Dünya Sağlık Örgütü’nden Kanser Uyarısı: Yüzde 77 Artış Olabilir

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), tütün ve alkol kullanımı, obezite, hava kirliliği ve çevresel risk faktörleri nedeniyle, kanser vakalarında 2050 yılına kadar yüzde 77 artış olabileceğini açıkladı.

Bu artışın yol açacağı yükün dünyanın değişik bölge ve ülkelerinde farklı hissedileceğine işaret edilerek, kanser yükünü yönetmek için en az kaynağa sahip olanların, kanserin en ağır yükünü taşıyacağı belirtildi.

Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) bağlı Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı (IARC) kanser vakalarında büyük artış olabileceği konusunda uyardı. IARC tarafından Perşembe günü Cenevre’de yapılan açıklamaya göre, kanser hastası sayısı 2050 yılına kadar 35 milyonu aşacak. Bu, 2022 yılındaki vaka sayılarına kıyasla yüzde 77 oranında bir artışa tekabül ediyor.

IARC vaka sayılarındaki artışa kaynaklık edecek en önemli nedenleri, “Tütün ve alkol kullanımı, obezite, hava kirliliği ve çevresel risk faktörleri” olarak sıraladı.

Artan ve aynı zamanda da yaşlanan dünya nüfusunun da kanser hastası sayılarındaki artışta etkili olacağı vurgulanan IARC açıklamasında, “Bu artış aynı zamanda insanların risk faktörlerine maruz kalmasına yol açan değişimle de ilgilidir ve bunların büyük bir bölümü sosyo-ekonomik gelişmelerle ilintilidir” ifadelerine yer verdi.

Vaka sayılarında en büyük artışın, gelişmiş ülkelerde görüleceği öngörülüyor. Tahminlere göre 2050 yılında bu ülkelerde 4 milyon 800 bin yeni vaka görülecek. Oransal olarak bakıldığında ise en büyük artış, yüzde 142’yi aşacak bir oranla, Birleşmiş Milletler’in (BM) İnsani Gelişme Endeksi’nin (HDI) alt sınırında yer alan ülkelerde yaşanacak. Ayrıca öngörülere göre kanser nedeniyle ölümler de bu ülkelerde iki kat artacak.

DW Türkçe’nin aktardığına göre; IARC Kanser İzleme Bölümü Başkanı Freddie Bray, bu artışın yol açacağı yükün dünyanın değişik bölge ve ülkelerinde farklı hissedileceğine işaret ederek, “Kanser yükünü yönetmek için en az kaynağa sahip olanlar, kanserin en ağır yükünü taşıyacak” dedi.

Paylaşın

Kurtulmuş’tan “Can Atalay” Kararı Sonrası İlk Açıklama: Anayasa Değişikliği Vurgusu

TİP Milletvekili Can Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesi sonrası konuşan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Meclis’in üzerine düşen sorumluluk Anayasa’da var olan bu konudaki çelişkileri ortadan kaldırmaktır. Yüksek yargı birbirleriyle çelişen, kararları farklılaşan kurumlar olmanın ötesine geçmelidir” dedi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesine yönelik ilk kez konuştu. BBC Türkçe’nin aktardığına göre; Numan Kurtulmuş, yaptığı açıklamada, kendisinin Türkiye’de olması halinde de kararı Bekir Bozdağ’ın okuyacağını söyledi.

Siyasi tartışmaların ‘köpürtüldüğünü’ ve bunu doğru bulmadığını belirten Kurtulmuş, “Biz burada, milletimizin verdiği yetkiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi adına, milletimizi temsilen ülkeler arasında diplomatik ilişkileri arttırmak ve parlamenter diplomasinin imkanlarından istifade etmek için görüşmeler yaparken, böyle bir çalışmanın içerisindeyken benim şahsımı da işin içerisinde katan, hatta bu ziyaretle Atalay’ın kararının okutulmasını bir şekilde ilişkilendiren bazı açıklamaları kategorik olarak reddettiğimi ifade etmek isterim. Bunlar haksız ve doğru olmayan yorumlardır. Bu ziyaretler aylar öncesinden planlanmıştır” dedi.

“Meclis Başkanı’nın teamüller gereği Meclis’i ne zaman yöneteceği bellidir. Biz bu hafta Ankara’da olsaydık dahi kararı yine Sayın Bozdağ okutacaktı” diye konuşan Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü: Çünkü Meclis’in çalışmalarında Genel Kurul yönetimi nöbetçi başkanvekili tarafından deruhte edilmektedir. Dolayısıyla bu süreci, hele hele buradan doğacak siyasi tartışmaları sokakta halletmeye kalkmak doğru değildir.

Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay’a atıfla, iki yargı kurumu arasındaki hukuki ihtilafın tarafının Meclis olmadığını söyleyen TBMM Başkanı Kurtulmuş, “Bu süreçte Meclis’in tavrı bellidir. Bizim yerel mahkeme adına karar verip Meclis olarak Atalay’ın tutukluluk halini kaldırmak gibi bir yetkimiz yok. Dolayısıyla fiili olarak tutukluluk süreci devam etti” dedi.

Kurtulmuş sözlerini şöyle sürdürdü: Bu anlamda esas itibarıyla Meclis’in üzerine düşen sorumluluk Anayasa’da var olan bu konudaki çelişkileri ortadan kaldırmaktır. Yüksek yargı birbirleriyle çelişen, kararları farklılaşan kurumlar olmanın ötesine geçmelidir. Her birisinin fonksiyonu bellidir. Her birisinin vazifesi bellidir. Hiçbir mahkeme devletin diğer kurumlarının üzerinde bir hak ve yetkiye sahip değildir.

“Dolayısıyla bütün bunların yeniden düzenlenmesi, örneğin; 153. Madde, 138. Maddelerin yeniden düzenlenmesi ve 14. Maddesi’nde devlete karşı işlenen suçları belirleyen faaliyetlerin daha sarih, daha açık bir hale getirilmesi için bazı değişikliklerin yapılması gerekir. Meseleyi şahsileştirmemek gerekir derken, bu ya da benzeri problemleri sistemik olarak çözmenin Meclis’in görevi olduğunu hatırlatmak isterim.”

Anayasa’nın 153. Maddesi’nde, “Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağladığı” vurgulanıyor. Anayasa’nın 138. Maddesi’nde ise “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz” deniliyor.

Anayasa’nın 14. Maddesi ise şöyle: Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.

Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.

Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir.

Can Atalay’ın avukatları Anayasa Mahkemesi’ne itiraz başvurusunda bulunacak

Gezi Parkı davasında 18 yıl hapis cezası alan Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesine yönelik Yargıtay kararı Salı günü TBMM Genel Kurulu’nda okunmuş, kararın okunmasıyla birlikte Atalay’ın vekilliği resmen düşürülmüş, TİP’in milletvekili sayısı 3’e inmişti.

Kararın okunmasının ardından TİP, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) milletvekilleri pankartlarla başkanlık kürsüsünü işgal etmiş, birleşimi yöneten Bekir Bozdağ’a Anayasa kitapçığı fırlatılmıştı.

Bozdağ, protestolar nedeniyle çalışmalara devam edilemeyeceği gerekçesiyle birleşimi kapatmıştı. Atalay’ın avukatları milletvekilliğinin düşürülmesi kararına itiraz ederek Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvuracak. AYM daha önce Atalay hakkında iki kez “hak ihlali” kararı vermiş, Yargıtay bu kararlara uymamıştı.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Şeriat” Çıkışı

Katıldığı bir etkinlikte konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yaşadığımız her hadisede ülkemizde özellikle tek parti dönemiyle başlayan, vesayet dönemlerinde artan kimliksizleştirme politikaları Türkiye’ye dair hiçbir hayali, endişesi olmayan zihni ve kalbi sömürgeleştirilmiş bir güruh ortaya çıkarmıştır” dedi ve ekledi:

“Bu güruhun vasfı kibridir, nobranlığıdır. Bunlar Anadolu insanını aşağılamayı tercih ettiler. Batı kadar bile kendi insanını tanıma gayreti göstermediler. Kadim değerleri gerilik emaresi olarak gördüler. Bunlar bilmedikleri, anlamaya tenezzül etmedikleri insanlara, değerlere ve sembollere karşı kör bir husumet beslediler.”

Erdoğan, konuşmasının devamında, “Şeriata yönelik sergilenen pervasızlıkların gerisinde cehalet ve bilgisizlik hastalığı var. Ülkemizde en azından bir kesimin içinde bulunduğu cehalet karanlığında daha fazla boğulduğunu görmekten üzüntü duyuyoruz. El ele verip, milli bünyemize tehdit teşkil eden bu cehalet karanlığını yırtıp atacağımıza inanıyorum” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ‘’Diyanet Akademisi Başkanlığı 1. Dönem Aday Din Görevlileri Mezuniyet Merasimi’’nde konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkan başlıklar:

“Bugün Diyanet teşkilatımız ve din görevlilerimizin mesleki eğitimi için önemli bir merasim yapıyoruz. Uzun bir projenin meyvesini almanın mutluluğunu yaşıyoruz. 33 ayrı mekanda devam eden kurslar. Gerçekten bu bir azmin ifadesidir.

2012 yılında hukuki altyapısını oluşturduğumuz Diyanet Akademisi’ni 2022 yılında hayata geçirdik. Diyanet camiamız mesleki eğitim konusunda son derece mücehhez yapıya kavuştu. Müezzin, imam hatip ve vaiz olarak görev yapacaklar için meslek öncesi 3 yıl eğitim mecburiyeti getirildi.

Diyanet İşleri Başkanlığımızın her tür ve düzeydeki eğitimleri tek çatı altında topladık. Din hizmetlerinin niteliğini daha da artıracağız. Mesleki donanımı tahkim edecek, yurtdışında yaşayan vatandaşlarımıza da çok daha iyi hizmet götürülmesini sağlayacak kritik bir kurumu başkanlığımızın hizmetine sunduk.

İlk günden itibaren akademiyle ilgili tüm safahatı yakından takip ettik. Diyanet Akademisi Başkanlığı uhdesindeki 8 aylık eğitimi tamamlayan 4 bin 537 aday din görevlimizi tebrik ediyorum. Akademide Kuran*ı Kerim, tefsir, fıkıh gibi temel yanında dini musiki ve Kuran Kursu eğiticiliği eğitimi alanları tebrik ediyorum. Mezunlarımızın 3 bin 120’si imam hatip, 1167’si Kuran kursu öğreticisi olarak görev yapacak.

Atalarımız İslam’ı sadece kendi hayatlarına tatbik etmekle kalmamışlar, yayılmasına da hizmet etmişlerdir. Kuran ve sünnete sıkı sıkıya sarılan, İslam’da kendini bulan ecdat Allah Allah nidalarıyla barışı ve kardeşliği 3 kıta 7 iklime ulaştırmıştır. Zaman zaman hadisle alay eden bazı kendini bilmezleri görüyoruz.

“İslam’ı Türk’ten, Türk’ü de İslam’dan koparan anlayış”

1000 yıldır Türkler İslam’ı, İslam da Türkleri muhafaza etmiştir. Tarih kitaplarına göz attığınızda, Türk demek aynı zamanda Müslüman demektir. İslam’ı Türk’ten, Türk’ü de İslam’dan koparan anlayışın bu topraklarla hiçbir illiyetti yok.

Son dönemde Türkiye karşıtı kimi çevrelerce çift kulvarlı bir kampanya yürütüldüğünü görüyoruz. İlki lümpen faşistlerin gündeme getirmeye çalıştığı ‘İslamsız Türklük’ tanımıdır. Milletimizi ayakta tutan tarihi, kültürel ve beşeri değerler tahrip edilmek isteniyor. İslam’ın gaza ruhunu taşımayan bir Türklük projesi, Türk milletini müzeye kaldırma teşebbüsleridir. Burada gaye milletin mayasını bozmak, kaleyi içeriden çökertmektir. İkinci kulvarda ise; şeriat düşmanlığı vardır. İslam’ın kurallarını temsil eden şeriata düşmanlık dininin kendisine husumettir. Yaşayıp yaşamamak tercihtir. Dinin emirlerine dil uzatmak başka konudur.

Kimi barolar çıkıyor kimi Kelime-i Tevhit yazılı bayraktan rahatsız oluyor. Suç duyurusunda bulunabiliyor. Kendini sanatçı diye tanımlayan kimi şahsiyetler, milyonlarca vatandaşımızı gerici, yobaz diye tahkir edebiliyor. En büyük ikinci siyasi partisinin genel başkanı ‘Çocuklara din eğitimi verilmesine ortaçağ zihniyeti’ deme gafleti gösterebiliyor.

Bu tür menfi örnekleri uzatmak mümkün. Yaşadığımız her hadisede ülkemizde özellikle tek parti dönemiyle başlayan, vesayet dönemlerinde artan kimliksizleştirme politikaları Türkiye’ye dair hiçbir hayali, endişesi olmayan zihni ve kalbi sömürgeleştirilmiş bir güruh ortaya çıkarmıştır. Bu güruhun vasfı kibridir, nobranlığıdır. Bunlar Anadolu insanını aşağılamayı tercih ettiler. Batı kadar bile kendi insanını tanıma gayreti göstermediler. Kadim değerleri gerilik emaresi olarak gördüler.

Bunlar bilmedikleri, anlamaya tenezzül etmedikleri insanlara, değerlere ve sembollere karşı kör bir husumet beslediler. Şeriata yönelik sergilenen pervasızlıkların gerisinde cehalet ve bilgisizlik hastalığı var. Ülkemizde en azından bir kesimin içinde bulunduğu cehalet karanlığında daha fazla boğulduğunu görmekten üzüntü duyuyoruz. El ele verip, milli bünyemize tehdit teşkil eden bu cehalet karanlığını yırtıp atacağımıza inanıyorum.

İslam’ın hakikatlerinin egemen olması sizlerin gayretleriyle gerçekleşecektir. Sosyal marazları ortadan kaldırmak sizlerin emekleriyle mümkün olacak. Din görevlilerimizin kendilerini camilerle ve Kuran kurslarıyla sınırlamaları asla düşünülemez. İmam demek aynı zamanda içinde yaşadığı halkın önderi ve örnek şahsiyeti demek. Toplumu irşat vazifesi başta olmak üzere tebliğ ve temsil görevini yerine getirmek asli sorumluluğunuzdur.

“Gençleri kendi ülkesine düşman ettiler”

Ülkemizin en parlak evlatlarını teröre, cehalete ve batı özentisi müstevlilerin senaryolarına kurban verdik. Kalem tutması gereken gençlerin ellerine silah tutuşturdular. Gençleri kendi ülkesine düşman ettiler. 40 yıldır milletimizin başına musallat olan PKK belasının gerisinde geri kalmışlık ve cehalet vardır. 15 Temmuz hoca kılıklı bir sahtekarın ülkemize nasıl bir zarar verebileceğinin örneğidir. Buna tekrar izin veremeyiz.

Sizlerden ilminizin zekatını, bildiklerinizi aktarmakla bırakmayıp hayatınıza tatbik ederek vermenizi bekliyorum. Gittiğiniz yerlerde o topraklarda, oraların çocukları sizlere emanet. Siz orada adeta nakış işler gibi o yavrularımızı işleyeceksiniz. İnsanımıza sadece rehberlik etmeyeceksiniz, mazlum ve mağdurlara umut aşılayacaksınız.

İsrail-Filistin arasında yaşananları görüyorsunuz değil mi? Filistinli kardeşlerimize İsrailli zalimlerin neler ettiğini görüyorsunuz. Rabbim bunları kahrı perişan eylesin. Biz öyle bir nesli yetiştirmeliyiz ki Filistin’in düştüğü duruma düşmeyelim. Sizler nerede görev yaparsanız yapın ulvi bir mücadelenin neferlerisiniz. Sizlere kardeş halkların da ihtiyacı var. Filistin ve Gazze’nin sizlere ihtiyacı var.

AB ve ABD’de büyüyen İslam düşmanlığı, ırkçılıkla mücadele eden vatandaşlarımızın sizlere ihtiyacı var. Tüm mazlum gönüllerin sizlerin çabasına ihtiyacı var.”

Paylaşın

Merkez Bankası Rezervleri Beş Haftada 8,5 Milyar Dolar Azaldı

Merkez Bankası (TCMB) brüt döviz rezervleri 1 milyar 212 milyon dolar azalışla 89 milyar 154 milyon dolara geriledi. Brüt rezervlerdeki gerileme beş haftada 8,5 milyar doları buldu.

Haber Merkezi / Merkez Bankası’nın (TCMB) brüt döviz rezervi 22 aralık haftasında 145,5 milyar dolarla rekor düzeye çıkmıştı.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB), haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı. Buna göre, 26 Ocak haftasında Merkez Bankası’nın (TCMB) toplam brüt rezervi 930 milyon dolar azalışla 137 milyar 161 milyon dolara geriledi.

Merkez Bankası’nın (TCMB) altın rezervleri 47,7 milyar dolardan 48 milyar dolara çıkarken, döviz rezervi 90,4 milyar dolardan 89,1 milyar dolara geriledi. Bankanın net uluslararası rezevleri 30,68 milyar dolar oldu.

Merkez Bankası’nın (TCMB) brüt döviz rezervi 22 Aralık haftasında 145,5 milyar dolarla rekor düzeye çıkmıştı.

Yasal öz kaynaklar arttı

Öte yandan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), 26 Ocak ile biten haftaya ilişkin bankacılık sektörü verilerini açıkladı. Sektörün kredi hacmi 26 Ocak itibarıyla 101 milyar 311 milyon lira artış gösterdi.

Söz konusu dönemde toplam kredi hacmi 11 trilyon 736 milyar 174 milyon liradan 11 trilyon 837 milyar 485 milyon liraya yükseldi. Bankacılık sektöründe toplam mevduat ise bankalar arası dahil geçen hafta 65 milyar 848 milyon lira arttı. Toplam mevduat 15 trilyon 101 milyar 317 milyon lira oldu.

Tüketici kredilerinin tutarı, 26 Ocak itibarıyla 12 milyar 923 milyon lira artışla 1 trilyon 526 milyar 904 milyon liraya yükseldi. Söz konusu kredilerin 436 milyar 713 milyon lirası konut, 94 milyar 96 milyon lirası taşıt ve 996 milyar 95 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu.

Bu dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı 29 milyar 735 milyon lira artarak 1 trilyon 438 milyar 439 milyon liraya çıktı. Bankaların bireysel kredi kartı alacakları da yüzde 2,8 artışla 1 trilyon 206 milyar 915 milyon liraya yükseldi. Bireysel kredi kartı alacaklarının 522 milyar 515 milyon lirasını taksitli, 684 milyar 400 milyon lirasını taksitsiz borçlar oluşturdu.

Bankacılık sektöründe takipteki alacaklar, 26 Ocak itibarıyla önceki haftaya göre 534 milyon lira artarak 194 milyar 750 milyon liraya yükseldi. Takipteki alacakların 158 milyar 450 milyon lirasına özel karşılık ayrıldı. Aynı dönemde bankacılık sisteminin yasal öz kaynakları, 99 milyar 732 milyon lira artarak 2 trilyon 593 milyar 970 milyon lira oldu.

Paylaşın

Avrupa Birliği’nden Ukrayna’ya 50 Milyar Euroluk Ek Yardım

Ukrayna’ya 50 milyar euroluk ek yardım için 27 üye ülkenin tamamının uzlaşmaya vardığını bildiren AB Konseyi Başkanı Charles Michel, “AB Ukrayna’ya destek için liderlik ve sorumluluğu üstlenmektedir” dedi.

Haber Merkezi / Öte nadan Beyaz Saray da Ukrayna’ya 60 milyar dolar değerinde bir paketi Kongre’nin onaylamasını istiyor.

Avrupa Birliği’nde (AB) Ukrayna’ya ek yardımların görüşüldüğü ve Macaristan’ın veto tehdidi nedeniyle merakla beklenen özel zirveden uzlaşma haberi geldi.

AB Konseyi Başkanı Charles Michel, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Ukrayna’ya 50 milyar euroluk ek yardım için 27 üye ülkenin tamamının uzlaşmaya vardığını bildirdi.

Michel, “Anlaşmaya vardık. Ukrayna için AB bütçesinden 50 milyar euroluk ek destek paketinde 27 lider lider hepsi mutabık kaldı. Bu, Ukrayna için sağlam, uzun vadeli, uzatılabilir bir finansman taahhüdüdür. AB Ukrayna’ya destek için liderlik ve sorumluluğu üstlenmektedir” kullanıldı.

Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın Aralık ayındaki zirvede olduğu gibi yardım paketini yine onaylamayacağından endişe ediliyordu.

Zirve başlamadan önce AB liderleri Macaristan’a engelini kaldırması için baskı yaptı. Liderler Orban’a bir taraf seçmesi gerektiğini belirtti.

Macaristan ise AB bütçesinin üye ülkeleri desteklemesi gerektiği, Ukrayna’da ciddi yolsuzluklar olduğu ve savaşta Batı’nın sunduğu desteğin sonuç vermediği gerekçeleriyle Ukrayna’ya mali yardım sağlanmasına karşı çıkıyordu.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, anlaşmayı Avrupa için iyi bir gün olarak nitelerken, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski de AB liderlerine müteşekkir olduğunu söyledi ve kararın 27 üyenin tamamı tarafından alındığına dikkat çekti.

Beyaz Saray da Ukrayna’ya 60 milyar dolar değerinde bir paketi Kongre’nin onaylamasını istiyor.

Ancak Cumhuriyetçiler bu yardımı sığınmacı akını karşısında güney sınırı konusunda adım atılmasına bağlamış durumda. Sınır konusunda ise Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasında henüz bir uzlaşma yok.

Paylaşın

Bireysel Kredi Kartı Borçları 1 Trilyon 207 Milyar Liraya Dayandı

Bankaların bireysel kredi kartı alacakları yüzde 2,8 artışla 1 trilyon 206 milyar 915 milyon liraya yükseldi. Bireysel kredi kartı alacaklarının 522 milyar 515 milyon lirasını taksitli, 684 milyar 400 milyon lirasını taksitsiz borçlar oluşturdu.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), 26 Ocak ile biten haftaya ilişkin bankacılık sektörü verilerini açıkladı.

Dünya’nın aktardığına göre; sektörün kredi hacmi 26 Ocak itibarıyla 101 milyar 311 milyon lira artış gösterdi. Söz konusu dönemde toplam kredi hacmi 11 trilyon 736 milyar 174 milyon liradan 11 trilyon 837 milyar 485 milyon liraya yükseldi. Bankacılık sektöründe toplam mevduat ise bankalar arası dahil geçen hafta 65 milyar 848 milyon lira arttı. Toplam mevduat 15 trilyon 101 milyar 317 milyon lira oldu.

Tüketici kredilerinin tutarı, 26 Ocak itibarıyla 12 milyar 923 milyon lira artışla 1 trilyon 526 milyar 904 milyon liraya yükseldi. Söz konusu kredilerin 436 milyar 713 milyon lirası konut, 94 milyar 96 milyon lirası taşıt ve 996 milyar 95 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu.

Bu dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı 29 milyar 735 milyon lira artarak 1 trilyon 438 milyar 439 milyon liraya çıktı. Bankaların bireysel kredi kartı alacakları da yüzde 2,8 artışla 1 trilyon 206 milyar 915 milyon liraya yükseldi. Bireysel kredi kartı alacaklarının 522 milyar 515 milyon lirasını taksitli, 684 milyar 400 milyon lirasını taksitsiz borçlar oluşturdu.

Yasal öz kaynaklar arttı

Bankacılık sektöründe takipteki alacaklar, 26 Ocak itibarıyla önceki haftaya göre 534 milyon lira artarak 194 milyar 750 milyon liraya yükseldi. Takipteki alacakların 158 milyar 450 milyon lirasına özel karşılık ayrıldı. Aynı dönemde bankacılık sisteminin yasal öz kaynakları, 99 milyar 732 milyon lira artarak 2 trilyon 593 milyar 970 milyon lira oldu.

Paylaşın

İTO Duyurdu: İstanbul’un Enflasyonu Yüzde 76,17

İstanbul’da yıllık bazda perakende fiyatlar yüzde 76,17, toptan fiyatlar ise yüzde 61,48 artış gösterdi. Perakende fiyatlar kasım ayında bir önceki aya göre yüzde 6,72, toptan fiyatlar ise yüzde 4,69 arttı.

Haber Merkezi / İstanbul Ticaret Odası (İTO), 2023 Ocak Ücretliler Geçinme İndeksi ve Toptan Eşya Fiyatları İndeksi verilerini açıkladı.

Buna göre; 2024 Ocak ayında İstanbul’da; perakende fiyat hareketlerinin göstergesi olan İstanbul Ücretliler Geçinme İndeksi bir önceki aya göre yüzde 6,72, toptan fiyat hareketlerini yansıtan Toptan Eşya Fiyatları indeksi ise yüzde 4,69 oranında arttı.

Ocak 2024’te Perakende fiyatlarda bir önceki aya göre; Sağlık ve Kişisel Bakım Harcamalarında yüzde 25,00, Ulaştırma ve Haberleşme Harcamalarında yüzde 20,67, Diğer Harcamalar grubunda yüzde 8,94, Konut Harcamalarında yüzde 7,58, Gıda Harcamalarında yüzde 5,51, Ev Eşyası Harcamalarında yüzde 4,49, Kültür Eğitim ve Eğlence Harcamalarında yüzde 2,81 artış, Giyim Harcamaları grubunda yüzde -3,87 azalış izlendi.

Ocak 2024’te Toptan fiyatlarda bir önceki aya göre; İnşaat Malzemeleri grubunda yüzde 13,22, Kimyevi Maddeler Grubunda yüzde 11,16, Gıda Maddeleri grubunda yüzde 6,97, Yakacak ve Enerji Maddeleri Grubunda yüzde 4,12, İşlenmemiş Maddeler Grubunda yüzde 1,90 artış izlenirken; Madenler Grubunda yüzde -4,52 azalış izlenmiştir. Mensucat Grubunda ise fiyat değişimi gözlemlendi.

İTO’nun Aralık 2023 verileri

2023 Aralık ayında İstanbul’da; perakende fiyat hareketlerinin göstergesi olan İstanbul Ücretliler Geçinme İndeksi bir önceki aya göre yüzde 3.52, toptan fiyat hareketlerini yansıtan Toptan Eşya Fiyatları indeksi ise yüzde 2.31 oranında arttı.

2022 Aralık ayına göre 2023 Aralık ayında yaşanan fiyat değişimlerini gösteren bir önceki yılın aynı ayına göre değişim oranı İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) 1995 bazlı Ücretliler Geçinme İndeksinde yüzde 74.88, Toptan Eşya Fiyatları İndeksinde ise yüzde 62,77 olarak gerçekleşti.

Aralık 2023’te perakende fiyatlarda bir önceki aya göre; Sağlık ve Kişisel Bakım Harcamalarında yüzde 5.15, Kültür Eğitim ve Eğlence Harcamalarında yüzde 5.10, Gıda Harcamalarında yüzde 4.90, Konut Harcamalarında yüzde 2.46, Ulaştırma ve Haberleşme Harcamalarında yüzde 1.05, Ev Eşyası Harcamalarında yüzde 0.94, Diğer Harcamalar grubunda yüzde 0.31 ve Giyim Harcamaları grubunda yüzde 0.19 artış izlendi.

Aralık 2023’te toptan fiyatlarda bir önceki aya göre; Kimyevi Maddeler Grubunda yüzde 5.79, Gıda Maddeleri grubunda yüzde 3.14, Madenler Grubunda yüzde 1.86, İnşaat Malzemeleri grubunda yüzde 0.36, Yakacak ve Enerji Maddeleri Grubunda yüzde 0.35 artış izlenirken, İşlenmemiş Maddeler Grubunda yüzde -0.81 azalış izlendi. Mensucat Grubunda ise yüzde 0.00 ile değişim gözlenmedi.

Paylaşın

F-35 Tartışmaları: ABD’den S-400 Vurgusu

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Koordinatörü John Kirby, Rus S-300 ve S-400 hava savunma sistemleri kullanımının F-35 programıyla uyumlu olmadığını söyledi.

Haber Merkezi / John Kirby, “Dolayısıyla görüşmelerimiz sürüyor. Türkiye bu konudaki endişelerimizi giderebilecek olursa F-35 programına geri dönüşü gerçekleşebilir. Durduğumuz nokta bu ve bir değişiklik yok” dedi.

ABD, Rus S-400 füze savunma sistemlerini satın alan Türkiye’yi F-35 programından çıkarmıştı.

Öte yandan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakan Yardımcısı Vekili Victoria Nuland, Ankara’da temaslarda bulunmuştu.

Victoria Nuland “Patriot satışını müzakere ediyorduk ve bu müzakereler devam ederken Türkiye başka bir yöne gitti… Açıkçası, eğer S-400 meselesini çözebilirsek, ki bunu istiyoruz, ABD Türkiye’yi F-35 ailesine geri kabul etmekten memnuniyet duyacaktır. Ama önce bu diğer meseleyi çözmeliyiz ve bunu çözerken de Türkiye’nin güçlü bir hava savunmasına sahip olmasını sağlamalıyız.” demişti.

Nuland ziyaretinin, Türkiye’nin İsveç’in NATO’ya katılımını onaylamasının hemen sonrasına denk gelmesinin tesadüf olmadığını ve iki ülke arasındaki ilişkileri “yeniden canlandırmak” amacını taşıdığını belirtmişti.

Ziyaret sırasında CNN Türk kanalına röportaj veren Nuland, Türkiye’nin ABD yapımı F-16 jetlerinin ve modernizasyon kitlerinin satın alınması için Kongre’nin onayına ihtiyaç duyan anlaşma konusunda da konuşmuştu.

Victoria Nuland, “Türkiye’nin F-16 filosunu geliştirmesinin Amerikan güvenliği ve bu düzeyde tam aktif ve katılımcı olmanın müttefikler arasında yük paylaşımı için önemli olduğu” konusunda Amerikalı milletvekillerini ikna etmek için çaba sarf edildiğini bildirmişti.

Nuland ayrıca yeni jetlerin ne zamana hazır olacağını bilmediğini, ancak Türkiye’nin bu jetlere kavuşmasının ABD için öncelikli olduğunu da sözlerine eklemişti.

ABD Dışişleri Bakanlığı, TBMM’nin İsveç’in NATO üyeliğini onaylamasının ardından Türkiye’ye 40 F-16 savaş uçağının satışı ve mevcut F-16’ların modernizasyonu konusunda Kongre’ye resmi bildirimde bulunmuştu. 15 günlük bildirim süresi cuma günü başlamıştı.

Paylaşın

2023 Yılında 420 Organize Suç Çetesi Çökertildi

2023 yılında 420 organize suç çetesi “Kafes” operasyonları kapsamında çökertildi. Bu çeteler içerisinde 6’sı uluslararası, 2’si ulusal, 13’ü bölgesel ve 121’i yerel olmak üzere 142’si nitelikli silahlı organize suç çetesi.

Haber Merkezi / İşlenen suçlara göre sınıflandırıldığında ise 270’inin organize, 128’inin narkotik, 22’sinin ise siber suç çetesi olduğu tespit edildi.

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, geçen yıl organize suç örgütlerine yönelik düzenlenen “Kafes” operasyonları hakkında bu sabah açıklama yaptı.

Bakan Yerlikaya, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Yerlikaya, 1 Ocak-31 Aralık 2023 tarihleri arasında 11’i uluslararası, 14’ü ulusal, 56’sı bölgesel ve 339’u yerel olmak üzere 420 organize suç çetesinin “Kafes” operasyonları kapsamında çökertildiğini ifade etti.

Bu çeteler içerisinde 6’sı uluslararası, 2’si ulusal, 13’ü bölgesel ve 121’i yerel olmak üzere 142’sinin nitelikli silahlı organize suç çetesi olduğunu anlatan Yerlikaya, işlenen suçlara göre sınıflandırıldığında ise 270’inin organize, 128’inin narkotik, 22’sinin ise siber suç çetesi olduğunun tespit edildiğini aktardı.

İçişleri Bakanlığı’nın son açıklamasına göre uyuşturucu suçlarından tutuklu veya hükümlü olanların sayısı son 7 yılda 36 binden 128 bine yükseldi.

Adalet Bakanlığı verilerine göre toplam mahpus sayısı 341 bin 497. Yani, mahpusların yaklaşık üçte biri, uyuşturucu suçlarından cezaevinde.

Paylaşın

ABD’den Türkiye’den 1 Şirkete ‘Hizbullah Ve İran Devrim Muhafızları’ Yaptırımı

İran Devrim Muhafızları ve Hizbullah’ın mali şebekesini hedef alan yeni yaptırımları açıklayan ABD Maliye Bakanlığı, Türkiye merkezli Mira İhracat İthalat Petrol adlı şirketi de listeye aldı.

Açıklamada, Mira İhracat İthalat Petrol’ün küresel piyasada İran mallarını satın aldığı, bu malların taşımacılığını yaptığı ve sattığı belirtildi.

Şirketin faaliyetlerinin merkezi İran’da bulunan ve ABD’nin yaptırım listesinde olan Hizbullah’ın maddi destekçisi Ali Kasir adlı kişi tarafından denetlendiği; Mira’nın satışlarından elde edilen karların Hizbullah’la paylaşıldığı kaydedildi.

VOA Türkçe’de yer alan habere göre; Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Maliye Bakanlığı, İran Devrim Muhafızları ve Hizbullah’ın mali şebekesini hedef alan yeni yaptırım açıkladı. Yaptırım listesine alınanlar arasında Türkiye’de bulunduğu belirtilen bir şirket de var.

ABD Maliye Bakanlığı’na bağlı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC), Lübnan ve Türkiye’de bulunan üç şirket ve bir kişinin, İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü ve Hizbullah’ın mali şebekesine “kritik mali destek” sağladıkları gerekçesiyle yaptırım listesine alındığını açıkladı.

Yapılan açıklamada bu kişi ve şirketlerin, İran mallarını satarak yüz milyonlarca dolar gelir elde ettikleri ve bu satışların “Kudüs Gücü ve Hizbullah’ın devam eden terör faaliyetlerinin ve bölgedeki diğer terör örgütlerinin maddi olarak desteklenmesinde önemli bir kaynak sağladığı” belirtildi.

ABD Maliye Bakanlığı’nın açıklamasına göre yaptırım listesine alınan şirketlerden biri Türkiye’de bulunan Mira İhracat İthalat Petrol adlı şirket. Bu şirketin küresel piyasada İran mallarını satın aldığı, bu malların taşımacılığını yaptığı ve sattığı belirtildi.

Şirketin faaliyetlerinin merkezi İran’da bulunan ve ABD’nin yaptırım listesinde olan Hizbullah’ın maddi destekçisi Ali Kasir adlı kişi tarafından denetlendiği; Mira’nın satışlarından elde edilen karların Hizbullah’la paylaşıldığı kaydedildi.

Şirketin CEO’su ve sahibi olduğu belirtilen İbrahim Telal El Uveyir’in ‘İbrahim Ağaoğlu’ takma ismini kullandığı belirtildi.

Açıklamaya göre Lübnan’da bulunan ve Hizbullah’la bağlantılı olduğu belirtilen Yara Offshore SAL adlı şirketin de yaptırım listesinde bulunan gemileri kullanarak, İran mallarının satışını kolaylaştırdığı ve Suriye rejiminin bu şirkete milyonlarca dolar ödeme yaptığı kaydedildi.

Merkezi Lübnan’da bulunan Hydro Company for Drilling Equipment Rental’ın, milyonlarca dolar değerindeki İran mallarının Suriye’ye sevk edilmesini sağlayarak, İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü’nün finanse edilmesinde rol oynadığı gerekçesiyle yaptırım listesine alındığı ifade edildi.

Açıklamada, “Şirket üst düzey İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü subaylarının idaresi altında faaliyet gösteriyor ve ABD’nin yaptırım listesinde bulunan Lübnan’daki paravan şirket Concepto ile ticari ilişkileri bulunuyor” denildi.

Paylaşın