Norveç, Türkiye’ye Uyguladığı Savunma Sanayii Ambargosunu Kaldırdı

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, Norveç’in 2019 yılında Türkiye’ye karşı uygulamaya baaşladığı savunma sanayii kısıtlamalarını kaldırma kararı aldığını söyledi.

Keceli, sosyal medya platformu üzerinden yaptığı açıklamada, bu kararın Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Norveçli mevkidaşı Espen Barth Eide arasında gerçekleşen telefon görüşmesi sırasında alındığını belirtti.

Keceli, Fidan’ın Ankara’nın kararı memnuniyetle karşıladığını, “Bu tür kısıtlamaların ittifak ruhuna uygun olmadığını” söyledi.

Norveç, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine yönelik askeri operasyonları nedeniyle 2019 yılında Türkiye’ye savunma sanayi kısıtlamaları getiren ülkeler grubuna katılmıştı.

Norveç Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada ise, “Türkiye’ye savunma malzemeleri ve askerî alanda da kullanılabilen çok amaçlı malların ihracatıyla ilgili uygulamanın normalleştirildiği” bildirildi.

Açıklamada, “Bu, Dışişleri Bakanlığının 2019’da uygulamaya koyduğu kısıtlamaları kaldırarak Türkiye için olağan lisans uygulamalarına döndüğü anlamına gelmektedir” denildi.

Bazı Batılı ülkelerin Türkiye’ye yönelik 2019’da uygulamaya koyduğu savunma sanayi kısıtlamaları, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelik sürecindeki pazarlıklarda da gündeme gelmiş, Türkiye müttefik ülkelerden bu kısıtlamaların kaldırılmasını talep etmişti.

Paylaşın

Save the Children: Suriye’deki Çatışmalarda En Çok Çocuklar Zarar Gördü

Save the Children Suriye Direktörü Rasha Muhrez, Suriye’de devam eden çatışmaların, çocukların hayatları, gelecekleri ve aileleri için ciddi riskler oluşturduğu konusunda uyardı.

Haber Merkezi / Rasha Muhrez, “Suriye genelinde son dönemde gerçekleşen çatışmalarda, elektrik ve su istasyonları, okullar ve hastaneler gibi hayati önem taşıyan sivil altyapılar tahrip oldu” dedi.

Muhrez, Suriye’deki insani durumun daha önce görülmemiş düzeyde olduğunu, yaklaşık yarısı çocuk olmak üzere 16 milyondan fazla insanın acil yardıma ihtiyaç duyduğunu belirtti.

Rasha Muhrez, Suriye krizinin başlangıcından bu yana en yüksek rakam olduğu belirterek, devam eden şiddetin zaten felaket boyutunda olan insani krizi daha da kötüleştirdiği uyarısında bulundu.

Muhrez, çatışmaya dahil olan tüm tarafları, sivillerin ve sivil altyapının korunmasını öngören uluslararası hukuka uymaya çağırdı.

Öte yandan Birleşmiş Milletler (BM) Bağımsız Uluslararası Suriye Araştırma Komisyonu (IICI), yayınladığı yeni bir raporda, Suriye’de artan şiddet konusunda uyardı. Komisyon, raporunda Suriye’de kontrolden çıkma riski olan kaygı verici bir insani krizin giderek derinleştiğini vurguladı.

Raporda ülke genelinde, ekonominin büyük bir hızla çöküşü, kamu desteklerinin budanması ve yerel otoritelerin yırtıcı uygulamalarının ortasında umutsuzlukla körüklenen yeni protestoların  patlak verdiği kaydedildi.

Raporda özellikle Türkiye’nin kontrolündeki bölgelerde ağır insan hakları ihlalleri yaşandığı, sivillerin hedef alındığı, Kürt bölgelerine yönelik askeri operasyonların ve saldırıların yoğunlaştığı belirtildi.

Bölgedeki altyapıyı tahrip ederek yerel halkı zor durumda bırakan saldırılarla eş zamanlı olarak keyfi gözaltılara, işkence ve yağmalama vakalarına da sıkça rastlandığı vurgulandı.

Paylaşın

Özel’den Erdoğan’ın “Özür Dile” Sözlerine Tepki

Erdoğan’ın kendisine yönelik ‘önce özür dilesin’ sözlerine yanıt veren CHP Lideri Özgür Özel, ”Tutturmuş ‘Özgür Özel özür dilesin’ ben ne dedim de özür dileyeyim” dedi ve ekledi:

“Ben Dilruba adına söylediği sözlerden alınmış kötü hissetmiş kim varsa özür dilerim. Şimdi sıra Erdoğan’da ağzıma alamayacağım ifadelerle Gezi’ye katılanlara ‘sürtük’ dedi. Şimdi Erdoğan da onlardan özür dilesin.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, AK Parti Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisine yönelik ‘önce özür dilesin’ sözlerine yanıt verdi.

CHP Lideri Özgür Özel, ”Tutturmuş ‘Özgür Özel özür dilesin’ ben ne dedim de özür dileyeyim. Ben Dilruba adına söylediği sözlerden alınmış kötü hissetmiş kim varsa özür dilerim. Şimdi sıra Erdoğan’da ağzıma alamayacağım ifadelerle Gezi’ye katılanlara ‘sürtük’ dedi. Şimdi Erdoğan da onlardan özür dilesin” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, AK Parti Genişletilmiş İL Başkanları toplantısında Dilruba Kayserilioğlu’nun 30 Ağustos resepsiyonunda CHP’nin konuğu olarak kendisine yer verilmesini eleştirmişti. Erdoğan “AK Parti’ye oy veren insanlara hakaret edeni yanlarına aldılar. Biz Sayın Özel’den bir özür bekliyoruz” diye konuşmuştu.

Ne olmuştu?

Sokak röportajında Instagram’ın erişime engellenmesi ve sokak hayvanlarıyla ilgili yasayı eleştiren Dilruba Kayserilioğlu, 12 Ağustos’ta tutuklandı. “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama” ve “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamaları yöneltilen Kayserilioğlu’nun tutukluluğuna avukatı Hüseyin Yıldız, itiraz etti. Ancak itiraz reddedildi.

İkinci itiraz üzerine Dilruba Kayserilioğlu’nun “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasından tahliyesine karar verildi. “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçundan tutukluluğu süren Kayserilioğlu’nun serbest bırakılması için tekrar itiraz edildi. Bu son itiraz üzerine Kayserilioğlu 29 Ağustos’ta tahliye edildi.

Dilruba Kayserilioğlu, “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçunu basın yoluyla işlenmekten 6 yıla hapis istemiyle hakim karşısına çıktı. Mahkeme, “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçu oluşmadığından Kayserilioğlu’nun beraatine karar verdi.

Kayserilioğlu’nu “Halkın bir kesimini alenen aşağılamak” suçundan 6 ay hapis cezasına çarptıran mahkeme, bu eylemin basın yayınla yapıldığı için cezayı 1/2 artırarak 9 aya çıkardı. Mahkeme ayrıca, iyi hal indirimi uygulayarak cezayı 7 ay 15 güne düşürdü. Hakim, hükmün açıklanmasını geri bıraktı ve Dilruba Kayserilioğlu hakkındaki adli kontrol kararını kaldırdı.

Serbest bırakılmasının ardından İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, Kayserilioğlu hakkında bu kez de “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla iddianame hazırladı. Kayserilioğlu’nun 4 yıla kadar hapsi isteniyor.

Paylaşın

Son Bir Yılda 66 Çocuk İş Kazalarında Hayatını Kaybetti

Türkiye’de son bir yılda 66 çocuk iş kazalarında hayatını kaybetti. “Çocuk işçiliği” çocukları çocukluklarını yaşamaktan alıkoyan, potansiyellerini ve saygınlıklarını eksilten, fiziksel ve zihinsel gelişimleri açısından zararlı işler olarak tanımlanır.

Haber Merkezi / İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi, 2023 Eylül – 2024 Ağustos döneminde Çocuk İşçiler İş Cinayetleri Raporu’nu açıkladı. Son 1 yılda en az 66 çocuk çalışırken hayatını kaybetti belirtilen raporda öne çıkan bölümler şöyle:

Tarım sektöründe 24 çocuk hayatını kaybetti: 24 çocuk (20 işçi, 4 çiftçi) hayatını kaybetti. Tarım sektöründe ölen çocukların neredeyse yarısı, sıcak havada çalışmadan bunalıp su kanalında veya derede boğulma nedeniyle hayatını kaybetti. Tarım sektöründeki çocuk işçilerin çalışma koşullarının genellikle ağır ve riskli olması yine dikkat çekti.

Sanayi sektöründe 17 çocuk hayatını kaybetti: 17 çocuk işçi, sanayi sektöründe çeşitli kazalar sonucu hayatını kaybetti. Bu ölümlerin çoğu, makinaya sıkışma, patlama ve yanma gibi nedenlerle gerçekleşti.

İnşaat sektöründe 13 çocuk hayatını kaybetti: 13 çocuk inşaat sektöründe çalışırken hayatını kaybetti. İnşaat sektöründeki çocuk işçilerin büyük bir kısmı, yüksekten düşme gibi kazalar nedeniyle yaşamını yitirdi.

Hizmet sektöründe 12 çocuk hayatını kaybetti: 12 çocuk hizmet sektöründe çalışırken hayatını kaybetti. Bu ölümler genellikle trafik kazaları ve diğer iş kazalarından kaynaklandı.

Çocuk işçi ölümlerinin şehirsel dağılımı: Çocuk işçi ölümleri, kırsal bölgelerden büyük şehirlere doğru kayıyor. Geçen yıl tarım sektöründeki çocuk işçi ölümlerinin oranı yüzde 36 iken, bu oran geçmiş yıllara göre belirgin bir şekilde azalmış durumda. Tarımda çocuk işçi ölümlerinin düşüşü, kentsel alanlarda çocuk işçiliğin artışını da beraberinde getirdi.

Türkiye’nin farklı şehirlerinde çocuk işçi ölümlerinin dağılımı ise şu şekilde: İstanbul’da 7 çocuk, Şanlıurfa’da 5 çocuk, Adana, Kocaeli ve Konya’da 4’er çocuk, Ankara ve Kayseri’de 3’er çocuk, Çorum, Gaziantep, Hatay, Malatya ve Manisa’da 2’şer çocuk, Diğer şehirlerde ise 1’er çocuk hayatını kaybetti.

İSİG Meclisi tarafından belirlemeye göre; MESEM (Mesleki Eğitim ve Öğretim Merkezleri), çocuk işçiliğinin yaygınlaşmasına neden oluyorken; 2016 yılına kadar var olan ‘Çıraklık Eğitim Merkezleri’nin devamı niteliğindeki MESEM, çocukların bedava iş gücü olarak kullanılmasını meşrulaştırılıyor.

2024 yılında MESEM kapsamında bedava çalışan öğrenci işçilere patronlara 1 milyar 698 milyon TL ödenmiş ve son üç yılda MESEM programlarına aktarılan kamu kaynağı 15 milyar TL’ye ulaştı.

İSİG Meclisi tarafından yapılan değerlendirmeye göre; ”MESEM’lerin amacı eğitim değil, çocuk işçiliği yaygınlaştırmak ve patronlara finansal destek sağlamaktır.”

Kız çocukları: Kız çocuklarının ölümleri, iş cinayetlerinde ölen kadınların ölümlerinin iki katı oranında gerçekleşti. Ancak kentsel alanda çocuk işçiliğinin artmasıyla bu oran geçen yıl yüzde 8’e düştü.

Göçmen Çocuklar: Türkiye’deki göçmen çocuk işçilerin ölüm oranı geçen yıl yüzde 8 olarak belirlendi. Göçmen çocuklar, genellikle güvencesiz işlerde çalıştırılmakta ve bu durum sağlıklarını tehdit etmektedir.

Çocuk işçi ölümleri arasında yaş gruplarına göre dağılım ise şu şekildedir: 6-14 yaş arası 22 çocuk hayatını kaybetti. 15 yaş ve üzeri kalan çocuk işçilerin çoğunluğu bu yaş grubunda yer aldı. 14 yaş altındaki çocukların çalışması yasak olmasına rağmen, bu yaş grubundaki çocuklar ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılıyor.

İSİG Meclisi’nin rapor sonucuna göre yer alan ifadeleri şöyle; ”Türkiye sanayisinin dünya pazarlarında, özellikle AB pazarında, var olmasının yegâne yolu ucuz işgücü ihracıdır. Türkiye’de çocuk işçiliği, ucuz iş gücü ihtiyacı nedeniyle sürdürülmektedir.

Bu aşamada ‘kullan-at işçilik’ halini alan çocuk işçiliğin varlığı elzemdir ve çocuk işçilik ancak üretenlerin yönetmesi durumunda önlenebilir.

Çocuk işçiliğinin önlenmesi ve çocuk haklarının korunması için sistematik bir değişim ve örgütlenme gerekmektedir. Çocukların korunması ve haklarının savunulması için mücadele devam etmelidir. Örgütlenmek ve mücadele etmek, çocuk işçiliğinin sona erdirilmesi için kritik öneme sahiptir.”

NOT: İSİG Meclisi, iş kazalarını iş cinayetleri olarak tanımlıyor.

Paylaşın

DEVA Partisi İle Gelecek Partisi Birleşecek Mı? Babacan’dan Açıklama

Gelecek Partisi ile birleşme görüşmelerine ilişkin açıklamalarda bulunan DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Türkiye’de çok sayıda siyasi parti var. Bütün bu çabaların birlik ve beraberlik içerisinde olması gerektiğini de hep görüyoruz. Hem Meclis’te yoğun işbirliğiyle hem siyasi partilerle beraber çalışmayla yeni ve güçlü bir alternatif beraberce oluşturmanın faydalı olacağına inanıyoruz” dedi ve ekledi:

“Mesela Gelecek Partisi ile birleşme noktasında görüşme trafiğimiz var. Ya da birleşme olur, grup olur, ama bu grup orada kalmamalı, Meclis’ten başka siyasi partiden arkadaşları da dahil ederek, çok daha güçlü ve yeni bir grup oluşur mu diye bakıyoruz. Farklı farklı yerlerde merkez sağ arayışında olan insanlar var; biz onlarla da irtibattayız. Ben buradan bir çağrı yapıyorum. Bu ülkeyi seven, bu vatanı seven, bu ülkenin değerleriyle yoğrulmuş, Cumhuriyetimizin değerlerine inanan insanların daha yakın, bir arada olması lazım.”

Halk TV’de İsmail Küçükkaya’nın konuğu olan Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, grup kurma ve parti birleşme çalışmalarıyla ilgili açıklamalar yaptı. Ali Babacan’ın açıklamaları şöyle:

“Bizim bir grup kurma hedefimiz var ve gayretimiz var. Ancak şunu da görmek gerekiyor. Türkiye’de toplumsal dinamiklere baktığımızda, son seçimden sonra da gittikçe yoğunlaşan hareketlenmeler var. Birincisi, zamanında AK Parti’ye gönül vermiş, destek vermiş, artık sayın Erdoğan ve AK Parti’den memnun olmayan, dindar ve muhafazakar milyonlarca vatandaşımız var. Bir başka önemli dinamik, zamanında rahmetli Menderes ve Özal’ın dönemlerini hayırla yad eden, acaba merkez sağda o günlerdeki gibi yeni bir hareketlenme olur mu diye takip eden milyonlarca vatandaşımız var.

Yine Türkiye’deki mevcut siyasi düzenin tamamını reddeden yepyeni arayışlar içinde olan milyonlarca gencimiz var. Biz diyoruz ki ister AK Parti’den memnun olmayan milyonlarca dindar vatandaşımız ister merkez sağda rahmetli Menderes ve Özal dönemini hayırla yad eden, merkez sağda arayış içinde olan seçmenimiz ve gençlerimiz için artık bundan sonraki süreçte doğru adresin DEVA Partisi olduğunu hep söylüyoruz.

“Yeni ve güçlü bir alternatif…”

Şunu da biliyoruz ki şu anda Türkiye’de çok sayıda siyasi parti var. Bütün bu çabaların birlik ve beraberlik içerisinde olması gerektiğini de hep görüyoruz. Hem Meclis’te yoğun işbirliğiyle hem siyasi partilerle beraber çalışmayla yeni ve güçlü bir alternatif beraberce oluşturmanın faydalı olacağına inanıyoruz. Mesela Gelecek Partisi ile birleşme noktasında görüşme trafiğimiz var. Ya da birleşme olur, grup olur, ama bu grup orada kalmamalı, Meclis’ten başka siyasi partiden arkadaşları da dahil ederek, çok daha güçlü ve yeni bir grup oluşur mu diye bakıyoruz.

Farklı farklı yerlerde merkez sağ arayışında olan insanlar var; biz onlarla da irtibattayız. Ben buradan bir çağrı yapıyorum. Bu ülkeyi seven, bu vatanı seven, bu ülkenin değerleriyle yoğrulmuş, Cumhuriyetimizin değerlerine inanan insanların daha yakın, bir arada olması lazım. Şu anda Türkiye için birlik ve beraberlik zamanıdır. Diyorum ki gelin bir olalım, beraber olalım.

Hem siyasi hem de Meclis’te daha büyük bir birliktelikle bu ülkenin sorunlarını çözmek için gayret edelim. Biz DEVA Partisi olarak kadrolarımızla çalışmaya hazırız. Her şeyin çözümünde binlerce madde ile hazırız. Ancak bunların hayata geçirilmesi, vatandaşımızın ikna olması, bizi sevmesi ve desteklemesi son derece önemlidir. Bunun için de daha geniş bir işbirliğinin tam da şu anda Türkiye için önemli bir ihtiyaç olduğunu düşüyoruz, bunun için de yoğun bir gayretimiz var.”

Paylaşın

İktidar, Kamu Şirketlerini Körfezde Görücüye Çıkarıyor

İktidar, Türkiye’nin en önemli kamu şirketlerini körfezde görücüye çıkarıyor: Turkcell, Türk Telekom, Çaykur, Botaş, Eti Maden, Türk Hava Yolları, Ziraat Bankası, Kardemir Çelik gibi…

Yurttaşı yoksulluğa mahkûm eden rasyonel ekonomi politikalarına rağmen yabancı yatırımcı getiremeyen hükümet, Türkiye’nin en önemli kamu şirketlerini körfezde görücüye çıkarıyor.

Cumhuriyet’ten Ali Can Polat’ın haberine göre; En son Koza Altın’ı da bünyesine katan Türkiye Varlık Fonu (TVF), Birleşik Arap Emirlikleri’nin Dubai ve Abu Dabi şehirlerinde 12-13 Eylül’de getirili menkul kıymet yatırımcılarıyla yüz yüze görüşme düzenleyecek.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yönetim kurulu başkanı olduğu TVF’nin bünyesinde bulunan şirketler arasında Turkcell, Türk Telekom, Çaykur, Botaş, Eti Maden, Türk Hava Yolları, Ziraat Bankası, Kardemir Çelik gibi kamu şirketleri yer alıyor. Bloomberg’in geçtiği habere göre yatırım görüşmeleri sanal ortamda da sürecek.

TVF’nin bu adımı tartışma yarattı. Uzmanların yorum ve soruları şöyle:

TVF’nin sabit getirili menkul kıymet yatırımcıları ile görüşecek olması elindeki devlet tahvilleri ile Birleşik Arap Emirlikleri’nde borç elde etmek için ihaleye çıkabileceğinin göstergesi. Ama hangi menkul kıymetlerle borç toplayacağı açıklanmadı.

Örrneğin Ziraat Bankası, THY gibi kurumların/şirketlerin menkul kıymetleri ile mi, Hazine’nin çıkardığı devlet tahvilleri ile mi yapacak?

Yatırımcılara teklif edeceği faiz oranı ve vade ne olacak? Toplayabilirse eğer bu topladığı borç para ile hangi yatırımları finanse edecek?

Bir diğer soru Türkiye Varlık Fonu bu borçları geri ödeyemezse neyi teminat olarak göstermektedir? Milli iktisadi değerlerimiz yabancı yatırımcıların eline mi geçecek? Kamuoyu aydınlatılmalı.”

Paylaşın

Siyasi Yasak Davası: İmamoğlu’ndan “Yargının Mağduruyum” Yorumu

Kendisine siyasi yasak verilmesinin yolunu açacak olan davaya ilişkin açıklamalarda bulunan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Olmayan bir suç üzerinden yargının mağduru durumundayım. Böyle bir dava olmaz” dedi.

İstanbul Anadolu 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ilk ayağında Ekrem İmamoğlu’na 2 yıl 7 ay 15 gün hapis ve siyasi yasak cezası verilmişti. Dava, son iki yıldır “Temyiz Mahkemesi” olarak da kabul edilen Yargıtay’ın bir alt basamağı İstinaf Mahkemesi’nde görülmeye devam ediyor.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul’da okul ziyaretinin ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Yüksek Seçim Kurulu üyelerine ‘ahmak’ dediği gerekçesiyle yargılanan Ekrem İmamoğlu, “Olmayan bir suç üzerinden yargının mağduru durumundayım. Böyle bir dava olmaz” dedi.

Birgün’ün aktardığına göre; İmamoğlu, açıklamasının devamında, “Bu davanın görüşülmesi bile millet için üzülecek bir durum. Utanç verici bir durum ama ben yargıya güvenmek istiyorum inşallah en doğru kararı eninde sonunda verecektir” ifadelerini kullandı.

Demokrasi adına kötü olan bu durumdan bir an önce kurtulmak gerektiğini söyleyen İmamoğlu, “Umarım bu durumdan sıyrılır, memleketin gerçek gündemine bakar, gerçek sorunları konuşuruz” dedi.

Siyasi yasak davası nedir?

Ekrem İmamoğlu, ilk kez İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığına seçildiği 2019 yılının kasım ayında Fransa’nın Strazburg kentinde düzenlenen Avrupa Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi’ne davetli olarak katılmış ve bir konuşma yapmıştı.

O dönem Türkiye İçişleri Bakanı olarak görev yapan AK Parti İstanbul Milletvekili Süleyman Soylu, İmamoğlu için “Avrupa Parlamentosu’na gidip, Türkiye’yi şikayet eden ahmağa söylüyorum. Bunun bedelini bu millet sana ödetecek” demişti.

İmamoğlu ise Soylu’ya “31 Mart’ta seçimi iptal edenler ve dünyada, Avrupa’da, onların gözünde nereye düştüğümüz noktasında, o olan şeylere, biten şeylere baktığımızda, tam da işte 31 Mart’ta seçimi iptal edenler ahmaktır. Önce ona bir odaklansın” cevabını vermişti.

Bunun üzerine Türkiye’deki seçimleri organize eden Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) üyeleri hakarete uğradıklarını ve mağdur olduklarını belirterek İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazılı suç duyurusunda bulunmuştu.

Başsavcılığın hazırladığı iddianamede “kurul halinde çalışan kamu görevlilerine karşı görevlerinden dolayı alenen hakaret” suçundan İmamoğlu’nun 1 yıl 3 ay 15 günden 4 yıl 1 aya kadar hapis cezasına çarptırılması istenmişti.

İstanbul Anadolu 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ilk ayağında Ekrem İmamoğlu’na 2 yıl 7 ay 15 gün hapis ve siyasi yasak cezası verilmişti.

Dava, son iki yıldır Türkiye’de “Temyiz Mahkemesi” olarak da kabul edilen Yargıtay’ın bir alt basamağı İstinaf Mahkemesi’nde görülmeye devam ediyor.

Paylaşın

Ali Erbaş’ın Konutunun Giderleri Diyanet’in Bütçesinden Ödeniyor

Diyanet kaynaklarının iddiasına göre, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın yaşadığı konutun elektrik, su, internet ve telefon gibi sabit ödemeleri de başkanlık bütçesinden ödeniyor.

Diyanet İşleri Başkanlığı’na ait başkanlık konutu, Ankara’nın en lüks semtinde bulunuyor. Toplam üç kattan oluşan 450 metrekare kullanım alanlı konutun kış aylarında ancak binlerce liralık doğalgaz faturalarıyla ısıtılabildiği belirtiliyor.

Birgün’den Mustafa Bildircin’in aktardığı iddialara göre, her gün sabah 09.30’da başkanlığın daimi işçilerinden iki kişi, Diyanet Başkanlık Konutu’na giderek villanın temizliğini yapıyor. Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın eşi Seher Erbaş’ın yönlendirmesiyle çalışan personel, akşam saatlerinde işlerini bitirerek başkanlığa dönüyor. Villada temizlik yapan işçilerin, “Seher Erbaş’a hizmet etmesi için” hacca da götürüldüğü öne sürülüyor.

Villa için yapılan seferberlik bunlarla da sınırlı kalmıyor. Diyanet kaynaklarının verdiği bilgiye göre, bahçenin bakımını da Diyanet personeli yapıyor. Erbaş Ailesi’nin, “Göz zevki” için sürekli muhtelif bitkiler alınıp villanın bahçesine ekiliyor. Ali Erbaş’ın eşi Seher Erbaş’ın, “Kışlık gıda hazırlığını” da Diyanet’te sürekli işçi olan kadın personele yaptırdığı savunuluyor.

Diyanet kaynaklarının iddiasına göre, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın yaşadığı konutun elektrik, su, internet ve telefon gibi sabit ödemeleri de başkanlık bütçesinden ödeniyor.

Villanın tadilat ve malzeme alımlarının da “Dikkat çekmemesi için” devlet bütçesinden değil, bağışlarla finanse edilen Diyanet Vakfı üzerinden alındığı iddialar arasında yer alıyor. Villanın tadilatının Diyanet Vakfı kaynaklarıyla karşılandığı yönündeki iddialar Ali Erbaş’ın, “Kuran kursuna bir tuğla bağışlayanlara cennetten ev verilecek” sözlerini akıllara getiriyor.

Yürürlükteki Tasarruf Tedbirleri Genelgesi, mevcut lojman ve sosyal tesislerin ekonomiye kazandırılmasını öngörüyor. Savunma ve güvenlik hizmetlerinde kullanılan lojman ve sosyal tesisler uygulamadan hariç tutuluyor.

“Kaynak sadece Saray’a ve Saray efradına”

CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, Türkiye’de yüz binlerce kişinin çatısı akan, rutubetli ve sıvası dökülen evlerde yaşamak zorunda kaldığının altını çizerek, “Diyanet İşleri Başkanı Erbaş ise vatandaşın vergileriyle sefa sürüyor. Geçim derdi yok, su, kira, elektrik, ulaşım, benzin derdi yok, filosundaki araçlara konulan benzin dahil hepsi Diyanet’in bütçesinden her ay tıkır tıkır ödeniyor” dedi.

Cumhurbaşkanlığı Saray’ı inşa edilirken “Maliyeti açıklanırsa ekonomi bozulur” diyenler olduğunu anımsatan Bulut, şunları kaydetti:

“Saray’da yaşayanlar tabii ki barınma sorunu nedir bilmezler. Oysa Saray’a harcanan parayla, Saray’ın bir aylık harcamasıyla binlerce ev yeniden kurulabilir, binlerce vatandaşın barınma sorununu ortadan kaldırılabilirdi. Diyanet İşleri Başkanı’nın konutunu, elektriğini, suyunu veren devlet, vatandaşa gelince, asgari ücretliye, dar gelirliye, emekliye gelince, ‘Kaynak yok’ diyor. Kaynak sadece Saray’a ve Saray efradına var.”

Paylaşın

Türkiye’de Bir Aile Hekimine 3 Bin 72 Kişi Düşüyor

İPA tarafından hazırlanan genel sağlık istatistiklerine göre; Türkiye genelinde bir aile hekimine ortalama 3 bin 72 kişi düşerken, İstanbul’da bu rakam 3 bin 187’ye kadar yükseliyor.

Haber Merkezi / Türkiye Halk Sağlığı Haftası kapsamında, İstanbul Planlama Ajansı (İPA) tarafından hazırlanan Genel Sağlık İstatistikleri yayımlandı.

Verilerden öne çıkan bölümler şöyle: “İstanbul’da ortalama yaşam süresi (79,1 yıl) Dünya ve Türkiye ortalamasının üzerinde, OECD ve AB ortalamasının ise altında.

Türkiye genelinde bir aile hekimine ortalama 3 bin 72 kişi düşerken, İstanbul’da bu rakam 3 bin 187’ye kadar yükseliyor.

İstanbul’daki özel hastane sayısı kamu hastanelerinin 3 katından fazla. Bu dengesizlik İstanbul’da sağlık hizmetine erişim ihtiyacı duyan kişileri büyük ölçüde özel hastanelere gitmek zorunda bırakmakta.

İstanbul’da 100 bin kişiye düşen toplam hekim sayısı (284), Türkiye ortalamasının (228) üzerinde, OECD ortalamasının (372) altında.

Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) açıkladığı verilere göre, yurt dışında hekimlik yapmak üzere İyi Hal Belgesi’ne
başvuru yapan kişi sayısı 2022 yılında 2 bin 685 iken 2023 yılında 3 bin 25’e yükseldi.

İstanbul’da 100 bin kişiye düşen yatak sayısı 30 olup OECD (43) ve Türkiye ortalamasının (31) altında.

İstanbul’da yaşayan milyonlarca kadın cinsel sağlık hizmetlerine erişimde sorun yaşıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi 9 – 26 yaş arasındaki kişiler için ücretsiz HPV aşı uygulamasını başlattı.

Kadın sağlığı konusunda önemli alanlardan biri de meme kanseri farkındalık hizmetleri. İstanbul Büyükşehir Belediyesi bu kapsamda ücretsiz meme kanseri teşhisine yönelik hizmet vermekte.

Önemli bir halk sağlığı sorunu olan obezite toplumda günden güne artış göstermekte. TÜİK tarafından açıklanan verilere göre Türkiye’de obez bireylerin oranı yüzde 20,2 iken İstanbul’da bu oran çok daha yüksektir: yüzde 30,1.”

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu Ve Murat Kurum’dan Sürpriz Görüşme

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum Ankara’da sürpriz bir görüşme gerçekleştirdi.

Her iki tarafın ofisinden de daha önceden duyurulmayan görüşmenin yaklaşık 1,5 saat sürdüğü belirtildi.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, sosyal medya hesabından görüşmeye ilişkin şu açıklamayı yaptı: “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Sayın Murat Kurum ile İstanbul’un, bakanlığın görev alanındaki konuları üzerine yararlı ve verimli bir görüşme yaptık.”

Bakan Murat Kurum da sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu’nu bakanlığımızda kabul ettik. Bakanlık olarak çok önemsediğimiz İstanbul’umuzun depreme hazırlığı kapsamında kentsel dönüşüm ile İstanbul ve Boğaz’ın doğal zenginliğinin korunması konularında görüş alışverişinde bulunduk. Yerel yönetimlerle istişarelerimiz devam edecek” dedi.

31 Mart yerel seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) İBB adayı Ekrem İmamoğlu yüzde 51,14 oyla yeniden başkan seçilmiş, AK Parti’nin adayı Murat Kurum’un oy oranı ise yüzde 39,59’da kalmıştı. İstanbul seçimlerini İmamoğlu’nun kazanmasından sonra Murat Kurum 2 Temmuz 2024 tarihinde yeniden Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı olarak atanmıştı.

Paylaşın