DEM Parti: Kayyımlar Belediyeleri Talan Etmiş

DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Rüştü Tiryaki, DEM Parti Belediyelerinin gereksiz harcamaları kıstığını, hizmeti en düşük maliyetle yapmaya çalıştığını ancak iktidarın açıkladığı “tasarruf tedbirleri” paketi gerekçe gösterilerek belediyelerin çalıştırılamaz hale getirilmeye çalışıldığını söyledi.

Haber Merkezi / Mehmet Rüştü Tiryaki, “31 Mart seçimlerinde halkımız kayyım siyasetine çok güçlü bir yanıt verdi, kayyım siyasetini kabul etmediğini, etmeyeceğini bir kez daha gösterdi” diye konuştu.

Kayyımların halkın sadece iradesini değil aynı zamanda halkın kaynaklarını çaldığını dile getiren ve “Belediyelerimiz talan edilmiş durumda, belediyelerimiz iş yapamasın, belediye ile halk karşı karşıya gelsin diye seçimden kısa süre önce binlerce kişinin işe alındığını gördük” diyen Tiryaki, yürütülen talan siyasetini tek tek örnekleriyle anlattı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) belediye eşbaşkanları Diyarbakır’da toplandı. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Kültür ve Kongre Merkezi’ndeki toplantı öncesi partinin Demokratik Yerel Yönetimler Kurulundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Rüştü Tiryaki açıklamalarda bulundu.

Tiryaki, DEM Parti Belediyelerinin gereksiz harcamaları kıstığını, hizmeti en düşük maliyetle yapmaya çalıştığını ancak iktidarın açıkladığı “tasarruf tedbirleri” paketi gerekçe gösterilerek belediyelerin çalıştırılamaz hale getirilmeye çalışıldığını söyledi. Tiryaki, “31 Mart seçimlerinde halkımız kayyım siyasetine çok güçlü bir yanıt verdi, kayyım siyasetini kabul etmediğini, etmeyeceğini bir kez daha gösterdi” diye konuştu.

Kayyımların halkın sadece iradesini değil aynı zamanda halkın kaynaklarını çaldığını dile getiren ve “Belediyelerimiz talan edilmiş durumda, belediyelerimiz iş yapamasın, belediye ile halk karşı karşıya gelsin diye seçimden kısa süre önce binlerce kişinin işe alındığını gördük” diyen Tiryaki, yürütülen talan siyasetini tek tek örnekleriyle anlattı. Tiryaki bütün bunlara rağmen yakınmadıklarının altını çizerek şunları söyledi:

“Bizler zümrüdü anka gibi küllerinden doğan bir halkın çocuklarıyız. Her sorunumuzu çözebiliriz, çözeceğiz de. Yeter ki siyasi iktidar köstek olmasın. Hazine ve Maliye Bakanı birkaç milyar dolar kredi bulmak için ülke ülke dolaşıyor. Bu siyasi iktidar engel olmazsa metro ve raylı sistemlerden şehirlerimizin alt yapısının yenilenmesine kadar, temiz su sorununun çözülmesinden planlı kentler kurulmasına ve yerinde dönüşüme kadar her il, ilçe ve beldemizin sorunlarını çözebiliriz. Belediye eş başkanlarımız harıl harıl çalışıyor, uzun vadeli krediler ve hibeler bulmaya çalışıyor. Bütün şehirlerimizin, ilçelerimizin ve beldelerimizin sorunlarını biliyoruz. Her sorunumuzu çözebiliriz, kaynak bulabiliriz yeter ki siyasi iktidar engel olmasın. Projelerimizi hayata geçirmemize engel olmasın.”

Tiryaki aynı zamanda iktidara kayyımların yaptığı borçların sorumluluğunu alması çağrısı yaptı. Tasarruf tedbirlerini de açıklayan Tiryaki; “Kısa süre önce iktidar tasarruf tedbirleri paketini açıkladı. Elbette kamuda tasarrufu destekliyoruz. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Mesele şu ki tasarruf tedbirleri kararları yerel yönetimlerin mevcut durumları göz önünde bulundurulmadan alınmış kararlardır. Eğer bu kararlar hayata geçirilirse belediyelerimizin hiçbirine hiçbir iş yaptırılmayacak.” dedi.

Yaptığımız hiçbir işe onay verilmiyor

İktidarın açıkladığı tasarruf tedbirleri paketinde yer alan “kamu kurumları 3 yıl boyunca hizmet binasını satın alamayacak, kiralayamayacak, hizmet binası yapamayacak, bunun için arsa bile satın alamayacak” kararına işaret eden Tiryaki; “Bu karar gerekçe gösterilerek belediyelerimizin yapmak istediği hiçbir inşaata izin vermiyor siyasi iktidar. Projelerimizi hazırlıyoruz, bakanlığa gönderiyoruz, tasarruf tedbirleri gerekçe gösterilerek bunlara izin verilmiyor. “3 yıl boyunca hiçbir araç satın alınamayacak” deniliyor. Bu araçlar için genel tedbirler kullanılmış ki belediyelerimizin acil gereksinimi olan araçlar da bu karar uyarınca satın alınamayacaklar” dedi.

Tiryaki her türlü tasarruf tedbirinin hayata geçirilmesine gereken desteği vereceklerini, ancak belediyelerin çalışmalarının engellenmesini kabul etmeyeceklerini belirterek, “En kısa sürede bakanlıklarla, belediyelerin çalışmalarını engelleyici bu kararların geri alınması için görüşeceğiz. Bu sorunların çözülmesi için çabalayacağız” şeklinde konuştu.

Paylaşın

Erdoğan’dan ‘Siyasette Normalleşme’ Açıklaması: Taviz Verecek Değiliz

AK Parti’nin Kızılcahamam Kampı toplantısında konuşan Erdoğan, “Biz kutuplaşmadan yana olmadık. Burada muhalefet kendisini samimi özeleştiriye tabii tutmalıdır. Bizim ittifak ortağımız olan MHP’nin de kırmızı çizgileri vardır. Aynı şekilde CHP’nin de kırmızı çizgileri olduğunu biliyoruz” dedi ve ekledi:

“Biz yumuşama adına duruşumuzdan, hassasiyetlerimizden taviz verecek değiliz. Muhalefetten de taviz vermesini beklemiyoruz. Ancak yıkıcı, gerilimci siyaset Türkiye’ye geçmişte acılar yaşattı. Bizim siyasette referansımız hukuktur. Hukuk içinde olduğu sürece her türlü eyleme, eleştiriye saygımız sonsuzdur.”

Erdoğan, konuşmasının devamında, “Ancak hukuk dışına çıkanlarla ilgili hakimler ve savcılar gerekeni yapacaktır. Terör hukuk dışıdır. Darbe, sokak eylemleri, iftira hukuk dışıdır. Bizim hukuk karşısında boynumuz kıldan incedir, şeriatın kestiği parmak acımaz. Aynı tutumu muhalefetten de bekleriz. Bizden hukuksuzluk karşısında kimse yumuşak bir tavır beklemesin. Demokrasiyi ortadan kaldırmaya, özgürlük adı altında başkalarının özgürlüklerini daraltmaya yönelenler bizden yumuşak tavır beklemesin” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Kızılcahamam Kampı toplantısında konuştu. Erdoğan’ın açıklamaları şöyle:

“AK Parti değerlendirme ve istişare toplantımızın 31.’sinde sizlerle olmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Bugün ve yarın belirlenen konu başlıklarında genel başkan yardımcılarımız sunuşlarını yapacaklar. 2 gün boyunca gündemi, kapsamlı biçimde değerlendireceğiz. Sizlerin kıymetli fikirlerini alacağız.

Seçimlerin hemen ardından depremin ardından sorunları ele aldık, değerlendirdik. İstişare toplantılarımızı devam ettireceğiz. Temmuzun 1 ve 2’sinde belediye başkanlarıyla bir araya geleceğiz ve yaşadığımız seçimlerin istişaresini yapacağız. Siyasi hayatımızın her aşamasında olduğu gibi partimizin kuruluşundan bu yana kararlarımızı istişareyle almaya önem verdik.

Siyaseti, milletimizle istişare yaparak yaptık. Bilim adamlarımızla, gençlerimizle, hanım kardeşlerimizle istişare yaptık. Emekçilerimizle istişare yaptık. Türkiye’nin selameti için söyleyecek sözü olan herkesle istişare yaptık.

Demokrasimizin serpilmesi, gelişmesi adına söyleyecek sözü olan herkese kapımızı açtık. Türk siyasi hayatında istişare kültürü bizimle anlam kazandı ve ete kemiğe büründü.

Birkaç ay sonra 23. kuruluş yıldönümümüzü kutlayacağız. En önemli vasfımız ise ortak akılla hareket etmemiz ve kuruluşumuzdan bu yana ortak akılda buluşmamızdır. Partimiz bünyesindeki demokratik mekanizmaları en iyi biçimde işlettik. Bugün ve yarın hiçbir komplekse kapılmadan 14 Mayıs ile 31 Mart seçim sonuçlarını masaya yatıracağız.

İl başkanlarımızla bir araya gelip onların fikirlerini dinledik. İl ve ilçe bazında değerlendirmemizi yapıyoruz. Fotoğrafı netleştiriyoruz. Seçmenden geçer not alamayan bizim takdirimize mazhar olamaz. Seçmenin mesajlarının tamamının farkındayız. İnce eleyip sık dokuyor gerçekten çok dikkatli davranıyoruz.

AK Parti ve Cumhur ittifakının surlarında gedik açmaya çalışanlara fırsat vermeyeceğiz. Bundan sonra da değişim irademizi güçlü tutacağız. Sizlerden ne kadar keskin olursa olsun eleştirilerinizi, tespitlerinizi paylaşmanızı istiyorum. Burada yanlışlarımızı düzeltmek üzere bir aradayız. Kendimize ve partimize ayna tutmak için buradayız.

Yola daha güçlü koyulabilmek ve sorunların tespitiyle, sorunların çözümüne ortak akılla çözüm üreteceğimizi düşünüyorum. Şimdiden katılımcı arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. 31. İstişare ve Değerlendirme Toplantımızın tekrar hayırlı olmasını diliyorum.

Siyaset ülke için verilen çetin mücadelenin adıdır. Amacımız için ülkemiz için hizmet vermektir. AK Parti olarak 23 yıldır milletimizin huzurundayız. Siyasetimizi gerilim, kutuplaşma ve kamplaşma üzerine inşa etmedik. Gerektiğinde 15 Temmuz’da olduğu gibi herkesten önce öne biz atıldık. Siyasetimizi Türkiye’yi bir bütün olarak kucaklayarak yaptık.

Dil, din, ırk, mezhep, meşrep ayrımı yapmadık. Kimseyi kılık kıyafetine göre ayırmadık. Bu ülkede Kürtler bir dönem uygulanan yanlış politikalar nedeniyle ötekileştirilmişti, biz kucaklaştık. Aleviler, ötekileştirilmişti. Samimi şekilde gayret gösterdik. Vatan hepimizindir, Devlet hepimizindir. Her insana eşit mesafede durduk. 85 milyon ferdimizin hepsini kardeş gördüğümüz için milletimizin teveccühüne mazhar olduk.

Oy almadıklarımızın tercihlerine saygı gösterdik. Bu dün böyleydi, bugün de aynıdır. Türkiye’de siyasetin dünyanın diğer ülkelerine göre daha rekabetçi yapıldığını biliyoruz. Son seçimlerde de rekabet seviyesi yüksekti. 10 aylık sürede 3 seçim sürecini Türkiye birlikte yaşadı. Bilhassa 14-28 Mayıs seçimleri öncesi yapılanları kimse unutamaz.

FETÖ’nün servis yaptığı videoları, bölücü terör örgütü elebaşlarının rakibimiz için oy istemesine maruz kaldık. Seçim gecesi de ‘Kazanıyoruz’ senaryosunu izledik. Tarih ve mahşeri vicdan bunların ne yaptığını en iyi şekilde ortaya koyacaktır. Tüm tuşlara basmalarına rağmen bekledikleri sonuçları alamayanlar siyaseti yüksek gerilime mahkum ettiler. Milletin iradesine kara çalmayı sürdürdüler.

Biz basiretle hareket ettik. Kışkırtmalara rağmen soğukkanlı tavrımızı koruduk. Deprem bölgesinin yeniden ihyası ve ekonomik sıkıntılar başta olmak üzere Türkiye’nin sorunlarını çözmeye odaklandık. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak, milli iradeyi küçümseme yoluna tevessül etmedik. Önümüzdeki 4 yıllık seçimsiz dönemi ülkemiz için en değerli biçimde kullanmaya baktık. Türkiye seçim atmosferinden çıkmış asıl gündemine yoğunlaşma fırsatı bulmuştur.

“Taviz verecek değiliz”

31 Mart sonra CHP Genel Başkanı Özgür Özel, AK Parti’de bizi ziyaret etti. Ben de arayı uzatmadan Kurban Bayramı öncesi ziyarette bulunacağım. Kendisine siyasette yumuşamayı ifade ettim. Bunun bir tarafı iktidar ise muhalefettir. Biz kutuplaşmadan yana olmadık. Burada muhalefet kendisini samimi özeleştiriye tabii tutmalıdır. Bizim ittifak ortağımız olan MHP’nin de kırmızı çizgileri vardır. Aynı şekilde CHP’nin de kırmızı çizgileri olduğunu biliyoruz.

Biz yumuşama adına duruşumuzdan, hassasiyetlerimizden taviz verecek değiliz. Muhalefetten de taviz vermesini beklemiyoruz. Ancak yıkıcı, gerilimci siyaset Türkiye’ye geçmişte acılar yaşattı. Bizim siyasette referansımız hukuktur. Hukuk içinde olduğu sürece her türlü eyleme, eleştiriye saygımız sonsuzdur.

Ancak hukuk dışına çıkanlarla ilgili hakimler ve savcılar gerekeni yapacaktır. Terör hukuk dışıdır. Darbe, sokak eylemleri, iftira hukuk dışıdır. Bizim hukuk karşısında boynumuz kıldan incedir, şeriatın kestiği parmak acımaz. Aynı tutumu muhalefetten de bekleriz. Bizden hukuksuzluk karşısında kimse yumuşak bir tavır beklemesin. Demokrasiyi ortadan kaldırmaya, özgürlük adı altında başkalarının özgürlüklerini daraltmaya yönelenler bizden yumuşak tavır beklemesin.

İnsan canına kastedenler, FETÖ’cüler karşısında kimse bizden yumuşak tavır beklemesin. Biz ana muhalefetten de muhalefetten de bunu bekliyoruz. Dar alanda siyaset yapılmaz. Yenikapı ruhu birilerinin ihtiraslarına kurban edilmişti.

Milletimizin umutlarını artıran siyasette yumuşamanın bu sefer kelebek ömürlü olmamasını umut ediyoruz. Her konuda aynı şeyi düşünüp, aynı cümleleri kurmaz zorunda değiliz. Yöntemlerimiz farklı olabilir, yaşam biçimimiz, siyasetteki doğrularımız farklı olabilir ama hepimiz ülkemizin kalkınmasını istiyor. Evlatlarımızın daha güçlü bir Türkiye’de yaşamasını arzu ediyor. Bunun için ortak tavır göstermemiz gerekiyor.

Türkiye’nin onlarca yıldır ayağına pranga olan konu terördür. AK Parti ve Cumhur ittifakı olarak Türkiye yüzyılına katkıda bulunacak herkesle bir araya gelmeye hazırız. Partilerle gerçekleştirdiğimiz temaslara biz bu açıdan bakıyoruz.

Türkiye ekonomisi yılın ilk çeyreğinde yüzde 5.7 büyüdü. Böylelikle 15’inci kez ekonomimizde büyüme yaşandı. Enflasyon inşallah yılın ikinci yarısından itibaren iniş trendine girecek. Hayat pahalılığını körükleyen yeni düzenlemeyle elimiz daha da güçlenecek. Seçkinlerin, tuzu kurların değil, milletin birikmiş sorunlarının çözüm adresi olmaya devam edeceğiz.

7 Ekim’den beri Gazze’de yaşanan katliama en güçle tepkiyi gösterip İsrail’e karşı somut önlemleri alan tek ülkeyiz. Bütün kalemlerde İsrail’le ticari ilişkileri durdurduk. Gazze’ye gönderdiğimiz yardımlar 55 bin tonu aştı. Tek başımıza kalsak da bu onurlu cesur duruşumuzdan vazgeçmeyeceğiz. MHP başta olmak üzere Meclis’teki diğer siyasi partilere de teşekkür ediyorum. Meclis’te İsrail’in yaptığı katliamlara karşı alınan ortak tavrı çok değerli buluyorum.

Yarın 3 ilçe ve 4 beldede vatandaşlarımız mahalli yönetim için sandık başına gidecek. Bu seçimlerin hayırlara vesile olmasını diliyorum.”

Paylaşın

‘Zam Rüzgarı’ Mayıs Ayında Da Devam Etti

Mayıs ayında markette satılan 35 ürünün 22’sinde fiyat artışı yaşandı. Fiyatı en fazla artan ürün yüzde 34,7 ile havuç olurken, havuçtaki fiyat artışını yüzde 16,6 ile limon, yüzde 16,3 ile patlıcan, yüzde 15 ile yumurta ve yüzde 13 ile Antep fıstığı takip etti.

Haber Merkezi / Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, mayıs ayında üretici ile market arasındaki fiyat değişimlerini, aylık ve yıllık girdi fiyatlarındaki değişimleri, hasadı başlayan hububatta yaşanan son gelişmeleri ve 1 Haziran Dünya Süt Günü dolayısıyla süt sektörüne yönelik beklentileri yaptığı görüntülü basın açıklamasıyla değerlendirdi.

Aylık ve yıllık girdi fiyatlarındaki değişimlere dikkati çeken Bayraktar, “Mayıs ayında üretici ve market arasındaki en fazla fiyat farkı yüzde 293,9 ile kuru incirde görüldü. Kuru incirdeki fiyat farkını yüzde 284,6 ile limon, yüzde 247,3 ile salatalık, yüzde 233,5 ile elma, yüzde 213,2 ile kuru soğan takip etti” ifadesini kullandı.

Bayraktar, kuru incirin 3,9 kat, limonun 3,8 kat, salatalığın 3,5 kat, elmanın 3,3 kat, kuru soğanın ise 3,1 kat fazlaya satıldığına işaret ederek, üreticide 115 lira olan kuru incirin markette 452 lira 99 kuruşa, 7,5 lira olan limonun markette 28 lira 84 kuruşa, 7,5 lira olan salatalığın 26 lira 5 kuruşa, 10 lira 70 kuruş olan elmanın 35 lira 69 kuruşa ve 6 lira 25 kuruş olan kuru soğanın 19 lira 58 kuruşa satıldığını bildirdi.

Mayısta markette 35 ürünün 22’sinde fiyat artışı, 12’sinde fiyat düşüşü görüldüğünü, 1 üründe ise fiyat değişimi olmadığını ifade eden Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Markette fiyatı en fazla artan ürün yüzde 34,7 ile havuç oldu. Havuçtaki fiyat artışını yüzde 16,6 ile limon, yüzde 16,3 ile patlıcan, yüzde 15 ile yumurta ve yüzde 13 ile Antep fıstığı takip etti. Markette fiyatı en fazla azalan ürün ise yüzde 21,6 ile kuru soğan oldu. Kuru soğandaki fiyat düşüşünü yüzde 15,5 ile tavuk eti, yüzde 12,7 ile sivri biber, yüzde 9,7 ile domates ve yüzde 9,2 ile yeşil soğan izledi.”

Bayraktar, söz konusu ayda üreticide 27 ürünün 3’ünde fiyat artışı, 13’ünde fiyat azalışı yaşandığını, 11 üründe ise fiyat değişimi olmadığını belirterek şunları ifade etti:

“Üreticide en çok fiyat düşüşü yüzde 34,2 ile kuru soğanda görüldü. Kuru soğandaki fiyat düşüşünü yüzde 31 ile salatalık, yüzde 23 ile elma, yüzde 22,2 ile kuru kayısı, yüzde 21 ile kabak ve yüzde 19,9 ile domates izledi. Üreticide en çok fiyat artışı yüzde 41,5 ile patlıcanda görüldü. Patlıcandaki fiyat artışını yüzde 25 ile patates ve yüzde 19,1 ile yumurta izledi.”

Mayısta fiyatların geçen aya göre 20.20.0 kompoze gübrede yüzde 0,1 arttığını, ÜRE gübresinde yüzde 5, DAP gübresinde yüzde 1,1, amonyum sülfat gübresinde yüzde 0,9 ve amonyum nitrat gübresinde yüzde 0,7 düştüğünü belirten Bayraktar, “Geçen yılın mayıs ayına göre son 1 yılda amonyum sülfat gübresi yüzde 56,4, ÜRE gübresi yüzde 35,6, amonyum nitrat gübresi yüzde 32,2, DAP gübresi yüzde 30,1 ve 20.20.0 kompoze gübresi yüzde 29,4 arttı. Mayıs ayında nisan ayına göre besi yemi yüzde 1,7, süt yemi yüzde 1,5, son 1 yılda besi yemi yüzde 43,8, süt yemi ise yüzde 45,9 artış gösterdi. Elektrik fiyatları yıllık yüzde 19,8 artarken tarım ilacı fiyatları yüzde 66,6 yükseldi.” ifadesini kullandı.

“Mazot fiyatları yüzde 109 arttı”

Bayraktar, mazot fiyatlarının yıllık bazda yüzde 109 artışla fiyatı en fazla yükselen tarımsal girdi olduğuna işaret etti.

Türkiye İstatistik Kurumu tahmini verilerine göre, bitkisel üretimin geçen yıla göre yüzde 0,8 artışla bu yıl 138 milyon tona yükselmesinin beklendiğini belirten Bayraktar, “Veriler, hububatta toplam üretimin geçen yıla göre yüzde 5,4 azalacağını gösteriyor. Hububat içinde üretimin arpada yüzde 8,7, mısırda yüzde 5,6, buğdayda yüzde 4,5 gerileyeceği tahmin ediliyor. Son 10 yılda buğday ekim alanlarının yüzde 13,7 azaldığı görülüyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Bayraktar, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütünün aldığı kararla her yıl 1 Haziran’da “Dünya Süt Günü”nün kutlandığına işaret ederek, ülkede hayvansal üretim değerinin yarısından fazlasının süt sektöründen geldiğine dikkati çekti. Bayraktar, insan sağlığı için çok önemli olan sütün hayvancılık sektörünün de lokomotif ürünü olduğunu vurguladı.

Sütün insanların beslenmesinde ve protein ihtiyaçlarının karşılanmasındaki önemine değinen Bayraktar, sektördeki sorunlara çözüm bulunması gerektiğini belirtti.

Bayraktar, “Süt fiyatlarını baskılamak yerine yem fiyatları kontrol altına alınmalı, küçük aile işletmelerimiz başta olmak üzere süt üreticilerimize makul fiyatlardan kaba ve kesif yem temini sağlanmalıdır. Üretimde yaşanan sorunların çözüme kavuşmasıyla uluslararası pazarlarda rekabetimizin önü açılacaktır.” ifadesini kullandı.

Bayraktar, “Çocuklarımız süt ve süt ürünlerini yeterince tüketemiyor, sağlıklı beslenemiyor. Bu ürünler özellikle yoksul aile çocuklarına ulaşamıyor. Okul sütü programlarıyla tüm çocukların gerek bedensel gerekse zihinsel gelişimi için çok önemlidir” dedi.

Paylaşın

Z Kuşağının Neredeyse Yarısı “İkili Hayat” Yaşıyor

Özgünlüğe değer verdiği varsayılan bir nesil için bir şeyler yolunda gitmiyor… Yeni bir araştırmaya göre; Z kuşağının neredeyse yarısı, çevrimiçi ve çevrimdışı arasında “çifte bir hayat” yaşadığını düşünüyor.

Çin merkezli teknoloji firması Lenovo ve Britanyalı araştırma şirketi OnePoll’un çalışması, yaklaşık 2 bin Amerikalının katılımıyla gerçekleştirildi. Araştırmada katılımcı havuzunun Z, Y, X ve “baby boomers” kuşakları arasında eşit şekilde dağıtıldığı belirtildi.

Çalışmada, Z kuşağından katılımcıların yüzde 46’sının, çevrimiçi ortamlardaki kişilikleriyle gerçek dünyadaki karakterleri arasında büyük fark olduğunu söylediği ifade edildi. “Çifte hayat” yaşadığını söyleyenlerin oranı Y kuşağındakilerde yüzde 38, X kuşağındakilerde yüzde 18 ve “baby boomers” kuşağında yüzde 8 olarak belirlendi.

Ankette ayrıca katılımcılara, internetteki kişiliklerini herhangi bir aile üyesinden saklayıp saklamadıkları soruldu. Her beş kişiden biri buna “Evet” yanıtını verdi. Z kuşağından katılımcıların yüzde 31’i çevrimiçi dünyalarını ailelerinden gizlediğini itiraf ederken, bu oran Y kuşağında yüzde 27 oldu.

Buna ek olarak Z kuşağındakilerin yüzde 53’ü çevrimiçi platformlarda kendilerini daha iyi ifade edebildiğini belirtti. Y kuşağında buna katılanların oranı yüzde 49, X kuşağındaysa yüzde 35 olarak belirlendi. “Baby boomers” kuşağındakilerde oran yüzde 23’tü.

Lenovo’nun Kuzey Amerika biriminin pazarlamadan sorumlu genel müdürü Gerald Youngblood, çalışmanın sonuçlarına ilişkin şunları söyledi:

Dünyadaki gençlerin yaklaşık beşte birinin ruh sağlığı sorunu var, bu da küresel bir krizin yansıması. Bu sosyal deneyin, zihinsel sağlık adına birbirimizin dünyasını anlama ihtiyacına dair arkadaş ve aile arasında daha fazla diyalog kurulmasını sağlamasını umuyoruz.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

İYİ Parti’de Bir İstifa Daha: Milletvekili Sayısı 36’ya Düştü

31 Mart’ta yapılan yerel seçimlere “hür ve müstakil” giren ve seçimlerde büyük bir hezimet yaşayan İYİ Parti’de Antalya Milletvekili Aykut Kaya, partisinden istifa etme kararı aldı.

Haber Merkezi / Aykut Kaya’nın istifasıyla İYİ Parti’nin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki (TBMM) milletvekili sayısı 36’ya düştü.

Aykut Kaya, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, 2023 genel seçimleri öncesinde İYİ Parti Antalya İl Teşkilatı bünyesinde yapılan milletvekili temayül yoklamasında birinci çıkarak, İYİ Parti Antalya milletvekili adayı olduğunu ve ardından hemşehrilerinin takdiriyle milletvekili seçildiğini hatırlatarak şu ifadeleri kullandı:

“Bugüne kadar milletin vekili olmayı gaye edindim, özveriyle ve gayretle ülkemiz ve Antalya’mız için çalıştım ve çalışmaya devam edeceğim. Ancak, büyük bir heyecan ve umutla dahil olduğum İYİ Parti’de, milletimize ve ülkemize hizmet etme koşullarının ortadan kalktığını üzülerek görmekteyim.

Bu nedenle, İYİ Parti üyeliğinden istifa etme kararı aldım. Bu karar, şahsım için kolay olmamış ancak milletimize ve Antalya’mıza daha iyi hizmet edebilmek adına, gerekli olduğunu düşündüğüm bir adımdır. Bugünden sonra da siyasete, milletimizin menfaatlerini her şeyin üstünde tutarak devam edeceğim. Gelecek günlerde de, ülkemiz ve milletimiz için, daha güzel yarınlar inşa etmek adına azim ve kararlılıkla çalışacağımı belirtmek isterim.”

Salim Ensarioğlu, Adnan Beker, Ayşe Sibel Yanıkömeroğlu, Bilal Bilici, Nebi Hatipoğlu, Yüksel Arslan istifa etmiş; Ümit Dikbayır da ihraç edilmişti. Hatipoğlu AK Parti’ye, Yanıkömeroğlu CHP’ye geçmişti.

Aykut Kaya kimdir?

1978 yılında Kayseri’de dünyaya gelen Aykut Kaya, ilk ve ortaöğrenimini Antalya’nın Manavgat ilçesinde tamamladı. Anadolu Üniversitesi İşletme Bölümünü bitirdi. Amerika’da Baldwin-Wallace College’da uluslararası işletme alanında yüksek lisans yaptı.

Yurt içi ve yurt dışında büyük ölçekli inşaat projelerini yürüten özel bir şirketin genel müdürlüğünü üstlendi. 2016’da kurduğu yabancı ortaklı şirkette başkan yardımcısı ve yönetim kurulu başkanı olarak görev yaptı.

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulunun (DEİK) Türkiye-Estonya İş Konseyi Başkanlığı, Türkiye-Norveç İş Konseyi Başkan Yardımcılığı, Türkiye-İrlanda İş Konseyi Başkan Yardımcılığı, Türkiye-Slovakya Yönetim Kurulu Üyeliği ile Türkiye-Suudi Arabistan İş Konseyi Üyeliği görevlerinde bulundu.

Paylaşın

Yeni Anayasa Tartışmaları: Özel’den ‘Önce Var Olana Uyun’ Mesajı

İktidarın yeni Anayasa çağrılarına ilişkin açıklama yapan CHP Lideri Özgür Özel, “Türkiye’de yürürlükte bir anayasa var. Beğenelim, beğenmeyelim. Bu anayasanın bir maddesine sen, bir maddesine ben, bir maddesine öbürü uymazsa devlet düzeni ortadan kalkar” dedi ve ekledi:

“Ve siz devletin başı olarak anayasayı çiğnemeye başlarsanız insanların anayasaya sadık olmasını ve anayasadan kaynaklı sizin yetkilerinize saygı duymasını bekleyemezsiniz. Bu yüzden benim temel beklentim anayasaya uyum. Bunun içinde Gezi de var, Can Atalay’ın Meclis’e yeniden dönmesi de var, Taksim’in açılması da var, AYM ve AİHM kararına uyulması da var. Anayasa mahkemesi üyelerinin biri hariç Erdoğan tarafından atandı. Buna rağmen AYM dur dediğinde durmayan bir iktidar çılgınlığı var. Bu olabilecek şey değil.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Halk Tv”de gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

Sorunuzdan bağımsız Türkiye’nin normalleşmesi ve Türkiye’deki insanların biraz daha mutlu olabilmeleri için Vera’nın babasına, Mine Özerden’in yaşlı annesine, Gezi’deki herkesin sevdiklerine, sevdiklerinin onlara kavuşmasını inanılmaz önemsiyorum. Buna vesile olabilirsek çok mutlu olurum ama bunun dışında Türkiye için şöyle bir önemi de var: Gezi’deki arkadaşlarımız burada tutuklu, AKP-MHP Türk heyeti de Avrupa Konseyi’nde tutuklu.

Odasından çıkıyor, dolaşıyor, görüşüyorlar ama her seferinde önlerine Kavala davası geliyor. Çünkü Strazburg’daki bir diğer binada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi var ve o binada alınan kararlara Avrupa Konseyi’nin kurucu üyesi Türkiye uymuyor. Bu kabul edilecek bir şey değil. Ve bu Türkiye’nin hem dış politikada, hem ekonomide fevkalade önünü kapatan bir durum. Bu konuda Türkiye’nin hızla demokratikleşmesi lazım.

“Hançer” polemiği

O değerlendirmelerin çok önemli bir kısmını hiç üstüme almadım, hançer mançer. Biz hançer bahsini sayın genel başkanla kurultayda kapattık. Ben bu partide kimsede hançer olmadığını ifade etmiştim. Ve sayın genel başkana yönelik olarak da ne kendime ne siyasi bir arkadaşıma bunu yakıştırmam. Ama şöyle bir gerçek var: Tabii çok farklı değerlendirmeler oluyor.

Hz. Ali filan, hançeri de bazı siyasetçiler üzerinden değerlendiriliyor. Ben genel başkanın böyle bir kastı olmadığını düşünüyorum. Ve CHP’de ne genel başkan ne herhangi birimiz meseleye bu boyutuyla bakmıyor, sosyal demokrat bir partide. Hançer demokrasiye ait bir enstrüman değil. Demokraside itiraz edersiniz, kabul olmazsa daha kuvvetli itiraz edersiniz. Ayrılıklar olabilir, yarışlar olabilir ama en sonunda biz Atatürk’ün kurduğu bir partide aynı partinin evlatlarıyız.

O yüzden kimsenin kimseye böyle demokrasi dışında bir şey yapmasına geçmişte genel başkan izin vermezdi, bugün de ben izin vermem. CHP genel başkanlarının böyle bir sorumluluğu var. Ben izlemedim, ama Kemal Bey çok gergin ve sinirliydi gibi değerlendirmeler geldi. Burada da beni kastetmediği çok açık. Bunu en iyi genel başkan bilir. Ama kimi kastettiği konusunda bir fikrim yok. Bu Kemal Bey’in açıklığa kavuşturması gereken bir husus.

Eğitim müfredatına tepki

Özel, yeni müfredata ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu: Bu eğitim sistemiyle bu ülke hiçbir yere gitmez. Milli Eğitim’e müfredat yapmak ülkeye anayasa yapmaktan daha kritik tek iştir. Çünkü o müfredatla yetişen gençler gelecekte anayasaya sahip çıkacaklar ya da yeni bir anayasa yapacaklar veya anayasayı kaldırıp atıp anayasaya karşı suç işleyecekler.

Ülkenin geleceğini yetiştiriyorsunuz ve burada bir mutabakat aramıyorsunuz. Almanların en büyük başarıları, eğitim sistemleri üzerindeki ulusal mutabakattır. Ben altı yıl Alman hocalarla büyüdüm. Onlardan ders aldım, Bornova Anadolu Lisesi’nde. Ve Alman eğitim sistemini gayet yakından tanırım. Alman eğitim sistemi yıllardır üzerinde tam bir mutabakat olan ve sağcısıyla solcusuyla, Hıristiyan demokratıyla, sosyal demokratıyla üzerinde mutabık olmadan değişiklik yapılmayan ve hep iyiye evrilen bir eğitim sistemleri var.

Ve ihtiyaca göre eğitim sistemleri var. Böyle bir eğitim sistemini bir siyasi parti bir siyasi perspektifle oluşturamaz. Eğer bizimki gibi eğitim sistemi yaparsan ülkenin geliri 10 bin dolar olur. Senin ülkenin başbakanı, dünyanın en pahalı limuzin Mercedes’inden on tane üretilmiş, ikisini alır biner. Öbür tarafın milli geliri 60 bin olur, o Mercedes’i de onlar üretir sana satar. Aradaki fark bu.

Bindiğim Mercedes’i Almanlar üretsin, ben bineyim, halkım fakir olsun diyorsan bu eğitim sistemi. Yok Mercedes’i, bu arabaları biz üretelim, dünyaya satalım; cep telefonlarını biz üretelim dünyaya satalım ve biz bugünkünden altı kat zengin olalım diye düşünüyorsak o zaman eğitim sistemini hep birlikte ve çağdaş, bilimsel bir eğitim sistemine kavuşturmamız lazım.

“Anketlerde hâlâ CHP birinci parti”

Sokakta olan duygu CHP’ye güç veriyor. CHP eğer yüzde 38’i doğru okumaz, genel başkanın zaferi ya da iyi adayların zaferi diye yorumlarsa yüzde 25’e geri döneriz. Oysa şu anda bize yüzde 38 oy veren Türkiye ittifakında CHP’nin kemik oylarının çok ötesinde, hatta kemik oyların yarısı kadar daha oy var. Oradaki duygu, “İyi ki oy vermişiz, şımarmadılar, küstahlık yapmadılar, zafer sarhoşluğuna kapılmadılar ve çok dikkatliler” şeklinde. Bu duygu bize verilen kredinin sürmesini sağlıyor. O yüzden bir yerel seçim sonrası bütün anketlerde hâlâ CHP birinci parti.

Yeni Anayasa tartışmaları

Türkiye’de yürürlükte bir anayasa var. Beğenelim, beğenmeyelim. Bu anayasanın bir maddesine sen, bir maddesine ben, bir maddesine öbürü uymazsa devlet düzeni ortadan kalkar. Ve siz devletin başı olarak anayasayı çiğnemeye başlarsanız insanların anayasaya sadık olmasını ve anayasadan kaynaklı sizin yetkilerinize saygı duymasını bekleyemezsiniz.

Bu yüzden benim temel beklentim anayasaya uyum. Bunun içinde Gezi de var, Can Atalay’ın Meclis’e yeniden dönmesi de var, Taksim’in açılması da var, AYM ve AİHM kararına uyulması da var. Anayasa mahkemesi üyelerinin biri hariç Erdoğan tarafından atandı. Buna rağmen AYM dur dediğinde durmayan bir iktidar çılgınlığı var. Bu olabilecek şey değil.

Paylaşın

Dikkat Çeken Araştırma: Karın Tokluğuna Hayat

Zincir market cari fiyatları baz alınarak yapılan araştırmaya göre, dört kişilik bir ailenin gıda masrafları için harcaması gereken miktar yani açlık sınırı 16 bin 646 liraya yükseldi. 

Haber Merkezi / Başka bir ifadeyle asgari ücret yalnızca bir ailenin gıda masraflarını karşılıyor.

İstanbul Planlama Ajansı’nın (İPA) “Kent Gündemi Serisi”nin son raporu ”Enflasyonun Sofra Hali: Türkiye’de ve İstanbul’da Gıda Enflasyonu ” yayınlandı. Raporda öne çıkan bölümler şöyle:

“2017 – 2018 döneminde kişi başı tüketilen sebze miktarı 283,1 kg iken, bu miktar 2022 – 2023 döneminde 261,7 kg’ye düştü. 2010 yılında nüfusun yüzde 69,4’ü her gün en az bir kere sebze veya salata tüketirken bu oran 2022 yılında yüzde 41,2’ye indi.

2010’da nüfusun yüzde 57’si her gün bir kere veya daha fazla meyve tüketirken bu oran 2022 yılında yüzde 36,5’e geriledi. Ocak 2021 tarihinde pazarda 1 kg soğan 1 lira 88 kuruşken, Ocak 2024’te 17 lira oldu. Aynı dönemde 1 kg patatesin fiyatı 1 lira 88 kuruştan 21 liraya, domatesin kilosu da 5 liradan 34,9 liraya çıktı.

Yüksek enflasyon nedeniyle bakliyat fiyatları da cep yakmaya başladı. Ocak 2021 tarihinde pazarda 1 kilo pirinç 7,6 lirayken Ocak 2024’te 1 kg pirinç 48,5 liraya ulaştı. Bu dönemde nohutun kilosu 10.3 liradan 76 liraya, kuru fasulyenin kilosu 13,7 liradan 84 liraya ulaştı.

2024 yılında et ürün gruplarında yıllık fiyat artışı bir önceki yıla göre yüzde 107.79 oranında artış gösterdi. Önceki yıla göre dışarıda yemek yemenin maliyeti yüzde 106.5 oranında arttı.

Dünya Bankası araştırmasına göre nominal gıda enflasyonunun en yüksek görüldüğü ülke Arjantin olurken, Arjantin’i sırasıyla Zimbabwe, Türkiye, Venezuela, Lübnan, Filistin, Myanmar, Mısır, Sierra Leone, Nijerya takip ediyor.

2024 yılı mart ayında BİSAM tarafından TÜİK, İstanbul Halk Ekmek, zincir market cari fiyatları baz alınarak yapılan araştırmaya göre dört kişilik bir aile için açlık sınırı 16 bin 646 liraya ulaştı. Bu sınır ailenin sadece gıda masraflarından oluşuyor. Yani asgari ücret bir ailenin yalnız gıda masraflarına yetiyor.

İstanbullular gıda enflasyonu nedeniyle aldıkları gıda ürünü çeşidini ve miktarını azaltıyor. Gıda enflasyonu nedeniyle pazarlardan kalan ürünleri almak için semt pazarları çıkışını bekleyen İstanbulluların sayısı gün geçtikçe artıyor.”

Gıda enflasyonu

1948 yılında İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, 1966 yılında Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Konvansiyonu’nun 11’inci maddesi ile yasal koruma altına alınan gıda hakkı, insan haysiyeti kavramından kaynaklanan temel bir hak olarak tanımlanmaktadır.

İnsan hakkı olarak değerlendirilen sağlıklı ve yeterli gıdaya erişim, insan hakları sözleşmeleri ile devletlerin yükümlülükleri olarak belirlenmiştir. Gıda hakkı çerçevesinde devletlere mevcut kaynaklarını maksimum düzeyde kullanarak vatandaşlarına yeterli beslenme imkanı sağlama görevi verilmiştir.

Gıda maddelerinde arzın yetersiz olmasına karşılık talep fazlalığı ve buna karşılık sürekli artan gıda fiyatları gıdaya erişimi zorlaştırmaktadır. Gıdaya erişim konusunda yaşanan sorunlar ise küresel bir endişe ortamının oluşmasına neden olmaktadır.

Bu gerçekliği daha iyi anlamak ve gıda enflasyonunun daha iyi anlaşılması için enflasyonun bilinmesi gerekmektedir. Enflasyon temel olarak ürün fiyatlarının genel seviyesindeki sürekli artış olarak tanımlanabilir. Enflasyonun yükselmesi paranın alım gücünü azaltırken, enflasyonun düşmesi ise insanların alım güçlerinin artmasını sağlamaktadır.

Gıda enflasyonu ise bir ülkenin tüketici fiyat endeksindeki (TÜFE) gıda kalemlerinde oluşan fiyat artışları anlamına gelmektedir.5 Gıda enflasyonu ekonomide yapısal bir sorun teşkil etmektedir. Temel olarak gıda enflasyonuna neden olan arz ve talep yönlü etkenler bulunmaktadır:

Gıda enflasyonuna neden olan arz yönlü etkenleri; iklim değişikliği, çevresel ve iklimsel koşullarla değişen hasat miktarı ve stok düzeyindeki değişiklikler olarak sıralamak mümkündür.

Gıda enflasyonuna neden olan talep yönlü nedenler ise; gelir, üretim ve nüfusta meydana gelen değişikliklerdir

Kentleşme, döviz kuru dalgalanmaları, petrol fiyatları, ticareti ve ihracatı kısıtlayan politikalar, finansal piyasalarda ortaya çıkan belirsizlik ve spekülasyonlar, tedarik zinciri kesintileri, hammadde kıtlığı, artan enerji maliyetleri ve makroekonomik faktörlerdeki değişim genel olarak gıda enflasyonunun oluşmasında fazlasıyla etkili olmaktadır.

Gıda enflasyonu, ekonomi ve tüketicilerin refahı üzerinde doğrudan etkili olduğundan birçok ülke için endişe kaynağı olmaktadır. Küresel ölçekte bir sorun olmasına rağmen bazı ülkeler gıda enflasyonundan daha fazla etkilenmektedir. Özellikle küresel pazarda gıda ihracatçısı olan, para birimi gün geçtikçe değer kaybeden ve düşük milli gelire sahip birçok ülke gıda fiyatları yükselmesi ve alım gücünün azalması problemi ile mücadele etmektedir.

Bunlarla birlikte, gıda enflasyonunun bazı ülkeleri daha fazla etkilemesinin sebepleri arasında diğer ekonomik sorunlar, tarımsal ve politik faktörler rol oynamaktadır. Gıda enflasyonu gıda üreticisi yoksul haneler dışında gelir dağılımında sorunlara neden olmakta, gelir adaletsizliği ve yoksulluğun etkilerini de artırmaktadır.

Gıda enflasyonunun ekonomiye olduğu kadar sosyal hayata da etkileri bulunmaktadır. En fazla alt ve orta gelir gruplarını etkileyen bu enflasyon ile haneler bütçelerinden büyük bir kısmı gıda harcamalarına aktarmakta, hatta zamanla bazı temel ihtiyaçlarını bile karşılayamayacak duruma gelmektedir.

Gıda fiyatlarındaki artış nedeniyle yetersiz beslenen ülkelerde verim kaybı yaşanmakta; bu verim kaybı da, Gayrisafi Yurt İçi Hasılada (GSYH) azalışa neden olmaktadır. Nüfusun büyük kesiminin yoksul olduğu ülkelerde gıda enflasyonu insanların yaşam kalitesini düşürmekte, yetersiz beslenmeye ve açlığa neden olabilmektedir.

Gıda enflasyonu, gıdaya erişimi zorlaştırmakta ve gıda güvencesini de tehdit etmektedir. Gıda güvencesini olumsuz etkileyen faktörlerin başında çatışmalar, iklim krizinin etkileri ve olağanüstü iklim olayları ile ekonomik krizler gelmektedir.

Gıda enflasyonu beslenme açısından da büyük sorunlar yaratmaktadır. Gıda maddelerinin fiyatlarında yaşanan artış ile bireyler öğünlerindeki besin çeşitlerini azaltarak, tek tip ve daha çok karbonhidrat ağırlıklı beslenmek zorunda kalmaktadır. Bu sağlıksız beslenme özellikle çocukların gelişimi üzerinde doğrudan etkili olmakta, obezite ve diyabet gibi rahatsızlıkları da beraberinde getirmektedir.

Gıda fiyatlarının artmasının bireyler üzerindeki bir başka etkisi de gıda kalitesinin bozulması ve bunun sonucunda bireylerin sağlıklarının olumsuz etkilenmesidir. Gıda maddelerinde fiyatların artması ile özellikle yoksul bireyler daha düşük kalitedeki gıda maddelerine yönelmektedir.

Gıdaya yapılan harcamaların artması farklı harcamalara yapılan kısıtlamaları da beraberinde getirmektedir. Temel ihtiyaç dışı görülen sosyal ve kültürel aktiviteler kısıtlanan harcamaların başında gelmektedir. Bu durum ise bireylerin kendilerini kısıtlamalarına, sosyal hayattan izole olmalarına neden olmaktadır.

Böylelikle bireyler sadece yoksullaşmayıp aynı zamanda sosyal hayattan da yoksun kalmaktadır. Dolayısıyla gıda enflasyonunu, alım gücünde yaşanan düşüşü tekil olarak değerlendirmemek, gündelik yaşamdaki alışkanlıkların devamlılığını sağlayabilmek adına oldukça önemlidir.

Paylaşın

Mehmet Şimşek: Ekonomide Dengelenme Devam Ediyor

TÜİK’in açıkladığı gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) verilerini değerlendiren Mehmet Şimşek, “Rasyonel, öngörülebilir ve kurala dayalı politikalarımızla ekonomimiz daha dengeli ve sürdürülebilir büyümeye doğru yol alıyor” dedi.

Haber Merkezi / Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK), yılın birinci çeyreğine ilişkin açıkladığı gayri safi yurt içi hasıla verilerini değerlendirdi. Sosyal medya hesabından açıklama yapan Şimşek, şu ifadeleri kullandı:

“Hedeflerimize kararlı adımlarla ilerliyoruz. Rasyonel, öngörülebilir ve kurala dayalı politikalarımızla ekonomimiz daha dengeli ve sürdürülebilir büyümeye doğru yol alıyor. Net dış talebin büyümeye katkısı 5 çeyreğin ardından 1,6 puanla pozitif gerçekleşti.

Mevsimsel düzeltilmiş işsizlik oranı son 44 çeyreğin en düşük seviyesi olan yüzde 8,7’ye geriledi. İkinci yarıda daha destekleyici dış koşullar ve ılımlı yurt içi taleple birlikte bu yıl net dış talebin pozitif katkı verdiği bir büyüme öngörüyoruz. Programımız sayesinde dengelenen büyüme kompozisyonu, düşen cari açık, artan güven, iyileşen beklentiler ve hızlanan dış kaynak girişi dezenflasyona önemli ölçüde katkı sağlayacak.”

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2024 yılının birinci çeyreğine ilişkin gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) verilerini açıkladı:

Verilere göre; 2024 yılı birinci çeyreğinde bir önceki yıla göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak; inşaat sektörü toplam katma değeri yüzde 11,1, bilgi ve iletişim faaliyetleri yüzde 5,5, mesleki, idari ve destek hizmet faaliyetleri yüzde 5, sanayi yüzde 4,9, tarım yüzde 4,6, hizmetler yüzde 4,3, kamu yönetimi, eğitim, insan sağlığı ve sosyal hizmet faaliyetleri yüzde 3,3, diğer hizmet faaliyetleri yüzde 2,8, gayrimenkul faaliyetleri yüzde 2,5 ve finans ve sigorta faaliyetleri yüzde 2 arttı.

Yerleşik hanehalklarının nihai tüketim harcamaları 2024 yılının birinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak yüzde 7,3 arttı. Devletin nihai tüketim harcamaları yüzde 3,9, gayrisafi sabit sermaye oluşumu ise yüzde 10,3 büyüdü. Mal ve hizmet ihracatı, 2024 yılının birinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak yüzde 4,0 artarken ithalatı yüzde 3,1 azaldı.

Paylaşın

Trump, Suçlu Bulunan İlk Eski ABD Başkanı Oldu

Eski ABD Başkanı ve 2024 başkanlık seçimlerinin Cumhuriyetçi adayı Donald Trump, yargılandığı sus payı davasında jüri üyeleri tarafından hakkındaki 34 suçlamanın tamamından suçlu bulundu.

Haber Merkezi / Hakkındaki suçlamaları reddeden 77 yaşındaki Donald Trump, ABD’nin yaklaşık 250 yıllık tarihinde suçlu bulunan ilk eski başkan oldu. Trump’ın kararı temyize götürmesi bekleniyor.

Kararın açıklanmasının ardından gazetecilere konuşan Donald Trump, “Bu bir rezalet. Bu, yolsuz ve çelişkili bir yargıç tarafından görülen hileli bir duruşmaydı” dedi ve ekledi: Gerçek kararı 5 Kasım’da halk verecek. Ben çok masum bir adamım.

Mevcut Başkan ve Kasım seçimlerinde Demokratların başkan adayı Joe Biden’ın kampanya ekibi ise “Bugün New York’ta hiç kimsenin hukukun üstünde olmadığını gördük” açıklamasını yaptı.

ABD Anayasası’na göre başkan adayı olan kişinin en az 35 yaşında olması, “doğuştan” ABD vatandaşı olması ve en az 14 yıldır ABD’de yaşaması gibi kurallar bulunuyor. Hüküm giymiş adayları engelleyen herhangi bir kural yok. Bir kişi hapiste olsa bile başkanlığa aday olabiliyor.

Davaya bakan Hakim Juan Merchan, jürinin kararı bildirmesinden sonra Trump’a verilecek ceza için 11 Temmuz 2024 tarihini belirledi. ABD’de bir suçtan dolayı suçlu bulunan ilk başkan olarak tarihe geçen Trump’ın herhangi bir mahkumiyet alıp almayacağı, 11 Temmuz’da yapılacak duruşmada belli olacak.

Donald Trump en fazla 4 yıl hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilir. Bu suçtan hüküm giyen kişiler genellikle daha kısa cezalar, para cezaları ya da şartlı tahliye alıyorlar.

Trump’ın hapse girmesi, 5 Kasım seçimleri için kampanya yapmasını ya da kazanması halinde göreve gelmesini engellemeyecek. Trump cezanın açıklanmasından önce hapse girmeyecek. Anketler, 77 yaşındaki Trump ile 81 yaşındaki Başkan Biden’ı başa baş gösteriyor.

Aynı ankette bağımsızların yüzde 60’ı da Trump’ın bir suçtan hüküm giymesi halinde ona oy vermeyeceklerini belirtti.

Buna karşılık Trump’a gönülden bağlı olan Cumhuriyetçi tabanın önemli bir bölümü de söz konusu yargılamanın “hileli” olduğuna ve Demokratlar tarafından organize edildiğine inanıyor. Anketler, söz konusu Cumhuriyetçi seçmenlerin, Trump’a desteklerini belli ölçüde artıracağını gösteriyor.

Kongre’deki Cumhuriyetçiler ise Trump hakkında verilen “suçlu” kararını kınadı. Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson, “Bugün Amerikan tarihinde utanç verici bir gün” açıklamasını yaptı.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham de, kararın temyizde tersine çevrileceğini düşündüğünü belirtti. Kararın beklenen bir netice olduğunu ifade eden Graham, mevcut koşullarda Trump’ın adil yargılanmasının mümkün olmadığını savundu.

Senatör Graham, kararın siyasi güdümlü ve adil olmayan bir karar olarak görüleceğini ve “siyasi Sol üzerinde büyük bir biçimde ters tepeceğini” kaydetti.

Diğer bir Cumhuriyetçi senatör Ted Cruz da, bugünün Amerika için “karanlık bir gün” olduğunu belirterek, “Bu davanın tamamı düzmeceydi, siyasi zulümden başka bir şey değil. Donald Trump’ı yargılamalarının tek nedeni, Demokratlar’ın, Trump’ın tekrar seçileceğinden korku duymaları. Bu utanç verici kararın hukuki zemini yok ve temyizde sürekli geri çevrilmeli” dedi.

Demokrat Senatör Sheldon Whitehouse ise, “34 suçtan mahkum olan ve hukukun üstünlüğüne sıfır saygı gösteren bir kişi dünyanın en büyük ulusuna liderlik etmeye ehil değildir” açıklamasını yaptı.

Trump’ın “sus payı” davası

Donald ABD Başkanı Trump, 18 Mart 2023’te Manhattan Bölge Savcılığınca yetişkin filmlerinde oyunculuk yapan Stormy Daniels’e 2016 başkanlık seçimleri sırasında yasa dışı “sus payı” ödenmesiyle ilgili yürütülen soruşturma kapsamında büyük jüri tarafından suçlanmıştı.

Trump, “sus payı” ve bununla ilgili kayıtlarda sahtekarlık yapmaktan 4 Nisan 2023’te New York’ta hakim karşısına çıkmıştı. Kendisine yöneltilen 34 ayrı suçlamayı reddeden Trump, hakkındaki iddiaları “siyasi cadı avı” olarak nitelemiş ve suçlamaları “seçimlere müdahale” olarak gördüğünü belirtmişti.

Paylaşın

Tıpta Yapay Zekanın Yükselişi; Endişelenmeli Miyiz?

Yapay zeka (Artificial Intelligence / AI), hastalıkları teşhis etmekten hasta sonuçlarını tahmin etmeye kadar bildiğimiz sağlık hizmetlerinde devrim yapma potansiyeline sahip.

Haber Merkezi / Ancak yapay zekanın kullanılmasıyla birlikte tıp alanındaki hızlı ilerleme, ele alınması gereken bir dizi etik ve kaygıyı da beraberinde getirmiş görünüyor.

Yapay zekanın tıpta kullanılmasının en önemli faydalarından biri, yapay zekanın büyük miktarda veriyi hızlı ve doğru bir şekilde analiz edebilme yeteneği. Bu, daha hızlı ve daha doğru teşhislere, kişiselleştirilmiş tedavi planlarına ve daha iyi sonuçlara yol açabilir.

Yapay zekanın bir diğer öneli faydası, sağlık hizmeti sağlayıcılarına en son araştırmalara ve en iyi uygulamalara dayalı bilgiler ve öneriler sunarak daha bilinçli kararlar almalarına yardımcı olabilir. Araştırmacılar ise, yapay zekanın gücünden yararlanarak hastalıklara ilişkin yeni çözümler geliştirebilirler.

Potansiyel riskleri

Önemli faydalarına rağmen rağmen tıpta yapay zekanın kullanılması dikkatle değerlendirilmesi gereken bir konu. Temel endişelerden biri, hasta verilerinin mahremiyeti ve güvenliği. Bir diğer endişe ise, yapay zekanın sağlık hizmeti sağlayıcılarının yerini alma ve sağlık hizmetlerinde insan dokunuşunun kaybolmasına yol açma potansiyeli.

Yapay zekanın tıpta kullanılmasının potansiyel risklerinin ve faydalarının dikkatle değerlendirilmesi önemli. Hasta verilerinin mahremiyeti ve güvenliği gibi konular ele alınması sonrası, bu teknoloji şeffaf bir şekilde sağlık hizmetlerine entegre edilebilir.

Paylaşın