Yeniden Refah Partisi Çok İddialı: Bazı İllerde Sürpriz Yapabiliriz

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimleri yaklaştıkça partilerinde, seçimlere yönelik çalışmaları hız kazandı. Yeniden Refah Partisi (YRP) de yerel seçimlere kendi adaylarıyla girme kararı aldı.

Yeniden Refah Partisi, İstanbul, Ankara ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminde kendi adayları ile yarışacak. YRP’nin aldığı karar daha çok İstanbul seçimi üzerinden değerlendirildi, bu kararın İstanbul yarışına nasıl etki edeceği konuşuldu, konuşulacak.

Yeniden Refah Partili yöneticiler ise daha da iddialı. İstanbul’daki oy oranlarının yüzde 7 olduğunu ve seçimin sonucunu belirleme potansiyeli taşıdığını söyleyen parti yöneticilerine göre ülke genelinde de yüzde 5’i bulan oy oranı ile birçok kentte dikkat çekici sonuçlar alınacak.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; Partililer, “Büyükşehirler arasında Bursa, Balıkesir ve Urfa’yı, iller arasında Bingöl, Yozgat ve Elazığ’ı özel olarak takip edin” diyor.

Yeniden Refah Partisi (YRP) Genel Başkanı Fatih Erbakan, partisinin genel merkezi önünde yaptığı basın toplantısında yerel seçime ilişkin partisinin kararını açıklamıştı. Erbakan’ın konuşmasında şu ifadeleri kullanmıştı;

“Bugün Şanlıurfa’da, Elazığ’da, Bursa’da, Samsun’da ve daha çok il ve ilçelerde seçimlere favori parti olarak giriyoruz.

Yeniden Refah Partisi’nin yeni üye sayısı 411 bin 300 sayısına ulaştı. Beş ayda 150 bin üye artışı yaşandı. Yargıtay’ın açıklamasına göre son bir yılda en hızlı büyüyen parti, Yeniden Refah Partisi olmuştur. 31 Mart seçimlerine 500 bin üye ile girerek yerel yönetimlerde Yeniden Refah yönetimini sağalacağız.

Bu mutabakat metni sayesinde ilkelerimizin arkasında durduk, başka bir talebimiz olmadı. Ancak üzülerek gördük ki 14 Mayıs için ortaya koyduğumuz mutabakat metininde yazanların tersi ortaya koyuldu.

İşte 2024 bütçesi, emeklinin ve dar gelirlilerin içinde bulunduğu durum bunun en önemli göstergeleridir. Zam yağmurları da bunun başka bir göstergesi. İktidarın Gazze konusunda adım atmadığını da üzülerek görüyorum. İsrail Büyükelçisinin kovulması, Tel-Aviv’deki büyükelçimizin geri çekilmesi.

Ticari ilişkilerin durdurulması gibi adımlar atılmadı ve 30 bin insanımız göz göre göre katledilmiştir. İktidarda bulunanlar miting yapmak dışında hiçbir adım atmamışlardır.

Müzakere sürecinde karşımıza 5 sebep çıktı. Bu seçimin 14 Mayıs’tan önemli bir farkı olduğunu gördük. Milletimiz bu seçimde ittifak yapmamızı istemiyor. 14 Mayıs’ta milletimiz fedakarlık yaparak ittifak istiyordu.

İkinci sebep, teşkilatlarımız da ittifakın içinde yer almamızı istemiyordu. Bir önceki seçimde teşkilatların yüzde 60’ı istemiyordu, bu seçimde yüzde 95’i istemiyor.

Üçüncüsü, biz bu seçimlere beka seçimi olarak bakmıyoruz.

Dördüncü husus da 14 Mayıs’taki karşı blok bu seçimlere ittifak olarak girmiyor. Karşı blokta böyle bir kenetlenme yoksa burada da ittifak yapılması ciddi bir husus olarak görülmüyor.

Beşinci husus, AKP ile yapılan görüşmelerde AKP’nin bize adil tekliflerle gelmemiş olmasıdır. İyi niyetle bu görüşmeleri yaptık ancak adil ve dengeli bir taleple karşılaşmadık.

Madem İstanbul ve Ankara’nın CHP zihniyetinden kurtarılmasını istiyoruz, o zaman muhataplarımızdan da bu yaklaşımı görmemiz lazımdı.

AKP ile bu seçimlerde ittifak yapmamak, Ankara, İstanbul ve İzmir’de de kendi adaylarımızı çıkarmaya karar verdik. Bu üç şehirdeki adaylarımızı 10 Şubat’ta Ankara’da ilan edeceğiz.”

Paylaşın

Bahçeli, Yine Anayasa Mahkemesi’ni Hedef Aldı

Can Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesiyle ilgili eleştirileri değerlendiren MHP Lideri Devlet Bahçeli, “Hüküm almıştır bu hüküm Yargıtay tarafından onanmıştır. Bu kararın onanmasından başka da seçenek kalmamıştır” dedi ve ekledi:

“Anayasa Mahkemesi vesayetçi bir tutumla Anayasaya aykırı şekilde tarihi bir hatanın faili olarak Atalay’la ilgili hak ihlali kararı vermiş ve tartışmanın fitilini ateşlemiştir. Kriz ve kutuplaşmanın asıl mimarı asıl tahripçisi Türkiye’nin karşısındaki mihrak olan Anayasa Mahkemesi. Nerede bir hain nerede bir suçlu varsa Türkiye’nin varlığına ve egemenlik haklarına kim husumet besliyorsa AYM onların hizasındadır ve onların lehine hak ihlali kararlarını cömertçe açıklamaktadır.”

Devlet Bahçeli, “TBMM Anayasa Mahkemesi’nin tahakkümcü ve skandal kararına boyun eğmeyerek söz konusu şahsın milletvekilliğini düşürmüştür. Meclis’e düşen sorumluluk evvel emirde Anayasa’daki çelişkileri ortadan kaldırmaktan ziyade milli iradenin onurunu adalet ve hukuk namusunu korumak kollamaktır. Yeni bir anayasaya duyulan ihtiyaç ortadadır. Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin almış olduğu kararın okunması bir anayasal çelişkinin mahsulü değil bilakis anayasal bir zorunluluktur” ifadelerini kullandı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Manisa’da “Cumhur Bizim Türkiye Hepimizin” temalı açık hava toplantısında açıklamalarda bulundu. Devlet Bahçeli’nin açıklamaları şöyle:

Sekiz ay önce gene Manisa’ya sahip çıktınız, sağlam iradeyi seçerek istikrar sürsün Türkiye büyüsün tercihinde bulundunuz. Bizi hiçbir zaman mahcup etmediniz. Hiçbir zaman dara düşürmediniz, zora mahkum etmediniz. 56 gün sonra da 14 Mayıs ve 28 Mayıs’ın tamamlayıcı üçüncü halkası olan yerel seçimler yapılacaktır. İnanıyorum ki, Manisa yine sevdalılarına kucağını açacaktır. İnanıyorum ki, Manisa varlığına ve birliğine ipotek koydurmayacaktır.

Madem evet diyorsunuz, madem tamam diyorsunuz, madem sorun yok diyorsunuz, o halde, partimizi temsilen Cumhur İttifakı’nın Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Sayın Cengiz Ergün’ü bir kez daha iradenize ve takdirinize emanet ediyorum. Manisa’da sahte demokratlara, yalan bezirganlarına, yıkım elebaşlarına, DEM’lenmiş siyasi eyyamcılara müsamaha yoktur, müsaade yoktur, mükafat yoktur.

Belediyenin görev ve sorumlulukları yalnızca; çevre ve çevre sağlığı, temizlik ve katı atık, zabıta, itfaiye, acil yardım, kurtarma ve ambulans, şehir içi trafik, defin, mezarlıklar, ağaçlandırma, park ve yeşil alanlar, konut, kültür ve sanat, turizm ve tanıtım, gençlik, spor, orta ve yüksek öğrenim yurtları alanlarında iş üretmek, hizmet vermek değildir.

Belediye demek insan onuruna, insan şerefine, insanın hayat ve varlık haklarına hürmetle bağlılık, haysiyetli ve sevgi dolu muamele demektir. Gözyaşlarını silmeyen, solmuş ümitleri diriltmeyen, ihtiyaç sahiplerini gözetmeyen belediye gerçek manada görev ve sorumluluklarını yerine getirmiş sayılamaz. Bizim belediyeciliğimizin temeli insan sevgisidir.

31 Ocak gece yarısı İzmir Gaziemir’de, sadece ekmeğinin peşinde koşan, aynı zamanda tertemiz kalpli bir taksi şoförümüz, üşümesin, soğukta kalmasın diye arabasına aldığı bir cani tarafından, sırtından kalleşliğe bile taş çıkartacak namertlikle vuruldu ve hayattan kopartıldı. DEM’ci ve bölücü bu caninin cinayetten hemen sonra “herkese güvenmeyeceksin” sözü de kamera kayıtlarına yansıdı. Ebediyete irtihale eden taksi şoförümüze Allah’tan rahmetler niyaz ediyor, ailesine sabır ve başsağlığı diliyorum.

Türkiye’nin huzurunu kaçırmak, insanımızın can ve mal güvenliğini kundaklamak için faal halde olan alçakların başına dünyayı yıkmalıyız. Teröristler, suç örgütleri, bozguncular, casuslar, iç ve dış ihanet cephesi, yeminli Türkiye düşmanları, fitne ve fesat üretimi yapan namus yoksunları kara propagandalarına hız kesmeden devam etseler de, birbirimize güvenmekten, birbirimize sarılmaktan, birbirimizin can evi olmaktan vazgeçmeyeceğiz. Kötülüğe, kötülere, köhneliğe, köksüzlüğe, kötümserliğe teslim olmayacağız.

Taksi şoförümüzü katleden alçağın cezasını çekmekle birlikte, vatandaşlıktan çıkartılması, hayatı boyunca rezil rüsva şekilde yaşaması adalet ve hakkaniyet mecburiyetidir. Türkiye’mizin darboğaza sürüklenmesi, iç asayiş ve toplum düzeninin sakatlanması amacıyla sistemli ve şiddetli operasyonlar yapılmaktadır. İstanbul Fatih Camii imamıza yönelik bıçaklı saldırı, Kelime-i Tevhit sancağı taşıyan bir vatandaşımızın darp edilmesi, Santa Maria Kilisesi’nde işlenen cinayet, Diyarbakırlı Ramazan Pişkin’e yapılan suikast Türkiye aleyhine kurgulanan ve birbiriyle bağlantılı olaylardan bir kısmıdır.

Bir mizah programında rol alan soytarıların gazilerimize şerefsizce hakaret etmeleri, 100 yıl önce Cumhuriyet’in ilanına küstahça atılan darbe iftirası, Baskı var diyerek şehitlerimize rahmet okumayan korkakların varlığı, Kahraman evlatlarımızın kanını döken terör saldırıları, Günbegün azgınlaşan bölücü dayatmalar çok dikkat çekici provokasyonlardır ve kaynak üssü dışardadır.

Astronot Alper Gezeravcı kardeşimizin uzaya gittiği, Türkiye’nin başını yükseklere çevirdiği şu dönemde; bir dizi film vasıtasıyla Dilber karakterinin servis edilmesi de bir başka örtülemez çelişki ve zamanlama itibarıyla manidar bir komplo emaresi taşımaktadır. Gazze’de süren insani felaketler, Ortadoğu’da körüklenen silahlı çatışmalar, ABD ile İran arasındaki sertleşen gerilim, mücavir bölgelerde terör örgütlerinin yuvalanması etrafımızdaki tehdit kuşağının gittikçe genişlediğine, buna karşı da bütün milli güç unsurlarımızla müteyakkız olmamız gerektiğine işaret etmektedir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Hatay Milletvekili Şerafettin Can Atalay hakkında Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi’nin kararı okunurken hiçbir adaba, hiçbir edebe, hiçbir ahlak ve ölçüye sığmayan protesto gösterileri demokratik bir hak olarak da görülemez, böyle gösterilemez. Can Atalay, ilk derece mahkemesi tarafından görülen Gezi Parkı davasında hüküm almıştır. Bu hüküm Yargıtay tarafından onanmıştır. Bu kararın uygulanmasından başka da seçenek kalmamıştır.

Anayasa Mahkemesi vesayetçi bir tutumla, anayasa aykırı şekilde, tarihi bir hatanın faili olarak, Atalay’la ilgili hak ihlali kararı vermiş ve tartışmaların fitilini ateşlemiştir. Kriz ve kutuplaşmanın asıl mimarı, asıl tahrikçisi Türkiye’nin karşısındaki mihrak olan Anayasa Mahkemesi’dir. Nerede bir hain, nerede bir terörist ve suçlu varsa; Türkiye’nin varlığına, birliğine ve egemenlik haklarına kim husumet besliyorsa Anayasa Mahkemesi onların hizasındadır ve onların lehine hak ihlali kararlarını cömertçe açıklamaktadır.

“Yeni bir anayasaya duyulan ihtiyaç ortadadır”

Türkiye Büyük Millet Meclisi, Anayasa Mahkemesi’nin tahakkümcü ve skandal kararına boyun eğmeyerek söz konusu şahsın milletvekilliğini düşürmüştür. Altını çizerek ifadeye mecburum ki, Meclis’e düşen sorumluluk evvelemirde, anayasadaki çelişkileri ortadan kaldırmaktan ziyade, milli iradenin onurunu, adalet ve hukuk namusunu korumak, kollamak, sonuna kadar da sahiplenmektir. Yeni bir anayasaya duyulan ihtiyaç ortadadır.

Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı’nın bu konudaki müspet tavrı ve samimi çağrısı da herkesçe bilinmektedir. Ancak Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi’nin almış olduğu kararın okunması bir anayasal çelişkinin mahsulü değil, bilakis yasal ve anayasal bir zorunluluktur. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni şiddet ve nefret arenasına çevirip demokratik işleyişe kast edenlerin milletimizin kutlu iradesine rest çektikleri, leke sürdükleri, gölge düşürdükleri tartışmasızdır.

Gazi Meclisi’mize yapılan saygısız, nezaketsiz ve art niyetli müdahalelerin karşısındayız, bu vandallıkların demokrasiyle de hiçbir ilişkisinin olmadığı kanaatindeyiz. Bir yanda bölücü terör örgütünün emellerine sarılmaktan ve DEM’cilerin kuklası olmaktan utanmayanlar, diğer yanda Manisa’nın sokak aralarında yürümeye, insan ve toplum içine çıkmaya yüzleri kalmayanlar mefluç haldedir, üstelik perişanlıklarını gizlemeyecek bir durumdadır. Özgür Bey, sokağı adres gösteriyor, ateşle oynuyor, hezeyandan hezeyana geçiş yapıyor, sipariş konuşmalarla yıpranıyor, sözde darbe girişimine karşı mücadeleden bahsediyor.

DEM’lenmiş CHP komaya girmiş. DEM’lenmiş CHP kontrolden çıkmış. Yasal ve anayasal bir prosedürün ikmalini darbe diye tanımlamak eğer cehalet değilse biliniz ki vatana, millet, milli iradenin tecelligahı olan Gazi Meclis’e hakarettir. Meclis’e hakaret etmek millete hıyanettir. CHP’nin terör örgütleriyle arasına mesafe koyması, DEM’lenmek yerine demokratlaşması ve faşizan çizgiden uzaklaşması lazımdır. CHP’nin köküne ve kimliğine dönüş yapması demokrasi hayatımız adına da akut ve elzem bir ihtiyaçtır.

Çok değil, 8 ay evvel Türkiye’yi birlikte yönetmek için masalara yüz sürenlerin bugün birbirlerine demedik laf bırakmamaları acıklı bir ihtilaf ve azılı bir ihtirastır. Allah ülkemizi zillet ittifakından korumuştur. Hakikaten de verilmiş sadakamız varmış. Dün söylediklerini bugün tekzip eden, dün yaptıklarını bugün inkara yeltenen, dün kucakladıklarına bugün kulp takan siyasi partilere, Allah muhafaza, yerel yönetimlerde yetki vermek yıkıma hizmettir. Biliyor ve görüyorum ki, Manisa yıkımın değil, yükselişin yanındadır.”

Paylaşın

DEM Parti’den İstanbul Kararı: Kendi Adayıyla Seçime Girecek

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, “DEM Parti olarak kazanmak için İstanbul seçimlerine kendi adaylarımızla girmeye karar verdik” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bugün aslında bu kararı sizlerle paylaşmak için burada toplandık. İlgili kurullarımız aday belirleme çalışmalarına başladı. Yakın zamanda 9 Şubat’a kadar hem İstanbul adaylarımızı hem de diğer kentlerde aday göstereceğimiz yerleri ve adayların isimlerini de sizlerle paylaşacağız.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısında çıkan kararlara dair partinin Ankara’daki genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Doğan, şunları söyledi:

“Merhabalar hepiniz hoş geldiniz, sevgili arkadaşlar, değerli halklarımız, ekranları başlarında bizi izleyen herkesi DEM Parti adına sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Tartışmalar, değerlendirmeler, yorumlar derken artık yerel seçim sahası iyiden iyiye ısınıyor. Saha bizim için partimiz için her zaman sıcak. Çünkü gözümüz, kulağımız hep alanda. Kendi de alanlarda ve meydanlarda olan bir parti için, kulağı da açık olan bir parti için sahalar hep sıcak.

Dün toplanan Merkez Yürütme Kurulu’muzun bazı kararlarını paylaşacağım bugün sizinle. Biliyorsunuz periyodik bir biçimde yol katettikçe sizlerle yeni bilgileri olduğu gibi paylaşıyoruz. İşte bugün de o günlerden biri. Bunu paylaşmaya geçmeden önce bir hatırlatma yapmak isterim. Başlangıç noktasına dönmek ve sizi de götürmek isterim.

Saatler süren bir MYK tartışmasında çıkan bazı kararları paylaşacağım sizinle. Başlangıç noktamız neydi? Parti olarak aldığımız bütün kararlarda Balıkesir’den Van’a, Ankara’dan Diyarbakır’a onlarca il ve ilçede yaptığımız halk toplantıları ve halk buluşmalarında dile gelen talepler öneriler ve eleştiriler belirleyici oldu.

“İstanbul seçimlerine kendi adaylarımızla girmeye karar verdik”

Öncelikle bunu hatırlatmak isterim. 4 Aralık günü yine burada yaptığımız bir basın toplantısında MYK’dan çıkan bir eğilimi paylaşmıştık sizlerle. O günkü eğilim neydi? Türkiye’nin her yerinde kendi adaylarımızla girme eğilimimizi paylaşmıştık 4 Aralık günü. Bunun için hazırlandığımızı ve kazanacağımızı söylemiştik.

Ardından seçim komisyonumuzun ve ilgili kurullarımızın yaptığı bütün tartışmalardan çıkan kararları sizlerle paylaştık. Şimdi artık İstanbul için DEM geldi. En merak edilen yerle başlamak istiyorum. Aylardır partimizin gündeminde güçlü bir seçenek olarak duran, en güçlü seçenek olarak duran hatta kaybettirmek ya da kazandırmak için değil Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi DEM Parti olarak kazanmak için İstanbul seçimlerine kendi adaylarımızla girmeye karar verdik.

Bugün aslında bu kararı sizlerle paylaşmak için burada toplandık. İlgili kurullarımız aday belirleme çalışmalarına başladı. Yakın zamanda 9 Şubat’a kadar hem İstanbul adaylarımızı hem de diğer kentlerde aday göstereceğimiz yerleri ve adayların isimlerini de sizlerle paylaşacağız.

Diyoruz ki; İstanbul için şimdi DEM zamanı, artık vakit geldi. Türkiye için DEM zamanı. DEM zamanı derken bizim için eşitlik, özgürlük, adalet ve barış vurguları içeren bir zamandan bahsediyoruz. O yüzden bu kararımızı hiç bekletmeden MYK’dan çıktığı andan saatler süren tartışmalardan sonra sizlerle paylaşmak istedik.”

Soru: İstanbul’da aday göstermeniz kadar merak edilen bir konu da kimi aday göstereceğiniz. DEM Parti 31 Mart Seçimlerine İstanbul’da Başak Demirtaş ile mi girecek?

9 Şubat’a kadar İstanbul dahil olmak üzere aday göstereceğimiz diğer kentlerdeki adaylarımızın isimlerini kamuoyuyla paylaşacağız. Tabi ki sevgili Başak Demirtaş da aday havuzumuzda, birbirinden değerli isimler var havuzumuzda. Bütün bunları 9 Şubat’a kadar belirlemiş olacağız. Kamuoyuna yansıyan pek çok ismin havuzumuzda olduğunun, değerlendirildiğinin ve istişareler yapıldığının bilinmesini isterim.

Paylaşın

Türkiye Talep Etti; Almanya, Eurofighter Vermeyi İncelemeye Aldı

Almanya’nın Türkiye’nin talep ettiği Eurofighter konusunu incelemeye aldığı ifade edildi. İncelemenin hangi aşamada olduğu, bunun sonucunda nasıl bir kararın verileceği konusunda ise bir bilgi paylaşılmadı.

Ancak, konunun incelemeye alınması dahi Almanya’nın daha önce koyduğu vetoyu kaldırabileceğinin bir işareti olarak görülebilir. İngiltere Başbakanı Rishi Sunak da bir süre önce Almanya Başbakanı Olaf Scholz ile Eurofighterler konusundaki kararını gözden geçirmesini önerdiğini söylemişti.

Kasım ayında Türkiye, 23 milyar dolar değerinde 40 adet Typhoon satın almak için İngiltere ve İspanya ile görüştüğünü ancak Almanya’nın bu fikre karşı çıktığını açıklamıştı. Eurofighter Typhoon jetleri Almanya, İngiltere, İtalya ve İspanya’dan oluşan bir konsorsiyum tarafından üretiliyor.

Türkiye son birkaç yıldır askeri hava gücünü yenilemek ve güçlendirmek için yoğun bir çaba içerisinde. Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi satın alınmasına tepki gösteren ABD, Türkiye’yi dahil olduğu F-35 projesinden çıkarmıştı. Bunun üzerine bölgesinde önemli bir askeri güç olmayı hedefleyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın planları önemli ölçüde sekteye uğramıştı.

ABD’nin engelini aşmak için yapılan girişimler henüz ciddi bir sonuç vermiş değil. En son ABD yönetimi Türkiye’ye F-35 yerine F-16 savaş uçağı vermek için yeşil ışık yaktı. Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğini kabul etmesine karşılık ABD tarafından yakılan bu yeşil ışık kapsamında Türkiye’de 40 adet yeni F-16 savaş uçağı ve Türkiye’nin halen kullandığı uçakların modernizasyonu için gerekli kitler verilecek.

Nihai kararı ABD Kongresi verecek. 10 Şubat’tan sonra konunun ele alınması bekleniyor. Türkiye’nin daha modern savaş uçakları olan F-35 projesine dönmesi için ise ABD’nin daha önce gündeme getirdiği S-400’lerin elden çıkarılması şartı devam ediyor.

ABD’nin F-35 konusunda geri adım atmaya yanaşmaması üzerine Türkiye bu kez yönünü Avrupa’ya çevirdi. 17 Kasım’da Berlin’i ziyaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, resmi olarak 40 adet Eurofighter savaş uçağı almak istediklerini bildirdi.

ABD’nin vermediği F-35’lerin yerini doldurması beklenen Eurofighter savaş uçağını İngiltere, İspanya, İtalya ve Almanya birlikte üretiyor. Üç ülkenin uçağın Türkiye’ye verilmesine yeşil ışık yakmasına rağmen Almanya bölgesel gelişmeleri gerekçe göstererek karşı çıkmıştı.

Ancak kısa bir süre önce Suudi Arabistan’a, daha önce veto koyduğu 48 adet Eurofighter için yeşil ışık yakan Almanya, benzer bir adımı Türkiye için de atabilir.

Hükümete yakın kaynaklar tarafından Evrensel’den Yücel Özdemir’e verdiği bilgiye göre, hükümetin dış ve güvenlik politikalarını gözeterek silah satışına karar verdiği, buna göre hareket ettiği belirtilerek, Türkiye’nin talep ettiği Eurofighter konusunun incelemeye alındığı ifade edildi. İncelemenin hangi aşamada olduğu, bunun sonucunda nasıl bir kararın verileceği konusunda ise bir bilgi paylaşılmadı. Ancak, konunun incelemeye alınması dahi Almanya’nın daha önce koyduğu vetoyu kaldırabileceğinin bir işareti olarak görülebilir.

İngiltere Başbakanı Rishi Sunak da bir süre önce Almanya Başbakanı Olaf Scholz ile Eurofighterler konusundaki kararını gözden geçirmesini önerdiğini söylemişti. Eurofighterlerin diğer üreticisi olan ülkelerin de pazarı tek başına ABD’ye bırakma niyetinde olmadıkları hesaba katıldığında, son yıllarda silah satış rekorları kıran Almanya’nın da Türkiye konusunu yeniden gözden geçirme olasılığını güçlendiriyor.

Bu nedenle, hükümetin Türkiye’nin başvurusunu “İncelemeye alması” Suudi Arabistan için izlenen yolun bir benzerinin Türkiye için izlenebileceğini ileri sürüyor. Daha önce Suudi Arabistan’ın Yemen’deki savaşın parçası olduğu gerekçesiyle Eurofighterlerin satışına yanaşmayan Almanya, 7 Ekim’den sonra yaşanan gelişmelere bağlı olarak İsrail’in güvenliği için Suudi Arabistan’a Eurofighterlerin satışına yeşil ışık yakmıştı.

Türkiye’nin satın alacağı Eurofighterlerin asıl olarak Irak ve Suriye sahasında kullanacağı tahmin ediliyor. Bölgede Almanya’nın daha önceki vetosunu değiştirecek yeni bir gelişme yok. İyileşme yerine daha da olumsuz gelişmeler yaşanıyor. Satış sözleşmesinde Yunanistan ve Akdeniz’de kullanmama gibi şartların olması da gündeme gelebilir.

Paylaşın

Özel’den İttifak Açıklaması: Olmadı, Yapamadık

Manisa’da belediye başkan adayları tanıtım toplantısında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Yeni bir yoldayız, bu yol temiz bir yoldur. Ülkenin kaderini değiştirmek, hep beraber zenginleşmek, yoksulluğu bitirmek için hep birlikte yürüyeceğiz” dedi ve ekledi:

“31 Mart seçimleri bu milletin iktidara sarı kart göstereceği seçimlerdir. CHP’yi yalnızlaştırmaya, şeytanlaştırmaya çalışıyorlar. İttifak olsun diye her şeyi yaptık ama saygı duyduğumuz ortaklarımız çeşitli gerekçelerle reddettiler. Bu ittifakı Ankara’da kuralım çok isterdim ama olmadı. Saygı duyuyorum. Bu ittifakı bir CHP’li kuramadıysa on bin CHP’li kuracak.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel Manisa’da belediye başkan adayları tanıtım toplantısında konuştu. Özgür Özel’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Benim için çok anlamlı bir gün, Bize yürüyüşümüze Türkiye’deki yürüyüşümüze hiçbir çıkar gözetmeden destek veren yoldaşlarıma teşekkür ederim. Girmediğim sokağı olmayan bir kentteyim. Yusuf Atılgan’nın Anayurt Oteli’ni yazdığı yerdeyim.  Bugün ezberleri bozan bir yürüyüşünün hep beraber içindeyiz. Manisa’da yüzler nasıl güler? Yoksula, garibana, işsize nasıl sahip çıkarız onun peşindeyiz. Ama birileri başka şeyler konuşmak istiyor.

Bizi hedef gösterip, saldırtıyorlar, hiçbir şey olmasa yeni tartışmalar başlatmak istiyorlar. Ortaya bir şeriat tartışması atıyor. Türkiye bunu konuşsun da mutfaktaki yangını konuşmasın istiyorlar. Ya sen şeriat tartışmasından bu memlekete ne kazandıracaksın? Bu memleketi bölüp te ne elde edeceksin.  Şeriat kuralları hukukun üstünde yer alsın dersen iyi düşün. Şeriat kurallarına göre hırsızlığın yalanın cezasını biliyorsun. Bu kurallar uygulanırsa ne parmağın ne dilin kalır senin.

“Ülkenin en büyük sorunu enflasyon ve hayat pahalılığı”

Biliyorsunuz ülke çok kötü yönetiliyor. Ülkenin en büyük sorunu enflasyon ve hayat pahalılığı. TCMB fiyat istikrarını sağlamak, enflasyonla mücadele için görevli kurur. Politikaları uygularken bağımsız olacak. Kanun öyle yazmış. Dün gece TCMB Başkanı Gaye hanım kendince istifa etti. Beş yılda beşinci başkan. 9 ayın sonunda görevden aldılar. Genç eğitimli bir kadın gelmiş görev yapıyor ancak bu kadınla uğraşmaya başladır. İstifaya zorladılar. Sonunda istifa geldi yerine biri atandı. Şahap gider Hafize gelir, Hafize gider başka biri gelir.

Listelerimiz dört dörtlük olmayabilir ama bu değişim inancıyla bu parti değişecek, gençleşecek ve iktidara yürüyecek. Söz veriyorum. Yeni bir yoldayız, bu yol temiz bir yoldur. Ülkenin kaderini değiştirmek, hep beraber zenginleşmek, yoksulluğu bitirmek için hep birlikte yürüyeceğiz.

31 Mart seçimleri bu milletin iktidara sarı kart göstereceği seçimlerdir. CHP’yi yalnızlaştırmaya, şeytanlaştırmaya çalışıyorlar. İttifak olsun diye her şeyi yaptık ama saygı duyduğumuz ortaklarımız çeşitli gerekçelerle reddettiler. Bu ittifakı Ankara’da kuralım çok isterdim ama olmadı. Saygı duyuyorum. Bu ittifakı bir CHP’li kuramadıysa on bin CHP’li kuracak.”

Paylaşın

Ali Koç, Fenerbahçe Başkanlığı Görevini Bırakacağını Duyurdu

Fenerbahçe Yüksek Divan Kurulu toplantısında konuşan Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, yeni dönemde aday olmayacağını belirterek, “Başkanlığımın devamına dair teveccühünüze teşekkür ederim. Onur duydum, gururlandım ancak Allah’ın izniyle haziran ayında yeni bir başkanımız olacak” dedi.

Haber Merkezi / “Başkan adayları hemen adaylıklarını açıklayıp temasa geçsinler. Yardımcı olmaya hazırım” diyen Ali Koç, “Kimseyi desteklemiyoruz. Adaylar çıksın, bu durum şampiyonluk yarışını etkilemez. Hem şampiyonluğa koşabiliriz, hem de demokrasi şölenimizi yaşatabiliriz. İmza toplandıysa, bizim bilgimiz çerçevesinde ve uygun gördüğümüz süreçte yapılmıştır. Saadettin Saran’a haksızlık etmeyin, bilgimiz vardı” ifadelerini kullandı.

Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, Kalamış’taki Fenerbahçe Faruk Ilgaz Tesisleri’ndeki Yüksek Divan Kurulu toplantısında konuştu. Yeni dönemde aday olmayacağını açıklayan Ali Koç, konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Başkanlığımın devamıyla ilgili teveccühünüze teşekkür ederim. Allah’ın izniyle inşallah haziran ayında yeni bir başkan ve yönetim kurulu olacak. Bu kararımın Fenerbahçe’nin hayrına olduğuna inanın. Fenerbahçe’ye başkan olacak çok değerli üyelerimiz vardır ve her zaman ortaya çıkacaktır. Muhtemel başkan aday ve adaylarının mümkün olan en kısa zamanda adaylıklarını açıklamaları, gerekli imzaları toplayıp seçim sürecine kadar mevcut yönetimle bilgi alışverişinde olmalarını ilettim.

Buradaki esas amaç kulübümüzün idaresini devralacak başkan ve yönetimin en hazır şekilde göreve başlayıp birinci günden koşabilmesiydi. Zira göreve başladığımızda kulübümüze dair finansal konular, sportif konular, devam eden projeler ve yapıyla ilgili bilgilendirilmedik. Devir teslim süreci de işletilmedi. Tüm yapıya hakim olmak fazla süre aldı. Önümüzdeki genel kurulun Fenerbahçe için hayırlı olmasını ve demokrasi şöleni olarak gerçekleşmesini diliyorum. Sadettin Saran konusuna değinmek istiyorum. Burada ciddi bir yanlış anlama var. 21 Kasım’da yemek yemişiz, 30 Ocak’ta da yanılmıyorsam yüksek divan kuruluna imza teslimatını yapmış.

“İmzaları toplayanlarla bilgi paylaşacağız”

Burada bir haksızlık yapılıyor. Şampiyonluğa giderken imza toplamak neyin nesi deniliyor. Sayın Sadettin Saran, benim bir dönem daha devam etmem gerektiğini, bu nedenle kendisinin aday olmak istemediğini, ben de kesinlikle devam etmeyi düşünmediğimi, o yüzden aday olmasının iyi olacağını söyledim. Her görüşmemizde, aday olmam durumunda kendisinin aday olmayacağını söylüyor. Bu Fenerbahçe menfaatleri açısından son derece mert ve şeffaf bir durumdur. Kendisine imza toplaması gerektiğini ilettik. Bilgileri paylaşmamız gerekiyor.

İmzaları toplayanlarla bilgi paylaşacağız. Biliyorsunuz reklam için adaylığını açıklayanlar oluyordu, bu nedenle imza toplayanlarla paylaşacağımızı ilettik. Şu ana kadar bu imzayı toplayan tek isim Sadettin Saran’dır. Bilgilerimizi de kendisiyle paylaşacağız. Bir diğer yanlış da, benim ve yönetimin Sadettin Saran’ı desteklediği iddiasıdır. Biz bir an önce adayların çıkmasını istedik. Burada en önemli konu Fenerbahçe’nin menfaatleridir. Şampiyonluğa da koşarız, demokrasi şölenini de yaşatırız. İmza toplama hususu, bizim bilgimiz çerçevesinde olmuştur. Ama bizim bir adayı destekleme lüksümüz de tavrımız da yoktur.”

Paylaşın

Türkiye, Asgari Ücrette Avrupa Ülkeleri Arasında Sondan 5. Sırada

Verilere göre, Türkiye, asgari ücrette 26 Avrupa ülkesi arasında sondan beşinci sırada yer alıyor. En yüksek asgari ücret ise 2 bin 570 euro ile Lüksemburg’da veriliyor.

Ayrıca Avrupa’da temmuzda asgari ücretler yeniden artırılacak ancak Türkiye’de iktidar bu yıl ikinci artış olmayacağını açıkladı.

2024 yılında yüzde 49 artışla 17 bin 2 TL’ye çıkarılan asgari Türkiye’yi Avrupa’da en düşük ücret alan ülkeler arasından çıkaramadı. Eurostat verilerine göre Türkiye, Avrupa’da en düşük 5’inci ücret alan ülke oldu.

Bu yıl Türkiye’de asgari ücret yüzde 49 artışla 17 bin 2 TL’ye çıkarılsa da Avrupa ülkeleri arasında da en kötü ücretlerden olmaktan kurtulamıyor. Türkiye’de asgari ücret ilk kez 500 doları aşsa da 26 Avrupa ülkesi içinde 22’nci sırada yer alarak son sıralardaki yerini koruyor.

10haber’in haberine göre, Türkiye’de 20 bin 2 lira olan brüt asgari ücret, 32 lira 93 kuruş olan kura göre 607 euro oldu. Avrupa Birliği İstatistik Ofisi (Eurostat), Avrupa ülkelerinde 2024 yılının ilk yarısında geçerli asgari ücretleri açıkladı.

Buna göre Avrupa’da aylık brüt asgari ücretin en yüksek olduğu ülke 2 bin 570 euro ile Lüksemburg olurken, bu ülkeyi, 2 bin 146 euro ile İrlanda, 2 bin 70 euro ile Hollanda, 2 bin 54 euro Almanya takip etti. 385 euro ile Arnavutluk, 477 euro ile Bulgaristan, 532 euro ile Karadağ, 543 euro Sırbistan ve 607 euro ile Türkiye en düşük asgari ücrete sahip 5 ülke olarak sıralandı.

Ayrıca Avrupa’da temmuzda asgari ücretler yeniden artırılacak ancak Türkiye’de iktidar bu yıl ikinci artış olmayacağını açıkladı. Eurostat’ın 1999 yılından bu yana verilerini inceleyen Euronews’te yer alan haberde, Türkiye’nin asgari ücrette euro bazında en yüksek seviyeye eriştiği yıl 2024 oldu.

Ancak enflasyonun etkisinden bağımsız olarak değerlendirilmesi gereken bu en yüksek rakam Türkiye’de milyonlarca çalışanın aldığı ortalama ücret haline dönüştü.

İşgücünde bulunan yaklaşık 32 milyon kişinin yarısı asgari ücret alırken, milyonlarca çalışan da asgari ücretin biraz üstüne ücretlerle geçinmeye çalışmak durumunda kalıyor.

Paylaşın

Erbakan’dan Cumhur İttifakı’na Ret: Teşkilatımız İstemiyor

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimlere ilişkin değerlendirmede bulunan Yeniden Refah Partisi (YRP) Genel Başkanı Fatih Erbakan, “Bu seçimde milletimiz ve teşkilatlarımız bir ittifakın içinde yer almamızı istemiyor” dedi.

YRP, İstanbul, Ankara ve İzmir’de kendi adaylarını çıkaracak. YRP lideri Fatih Erbakan, parti teşkilatının yüzde 95’inin bu görüşte olduğunu da söyledi.

Yeniden Refah Partisi (YRP) Genel Başkanı Fatih Erbakan, partisinin genel merkezi önünde yaptığı basın toplantısında yerel seçime ilişkin partisinin kararını açıkladı. Erbakan’ın konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde;

“Bugün Şanlıurfa’da, Elazığ’da, Bursa’da, Samsun’da ve daha çok il ve ilçelerde seçimlere favori parti olarak giriyoruz.

Yeniden Refah Partisi’nin yeni üye sayısı 411 bin 300 sayısına ulaştı. Beş ayda 150 bin üye artışı yaşandı. Yargıtay’ın açıklamasına göre son bir yılda en hızlı büyüyen parti, Yeniden Refah Partisi olmuştur. 31 Mart seçimlerine 500 bin üye ile girerek yerel yönetimlerde Yeniden Refah yönetimini sağalacağız.

Bu mutabakat metni sayesinde ilkelerimizin arkasında durduk, başka bir talebimiz olmadı. Ancak üzülerek gördük ki 14 Mayıs için ortaya koyduğumuz mutabakat metininde yazanların tersi ortaya koyuldu.

İşte 2024 bütçesi, emeklinin ve dar gelirlilerin içinde bulunduğu durum bunun en önemli göstergeleridir. Zam yağmurları da bunun başka bir göstergesi. İktidarın Gazze konusunda adım atmadığını da üzülerek görüyorum. İsrail Büyükelçisinin kovulması, Tel-Aviv’deki büyükelçimizin geri çekilmesi.

Ticari ilişkilerin durdurulması gibi adımlar atılmadı ve 30 bin insanımız göz göre göre katledilmiştir. İktidarda bulunanlar miting yapmak dışında hiçbir adım atmamışlardır.

Müzakere sürecinde karşımıza 5 sebep çıktı. Bu seçimin 14 Mayıs’tan önemli bir farkı olduğunu gördük. Milletimiz bu seçimde ittifak yapmamızı istemiyor. 14 Mayıs’ta milletimiz fedakarlık yaparak ittifak istiyordu.

İkinci sebep, teşkilatlarımız da ittifakın içinde yer almamızı istemiyordu. Bir önceki seçimde teşkilatların yüzde 60’ı istemiyordu, bu seçimde yüzde 95’i istemiyor.

Üçüncüsü, biz bu seçimlere beka seçimi olarak bakmıyoruz.

Dördüncü husus da 14 Mayıs’taki karşı blok bu seçimlere ittifak olarak girmiyor. Karşı blokta böyle bir kenetlenme yoksa burada da ittifak yapılması ciddi bir husus olarak görülmüyor.

Beşinci husus, AKP ile yapılan görüşmelerde AKP’nin bize adil tekliflerle gelmemiş olmasıdır. İyi niyetle bu görüşmeleri yaptık ancak adil ve dengeli bir taleple karşılaşmadık.

Madem İstanbul ve Ankara’nın CHP zihniyetinden kurtarılmasını istiyoruz, o zaman muhataplarımızdan da bu yaklaşımı görmemiz lazımdı.

AKP ile bu seçimlerde ittifak yapmamak, Ankara, İstanbul ve İzmir’de de kendi adaylarımızı çıkarmaya karar verdik. Bu üç şehirdeki adaylarımızı 10 Şubat’ta Ankara’da ilan edeceğiz.”

Paylaşın

Hafize Gaye Erkan, İki Yıl Daha Maaş Alabilecek

Resmi Gazete’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan atama kararında Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan’ın istifa ettiği değil görevden alındığı belirtildi. Merkez Bankası başkanları görevden alınmaları halinde iki yıl daha maaş alabiliyorlar.

Cumhurbaşkanı kararıyla ataması yapılan Merkez Bankası başkanlarının görev süresi normal koşullarda dört yıl. AKP döneminde 7 isim, Durmuş Yılmaz (2006-2011), Doç. Dr. Erdem Başçı (2011-2016), Murat Çetinkaya (2016-2019), Murat Uysal (2019-2020), Naci Ağbal (7 Kasım 2020 – 20 Mart 2021), Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu (2021-2023), Dr. Hafize Gaye Erkan (2022-2023) Merkez Bankası başkanlığı yaptı.

Sadece Durmuş Yılmaz ve Erdem Başçı görev süresinin bitimine kadar Merkez Bankası’nda kaldı. Yeni yıl zammı öncesi Merkez Bankası başkanının maaşı brüt 161 bin TL’ydi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “görevden affını isteyen” Hafize Gaye Erkan’ın yerine yardımcısı Fatih Karahan’ı atadı. Karahan’ın başkanlığı gece saatlerinde Resmi Gazete’de Cumhurbaşkanlığı Kararı yayımlanarak duyuruldu. Ancak Resmi Gazete’deki kararda Erkan’ın “istifa ettiği” değil “görevden alındığı” yazıldı.

Erkan istifa açıklamasında “Sayın Cumhurbaşkanımızdan ilk günden beri şerefle yürüttüğüm görevimden affımı talep etmiş bulunuyorum” demiş bunun üzerine de Şimşek “Merkez Bankası eski Başkanı Sayın Hafize Gaye Erkan’ın aldığı karar tamamen şahsidir ve kendi takdirleridir” şeklinde açıklama yapmıştı.

Resmi Gazete’deki atama kararı ise şöyle: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı (Guvernörü) Hafize Gaye Erkan, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 35 inci maddesi ile 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 2 nci maddesi gereğince görevden alınmış ve bu surette boşalan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanlığına (Guvernörlüğüne), 14/1/1970 tarihli ve 1211 sayılı Kanunun 25 insi maddesi ile 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 2, 3 ve 7 nal maddeleri gereğince Başkan (Guvernör) Yardımcısı Fatih Karahan atanmıştır.

Yasaya göre Merkez Bankası başkanları görevden alınmaları halinde iki yıl boyunca maaşlarını alabiliyorlar. Bu durum Temmuz 2021’de TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda eski Merkez Bankası Başkanı, İYİ Parti Milletvekili Durmuş Yılmaz’ın dönemin Merkez Bankası Hukuk İşleri Genel Müdür Yardımcısı Şerif Uygun’a sorduğu soruyla ortaya çıktı.

Yılmaz, Uygun’a “Görevden ayrılan birinci başkan Murat Çetinkaya, ikinci Murat Uysal, üçüncü Naci Ağbal… Bunlar şu anda maaş alıyorlar mı almıyorlar mı? “Evet” veya “hayır” demenizin kayda geçmesi benim için yeterli ve buna da itibar edeceğim” dedi.

Şerif Uygun da “Merkez Bankası başkanlarının üst kademe kamu yöneticilerinin atanması hakkında 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nde görev süreleri dört yıl olarak belirleniyor. Ancak 375 sayılı KHK’nin ek 35. maddesine göre KHK’nin kullandığı tabirle, performanslarının yeterli görülmemesi durumunda bu görevden alınabiliyorlar. Görevden alındıktan sonra ise yine bu 375 sayılı KHK’nin ek 35. maddesine göre iki yıl boyunca eski görevlerinin ücretlerini almaları mümkün” diye cevapladı.

Uygun bunun Merkez Bankası’na özgü bir düzenleme olmadığını belirterek “Bu genel bir düzenleme, üst kademe tüm kamu yöneticileri için geçerli olan bir düzenleme” dedi.

Durmuş Yılmaz’ın “Şu an alıyorlar mı?” sorusu üzerine Uygun “Yani kişisel olarak şu andakilerin alıp almadığını bilmiyorum ama 375 sayılı KHK’nın ek 35’inci maddesi bu imkânı sağlıyor eğer kamu görevinden seçilmişlerse” yanıtını verdi.

Çalışamama detayı

Aynı komisyon görüşmesinde Durmuş Yılmaz, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) başkanının görevinden ayrıldıktan sonra iki yıl içerisinde herhangi bir bankada görev alamadığını aktardı. Benzer bir durumun Merkez Bankası başkanları ile üst yöneticilerinin için de geçerli olduğunu söyledi:

“Merkez Bankası başkanları da üst yöneticileri de bankalara gidip iki yıl içinde görev alamazlar. Şu anda görev süreleri dolmadan birbiri arkasına görevden alınmış üç başkan var; bunlar kamuda herhangi bir göreve atanmadılar, özel sektöre de geçmediler…”

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

ABD, Suriye Ve Irak’ta 85 Hedefi Vurdu

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), geçen hafta sonu üç ABD askerinin ölümüne yol açan insansız hava aracı saldırısına misilleme olarak Irak ve Suriye’de 85’ten fazla hedefin vurulduğunu duyurdu.

Haber Merkezi / CENTCOM, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, saldırıların, “İran’ın İslam Devrim Muhafızları Kolordusu (IRGC) Kudüs Gücü ve ona bağlı milis gruplara” yönelik olduğu belirtildi.

ABD Başkanı Joe Biden, operasyona ilişkin açıklamasında “Benim talimatımla, ABD askeri güçleri, Irak ve Suriye’de İran Devrim Muhafızları ve destekledikleri milislerin ABD güçlerine saldırmak için kullandıkları tesislerdeki hedefleri vurdu. Müdahalemiz bugün başladı. Bizim seçtiğimiz yer ve zamanlarda devam edecektir” dedi.

Biden ayrıca açıklamasında ayrıca “Ortadoğu’da veya başka bir yerde çatışma istemiyoruz. Ancak bize zarar vermeyi amaçlayan herkes şunu bilsin: Bir Amerikalı’ya zarar verirseniz, karşılık veririz” ifadelerini kullandı.

ABD’nin saldırıları, Ürdün’de hayatını kaybeden üç askerin naaşlarının ABD’ye getirilmesinin ve Başkan Joe Biden’ın askerlerin aileleriyle biraraya gelmesinin hemen arkasına denk geldi.

Ortadoğu’daki ABD üslerine yönelik saldırılar, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarının ardından yoğunlaşmıştı. ABD’nin Irak’ta 2 bin 500, Suriye’de 900 Ürdün’de ise 3000 civarında askeri bulunuyor.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), üst düzey subaylarını Suriye’den çekme kararı aldı. İran’ın kararı, Orta Doğu’da zaten oldukça yüksek olan tansiyonun içine doğrudan çekilmek istememesinden kaynaklanıyor.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), Suriye’de devam eden iç savaşta Devlet Başkanı Beşar Esad’a yardım etmek için 10 yıl önce bu ülkeye geldi.

Rusya da 2015 yılında hava kuvvetlerini Suriye’ye konuşlandırarak Beşar Esad’ı desteklemişti. Analistlere göre İran’ın Suriye’deki varlığının zayıflaması, Rusya’nın işine yarayabilir.

Paylaşın