Kemal Kılıçdaroğlu’ndan “Siyaseti Bırakmadım” Çıkışı

CHP’nin yedinci genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Siyaseti bırakmadım. Her gün vatandaşlarla, ziyarete gelenlerle görüşüyorum. Belli konularda daha derinlikli düşünmeye zamanım var” dedi.

Eski Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Serbestiyet’ten Hilal Köylü‘ye açıklamalarda bulundu.

6 Şubat depremlerinin ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a duyduğu öfkeyi anlatan Kemal Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

“Ülkeyi 22 yıldır yöneten siyasal iktidar; askerleri, deprem olduğunda sahaya anında yollamadı. Depremin ilk üç-dört saatinde seyyar hastaneler, mutfaklar kurulabilirdi, yapılmadı. İnsanların soğuktan ölmesine göz yumuldu. Neden? Türkiye’de sorumluluk taşıyan bir hükümet yok.

Erdoğan; depremi de, sorumluluğunu da görmezden geliyor. Beşli çeteye hizmet eden Erdoğan, ülkeyi dilediği gibi yönetiyor. Şimdi de çıkıp; merkezi hükümetle yerel yönetimin bir olmadığı kentlere hizmetin gitmeyeceğini söylüyor. Halka –Bana oy verirseniz, size hizmet ederim. Oy vermezseniz, gözümün önünde ölseniz de, seyrederim- mesajı veriyor.

Vatandaşın hayatı Erdoğan’ın umurunda değil. Erdoğan, şaşırtmıyor. Vatandaşını ve ülkesini işte bu derece sevmiyor. Bir zamanlar hakaret ettiğinin (Mısır Cumhurbaşkanı Sisi) ayağına gidip, üç-beş kuruş koparma planı yapıyor. Aslında Erdoğan hakkında konuşmak bile benim ağırıma gidiyor. ”

“Siyaseti bırakmadım”

Siyaseti bırakmadığını belirten Kemal Kılıçdaroğlu, şu ifadeleri kullandı: “Siyaseti bırakmadım. Her gün vatandaşlarla, ziyarete gelenlerle görüşüyorum. Belli konularda daha derinlikli düşünmeye zamanım var.

15-20 günde bir felsefeciler ve sosyologların da aralarında olduğu bir akademisyen grubuyla Türkiye’nin ve dünyanın sorunlarını konuşuyoruz, değerlendiriyoruz. Gazetelere makaleler yazıyorum, analizler yapıyorum. Çocuklarla, torunlarla zaten hep beraberiz. Selvi Hanım’la da tiyatroya gittik bir-iki kez.”

Paylaşın

Avrupa, Rusya İle Olası Savaşa Hazırlanıyor

Avrupa ülkeleri, Ukrayna ile savaşı kazanma ihtimali yükselen Rusya’nın tehditleriyle karşı karşıya kalabilir. Bu olasılık Avrupa ülkelerini askeri yönden yeni adımlar atmaya zorluyor.

Avrupa’nın en büyük, dünyanın da üçüncü büyük tirajlı gazetesi Bild, Polonya Savunma Bakanı Wladyslaw Kosiniak-Kamysz’in ülkesinin, Rusya ile topyekün bir savaş olasılığına karşı hazırlık yaptığını söylediğini bildirdi.

Bild’e göre, Bakan Kosiniak-Kamysz, Ukrayna’nın Rusya ile savaşı kaybetme ihtimalinin yükseldiğini ve Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’in Polonya dahil NATO ülkelerine saldırmaya karar verdiği bir senaryoya hazırlandığını açıkladı.

“Bu sözleri öylesine söylemiyorum” diyen Kosiniak-Kamysz, durumun ve gelişmelerin dikkatle değerlendirdiğini ve analiz edildiğini, ülke savunması için şimdiden somut adımların atıldığını, örneğin silahlanma alanındaki eksikliklerin incelendiğini kaydetti.

Habere göre Polonya Savunma Bakanı, ülkesinin Belarus ve Rusya ile olan sınır bölgesinde yeni sığınaklar inşa ettiğini ve bu hamlenin “genel ulusal savunma planının bir parçası” olduğunu da söyledi.

Bakan Kosiniak-Kamysz, “Rusya’nın saldırması durumunda, Polonya Avrupa Birliği’nin (AB) ortak savunmasında çok önemli bir rol oynayacak. AB Komisyonu da bunun farkında” diye konuştu.

Rusya’nın Ukrayna’daki savaşın ardından Polonya ve diğer Avrupa ülkelerine saldırabileceği şeklindeki görüşleri paylaşan bir diğer isim de Alman Savunma Bakanı Boris Pistorius.

“Avrupa askeri tehdit durumuyla karşı karşıya”

Rusya ile 5-8 yıl içinde bir savaş yaşanabileceğini iddia eden ve “Putin’in bir gün bir NATO ülkesine saldırabileceğini hesaba katmak zorundayız” diyen Pistorius, kısa bir süre önce yaptığı bir açıklamada, “Hem olası hem de maksimum risk senaryolarını analiz ediyoruz. Kesin olan bir şey var ki, Avrupa’da bir kez daha 30 yıldır görülmemiş bir askeri tehdit durumuyla karşı karşıyayız” diye konuştu.

Göreve geldiği geçen yıl Ocak ayından bu yana sık sık Almanya’nın Rusya ile savaşa hazır olması çağrısında bulunan Pistorius, ülkesinin gelecekte Avrupa’nın karşılaşacağı güvenlik sorunlarına karşı kendini savunmaya hazır olmadığı uyarısını da yapıyor.

Alman askeri uzmanlar da yıllarca izlenen tasarruf politikaları nedeniyle yatırım yapılmayan Almanya ordusunun hareket kabiliyetini yitirdiğini, subay ve astsubay eksikliği nedeniyle eğitimlerin zor yapıldığını ve tatbikatların bile iptal olmasının artık olağan hale geldiğini belirtiyor. Uzmanlar, ordunun şu anda sıcak bir çatışmaya hazırlıksız olduğunu vurguluyor.

“Rusya büyük olasılıkla…”

İsveç Sivil Savunma Bakanı Carl-Oskar Bolin ve Genelkurmay Başkanı Micael Byden da İsveç halkını Rusya ile savaşa hazır olmaları yönünde uyarmış, uyarı ülkede paniğe neden olmuştu.

Danimarka İstihbarat Dairesi de Rusya’nın olası bir sıcak çatışmaya girebileceğini duyurdu. Danimarka Savunma Bakanı Troels Lund Poulsen ise, “Rusya büyük olasılıkla NATO üyesi ülkelere karşı askeri gücünü kullanabilecek” dedi.

Baltık ülkeleri Estonya, Letonya ve Litvanya, güvenlik endişeleri nedeniyle sınırlarındaki savunmayı güçlendirmek amacıyla önümüzdeki birkaç yıl içinde sığınaklar ve savunma tesisleri inşa etme kararı almışlardı.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

DEM Ve YRP’nin Adayları İstanbul’da Seçim Dengelerini Nasıl Değiştirir?

Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Vahap Coşkun’a göre DEM Parti, İstanbul’da en yüksek oyu Demirtaş ile alır. Bu durumda da hem AKP hem de CHP açısından seçim sonuçları doğrudan etkilenir.

Araştırmacı ve siyasi analist İbrahim Uslu’ya göre de Başak Demirtaş DEM Parti seçmenini birleştirecek güce sahip. Uslu, Demirtaş’ın adaylığının aynı zamanda DEM Parti tabanını Demirtaş soyadına sahip çıkmaya yönlendirecek.

Uslu’ya göre seçimlerde adaylar iki havuzdan oy alıyor. İlk havuz “iktidar havuzu”, diğeri ise “muhalif havuzu” olarak nitelendiriliyor. Başak Demirtaş’ın “muhalif havuz”dan besleneceğine dikkat çeken Uslu, YRP’nin ise “iktidar havuzu”ndan oy alacağını kaydediyor.

Uslu, “İşbirliği olursa oylar AK Parti’ye gider. 2023 seçimlerinde Erdoğan’a verdiler, partiye vermediler. Murat Kurum ile bir dertleri yok ve yine Erdoğan’a verirler, yani Murat Kurum’a oy verirler” değerlendirmesi yapıyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi için yapılacak seçimde asıl yarış CHP’nin adayı mevcut Başkan Ekrem İmamoğlu ile AKP’nin adayı Murat Kurum arasında geçecek olsa da diğer partilerin de aday çıkarması seçimin sonucunda etkili olacak. Özellikle Kürt oylarının talibi DEM Parti ile muhafazakâr-dindar oyların peşindeki Yeniden Refah Partisi’nin (YRP) muhtemel adaylarının İstanbul seçimini kritik hale getireceği tahmin ediliyor.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, 2019 yılında CHP ve İYİ Parti’nin ortak adayı olarak ve HDP’nin de kentten aday çıkarmayarak dolaylı desteği ile yerel seçimleri kazanmıştı. Ancak geçen yılki 14 Mayıs seçimlerinin ardından ittifakların dağılması sonucu İmamoğlu, 31 Mart 2024 yerel seçimlerine bu kez daha fazla adayla ve ittifaksız katılacak.

İstanbul için şu ana kadar İYİ Parti Buğra Kavuncu’yu, Zafer Partisi Azmi Karamahmutoğlu’nu, Saadet Partisi Birol Aydın’ı ve Vatan Partisi İbrahim Özkan’ı aday gösterdi. Ancak asıl merak edilen ve dengeleri değiştirme ihtimali olan DEM Parti ile Yeniden Refah’ın açıklayacaklarını ilan ettikleri adayları.

DEM Parti, CHP ile müzakerelerini sürdürse de hafta sonu yaptığı Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısında İstanbul’dan aday çıkarma kararı aldı. Adaylık için adı en fazla konuşulan isim ise Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş. Yerel seçimleri kendi adaylarıyla katılma kararı alan YRP’de ise İstanbul için öne çıkan bir isim şimdilik yok, ancak parti adayını yakında açıklayacağını söylüyor.

Başak Demirtaş’ın olası adaylığı

DW Türkçe’den Kıvanç El‘e konuşan Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Vahap Coşkun, seçimlerde Başak Demirtaş’ın Selahattin Demirtaş’ı temsil edeceğine işaret ederek, “Bir nevi Selahattin Demirtaş seçime girecek. Bunun DEM Parti seçmenini motive eden bir unsur olacağını düşünüyorum. Başka bir isim seçime girseydi muhtemelen bu kadar bir motivasyon söz konusu olmazdı ama Demirtaş soyadının seçime girmesi DEM Parti seçmenleri için İstanbul’da toparlayıcı bir etki yaratabilir” diyor.

Coşkun’a göre DEM Parti, İstanbul’da en yüksek oyu Demirtaş ile alır. Bu durumda da hem AKP hem de CHP açısından seçim sonuçları doğrudan etkilenir.

Araştırmacı ve siyasi analist İbrahim Uslu’ya göre de Başak Demirtaş DEM Parti seçmenini birleştirecek güce sahip. Uslu, Demirtaş’ın adaylığının aynı zamanda DEM Parti tabanını Demirtaş soyadına sahip çıkmaya yönlendirecek.

Kürt seçmen tabanında sevilen isim olan Sırrı Süreyya Önder’in 2014 yılında aday olduğunu hatırlatan Uslu, Önder’in Kürt oylarının yarısını aldığını belirtiyor. Uslu, Başak Demirtaş adından bağımsız ilk yapılan kamuoyu araştırmalarında benzer bir durumun ortaya çıktığını ve DEM Parti tabanının en az yarı oranda kendi adayına oy vereceğinin görüldüğünü kaydediyor.

Sırrı Süreyya Önder, İstanbul’da yaklaşık 400 bin oy almıştı. DEM Parti’den önce 2023 Mayıs’ta seçimlere giren Yeşil Sol Parti’nin de içerisinde olduğu ittifakın oyu ise İstanbul’da yaklaşık 1 milyon 200 bindi. Bu oyun 1 milyonunun Kürt seçmen olduğu tahmin ediliyor.

İbrahim Uslu, “Başak Demirtaş özel bir isim. O aday olursa elbette dönüp bir daha ölçmek gerekiyor. Ne kadar fire verecek, onu tekrar ölçmek gerekiyor. Adaylığı, Ekrem İmamoğlu açısından otomatik olarak bir risk anlamına geliyor. Çünkü DEM Parti, İmamoğlu’nun havuzundan oy alan bir parti ve seçim sonuçlarını radikal biçimde etkileme potansiyeline sahip” değerlendirmesi yapıyor.

20 Şubat tarihi adayların belirlenmesi için son gün. Uzmanlar bu tarihten sonra yapılacak anket çalışmalarından daha sağlıklı sonuçlar alınacağına dikkat çekiyor.

Rawest Araştırma’nın 9-12 Ocak tarihli son anketine göre de DEM Parti seçmeni İstanbul’da aday olarak yüzde 35 oranında Başak Demirtaş, yüzde 27 oranında da Sırrı Süreyya Önder’i görmek istiyor. Ankete göre katılımcıların yüzde 70’i DEM Parti’nin aday çıkarmasını istiyor.

“Ekrem İmamoğlu kazanırsa liderliği tescillenir”

Akademisyen Vahap Coşkun, DEM Parti’nin aday çıkarması sonrası muhalefet seçmeninden “oyları bölüyorlar” şeklinde gelen eleştirilerin DEM Parti seçmenini rahatsız ettiğini de söylüyor. DEM Parti tabanının seçimlere güçlü bir aday ile girilmesini istediğini vurgulayan Coşkun, “Böyle bir istek varken DEM Parti yönetiminin bunu göz ardı etmesi herhangi bir şekilde düşünülemez. Eğer İmamoğlu bu atmosferde seçimi kazanırsa zaten kendi muhalefet kanadındaki liderliğini tescil edilmiş olacak, o nedenle İmamoğlu için de bir imtihan” yorumunu yapıyor.

Metropol Araştırma Kurucusu Özer Sencar’a göre de İmamoğlu’nun sahaya çıkması sonrasında siyasette dengeler değişebilir. Sencar, “İmamoğlu sahneye çıkmakta geç kaldı ama çıkınca dengeleri bozabilecek bir güç. İstanbul’u tüm bu şartlarda almayı başarırsa 2028’de de Cumhurbaşkanı olur” görüşünü dile getiriyor.

Yeniden Refah Partisi “iktidar havuzu”ndan oy alır

Araştırmacı Uslu’ya göre seçimlerde adaylar iki havuzdan oy alıyor. İlk havuz “iktidar havuzu”, diğeri ise “muhalif havuzu” olarak nitelendiriliyor. Başak Demirtaş’ın “muhalif havuz”dan besleneceğine dikkat çeken Uslu, YRP’nin ise “iktidar havuzu”ndan oy alacağını kaydediyor.

Uslu, “İşbirliği olursa oylar AK Parti’ye gider. 2023 seçimlerinde Erdoğan’a verdiler, partiye vermediler. Murat Kurum ile bir dertleri yok ve yine Erdoğan’a verirler, yani Murat Kurum’a oy verirler” değerlendirmesi yapıyor. Uslu, yapılan farklı ölçümlere göre YRP’nin İstanbul’da yüzde 4 ila yüzde 6 oy potansiyeli olduğunun ortaya çıktığını kaydediyor. Uslu, “Ortalamasını alsanız yüzde 5 eder. Yeniden Refah, büyüyen ve büyümeye devam eden bir parti. 2023 seçimlerini dikkate alarak iktidar havuzunun yüzde 46 olduğunu varsayarsak işbirliği olmazsa bu havuzu 41’e indirir. YRP’den İmamoğlu’na oy gitmez ama Murat Kurum’u aşağı çeker” diyor.

Metropol Araştırma Kurucusu Sencar’a göre Yeniden Refah’ın aday çıkarıp çıkarmaması hâlâ net değil. 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de Genel Başkan Fatih Erbakan, cumhurbaşkanı adayı olup Yüksek Seçim Kurulu’na başvuru yapmıştı. Ancak Erbakan daha sonra AKP ile yapılan müzakereler ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı görüşmenin ardından adaylıktan çekilmişti. YRP kurmayları ise benzer bir tablonun yaşanmayacağını, İstanbul’da adaylarını açıklayacaklarını savunuyor.

Fatih Erbakan hafta sonu yaptığı toplantıda AKP’nin “adil ve dengeli” adım atmadığı için anlaşamadıklarını ifade ederek İstanbul adayını 10 Şubat’ta kamuoyuna ilan edeceklerini söylemişti. DEM Parti de İstanbul adayını 9 Şubat’a kadar açıklayacağını duyurdu. Ancak DEM Parti içerisinde adayın kim olacağına ilişkin görüşmeler sürüyor.

Paylaşın

Yemen’de 13 Kişiye Eşcinsellik Suçlamasıyla İdam Cezası

Yemen’de Husi yönetimindeki bir mahkemenin eşcinsellik suçlamasıyla 13 kişiye idam cezası verdiği ifade edildi. 35 kişinin daha eşcinsellik suçlamasıyla Husiler tarafından gözaltına alındığı belirtildi.

Yemen’in kalabalık nüfuslu bölgelerini kontrol altında tutan ve Suudi Arabistan öncülüğündeki uluslararası koalisyona karşı uzun süredir savaşan Husiler, idam cezalarını her zaman infaz etmiyor.

DW Türkçe’nin aktardığına göre; Yemen’de Husilerin kontrolündeki bir mahkeme 13 kişiyi eşcinsel oldukları gerekçesiyle idam cezasına çarptırdı. Yargılamanın başkent Sana’nın yaklaşık 200 kilometre güneyindeki İb kentinde yapıldığı öğrenildi.

Fransız haber ajansı AFP’ye konuşan yargı kaynağı, üç kişinin daha benzer bir suçlamayla hapis cezasına çarptırıldığını kaydetti. Yemenli yargı mensubu 35 kişinin de eşcinsellik suçlamasıyla tutuklu olduğu bilgisini paylaştı.

İdam cezalarının ne zaman infaz edileceği belirsizliğini koruyor. Cezalar için temyiz yolunun açık olduğu belirtiliyor.

Yemen’in kalabalık nüfuslu bölgelerini kontrol altında tutan ve Suudi Arabistan öncülüğündeki uluslararası koalisyona karşı uzun süredir savaşan Husiler, idam cezalarını her zaman infaz etmiyor.

Avrupa-Akdeniz İnsan Hakları Gözlemevi’nin Aralık 2023’te paylaştığı verilere göre Husiler 2014 yılında başkent Sana’yı ele geçirmelerinden bu yana aralarında siyasetçiler, muhalif aktivistler, gazeteciler ve askeri personelin de olduğu 350 kişi hakkında idam cezası verdi bu cezalardan 11’i infaz edildi.

Sivil toplum kuruluşları İsrail ile Hamas arasında savaşın patlak vermesi ve buna yanıt olarak Husilerin Kızıldeniz’deki gemilere saldırılar düzenlemeye başlamasından beri Yemen’de insan hakları ihlallerinin arttığını ileri sürüyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (Human Rights Watch) Yemen araştırmacılarından Niku Jafarnia, “Dünya Kızıldeniz’deki saldırılarını izlemekle meşgul olurken Husiler de ihlallerini artırıyor” dedi. Jafarnia “Filistin’de savunduklarını iddia ettikleri insan haklarını önemsiyor olsalardı Yemenlileri kırbaçlayarak ve taşlayarak öldürmezlerdi” ifadelerini kullandı.

Aralık ayında Yemenli insan hakları aktivisti Fatima Salih El Ervali, Birleşik Arap Emirlikleri adına casusluk yaptığı gerekçesiyle idam cezasına çarptırılmıştı. Birleşik Arap Emirlikleri hükümet güçlerini desteklemek amacıyla 2015 yılında Yemen’e müdahalede bulunan askeri koalisyonu oluşturan ülkeler arasında.

Yemen’in dağlık kuzey bölgesinde yaşayan Husiler, Şii Zeydilik mezhebine bağlı ve İran tarafından destekleniyor. Din devleti kurma hedefi güden hareket ,1990’larda yaşadıkları bölgelerin ihmal edildiği gerekçesiyle ayaklandı.

Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyona karşı 2015 yılından beri sürdürdükleri savaşta yüz binlerce kişi hayatını kaybederken milyonlarca kişi açlıkla yüz yüze geldi.

Paylaşın

DEM Parti’den Anayasa Mahkemesi’ne Can Atalay Başvurusu

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), vekilliği düşürülen Can Atalay için Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu. Bir milletvekilinin vekilliğinin düşürülebilmesi için kesin mahkumiyet kararının olması gerektiği belirtilen başvuruda, ancak Atalay hakkında kesin hükmün bulunmadığı hatırlatıldı.

AYM’nin ihlal ve yargılamanın yeniden yapılması kararı verdiği ifade edilen başvuruda, bu sebeple Yargıtay’ın verdiği mahkumiyet kararının ortadan kalktığı kaydedildi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Türkiye İşçi Partisi’nden (TİP) sonra Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’de (DEM Parti), milletvekilliği düşürülen Can Atalay için Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu. Başvuruda, AYM’nin ve Yargıtay’ın yanı sıra Meclis sürecinde yaşananlara yer verildi.

Artı Gerçek’te yer alan habere göre, Bir milletvekilinin vekilliğinin düşürülebilmesi için kesin mahkumiyet kararının olması gerektiği belirtilen başvuruda, ancak Atalay hakkında kesin hükmün bulunmadığı hatırlatıldı. AYM’nin ihlal ve yargılamanın yeniden yapılması kararı verdiği ifade edilen başvuruda, bu sebeple Yargıtay’ın verdiği mahkumiyet kararının ortadan kalktığı kaydedildi.

Başvuruda, “Ortada kesin hüküm olmadığı halde kesin hüküm varmış gibi işlem yapılarak, muvazaa yapılmıştır. Bu nedenle yapılan işlemin yok hükmünde olduğu tespiti yapılmalıdır. Anayasa’nın 153. Maddesi’nde Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmak zorunda olduğu düzenlenmiştir. Bu durumda Anayasa Mahkemesi kararı ile hak ihlali verilen ve yeniden yargılama yapılması gereken bir milletvekilinin vekilliğinin Anayasaya aykırı olacak şekilde düşürülmesinin tespit ve iptal davası konusu olması gerekmektedir” denildi.

Yetkisizlik tartışmasının yapılmaması gerektiği ve uyuşmazlığın esasına girerek karar verilmesi gerektiği belirtilen başvuruda, ayrıca Meclis’te Yargıtay’ın kararının okunduğu ve Anayasa’nın aradığı karar olmadığı ifade edilerek, kararın iptal edilmesi istendi.

CHP ve TİP de başvurmuştu

CHP de hukuk dışı şekilde milletvekilliği düşürülen Atalay’a ilişkin kararın ‘yok hükmünde’ olduğunun tespit edilmesi talebiyle AYM’ye başvurmuştu. CHP’li Gökhan Günaydın, “Can Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesi yok hükmündedir. Tespitini talep ediyoruz” demişti.

Yine Türkiye İşçi Partisi, Hatay Milletvekili Can Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesinin iptal edilmesi talebiyle Can Atalay ve TİP Genel Başkanı Erkan Baş adına avukatları aracılığıyla Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunmuştu.

Ne olmuştu?

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Can Atalay hakkında “seçilme hakkı” ve “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı” yönlerinden verilen hak ihlali kararına uyulmaması nedeniyle yapılan iki başvuruda da hak ‘hak ihlali’ kararı vermişti.

21 Aralık’ta İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne ulaşan ikinci karar mahkeme tarafından bir önceki kararda olduğu gibi Yargıtay’a gönderilmişti.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Türkiye İşçi Partisi Hatay Milletvekili Şerafettin Can Atalay hakkında Anayasa Mahkemesince verilen ikinci ihlal kararının hukuki değeri olmadığını, bu bağlamda Anayasa’nın 153/6. Maddesi kapsamında uygulanabilecek bir kararın var olmadığını belirterek Anayasa Mahkemesi’nin kararına uyulmamasına karar vermişti.

Tartışmalar devam ederken Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay hakkındaki Yargıtay 13. Hukuk Dairesi kararı, TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ’ın yönettiği TBMM oturumunda okundu, Gezi Davası kapsamında halen Silivri Cezaevi’nde tutulan Can Atalay’ın vekilliği hukuka aykırı bir biçimde düşürülürken muhalefet milletvekilleri kürsü önünde protestoda bulundu.

TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ kararı okuduğu sırada bazı milletvekilleri başkanlık divanını işgal etti ve ıslıklarla protesto etti. Bozdağ’ın önüne ‘Can Atalay’a özgürlük’ yazılı dövizler fırlatılırken bir milletvekili Bozdağ’a anayasa kitapçığı fırlattı.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Erdoğan’a “Hatay” Tepkisi: Toplumun Vicdanına Emanet

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Erdoğan’ın Hatay’da yaptığı konuşmaya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Bu hafta sonu Cumhurbaşkanı’nın Hatay’daki sözlerini dinlediniz mi? Vicdanen analize muhtaçtır, hukuken analize muhtaçtır, psikolojik olarak analize muhtaçtır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “İnsana dair böyle bir duygu olmaz, olamaz. Kendisini ve partisini tercih etmediği için, hem de depremzedelerin önünde, deprem bölgesinde 10 binlerce canın öldüğü ortamda yardım etmediğinin ifadesi bu. Başka bir ifade değil. Ne için? Seçime 1 ay kaldı diye, 1,5 ay kaldı diye sözüm ona insanları korkutarak siyaset yapacak ve itiraf ettiği bu durumdan ötürü insanların oyuna talip olacak. Bu tür davranışlar bence siyasetin konusu değil, toplumun vicdanına emanettir.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul’un Yeni Otobüslerinin Tanıtımı Etkinliğinde açıklamalarda bulundu. İmamoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hatay’da yaptığı konuşmaya tepki göstererek şu ifadeleri kullandı:

“Bu hafta sonu Cumhurbaşkanı’nın Hatay’daki sözlerini dinlediniz mi? Vicdanen analize muhtaçtır, hukuken analize muhtaçtır, psikolojik olarak analize muhtaçtır. İnsana dair böyle bir duygu olmaz, olamaz. Kendisini ve partisini tercih etmediği için, hem de depremzedelerin önünde, deprem bölgesinde 10 binlerce canın öldüğü ortamda yardım etmediğinin ifadesi bu.

Başka bir ifade değil. Ne için? Seçime 1 ay kaldı diye, 1,5 ay kaldı diye sözüm ona insanları korkutarak siyaset yapacak ve itiraf ettiği bu durumdan ötürü insanların oyuna talip olacak. Bu tür davranışlar bence siyasetin konusu değil, toplumun vicdanına emanettir.

Ne olacak yani; Hataylı senden korkacak, koşa koşa sana oy mu verecek. Tıbbın konusudur bu. Psikolojik olarak incelenmelidir. Bu ifadeler hafife alınacak ifadeler değildir… Bir ülkenin başına gelen bir insan, hepimiz ondan şunu bekleriz; toplumun her kesimine adalet dağıtan, toplumun her kesimine iyilikle konuşan, bir insanın dilinde kötülük olur mu!

Bu nasıl bir anlayış ya! Efendi, hükmeden, hakim! Milletin efendi olduğunu öğrenecek bunlar 31 Mart’ta… Siz efendi değilsiniz. Dün yapılan konuşma görevin ihmalidir. Binlerce insanı çadır hayatına mahkum etmek, gerekli desteği vermemek bunun bu şekilde ifade biçimidir. Ne için? Oy için… Bu tehdidin karşılığını bu millet öyle bir verir ki… Bu milleti tehdidiniz karşılığı milyonlar olaracak göreceksiniz. Milletimiz demokrasi şamarı gibi yanıt verecek.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan ne demişti?

Antakya Spor Salonu’nda düzenlenen Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Hatay İlçe Belediye Başkan Tanıtım Toplantısı’nda konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Merkezi yönetimle yerel yönetim el ele vermezse, dayanışma halinde olmazsa o şehre herhangi bir şey gelmez. Hatay’a geldi mi? Şu anda Hatay garip kaldı, mahzun kaldı” demişti.

“Hatay Büyükşehir’de Cumhur İttifakı adayı olarak Mehmet Öntürk kardeşimizi kamuoyumuzla paylaştık. Mehmet kardeşimizin Hataylıların teveccühüne mazhar olduğunu görmekten memnuniyet duyuyorum” diye konuşan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürmüştü:

“Hatay, kamu yatırımlarını noksansız alsa da yereldeki vizyon eksikliği nedeniyle potansiyelini açığa çıkmakta zorlanan şehrimiz… Şu anda Hatay’daki mevcut yerel yönetim, maalesef şu deprem olayından sonra ‘bad-el harab-ül Basra’ oldu. Nerede belediye başkanı? Yok. İşte şimdi, 31 Mart akşamı yeni bir dönemi, ben inanıyorum ki Mehmet Öntürk kardeşim ve ekibiyle ayağa kaldıracaktır.

Hatay, iş ve icraat yerine laf üreten CHP zihniyetinin elinde adeta heder oldu. Sizlerin de güçlü desteğiyle 31 Mart’ta Hatay’da yeni bir dönemin kapılarını aralayacağız. El ele, gönül gönülle vererek Hatay’ın hizmet ve eser siyaseti hasretini 56 gün sonra bitireceğiz.”

“Depremzedeye tehdit olur mu, böyle vicdan olur mu!”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Hatay’daki sözlerine tepki göstermişti.

CHP Lideri Özel, “Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Genel iktidarla yerel iktidar birlikte olmazsa hizmet gelmez’ ifadeleri gerçekten vicdan sahibi, yürek sahibi, akıl sahibi kimsenin bırakın söylemeyi, duymaya bile tahammül edemeyeceği laflar” demişti.

“Hatay’a siyasi şantaj yapıyor olmasının ayıbını Hataylılara havale ediyorum” diyen Özgür Özel, şöyle devam etmişti: “Diyor ki ‘Benim partimden bir belediye başkanı olmadığı için ben Hatay’ı hizmetsiz bıraktım, seçmezseniz yine getirmem.’ Yalan da söylüyor. Kendi belediyelerinin olduğu yerde de sorunları çözmüş değil. Siyasi şantaj yapıyor ve oy istiyor. Ben bunu bütün milletimize şikayet ediyorum. Bilhassa AK Parti’ye oy veren vicdan sahibi insanlara havale ediyorum. Depremzedeye tehdit olur mu, böyle vicdan olur mu!”

CHP Lideri Özel, “Recep Tayyip Erdoğan’un kalbinin yerinde taş olsa bu laf edilmez… Olmaz olsun senden gelecek hizmet. Yazıklar olsun! Bir insanın gözü bu kadar nasıl döndü gerçekten inanmıyorum! Kalbinin yerinde taş var demek ki bu adamın!” sözleriyle açıklamasına son vermişti.

Paylaşın

Yoksulun Gıda Enflasyonu Yüzde 109,5

DİSK’in araştırma merkezi DİSK-AR’a göre, en yoksul gelir grubunun gıda enflasyonu yüzde 110 olurken, en yüksek gelir grubunun gıda enflasyonu yüzde 51 oranında kaldı.

Haber Merkezi / Enflasyon 2005’ten bu yanda 7 kat, gıda fiyatları ise 2005’ten bu yana 25 kat arttı. 2005’te yüzde 9,24 olan yıllık enflasyon oranı 2024’te yüzde 64,86 oldu. 2005’te yüzde 6,79 olan yıllık gıda enflasyonu ise 2023’te yüzde 69,71’e yükseldi.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Araştırma Merkezi (DİSK-AR), Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) enflasyon verilerini değerlendirdi.

DİSK Araştırma Merkezi (DİSK-AR) madde fiyatlarının hâlâ karartılmış durumda olduğunu hatırlatarak, “Resmi ortalama enflasyon oranları düşük gelirlilerin, emekçilerin günlük yaşamda karşılaştığı ve hissettiği oranlar değildir” dedi.

TÜİK verilerinden yararlanarak yapılan hesaplamayı aktaran DİSK-AR’a göre, en yoksul gelir grubunun gıda enflasyonu yüzde 110 olurken, en yüksek gelir grubunun gıda enflasyonu yüzde 51 oranında kaldı.

Enflasyon 2005’ten bu yanda 7 kat, gıda fiyatları ise 2005’ten bu yana 25 kat arttı. 2005’te yüzde 9,24 olan yıllık enflasyon oranı 2024’te yüzde 64,86 oldu. 2005’te yüzde 6,79 olan yıllık gıda enflasyonu ise 2023’te yüzde 69,71’e yükseldi.

Gıda enflasyonu ile genel enflasyon arasındaki fark da açılmaya başladı. Aralık 2005’te enflasyonla aynı seyreden gıda fiyatları endeksi Ocak 2024’te enflasyonun 830 puan (yüzde 41,8) üstüne çıktı.

ENAG’a göre, enflasyon yüzde 129,11, TÜİK’e göre, yüzde 64,86

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) Ocak 2024 verilerini açıkladı.

Buna göre, enflasyon ocak ayında bir önceki aya göre yüzde 6,70, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 6,70, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 64,86 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 54,72 oldu.

Bir önceki yılın aynı ayına göre en az artış gösteren ana grup yüzde 40,62 ile giyim ve ayakkabı oldu. Buna karşılık, bir önceki yılın aynı ayına göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 92,27 ile lokanta ve oteller oldu.

Ana harcama grupları itibarıyla ocak ayında bir önceki aya göre en az artış gösteren ana grup yüzde -1,61 ile giyim ve ayakkabı oldu. Buna karşılık, ocak ayında bir önceki aya göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 17,68 ile sağlık oldu.

Endekste kapsanan 143 temel başlıktan ocak ayı itibarıyla, 8 temel başlığın endeksinde düşüş gerçekleşirken, 4 temel başlığın endeksinde değişim olmadı. 131 temel başlığın endeksinde ise artış gerçekleşti.

İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE’deki değişim, ocak ayında bir önceki aya göre yüzde 6,85, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 6,85, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 67,68 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 59,60 olarak gerçekleşti.

Akademisyenlerin ve ekonomistlerin bağımsız biçimde oluşturduğu Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG), ocak ayı enflasyon verilerini açıkladı.

Buna göre; Tüketici Fiyat Endeksi (E-TÜFE) Ocak ayında yüzde 9,38 arttı. Enflasyonun son 12 aylık artışı da yüzde 129,11 olarak gerçekleşti. ENAG, sağlık grubunda herhangi bir fiyat değişimi olmadığını belirtirken en yüksek fiyat artışının yüzde 16,42 ile giyim ve ayakkabı kaleminde gerçekleştiğini duyurdu.

“Fiyat istikrarını sağlamak temel önceliğimiz”

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek Ocak ayı enflasyon verisi hakkında değerlendirmede bulundu.

Şimşek, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Şubat’tan itibaren aylık enflasyonun kayda değer şekilde düşerek tahmin patikamızla uyumlu seyredeceğini öngörüyoruz. Yıllık enflasyonda ise yılın ikinci yarısında belirgin bir gerileme göreceğiz. Fiyat istikrarını sağlamak temel önceliğimizdir” dedi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) da Aralık ayında yayımladığı Para Politikası Kurulu (PPK) toplantı özetinde başta asgari ücret ve diğer ücret ayarlamalarının etkisi ile aylık enflasyonun Ocak ayında yükseleceğini, Şubat ayı ve sonrası yavaşlayacağını, yılın ilk yarısında enflasyonun ana eğilimindeki düşüşe yakın seyredeceğini tahmin ettiğini duyurmuştu.

Paylaşın

MHP, Dokuz İlke Temelli Yerel Seçim Beyannamesini Açıkladı

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimlere sayılı günler kala, partilerinde seçimlere ilişkin çalışmaları hız kazandı. Bu kapsamda MHP, 3 ana tema ve 9 ilkeden oluşan yerel seçim beyannamesini açıkladı.

Partisinin Beyanname Takdim Toplantısı’nda konuşan MHP’li Sadir Durmaz, ”3 ana temadan birincisi, ‘yeni tehditler ve Türkiye’nin bekası’ konusudur. İkinci ana temamız; ‘üretken belediyecilik’ vizyonumuzdur. Üçüncü ana temamız ise; ‘afet ve krizlere hazırlıklı, çevre dostu güçlü şehirler’dir” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı Sadir Durmaz, partisinin 3 ana temadan oluşan 9 ilke çerçevesinden 100 maddelik seçim beyannamesini açıkladı.

Durmaz, ”Beyannamemizin 3 ana temasından birincisi yeni tehditler ve Türkiye’nin bekası konusudur. İkinci ana temamız, üretken belediyecilik vizyonumuzdur. Üçüncü ana temamız ise afet ve krizlere hazırlıklı, çevre dostu güçlü şehirlerdir” dedi.

Durmaz, kesin aday listelerini 20 Şubat’ı beklemeden 15 Şubat’ta Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) teslim edeceklerini de söyledi.

Beyannamede 3 ana tema ve 9 ilkeye dikkat çeken Durmaz’ın açıklamalarından satır başları şöyle: Önceliğimiz Türkiye Yüzyılı’nı milli menfaat öncülüğünde inşa edilen çağda adil bir yerel yönetim anlayışıyla kucaklamaktır. Asrı Türk asrı yapacak yolun güçlü merkez güçlü yerel yönetim anlayışından geçtiği tartışmasızdır.

Beyannamemizin 3 ana temasından birincisi yeni tehditler ve Türkiye’nin bekası konusudur. MHP, aile kurumu başta olmak üzere milli değerlerimizin saldırı altında olduğuna dikkat çekmektedir. Toplumlar cinsiyetsizleştirilmek istenmektedir. Aile basit bir konuma indirgenmek istenmektedir. Yerel yönetimlerin temel hedeflerinin başında aile yer almalıdır.

İkinci ana temamız üretken belediyecilik vizyonumuzdur. Herhangi bir vatandaşımıza ayrımcılık uygulanması kabul edilemez. Üretken belediyecilik anlayışımız yerel ihtiyaçların doğru tespit edilmesi temeli üzerine inşa edilmiştir. 3 ana temamızdan sonra 9 ilkeye yer verilecek olup bu ilkeler içerisinde yer alan 100 maddeden belli başlı örnekleri paylaşacağız.

Dokuz ilke:

Birinci ilke, üretken belediyecilik ve yerel ekonomi. Belediye hizmetlerinde tam anlamıyla etkinlik ve verimliliği sağlayacağız. Şehrin ihtiyaçları doğrultusunda yeni sanayi bölgeleri oluşturacağız.

İki, üretken belediyecilik ve dirençli şehirler. Şehir planlarını, afetleri ve şehrin ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak hazırlayacağız. Şehirlerimizin geleneksel dokusuna uygun yatay mimariyi destekleyeceğiz.

Üçüncü ilke, üretken belediyecilik ve kadın, aile ve çocuk. Kadınların iş gücüne katılımını artırmak için yeni iş imkanları sağlayacağız. Hem çalışan hem de ev hanımı annelerin çocuklarını gönderebileceği kreşler açacağız. Çocuklar için güvenli oyun alanları oluşturacağız.

Dördüncü ilke, üretken belediyecilik ve emekliler, yaşlılar. Tüm şehirlerimizde bakım ihtiyacı bulunan yaşlılarımızın yaşam kalitelerinin yükseltilmesini sağlayacağız. Bakım ve yardım hizmetleri merkezlerinin sayısını artıracağız.

Beşinci, üretken belediyecilik ve altyapı, ulaşım, çevre, enerji. Çevre düzenlemelerini ihya ederek altyapı sorunlarını azaltacağız. İklim kriziyle mücadele konusunu çalışmalarımızın merkezine alacağız.

Altıncı ilke, üretken belediyecilik ve akıllı, dijital şehirler. Şehirlerdeki yatırımların blok zincir yapay zeka gibi yenilikçi teknolojiye uygun bir şekilde artırılmasını destekleyeceğiz.

Yedinci ilkemiz, üretken belediyecilik ve güvenli yaşabilir şehirler. Uyuşturucu ile mücadele başta olmak üzere her türlü bağımlılıkla mücadeleye öncelik vereceğiz. Akıllı aydınlatma ile şehrin her yanını aydınlatılmış güvenli sokaklar ve parklar haline getirerek önleyici bir tedbir sağlayacağız. Bisiklet yolları yaygınlaştırılacak.

Sekizinci ilke, üretken belediyecilik ve sosyal destekler. Aile bütünlüğünü korumak için farklı kuşakların bir arada olabileceği yaşam ve sosyal merkezlerin sayısını artıracağız. Sosyal yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaşmasını sağlayacağız.

Dokuzuncu ve son ilkemiz ise, üretken belediyecilik ve katılım. Vatandaşların e-katılım uygulamalarına erişimini sağlayacağız. Hizmetlerde etkinliği ve verimliliği artırmak amacıyla gönüllük esasına dayalı programlar uygulayacağız. Mahalle meclislerini hayata geçireceğiz.”

Paylaşın

Demirtaş’tan Dikkat Çeken ‘İstanbul’ Mesajı

2019’da yapılan yerel seçimlerde Ekrem İmamoğlu’nu destekleyen Selahattin Demirtaş, yaklaşan yerel seçimlere ilişkin yaptığı değerlendirmede, “DEM Parti kimsenin payandası değil” dedi.

Demirtaş, 2019 yerel seçimleri öncesi yaptığı açıklamada, “Birilerine karşıtlık, düşmanlık yapmak için değil; toplumsal kutuplaşmayı daha da derinleştirmek için değil; kin, intikam, nefret için değil; kişisel çıkar kavgaları için değil; çocuklarımızın aydınlık yarınları için kullanın oyunuzu.” diyerek bunun ‘çoktan seçmeli’ bir seçim olmadığını kaydetmiş ve Ekrem İmamoğlu’nun desteklenmesi gerektiğini dile getirmişti.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, kendisini ziyaret eden Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Ağrı Milletvekili Sırrı Sakık ile yaklaşan yerel seçimleri değerlendirdi.

Medyascope’tan Ferit Aslan‘ın haberine göre Selahattin Demirtaş, yerel seçimler için DEM Parti’nin derli toplu bir şekilde hazırlanması gerektiğini belirtti. Son genel seçimde yaşanan kayıpların telafi edilmesi gerektiğini belirten Demirtaş, “DEM Parti kimsenin payandası değil” ifadelerini kullandı.

Edirne Cezaevi’nde ziyareti sonrası açıklamalarda Sakık, Demirtaş ile yaptığı görüşmeyi ve DEM Parti’nin büyükşehirlerde kendi adaylarıyla seçime girmesini değerlendirdi. Demirtaş’ın babası için başsağlığı dileklerini ileten Sakık, Demirtaş’la yaptıkları sohbeti de aktardı.

Sakık, DEM Parti’nin büyükşehirlerde kendi adaylarını çıkarması gerektiğini belirterek, “Benim kişisel görüşüm, 2 seçimdir CHP’nin adaylarına oy verdik ama bize yapılan antidemokratik saldırılara karşı cılız bir iki tepki dışında güçlü bir destek göremedik” dedi.

Tabanın bu konuda ciddi tepkisinin olduğunu belirten Sakık, “Biz onlarla hiçbir protokol imzalamadık ve beklenti içinde olmadık sadece demokrasi talebimiz oldu” dedi.  Sakık, kendi adaylarıyla seçime gireceklerini söylediklerinde bazı kesimlerin bu karara, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun seçimleri kaybedeceği gerekçesiyle tepki gösterdiklerini hatırlatarak şunları söyledi:

“İmamoğlu’nun kaybetmesi bizim sorunumuz değil”

“Şimdi kendi adaylarımız ile seçime gireceğiz diyoruz, onlar ‘İmamoğlu kaybeder’ diyorlar. Bu bizim sorunumuz değil. Bizim için önemli olan birbirine benzeyen iki bloğun kayıp ve kazancı değil, bizim için önemli olan 3. yol siyaseti olarak demokratik siyasetin gelişmesidir.”

Sakık, geçmişte CHP’ye verdikleri destekle ilgili hayal kırıklığı yaşadıklarını ve özellikle İstanbul ve Ankara’da “CHP’nin milliyetçi ve Kürt düşmanı kesimleri belediyeler çevresine topladığını gördüklerini” belirtti. Sırrı Sakık, “CHP’nin seçimi kazanmasına rağmen Kürtlere belediyelerde hak tanımadığını ve belediyelerin İYİ Parti ve MHP’nin “arka bahçesi” haline geldiğini” savundu.

Paylaşın

Türkiye Varlık Fonu, Beş Yıl Vadeli Borçlanma İçin Bankalara Yetki Verdi

Devlete ait varlıkları etkin bir şekilde yönetmek için 26 Ağustos 2016’da kurulan Türkiye Varlık Fonu (TVF), beş yıl vadeli dolar cinsi tahvil ihracı için bankalara yetki verdi.

Varlık fonu, genellikle tek bir kaynağa dayalı olarak oluşturulan ve devletin fazla tasarruflarını değerlendirmek için kullanılan büyük yatırım fonlarını ifade ediyor. Özellikle enerji ihraç eden ülkeler, bu fonları petrol veya doğal gaz gelirleriyle finanse ediyor.

Türkiye Varlık Fonu (TVF), 5 yıl vadeli dolar cinsi eurobond satışına yönelik olarak 5 Şubat itibarıyla yatırımcı toplantıları düzenlemeleri için BBVA, J.P. Morgan ve Standard Chartered’ı ortak küresel koordinatörler ve BofA Securities, Emirates NBD Capital, ICBC, ING, QNB Capital ve Societe Generale’i de ortak talep toplayıcılar olarak yetkilendirdi.

Bloomberg’in haberine göre, yatırımcı toplantılarını, piyasa koşullarına bağlı olarak, 5 yıllık, ABD doları cinsi, öncelikli teminatsız Reg S gösterge tahvil ihracının takip etmesi bekleniyor.

Habere göre hedef piyasa yalnızca uygun karşı taraflar ve profesyonel müşteriler olarak belirlendi. Türkiye Varlık Fonu 2020 yılında eurobond ihracını erteleme kararı almıştı.

Varlık Fonu Nedir? Nasıl Çalışır?

Varlık fonu, genellikle tek bir kaynağa dayalı olarak oluşturulan ve devletin fazla tasarruflarını değerlendirmek için kullanılan büyük yatırım fonlarını ifade ediyor. Özellikle enerji ihraç eden ülkeler, bu fonları petrol veya doğal gaz gelirleriyle finanse ediyor.

Varlık fonları elde ettikleri geliri uluslararası finansal varlıklara, hisse senetlerine, tahvillere, gayrimenkule veya diğer yatırımlara dönüştürerek çeşitlendirme ve uzun vadeli kazanç elde etme hedeflerini takip ediyor. Amacı ekonominin istikrarını ve gelecek kuşakların refahını artırmak olan varlık fonları, merkez bankası rezervlerinden farklı değerlendiriliyor ve yatırım getirileri odaklı işletiliyor.

Varlık Fonu Ne İşe Yarar?

Varlık fonlarının genel amaç ve hedefleri aşağıdaki gibi sıralanıyor:

Varlık fonları, genellikle bir ülkenin ekonomik büyümesini teşvik etmek amacıyla oluşturuluyor ve ekonomiyi canlandırmak için yatırım yaparak büyümeyi teşvik ediyor.
Devlete ait olan kamu varlıklarını etkili bir şekilde yönetmekle birlikte kamu şirketlerinin hisselerini veya mülkiyetini kontrol edebiliyor.
Gelecek nesiller için birikim yapmayı amaçlıyor.

Stratejik yatırımlara olanak tanıyarak ülkenin küresel alandaki rekabet avantajını artırıyor. Özellikle altyapı projelerine yapılan yatırımlarla ülke ekonomisine değer katıyor.
Finansal piyasalara likidite sağlayabiliyor ve piyasa istikrarına katkı sunuyor.
Belirli bir amaç doğrultusunda varlık portföylerini yönetiyor ve genellikle uzun döneme yayılan yatırım stratejilerini benimsiyor. Böylece uzun vadeli ekonomik büyümeye katkıda bulunuyor.

Paylaşın