Erdoğan’dan Muhalefete Sert Eleştiriler

AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda konuşan Erdoğan, muhalefete sert sözlerle yüklenerek, “Kendi siyasi çıkarları dışında hiçbir şeyle ilgilenmiyorlar. Değiştik normalleştik dediler ama millete ve 28 milyonun iradesine hakaret eden bir şahsı İzmir’de onur konuğu olarak baş köşeye oturttular” dedi ve ekledi:

“İnsanda biraz mahcubiyet duygusu olur. İnsanda biraz hakaret ve düşünceyi ayıracak kadar feraset olur. Bunun adı tutarsızlıktır, tek parti kodlarına geri dönmektir. Bunu ne bize ne de millete yutturamazsınız. Millet ne dediğinize değil ne yaptığınıza bakar. O fotoğraf Türk siyaseti ve Türk demokrasisine yakışmamıştır. Gölge düşürmüştür. CHP lideri Özel’in millete bir özür borcu olduğuna inanıyoruz.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin genişletilmiş il başkanları toplantısında konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

“Partimizin içine nifak tohumları eklenmek istedi. İçeriden ve dışarıdan kendini ülkenin sahibi gören elitlerden, istihbarat örgütlerinden nice saldırılar geldi. Milletimizi birbirine düşürmek sokakları karıştırmak için her oyunu denediler. Allah’a hamd olsun tüm bu saldırıları püskürttük.

Her zaman Allah bize yeter, millet bize yeter dedik. Bugüne kadar alnımız ak, başımız dik bir şekilde yürüdük. Akrebin kıskacında yoğrularak bugünlere geldik. Tarihin en büyük kalkınma atılımını yaptık. Vatan toprağının her karışında insanımızın hayatına dokunan hizmetlerimiz var.

Biz bu ülkeyle kader ortaklığı yapmış Türkiye sevdalısı bir kadroyuz. Milletin derdi bizim derdimizdir. Milletimizin sıkıntısı bizim sıkıntımızdır. Biz dertliyiz ya, biz dertliyiz. Bizim bu millete aşkımız var. İşte bu aşkımız bizi hep dertli yapıyor ve dertli olarak bu yollarda yürüyoruz.

İzmir Körfezi’nde kirlilik nedeniyle balıklar nefes alamıyor. Koltuk kavgası veriyorlar. İşte bizim eserimiz diye millete gösterecekleri tek bir eseri yok. Bunun yerine kavga var, didişme var, ayak oyunları var. Kendi siyasi çıkarları dışında hiçbir şeyle ilgilenmiyorlar. Değiştik normalleştik dediler ama millete ve 28 milyonun iradesine hakaret eden bir şahsı İzmir’de onur konuğu olarak baş köşeye oturttular.

“Özel’in millete bir özür borcu var”

İnsanda biraz mahcubiyet duygusu olur. İnsanda biraz hakaret ve düşünceyi ayıracak kadar feraset olur. Bunun adı tutarsızlıktır, tek parti kodlarına geri dönmektir. Bunu ne bize ne de millete yutturamazsınız. Millet ne dediğinize değil ne yaptığınıza bakar. O fotoğraf Türk siyaseti ve Türk demokrasisine yakışmamıştır. Gölge düşürmüştür. CHP lideri Özel’in millete bir özür borcu olduğuna inanıyoruz.

Muhalefet neyle uğraşırsa uğraşsın, bizim gündemimizde enflasyonu tek haneye düşürmek var. Kongre sürecimize başladık. Milletin kapısını yine çalacağız. Milletimizin terazisinde kendimizi tartacağız. 8.Büyük Kongre maratonumuzu yeni bir atılımın vesilesi haline dönüştürmek arzusundayız.

AK Parti sıradan bir parti değildir. AK Parti Türk siyasetini temsil eden en büyük harekettir. Toplumu referans alan değişimin dinamiklerini yönetmemiz gerekiyor. Türkiye’nin en dinamik partisi olarak bunu yapacağımızdan hiç şüphe duymuyorum. Sizlerden arzum fitne tüccarlarına lütfen hiç kulak asmayın. ”

Paylaşın

Reuters’tan Dikkat Çeken “Türkiye Ekonomisi” Analizi

Reuters, yoksulluğun artarak devam ettiği ve geniş kesimlerin temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı Türkiye için dikkat çeken bir analiz habere yer verdi.

Birleşik Krallık merkezli haber ajansı Reuters, Türkiye’de şirketlerin ağır ekonomik koşullar nedeniyle iflas ettiğini ya da konkordato ilan ettiğine dikkat çeken bir analiz haber yayımladı.

Habere göre, özellikle tekstil sektörünün ağır koşullardan etkilendiğine değinilerek, 7 ayda 15 bin şirketin kepenk indirdi. Haberde, çeşitli şirketlerin sahipleriyle yapılan görüşmelere yer verildi.

Dünyanın önde gelen şirketlerinden Zara için Çorlu’da üretim yapan Doğan Duman’ın fabrikasındaki işçilerin üçte birini son bir yılda işten çıkardığını anlattığı belirtilen haberde, mevcut tablo şöyle anlatıldı:

“Çorum’daki fabrikasında dünyanın önde gelen moda markalarından biri için üretim yapan Doğan Duman, artan maliyetler ve fiyat tutturamamaya bağlı azalan siparişler nedeniyle şirketinin geleceğinden endişeli.

Ağırlıklı olarak ceket ve palto üreten fabrikasında son bir yılda çalışan sayısını neredeyse üçte bir azaltmasına rağmen maliyet artışlarını karşılamakta zorlanan Duman, 27 yıllık işini ayakta tutmak için çabalıyor.

Duman’ın organize sanayi bölgesindeki fabrikasında çok sayıda dikiş makinesi kenara itilmiş, atıl şekilde beklerken; dışarıda ise kapısına kilit vurulmuş fabrikalar ve “satılık” tabelaları dikkat çekiyor.

Yüksek enflasyon ve aşırı ısınan talebi dizginlemek için bir yıldan uzun süredir devam eden sıkılaştırma çabalarıyla birlikte benzer sahneler Türkiye genelinde giderek artarken; işten çıkarma, konkordato ve kapanma dalgası da yayılıyor.

Global moda markası Zara için kaban ve ceket üreten Doğan Duman’ın şirketi gibi binlercesi, yüksek enflasyon, kur seviyesi, elektrik ve gaz fiyatlarına yapılan zamlar ve azalan ihracat siparişleri nedeniyle zor durumda.

Fabrikasının ancak %60 kapasite ile çalıştığını ve geçen yıl 300 olan çalışan sayısını 210’a düşürmek zorunda kaldığını belirten Duman, ‘Artan enerji maliyetleri ve kurun yerinde saymasıyla beraber siparişler de giderek azalıyor” dedi ve ekledi:

“Siparişlerin daha da azalacağını, maliyetlerimizi kurtarmayacağını, kur bu şekilde devam ettiği sürece, önümüzdeki sene başında asgari ücret zammı da geldiğinde artık rekabet etmekte iyice zorlanacağımızı ve artık kilit vurma noktasına geleceğimizi düşünüyoruz…Önce 100 kişiye düşersin, 50 olursun, sonra kapayıp gidersin.”

“Konkordatoların bedeli çok ağır olabilir”

Haberde ayrıca, İstanbul Sanayi Odası Başkanı Erdal Bahçıvan’ın şu uyarısına da yer verildi: “Konkordatoların bir kısmının gelecek aylarda iflaslara dönüşmesi ve zincirleme etkilerle ekonominin geneline yayılması ağır bedellerle sonuçlanabilir…

Ticari alacakların konkordatoda kapsam dışında kalmasını şiddetle öneriyoruz. Aksi takdirde yaşatalım diye konkordato imkânı vermiş olduğumuz firmanın birbirine bağlı yüzlerce ticari alacaklısını da çok zor durumda bırakmış oluruz.”

Paylaşın

Dünya Risk Endeksi: Türkiye “Çok Yüksek Riskli” Ülkeler Arasında

Dünya Risk Endeksi’nde 35. sırada yer alan Türkiye, “çok yüksek riskli” ülkeler arasında bulunuyor. Bunda en etkili faktörün felaketlerle baş etme kapasitesindeki yetersizlik olduğu belirtiliyor.

193 ülkenin mercek altına alındığı endeks de ilk sırada Filipinler yer alıyor. Filipinler’i Endonezya, Hindistan, Kolombiya ve Meksika izliyor. Depremler, yanardağ patlamaları, kuraklık, sık aralıklarla yaşanan kasırga ve sel felaketleri Filipinler’de artık gündelik hayatın bir parçası haline geldi.

Son olarak süper tayfun Yagi nehirlerin taşmasına ve toprak kaymasına yol açtı, en az 14 kişi toprak ve çamur içinde boğularak can verdi. Yagi, Mayıs ayından bu yana Filipinler’i vuran beşinci tayfun oldu. Ancak Filipinler’in afet riskinin en yüksek olduğu ülke olmasının tek nedeni sık ve yüksek yoğunlukta yaşanan doğa olayları değil.

Dünya Risk Raporu’nu hazırlayan Kalkınma Yardım Birliği’nin Bilimsel Direktörü Katrin Radtke, doğa olaylarına maruz kalan toplumlardaki kırılganlığın ve zaafiyetlerin de afet riskini arttırdığına dikkat çekiyor. Radtke, kırılganlık ve zaafiyet oluşturan etkenleri, yoksulluk, yaygın yolsuzluk, sağlık hizmetleri ve afeti önleme tedbirlerinin yetersizliği olarak sıraladı.

Türkiye “çok yüksek riskli” ülkeler kategorisinde

Doğal felaketler konusunda 193 ülkenin mercek altına alındığı endekse göre listenin ilk 41 ülkesi “çok yüksek riskin” bulunduğu ülkeler.

Birinci sırada yer alan Filipinler’i Endonezya, Hindistan, Kolombiya ve Meksika izliyor. 35. sırada yer alan Türkiye de, “çok yüksek riskli” ülkeler kategorisinde bulunuyor. Bunda en etkili faktörün felaketlerle baş etme kapasitesindeki yetersizlik olduğu belirtiliyor.

Bu arada endekse göre “en kırılgan” on ülkenin sekizi Afrika’da yer alıyor. On yıllardır savaşlarla boğuşan Afganistan ve Yemen’in de “en kırılgan” toplumlar arasında yer aldığına dikkat çekiliyor. Bu ülkelerde doktor sayısının az, hastanelerin de yetersiz olduğuna işaret edilerek bu nedenle doğa olayları sonucunda çok sayıda insanın hayatını kaybettiğinin altı çiziliyor.

Her doğa olayı büyük bir doğal felakete dönüşmek zorunda değil. Önleyici tedbirlere yatırım, ölümlerin önlenmesini, zararın azalmasını sağlayabilir. Örneğin ABD ya da Avustralya gibi daha gelişmiş ve zengin ülkelerde de fırtına, kuraklık ve depremler yaşanması olasılığı çok yüksek ama kırılganlık daha az; doğa olayları ile baş etme kapasitesi de daha yüksek.

Katrin Radtke, krizler ve felaketlerden ders çıkaran ülkeler de olduğunu söyleyerek Çin’e dikkat çekti ve “Felaket riski azaltılabiliyor” dedi.

Çin bu yılki endekste de “çok yüksek riskli” ülkeler kategorisinde yer almakla birlikte geçen seneye kıyasla 12 sıralık bir gelişme kaydederek 22. sıraya yerleşti.

“Bunda büyük ölçüde Çin’in koronavirüs pandemisi sonrasında kırılganlığını önemli ölçüde azaltmış olması etkili oldu” diyen Radtke, Pekin Yönetimi’nin yeni hastaneler inşa ettiğine, büyük aşılama kampanyaları yürüttüğüne, sağlık sistemine de büyük yatırımlar yaptığına işaret etti. Alman uzman bununla birlikte, “Ancak Dünya Risk Endeksi’ne yansıtamadığımız şey, bunun aynı zamanda halkın sivil özgürlükleri pahasına yapılmış olunmasıdır” ifadelerini kullandı.

Peki, doğal afetler konusundaki riskleri ve kırılganlığı azalmak için ülkeler ne yapmalı? Barajlar ve erken uyarı sistemleri, daha etkin arama kurtarma hizmetleri ile riskler azaltılabilir mi?

Radtke, tek başına geleneksel afet önleme tedbirlerinin yeterli olmayacağına vurgu yapıyor; eğitim ve sağlığa yatırım yapmanın ya da sosyal eşitsizlikleri azaltmanın büyük önem taşıdığını aktarıyor.

Yolsuzluğu engelleyen bir ülkenin, afetlerin sonuçlarıyla başa çıkmak için daha donanımlı hale geldiğinin de altını çizen Radtke, ayrıca bazı doğa olaylarının iklim değişikliği ile doğrudan ilintili olduğuna işaret ederek “Eğer insanlık küresel ısınmayı en aza indirmeyi başarırsa, o zaman daha az doğal afet yaşanacaktır” diyor.

Uzmanlar, savaşların doğa olaylarının olumsuz etkilerini daha da artırdığı, aynı şekilde doğal afetlerin de ihtilafların daha da sertleşmesine yol açabildiğine dikkat çekiyor.

Katrin Radtke, “Şiddetli doğa olayları, kısmen iklim değişikliğinin de etkisiyle, giderek daha sık meydana geliyor. Ve bu doğa olayları çatışma bölgelerini vurduğunda felaketin boyutları daha da kötüleşiyor” gözlemini aktarıyor. Dünya Risk Raporu bu durumu “çoklu krizler” olarak adlandırıyor.

Bazı araştırmalar, doğal felaketler sonrasında silahlı grupların sayısında artış olduğunu ortaya koyuyor. Çünkü bu gruplar aniden yoksullaşan, yerinden edilen insanları kendi saflarına çekebiliyor. Su, gıda ya da enerji gibi kıt kaynaklar ve genellikle yardım malzemeleri için mücadele kızışıyor, çatışmalar yaşanıyor.

Ama tam tersi de olabiliyor. Katrin Radtke, doğal felaketlerin bazen tarafların acil yardım ve yeniden yapılanma için birlikte hareket etmeleri gerektiğini anlamalarına yol açtığını söylüyor ve buna örnek olarak Endonezya’nın Açe eyaletinde on yıllardır süren çatışmanın 2004 yılındaki yıkıcı tsunaminin ardından sona erdiğini hatırlatıyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Türkiye’de Her Üç Öğrenciden Biri Okula Aç Gidiyor

Türkiye’de her 3 öğrenciden biri okula gitmeden önce hiç kahvaltı yapmıyor. Öğrencilerin yüzde 19,2’si ise parasızlık nedeniyle haftada en az 1 gün aç kalıyor.

Haber Merkezi / Çocukların yüzde 2’si okuldan sonra hiç akşam yemeği yiyemiyor, yüzde 1,9’u ise yine ekonomik sebeplerle her gün aç kalıyor.

2024 – 2025 eğitim öğretim yılının ilk ders zili ekonomik krizin gölgesinde çaldı.

İstanbul Planlama Ajansı (İPA) Başkanı Buğra Gökce, sosyal medya hesabı üzerinden paylaştığı veriler ile öğrencilerin beslenme sorununa dikkat çekti.

Buğra Gökce, paylaşımda şu istatistiki verileri paylaştı: “Her 3 öğrenciden 1’i okula aç gidiyor. Türkiye’de her 3 öğrenciden 1’i okula gitmeden önce hiç kahvaltı yapmıyor.

Çocuklarımızın yüzde 60’ı haftada en az 1 gün kahvaltı yapmıyor. Öğrencilerin yüzde 19,2’si parasızlık nedeniyle haftada en az 1 gün aç kalıyor.

Çocukların yüzde 2’si okuldan sonra hiç akşam yemeği yiyemiyor, yüzde 1,9’u ise yine ekonomik sebeplerle her gün aç kalıyor.

Bu nedenle 2024 – 2025 eğitim – öğretim döneminde İstanbul Büyükşehir Belediyesi ilk ve orta okul öğrencilerine 2 milyon okul beslenme paketi dağıtacak.

Bu konu yalnızca yerel yönetimlerin inisiyatifine bırakılmayacak kadar önemli. Okullarda 1 öğün ücretsiz sağlıklı yemek sunulması gerekiyor. 1 öğün ücretsiz sağlıklı yemek bir ihtiyaç ve zorunluluk. Bu talebin karşılanmasını bekliyoruz.”

Paylaşın

Erdoğan: Türkiye Enflasyonu Düşürerek Büyüyecek

Kabine toplantısı sonrası açıklamalarda bulunan Erdoğan, “Para, maliye ve gelirler politikalarını uyumla yürüterek, tek haneli enflasyona mutlaka ulaşacağız. Bunu daha önce nasıl yaptıysak yine başaracağız. Türkiye enflasyonu düşürerek büyüyecek” dedi ve ekledi:

“Enflasyon düştükçe yatırım ortamı iyileşecek, rekabet güçlenecek ve istikrarlı yüksek büyüme olacak. Bu yılı yüzde 3,5’luk bir büyümeyle kapatmayı ve 2025-2027 döneminde büyümede kademeli bir artış görmeyi öngörüyoruz. Türkiye ekonomisi bu süreçten daha da güçlenerek çıkacak, çok farklı bir lige yükselecektir.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kabine toplantısı sonrası açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:

“Harp okullarımızın mezuniyet törenlerine iştirak ederek, genç teğmenlerinin ve kıymetli ailelerinin mezuniyet sevincini paylaştık. Okul birincilerimizin tamamının kadın teğmenler olması ayrıca anlamlıydı. İyi yetişmiş, disiplinli, vatanperver gençlerimizle daima iftihar ediyoruz. Milletimizin gözbebeği ve peygamber ocağı olan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gücüne güç katan her adımın arkasındayız.

Savunma sanayinde yüzde 80 oranında dışa bağımlı ülkeyi her türlü silah ve mühimmatını kendi imkanlarıyla üretir hale getirdik. İHA ve SİHA teknolojilerinde dünyanın ilk üç, dört ülkesinden birisiyiz. 22 yıl öncesine göre çok farklı bir seviyedeyiz. Ordumuzun disiplinine, insıcamına ve itibarına gölge düşürecek her türlü girişimin karşısındayız. Gerekli tahkikatı büyük bir hassasiyetle çok boyutlu şekilde yürütüyoruz.

Kahraman ordumuzun yıpratılmasına müsaade etmeyiz. Aynı hassasiyet Gazi Mustafa Kemal için geçerlidir. Dün Savarona yatını ziyaret ettik. Türkiye’ye en büyük zararı istismarcı siyaset anlayışı vermiştir. Zamanla aktörler değişse de bu siyaset tarzı maalesef kötü bir muhalefet geleneği olarak varlığını halen sürdürmektedir.  Son günlerde bunun tekrar ayyuka çıktığına şahitlik ediyoruz.

Bizim burada söylemeye hicap edeceğimiz hakaretleri üç beş oy uğruna sineye çekenler şimdi çıkmışlar yüzleri kızarmadan ahkam kesiyorlar. Sınır ötesi ve okyanus ötesindekilerle ittifak yapıp, iktidar hayali kuranlar bugün Gazi Mustafa Kemal üzerinden millete ayar vermeye kalkıyorlar. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne kimyasal silah kullandı iftira atanlara kol kanat gerenlerin bugün söylediklerinin kıymeti yoktur.

Geçen sene İstanbulumuzu 17 milyon 370 bin turist ziyaret etti. 56 milyon 700 kişiyi ülke olarak misafir ettik. Bu sene hedef 60 milyar dolarlık turizm hedefidir. Bölgemizde sıcak çatışmalara rağmen turizm sezonumuz iyi geçiyor. 2024 hedeflerimize ulaşacağımıza inanıyoruz.

Eylül ayının ilk mesai günü adli yıl açılış törenimizi gerçekleştirdik. Yeni yasama yılıyla inşallah yeni ve sivil anayasa meselesine biraz daha ağırlık vereceğiz. Türk demokrasisinin darbelerle ve darbeci zihniyetle hesaplaşması için sivil anayasa ihtiyaçtan öte bir zorunluluktur. 15 Temmuz destanına imza atan milletin darbecilerin yaptığı anayasaya mecbur bırakılmasını doğru da adil de bulmuyoruz. 28. dönemin yeni ve sivil anayasa yapması millete karşı ödevidir.

4 Eylül tarihinde Mısır Cumhurbaşkanı Sisi ve heyetini resmi ziyaret kapsamında külliyemizde misafir ettik. Şubat ayındaki tarihi ziyaretimizin ardından sayın Sisi’nin ziyaretiyle Türkiye-Mısır ilişkilerini çok daha ileri seviyeye taşıdık. Mısır’la Gazze, Doğu Akdeniz ve Kuzey Afrika başta olmak üzere yakın diyalog içindeyiz. Gazze’de ateşkesin tesisi için yürüttükleri arabulucuk için Mısır makamlarına destek veriyoruz.

Dayanışma hattını tahkim etmemiz gerekiyor. İsrail hükümeti işgal ve istila politikasını ilk kıblemiz Mescid-i Aksa’yı da içine alacak şekilde genişletmeye çabalamaktadır. Her fırsatta Kudüs kırmızı çizgimizdir diyoruz. Görevi Kudüs davasına sahip çıkmak olan İslam İşbirliği Teşkilatı’nın bu saldırılara bigane kalması düşünülemez. Teşkilatın liderler seviyesinde toplanması ve kararlı tutumu ortaya koyması aciliyet arz ediyor.

Eğitimde yaygın teknolojileri en iyi kullanan ülkeler arasındayız. Teknolojinin esiri olmayan TEKNOFEST gençliğinin yetişmesi için tüm imkanlarımızı seferber ediyoruz. Yeni eğitim öğretim yılının hayırlı olmasını diliyorum. Öğretmenlerimize en kalbi şükranlarımı sunuyor, görevlerinde başarılar temenni ediyorum.

Narin yavrumuzun hunharca katledilmesi hepimizin yüreğine kor bir ateş düşürdü. Narin kızımızın canını alanlardan bunun hesabını adalet önünde mutlaka soracağız. Masum yavruyu öldüren canilerin en ağır cezaya çarpıtılması için konunun bizzat takipçisiyim, takipçisi olacağım. Sadece Narin evladımızın değil tüm çocuklarımızın gözündeki ışıltıyı söndüren ister bölücü çete, ister zehir tacirleri, ister vicdan fukaraları olsun bütün canilerle mücadeleyi sürdüreceğiz.

Milli mücadelede dönemin emperyalist güçlerine karşı direniş destanını yazmış millet olarak Filistinli kardeşlerimizin yanındayız. Gazze’de, Ramanallah’ta verilen mücadelenin ne manaya geldiğini en iyi biz anlarız. İsrail güçleri tarafından kalleşçe öldürülen Ayşenur Ezgi Eygi ailesine başsağlığı diliyorum. İsrail’le mücadelemize devam edeceğiz. Kadın, çocuk, yaşlı, sivil demeden 41 bin insanı katleden soykırımcı İsrail yönetimi işledi suçların hesabını kesinlikle verecektir.

Önder mensupları ve İmam hatip camiasıyla buluşmanın bahtiyarlığını yaşadık. İmam Hatipli kardeşlerimle tekrar teşekkür ediyorum. Gölcük Necati Çelik yeni hastanesi ve TOKİ’nin inşaat ettiği konutlar ile 3 millet bahçemizin Kocaeli’nin 50 yıllık hayalini gerçekleştiren teleferikin de olduğu 149 kalem hizmetin açılışını yaptık. Bakanlıklarımızı, ilgili bakan arkadaşlarımızı, kurumlarımızı Kocaeli Büyükşehir ve ilçe belediyelerimizi tekrar tebrik ediyorum.

“Ekonominin kırılganlığını önemli ölçüde azalttık”

Önceliğimiz vatandaşımızın derdine derman olmak, sorunlarına çözüm üretmektir. Hayat pahalılığının vatandaşlarımızın hayatında sebep olan sıkıntıları ortadan kaldırmak için yoğun çaba içindeyiz. 31 Mart seçimlerinde seçim ekonomisi uygulamadık. Ekonomi programımıza bağlı kalmaya imtina gösterdik. Bunun olumlu etkilerini de hamdolsun görmeye başladık. Son üç ayda yıllık enflasyon 23,5 puan geriledi. İşsizlik iyileşti. Cari açığı hızla düşürdük. Ekonominin kırılganlığını önemli ölçüde azalttık.

150 miyar dolara ulaşan rezervlerimiz dış şoklara karşı dayanıklılığımızı güçlendiriyor. 2024 yılında kredi notu 3 kuruluş tarafından artırılan tek ülke Türkiye oldu. Konut piyasasını da yakından takip ediyoruz. Yeni sosyal konut projeleri geliştiriyoruz.

Geçen yıl uygulamaya başladığımız Orta Vadeli Programı daha da güçlendirdik. Para, maliye ve gelirler politikalarını uyum içinde yürüterek tek haneli enflasyona mutlaka ulaşacağız. Bunu daha önce nasıl yaptıysak inşallah yine başaracağız.

İş ve yatırım ortamını iyileştirme çalışmalarımıza devam edecek, ekonomideki kayıt dışılığı azaltacak adımlar atacağız. Türkiye enflasyonu düşürerek büyüyecek. Enflasyon düştükçe rekabet güçlenecek, istikrarlı yüksek büyüme olacaktır. Bu yılın ikinci çeyreğinde milli gelirimiz 1,2 trilyon doları geçtik. Dış ticaret ortaklarımızdaki toparlanma ve enflasyondaki düşüşle birlikte çok hızlı bir canlanma bekliyoruz.

Biz gücünü genç, dinamik ve kaliteli insan kaynağından alan ülkeyiz. Büyümenin istihdam oluşturması bu yüzden çok çok önemlidir. 2023’de depremin etkilerine rağmen 880 bin yeni istihdam sağlandı. 2024’te bu yükseliş devam etti. İşsizlik oranı yüzde 8.8 olarak gerçekleşti. Son 1 yılda 1 milyon 105 bin ilave istihdam imkanı oluşturduk. Orta vadede hedefimiz yeni istihdam sağlamaktır. Gençlerin ve kadınların işgücü piyasasına katılımını destekleyerek ekonomideki rollerini öne çıkartacağız.

İhracatta da çok iyi bir ritm yakaladık. 2023’te ihracatımız 256 milyar dolarla rekor kırdı. Yıllık ihracat Ağustos’ta 262 milyar dolar olarak gerçekleşti. İhracatımız 22,1 milyar dolar oldu. Dış ticaret açığımız 2024 yılı ilk 8 ayında yüzde 33,6 oranında azaldı. Dış ticaretimizdeki dengelenmenin güçlenerek devam ettiğini görüyoruz.

Milli gelire oranla 2024 sonunda yüzde 1,7, orta vadeli program dönemi sonunda yüzde 1,3’lük bir cari açık bekliyoruz. Yüksek katma değerli üretim, yenilenebilir enerji yatırımlarıyla cari açıkta kalıcı iyileşmeyi sağlayacağız. Kayıt dışı ekonomiyle mücadeleden taviz vermeyeceğiz.

Türkiye ekonomisi bu süreçten daha da güçlenerek çıkacak. Çok farklı bir lige yükselecektir. Vatandaşlarımızdan daha kendi meselelerini çözemeyen kiyafetsizlere kulak asmamalarını özellikle rica ediyorum. Ben milletimin irfanına her zaman güvendim, güveniyorum. Sorun varsa aşacak olan biziz. Dert varsa derman bulacak biziz. Zorlukların üstesinden gelecek olan yine biziz.

Son 22 yılda ciddi yatırımlar yaptığımız alanların başında gençlik ve spor geliyor. Toplam spor tesisi sayımızı 4 bin 421’e çıkardık. Türkiye’nin dört bir köşesini kapalı spor salonları, halı sahalar, basketbol sahalarıyla, yüzme havuzlarıyla donattık. 2002 yılında spor dallarında aldığımız madalya sayısı 1481 adetti, 2023 sonu itibariyle 8 bin 449 rakamına ulaştı.

Öğrenci yurtları muhalefetin en çok kışkırttığı konulardan biriydi. 81 ilimiz 266 ilçemizdeki yurtlarımızla öğrencilerimizin hizmetindeyiz. Bu yıl yüzde 86 oranında öğrencimiz yurtlarımıza yerleşti. Hiçbir öğrencimiz mağdur edilmeyecek şekilde talep eden her öğrencimize barınma imkanı sunacağız. Engelli gençlerimizin hayallerini gerçekleştirebilmesi, hayatın her alanında engeszil yol almaları için yoğun çaba sarfediyoruz.

Engelli sporcularımız tarihi bir başarıya imza attılar. Kazandıkları 6’sı altın 10’u gümüş, 12’si bronz toplam 28 madalya ile milletimize büyük bir gurur yaşattılar. Buradan kendilerini cani gönülden tebrik ediyorum. Tüm sporcularımıza teşekkür ediyor, madalya kazanan sporcularımızı ayrıca kutluyorum. 2028 Los Angeles Olimpiyatları’na sadece madalya kazandırmak için rekorlar kırmaya gideceğiz.”

Paylaşın

13 Yıl Sonra Bir İlk: Türkiye, Arap Birliği Toplantısına Davet Edildi

Türkiye, 13 yıl aradan sonra Arap Birliği Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısına davet edildi. Türkiye en son 2011 yılında Kahire’de düzenlenen Arap Birliği toplantısına katılmış, zirvede Türkiye’yi Recep Tayyip Erdoğan temsil etmişti.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın davet üzerine toplantının açılış oturumunda, Türkiye – Arap Birliği ilişkilerinin yanı sıra başta Gazze olmak üzere bölgesel meselelere değinen bir hitapta bulunacağı belirtildi.

Türkiye, 29 Ağustos’ta da Belçika’nın başkenti Brüksel’de düzenlenen Avrupa Birliği (AB) Gayriresmi Dışişleri Bakanları Toplantısı’na (Gymnich) 5 yıllık aranın sonrasında davet edilmişti. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, toplantının ardından “Brüksel’deki toplantı, AB ile ilişkilerimizin canlanması açısından önemli” ifadelerini kullanmıştı.

Türkiye 13 yıl aradan sonra Arap Birliği Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısına davet edildi. Dışişleri Bakanlığı kaynaklarının basına verdiği bilgiye göre Arap Birliği üyesi ülkelerden bakanların katılımıyla yarın Mısır’ın başkenti Kahire’de yapılacak toplantıya Hakan Fidan da katılacak.

Türkiye’nin toplantıya davet edildiği Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’nin geçen haftaki Ankara ziyaretinden sonra açıklandı.

Fidan’ın Kahire’de yapacağı konuşmada Türkiye-Arap Birliği ilişkileri ile Gazze savaşına değinmesi bekleniyor. Gazetecilere bilgi veren bir diplomatik kaynak, Ankara’nın Arap Birliği ile kurumsal bağlarını ve işbirliğini artırmak istediğini söyledi.

Türkiye uzun yıllar süren gerginliğin ardından Birlik üyeleri Birleşik Arap Emirlikleri ile Kasım 2021’de, Suudi Arabistan’la Nisan 2022’de, Mısır’la ise Kasım 2022’de ilişkilerini normalleştirmişti.

Birliğe geçen yıl geri çağırılan Suriye ile müzakere çabaları ise şu ana kadar sonuçsuz kaldı. Ağustos sonlarında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, arabulucuların girişimlerine rağmen Ankara ile ilişkilerde kayda değer ilerleme olmadığını açıklamıştı.

Türkiye en son 2011 yılında yine Kahire’de düzenlenen Arap Birliği toplantısına katılmış, zirvede Türkiye’yi başbakan sıfatıyla Recep Tayyip Erdoğan temsil etmişti.

Kısaca Arap Birliği nedir?

Arap Birliği veya Arap Ligi, 22 Arap ülkesinin üye olduğu milletler arası bir örgüttür. Arap ülkeleri arasında ilk ittifak 1936’da Irak ve Suudi Arabistan arasında gerçekleşti. 1944’te imzalanan İskenderiye Protokolü ile Arap Birliğinin temeli atıldı.

Arap Birliği; Mısır, Irak, Ürdün, Lübnan, Suudi Arabistan ve Suriye devletleri tarafından 22 Mart 1945’te Kahire’de kuruldu. Merkezi Kahire’de olan Arap Birliği’nin bugün 22 üyesi mevcuttur, ancak Suriye’nin üyeliği Kasım 2011’den Mayıs 2023’e kadar askıya alındı.

Örgüt, Arap ülkeleri arasında ekonomik, kültürel, siyasi ve sosyal ilişkileri düzenlemek amacındadır. Ortak pazar ise 1965 yılında kuruldu. 2006 tarihinden beri Türkiye daimi gözlemci statüsündedir.

Arap Birliği Eğitim, Kültür ve Bilim Örgütü (ALECSO) ve Arap Birliği Arap Ekonomik Birliği Konseyi (CAEU) Ekonomik ve Sosyal Konseyi gibi kurumlar aracılığıyla, Arap Birliği, Arap dünyasının çıkarlarını desteklemek için tasarlanmış politik, ekonomik, kültürel, bilimsel ve sosyal programları kolaylaştırmaktadır.

Üye devletlerin politika pozisyonlarını koordine etmeleri, ortak endişe duydukları konularda müzakere etmeleri, bazı Arap uyuşmazlıklarını çözmeleri ve 1958 Lübnan krizi gibi çatışmaları sınırlamaları için bir forum görevi gördü.

Birlik, ekonomik entegrasyonu teşvik eden birçok önemli belgenin hazırlanması ve sonuçlandırılması için bir platform görevi görmektedir. Buna bir örnek, bölgedeki ekonomik faaliyetlerin ilkelerini özetleyen Ortak Arap Ekonomik Eylem Bildirgesi’dir.

Her üye devletin Lig Konseyi’nde bir oy hakkı vardır ve kararlar yalnızca kendilerine oy veren devletler için bağlayıcıdır. 1945 yılında birliğin amaçları, üyelerinin siyasi, kültürel, ekonomik ve sosyal programlarını güçlendirmek ve koordine etmek ve/veya aralarında ve üçüncü taraflarda uyuşmazlıklara aracılık etmektir.

Ayrıca, 13 Nisan 1950’de Ortak Savunma ve Ekonomik İşbirliği konusunda bir anlaşma imzalanması, imzalayan ülkeleri askeri savunma önlemlerinin koordinasyonuna adamıştır. Mart 2015’te Arap Birliği Genel Sekreteri aşırılıkçılığa ve Arap Devletlerine yönelik diğer tehditlere karşı koymak amacıyla Ortak Arap Gücü’nün kurulduğunu duyurdu.

Paylaşın

DİSK’ten Orta Vadeli Program’a Sert Eleştiriler

“Trakya İşçi Buluşması”nda konuşan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, “Geçtiğimiz hafta Orta Vadeli Programı açıkladı Cumhurbaşkanı Yardımcısı. Orta Vadeli Program’da daha düşük büyüme, yüksek enflasyon, işsizlik, yoksulluk, pahalılık, esnek çalışma, güvencesiz çalışma var” dedi ve ekledi:

“Biz biliyoruz ki bu adaletsiz sistemi değiştirmeden, gelirde adaleti, vergide adaleti, ülkede adaleti sağlayacak bir süreci örgütlemeden bu kara tabloyu ortadan kaldırmak mümkün değil. Öyle bir düzen kurdular ki, bu düzenin bütün çarkları eşitsizlik, adaletsizlik üretiyor. Bu düzenin bütün çarkları bizi daha fazla yoksulluğa, açlığa mahkûm ediyor. O yüzden DİSK’in mücadelesi, bu yürüyüşün hedefi bizleri açlığa, yoksulluğa mahkûm eden bu politikaları değiştirmek içindir.”

Arzu Çerkezoğlu, konuşmasının devamında, “DİSK’in mücadelesinin ve yürüyüşünün hedefi, bizi açlığa, yoksulluğa mahkûm eden, ücret politikasından vergi politikasına kadar yoksuldan alıp zengine veren bu düzeni değiştirmektir. Türkiye’nin dört bir yanından başlattığımız bu yürüyüşümüzü yan yana, omuz omuza büyütmeye kararlıyız” ifadelerini kullandı.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK), “Gelirde adalet, vergide adalet” talebiyle başlattığı eylemler devam ediyor. Tekirdağ’daki Hasan Ali Yücel Meydanı’nda bugün “Trakya İşçi Buluşması” düzenlendi. Eyleme CHP Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun ile Süleymanpaşa Belediye Başkanı Volkan Nallar da katıldı.

Yeniçağ’ın aktardığına göre; Burada açıklamalarda bulunan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, iki yılı aşkın bir süredir iş yerlerinden başlayarak vergi dairelerine kadar sayısız eylemler ve mitingler yaptıklarını ifade ederek, taleplerinin ve hedeflerinin son derece açık ve net olduğunu, herkesin çalışıp ürettiğini ve üretilen değerin hakça paylaşmak istediklerini ifade etti.

Bugün Türkiye’nin temel meselesinin bir bölüşüm meselesi olduğunu ifade eden Çerkezoğlu, “Türkiye yoksullaştığı için biz yoksullaşmıyoruz. Üretiyoruz ama ürettiğimiz değerden payımızı alamadığımız için milyonlarca işçi, emekçi, emekli, kadınlar, gençler, bu ülkenin gerçek sahipleri her gün daha fazla yoksullaşıyoruz. Yüksek enflasyon karşısında her gün alım gücümüzü yitiriyoruz. Bilelim ki bugün yaşadığımız bu tablonun bir tane nedeni var.

Ülkeyi yöneten iktidarın, o sık sık değişen Maliye Bakanlığı’nın ekonomi kurmaylarının beceriksizliği ya da iş bilmezliği değildir bugünkü yoksulluğumuzun nedeni. 22 yıldır ülkeyi yöneten Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarlarının sınıfsal ve siyasal tercihlerinin sonuçlarını yaşıyoruz. Türkiye’de öyle bir düzen kurdular ki, bu düzenin bütün çarkları zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yapmak için dönüyor. Bu düzenin bütün çarkları yoksuldan alıp zengine vermek için dönüyor. O nedenle gelirde adalet, vergide, ülkede adalet diyoruz ve bu yürüyüşü devam ettiriyoruz” ifadelerini kullandı.

Milyonlarca işçi, emekçi, emekli alanlarda adalet diye haykırırken iktidar bu politikalarında inat ve ısrarını sürdürdüğünü belirten Çerkezoğlu, “Geçtiğimiz hafta Orta Vadeli Programı açıkladı Cumhurbaşkanı Yardımcısı. Orta Vadeli Program’da daha düşük büyüme, yüksek enflasyon, işsizlik, yoksulluk, pahalılık, esnek çalışma, güvencesiz çalışma var. Kıdem tazminatı başta olmak üzere işçi sınıfının bütün kazanılmış haklarını ortadan kaldırmayı hedefleyen bir program var.

Emekli olmayı daha da zorlaştıran, emeklilikteki bütün mağduriyetleri artıran bir yaklaşım var. Bu ülkenin milyonlarca emeklisini 12 bin 500 lirayla yaşamaya mahkûm etmek var. Bu ülkenin tüm işçilerini asgari ücrete mahkûm etmek var. Sendikasızlık var, kazanılmış hakların ortadan kaldırılması var. Bile isteye yapıyorlar, bile isteye ve bütün politikalarının hedefinde de milyonlarca işçinin, emekçinin, çoluğunun çocuğunun ekmeği var. Biz biliyoruz ki bu adaletsiz sistemi değiştirmeden, gelirde adaleti, vergide adaleti, ülkede adaleti sağlayacak bir süreci örgütlemeden bu kara tabloyu ortadan kaldırmak mümkün değil.

“Bu düzenin bütün çarkları eşitsizlik, adaletsizlik üretiyor”

Öyle bir düzen kurdular ki, bu düzenin bütün çarkları eşitsizlik, adaletsizlik üretiyor. Bu düzenin bütün çarkları bizi daha fazla yoksulluğa, açlığa mahkûm ediyor. O yüzden DİSK’in mücadelesi, bu yürüyüşün hedefi bizleri açlığa, yoksulluğa mahkûm eden bu politikaları değiştirmek içindir. DİSK’in mücadelesinin ve yürüyüşünün hedefi, bizi açlığa, yoksulluğa mahkûm eden, ücret politikasından vergi politikasına kadar yoksuldan alıp zengine veren bu düzeni değiştirmektir. Türkiye’nin dört bir yanından başlattığımız bu yürüyüşümüzü yan yana, omuz omuza büyütmeye kararlıyız” ifadelerini kullandı.

Çerkezoğlu açıklamalarına şu sözlerle devam etti, “Bu ülkede gelirde adaletin, vergide adaletin sağlandığı, demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla işlediği, işçi sınıfının örgütlenmesinin, sendikalaşmasının önündeki tüm engellerin kaldırıldığı, kıdem tazminatı başta olmak üzere kazanılmış tüm haklarımızın güvence altında olduğu, yani üretenlerin yöneten olduğu bir Türkiye’yi, emeğin Türkiye’sini kurmak için yan yana, omuz omuza büyütmeye kararlıyız. Bugün buradan, Trakya İşçi Buluşması’ndan, Tekirdağ’dan bir kez daha ülkeyi yöneten siyasi iktidara sesleniyoruz.

Bu politikalarınız milyonları açlığa, yoksulluğa mahkûm etmektedir. Bu tercihlerin değişmesiyle bu tabloyu tamamen tersine çevirmek mümkündür. Yani bizler bu kara tabloya mahkûm değiliz. İşsizliğe, yoksulluğa, açlığa, bu kara tabloya asla mahkûm değiliz. Hepimiz çalışıyoruz, hepimiz üretiyoruz. Hepimizin çalışarak ürettiği toplam değer bu ülkenin 85 milyonunu, işçisini, emekçisini, işsizlerini, emeklileri, kadınları, gençleri, çocuklarımızı insanca yaşatmaya yeter de artar bile. Yeter ki tercihler değişsin, yeter ki adalet sağlansın.

Bizler bu ülkede, bu topraklarda eşitlik, özgürlük, adalet, barış ve kardeşlik temelinde demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla işlediği emeğin Türkiye’sini kurmanın mücadelesini mutlaka ama mutlaka başarıya ulaştıracağız. Biliyoruz ki bu ülkenin geleceği buradadır. Biliyoruz ki ikinci yüzyılına giren Cumhuriyetimizin geleceğe taşınmasının yolu da budur. O nedenle yan yana, omuz omuza olmaya devam edeceğiz. Bugün burada, bu buluşmada bizleri yalnız bırakmayan bütün yol arkadaşlarımıza, mücadele arkadaşlarımıza da DİSK adına bir kez daha teşekkür ediyoruz.”

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu: Milletimiz Çözüm Arıyor

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Milletimizle birlikte el sıkıştık. Milletimiz bizi 31 Mart’ta Türkiye’nin birinci partisi yaptı. Niçin yaptı? Ekonomide, adalette, eğitimde birçok konuda ülkemizi çok zor duruma düşüren politikaların sorumlusunun bugünün iktidarı olduğunu vatandaşımız biliyor, çözüm arıyor, çare arıyor ve çözüm ve çare arayışında da 31 Mart’ta bu ülkenin neredeyse yüzde 65’ine yakın nüfusunun yaşadığı yerlerin yönetimini bize veriyor” dedi ve ekledi:

“Bu demek oluyor ki vatandaşımız farkında bizimle el sıkıştı ve bize bu yetkiyi verdi. Cennet vatanımızın güzidesi en üst seviyede temsilini sağlayan İstanbul’umuza ikinci dönem kazandıran nefer gibi çalışan dostlarımızın bir bölümü dava arkadaşlarımızın bir bölümü burada. O dönem yürüttüğümüz politikaları ve propagandayı hatırlıyorsunuz ki evet biz bunları anlattık vaatlerimizde bulunduk ve milletimiz bizi seçti. Yani dedi ki Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’nin birinci partisi dedi. Bu kadar net.”

Cumhuriyet Halk Partisi’nin kuruluşunun 101. yılı töreni kapsamında parti temsilcileri İstanbul’da tören düzenledi.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP’nin kuruluşunun 101’nci yıl dönümü dolayısıyla Taksim Cumhuriyet Anıtı’nda gerçekleştirilen resmi törene katıldı. CHP İstanbul İl Başkanlığı’nın düzenlediği törene İmamoğlu’nun yanı sıra CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, CHP Edirne Milletvekili Ediz Ün, İBB Meclis Başkanvekili Nuri Aslan, İBB CHP Meclis Grup Başkanvekili Ülkü Sakalar, ilçe belediye başkanları, ilçe başkanları ve çok sayıda partili katıldı.

Cumhuriyet’in aktardığına göre; Anıta çelenk bırakma, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın ardından konuşan İmamoğlu, “Partimizin kuruluş yıl dönümü kutlu olsun. Gerçekten dünyada başka bir örneği olmayan ve kurtuluş mücadelesi esnasında bir partinin demokrasi adına halkın iradesinin organize olması adına kurulmuş olması dünyada görülmemiş bir örnek. Böylesi kıymetli bir örneği ve aynı zamanda net olarak ifade edeyim. Demokrasiyi en uygulamalı bir biçimde dünyaya gösteren ve hissettiren bir kurucu önderimizin varlığı belki de en bizi en özel kılan durumdur. Bu yönüyle kurucumuz olan ve Kurtuluş Savaşı’na liderlik yapan ebedi başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e hepinizin huzurunda minnet duygularımı iletmek istiyorum. 101, dile kolay bir asır geçti ve Cumhuriyet Halk Partisi dimdik ayakta” dedi.

“Sadece halkın hizmetinde olan partimiz aynı zamanda Cumhuriyet’in, demokrasinin, laikliğin, hukuk devleti ve sosyal adaletin öncüsü ve savunucusu olarak ülkemize hizmet etmeye devam ediyor” diyen İmamoğlu, “Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında halkımızın bizden çok büyük beklentileri olduğunu bütün Cumhuriyet Halk Partisi üyelerini bilmesi şarttır. Hep birlikte ülkemizi yeniden demokrasiye, adalete ve refaha kavuşturmak görevimizdir.

Herkesin özgür ve eşit dayanışma ve kardeşlik içerisinde yaşadığı güçlü bir ülkeyi inşa edebilmek Cumhuriyet Halk Partililerin bu yüzyılın başlangıcında düşen en önemli görevler olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu kapsamda Cumhuriyet Halk Partili olmanın büyük sorumluluğuyla, büyük onuruyla, Türkiye’yi birleştirip bütünleştiren siyaset anlayışıyla Atatürk’ten aldığı güç ve ilhamla ülkemizin geleceğini halkla birlikte halkımız için şekillendirecek ve Türkiye’yi çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine hep birlikte taşıyacağız” ifadelerini kullandı.

Partililere seslenen İmamoğlu, CHP’nin kapılarını 86 milyona açmalarını isteyerek, “Bu inançla buradayız ve partimizin 101. kuruluş yıl dönümünü kutluyoruz. Sevgili dostlarım, değerli dava arkadaşlarım biz bu çağda, bu yılda partide görev yapmanın aslında ne denli büyük bir sorumluluk olduğunun farkında olan insanlarız. Ben öyle hissediyorum. Ben diyorum ki belki de partimiz tarihinde kuruluş, kurtuluş döneminin sonrasında en önemli süreçte siyaset görevi içerisinde olan kişileriz. Bu bağlamda özenli bir tutumu ve tavrı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin kapılarını ardına kadar 86 milyon insanımıza milletin evlatlarına açınız. Davetkar ve insanların gelip Cumhuriyet Halk Partisi’nde milletimizin geleceği için siyaset yapmaya davet ediniz. Bu milletin kurtuluşu ve gerçekten bu milletin yeni bir Cumhuriyetin kuruluşu döneminde muhtaç olduğu Cumhuriyet Halk Partisi anlayışına bu dönemde de yeni ihtiyaçları ve onları karşılayacak düşünceye ihtiyaç duyduğunu ve bu süreçte de yine halkla birlikte hareket edersek başarıya ulaşacağımızı bilmenizi isterim” dedi.

“Türkiye’de sistemi kısırlaştıran ve rejimi sadece tek kişilik bir otoriteye dönüştüren bir anlayışa karşı yeniden güçlü bir demokrasiyi, güçlü bir hukuk devletini inşa etmek istiyorsak milletimizin her kesimini içimize katarak, davet ederek bu anlayışla birlikte mücadelenin bir parçası yapmayı sağlamakla yükümlüyüz” diyen İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Özellikle ve özellikle ülkemizin pırlanta gençlerini ve hanımefendileri Cumhuriyet Halk Partisi’ne davet ediyoruz. Gelin hep birlikte ikinci yüzyılı inşa edelim. Dünyanın en misafirperver partilileri gibi gelen bütün halkımızı karşılayın. Ama kapıdan içeri girip üye olduktan sonra onların sizinle eşit birer ev sahibi olduğunu onlara hissettirin. Ve partimizin emin olun ki partimizin bu kapsayıcılığıyla birlikte yapmamız gereken bir şeyi daha hatırlatmak isterim. O da bugünün durumundan şikayet etmek ya da bugünün sıkıntılarını anlatmak ya da bugünün sıkıntılarının sorumlularını milletimize ifade etmek görevimiz bitmiştir çünkü bu görevi yerine getirdik.

Milletimizle birlikte el sıkıştık. Milletimiz bizi 31 Mart’ta Türkiye’nin birinci partisi yaptı. Niçin yaptı? Ekonomide, adalette, eğitimde birçok konuda ülkemizi çok zor duruma düşüren politikaların sorumlusunun bugünün iktidarı olduğunu vatandaşımız biliyor, çözüm arıyor, çare arıyor ve çözüm ve çare arayışında da 31 Mart’ta bu ülkenin neredeyse yüzde 65’ine yakın nüfusunun yaşadığı yerlerin yönetimini bize veriyor. Bu demek oluyor ki vatandaşımız farkında bizimle el sıkıştı ve bize bu yetkiyi verdi. Cennet vatanımızın güzidesi en üst seviyede temsilini sağlayan İstanbul’umuza ikinci dönem kazandıran nefer gibi çalışan dostlarımızın bir bölümü dava arkadaşlarımızın bir bölümü burada. O dönem yürüttüğümüz politikaları ve propagandayı hatırlıyorsunuz ki evet biz bunları anlattık vaatlerimizde bulunduk ve milletimiz bizi seçti. Yani dedi ki Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’nin birinci partisi dedi. Bu kadar net.

“Milletimiz bizden çözüm istiyor”

Şimdi ise milletimiz bizden çözüm maddelerini istiyor. Her konuda endüstride, sanayide, tarımda, eğitimde, adalette, dış politikada, kalkınmada, gençlik politikalarında, haksızlığın ve hukuksuzluğun olmadığı bir ülke var etme konusundaki prensiplerde bugünkü rejimi nasıl değiştirip Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni daha işlevli hale nasıl getireceğimizi, milletin istediğinin olduğunu iddia eden değil milletin olduğunun istediğini net olarak ifade eden ve kanıtlayan bir anlayışı milletimize anlatmamız gereken bir dönemdeyiz.

O bakımdan dün itibarıyla başlatılan parti programı sürecini çok önemsiyorum. Parti programının 8-10 ay içerisinde tamamlanırken de sadece Cumhuriyet Halk Partisi üyelerinin ya da sevenlerinin değil aynı zamanda milletimizi temsil eden bütün kurum kuruluşlarının, meslek odalarının, sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla beraber yazılacak yeni programı hep birlikte oluşturmak ve onu da milletimize tane tane kelime kelime anlatmakla yükümlü olduğumuz bir döneme giriş yaptık.

Sevgili dostlarım işte tam da bu kapsamda büyüyelim milletimizi kucaklayalım. Değil bir buçuk milyon 15 milyon üyesi olan kocaman bir siyasi partiyi sadece ülke demokrasisine değil dünya demokrasi tarihine geçecek büyük bir halkçı devrimi büyük bir icraatçı devrimi, büyük bir kalkınmacı devrimi Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında bütün ülkemize, bütün milletimize, bütün dünyamıza hep birlikte gösterelim.

Ben bugünkü sorumluluğumuzun bu olduğunu iddia ediyorum. Geçmişte sizi meşgul eden bir kısım parti içi hususları zihninizden silin. Geçmişte sizleri meşgul edip çokça müzakerelerini yaptığınız tartışmaları silin atın, mevzu başkadır, süreç başkadır, milletimiz hizmet bekliyor. Her attığınız adımın, her söylediğiniz sözün bizi iktidara da bir adım yaklaştırıyor mu ya da bir adım uzaklaştırıyor mu diye düşünerek atmanızı tavsiye ediyorum.

Ben bu duygularla, bu iktidar yolculuğunun en çalışkan neferi olacağıma hepinize söz veriyorum. Bu bağlamda başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere hizmeti geçmiş Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten saygıdeğer Kemal Kılıçdaroğlu’na kadar geçmiş dönem görev yapmış bütün genel başkanlarımızı saygıyla, sevgiyle, minnetle anıyorum. Bu yolculukta sürecimize liderlik eden çok kıymetli Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’e başarılar diliyorum. İşte tam da bu duygu ve bütünleşmeyle birlikte Cumhuriyet Halk Partililere inşallah önümüzdeki süreçte milyonlarca Cumhuriyet Halk Partili olacak yeni üyelerimize ve tabii ki milletimize nice güzel yüzyıllar diliyorum. Yaşasın Cumhuriyet, yaşasın demokrasi, yaşasın Türkiye Cumhuriyeti. Elbette onunla birlikte de Cumhuriyet Halk Partisi…”

Paylaşın

Gazze’de 625 Bin Çocuk Dersbaşı Yapamadı

Birleşmiş Milletler Filistinli Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNRWA), Gazze Şeridi’nde yaşayan 625 binden fazla çocuğun sekiz aydan uzun bir süredir okuldan uzak kaldığını bildirdi.

Gazze Medya Ofisi ise geçen hafta, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıları nedeniyle en az 800 bin öğrencinin eğitimden mahrum kaldığını duyurmuştu.

Medya Ofisi ayrıca, Gazze’deki eğitim tesislerinin yüzde 85’inin şu anda faaliyet gösteremez durumda olduğunu, bu durumun çatışmalar sona erdiğinde eğitim faaliyetlerinin yeniden başlatılması çabalarını önemli ölçüde engelleyebileceğini vurguladı.

Filistin Eğitim Bakanlığı da, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarında en az 10 bin çocuk öğrencinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Gazze Şeridi’nde normal takvime göre bugün yüzbinlerce öğrenci dersbaşı yapacaktı ancak savaş nedeniyle eğitim başlayamıyor.

Pazartesi günü sezonun ilk ders zilinin çalması gereken saatlerde çocukların çoğu çamur içindeki derme çatma çadırlarda oturuyor veya yardım kuruluşlarının mutfakları önünde yiyecek sırasında bekliyordu.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) sözcüsü Tess Ingram eğitimden uzak kalınan süre uzadıkça Gazzelilerin geleceğine olan olumsuz etkisinin de büyüdüğünü söyledi. Özellikle küçük çocukların bilişsel, sosyal ve duygusal gelişim sorunlarıyla karşı karşıya olduğunu belirtti.

Ingram, “Çocuğun okuldan uzak geçirdiği süre uzadıkça eğitimi tamamen bırakma ve bir daha okula dönmeme riski artıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Gazze’de yaklaşık 625 bin çocuk geçen eğitim yılının neredeyse tamamını okuldan uzakta geçirdi. Okullar 7 Ekim’deki Hamas baskınına yanıt olarak İsrail’in Gazze’yi bombalamaya başlamasıyla kapılarını kapatmıştı.

Global Education Cluster’e göre Gazze’deki okulların yüzde 90’ından fazlası geçen 11 aydaki İsrail saldırılarında zarar gördü, birçoğunun tekrar kullanılabilmesi için yıllar süren onarım çalışmasına ihtiyacı var. Bu okulların çoğu Birleşmiş Milletler (BM) tarafından işletiliyordu.

UNICEF ve çeşitli sivil toplum örgütleri Mayıs sonlarına doğru Gazze’de 175 geçici eğitim merkezi açtı, buralarda bin 200 gönüllü öğretmek yaklaşık 30 bin çocuğa temel dersleri öğretiyor. Ancak BM kağıt, kalem gibi en temel eğitim materyalini dahi bölgeye göndermekte zorlandıklarını bildirdi.

Çatışmalar Gazze dışında Batı Şeria’da da eğitimi olumsuz etkiliyor. Ingram, “Ekim’den beri hemen her gün okulların yüzde sekiz ila 20’si kapalı. Okullar açık olsa bile güvenlik endişesiyle öğrencilerin devamlılığı düştü” dedi.

Bu arada BM Filistin Ajansı (UNRWA) Komiseri Philippe Lazzarini, Batı Şeria’daki UNRWA okullarında eğitime başlanacağını açıkladı. Lazzarini, “Çocukların eğitim hakkı korunmak zorunda” dedi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Suriye İç Savaşı Türkiye Demokrasisini Nasıl Bozdu?

Türkiye – Suriye ilişkililerinin normalleşmesine ilişkin önemli mesajların verildiği bir dönemde, ABD merkezli düşünce kuruluşu Freedom House’ın (Özgürlük Evi) önemli isimlerinden Nate Schenkkan, “Suriye, Türkiye’yi nasıl bozdu?” başlığıyla bir yazı yayımladı.

Suriye iç savaşın Türkiye demokrasisine ve Washington-Ankara ilişkilerine verdiği zarar vurgulayan Schenkkan, yazısına Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’la görüşmeye sıcak baktığı mesajı verdiğini anımsatarak başlıyor: Bu an, Türk tarihindeki olağanüstü çalkantılı dönemin sonu anlamına geliyor.

2010’lu yıllarda Türkiye’nin Arap Baharı ve özellikle Suriye’deki yansımalarının girdabına kapılarak zor zamanlar geçirdiğini savunan Nate Schenkkan, “Bu kritik dönemde Türkiye bölgeyi etkisine alan kaosun hem mağduru hem de aktörü oldu” diyor.

Schenkkan, Erdoğan ve yakın çevresinin, ezilen Müslümanların özgürlüğünü savunan bir ideoloji ve devrimler aracılığıyla Ortadoğu’yu değiştiremese de özellikle 2013-2017’de Türkiye’de görülen şiddet dalgası ve siyasi kargaşayla birlikte otoriter bir sistem kurabildiğini öne sürüyor.

Bu dönemdeki Gezi Parkı olayları, Kürt sorununa çözüm sürecinin çöküşü, terör saldırıları ve darbe girişimi hatırlatılıyor.

Schenkkan, ABD’nin YPG güçleriyle IŞİD’e karşı yaptığı ittifak ve HDP’nin başkanlık karşıtı propagandasının Erdoğan’ın güvenlik kurumlarındaki şahin kanatlarla yürümesinde etkili olduğunu söyleyerek ekliyor:

O dönem yaygın olan ‘Türkiye, İslam Devleti’ni destekledi’ suçlaması hep abartılıydı. 2014-2015’te IŞİD, Türkiye’deki Kürt hareketine saldırırken Ankara için en iyi söylenebilecek şey, müdahale etmekle pek ilgilenmediği olur; en kötü şeyse bu konuda suç ortağı olduğudur.

MHP’yle ittifaka giden Erdoğan’ın iddiasının aksine başkanlık sisteminin Türkiye’ye istikrar getirmediği de savunulan tezler arasında: Nihayetinde Kürt hareketini bastırmak, Türkiye’nin sınırlarını korumak ve iktidarda kalmak gibi dar çıkarlar kazandı. Ezilen Müslümanların hakları için savaşmaya dair kuru gürültüye rağmen Erdoğan’ın dış politikası artık kendini korumaya dair daha küçük hedeflere yöneliyor.

Yazar, ABD’nin Ortadoğu politikasınıysa şöyle suçluyor: Suriye iç savaşının Türkiye demokrasisine ve ABD-Türkiye ittifakına yönelik zarara bakıldığında, Amerika’nın bu dönemdeki Ortadoğu politikasının temel günahı ortaya çıkıyor. Basitçe söylemek gerekirse, Washington çok fazla müdahil olmadan dahil olmaya çalıştı.

Yazar, sorunlara yol açan asıl sebebin, ABD’nin Ortadoğu’ya müdahil olmama rüyası olduğunu iddia ediyor. Gönülsüzce icra edilen ve birbiriyle çelişen politikaların yarattığı sorunların Türkiye demokrasisinde ve Ankara-Washington ilişkilerinde çok iyi bir şekilde görülebileceğini öne sürüyor:

İslam Devleti’ne karşı YPG’yle çalışmak, ABD’nin Türkiye cumhuriyetini parçalamaya ve ülkedeki iç çatışmaları derinleştirmeye azmettiği yönündeki popüler komplo teorisini büyüttü.

Schenkkan, Barack Obama döneminde Arap Baharı’na verilen desteğin ortaya çıkan belirsizliklerle azaldığını, ABD’nin bir yandan IŞİD’le mücadeleyi YPG’yle yürütürken diğer yandan Türkiye’nin bu örgüt ve uzantılarına düzenlediği operasyonlara ses çıkarmadığını ve bu olayların Ankara-Washington ilişkilerinde kırılma yarattığını sıralıyor.

Türkiye’de son iki yılda yapılan seçimlerin değişim arzusunu gösterdiğini savunan yazar, Washington’ın artık yeni döneme yatırım yapması gerektiğini de iddia ediyor:

Bir ormanın yangından sonra yeniden büyümesi gibi, Türkiye’de de afetten sonra farklı sosyal ve siyasi oluşumlar meydana geliyor. Bunlar nihayetinde ülkenin hukukun üstünlüğünün yeniden sağlanması, yurttaşlık haklarının korunması ve ülkedeki çoğulculuğun yeniden tesisi için faydalı olabilir.

Schenkkan, Türkiye’nin daha kapsayıcı bir yönetime sahip olması için ABD’nin burslar ve araştırma destekleri gibi çeşitli programlar uygulayabileceğini ve Washington’ın koyacağı küçük hedeflerle Türkiye’nin daha iyi bir geleceğe kavuşabileceğini savunarak yazısını bitiriyor.

Freedom House bağımsız bir düşünce kuruluşu olduğu iddiasını taşısa da ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından fonlanıyor. CIA’in yönettiği öne sürülen Freedom House’ın eski başkanı Michael Abramowitz, artık yine benzer suçlamaların hedefi olan yayın kuruluşu Amerika’nın Sesi’nin (Voice of America/VOA) başında.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın