Nureddin Nebati’nin Mağazaları Birer Birer Kapanıyor

Nureddin Nebati’nin bakanlık yaptığı dönemde 13 yeni şube açan B&G Store Mağazacılık, son iki yılda ciddi bir daralma sürecine girdi. Şirket, 2023 ve 2024 yıllarında 4’er mağazasını kapatırken, 2025’in ilk dört ayında da 3 şube kapanışı gerçekleştirdi.

2 Aralık 2021’de Lütfi Elvan’ın yerine Hazine ve Maliye Bakanı olan Nureddin Nebati, 4 Haziran 2023’e kadar bu görevde kaldı.

“Ekonomi gözlerdeki ışıltıdır” sözleriyle akıllara kazanan eski Eski Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin aile şirketi ekonomik krizin etkisiyle küçülmeye gitti. Nebati’nin şirketi, 2023 yılından bu yana 11 mağazasını kapattı.

Sözcü gazetesinden Deniz Ayhan’ın haberine göre, bakanlığı döneminde 13 yeni şube açan B&G Store Mağazacılık, son iki yılda ciddi bir daralma sürecine girdi. Şirket, 2023 ve 2024 yıllarında 4’er mağazasını kapatırken, 2025’in ilk dört ayında da 3 şube kapanışı gerçekleştirdi.

2 Aralık 2021’de Lütfi Elvan’ın yerine Hazine ve Maliye Bakanı olan Nureddin Nebati, 4 Haziran 2023’e kadar görevde kaldı. Bakanlık yaptığı dönemde, aile şirketi B&G Store 13 yeni şube açarak büyüme eğilimi gösterdi.

Ancak ekonomik sıkıntılar şirketi de vurdu. Bakanlık sonrası süreçte, yeni şube açılışları durma noktasına geldi. 2023’ten bu yana yalnızca 2 şube açılabilirken, 2025’te hiç yeni şube açılmadı.

Kapanan şubeler: Eyüp, İstiklal, Laleli…

B&G Store’un kapanan şubeleri arasında dikkat çeken bazı lokasyonlar şunlar:

3 Eylül 2024 – İstanbul Havalimanı Terminal Şubesi
3 Ekim 2024 – Ataköy Şubesi
4 Ekim 2024 – Meydan AVM Şubesi
11 Aralık 2024 – İstanbul Havalimanı İç Hatlar Şubesi
14 Ocak 2025 – Eyüp Şubesi
15 Ocak 2025 – İstiklal Caddesi Şubesi
30 Nisan 2025 – Laleli Şubesi

Paylaşın

Türkiye, En Yüksek Enflasyona Sahip 6. Ülke

TÜİK’in açıkladığı nisan ayı enflasyon verilerini değerlendiren Prof. Dr. Hakan Kara, IMF verilerine dayanan bir grafik paylaşarak Türkiye’nin dünyadaki en yüksek 6. enflasyona sahip ülke olduğunu hatırlattı.

Haber Merkezi / Ekonomist İris Cibre ise, Merkez Bankası’nın yıl sonu yüzde 29’luk üst bant beklentisini tutturabilmesi için “Mayıs ayından itibaren aylık enflasyonun 1,63 seviyesine inmesi gerektiğini” vurgulayan Cibre, “Artık sert iniş senaryosunu konuştuğumuzdan, acı bir şekilde mümkün hale geldi” ifadesini kullandı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) yıllık yüzde 37,86, aylık yüzde 3,00 arttı. TÜFE’deki değişim 2025 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 3,00 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 13,36 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 37,86 artış ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 48,73 artış olarak gerçekleşti.

En yüksek ağırlığa sahip 3 ana harcama grubunun yıllık değişimleri; gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 36,09 artış, ulaştırmada yüzde 22,76 artış ve konutta yüzde 74,07 artış oldu. İlgili ana grupların yıllık değişime olan etkileri ise gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 9,21, ulaştırmada yüzde 3,84 ve konutta yüzde 9,98 oldu.

Enflasyon Araştırma Grubu’nun (ENAG) açıkladığı Nisan ayı verilerine göre ise, tüketici fiyat endeksi aylık yüzde 4,46, yıllık yüzde 73,88 olarak gerçekleşti. ENAG hesaplamasına göre alt gruplarda en yüksek enflasyon yüzde 9,67 ile haberleşme grubunda gerçekleşti. Bu grubu, yüzde 9,51 ile çeşitli mal ve hizmetler grubu izledi. Lokanta ve oteller grubunda ise enflasyon oranı yüzde 7,68 olarak gerçekleşti.

TÜİK’in açıkladığı verileri değerlendiren Prof. Dr. Hakan Kara, IMF verilerine dayanan bir grafik paylaşarak Türkiye’nin dünyadaki en yüksek 6. enflasyona sahip ülke olduğunu hatırlattı. Kara, “Düşüşe rağmen sıralamamız 90’lı yıllardaki gibi. Gidilecek daha çok yol var” dedi.

Ekonomist İris Cibre, enflasyonun beklentilerin hafif altında gelmesine dikkat çekerek “Muhtemelen kur geçişkenliği etkisi gerçekten düşmüş. Don ve maliyet artışları Mayısa kalmış görünüyor” değerlendirmesinde bulundu. Merkez Bankası’nın yıl sonu yüzde 29’luk üst bant beklentisini tutturabilmesi için “Mayıs ayından itibaren aylık enflasyonun 1,63 seviyesine inmesi gerektiğini” vurgulayan Cibre, “Artık sert iniş senaryosunu konuştuğumuzdan, acı bir şekilde mümkün hale geldi” ifadesini kullandı.

Prof. Dr. Fatih Özatay da benzer bir uyarıda bulundu. “Programın başlamasından bu yana geçen 23 ayda hala aylık enflasyon %3 (Nisan)” diyen Özatay, yüzde 24’lük yıl sonu hedefi için geri kalan aylarda enflasyonun her ay en fazla yüzde 1,1 olması gerektiğini, yüzde 29’luk üst sınır için bile bu rakamın yüzde 1,6’yı geçmemesi gerektiğini belirtti.

Bir diğer dikkat çekici değerlendirme ise Prof. Dr. Şenol Babuşcu’dan geldi. Babuşcu, 2025’in ilk dört ayında TÜİK ve ENAG verileri arasındaki farkın yüzde 8,07’ye çıktığını ortaya koydu. TÜİK’e göre dört aylık kümülatif enflasyon yüzde 13,36 iken, İstanbul Ticaret Odası (İTO) verisi yüzde 16,24, ENAG verisi ise yüzde 21,43 olarak ölçüldü. Yıllık bazda ise TÜİK yüzde 37,86, İTO yüzde 47,21, ENAG ise yüzde 73,88 oranında enflasyon açıkladı. Babuşcu, “ENAG ile TÜİK arasındaki fark yıllıkta neredeyse iki kata yakın” dedi.

Paylaşın

Prof. Dr. Selva Demiralp: Merkez Bankası Havlu Attı

Ekonomist Prof. Dr. Selva Demiralp, Merkez Bankası’nın, para politikası üzerindeki baskılara dikkat çekerek, “TCMB, ‘rasyonel politikalar ancak rasyonel bir zeminde uygulanabilir’ deyip havlu atıyor” dedi.

Ekonomi yönetimi, 2023’ün ortalarından itibaren “rasyonel zemine dönüş” mottosuyla parasal sıkılaştırma adımlarını birer birer hayata geçirirken, kredi arzı yavaşladı, iç talep daraltıldı ve reel sektör üzerindeki finansman baskısı arttı.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Türk lirasına geçişi hızlandırmak ve finansal istikrarı desteklemek amacıyla makroihtiyati çerçevede yeni düzenlemelere gitti.

Makroekonomi ve para politikaları üzerine çalışmalarıyla bilinen ekonomist Prof. Dr. Selva Demiralp, alınan son kararları, sosyal medya hesabı üzerinden değerlendirdiği:

“TCMB, rasyonel politikalar ancak rasyonel bir zeminde uygulanabilir diyip havlu atıyor. Bankacılık sektörünün uzunca bir süredir sıktığı kemer iyice daralıyor. Siyasi krizin ekonomik hasarının kalıcı ve beklenenden çok daha büyük olduğu teyid ediliyor.

Esas soru: Neredeyse iki yıldır kemer sıkmanın ağır maliyetiyle boğuşan, kapsamlı bir programdan yoksun olduğu için fazla ilerleme kaydedemeyen ve tüm yükü para politikasına bindiren Türkiye ekonomisi, bu ikinci sıkılaşma dalgasından nasıl çıkacak?”

Paylaşın

Trafik Cezalarına Yüzde 44 Zam

Trafik cezalarına yüzde 44 zam gelirken, en düşük ceza 993 lira, en yüksek ceza ise 47 bin 842 lira olarak belirlendi. Yıl sonunda trafik cezası gelirlerinin 100 milyar lirayı aşabileceği öngörülüyor.

Ayrıca hız ve kırmızı ışık ihlalleri gibi temel trafik suçlarında cezaları artıracak yeni bir düzenleme de yolda.

Emniyet Genel Müdürlüğü ve İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre, 2024 yılının ilk üç ayında trafik cezası sayısında dikkat çeken bir artış yaşandı. Geçen yılın aynı döneminde 5 milyon 182 bin olan ceza sayısı, bu yıl yüzde 59 oranında artarak 8 milyon 224 bin 885’e çıktı.

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın açıklamasına göre, 1 Ocak-24 Nisan arasında hız ihlali nedeniyle 2 milyon 126 bin 384 işlem yapılırken, Elektronik Denetleme Sistemleri (EDS) aracılığıyla ise 1 milyon 992 bin 787 ceza kesildi.

Nefes Gazetesi’nde yer alan habere göre, 2025 yılı itibarıyla trafik cezalarına yüzde 44 oranında zam geldi. En düşük ceza tutarı, emniyet kemeri takmayan sürücüler için 993 TL olarak belirlenirken, hız sınırını aşan sürücüler için kesilen cezalar 2.168 TL ile 9.268 TL arasında değişiyor.

Uyuşturucu madde etkisinde araç kullananlara uygulanan en yüksek ceza ise 47.842 TL’ye ulaştı. Bunun yanında, sahte plaka kullanan sürücüler 46.302 TL, alkollü araç kullananlar ise 9.281 TL ile 18.678 TL arasında değişen cezalarla karşı karşıya kalıyor.

2024 yılında toplam 64 milyar 352 milyon TL trafik cezası kesilirken, 2025 yılı için hedeflenen ceza geliri 68 milyar TL olarak belirlendi. Ancak yılın ilk çeyreğindeki hızlı artış, bu rakamların aşılabileceğine işaret ediyor.

Özellikle yaz aylarında trafik ihlallerinin ve buna bağlı cezaların artması beklendiği için, yıl sonunda toplam trafik ceza gelirlerinin 100 milyar TL’yi aşabileceği öngörülüyor. İlk üç aydaki yüzde 59’luk artışın yıl geneline yayılması durumunda, ceza sayısının 45 milyonu geçebileceği ifade ediliyor.

Yeni düzenleme yolda

Öte yandan, trafik cezalarına ilişkin yeni bir düzenleme hazırlığının sürdüğü biliniyor. Tasarı kapsamında; hız aşımı, kırmızı ışık ihlali, şerit ihlali ve hatalı sollama gibi temel trafik suçlarında cezaların daha da ağırlaştırılması planlanıyor.

Ayrıca, aynı türden ihlallerin zincirleme şekilde tekrarlanması halinde ‘arttırıcı sebep’ uygulanarak ceza miktarlarının daha da yükselmesi gündemde yer alıyor.

Paylaşın

IMF, Türkiye İçin Büyüme Tahminini Yüzde 2,7’ye Yükseltti

IMF, Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 2,7, gelecek yılda yüzde 3,2 büyümesinin beklendiğini açıkladı. IMF, bir önceki tahmininde Türkiye’nin 2025 büyüme tahminini yüzde 2,6 olarak açıklamıştı.

Haber Merkezi / Uluslararası Para Fonu (IMF), Nisan 2025 Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nu yayımladı. IMF, küresel büyüme tahminini 2025 yılı için yüzde 3,3’ten yüzde 2,8’e indirdi.

Küresel ekonomik büyümenin 2026 yılında ise yüzde 3 olacağını öngören IMF, önümüzdeki seneye ilişkin tahminini de böylece 0,3 puan düşürmüş oldu.

IMF, Ocak ayında yayımladığı raporunda 2025 ve 2026 yıllarında yüzde 3,3 büyüme öngörüyordu. IMF, 2024 yılında da yüzde 3,3 küresel ekonomik büyüme hesaplamıştı.

IMF, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nda Türkiye ekonomisine ilişkin büyüme tahminleri de yukarı yönlü revize edildi.

IMF, Türkiye’nin 2025 yılı büyüme tahminini yüzde 2,6’dan yüzde 2,7’ye yükseltirken, 2026 yılı büyüme tahminini de yüzde 3,2 olarak sabit tuttu.

IMF, Türkiye için 2025 yılı için enflasyon beklentisini yüzde 33’ten yüzde 35,9’a çıkarırken, 2026 yılı için beklentisini yüzde 22,8 olarak belirledi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, şubat ayında yılın ilk enflasyon raporu sunumunda 2025 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 21’den yüzde 24’e yükselttiklerini bildirmişti.

Paylaşın

Vatandaşın Bankalara Borcu 4,3 Trilyon Lirayı Aştı

İktidar ekonomide pembe tablolar çizmeye devam ederken, vatandaşın banka borçları 28 Mart – 4 Nisan arasındaki haftada, 49,7 milyar lira artarak 4 trilyon 329 milyar liraya kadar yükseldi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek, sosyal medya hesabı üzerinden ekonomiye dair açıklamalarda bulundu. Gökan Zeybek, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Ekonomide kara delik açıldı. Sandık tek çare. Vatandaşın banka borçları 4,3 trilyonu geçti. Vatandaşların, bankalar ve finans kuruluşlarına olan bireysel kredi ve kredi kartı borçları, 28 Mart – 4 Nisan günleri arasındaki haftada, artan kredi faizlerine rağmen 49,7 milyar lira artarak 4 trilyon 329 milyar liraya kadar yükseldi. Takipteki 4 milyon kişi yıllardır borcunu ödeyemiyor.

Hem bankalar ve finans kuruluşları hem varlık yönetim şirketleri tarafından takip edilenler tek kişi sayıldığında takipteki toplam vatandaş sayısı 3 milyon 998 bin 602’yi buluyor.

“Bankalar rekor gelir sağladı”

Halk battı, banka çıktı. Artan hayat pahalılığı karşısında geliri yetersiz kalan yurttaş, yüksek faiz oranlarına rağmen banka kredilerine yönelmek zorunda kaldı. Bankalar da hem yüksek faizden hem de batık kredilerden rekor gelir sağladı. Batık kredilerden sağlanan faiz geliri, yılın ilk iki ayında yüzde 181,3 oranında artarak 13 milyar 980 milyon liraya ulaştı.

Dolarizasyon:19 Mart darbesiyle birlikte hem vatandaşlar hem şirketlerden dövize yoğun bir talep geldi. Söz konusu üç haftada döviz cinsinden mevduatlar da 12 milyar dolar artarak 216 milyar dolara kadar çıktı.

Üç ayda en az 455 bin işçi işinden çıkarıldı. Bu yılın ilk üç aylık döneminde en az 455 bin 574 kişi işvereni tarafından işinden çıkarıldığı için işsizlik ödeneği alabilmek umuduyla İşsizlik Sigortası Fonuna başvurdu.

İşsizin parası nereye harcanıyor. Bu yılın ilk üç ayında İşsizlik Sigortası Fonundan toplam 61,5 milyar lira harcama yapıldı. Bu harcamanın yalnızca 21,8 milyar lirası işsizlik ödeneği alanlara yapılan ödemeler ile bunlar adına yapılan genel sağlık sigortası primi ve damga vergisi ödemelerinden oluştu.

“İcra dairelerine 2,9 milyon yeni dosya geldi”

İcra dairelerine 2,9 milyon yeni dosya geldi. İcra dairelerine 1 Ocak – 12 Nisan günleri arasında UYAP üzerinden gelen yeni dosya sayısı 2024 yılının aynı dönemine göre yüzde 4,6 oranında artarak 2 milyon 900 bin oldu.

Emeklilik yaşı sefalet çağı oldu. Yaşlılık aylığı alan her 6 emekliden biri çalışmak zorunda. 60 yaş üstü yurttaşların İŞKUR’a kayıtlı işsiz sayısı arttı. İŞKUR’a kayıtlı işsizlerin 30 bin 367’sini 60 yaş ve üzerindeki işsizler oluşturdu. Bu sayı geçen yılın mart ayında 28 bin 510 kişiydi. Üstelik toplam işsiz sayısı azalırken 60 yaş ve üzerindeki başvuruda artış yaşandı. Ocak-mart döneminde 60 ve üzeri yaştaki 3 bin 640 kişi İŞKUR aracılığıyla işe yerleştirildi.”

Paylaşın

Tarımda Üretici Enflasyonu Yüzde 31,54

Tarımda üretici enflasyonu mart ayında bir önceki aya göre yüzde 6,91, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 12,81, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 31,54 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 40,17 arttı.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi (Tarım-ÜFE) Mart 2025 verilerini açıkladı.

Buna göre; Tarımda üretici enflasyonu mart ayında bir önceki aya göre yüzde 6,91, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 12,81, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 31,54 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 40,17 arttı.

Sektörlerde bir önceki aya göre, tarım ve avcılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 7,36, ormancılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 2,36 artarken, balık ve diğer balıkçılık ürünleri; su ürünleri; balıkçılık için destekleyici hizmetlerde yüzde 2,27 azaldı.

Ana gruplarda bir önceki aya göre, tek yıllık (uzun ömürlü olmayan) bitkisel ürünlerde yüzde 9,61, çok yıllık (uzun ömürlü) bitkisel ürünlerde yüzde 11,30 ve canlı hayvanlar ve hayvansal ürünlerde yüzde 3,07 arttı.

Yıllık değişimin en yüksek olduğu alt grup yüzde 171,38 ile turunçgiller, aylık değişimin en yüksek olduğu alt grup yüzde 29,64 ile diğer ağaç ve çalı meyveleri ile sert kabuklu meyveler oldu.

Paylaşın

Türkiye, Konut Fiyatlarının Maaşlara Göre En yüksek Olduğu Ülke

İktidar ekonomide pembe tablolar çizmeye devam ederken, veriler yaşanan ekonomik krizin derinliğini tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. 2024 yılında konut fiyatlarının maaşlara oranla en yüksek olduğu ülke Türkiye oldu.

2024 yılı, dünya genelinde konut piyasasında yaşanan dalgalanmalar ve yüksek faiz oranları nedeniyle ev sahibi olmanın giderek zorlaştığı bir yıl oldu. Konut fiyatlarındaki artış, özellikle gelişmekte olan ülkelerde vatandaşların alım gücüyle kıyaslandığında daha belirgin bir krizi ortaya koydu.

Uluslararası veri platformu Numbeo’nun 10 Eylül 2024 verilerinden yararlanarak BestBrokers tarafından hazırlanan analiz, konut fiyatlarının maaşlara oranla ne kadar erişilebilir olduğunu ortaya koydu.

Türkiye, bu çarpıcı tabloda ilk sıraya yerleşerek 2024’te konutun en erişilemez olduğu ülke olarak öne çıktı.

Analiz, ülkelerdeki konutların metrekare bazında ABD doları cinsinden fiyatları ile ortalama yıllık maaşlar karşılaştırılarak hazırlandı. Gelir-konut fiyatı oranının hesaplandığı sıralamada Türkiye, yüzde 81,45’lik oranla listenin en üst sırasında yer aldı. Bu oran, Türkiye’deki bir bireyin yıllık gelirinin neredeyse tamamını bir konutun sadece bir bölümünü satın almak için harcaması gerektiğini gösteriyor.

Yani bir Türkiye vatandaşının ortalama bir konut satın alabilmesi için neredeyse bir ömür boyu çalışması gerektiği anlamına geliyor. Artan döviz kurları, inşaat maliyetlerindeki yükseliş, yüksek faizli mortgage kredileri ve düşük gelir düzeyleri bu tablonun başlıca nedenleri olarak öne çıkıyor.

Ekonomim’de yer alan habere göre; listenin ikinci sırasında yüzde 59,04’lük oranla Nepal yer alırken, Hindistan yüzde 49,86 ile üçüncü sıraya yerleşti. Bu ülkeleri sırasıyla Endonezya, Ermenistan, Güney Kore, Peru, Dominik Cumhuriyeti, Brezilya ve Şili izledi.

Bu durum, yüksek yaşam standartlarıyla bilinen gelişmiş ülkelerde konut fiyatlarının pahalı olmasına rağmen gelir düzeylerinin yüksek olması sayesinde konutun daha ulaşılabilir olduğunu gözler önüne seriyor.

Araştırmanın dikkat çekici yönlerinden biri, en pahalı konutların bulunduğu ülkelerin aynı zamanda “erişilemez konut” listesinde yer almaması. Çünkü konutun erişilebilirliğinde belirleyici olan tek unsur fiyat değil; maaş düzeyiyle doğrudan ilişkilendirilen satın alma gücü.

Türkiye örneğinde ise, konut fiyatları her ne kadar bazı gelişmiş ülkelere göre daha düşük görünse de, alım gücünün zayıflığı ve yüksek enflasyon konutu erişilemez hale getiriyor.

Paylaşın

“Korku Endeksi” Nedir Ve Nasıl Çalışır?

“Korku Endeksi” olarak bilinen kavram, genellikle finans dünyasında kullanılan “VIX Endeksi”ni ifade eder. “Korku Endeksi” piyasanın nabzını tutan bir termometre gibidir.

Haber Merkezi / Yatırımcılar “Korku Endeksi”ni, riskleri değerlendirmek ve stratejilerini buna göre ayarlamak için kullanır.

Resmi adıyla CBOE Volatilite Endeksi (Chicago Board Options Exchange Volatility Index), piyasalardaki belirsizlik ve korku seviyesini ölçen bir göstergedir.

Yatırımcılar arasında “korku endeksi” olarak anılmasının sebebi, piyasadaki dalgalanma (volatilite) beklentilerinin artmasıyla genellikle paniğin veya güvensizliğin yükselmesi arasında bir bağ kurulmasıdır.

VIX, S&P 500 Endeksi’nin (ABD’deki en büyük 500 şirketin hisse senetlerini kapsayan bir endeks) gelecek 30 gün içindeki beklenen volatilitesini ölçer. Bu hesaplama, S&P 500’ün opsiyon fiyatlarından (özellikle alım ve satım opsiyonlarından) türetilir.

Endeks değeri yükseldiğinde, yatırımcıların piyasada daha fazla dalgalanma beklediği ve risk algısının arttığı anlamına gelir. Düşük bir VIX ise piyasanın sakin ve iyimser olduğunu gösterir.

Genelde VIX 20’nin altındaysa piyasa sakin kabul edilir. 30’un üzerine çıktığında ise “korku” veya belirsizlik artıyor demektir. Tarihi zirveler (örneğin 2008 finans krizi veya 2020 pandemi başlangıcı) 80’lere kadar ulaşmıştır.

VIX genellikle S&P 500 ile ters orantılıdır. Yani hisse senetleri düşerken VIX yükselir, piyasalar yükselirken VIX düşer.

VIX’e doğrudan yatırım yapılamaz, ama VIX vadeli işlemleri veya ETF’ler üzerinden bu endeksten faydalanılabilir.

Paylaşın

Elektrikte Her 100 Liranın 71 Lirası Dağıtım Şirketinin Kasasına

Elektrik faturalarında dağıtım bedelinin payı son dört yılda yüzde 31’den yüzde 71’e çıktı. Başka bir ifadeyle elektrik için ödenen her 100 liranın 71 lirası dağıtım şirketinin kasasına gidiyor.

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) 5 Nisan 2025 itibarıyla yürürlüğe giren yeni tarifesi, konut aboneleri için elektrik faturalarının yapısında ciddi bir dönüşüme yol açtı. Buna göre, konut abonelerinin elektrik faturasındaki enerji bedelinin payı yüzde 19’a kadar gerilerken, dağıtım bedelinin payı yüzde 71’e yükseldi.

Son dört yılda, konutlarda tüketilen 1 kWh elektrik için uygulanan enerji birim fiyatı yüzde 24,5 oranında artarken, dağıtım bedelinde artış yüzde 642,2 gibi rekor bir seviyeye ulaştı. Bu fark, tüketicilerin faturalarında giderek artan bir şekilde enerji tüketiminden çok altyapı hizmetine ödeme yaptığını ortaya koydu.

Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) verilerine göre, dört kişilik bir ailenin aylık asgari 230 kWh elektrik tüketimi baz alındığında, bu kullanım için 2021 Nisan ayında ödenen fatura 183,4 TL iken, aynı tüketim için 2025 Nisan’ında ödenecek tutar 595,8 TL’ye ulaştı.

Bu faturada yalnızca 113,6 TL’si enerji tüketiminden, 422,3 TL’si ise dağıtım bedelinden oluşuyor. Geriye kalan 59,8 TL ise vergi ve çeşitli fonlardan kaynaklanıyor. Böylece yeni tarifeye göre faturanın:

Yüzde 70,9’u dağıtım bedeli,
Yüzde 19,1’i enerji bedeli,
Yüzde 10’u ise vergi ve fonlardan oluşuyor.

EPDK’nın belirlediği yeni tarifeye göre, konutlarda günlük 8 kWh üzeri tüketim yapan abonelere uygulanan yüksek kademe enerji bedeli 1,391 TL’den yüzde 16,1 artışla 1,615 TL’ye yükseldi. Daha çarpıcı artış ise dağıtım bedelinde yaşandı. Konut aboneleri için 1,365 TL olan dağıtım birim bedeli yüzde 34,5 artışla 1,836 TL’ye çıkarıldı.

Enerji uzmanları, bu artışlarla birlikte elektrik faturalarının büyük kısmının artık enerji üretimine değil, dağıtım şirketlerinin altyapı hizmetlerine ödendiğine dikkat çekiyor. Elektrik Mühendisleri Odası’ndan yapılan değerlendirmede, son artışın sosyal adalet açısından da endişe verici boyutlara ulaştığı vurgulandı.

Özellikle dar gelirli haneler açısından enerjiye erişim maliyetinin bu denli yükselmesinin, enerji yoksulluğu riskini artırabileceği ifade ediliyor.

Paylaşın