler için 2053 ve 2071 yılı hedefleri hayal değil. Türkiye’yi faiz ve enflasyon cenderesinde tutmak isteyenlerle boğuşarak bugüne geldik. Ekonomide yaşadığımız sıkıntıların çok önemli kısmı iktisadi değil, siyasi saikle hayata geçirilen oyunların ürünüydü. Ekonomiyi toparlayacak tedbirleri ve mekanizmaları devreye aldık.

Yatırım istihdam yolu ile makro ekonomi programlarını hayata geçiriyoruz. Vatandaşlarımızın yastık altında tuttukları kaynakları harekete geçirdikleri görülüyor. Müspet etkilerini göreceğiz.

Seçim öncesi ekonomi üzerinden ülke siyaseti dizayn etme sürecine bir kez daha şahit oluyoruz. Hayat pahalılığı sorununu çözmek için yoğun gayret gösteriyoruz. Kısa sürede sonuç alacağımıza inanıyorum.  İş dünyamızdan ricam istikametlerini ve hedeflerini geleceğe çevirmeleridir. Sizlerin tecrübesine ihtiyaç duyan pek çok ülke var. İş insanlarımızın her birinde bu dirayetin, azmin var olduğuna inanıyorum.”

Paylaşın

Afganistan’da Eski Hükümet Çalışanı 218 Kişi Yargılanmaksızın Öldürüldü

Taliban yönetimindeki Afganistan’da eski hükümet çalışanı ya da asker 218 kişi yargılanmaksızın öldürüldü. Taliban, iktidara gelmesinden sonra eski hükümet çalışanları ile askerlerin affedileceğini duyurmuştu.

Taliban, 15 Ağustos 2021 tarihinde, ABD’ye bağlı birliklerin ülkeden tamamen çekilmesi öncesinde iktidarı ele geçirmişti. Rejim ilk başlarda ılımlı mesajlar vermiş ancak zaman içinde otoriter ve gerici çok sayıda icraata imza atmıştı.

Birleşmiş Milletler’in Afganistan misyonu UNAMA, Afganistan’da Taliban’ın kontrolü yeniden ele geçirmesinin ardından çok sayıda eski hükümet çalışanı, asker ve polisin öldürüldüğünü duyurdu. Salı günü açıklanan rapora göre Ağustos 2021 ortalarından bu yana 218 kişi mahkemede yargılanmaksızın öldürüldü.

BM misyonu, cinayetler işlenmeden kısa bir süre önce kurbanların Taliban güvenlik güçlerince tutuklandığını duyurdu. En çok Batı yanlısı eski hükümet çalışanları ile asker ve polislerin hedef alındığına dikkat çekilen raporda, bazı erkeklerin tutuklu oldukları sırada bazılarının ise kaçırılarak bilinmeyen yerlerde öldürüldüğü vurgulandı.

BM misyonu, yargılama yapılmaksızın işlenen cinayetlerin yanı sıra eski hükümet çalışanlarının kaçırıldığını, işkenceye, keyfi tutuklama ve tehditlere maruz kaldığını da duyurdu. Raporda insan hakları ihlâllerinin 34 vilayetin tamamında yaşandığı, en az 800 vakanın bilindiği ifade edildi. BM misyonu UNAMA eski hükümete bağlı 424 asker ya da hükümet üyesinin keyfi biçimde tutuklandığına da işaret etti.

İktidara gelmesinden sonra eski hükümet çalışanları ile askerlerin affedileceğini duyuran Taliban rejimi, Salı günü açıklanan BM raporundaki suçlamaları geri çevirdi. BM rapora Taliban’ın yaptığı açıklamayı da ekledi.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, BM’nin raporunu, “UNAMA raporu Taliban’ın ülkeyi ele geçirmesinden bu yana Afganistan’daki eski hükümet ve güvenlik güçleriyle bağlantılı kişilere yönelik muameleye dair ciddi bir tabloya işaret ediyor” sözleriyle yorumladı. Türk ayrıca, “Oysa bu insanlara, cezai kovuşturmaya maruz kalmayacakları sözü verilmişti. Bu, güveni suistimal” ifadesini kullandı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın