Araştırma: Türkiye’de Oy Tercihlerinde Din Ne Kadar Etkili?

Pew Araştırma Merkezi’nin araştırmasına göre; Türkiye’de liderlerinin kendileriyle aynı dini inançları paylaşmasının önemli olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 69.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli düşünce kuruluşu Pew Araştırma Merkezi, kısa bir süre önce 35 ülkeyi kapsayan ve siyasi liderlerin dini yönelimlerinin seçmenler ve onların tercihleri açısından hala çok önemli olduğunu gösteren bir çalışma yayımladı.

Pew’in çalışmasında, din ve siyaset arasındaki bağın daha güçlü göründüğü ülkelerin tamamı Asya ülkelerinden oluşuyor. Bangladeş (yüzde 91), Endonezya (yüzde 90) ve diğerleri listenin başında yer alırken, onları birkaç Afrika ülkesi takip ediyor.

Euronews Türkçe‘nin aktardığı araştırma sonuçlarına göre, Türkiye’de ise katılımcıların yüzde 69’u liderlerinin kendileriyle aynı dini inançları paylaşmasının önemli olduğunu düşünüyor. İsrail’de ise bu oran yüzde 55.

Avrupa’da en yüksek oranlar Polonya (yüzde 52), Yunanistan (yüzde 42) ve Macaristan (yüzde 40) olmak üzere doğuda yoğunlaşıyor.

En düşük oranlar ise batı ve kuzey Avrupa’da. Hollanda’da katılımcıların sadece yüzde 15’i liderleri ile aynı dine mensup olmanın önemli olduğunu düşünürken, bu oran Fransa’da yüzde 17, İspanya’da yüzde 18, İngiltere’de yüzde 22 ve Almanya’da yüzde 23. Avrupa’nın en büyük ekonomileri arasında bu oranın en yüksek olduğu ülke ise yüzde 30 ile İtalya oldu.

Paylaşın

Tülay Hatimoğulları: Asla Geri Adım Atmayacağız

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Bizler bölgede ülkede ve dünyada estirilen bu savaş havasına karşı 3’üncü dünya savaş olasılığının güçlendiği bir dönemde, bunun demelerinin yapıldığı bir dönemde bizler barış demekten asla geri adım atmayacağız” dedi ve ekledi:

“Savaşa karşı barış hareketini hep birlikte hem Türkiye’deki iç dinamiklerle hem bölge dinamikleriyle uluslararası barış ağlarıyla birlikte örgütlenmesi konusunda biz de bu konferanslarımızda açığa çıkacak mücadele hatlarından birisi olacaktır.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) Birinci Merkezi Örgütlenme Konferansı, “Özgürlük için örgütleniyoruz” şiarıyla İnşaat Mühendisleri Odası’nda (İMO) başladı. Konferans salonuna, “Jin jiyan azadî”, “Dilimiz onurumuzdur” ve “Yaşasın örgütlü mücadelemiz” yazılı pankartlar asıldı.

Konferansa DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ile Tuncer Bakırhan ve Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır’ın yanı sıra çok sayıda milletvekilli de katıldı.

Konferans, divanın oluşumu ve saygı duruşuyla başladı. Daha sonra divan adına söz alan Elif Bulut, DEM Partinin Kürt illerinde öncü, Türkiye’de ise ana muhalefet partisi olduklarını ifade etti. DEM Partinin bir paradigmasının olduğunu ve bu paradigmanın doğa talanına, yoksulluğa, çocuk şiddetine ve pek çok sorun ile birlikte mücadele etmeyi hedeflediğini dile getiren Bulut, aynı zamanda adalet, barış ve demokrasi mücadelesi de yürüttüklerini ifade etti.

Bulut, “Nasıl bir yol açacağız, tarihsel görevimizi nasıl yerine getireceğiz? Bu konferansta bunun yol ve yöntemlerini konuşacağız. Kadınların olmadığı, kadın siyasetin olmadığı yer şey eksik ve yarım kalır. İki gün boyunca tartıştık ve güçlü kararlar aldık. Bugün burada da alacağımız kararları halklar ile daha da büyüteceğiz. Tarihsel önemi olan bir konferans yapıyoruz. Bu bilinçle hareket edeceğiz” diye kaydetti.

“Herkesin sözü örgütü kadardır”

Ardından konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, konferansta alınacak kararların önümüzdeki dönemde partilerinin yol hattını belirleyeceğini söyledi. DEM Parti’nin halkların ve emekçilerin tek umudu olduğunu ifade eden Bakırhan, şunları söyledi:

“Bunu Konferansımızı yaptığımız için söylemiyorum. Türkiye’deki mevcut tabloyu, mevcut ikili bloğun Türkiye halkları ve geleceği konusunda ortaya koyduğu iradeye bakarak söylüyorum. Bu zemin değerli ve kıymetli bir zemindir. Bunun için Türkiye halkları, Türkiye emekçileri, Türkiye ezilenleri partimizi büyük bir umut olarak görüyor. Partimizin umut olduğu bu süreçte en başta bu salonda bulunan delegasyona çok büyük sorumluluk ve görevler düşüyor.”

Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye’de halkların ve emekçilerin umudu olan bu zemini başarıyla ulaştırmak için her birimize çok büyük görev sorumluluklar düşüyor. Eminim bu konferans sonrasında bu görev ve sorumluluklarımızı tekrar bu salonda tartışarak çok önemli kararlaşmalara giderek bu tarihi misyonumuzu yerine getirmek için büyük bir çaba ve mücadele içinde olacağımız.

Tarihi misyonu yerine getirmenin en önemli en öncelikli görevlerinden birisi güçlü bir örgütlenme ve örgüttür. Güçlü bir örgütlenmesi olmayan hiçbir siyasi hareketin partini bu siyasette ortaya çıkan bu tarihi zemini ve fırsatı yerine getirmemek düşünülemez. Bu konferansta arkadaşlarımız bu tarihi sınavla karşı karşıya olduğumuz süreçte üzerine düşen görev sorumlulukları yerine getirecektir.

Siz de çok iyi biliyorsunuz örgütlenmesi güçlü olmayan bir parti parti değildir. Herkesin sözü örgütü kadardır. Örgütü güçlü olan partinin sözü de sesi karşılık bulur onun için örgütlenme konferansları önemlidir. Onun için yerellerde günlerce toplantılar yaptık yerel konferanslar yaptı.”

“Demokratik güç birliğine ihtiyacımız var”

Bakırhan’ın ardından DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları kürsüye çıktı. Hatimoğulları, iki boyunca yaptıkları kadın örgütleme konferansına dikkat çekerek, konferansı SİHA saldırısı ile katledilen Kürt gazeteciler Gülistan Tara ve Hero Bahaddin’e ithaf ettiklerini paylaştı. Konferansta tartışılan konulara değinen ve Türkiye’de 50 milyondan fazla insanın açlıkla mücadele ettiğini belirten Hatimoğulları, şunları söyledi:

“Ekmek ve Adalet kampanyamızda yaptığımız sokak çalışmaları, işçi buluşmaları emekçi buluşmaları üretici buluşmalarında biz bir kez daha gördük ki üreticiler çiftçiler işçiler emekçiler artık dolmuş durumda. Bıçak ilikte. Gerçekten insanlarda o kadar büyük isyan bu iktidara kapitalist sisteme karşı bu sermaye düzenin ezen ve sömüren anlayışına karşı büyük bir tepki olduğunu yaptığımız çalışmalarda bir kez daha gözlemledik” dedi.

Hatimoğulları artık sadece Türkiye ve Ortadoğu’da savaş olmadığına işaret ederek, çatışmaların tüm dünyaya yayıldığını dile getirdi. Avrupa’ya da işaret eden Hatimuoğulları, “Korunaklı bölge gibi gözüken bölgede de savaş tamtamları var. Bizler bölgede ülkede ve dünyada estirilen bu savaş havasına karşı 3’üncü dünya savaş olasılığının güçlendiği bir dönemde, bunun demelerinin yapıldığı bir dönemde bizler barış demekten asla geri adım atmayacağız. Savaşa karşı barış hareketini hep birlikte hem Türkiye’deki iç dinamiklerle hem bölge dinamikleriyle uluslararası barış ağlarıyla birlikte örgütlenmesi konusunda biz de bu konferanslarımızda açığa çıkacak mücadele hatlarından birisi olacaktır” diye kaydetti.

Hatimoğulları, sözlerini şöyle sürdürdü: “Değerli arkadaşlar bu salonda devrimci mücadelenin Türkiye devrimci mücadelesinin sol sosyalist hareketlerin bütün gelenekleri var. Bu salonda Kürt özgürlük hareketinin mücadeleci, direngen, serhildan geleneğinden gelenler var.

Bu salonda kadın mücadelesinde emek veren Türkiye kadın hareketleri, feministler var. Bu salonda Kürt özgürlük mücadelesinde mücadele veren kadınlar var. Kürt kadın hareketi var. Bu salonda insan hakları mücadelesi, doğanın haklarını, engellilerin, çocukların haklarını savunanlar. Bu salonda ezcümle bütün ezilen ve sömürülenlerin işçilerin, emekçilerin haklarını savunan bir salon bir bileşke. DEM Parti işte budur.

Cezaevlerinde olan arkadaşlarımıza, İmralı tecridinden dolayı aylardır yıllardır haber alınamayan Sayın Öcalan’a, bu topraklardan kalkan İHA ve SİHA’Lara, katledilen gazetecilere, siyasetçilere bu topraklarda katledilen bütün siyasetçilere, yargısız infazda katledilenlere ve bizlerin aynı zamanda Narinlere ve çocuklara karşı çok büyük sorumluluğumuz var.

Bu görev ve sorumlulukla ve bu bilinçle biz elbette mücadelenin tıkanan bütün damarlarını tek tek nasıl açabileceğimizin yol haritasını hep birlikte bulmak ama sadece bulmak sadece tanımlamak değil aynı zamanda buradan nasıl bir eylem hattıyla çıkacağımızı konuşmak gibi tarihsel bir görev ve sorumluluğumuz var. Bu örgütlenme konferansının da en önemli ve anlamlı yanlarından birinin de bu olduğu kanaatindeyim.

AKP – MHP ortaklığı, Ergenekonla kurdukları ortaklıklar, JİTEM ittifakı bu yöntem ehliyetini çoktan kaybetmiştir. Bizler buradan hareketle mücadelemizi büyütmemizi için aslında bütün nesnel koşulların ülkenin içinden geçtiği sosyo kültürel durum, çürüme, savaş siyaseti, tamamen muhaberata İHA ve SİHA’ya dayalı bir dış siyaseten yürüten bu iktidar ülkeyi yönetemez. Kadınları ve çocukları korumayan bunu ısrarla vurguluyorum çünkü bu kamusal bir görevdir, bu görevi yerine getirmeyen, bunu normalmiş gibi anlatan bu iktidara karşı bizlerin başarıya ulaşmasının koşulları pekala fazlasıyla oluşmuştur.

İktidar ve rejimin iflas ettiği, küresel sermayenin büyük çaplı kriz yaşadığı kapitalizmin krizde olduğu bir dönemde elbette emek mücadelesinin de kadın mücadelesinin de ekoloji, gençlik doğa haklarının inançların mücadelesi, her bir kesimin nesnel olarak olgunlaşan bu koşullarda önünün açık olduğunu bu toplumsal mücadeleleri hep birlikte gerçekleştirmemiz gerekiyor bu konferansta.

Bizler bütün bu mücadeleleri bir yandan DEM Parti kendini örgütleyerek bir yandan kampanyalarını yerelden merkeze kadar mahalle mahalle örgütleyerek yerelden merkeze yeniden bir yapılanmanın içine giriyoruz. Biz bu yeniden yapılanmayı sağlarken sadece DEM Parti değil aynı zamanda bizim dışımızdaki bütün kesimlerle bütün muhalif hareketlerle hep birlikte olacağımız bir demokratik güç birliğine ihtiyacımız var.

Bu tespitleri yaptıktan sonra faşizmin otoriter rejimin bu ülkede kendisini derinleştirmeye çalıştığı ama yapamadığı ama toplumsal rıza alamadığı bir dönemde tam da birlikte mücadele etmenin ittifak politikalarını güçlendirmenin tam da zamanı. Biz bunu başarırsak ki bu konuda partimizin de içinde olduğu çok sayıda kurumla birlikte yürütülen ortak bir ittifak çalışması var. Bunu ne kısa zamanda başarılı bir şekilde toplumun karşısında bu görevlere aday olarak hep birlikte çıkarız.”

Konuşmaların ardından konferans basına kapalı olarak devam etti. (Kaynak: Mezopotamya Ajansı)

Paylaşın

KİT’lerin Borçları Katlanarak Artıyor: 9,5 Milyar Lira

KİT olarak bilinen Kamu İktisati Teşebbüsleri’nin Hazine borcu  9 milyar 525 milyon 723 bin liraya ulaştı. TCDD, 8,8 milyar liralık borçla en fazla borcu olan KİT olarak öne çıktı.

CHP Milletvekili Cevdet Akay, “AKP’nin kötü ekonomi politikası, önemli kuruluşların da mali yapısını altüst etti” dedi. Akay, AKP’nin, devletin elinde kalan az sayıda KİT’i de özelleştirme kıskacına aldığının altını çizdi.

Kamu İktisadi Teşebbüsleri’nin (KİT) Hazine’ye olan borçlarında çarpıcı artış yaşandı. Yönetim kadrosunda yer alan isimler nedeniyle “AKP’nin arka bahçesi haline getirildi” eleştirilerinin yöneltildiği TCDD, en fazla Hazine borcu olan KİT oldu.

Hazine ve Maliye Bakanlığı, 31 Temmuz itibarıyla Hazine Alacak Stoku verilerini açıkladı. Veriler, KİT’lerin Hazine borcunda yıllara göre yaşanan artışı bir kez daha gözler önüne serdi. TCDD, uzun süredir elinde bulundurduğu en fazla Hazine borcu olan KİT olma unvanını yine kimseye kaptırmadı.

Bakanlığın verilerine göre, 31 Temmuz itibarıyla dört adet KİT’in toplam Hazine borcu, 9 milyar 525 milyon 723 bin TL’ye ulaştı. KİT’lerin Hazine borçlarına göre sıralandığı listede TCDD, 8 milyar 805 milyon 505 bin TL’lik borç ile ilk sırada yer aldı. TCDD’nin toplam 8,8 milyar TL’lik Hazine borcunun 4 milyar TL’sinin vadesi geçmiş borçlardan oluştuğu bildirildi.

TCDD’nin tek başına toplam KİT borcunun büyük bölümünü üstlendiği listede diğer KİT’lerin borç bakiyeleri ise şöyle sıralandı:

BOTAŞ: 19 milyon 991 bin TL
EÜAŞ: 82 milyon 269 bin TL
TEİAŞ: 617 milyon 958 bin TL

“Borç yükünün daha da artması kaçınılmaz”

BirGün’den Mustafa Bildircin‘in aktardığına göre kritik önemi bulunan KİT’lerin Hazine borçlarına yönelik CHP Milletvekili Cevdet Akay, “AKP’nin kötü ekonomi politikası, önemli kuruluşların da mali yapısını altüst etti” dedi. Akay, AKP’nin, devletin elinde kalan az sayıda KİT’i de özelleştirme kıskacına aldığının altını çizerek, şunları kaydetti:

“AKP’nin temelsiz ve ayakları yere basmayan, özelleştirme ve peşkeş üzerine kurduğu ekonomi politikaları, ülkemiz için kritik öneme sahip ve Cumhuriyetimizin en önemli kazanımlarından olan iktisadi teşebbüslerimizi tek tek yok etti. AKP iktidarının hatalı politikalarının faturası ise her zaman olduğu gibi yine vatandaşımıza kesiliyor.

İktidarın verdiği seçim vaatleri ve enflasyonu gölgeleme görevlerinden kaynaklanan görev zararları, her yıl iktidarın alışkanlık haline getirdiği torba kanun düzenlemeleriyle şirketlerin borçlarını siliyor. Liyakatsiz kadrolarla yönetilemeyen kuruluşlar haline getirilen KİT’leri sağlıklı bir yapıya kavuşturmak için öncelikli olarak bu şirketler, AKP’nin arka bahçesi olmaktan çıkarılmalıdır. Aksi halde borç yükünün daha da artması kaçınılmaz.”

BOTAŞ, EÜAŞ, TEİAŞ ve TCDD’nin Hazine borcunda yıllar itibarıyla yaşanan artış da dikkati çekti.

2018 yılında 3 milyar 307 milyon 110 bin TL’lik Hazine borcu bulunan dört KİT’in, 2019-2023 (Ocak-Temmuz) dönemindeki borçları yıllara göre şöyle:

2019: 3,5 milyar
2020: 4,2 milyar
2021: 5,5 milyar
2022: 6,7 milyar
2023: 9,7 milyar
2024: 9,5 milyar

Paylaşın

Siyasette “Özür Dile” Polemiği: Özel’den Erdoğan’a Yanıt

Aydın’ın Didim ilçesinde basın mensuplarının sorularını yanıtlayan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Gezi direnişi ile ilgili sözlerine yanıt verdi.

Gezi davasında hükümlü bulunan Tayfun Kahraman’ın kızı Vera’yı hatırlatan Özel “Gezi’de birinden özür dilenecekse, Vera okula babasız başladı. Vera’dan özür dileyin. Ben kavga etmem, vatandaşın derdiyle dertlenirim. Bir kavgam varsa vatandaşın yoksulluk, işsizlik kavgasıdır” dedi.

Erken seçim çağrısını tekrar eden Özgür Özel şöyle konuştu:  Nasıl 31 Mart’ta millet doğruyu gördüyse ve verdiği karardan memnunsa gelecek sene kasım ayı son tarihtir. Tayyip Bey gelsin vatandaşı rahatlatsın. En büyük hakem karar versin. Biz yeterince küfür ve hakaret duyduk. Bunlara cevap vermediğimiz için de milletimizin teveccühünü gördük bundan sonra da böyle olacak

Ne olmuştu?

Bir sokak röportajında söyledikleri nedeniyle tutuklanan ve gece vakti tahliye edilen Dilruba Kayserilioğlu, 30 Ağustos resepsiyonunda Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel ile birlikte protokolde yer almıştı.

Erdoğan, AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları toplantısında Dilruba Kayserilioğlu’nun 30 Ağustos resepsiyonunda CHP’nin konuğu olarak kendisine yer verilmesini eleştirmişti. Erdoğan “AK Parti’ye oy veren insanlara hakaret edeni yanlarına aldılar. Biz Sayın Özel’den bir özür bekliyoruz” diye konuşmuştu.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, AK Parti Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisine yönelik ‘önce özür dilesin’ sözlerine yanıt vermişti.

CHP Lideri Özgür Özel, ”Tutturmuş ‘Özgür Özel özür dilesin’ ben ne dedim de özür dileyeyim. Ben Dilruba adına söylediği sözlerden alınmış kötü hissetmiş kim varsa özür dilerim. Şimdi sıra Erdoğan’da ağzıma alamayacağım ifadelerle Gezi’ye katılanlara ‘sürtük’ dedi. Şimdi Erdoğan da onlardan özür dilesin” ifadelerini kullanmıştı.

Erdoğan, Özel’in sözlerine verdiği yanıtta, “Gezi olayları ile ilgili tarih ve bağımsız Türk mahkemeleri hükmünü vermiştir. Ağaç bahanesiyle ayaklanmanın Türkiye’ye maliyeti 1,4 milyar dolardır. Ekonomimizde en parlak dönem yaşanırken bu olayların alevlendirilmesi bir komplodur. Bir özür bahsi açıyorlar. Gezi olayları için çıkıp özür dilemesi gerekenler varsa milletin otobüsünü yakıp yıkanlardır” demiş ve eklemişti:

“Gezi olayları ile ilgili çıkıp özür dilemesi gereken biri varsa, asıl özeleştiri yapması gerekenler haftalarca sokakları kargaşaya boğanlardır. Çıkıp özür dilemesi gerekenler AKM duvarını hakaret pankartlarıyla kirletenlerdir. Çıkıp özür dilemesi gerekenler polise ve esnafa saldıranlardır.”

Sokak röportajında Instagram’ın erişime engellenmesi ve sokak hayvanlarıyla ilgili yasayı eleştiren Dilruba Kayserilioğlu, 12 Ağustos’ta tutuklanmıştı. “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama” ve “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamaları yöneltilen Kayserilioğlu’nun tutukluluğuna avukatı Hüseyin Yıldız, itiraz etmişti. Ancak itiraz reddedilmişti.

İkinci itiraz üzerine Dilruba Kayserilioğlu’nun “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasından tahliyesine karar verilmişti. “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçundan tutukluluğu süren Kayserilioğlu’nun serbest bırakılması için tekrar itiraz edilmişti. Bu son itiraz üzerine Kayserilioğlu 29 Ağustos’ta tahliye edilmişti.

Dilruba Kayserilioğlu, “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçunu basın yoluyla işlenmekten 6 yıla hapis istemiyle hakim karşısına çıkmıştı. Mahkeme, “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçu oluşmadığından Kayserilioğlu’nun beraatine karar verilmişti.

Kayserilioğlu’nu “Halkın bir kesimini alenen aşağılamak” suçundan 6 ay hapis cezasına çarptıran mahkeme, bu eylemin basın yayınla yapıldığı için cezayı 1/2 artırarak 9 aya çıkarmıştı. Mahkeme ayrıca, iyi hal indirimi uygulayarak cezayı 7 ay 15 güne düşürmuştü. Hakim, hükmün açıklanmasını geri bıraktı ve Dilruba Kayserilioğlu hakkındaki adli kontrol kararını kaldırmıştı.

Serbest bırakılmasının ardından İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, Kayserilioğlu hakkında bu kez de “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla iddianame hazırlamıştı. Kayserilioğlu’nun 4 yıla kadar hapsi istenmişti.

Paylaşın

Akıllı Telefonunuz Hayatınızı Nasıl Çalıyor?

“Çok fazla televizyon izlemek beyninizi çürütür!” Televizyon ilk ortaya çıktığında bu yaygın bir söylemdi. Telefonun ortaya çıkmasıyla da benzer söylemler duyulmaya başlandı.

Haber Merkezi / Bu korkunun kökenini antik Yunan’a ve yazının icadına kadar izleyebilirsiniz. Hata ünlü düşünür Sokrates’in insanların ezberleme yeteneğini sakatlayacağı gerekçesiyle yazıya şiddetle karşı çıktığına dair kanıtlar var.

Bilgi paylaşımının tüm yeni biçimleri dirençle karşı karşıya kalmışlardır, akıllı telefon bağımlılığıyla ilgili aynı korkuların da körüklenmesi şaşırtıcı değil. Ancak gerçek şu ki bu yeni teknolojiye şüpheyle yaklaşmalıyız.

Cep telefonları can sıkıntınızı çalar: Araştırmalar, yaratıcılık söz konusu olduğunda can sıkıntısının faydalı olduğunu gösteriyor. Bilim insanları, can sıkıntısının hayal kurmayı ve dolayısıyla yaratıcı düşünmeyi teşvik ettiğini öne sürüyor.

Sıkıldığınız bir durumla karşılaştığınızda telefonunuzu çıkardığınızı fark ettiniz mi? Eve giderken, tren yolculuğu yaparken, markette sırada beklerken veya bir restoranda beklerken…

Ne yapıyor olursanız olun, sosyal medyada gezinmek, e-postaları ve kısa mesajları kontrol etmek veya oyun oynamak, cep telefonunuzun sıkılarak geçirebileceğiniz zamanı çalmasına izin veriyorsunuz.

Cep telefonları uykunuzu çalar: Cep telefonu uyku hırsızıdır. Yatağa girdikten sonra bile cep telefonunuza bakıyorsanız veya gece boyunca yatak odanızda tutuyorsanız, sadece uyku kalitenizi bozmakla kalmıyorsunuz, aynı zamanda uyku sürenizi de kısaltıyorsunuz.

Cep telefonları dikkatinizi ve odaklanmanızı çalar: Yeni projeleriniz için beyin gücünüze ihtiyacınız var. Bunu bozacak bir şeye sahip olmayı göze alamazsınız, ancak cep telefonları tam olarak bunu yapar.

Cep telefonları görme yeteneğinizi çalar: Son araştırmalar çok endişe verici bir şey keşfetti: Akıllı telefonlar çok yoğun kullanıldığında görme yeteneğinizi bozabilir.

Araştırmalar, telefonların (ve diğer cihazların) yaydığı mavi ışığın gözlerde “zehirli moleküllerin” büyümesini teşvik ettiğini ve bunun da makula dejenerasyonuna yol açabileceğini ortaya koydu.

Cep telefonları olumlu duygularınızı çalar: Cep telefonuyla 30 dakika geçirdikten sonra nasıl hissediyorsunuz?

Bir dahaki sefere kullanırken dikkatli olun, çünkü rahatsız edici bir şey keşfedebilirsiniz; hatta kendinizi daha kötü hissedebilirsiniz. Araştırmalar, cep telefonlarıyla uzun süreli etkileşimin kaygı ve depresyonla bağlantılı olduğunu ortaya koydu.

Cep telefonları konforunuzu çalar: “Metin boynu” terimini duydunuz mu? Bu, telefonunuza sürekli bakmanın neden olduğu ağrıyı ifade eder.

Cep telefonları sağlığınızı çalar: Cep telefonunuzu nereye götürdüğünüzü bir düşünün. Her yere, değil mi? Markete, tuvalete, restorana, metroya, ofise…

Peki cep telefonunuzu ne sıklıkla temizliyorsunuz?

Paylaşın

2022 Yılında Çıkarılan Spor Kanunu Kağıt Üstünde kaldı

2022 yılının nisan ayında çıkarılan ve iktidarın “sporda devrim”, muhalefetinse “darbe” olarak nitelendirdiği Spor Kulüpleri ve Spor Federasyonları Kanunu kâğıt üstünde kaldı.

Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi (CAS) yargıcı Emin Özkurt, yasal düzenlemelere rağmen spor kulüplerinin transfer harcamalarının artarak devam ettiğini ve borçlanma süreçlerinin derinleştiğini, uygulamadaki eksiklikler ve denetim yetersizlikleri nedeniyle yasanın sadece “kâğıt üzerinde kaldığı” yönünde bir algı oluştuğunu söyledi.

Yasanın tam anlamıyla uygulanması için sadece yasal düzenlemelerin yeterli olmayacağını, aynı zamanda etkin ve bağımsız bir denetim mekanizması kurulması gerektiğini ifade eden spor hukukçusu Özkurt, “Aksi takdirde Kanun’un uygulanabilirliği sınırlı kalacak ve kulüpler mali disipline uymaktan kaçınabilecektir” dedi.

Özellikle futbol taraftarlarının kısa vadeli sportif başarı beklentisiyle kulüpleri sürekli olarak daha fazla harcama yapmaya teşvik ettiğini, yönetimlerinse bu baskıya karşı koyamayarak finansal sürdürülebilirliği ikinci plana attığına dikkat çeken Özkurt, sponsorluk gelirleri, bilet satışları ve UEFA gelirleri gibi kaynakların futbol, kulüplerinin devasa borç yüklerini karşılamakta yetersiz kaldığını ve buna rağmen transfer dönemlerinde “ekonomik gerçekliklere aykırı hamleler” yapıldığını söyledi.

Türkiye’de futbol kulüplerinin kadrolarına yeni oyuncular kattığı yaz transfer dönemi sona erdi. Bu dönemde özellikle Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor olarak bilinen dört büyük kulüp yine gelirlerine oranla daha yüksek harcamalarda bulunarak birçok transfer gerçekleştirdi.

Türkiye’de Nisan 2022’de büyük tartışmalar eşliğinde yürürlüğe giren spor yasasının kulüpleri borç batağından çıkarmayı hedefleyen maddeleriyse kâğıt üstünde kaldı. Zira iktidarın o dönem “sporda devrim”, muhalefetinse “darbe” olarak nitelendirdiği Spor Kulüpleri ve Spor Federasyonları Kanunu yürürlüğe girdikten sonra gündemden düştü.

Oysa uzun yıllar beklenen ve hem kulüplerin hem de federasyonların yapılarını düzenlemesi öngörülen bu yasanın özellikle futbol kulüplerinin giderek artan borç sorununa çözüm olması hedefleniyordu. Fakat kulüpleri borca sokan yöneticilere hapis cezalarına varabilecek düzeyde ağır müeyyideler dahi getiren spor kanunun birçok hükmü şu ana kadar uygulamada karşılık bulmadı.

Kanun teklifi hazırlanırken görüşüne de başvurulan Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi (CAS) yargıcı Emin Özkurt, DW Türkçe’den Cengiz Özbek‘e yaptığı değerlendirmede, yasal düzenlemelere rağmen spor kulüplerinin transfer harcamalarının artarak devam ettiğini ve borçlanma süreçlerinin derinleştiğini, uygulamadaki eksiklikler ve denetim yetersizlikleri nedeniyle yasanın sadece “kâğıt üzerinde kaldığı” yönünde bir algı oluştuğunu söyledi.

Yasanın tam anlamıyla uygulanması için sadece yasal düzenlemelerin yeterli olmayacağını, aynı zamanda etkin ve bağımsız bir denetim mekanizması kurulması gerektiğini ifade eden spor hukukçusu Özkurt, “Aksi takdirde Kanun’un uygulanabilirliği sınırlı kalacak ve kulüpler mali disipline uymaktan kaçınabilecektir” dedi.

Özellikle futbol taraftarlarının kısa vadeli sportif başarı beklentisiyle kulüpleri sürekli olarak daha fazla harcama yapmaya teşvik ettiğini, yönetimlerinse bu baskıya karşı koyamayarak finansal sürdürülebilirliği ikinci plana attığına dikkat çeken Özkurt, sponsorluk gelirleri, bilet satışları ve UEFA gelirleri gibi kaynakların futbol, kulüplerinin devasa borç yüklerini karşılamakta yetersiz kaldığını ve buna rağmen transfer dönemlerinde “ekonomik gerçekliklere aykırı hamleler” yapıldığını söyledi.

Spor hukukçusu Osman Buldan ise “Kanunun sadece adı çıktı. Ama yasa uygulanır pozisyonda olamadı. Şu ana kadar getirdiği yeni tek şey kulüplerin İçişleri Bakanlığından Gençlik ve Spor Bakanlığına geçmesi oldu.” eleştirisinde bulundu.

Yasanın futbol kulüplerinin borçlanmasını engellemeye yönelik hükümlerinin uygulanma şansının “sıfır” olduğunu iddia eden Buldan, “Bu yasanın temel düşüncesi, bir spor kulübünün kendi yönetim döneminde gelir-gider dengesini sağlaması ve başka yıla borç sarkıtmaması. Ama uygulamada bunu ha deyince yapabileceğini zannetmiyoruz” dedi. Buldan, “Zaten kulüplerdeki yönetim anlayışı da tek adam rejimiyle gidiyor. Tribünlere oynanıyor. Kulüpler taraftarlara iyi gözükmek, şampiyonluğa oynamak için her şeyin mübah olduğu bir anlayışla borca batmış hâle getirilmiş” diye ekledi.

Özkurt da kulüplerin yönetim yapılarının yeni spor kanununun etkinliğini doğrudan etkileyen bir diğer önemli unsur olduğunu vurgularken “başkanların mali disiplinden ziyade sportif başarıyı ön planda tuttuklarını”, yönetim kurullarının da genellikle başkanın kararlarına bağımlı bir yapıda olduğundan “mali disiplinsizliğe karşı direnç gösteremediklerini” ifade etti.

Spor kulüplerinin mali yönetimlerinde de profesyonelleşme ve bağımsız denetim mekanizmalarının kurulması gerektiğini söyleyen Özkurt, “Aksi hâlde, mevcut yönetim yapılarıyla Kanun’un etkili bir şekilde uygulanması zor olacaktır” diye ekledi.

Kulüplerin mali sorumluluklarına uygun davranmalarının yalnızca hukuki yükümlülüklerini yerine getirmeleri açısından değil, aynı zamanda uzun vadede sürdürülebilir sportif başarıyı sağlamak açısından da büyük önem taşıdığına dikkat çeken Özkurt, kanunun etkin bir şekilde uygulanmasının “Türk sporunun mali yapısının güçlendirilmesi için kritik bir adım olacağını” ifade etti.

7405 sayılı Spor Kulüpleri ve Spor Federasyonları Kanunu’ndaki hükümler, ilgili yönetmelikler Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından hazırlanıp Resmi Gazete’de yayımlatıldıktan sonra yürürlüğe giriyor.

Kanunun spor kulüplerinin borçlanma şartlarıyla ilgili maddesini düzenleyen ve 22 Aralık 2022’de Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelikle kulüplere denk bütçe zorunluluğu getirilirken aksi durumda ciddi müeyyideler uygulanıyor. Spor kulübü ve spor anonim şirketi yöneticileri, mali yükümlülüklerine aykırı hareket etmeleri hâlinde 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasına çarptırılıyor.

Söz konusu yükümlülükler, kulüp ya da anonim şirketlerin, bir önceki yıldaki brüt gelirlerinin en fazla yüzde 10’una kadar borçlanabilmesini içeriyor. Yasayla birlikte benzer şekilde spor federasyonu başkan ve yöneticileri de önceki yıl gelirlerinin yüzde 10’unu aşacak miktarda borçlandıkları ya da Bakanlık’tan izin almaksızın görev süresini aşacak şekilde spor federasyonunu borç altına sokacak işlem yaptıkları takdirde 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılıyor.

Türkiye’de, devasa boyutlardaki borçları nedeniyle kanun teklifinde de yer alan tabirle “teknik olarak iflas durumunda olan” spor kulüpleri, dernek statüsünde oldukları için herhangi bir hukuki sorumluluk taşımadan borçlanmaya devam ediyordu. Bu durumun önüne geçilmesini amaçladığı belirtilen yeni kanunda, kulüplerin tamamı dernek statüsünden çıkarılıyor ve spor kulübü adını alıyor. Hâlihazırda şirket statüsünde olanlar ise spor anonim şirketi ismini alıyor. Arzu eden kulüplerin de spor anonim şirketi olması kolaylaştırılıyor.

UEFA’nın koyduğu “mali fair play” standartları göz önüne alınarak hazırlanan yasanın aynı zamanda Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) kulüplere getirdiği harcama limitlerine hukuki bir dayanak oluşturması hedefleniyor.

Spor yasasına dair ilk yönetmelik olan Spor Kulüpleri ve Spor Anonim Şirketleri Tescil Yönetmeliği, Resmi Gazete’de 8 Temmuz 2022’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Spor federasyonlarının yapısı, seçim süreci, çalışma usul ve esaslarına dair yeni düzenlemeler getiren yönetmelik ise geçen Temmuz ayında Resmi Gazete’de yayımlandı. Yürürlüğe giren bu yönetmelikte, federasyonların yönetim kurullarında ilgili spor dalından en az iki eski milli sporcu bulundurulması ve federasyon başkanlarının görev sürelerinin üç dönemle sınırlandırılması gibi düzenlemeler yer alıyor.

Muhalefet eleştirmişti

AK Parti İzmir Milletvekili Alpay Özalan ile MHP Kocaeli Milletvekili Saffet Sancaklı’nın ilk imza sahibi olduğu kanun teklifinin Cumhur İttifakı’ndan vekillerin oylarıyla kabul edilmesiyle TBMM’den geçen tasarıya muhalefet, “spora darbe” içeren düzenlemeler getirdiği gerekçesiyle karşı çıkmıştı.

Ana muhalefet partisi CHP özellikle Gençlik ve Spor Bakanı’na verilen yetkiler nedeniyle tepkiliydi. CAS hâkimi Özkurt da o dönem yaptığı değerlendirmede, federasyon yönetimlerinin “geniş yetkiler verilen” Bakanlık tarafından denetime tabi tutulmasının bağımsızlıklarını etkilediğini ve kabiliyet alanlarını kısıtladığını savunmuştu. Bir diğer spor hukukçusu Mert Yaşar da Bakanlığa spor kulüpleri, spor anonim şirketleri, federasyon ve konfederasyonların kuruluşu ve denetimiyle ilgili verilen yetkilerin “aşırı” olduğunu belirterek “Bakanlık özel hukuk tüzel kişilerine bu ölçüde müdahale edememeli” demişti.

Paylaşın

ABD Duyurdu: 4 Üst Düzey IŞİD Yöneticisi Öldürüldü

ABD, geçen ay Irak’ın batısında düzenlenen operasyonda dört üst düzey IŞİD yöneticisinin öldürüldüğünü, bunların arasında örgütün Irak’taki en üst düzey yöneticisinin de bulunduğunu duyurdu.

Irak Şam İslam Devleti (IŞİD), 2014 yılında Irak ve Suriye’nin büyük kısmında halifelik ilan etmiş, ancak 2017 yılında Irak’ta, 2019 yılında da Suriye’de kontrol ettiği toprakları kaybetmişti.

Amerikan ordusu, 29 Ağustos’ta Irak’ın güvenlik kurumlarıyla ülkenin batısında yaptığı operasyonda neyi başardığını sonunda açıkladı.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), operasyonda IŞİD liderlerinden 4’ünün öldürüldüğünü yeni yaptığı açıklamayla duyururken isimleri ve görevlerini şöyle belirtti: Irak’taki tüm IŞİD operasyonlarından sorumlu Ahmed Hamid Hüseyin Abdülcelil el İthavi, ülkenin batısındaki tüm operasyonlardan sorumlu Ebu Hammam, teknik geliştirmeden sorumlu Ebu Ali el Tunusi ve Irak’ın batısındaki askeri operasyonlardan sorumlu Şakir Abud Ahmed el İssevi.

CENTCOM Komutanı General Michael Erik Kurilla, örgütün kabiliyetlerinin gerilediğinin vurgulandığı basın bildirisinde şu ifadeleri kullandı: “CENTCOM; Birleşik Devletler’e, müttefiklerimizle ortaklarımıza ve bölgesel istikrara tehdit oluşturmaya devam eden IŞİD’in kalıcı bir şekilde yenilmesine yönelik bağlılığını sürdürüyor.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı, daha önce yaptığı açıklamada çok sayıda silah, bomba ve intihar kemerine sahip 15 IŞİD militanının öldürüldüğünü duyurmuştu. Son açıklamada sayı 14’e düşürüldü. Baskında 7 ABD askerinin yaralandığı, sivil ölümüne dair bir işaret görülmediği de bildirilmişti.

Diğer yandan Bağdat ve Washington, ABD öncülüğündeki askeri koalisyonun ülkeden çekilmesi kararını ertelemek üzere görüşmeler sürdürüyor. Irak yabancı askerlerin tamamen ülkeden çekilmesini istediğini belirtse de bunun ne zaman olacağını açıklamıyor.

ABD, Aralık 2021’den beri yaklaşık 2 bin 500 askere “danışma ve yardım” rolü vererek onları Ortadoğu ülkesinde konuşlandırıyor. Suriye’de de IŞİD’e karşı uluslararası koalisyon çatısı altında görev yapan 900 Amerikan askeri var.

CENTCOM, Suriye’nin doğusunda operasyon düzenleyerek, bomba yerleştirme hazırlığındaki bir IŞİD militanını öldürdüğünü duyurmuştu. Gazze savaşının bölgedeki gerginliği büyütmesiyle birlikte koalisyon güçleri de İran destekli örgütler tarafından hedef alınıyor. ABD öncülüğündeki askerler de Irak ve Suriye’de onlara yanıt veriyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Şimşek’ten “Vergi” Mesajı: Adaleti Sağlamakta Kararlıyız

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Yaygın ve yoğun denetimlerle vergilemede adaleti sağlamakta kararlıyız. Kayıt dışı yöntemlerle tahsilat yapan işletmeler takibimizde” dedi.

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın IBAN üzerinden tahsilat yaparak vergi kaçıran mükelleflere başlattığı incelemede, ilk etapta 1,5 milyar liralık kazancın kayıt dışı bırakıldığı tespit edilmişti.

250 milyon lira vergi cezası uygulayan Hazine’nin IBAN üzerinden kayıt dışına yönelen lüks restoran zincirinden sosyal medya fenomenlerine kadar pek çok mükellef grubunu radara aldığı görüldü.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, bu haberi sosyal medya hesabından yorumladı.

Bakan Şimşek, “Yaygın ve yoğun denetimlerle vergilemede adaleti sağlamakta kararlıyız. Kayıt dışı yöntemlerle tahsilat yapan işletmeler takibimizde” dedi.

Paylaşın

DİSK’ten “Kıdem Tazminatı” Açıklaması: “Ölmek Var Vermek Yok”

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, orta vadeli programda işçi sınıfı açısından bir riskinde kıdem tazminatının kaldırılması olduğuna işaret ederek, “Diyorlar ki ‘2024 yılı sonuna kadar emekli olun. 2025’te emekli olursanız yüzde 35 daha az emekli maaşı alırsınız.’ Böyle bir şey olur mu?” dedi ve ekledi:

“Orta vadeli programda bir tuzak var. Tamamlayıcı emeklilik sistemini getireceklermiş. Biz bu tuzakları daha önce de gördük. Tamamlayıcı emeklilik sistemi adı altında Türkiye işçi sınıfının 90 yıllık kazanımı olan kıdem tazminatını ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Bugün buradan Mersin’den sesleniyoruz: Asla aklınızdan geçirmeyin, asla teslim olmayacağız. Kıdem tazminatımıza sonuna kadar sahip çıkacağız. Ölmek var dönmek yok, tazminatı vermek yok.”

DİSK’in ‘Yeter artık, geçinemiyoruz’ sloganıyla düzenlediği bölge mitingi Mersin’de Özgecan Aslan Barış Meydanı’nda yapıldı. Mersin, Adana, Hatay, Osmaniye, Niğde ve Karaman’dan işçilerin katıldığı mitinge DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu, CHP Mersin Milletvekilleri Gülcan Kış ve Hasan Ufuk Çakır, DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, Toroslar Belediye Başkanı CHP’li Abdurrahman Yıldız katıldı.

Artı Gerçek’ten Abidin Yağmur’un aktardığına göre; Mitingin kadın cinayetlerinin sembol ismi Özgecan Aslan’ın adının verildiği meydanda yapıldığına dikkat çeken DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Diyarbakır’da Narin’in, Tekirdağ’da Sıla bebeğin yaşadığı acıları herkesin yüreğinde hissettiğini söyledi. Çerkezoğlu, “Biliyoruz ki çocuklarını koruyamayan bir ülke geleceğini de koruyamaz. Kadına yönelik şiddetin, kadın cinayetlerinin arttığı bir ülke çocuklarının geleceğini koruyamaz” diye konuştu.

Yoksuldan alıp zengine veren bu düzenden hesap sormak için alanlara çıktıklarını vurgulayan Çerkezoğlu, “Herkesi asgari ücrete, herkesi asgari emekli maaşına, herkesi asgari bir yaşama mahkum etmeye çalışanlardan hesap sormak için bir aradayız” dedi.

Türkiye işçi sınıfının bugün yaşadığı sorunların ilk adımlarının 12 Eylül 1980 darbesinden sonra atıldığına işaret eden Çerkezoğlu, “Adını doğru koyalım bugün yaşadığımız bu ağır tablo, bu işsizlik, bu yoksulluk, bu hayat pahalılığı tesadüf değil. Ülkeyi yöneten iktidarın ekonomi kurmaylarının, o sık sık değişen maliye bakanlarının beceriksizliği ve iş bilmezliği değil. 22 yıldır ülkeyi yöneten iktidarın tercihlerinin sonuçlarını yaşıyoruz. 22 yıldır ülkeyi yöneten AKP’nin sınıfsal ve siyasal tercihlerinin sonucudur. Oysa tam tersi mümkün. Yeter ki tercihler değişsin. Yeter ki gelirde, vergide, ülkede adalet sağlansın” diye konuştu.

“Bu düzenin bütün çarkları yoksulu daha yoksul, zengini daha zengin yapmak için dönüyor” diyen DİSK Başkanı Çerkezoğlu, geçtiğimiz günlerde açıklanan orta vadeli programda yer alan öngörülerin de bunu kanıtladığını söyledi. Çerkezoğlu, “Orta vadeli program dediğimiz hükümetin önümüzdeki 3 yılda yapacaklarının özeti. Orta vadeli programda hayat pahalılığı var. Orta vadeli programda daha düşük büyüme var. Yani daha fazla işsizlik var. Orta vadeli programda enflasyonu düşürmek için asgari ücret başta olmak üzere bütün ücretleri baskılamak var.

Tutturmuşlar bir yalan. Enflasyonun nedeni ücretlermiş. Koca bir yalan arkadaşlar, koca bir yalan. Türkiye’de enflasyonun nedeni işçinin, emekçinin ücreti değil. Enflasyonun nedeni dolarizasyon. Şirketlerin, bankaların aşırı kârları, arz problemleri. Ülkeyi üretimden koparmak enflasyonun nedeni. ‘Ücretleri baskılayarak enflasyonu düşüreceğiz’ dediler. Asgari ücrete ara zam yapmadılar. Ne oldu? Milyonları açlıkla yüz yüze bıraktılar. Ama enflasyon hedeflerini 8 puan yükseltmek zorunda kaldılar” dedi.

Orta vadeli programda işçi sınıfı açısından bir diğer riskind e kıdem tazminatının kaldırılması olduğuna işaret eden DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:

“Diyorlar ki ‘2024 yılı sonuna kadar emekli olun. 2025’te emekli olursanız yüzde 35 daha az emekli maaşı alırsınız.’ Böyle bir şey olur mu? Orta vadeli programda bir tuzak var. Tamamlayıcı emeklilik sistemini getireceklermiş. Biz bu tuzakları daha önce de gördük. Tamamlayıcı emeklilik sistemi adı altında Türkiye işçi sınıfının 90 yıllık kazanımı olan kıdem tazminatını ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Bugün buradan Mersin’den sesleniyoruz: Asla aklınızdan geçirmeyin, asla teslim olmayacağız. Kıdem tazminatımıza sonuna kadar sahip çıkacağız. Ölmek var dönmek yok, tazminatı vermek yok.”

Paylaşın

AK Parti’nin Torpilli Tayfasında “Maaş” Çekişmesi

İstisna kadrolarla hızlı şekilde kamuya geçiş yapan AK Parti’nin torpilli tayfasının, “Bize bu vaat edilmemişti, A kurumuna yerleşenler bizden fazla maaş alıyorlar” diye yakındığı öne sürüldü.

Bu kadroların, daha yüksek maaşla başka bir kamu kurumuna geçme yarışında oldukları da iddia edildi.

Gazete Pencere yazarı Nuray Babacan, son yıllarda kamu sektöründe yaşanan liyakatsizlik ve torpil skandallarının, FETÖ’nün terör örgütü olarak tanınmasının ardından daha da belirginleştiğini yazdı.

Babacan, “FETÖ’nün terör örgütü olduğu geç de olsa görüldükten sonra ortaya çıkan ‘altın nesil’ projesinin, nasıl şekil ve biçim değiştirdiğini gösteren ilginç örnekler anlatılıyor. Liyakatsizlik, torpil ve ayrımcılık kamu atamalarında çok konuşulurken, ‘akademik kadro ilanlarının tek bir kişiyi işaret ederek hazırlanması’ gibi garabetler sıradanlaştı. Siyasi kulislerde gün geçmiyor ki, buna benzer deformasyon örnekleri aktarılmasın…” ifadelerini kullandı.

“Öncelikle işin tuhaflığından başlayalım. Kamu kurumlarında çalışan ve son 20 yıl içerisinde oluşturulan kadrolar arasında acayip bir çekişme var. Bu torpilliler arasında yaşanıyor. Üstelik bunu yıllar önce hakkıyla göreve gelen insanların önünde açıktan yapıyorlar” diye yazan Babacan, şunları kaydetti:

“Aktarılanlara göre, çoğu oluşturulan istisna kadrolarla hızlı şekilde kamuya geçiş yapan bu torpilli tayfası, ‘Bize bu vaat edilmemişti, A kurumuna yerleşenler bizden fazla maaş alıyorlar’ diye yakınabiliyor. Bu AK Partililerin yakını olmakla övünen kadroların, daha yüksek maaşla bir başka kamu kurumuna geçme yarışında olduklarını da aktaralım.

Arkadaş ve akraba kayırma olarak tanımlanan nepotizmin örneklerinin sık sık yaşandığı ve şikayet konusu olarak siyasilere ulaştırıldığı yerler arasında TRT, Anadolu Ajansı, THY, bakanlıklara bağlı kuruluşlar ile üniversiteler çokça konu ediliyor. Bir de yönetim kurulları var ki; taliplisi çok fazla. Tabi, torpil için doğru isme ulaşmak gerekiyor. Her siyasinin elinin uzandığı kurum değişiyor. Son dönemde en etkin isimler sarayda bulunuyor.

Bir de ortaklar arasında paylaşım var. Aktarılanlara göre, özellikle yargı ve emniyeti ilgilendiren atamalarda Cumhur İttifakı’nın küçük ortağı MHP’nin istekleri görmezden gelinemiyor. Bu AK Partililerin akraba ve çocuklarının kollanmasının ötesinde bir operasyon.”

Sistemin nasıl işlediğini de aktaran Babacan, şunları kaydetti: “Kamuda eleman alımının mülakat aşamasında, AK Partili siyasilerin hemen hepsi üç-beş isimden oluşan listeleri ilgili bürokrata gönderiyor. Mülakatta avantaj yaratmak için müdahale edilmesi isteniyor. İstekler, bazen o kadar ileri gidiyor ki; bırakın yazılı sınavda 80-90 puan almayı baraj olan 65 puanının altında olanlardan isimler geliyor. İncelemelerde halen FETÖ bağlantıları olanların çıktığı aktarılıyor.”

“Başarılı olanların hakkının yenilmesinin organize hali olan bu durum, iktidar partisinin seçimlerdeki oy kaybının en temel nedenlerinden biri olarak ilk üçe girdi” değerlendirmesini yapan Babacan, bu nedenle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘kamuya işe alımlarda mülakatı kaldıracağız’ sözlerinin seçim kampanyasına girdiğini ancak verilen sözlerin tutulmadığını belirtti.

Paylaşın