Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: Çalışanımızı Enflasyona Ezdirmedik

Cumhurbaşkanlığı’nın 2024 bütçe görüşmelerinde konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “2024 yılında asgari ücretin belirlenmesine ilişkin çalışma devam etmektedir. Burada bir sosyal diyalog mekanizması işliyor. Kamu tarafı var, özel sektör tarafı var ve çalışan tarafı var. Bu müzakerelerin sonucunu görmeden herhangi bir rakam telaffuz etmemiz doğru olmaz” dedi ve ekledi:

“Bizim anlayışımız ortadadır. Hiçbir zaman çalışanımızı enflasyona ezdirmedik. Her zaman için çalışanımızın refahını öncelikli gördük. Elimizdeki tüm imkanlarla hareket edeceğiz. Ancak burada bir denge söz konusu. Bir tarafta çalışanlarımızın refah talepleri var diğer taraftan işletmelerimizin rekabet gücü, istihdamı ve kayıt dışına kaymaması meselesi var. Bu ikisi arasında bir denge oluşmak durumunda. Bu da sosyal diyalog mekanizmasının sonucunda oluşacak bir denge.”

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda konuştu. Sol Haber’in aktardığına göre; Yılmaz, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Aylık bazda politikalarımızın etkilerini görmeye başladık. Özellikle kasım ayı itibarıyla çekirdek enflasyon göstergelerinde ciddi bir yavaşlama var. Bunun yıllığa yansıması zaman alacak. Çünkü yaz aylarındaki o yüksek artışlar hesabımıza girmiş durumda, bunu bir yıl taşımak zorundayız. Gelecek yılın ortaları gibi baz etkisi nedeniyle oluşan bu yükseklik ortadan kalkmış olacak. Gelecek yılın ortalarından itibaren yıllık enflasyonda belirgin bir şekilde düşüşü hep birlikte göreceğiz. 12 aylık enflasyon beklentilerinde Aralık ayı itibarıyla ekim ayına kıyasla yaklaşık 4 puanlık bir düşüş olduğunu görüyoruz. Bunun yansımalarını dayanıklı bir takım tüketim mallarında görmeye başladık. Diğer alanlarda da zaman içinde daha net bir şekilde bunun sonuçlarını göreceğiz.”

Görüşmelerin ardından milletvekillerinin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, şunları söyledi:

“Hükümetlerimiz döneminde çalışan ve emeklilerimizin aylıklarında ve ücretlerinde enflasyonun oldukça üzerinde reel artışlar ve iyileştirmeler yapılmıştır. Emekli ortalama aylıkları ocak ayında yüzde 30, temmuz ayında yüzde 25 olmak üzere yüzde 62,5 artırılmıştır. 2023 yılında en düşük emekli aylıklarında da iyileştirme yapılmış ve 3 bin 500 TL olan en düşük emek aylığı 2023 yılı ocak ayından geçerli olmak üzere 5 bin 500 TL’ye yükseltilmiştir. Nisan ayında ikinci bir düzenlemeyle ikinci bir artış yapılmış 7 bin 500’e çıkarılmıştır. Böylece birikimli artış en düşük emekli aylığında bu yıl için yüzde 114 olmuştur.

“Her zaman için çalışanımızın refahını öncelikli gördük

2024 yılında asgari ücretin belirlenmesine ilişkin çalışma devam etmektedir. Burada bir sosyal diyalog mekanizması işliyor. Kamu tarafı var, özel sektör tarafı var ve çalışan tarafı var. Bu müzakerelerin sonucunu görmeden herhangi bir rakam telaffuz etmemiz doğru olmaz. Bizim anlayışımız ortadadır. Hiçbir zaman çalışanımızı enflasyona ezdirmedik. Her zaman için çalışanımızın refahını öncelikli gördük. Elimizdeki tüm imkanlarla hareket edeceğiz. Ancak burada bir denge söz konusu. Bir tarafta çalışanlarımızın refah talepleri var diğer taraftan işletmelerimizin rekabet gücü, istihdamı ve kayıt dışına kaymaması meselesi var. Bu ikisi arasında bir denge oluşmak durumunda. Bu da sosyal diyalog mekanizmasının sonucunda oluşacak bir denge.”

Paylaşın

ABD’den Rusya’ya Yeni Yaptırımlar Yolda: Türk Bankaları Da Etkilenebilir

ABD Başkanı Joe Biden, Rusya’ya yönelik yaptırımları genişleten yeni bir kararname imzalayacak, Kararnamenin Rusya’nın yaptırımları delmesine kasten ya da istemeden yardımcı olan Çin, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi ülkelerdeki bankalar üzerindeki baskıyı artırarak Rusya’ya yönelik yaptırımları güçlendireceği ifade edildi.

ABD Hazine Bakan Yardımcısı Wally Adeyemo, bir televizyon kanalına yaptığı açıklamada, finans kuruluşlarının attıkları adımlarda Rus paravan şirketler tarafından yaptırımları delmek için kullanılmadıklarından emin olmaları gerektiğine işaret etti. Kararnamenin, ABD’nin partner ve müttefik ülkelerinin bilgisi dahilinde hazırlandığı kaydedildi.

DW Türkçe’de yere alan habere göre; ABD Hazine Bakanı Janet Yellen, Başkan Joe Biden’in Rusya’ya yönelik yaptırımların delinmesine katkı sağlayan finans kuruluşlarına yaptırım öngören bir kararnameyi bugün imzalayacağını açıkladı. Yeni yaptırımlar, Rus savunma sanayisinde silah üretimi için gereken malzemelerin finansmanına yardım eden bankaları hedefliyor.

Yellen, kararnamenin yaptırımları delenler üzerindeki baskıyı artıracağını, bunun yanı sıra Washington’a Rusya menşeli olan ancak üçüncü ülkelerde işlenen deniz mahsulleri ve elmas gibi ürünleri yasaklama imkânı vereceğini söyledi.

“Rusya’nın savaş makinesine karşı yeni ve güçlü araçları” hayata geçirmek için adım attıklarını belirten Yellen, Rus savunma sanayisine malzeme tedarikini kolaylaştıran finans kuruluşlarına karşı bu araçları kullanmakta tereddüt etmeyeceklerini kaydetti.

ABD Hazine Bakan Yardımcısı Wally Adeyemo da CNBC televizyonuna yaptığı açıklamada, yeni kararnamenin Rusya’nın yaptırımları delmesine kasten ya da istemeden yardımcı olan Çin, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi ülkelerdeki bankalar üzerindeki baskıyı artırarak Rusya’ya yönelik yaptırımları güçlendireceğini söyledi.

Adeyemo, finans kuruluşlarının attıkları adımlarda Rus paravan şirketler tarafından yaptırımları delmek için kullanılmadıklarından emin olmaları gerektiğine işaret etti. Kararnamenin, ABD’nin partner ve müttefik ülkelerinin bilgisi dahilinde hazırlandığı kaydedildi.

ABD ve Avrupa Birliği ile İngiltere, Rusya’nın Şubat 2022’de Ukrayna’ya saldırması sonrasında Moskova üzerinde baskıyı artırmak için finans sektörünü, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i ve çok sayıda oligarkı hedef alan yaptırımlar uygulamaya başlamıştı.

ABD, Rusya’ya yönelik yaptırımları deldiği ya da delinmesine yardım ettiği gerekçesiyle son dönemde özellikle Türkiye, BAE ve Çin’den kişi ve şirketlere art arda yaptırım kararları açıklamıştı. Son olarak geçen hafta Rusya, Türkiye, Çin ve BAE’den 250’yi aşkın kişi ve kuruluş yaptırım listesine alındı. Yaptırımlar, Rusya’nın enerji ihracatı, savunma, bankacılık, madencilik ve metal endüstrilerini hedef almıştı.

ABD’li yetkililer Türkiye ve BAE gibi ülkelerdeki ziyaretlerinde ABD’nin yaptırım uyguladığı kuruluşlarla iş birliği yapmaları halinde G7 ülkeleri piyasasına erişim hakkını yitirebilecekleri uyarısını dile getirmişti.

Paylaşın

Şimşek’ten Dikkat Çeken “Borsa” Açıklaması: Oyun Alanı Değil

Borsa İstanbul’un 150. yıl dönümü programında konuşan Bakan Mehmet Şimşek, “Tüm vatandaşlarımıza finansal okuryazarlık dersini vermemiz gerekiyor. Borsamız sermaye piyasalarının çok değerli bir platformu” dedi ve ekledi:

“Bunun sağlıklı işlemesi bizim için çok değerli. Bu konuda hassasiyetle üzerimize düşeni yapıyoruz çünkü Borsa’nın sağlıklı işlemesi, firmalarımızın sağlıklı finansmana erişiminin en önemli itici gücü olacak. Borsa bir oyun alanı değildir, o nedenle SPK’nın yaptığı çalışmalar önümüzdeki dönemde çok daha etkili olacak.”

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Borsa İstanbul’un 150’nci yıl dönümü programında konuştu. BloombergHT’nin aktardığına göre; Bakan Şimşek, buradaki konuşmasında, Borsa’nın 150 yılının sadece bir kurumun sembolik tarihini yansıtmadığını, toplumsal ve ekonomik gelişim ve birikimi de yansıttığını söyledi.

Ekonomik gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Şimşek, şunları ifade etti: “Son 21 yılda Türkiye ekonomisi Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) olarak 238 milyar dolardan, bu sene sonu itibarıyla muhtemelen 1,1 trilyon dolar civarına ulaşmış olacak, yeni rekorlar kırılmış olacak. Borsamızda aynı dönemde, piyasa değeri olarak 10,5 kat büyüdü. Borsanın ekonomide çok değerli bir işlevi var. Bu işlev ideal olarak, küçük birikimlerin menkul değerlere dönüşerek yatırımlara yönlendirilmesidir.

Yani firmalarımızın, yatırım, büyüme, işletme finansmanı ihtiyaçlarını daha sağlıklı, kalıcı, uzun vadeli, sermaye piyasaları enstrümanları üzerinden edinmeleri çok kritik. Önümüzdeki dönemde, eylül ayında açıklanan Orta Vadeli Program (OVP) hedeflerini gerçekleştirerek, firmalarımızın dezenflasyon sonrasında uzun vadeli sermaye benzeri kaynaklara çok daha güçlü erişimini sağlamış olacağız.

Önümüzdeki dönemde OVP’nin uygulanmasıyla, ekonomimizde öngörülebilirlik çok daha fazla artacak. Sürdürülebilir yüksek büyümenin temelleri çok daha sağlıklı şekilde atılmış olacak. Makro finansal istikrar pekişiyor, son aylarda hemen her alanda açıklanan programa bir güven var, TL varlıklara ciddi talep var. Bütün bunlar firmalar ve vatandaşlarımız açısından çok değerli kazanımlara vesile olacak.”

Bakan Mehmet Şimşek, OVP’nin önemli hedeflerinden birinin sermaye piyasalarını derinleştirmek olduğunu belirterek, finansal okuryazarlığın önemini vurguladı.

8,6 milyon kişinin Borsa’da yatırım yaptığına dikkati çeken Bakan Şimşek, şunları kaydetti: “Bu nedenle tüm vatandaşlarımızın finansal okuryazarlık noktasında desteğe ihtiyacı var. SPK’nın bu alanda bir çalışması var, onu da yakında açıklayacağız. SPK 2010’dan bu yana yaklaşık 15 bin üniversite öğrencimize bu eğitimi verdi ama yetmez tüm vatandaşlarımıza finansal okuryazarlık dersini vermemiz gerekiyor.

Borsamız sermaye piyasalarının çok değerli bir platformu. Bunun sağlıklı işlemesi bizim için çok değerli. Bu konuda hassasiyetle üzerimize düşeni yapıyoruz çünkü Borsa’nın sağlıklı işlemesi, firmalarımızın sağlıklı finansmana erişiminin en önemli itici gücü olacak. Borsa bir oyun alanı değildir, o nedenle SPK’nın yaptığı çalışmalar önümüzdeki dönemde çok daha etkili olacak.”

Bakan Şimşek, birikimlerin yatırım, istihdam, üretim ve ihracata yönlenmesi için fiyat istikrarının güçlü şekilde sağlanması gerektiğini belirterek, “Bu yönde de ciddi bir ilerleme var. Son aylarda aylık enflasyonda bir ivme kaybı söz konusu, inanıyorum ki 2024’te bu kayıp daha da ivme kazanacak. Böylece sermaye piyasalarımızın önü de çok daha güçlü şekilde açılmış olacak. 2002’den bu yana gelişmekte olan ülkelere ve dünyaya göre Türkiye ekonomisi çok daha hızlı büyümüştür. 2002 yılını 100 alsak ve reel olarak büyümemizi bugüne taşısak Türkiye 100’den 288’e çıkmış.” dedi.

Paylaşın

İYİ Parti’de Sular Durulmuyor: Çankaya Yönetimine Görevden El Çektirildi

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere “hür ve müstakil” girme kararı alan İYİ Parti’de sular durulmuyor. Son olarak Çankaya İlçe Başkanı ve İlçe Yönetimine görevden el çektirildi.

Haber Merkezi / İYİ Parti Çankaya İlçe Başkanlığı’na kurucu ilçe başkanı olarak avukat Doğukan Kozan atandı.

28 Mayıs seçimlerinde sonra istifalar, görev almalar ve parti içi krizle sürekli gündeme gelen İYİ Parti’de son olarak, Ankara’da Akyurt, Çubuk, Haymana ve Beypazarı ilçe başkanlarının görevden alınmasının ardından Çankaya yönetimine de el çektirildi.

İYİ Parti Ankara İl Başkanı Yener Yıldırım, konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “Çankaya İlçe Başkanı ve ilçe yönetimine görevden el çektirilmiş, yerine Kurucu İlçe Başkanı olarak avukat Doğukan Kozan atanmıştır,

Etimesgut İlçe Başkanı Fatih Sultan Mehmet Hamzaçebi Etimesgut Belediye Başkan Aday Adayı olduğundan, yerine Kurucu İlçe Başkanı olarak Sn. Gazi Ercüment Tekin atanmıştır. Altındağ İlçe Başkanı Remzi Sağlam Altındağ Belediye Başkan Aday Adayı olduğundan, yerine Kurucu İlçe Başkanı olarak İsmail Serdar Kara atanmıştır.

Polatlı İlçe Başkanı İlhan Dereköy Polatlı Belediye Başkan Aday Adayı olduğundan, yerine Kurucu İlçe Başkanı olarak Adnan Sezgin atanmıştır.

Mamak İlçe Başkanı Ümit Yıldırım Mamak Belediye Başkan aday adayı olduğundan, yerine Kurucu İlçe Başkanı olarak Gürbüz Şancı atanmıştır. Keçiören İlçe Başkanı Hüsnü Serkan Oğuz Belediye Meclis üyesi Aday Adayı olduğundan, yerine Kurucu İlçe Başkanı olarak Haluk Baran atanmıştır.”

İYİ Parti Ankara Milletvekili Yüksel Arslan da dün istifa ettiğini açıklamıştı. Yüksel Arslan’ın istifasıyla birlikte İYİ Parti’nin TBMM’deki sandalye sayısı 38’e düşmüştü.

Paylaşın

Erdoğan: Türkiye, Çekim Merkezi Vasfını Koruyor

Borsa İstanbul 150. Yıl Gong Töreni’nde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Son 21 yılda hayata geçirdiğimiz yenilikler ve düzenlemeler sayesinde sermaye piyasamız ve Borsamız köklü bir dönüşüm geçirdi” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “İstanbul Finans Merkezi’nin de hizmete girmesiyle birlikte Türkiye’nin finans alanındaki merkezi konumu daha da güçlendi. Türk ekonomisinin yüksek büyüme potansiyeli, yerli yatırımcıların yanı sıra uluslararası yatırımcıların da ilgisini çekiyor. Son yıllarda Türk borsasına yönelik teveccühün hem içerde, hem de dışarıda giderek arttığını müşahede ediyoruz.”

Erdoğan konuşmasının devamında, “Küresel ekonomide daralma yaşanırken, yabancı sermaye akışları her yerde gerilerken Türkiye, borsa üzerinden yabancı sermaye çekmeyi, yani ekonomik büyümesine finansman temin etmeyi sürdürüyor. Tüm dünyada risk iştahının düştüğü, sermayenin korunaklı alanlara doğru çekildiği bir dönemde, uyguladığımız mali programın bir sonucu olarak Türkiye, uluslararası sermaye açısından çekim merkezi vasfını koruyor” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Borsa İstanbul 150. Yıl Gong Töreni’ne katılarak, bir konuşma yaptı. Cumhuriyet’in 100. yıl dönümünde, borsanın 150. yaşını hep birlikte gururla kutladıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, ilk kez 1873 yılında kurulan Dersaadet Tahvilat Borsası’nın ardından 1985 yılında İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nın kurulduğunu hatırlattı.

Farklı borsaları tek çatı altında toplamaya karar verdiklerini ve İstanbul Menkul Kıymetler, Vadeli İşlemler Opsiyon ile İstanbul Altın Borsalarını, 2013 yılında “Borsa İstanbul” markası altında birleştirdiklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Borsamız bir anonim şirkete dönüşerek, daha şeffaf, daha dinamik; takas ve saklama kurumlarıyla daha entegre bir yapıya kavuştu” dedi.

Yatırım, üretim, planlama, istihdam ve ihracata dayalı ekonomik atılımları sürdürürken, ekonomi ve finans sisteminde de birçok düzenleme yaptıklarını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Son 21 yılda hayata geçirdiğimiz yenilikler ve düzenlemeler sayesinde sermaye piyasamız ve Borsamız köklü bir dönüşüm geçirdi. İstanbul Finans Merkezi’nin de hizmete girmesiyle birlikte Türkiye’nin finans alanındaki merkezi konumu daha da güçlendi. Türk ekonomisinin yüksek büyüme potansiyeli, yerli yatırımcıların yanı sıra uluslararası yatırımcıların da ilgisini çekiyor.

Son yıllarda Türk borsasına yönelik teveccühün hem içerde, hem de dışarıda giderek arttığını müşahede ediyoruz. Küresel ekonomide daralma yaşanırken, yabancı sermaye akışları her yerde gerilerken Türkiye, borsa üzerinden yabancı sermaye çekmeyi, yani ekonomik büyümesine finansman temin etmeyi sürdürüyor. Tüm dünyada risk iştahının düştüğü, sermayenin korunaklı alanlara doğru çekildiği bir dönemde, uyguladığımız mali programın bir sonucu olarak Türkiye, uluslararası sermaye açısından çekim merkezi vasfını koruyor.”

Son 21 yılda 255 milyar dolardan fazla uluslararası yatırım çekmiş bir ülke olarak, gelecek dönemde sermaye piyasalarının daha da derinleştirilmesine ve tabana yayılmasına ağırlık vereceklerini duyuran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bilhassa katılım finans ve İslami yatırım araçları konusunda çok ciddi bir potansiyel olduğu anlaşılıyor” dedi.

Vatandaşın gönül huzuruyla birikimlerini değerlendireceği ve reel ekonominin istifadesine sunacağı bir iklimi tesis etmekte kararlı olduklarını da ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Enflasyondaki artışın kontrol altına alınmasıyla birlikte ülkemize yönelik kaynak akışının daha da hızlanacağına inanıyoruz. Risk primindeki gerileme ve kredi notumuzdaki iyileşmelerin etkisi başta borsamız olmak üzere sermaye piyasalarımızda da hissedilecektir. Enflasyondaki dengelenmeye bağlı olarak borsamızın derinliği artacak ve yatırımcılarımız finansman kaynaklarına daha rahat erişebileceklerdir” değerlendirmesinde bulundu.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan “Yerel Seçimler” Açıklaması: Çalışmalar Hassas Şekilde İlerliyor

Yerel seçimlere ilişkin açıklamalarda bulunan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Hem genel merkezimizde hem İstanbul İl Başkanlığımızda ve elbette bizim Büyükşehir Belediyemiz olarak geçirdiğimiz 4 buçuk – 5 yıldaki deneyimlerimizi aktardığımız çalışma merkezlerimiz var. Bu anlamda çok hassas ilerlendiğini biliyorum” dedi ve ekledi:

“Her yerde hem vatandaşlarımızla iyi diyalog kurabileceğine inandığımız güçlü adayların oluşması yönünde çalışan heyetler söz konusu. Aynı zamanda partimizin kurum ve kuruluşlarının sonrasında da güçlü bir yönetim kabiliyetini bütün İstanbul’a yaygınlaştıracak bir tasarım içerisinde çalışmalarının olduğunu biliyorum. Dün itibariyle de parti meclisimizin takdiri ile İstanbul’da, Fatih’te, Mahir Polat arkadaşımız, Pendik’te de Tarık Balyalı arkadaşımız adaylığa layık görüldüler.”

İmamoğlu açıklamasının devamında, “Kendilerine başarılar diliyoruz. Umut ederim ki çok geçmeden, yıl bitmeden bu üç ayın en güçlü şekliyle hızlıca adaylar belirlenir. CHP’nin yönetmediği ama nüfusu fazla olan ilçeleri de çok önemsiyorum. Hızlıca adaylar belirlenir, bu yönde çalışmaların sürdüğünü biliyorum. Hassasiyetle süreci yöneten bütün kurumlarımıza, il başkanlığımıza, çok kıymetli genel başkanımız Özgür Özel’e İstanbul adına teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Büyükada’da Nizam Camisi’nin açılış törenine katıldı. Cami açılışı öncesi vatandaşlarla sohbet eden İmamoğlu, Cuma namazının kılınmasının ardından gazetecilere açıklamalarda bulundu.

Gazete Pencere’nin aktardığına göre; İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu açıklamasında, “Camilerimiz çok önemli. Buralarda insanlar caminin içine girdiği anda her yönüyle eşitlenirler. Yan yana aynı safta dualarını ederler. Yaratanına sığınırlar. Böylesi maneviyatı yüksek olan camilerimizin de her yönüyle topluma sağlıklı ve güzel mesajlar verebilmesini hep önemsemişimdir. Tarih boyunca İstanbul’da var olan çok önemli, çok kıdemli, çok farklı izleri olan mimarlık eserleri var.

Bunun yanı sıra bazen mahalle içinde bazen bir sokakta oranın yaşayanlarının ihtiyacını görecek boyutta yapılan naif, çevresiyle uyumlu, çevreci ve çok nadide eserler de var. Geçmişten bugüne hem Osmanlı hem Cumhuriyet döneminin bu anlamda çok güzel eserlerini İstanbul’umuzda görebilirsiniz. Büyükada’nın da çok önemli bir özelliği var. Burası aynı zamanda bütün inançların bir arada yaşadığı çok özel bir coğrafya.

Burada sonsuz bir saygıyı görürsünüz. Her inançtan insanın birbirine olan sevgisini ve komşuluğunu yaşarsınız. Bu bağlamda da bugün bu açılan camiye her cemaatten, her inançtan insanlarımız gelecektir. Buraya gelirken hepsiyle selamlaştık. Lokmayı bizlerle birlikte paylaştılar. İstanbul’un Adalar gibi çok farklı semtleri ve mahalleleri de var bu yönüyle. O bakımdan bu caminin bütün komşuları ve inançlarıyla birlikte Adalar’da açılması da bizim için çok kıymetli” dedi.

Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan İBB Başkanı İmamoğlu, kendisine yöneltilen yerel seçimler ile ilgili sorulara, “Hem genel merkezimizde hem İstanbul İl Başkanlığımızda ve elbette bizim Büyükşehir Belediyemiz olarak geçirdiğimiz 4 buçuk – 5 yıldaki deneyimlerimizi aktardığımız çalışma merkezlerimiz var. Bu anlamda çok hassas ilerlendiğini biliyorum. Her yerde hem vatandaşlarımızla iyi diyalog kurabileceğine inandığımız güçlü adayların oluşması yönünde çalışan heyetler söz konusu. Aynı zamanda partimizin kurum ve kuruluşlarının sonrasında da güçlü bir yönetim kabiliyetini bütün İstanbul’a yaygınlaştıracak bir tasarım içerisinde çalışmalarının olduğunu biliyorum.

“Başkanımız Özgür Özel’e İstanbul adına teşekkür ediyorum”

Dün itibariyle de parti meclisimizin takdiri ile İstanbul’da, Fatih’te, Mahir Polat arkadaşımız, Pendik’te de Tarık Balyalı arkadaşımız adaylığa layık görüldüler. Kendilerine başarılar diliyoruz. Umut ederim ki çok geçmeden, yıl bitmeden bu üç ayın en güçlü şekliyle hızlıca adaylar belirlenir. CHP’nin yönetmediği ama nüfusu fazla olan ilçeleri de çok önemsiyorum. Hızlıca adaylar belirlenir, bu yönde çalışmaların sürdüğünü biliyorum. Hassasiyetle süreci yöneten bütün kurumlarımıza, il başkanlığımıza, çok kıymetli genel başkanımız Özgür Özel’e İstanbul adına teşekkür ediyorum” diyerek cevap verdi.

Paylaşın

Gazze’de Yarım Milyonun Üzerinde İnsan Açlık Çekiyor

Hamas’ın “Aksa Tufanı Operasyonu” sonrası başlayan Filistin – İsrail savaşında bir buçuk ay geride kalırken, Gazze’ye yeterli gıda girişi olmadığı için kentte yarım milyonun üzerinde insanın açlık çektiğini duyuruldu.

İsrail’in Gazze Şeridi’ne girmesine izin verdiği yardımlar “damla” olarak tanımlanırken, gıda tedarikinin kesilmesiyle birlikte, nüfusun yüzde 90’ının düzenli olarak bir tam gün boyunca gıdasız kaldığı bildirildi.

Birleşmiş Milletler (BM) dahil 23 Sivil Toplum Kuruluşu (STK) tarafından hazırlanan rapor, Gazze’deki nüfusun tamamının kriz düzeyinde açlıkla karşı karşıya olduğunu ortaya koydu.

Rapor, 576 bin kişinin ‘felaket’ düzeyinde ya da ‘açlık seviyesinde’ olduğuna dikkat çekiyor. BM ve STK’lar tarafından ortak hazırlanan raporda 2,3 milyon nüfuslu Gazze’de “kıtlık” riskinin her geçen gün daha da arttığı uyarısında bulunuldu.

Rapora göre, Gazze’de yaşanan açlığın boyutları son yıllarda Afganistan ve Yemen’de yaşanan açlık krizlerini gölgede bıraktı. İsrail’in Hamas’ın 7 Ekim’de düzenlediği saldırının ardından başlattığı karşı saldırılarda şu ana kadar çoğu kadın ve çoğuk 20 bin civarında Filistinli yaşamını yitirdi. İsrail saldırılarında 51 binin üzerinde kişi de yaralandı.

Rapora göre on binlerce sivil, barınaklara ve çadır kamplarına sıkışmış durumda. Yaklaşık 1,9 milyon Gazzelinin evlerini terk etmek zorunda kaldığı bilgisine yer verilen raporda bunlardan bir milyondan fazlasının BM kamplarında kaldığı aktarıldı.

Öte yandan raporda ilaç, temel insani malzemeler ve gıda maddelerinde hiç olmadığı kadar kıtlık yaşandığının altı çizildi.

Raporun yayımlanmasının ardından konuşan Dünya Gıda Programı yetkilisi Arif Hüseyin, “Gazze’de hemen herkesin aç olduğu bir durum söz konusu. Bundan daha kötüsü olamaz. Gazze’de yaşanan boyutta bir durumu daha önce hiç görülmedi. ifadelerini kullandı.

Ayrıca Hüseyin, gıda ve su eksikliğinin bağışıklık sistemlerini zayıflatarak halkı hastalıklara karşı daha savunmasız hale getirdiğini söyledi. Hüseyin, “İnsanlar büyük hastalık salgınlarına çok ama çok yakınlar çünkü yeterli beslenemedikleri için bağışıklık sistemleri çok zayıfladı.” diye konuştu.

Gazze’nin kuzeyindeki iki hastaneyi ziyaret eden bir Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) yetkilisi ise personelin elektrik ve diğer temel ihtiyaçların son derece yetersiz olması nedeniyle çok sayıda kişiyi ampüte etmek zorunda kaldığını aktardı.

Savaşın Gazze’nin sağlık hizmetlerini çöküşe sürüklediği belirtilirken Dünya Sağlık Örgütü, kent genelindeki 36 hastanenin sadece dokuzunun kısmen hizmet verdiğini belirtti.

Kısmi hizmet veren hastanelerin tamamının da güneyde bulunduğunu kaydedildi. DSÖ yardım görevlilerinin perşembe günü Gazze’nin kuzeyinde iki hastaneyi ziyaret ettiği ancak her iki hastanede de “dayanılmaz” manzaralar olduğu dile getirildi.

Tedavi edilemeyen yatalak hastaların su için feryat ettiği, kalan çok az sayıdaki doktor ve hemşirenin ise elinde hiçbir malzemesinin bulunmadığı ve cesetlerin avluya dizilmiş vaziyette olduğu aktarıldı.

Raporun ardından Gazze’deki duruma ilişkin bir açıklama da Dünya Gıda Programı’ndan (WFP) geldi. İsrail’in Gazze Şeridi’ne girmesine izin verdiği yardımları “damla” olarak tanımlayan kuruluş, gıda tedarikinin kesilmesiyle birlikte, nüfusun yüzde 90’ının düzenli olarak bir tam gün boyunca gıdasız kaldığını bildirdi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi, Oybirliğiyle Can Atalay ‘Kararını Uygulayın’ Dedi

Anayasa Mahkemesi (AYM) Genel Kurulu, TİP Hatay Milletvekili Can Atalay hakkında ikinci kez “ihlal kararı” verdi. AYM, ilk ihlal kararını 5’e karşı 9 oyla almıştı. İkinci ihlal kararında ise bu rakam 3’e 11 oldu.

Can Atalay’ın avukatları Fikret İlkiz, Deniz Özen, Evren İşler ve Akçay Taşçı, kararın gönderildiği 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne dilekçe sundu. Avukatlar, dilekçede AYM’nin “kısa kararının” saat 15.05’te mahkemeye gönderildiğini belirttiler.

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) ilk “ihlal kararını” uygulamayarak Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ne gönderen birinci derece mahkemesinin şimdi ne karar vereceği ise merakla bekleniyor.

Anayasa Mahkemesi (AYM) Genel Kurulu, Gezi Parkı Davası’nda 18 yıl hapis cezası verilen Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay hakkında ikinci kez “ihlal kararı” verdi. Genel Kurul üyeleri, Atalay’ın,  Anayasa’nın 67. maddesinde güvence altına alınan “seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı” ve Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine” oyçokluğuyla karar verdi.

Genel Kurul, ihlal kararının 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesine ve ihlalin giderilmesine ilişkin karara ise oybirliğiyle karar verdi. AYM Genel Kurulu üyeleri birinci derece mahkemesinin kararı uygulamasına hükmetti:

“Kararın bir örneğinin icra edilmemiş olan Anayasa Mahkemesinin Şerafettin Can Atalay (2) kararı ile eldeki başvuruya ilişkin Şerafettin Can Atalay (3) kararında tespit edilen hak ihlallerinin ortadan kaldırılmasına yönelik olarak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince başvurucunun yeniden yargılanmasına başlanması, mahkûmiyet hükmünün infazının durdurulması, ceza infaz kurumundan tahliyesinin sağlanması ve yeniden yapılacak yargılamada durma kararı verilmesi şeklindeki işlemlerin yerine getirilmesi için anılan mahkemeye gönderilmesine…”

Ayrıca Can Atalay’a 100 bin TL tazminat verilmesine hükmetti. AYM, bir önceki ihlal kararında 50 bin TL tazminat ödenmesine karar vermişti.

AYM, ilk ihlal kararını 5’e karşı 9 oyla almıştı. İkinci ihlal kararında ise bu rakam 3’e 11 oldu. AYM Genel Kurulu’nun bir önceki kararında AYM Başkanı Zühtü Arslan ve başkanvekilleri Hasan Tahsin Gökcan ve Kadir Özkaya, üyeler Engin Yıldırım, Muhammed Emin Kuz, Rıdvan Güleç, Kenan Yaşar, Selahaddin Menteş ve Yusuf Şevki Hakyemez ‘ihlal’ vermişti.

Üyeler İrfan Fidan, Muhterem İnce, Muammer Topal, Yıldız Seferinoğlu ve Basri Bağcı “ihlal” olmadığını belirtmiş ve karşı oy kullanmıştı. Üye Recai Akyel ise oturuma katılmamıştı.

Can Atalay’ın avukatları Fikret İlkiz, Deniz Özen, Evren İşler ve Akçay Taşçı, kararın gönderildiği 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne dilekçe sundu. Avukatlar, dilekçede AYM’nin “kısa kararının” saat 15.05’te mahkemeye gönderildiğini belirttiler.

AYM kararının yerine getirilmesi talep edilen dilekçede özetle şöyle denildi: “Tespit edilen hak ihlallerinin ortadan kaldırılmasına yönelik olarak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince başvurucunun yeniden yargılanmasına başlanması, mahkûmiyet hükmünün infazının durdurulması, ceza infaz kurumundan tahliyesinin sağlanması ve yeniden yapılacak yargılamada durma kararı verilmesi’ hakkındaki Anayasa Mahkemesi kararının uygulanmasına ve Şerafettin Can Atalay hakkındaki mahkûmiyet hükmünün infazının durdurulmasına, bulunduğu Marmara Kapalı Cezaevinden tahliyesini ve yeniden yapılacak yargılama ile ‘durma’ kararı verilmesini talep ederiz.”

Erinç Sağkan: İlk karardan farklı ve önemli

Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç Sağkan kararı ve ihtimalleri bianet’e değerlendirdi. Sağkan, “seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı” ve “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının” ihlal edildiğine dair karşı oy kullanan üyelerin “bireysel başvuru hakkının” ihlal edildiğine onaylamalarının önemli olduğunu söyledi.

AYM’nin ikinci kararını önemli bulduğunu söyleyen Sağkan, “Karşı oy kullanan üyeler ‘yasama dokunulmazlığının ihlal edildiğini düşünmüyoruz ancak ne olursa olsun Anayasa Mahkemesi kararının yargı mercileri tarafından uygulanmaması bir hak ihlalidir ve kabul edilemez’ diyorlar. Bu anlamda karar ilk karardan farklı ve önemli diye düşünüyorum” dedi.

Sağkan, “Şimdi ne olacak?” sorusuna ise şu yanıtını verdi: “Anayasa Mahkemesi ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için kararın ilgili mahkemesine gönderilmesine ve Can Atalay’a 100 bin TL tazminat ödenmesine hükmetti. İlgili 13 Ağır Ceza Mahkemesi, umut ediyorum ki ilk kararda yaptıkları hatayı tekrarlayarak ‘bizim yetkimiz yok, Yargıtay’a gönderiyoruz’ demezler. Çünkü bu yine içinden çıkılamayacak bir hukuksuzluk sarmalına dönmemize vesile olur.

Yetkili mahkeme 13. Ağır Ceza Mahkemesi’dir. Mahkemenin AYM kararını aldıktan sonra yeniden yargılama usulünü başlatması, Can Atalay’ı tahliye etmesi ve milletvekili olması sebebiyle de yeniden yapılacak yargılamada durma kararı tesis etmesi gerekiyor. Yargının kendi kendine attığı bu düğümün çözümü için önüne çıkan bu fırsatı değerlendirmesi gerekiyor. Mahkemenin aksi bir karar vermesi bizim anayasal bir hukuk devleti olmadığımızın açıkça ilanı demektir, hukuki mecrada yürütebileceğiniz mücadele yöntemleri elinizden alınması anlamına gelir.”

Peki şimdi ne olacak?

Gözler şimdi Gezi davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne çevrildi. AYM kararına göre, ihlali 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin gidermesi gerekiyor. AYM’nin, Atalay için yeniden yargılama kararı vermesini istediği yerel mahkeme, Atalay’ın infazını durdurup tahliyesine karar vermesine gerekiyor.

Ancak mahkemenin, ilk ihlal kararında olduğu gibi kararı uygulamayarak topu Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ne atıp atmayacağı bilinmiyor. Yerel mahkeme ihlal kararını Yargıtay’a gönderirse, bu kez gözler 3. Ceza Dairesi’ne çevrilecek.

Ne olmuştu?

AYM Genel Kurulu, 25 Ekim’de Can Atalay’ın seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar vermişti. Kararın gerekçesinde, milletvekillerinin yasama dokunulmazlığına istisna getiren “Anayasa’nın 14. Maddesindeki durumlar” ifadesinin öngörülebilir ve belirli olmadığını, bunu yargının belirleyemeyeceğini kaydetti.

Yüksek Mahkeme, ihlalin giderilmesi, yargılamada durma kararı verilmesi ve Atalay’ın tahliye edilmesi için kararı İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne göndermişti. Ancak bu mahkeme, ihlalin Yargıtay kararından kaynaklandığını savunarak, kararı Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ne göndermişti.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Anayasa Mahkemesi’nin Can Atalay’a ilişkin verdiği hak ihlali kararına 8 Kasım’da “uyulmamasına” karar vermişti. Atalay hakkındaki mahkûmiyet hükmünün kesinleştiğini belirten Yargıtay, kararı Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesi işlemlerine başlanması için Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na göndermişti.

3. Ceza Dairesi, ayrıca Anayasa hükümlerini ihlal ettiği ve kendisine verilen yetki sınırlarını yasal olmayacak şekilde aştığı iddiasıyla “hak ihlali kararı veren AYM üyeleri” hakkında için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmuştu.

Bu kararın uygulanmaması nedeniyle Can Atalay’ın avukatları, AYM’ye yeniden bireysel başvuruda bulundu. AYM Birinci Bölüm, 13 Aralık’ta görüştüğü başvurunun Genel Kurul’a sevkine karar verdi.

Gezi Davası

Kamuoyunda “Gezi Davası” olarak bilinen yargılama İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapıldı. Mahkeme 25 Nisan 2022’de görülen son celsede sekiz sanık hakkında hapis cezasına hükmetti. Osman Kavala ağırlaştırılmış müebbet, Can Atalay ile birlikte Tayfun Mater, Mücella Yapıcı, Ali Hakan Altınay, Yiğit Ekmekçi, Çiğdem Mater, Mine Özerden 18 yıl hapse mahkûm edildi.

Can Atalay 14 Mayıs seçimlerinde Hatay’dan milletvekili seçildiğinde hakkında verilen hapis hükmü, üst derece mahkeme olan Yargıtay’da temyiz aşamasındaydı ve kesinleşmemişti.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 28 Eylül’de 2023’te Osman Kavala’ya verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis ile Türkiye İşçi Partisi milletvekili seçilen Can Atalay, eski Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Başkanı Tayfun Kahraman, sinemacı Çiğdem Mater’e verilen 18’er yıl hapis cezalarını onadı. 3. Ceza Dairesi Ali Hakan Altınay, Mücella Yapıcı ve Yiğit Ekmekçi hakkındaki cezaları ise bozdu.

(Kaynak: Bianet ve DW Türkçe)

Paylaşın

İYİ Partili Vural, İmamoğlu’nu Hedef Aldı: Tavşan Tuzağıyla Bozkurt Avlanmaz

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu hedef alan İYİ Parti Siyasi İşleri Başkanı Oktay Vural, “Keşke kendi işine baksaydın. Kurumların kararı varken bunu dolanmak için iş çevirmeseydin” dedi ve ekledi:

“Detay dediği ise esas. Demokrasinin vazgeçilmez kurumlarına ve kurallarına uymayanın ne demokrasimize ne de millet iradesine ne de geleceğe hayrı olur. Oyun deşifre oldu. Şimdi de bu tezgahtan sıyrılmaya çalış. Sureti haktan görün…Yok öyle yağma… Tavşan tuzağıyla Bozkurt avlanmaz.”

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) yerel seçimlerde iş birliği önerisini reddeden İYİ Parti’nin seçimlere kendi adayları ile gireceğini duyurmasından sonra başlayan tartışmalar devam ediyor.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ı hedef almış ve  “İkisi de korkup, milletin isteğini kabul etmediler” diyerek gerilimi arttırdı.

Tartışmalara sürerken İYİ Parti Siyasi İşleri Başkanı Oktay Vural da İmamoğlu’nu hedef aldı. Bianet’in aktardığına göre; Oktay Vural, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şöyle dedi:

“Keşke kendi işine baksaydın. Kurumların kararı varken bunu dolanmak için iş çevirmeseydin. Detay dediği ise esas. Demokrasinin vazgeçilmez kurumlarına ve kurallarına uymayanın ne demokrasimize ne de millet iradesine ne de geleceğe hayrı olur. Oyun deşifre oldu. Şimdi de bu tezgahtan sıyrılmaya çalış. Sureti haktan görün…Yok öyle yağma… Tavşan tuzağıyla Bozkurt avlanmaz.”

İYİ Parti Lideri Meral Akşener ne demişti?

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, bir konuşmasında Nihal Atsız’ın bir şiirini okumuş, şiirdeki “Er tez gider, korkak yavaş” dizesi “Mansur Yavaş’a gönderme mi?” sorularının sorulmasına neden olmuştu.

Akşener bu iddiayı reddetse de Uşak’ta yaptığı konuşmada, “Kazanalım diye ağzımı açmadım. Millet bu arkadaşları istiyor diye bunları o masaya götürdüm. O masadan kovuldum. İkisi de korktu kabul etmedi. Benim değil milletin istediğini kabul etmediler” demişti.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Akşener’in “korkak” sözlerine cevap olarak “Hiçbir zaman korkmadım. Korkan, Ankara Büyükşehir Belediyesine aday olmaz.” diyen Mansur Yavaş, “Elimizi taşın altına koymamız gerekirse, koyarız. Ama bunun yolu yordamı, usulü bellidir. Beni daha önce de başka bir siyasi partinin genel başkanı aday olmam için çağırmıştı. Sayın Kılıçdaroğlu’nun aday olacağına dair sayın Akşener’in söylemleri olmuştur. Keşke bunu son ana bırakmadan karar alınsaydı, daha düzgün olurdu.” diye konuşmuştu.

İmamoğlu da Akşener’in sözlerine cevap olarak “Ben söyleyeceğimi söyledim. Ben o defteri kapattım. Önüme bakıyorum. Süreçte şu an ifade edeceğim başka bir şey yok. Eski dost düşman olmaz. Küçük detaylar üzerinden konuşmayı artık uygun görmüyorum” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

JPMorgan’dan Dikkat Çeken Açıklama: Türkiye, Dış Borçlanmada Rekor Kırabilir

ABD merkezli yatırım bankası ve finansal hizmetleri şirketi JPMorgan’dan Stefan Weiler, Türkiye’nin ortodoks mali politikayı tekrar uygulamaya alması sayesinde 2024 yılında yurtdışı piyasalardan yapılacak borçlanmanın rekor kırabileceğini ve yabancı yatırımcıların Türk varlıklarına geri dönmeyi sürdürebileceğini söyledi.

Stefan Weiler, “Bizim açımızdan bakılacak olursa Türkiye’yi gelecek yılın potansiyel büyük hikayelerinden biri olarak görüyoruz” dedi ve gelecek yıl devletin ve şirketlerin ihraç ettiği tahvil ve bono tutarının 25 milyar doları rahatlıkla aşabileceğini düşündüğünü söyledi.

Hükümetin 2024’te bu yılki rakamı tutturarak yurtdışı piyasalardan yaklaşık 10 milyar dolar borçlanması bekleniyor. Stefan Weiler, nakit açlığı çeken şirket ve bankaların borçlanmalarında “önemli bir artış” beklediğini söyledi.

Cumhuriyet‘te yer alan habere göre, JPMorgan’ın Orta Avrupa, Ortadoğu ve Afrika borç sermaye piyasalarından sorumlu yetkilisi Stefan Weiler, Türkiye’nin ortodoks mali politikayı tekrar uygulamaya sokması neticesinde 2024 yılında yurtdışı piyasalarına borçlanmada rekor kırabileceğini belirterek, yabancı yatırımcıların Türk varlıklarına geri dönmeye devam edebileceğini söyledi.

Yabancı yatırımcılar, yüksek enflasyona rağmen yıllardır reel anlamda negatif faiz oranlarının yanı sıra karmaşık mali düzenlemeler ve döviz girişi ve çıkışına uygulanan kısıtlamalar nedeniyle Türkiye’den kaçmışlardı. Ancak Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın mayıs ayındaki seçimleri kazanmasının ardından, uluslararası kabul gören politikalara dönüşün başlaması uluslararası sermayeyi tekrar Türkiye’ye çekmeye başladı.

Reuters’a konuşan yetkilisi JPMorgan yetkilisi Stefan Weiler, “Bizim açımızdan bakılacak olursa Türkiye’yi gelecek yılın potansiyel büyük hikayelerinden biri olarak görüyoruz” dedi ve gelecek yıl devletin ve şirketlerin ihraç ettiği tahvil ve bono tutarının 25 milyar doları rahatlıkla aşabileceğini düşündüğünü söyledi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) haziran ayında Hafize Gaye Erkan’ın başkan olarak göreve getirilmesinin ardından hızla faiz oranlarını artırmaya başladı. Sonbaharda daha büyük faiz artırımlarının başlamasıyla birlikte Türk şirketleri için borçlanma piyasaları tekrar açılmış oldu. Arçelik eylül ayında 2022’nin başından bu yana ilk kez yurtdışından borçlanma gerçekleştirdi.

Türk şirketleri, bankaları ve devletin 2023 yılında yaptığı tahvil ihraçlarının büyüklüğü 18 milyar doları aştı. JPMorgan’ın hesaplamalarına göre bu yılki dış borçlanma büyüklüğü tüm zamanların en yüksek ikinci değerini aldı.

Seçim öncesi yüzde 8,5 seviyesinde olan politika faizi şu anda yüzde 40 seviyesinde ve bugün 14.00’da açıklanacak olan faiz kararı ile yeniden artırılarak yüzde 42,5’e yükseltilmesi bekleniyor. Hükümetin 2024’te bu yılki rakamı tutturarak yurtdışı piyasalardan yaklaşık 10 milyar dolar borçlanması bekleniyor. Weiler, nakit açlığı çeken şirket ve bankaların borçlanmalarında “önemli bir artış” beklediğini söyledi.

JPMorgan yetkilisi Stefan Weiler, “Küresel piyasa koşulları yapıcı olduğu ve yapılan bazı değişikliklerden geri dönülmediği sürece, Türkiye uluslararası sermaye piyasası ihraç faaliyetleri açısından şimdiye kadarki en yoğun yılı kaydedebilir” dedi.

Weiler, Erdoğan’ın geçmiş yıllarda sergilediği merkez bankası başkanlarını aniden görevden alma ve politikayı tersine çevirme eğilimine rağmen, ülkenin mali politakada gerçekleştirilen son değişiklikten geri adım atmasını beklemediklerini de ekledi.

JPMorgan yetkilisi Weiler, “Yabancı sermaye şimdiden geri gelmeye başladı ve Türkiye için hava değişmiş gibi görünüyor” dedi. Weiler, “Bu durum tersine dönerse oldukça şaşırırım ve yaklaşan yerel seçimlerin Türkiye’nin gidişatını daha da belirginleştireceğini düşünüyorum” diyerek 31 Mart’taki yerel seçimlere atıfta bulundu.

JPMorgan’ın önümüzdeki yıl gelişmekte olan ülkelerin döviz cinsinden borçlanma miktarında küresel bir artış beklediğini belirten Weiler, Çin’in yaptığı borçlanma azaldığı için toplam seviyenin tarihi zirvelere yaklaşmayacağını ifade etti.

Paylaşın