Küresel Sermayenin Gölgesinde Yerel Ekonomiler

Küresel sermaye yerel ekonomilere gerçekten kalkınma mı getiriyor, yoksa yalnızca kapitalizmin sınır tanımayan genişleme hikâyesinin yeni bir bölümünü mü yazıyor? Bu sorunun yanıtı, ekonomik veriler kadar, hangi perspektiften baktığımıza da bağlı.

Haber Merkezi / Küreselleşmenin en görünür aktörlerinden biri olan çok uluslu şirketler, bugün dünyanın neredeyse her köşesinde faaliyet gösteriyor. Gelişmekte olan ülkeler açısından bu şirketler çoğu zaman yatırım, istihdam ve teknoloji transferi gibi vaatlerle karşılanıyor. Ancak bu tabloya Marksist bir perspektiften bakıldığında, ortaya çıkan manzara çok daha karmaşık ve eleştirel bir değerlendirmeyi gerektiriyor.

Marksist ekonomi politik açısından çok uluslu şirketler, kapitalizmin küresel ölçekte genişleme arzusunun somut araçlarıdır. Bu şirketler yalnızca yeni pazarlar aramakla kalmaz, aynı zamanda ucuz emek gücüne, doğal kaynaklara ve zayıf düzenleyici mekanizmalara ulaşmak için sınırları aşar. Yerel ekonomilere girerken sundukları yatırım ve istihdam söylemi, çoğu zaman üretim ilişkilerinin yeniden düzenlenmesini ve yerel ekonominin küresel sermayeye bağımlı hale gelmesini beraberinde getirir.

Marks’a göre kapitalist üretim sistemi, artı değerin sürekli olarak büyütülmesi üzerine kuruludur. Çok uluslu şirketler de bu mantığın en gelişmiş biçimini temsil eder. Gelişmekte olan ülkelerde üretim maliyetlerinin düşüklüğü, emek piyasasının esnekliği ve devlet teşvikleri, bu şirketler için önemli avantajlar yaratır. Ancak bu durum çoğu zaman yerel iş gücünün düşük ücretlere razı edilmesi, sendikal hakların zayıflatılması ve çalışma koşullarının esnekleştirilmesi anlamına gelir.

Yerel üreticiler açısından da tablo çoğu zaman parlak değildir. Küresel sermayenin sahip olduğu finansal güç, teknoloji ve marka avantajı, küçük ve orta ölçekli yerel işletmelerin rekabet şansını önemli ölçüde azaltır. Sonuç olarak yerel ekonomi giderek daha fazla dışa bağımlı hale gelir; üretim kararları, yatırım stratejileri ve hatta tüketim alışkanlıkları küresel şirketlerin belirleyiciliği altında şekillenir.

Marksist eleştirinin bir diğer önemli noktası da elde edilen kârın dağılımıdır. Çok uluslu şirketler faaliyet gösterdikleri ülkelerde üretim yaparken, elde edilen kârın önemli bir bölümü şirket merkezlerinin bulunduğu ülkelere aktarılır. Bu durum yerel ekonomilerde yaratılan değerin önemli bir kısmının dışarıya taşınması anlamına gelir. Böylece gelişmekte olan ülkeler çoğu zaman ucuz emek ve kaynak sağlayan üretim alanları olarak kalırken, asıl sermaye birikimi merkez ülkelerde yoğunlaşır.

Elbette çok uluslu şirketlerin tüm etkilerini tek boyutlu bir çerçevede değerlendirmek mümkün değildir. Bazı durumlarda teknoloji transferi, yeni üretim teknikleri ve ihracat olanakları gibi olumlu sonuçlar da ortaya çıkabilir. Ancak Marksist bakış açısı, bu kazanımların çoğu zaman sermayenin küresel genişleme stratejisinin bir parçası olduğunu ve yerel ekonomilerde yapısal bağımlılık ilişkileri yarattığını vurgular.

Sonuç olarak mesele yalnızca yabancı yatırımın varlığı değil, bu yatırımın hangi koşullarda ve kimin yararına gerçekleştiğidir. Eğer yerel ekonomiler kendi üretim kapasitesini güçlendirecek, emek haklarını koruyacak ve elde edilen değerin toplum içinde daha adil paylaşılmasını sağlayacak politikalar geliştiremezse, çok uluslu şirketlerin varlığı kalkınma vaadinden çok yeni bir bağımlılık ilişkisine dönüşebilir.

Belki de asıl soru şu: Küresel sermaye yerel ekonomilere gerçekten kalkınma mı getiriyor, yoksa yalnızca kapitalizmin sınır tanımayan genişleme hikâyesinin yeni bir bölümünü mü yazıyor? Bu sorunun yanıtı, ekonomik veriler kadar, hangi perspektiften baktığımıza da bağlı.

Paylaşın

Sanayi Üretimi Yüzde 1,8 Azaldı

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı verilere göre; Sanayi üretimi, ocak ayında bir önceki aya göre yüzde 2,, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 1,8 azaldı.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Sanayi Üretim Endeksi Ocak 2026 verilerini yayımladı. Verilere göre, ocak ayında sanayi üretim endeksi, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 1,8 oranında azaldı.

Sanayinin alt sektörleri incelendiğinde, yıllık bazda en belirgin düşüş imalat sanayinde görüldü. Ocak ayında madencilik ve taş ocakçılığı sektörü endeksi geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,8 gerilerken, imalat sanayi endeksi yüzde 2,5 azaldı. Buna karşılık elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi ise yüzde 5,6 artış göstererek sanayi üretimindeki düşüşü sınırlayan tek sektör oldu.

Sanayi üretiminde aylık bazda da gerileme dikkat çekti. Ocak ayında sanayi üretim endeksi bir önceki aya göre yüzde 2,8 oranında azaldı. Alt sektörlere bakıldığında, madencilik ve taş ocakçılığı sektörü endeksi aylık bazda yüzde 2,1 artış kaydetti. Buna karşın imalat sanayi endeksi yüzde 3,4 düşerken, elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi yüzde 1,8 artış gösterdi.

Veriler, özellikle imalat sanayindeki zayıflamanın genel sanayi üretimi üzerinde belirleyici olduğunu ortaya koyarken, enerji üretimindeki artışın düşüşü sınırlı ölçüde dengelediğini gösterdi. Ekonomistler, önümüzdeki aylarda iç talep, ihracat siparişleri ve enerji üretimindeki gelişmelerin sanayi üretiminin seyrinde belirleyici olacağını ifade ediyor.

Paylaşın

Altın Ve Borsa Kazandırdı, Dolar Kaybettirdi

Finans piyasalarında yatırımcıların yüzünü güldüren ve kayıpları minimize eden araçlar belli oldu. Son verilere göre, BIST 100 endeksi ve külçe altın, farklı dönemlerde yatırımcısına en yüksek reel getiriyi sağlayan araçlar olarak öne çıktı.

Haber Merkezi / Mart ayında BIST 100 endeksi, yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) ile indirgendiğinde yüzde 7,61, tüketici fiyat endeksi (TÜFE) ile indirgendiğinde ise yüzde 7,06 oranında yatırımcısına kazandırdı. Aynı dönemde külçe altın Yİ-ÜFE’ye göre yüzde 5,57, TÜFE’ye göre yüzde 5,03 oranında reel getiri sağlarken, mevduat faizi yatırımcıya sınırlı kazanç sunabildi. Amerikan Doları, Euro ve devlet iç borçlanma senetleri (DİBS) ise yatırımcısına kaybettirdi.

Üç aylık değerlendirmede BIST 100 endeksi, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 21,15, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 17,85 oranlarında yatırımcısına en yüksek reel getiriyi sundu. Bu dönemde Amerikan Doları ise en çok değer kaybeden yatırım aracı oldu.

Altı aylık süreçte ise külçe altın yatırımcısına adeta güvenli liman oldu. Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 48,45, TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 42,09 oranlarında kazandıran altın, Amerikan Doları karşısında yatırımcısına kaybettiren araçlar arasında yer aldı.

Yıllık değerlendirmede de tablo benzer şekilde şekillendi. Külçe altın, Yİ-ÜFE’ye göre yüzde 67,25, TÜFE’ye göre yüzde 62,20 oranlarında yatırımcısına en yüksek reel getiriyi sağladı. BIST 100 endeksi ve Euro da yatırımcıya makul kazançlar sunarken, Amerikan Doları yıllık bazda yatırımcısına kaybettirdi.

Finans uzmanları, yatırımcılara portföylerini çeşitlendirerek riskleri minimize etmeleri ve enflasyon karşısında reel getiri sağlayan araçlara yönelmeleri gerektiğini vurguluyor. Özellikle altın ve BIST 100 endeksi, farklı endekslerle kıyaslandığında yatırımcısına hem kısa hem de uzun vadede avantaj sağlıyor.

Paylaşın

Tekstil Sektörü Kan Kaybediyor!

Tekstil ve hazır giyimde kriz derinleşiyor. SGK verilerine göre son üç yılda sektörde istihdam yaklaşık yüzde otuz azalırken, 10 bine yakın fabrika ve atölye faaliyetini durdurdu.

Türkiye’nin ihracat ve istihdam deposu olarak bilinen tekstil ve hazır giyim sektörleri, tarihinin en zorlu dönemlerinden birini geçiriyor. Artan üretim maliyetleri, küresel rekabet baskısı ve finansmana erişim zorlukları, son üç yılın bilançosunu “sektörel bir çöküş” seviyesine taşıdı.

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) verileri, on binlerce çalışanın işsiz kaldığını ve binlerce işletmenin faaliyetlerine son verdiğini ortaya koydu.

Nefesin haberine göre, sektördeki en büyük yıkım istihdam cephesinde yaşandı. 2022 yılı sonunda 1 milyon 222 bin seviyesinde olan toplam sigortalı çalışan sayısı, 2025 yıl sonu itibarıyla 845 bin 904’e geriledi.

Son üç yılda sektördeki her 10 çalışandan 3’ü işini kaybetti.

Sadece hazır giyim kolunda çalışan sayısı 500 bin sınırına kadar çekilerek, son yılların en düşük seviyelerini gördü.

İstihdamdaki düşüşe paralel olarak işletme sayılarındaki azalma, üretim kapasitesinin de ciddi oranda daraldığını kanıtlıyor. 2022 sonunda toplam 64 bin 50 olan iş yeri sayısı, üç yıl içinde 54 bin 114’e düştü.

Kapanan Şirketler: Hazır giyimde son üç yılda 8 bin 93, tekstilde ise 1.843 iş yeri faaliyetini durdurdu.

Yıllık Kayıp: Sadece son bir yıl içinde iki sektörde kapanan şirket sayısı 5 bine yaklaştı. Uzmanlar, kapanan bu işletmelerin çoğunlukla yüksek kapasiteli üretici fabrikalar olduğuna dikkat çekiyor.

Sektördeki daralma dış ticaret verilerine de yansıdı. 2025’in ilk iki ayında 2,7 milyar dolar olan hazır giyim ve konfeksiyon ihracatı, 2026’nın aynı döneminde 2,6 milyar dolara gerileyerek düşüş eğilimini sürdürdü. Türkiye’nin dünya hazır giyim ihracatındaki payının yüzde 6,2 seviyelerine kadar çekilmesi, küresel pazardaki rekabet gücünün zayıfladığını gösteriyor.

Paylaşın

Merkez Bankası, Gıda Fiyatlarındaki Yükselişe Dikkat Çekti

Merkez Bankası (TCMB) şubat ayı fiyat gelişmeleri raporunda, gıda fiyatlarındaki artışa dikkat çekti: Şubat ayında, işlenmemiş gıda fiyatlarında büyük ölçüde sebze ile beyaz et fiyatları öne çıkarken, işlenmiş gıda grubunda özellikle süt ve süt ürünlerinin etkisi belirgin olmuştur.

Haber Merkezi / Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Şubat Ayı Fiyat Gelişmeleri Raporu’nu yayınladı. Rapordan öne çıkan bölümler özetle şöyle:

“Tüketici fiyatları şubat ayında yüzde 2,96 oranında artmış, yıllık enflasyon 0,88 puan yükselişle yüzde 31,53 seviyesinde gerçekleşmiştir. Yıllık enflasyon gıda ile alkol-tütün-altın gruplarında belirgin oranda yükselirken, diğer ana gruplarda gerilemiştir. Bu dönemde aylık tüketici fiyat artışında gıda grubunun etkisi öne çıkmış, nitekim gıda dışı tüketici fiyatlarının artışı yüzde 1,66 oranı ile sınırlı kalmıştır. Şubat ayında, işlenmemiş gıda fiyatlarında büyük ölçüde sebze ile beyaz et fiyatları öne çıkarken, işlenmiş gıda grubunda özellikle süt ve süt ürünlerinin etkisi belirgin olmuştur.

Bu dönemde, gıda fiyatları üzerinde hava koşullarının yanı sıra Ramazan ayına özgü unsurların da etkisi hissedilmiştir. Mevsimsel etkilerden arındırıldığında hizmet enflasyonu haberleşme hizmetleri fiyatlarındaki hızlanmanın da katkısıyla bir önceki aya kıyasla yükselmiştir. Temel mal enflasyonundaki düşük seyrin sürdüğü ve alt gruplar geneline yayıldığı takip edilmiştir. Diğer taraftan, üretici fiyatları şubat ayında yüzde 2,43 artışla yüksek seyretmeye devam etmiş ve yıllık üretici enflasyonu 0,39 puanlık artışla yüzde 27,56 olmuştur. Bu görünüm altında, şubat ayında enflasyonun ana eğilimi yataya yakın seyretmiştir.”

Paylaşın

Enflasyon, ENAG’a Göre Yüzde 54,14, TÜİK’e Göre Yüzde 31,53

Yıllık enflasyon, şubat ayında ENAG’a göre yüzde 54,14, TÜİK’e göre ise yüzde 31,53 oldu. Merkez Bankası’nın 2026 yıl sonu enflasyon tahmini ise yüzde 16 bandında.

Haber Merkezi / Bağımsız Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG), şubat ayı enflasyon verilerini açıkladı. Buna göre; Şubat ayında Tüketici Fiyat Endeksi (E-TÜFE) aylık bazda yüzde 4,01, yıllık bazda ise yüzde 54,14 arttı.

ENAG’a göre ocak ayında enflasyon yüzde 6,32 artmış; son 12 aylık artış ise yüzde 53,42 olarak hesaplanmıştı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ocak ayına ilişkin enflasyon rakamlarını açıkladı. Verilere göre, şubatta enflasyon aylık yüzde 2,96, yıllık yüzde 31,53 oldu.

TÜFE’deki (2025=100) değişim 2026 yılı şubat ayında bir önceki aya göre yüzde 2,96 artış, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 7,95 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 31,53 artış ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 33,39 artış olarak gerçekleşti.

Aylık değişimde de gıda kalemindeki yükseliş dikkat çekti. Şubatta gıda ve alkolsüz içecekler yüzde 6,89 artarken, ulaştırma yüzde 2,58, konut grubu ise yüzde 2,40 yükseldi. Gıdanın aylık enflasyona katkısı 1,71 puan olarak hesaplandı.

Alt harcama gruplarına bakıldığında ise 174 başlıktan 142’sinde artış gerçekleşti, 27’sinde düşüş görüldü, beş alt sınıfta ise değişim olmadı.

En yüksek ağırlığa sahip üç ana harcama grubunun yıllık değişimleri; gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 36,44 artış, ulaştırmada yüzde 28,86 artış ve konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda yüzde 42,33 artış olarak gerçekleşti.

İlgili ana harcama gruplarının yıllık değişime olan katkıları ise gıda ve alkolsüz içeceklerde 9,07, ulaştırmada 4,63 ve konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda 6,24 yüzde puan oldu. Yıllık bazda en çok artış yüzde 55,78 ile eğitimde oldu.

En yüksek ağırlığa sahip üç ana harcama grubunun aylık değişimleri; gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 6,89 artış, ulaştırmada yüzde 2,58 artış ve konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda yüzde 2,40 artış olarak gerçekleşti.

İlgili ana grupların aylık değişime olan katkıları ise gıda ve alkolsüz içeceklerde 1,71, ulaştırmada 0,43 ve konutta 0,27 yüzde puan oldu.

Beklentiler ne yöndeydi?

Enflasyon verilerine ilişkin beklenti anketine ankete katılan ekonomistlerin şubatta aylık enflasyon beklentilerinin ortalaması yüzde 2,87’ydi. Ekonomistlerin şubat ayı için enflasyon beklentileri yüzde 2,30 ile yüzde 3,39 aralığındaydı.

Şubat ayı enflasyon beklentilerinin ortalamasına göre (yüzde 2,87) ocakta yüzde 30,65 olan yıllık enflasyonun şubatta yüzde 31,42’ye çıkacağı tahmin ediliyordu.

Yılın ilk enflasyon verileri beklentileri aşmıştı. Tüketici fiyatları ocak ayında yüzde 4,84 artarken, yıllık enflasyon yüzde 30,65 olarak gerçeklemişti.

ENAG ve TÜİK verileri arasındaki uçurum neden kaynaklanıyor?

ENAG ile TÜİK arasında açıklanan enflasyon verileri arasındaki farkın bu denli büyük olmasının temelinde farklı veri toplama ve hesaplama yöntemleri yatıyor.

TÜİK, belirli mağazalardan ve sabit zaman aralıklarında toplanan fiyatlarla oluşturulan sabit bir tüketim sepetine dayanarak enflasyonu aylık olarak hesaplıyor.

Sepetteki mal ve hizmetlerin ağırlıkları yılda bir kez güncelleniyor ve fiyat değişimleri bu yapı üzerinden izleniyor. ENAG ise internet üzerinden toplanan günlük fiyat verilerini kullanarak daha dinamik ve hızlı değişen bir sistemle enflasyonu ölçüyor.

Tüm bu teknik farkların ötesinde, TÜİK’in hükümete bağlı bir kurum olması nedeniyle verilerin siyaseten manipüle edildiğine dair kamuoyunda zaman zaman şüpheler oluşuyor.

Paylaşın

İTO Duyurdu: İstanbul’un Enflasyonu Yüzde 36,15

İTO’nun açıkladığı verilere göre; İstanbul’da perakende fiyatları, ocak ayında bir önceki aya göre yüzde 4,56, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 36,15 yükseldi. 

Haber Merkezi / İstanbul Ticaret Odası (İTO), 2026 Ocak Ücretliler Geçinme İndeksi ve Toptan Eşya Fiyatları İndeksi verilerini açıkladı.

2023 baz yılına göre hazırlanan verilere göre, İstanbul’da perakende fiyatlar bir önceki aya göre yüzde 4,56 oranında artış gösterdi. Yıllık bazda ise İstanbul’da tüketici fiyatlarının geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 36,15 arttığı belirlendi.

Ocak ayında harcama grupları arasında en yüksek fiyat artışı sağlık ve ulaştırma kalemlerinde görüldü.

Bir önceki aya göre artış oranları şöyle sıralandı:

Sağlık harcamaları yüzde 11,94
Ulaştırma yüzde 9,96
Çeşitli mal ve hizmetler yüzde 8,52
Lokanta ve oteller yüzde 6,22
Ev eşyası yüzde 4,40
Gıda ve alkolsüz içecekler yüzde 4,27
Haberleşme yüzde 4,26
Eğlence ve kültür yüzde 3,23
Konut yüzde 2,56
Eğitim yüzde 2,53
Alkollü içecekler ve tütün yüzde 0,21

Aynı dönemde giyim ve ayakkabı grubunda fiyatlar yüzde 2,32 oranında geriledi. Bu kalem, ocak ayında ana harcama grupları arasında fiyat düşüşü görülen tek grup oldu.

İTO’nun değerlendirmesinde, özellikle sağlık ve ulaştırma gruplarındaki artışlarda kamu kaynaklı fiyat düzenlemeleri ile piyasa koşullarının etkili olduğu vurgulandı. Lokanta ve otellerdeki yükseliş dikkat çekerken, gıda fiyatlarında kış mevsiminin bazı ürünlerde artışa yol açtığı belirtildi. Giyim ve ayakkabı grubundaki gerilemede ise piyasa dinamiklerinin etkili olduğu ifade edildi.

Ocak 2026 itibarıyla aylık bazda en yüksek artış sağlık harcamalarında, en belirgin düşüş ise giyim ve ayakkabı grubunda kaydedildi.

Paylaşın

Dış Ticaret Açığı 90 Milyar Doları Aştı

2025 yılında ihracat 273 milyar 361 milyon dolar, ithalat ise 365 milyar 370 milyon dolar oldu. Başka bir ifadeyle, 2025 yılında dış ticaret açığı 90 milyar doları aştı.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Dış Ticaret İstatistikleri Aralık 2025 verilerini açıkladı.

Buna göre; ihracat 2025 yılı Aralık ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 12,7 artarak 26 milyar 373 milyon dolar, ithalat yüzde 10,7 artarak 35 milyar 674 milyon dolar oldu. İhracat 2025 yılının aralık döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 4,4 artarak 273 milyar 361 milyon dolar, ithalat yüzde 6,2 artarak 365 milyar 370 milyon dolar oldu.

Aralık ayında dış ticaret açığı bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 5,6 artarak 8 milyar 811 milyon dolardan, 9 milyar 301 milyon dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2024 Aralık ayında yüzde 72,7 iken, 2025 Aralık ayında yüzde 73,9’a yükseldi.

2025 yılında dış ticaret açığı yüzde 11,9 artarak 82 milyar 232 milyon dolardan, 92 milyar 9 milyon dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2024 Ocak-Aralık döneminde yüzde 76,1 iken, 2025 yılının aynı döneminde yüzde 74,8’e geriledi.

Ekonomik faaliyetlere göre ihracatta, aralık ayında imalat sanayinin payı yüzde 93,2, tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün payı yüzde 4,6, madencilik ve taş ocakçılığı sektörünün payı yüzde 1,7 oldu. 2025 yılında ekonomik faaliyetlere göre ihracatta imalat sanayinin payı yüzde 94,3, tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün payı yüzde 3,5, madencilik ve taş ocakçılığı sektörünün payı yüzde 1,6 oldu.

Geniş ekonomik gruplar sınıflamasına göre ithalatta, 2025 Aralık ayında ara mallarının payı yüzde 65,4, sermaye mallarının payı yüzde 18,0 ve tüketim mallarının payı yüzde 16,2 oldu. İthalatta, 2025 yılında ara mallarının payı yüzde 68,4, sermaye mallarının payı yüzde 15,0 ve tüketim mallarının payı yüzde 16,2 oldu.

İhracatta Almanya ithalatta Çin ilk sırada

Aralık ayında ihracatta ilk sırayı Almanya aldı. Almanya’ya yapılan ihracat 1 milyar 760 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 1 milyar 583 milyon dolar ile Birleşik Krallık, 1 milyar 564 milyon dolar ile ABD, 1 milyar 336 milyon dolar ile Irak, 1 milyar 259 milyon dolar ile Fransa takip etti. İlk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 28,4’ünü oluşturdu.

2025 yıloında ihracatta ilk sırayı Almanya aldı. Almanya’ya yapılan ihracat 22 milyar 167 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 16 milyar 773 milyon dolar ile Birleşik Krallık, 16 milyar 328 milyon dolar ile ABD, 13 milyar 232 milyon dolar ile İtalya ve 12 milyar 380 milyon dolar ile Irak takip etti. İlk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 29,6’sını oluşturdu.

İthalatta Çin ilk sırayı aldı. Aralık ayında Çin’den yapılan ithalat 4 milyar 649 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 3 milyar 738 milyon dolar ile Rusya Federasyonu, 3 milyar 22 milyon dolar ile Almanya, 2 milyar 21 milyon dolar ile ABD, 1 milyar 617 milyon dolar ile İtalya izledi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 42,2’sini oluşturdu.

2025 yılında ithalatta ilk sırayı Çin aldı. Çin’den yapılan ithalat 49 milyar 576 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 42 milyar 373 milyon dolar ile Rusya Federasyonu, 30 milyar 110 milyon dolar ile Almanya, 18 milyar 80 milyon dolar ile ABD, 15 milyar 738 milyon dolar ile İsviçre izledi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 42,7’sini oluşturdu.

Paylaşın

Ekonomiye Güven Aynı Kaldı

Aralık ayında 99,4 olan ekonomik güven endeksi, ocak ayında da 99,4 değerini aldı. Endeksin 100’den büyük olması genel ekonomik duruma ilişkin iyimserliği, 100’den küçük olması ise genel ekonomik duruma ilişkin kötümserliği gösteriyor.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Ekonomik Güven Endeksi Ocak 2026 verilerini açıkladı. Buna göre; Ekonomik güven endeksi ocak ayında aynı düzeyde kalarak 99,4 değerini aldı.

Bir önceki aya göre Ocak ayında tüketici güven endeksi yüzde 0,3 oranında artarak 83,7 değerini, reel kesim (imalat sanayi) güven endeksi yüzde 0,7 oranında azalarak 103,0 değerini, hizmet sektörü güven endeksi yüzde 1,3 oranında artarak 113,8 değerini, perakende ticaret sektörü güven endeksi yüzde 2,4 oranında azalarak 112,6 değerini, inşaat sektörü güven endeksi yüzde 1,5 oranında artarak 85,7 değerini aldı.

Ekonomik güven endeksi nedir ve neden önemlidir?

Ekonomik güven endeksi, tüketici ve üreticilerin genel ekonomik duruma ilişkin değerlendirme, beklenti ve eğilimlerini özetleyen bir bileşik endekstir. Endeks, mevsim etkilerinden arındırılmış tüketici güven endeksi, reel kesim, hizmet, perakende ticaret ve inşaat sektörleri güven endekslerinin alt endekslerinin ağırlıklandırılarak birleştirilmesinden oluşmaktadır.

Ekonomik güven endeksi hesaplamasında, her bir sektörün ağırlığı o sektörün normalleştirilmiş alt endekslerine eşit dağıtılarak uygulanmakta, güven endekslerine doğrudan uygulanmamaktadır. Bu kapsamda tüketici, reel kesim, hizmet, perakende ticaret ve inşaat sektörlerine ait toplam 20 alt endeks hesaplamada kullanılmaktadır.

Ekonomik güven endeksinin hesaplamasında kullanılan alt endeksler her ayın ilk iki haftasında derlenen veriler kullanılarak hesaplanmaktadır. Ekonomik güven endeksinin 100’den büyük olması genel ekonomik duruma ilişkin iyimserliği, 100’den küçük olması ise genel ekonomik duruma ilişkin kötümserliği göstermektedir.

Paylaşın

ABD Hegemonyası Tartışmaları Altını Neden Güçlendiriyor?

Uluslararası piyasalarda altın fiyatları tarihî zirveleri test ederken, küresel ekonomik ve siyasi dengelerdeki değişimlerin, altın fiyatlarındaki artışa nasıl yön verdiği yeniden tartışılıyor.

Haber Merkezi / 2026 yılı başında ons altın fiyatı ilk defa 5 bin dolar eşiğini aşarak yeni rekorlara koştu. Bu yükseliş, sadece klasik güvenli liman talebiyle açıklanamayacak kadar geniş bir küresel eğilimin parçası. Uluslararası yatırımcıların altına yönelmesinin arkasında birbiriyle iç içe geçmiş birkaç büyük küresel dinamik bulunuyor.

Altının geleneksel olarak yatırımcılar tarafından tercih edildiği dönemlerde ABD dolarının göreceli zayıflığı ve ABD politikasına ilişkin belirsizlikler öne çıkıyor. Uluslararası haber ajanslarının analizlerine göre, ABD Dolar Endeksi’nin küresel piyasalarda zayıflaması, değerli metallerin cazibesini artırıyor. Özellikle doların eski gücünü koruyamadığı algısı, altına olan talebi tetikliyor.

Bu durum, sadece piyasa teknikleriyle açıklanamaz; ABD’nin hâkim küresel ekonomik rolünün nasıl sürdürüleceğine dair bir süredir devam eden tartışmalar yatırımcı algısına da yansıyor. “Doların rezerv para birimi olarak çekiciliği azaldı mı?” sorusu, birçok merkez bankası ve fon yöneticisinin kafasını kurcalıyor — bu da altına yönelimi artırıyor.

Altının her güçlü yükseliş döneminde olduğu gibi, küresel siyasetteki riskler de bu yükselişe katkı sağlıyor. ABD’nin agresif dış politika hamleleri, ticaret tarifeleri ve NATO-AB ilişkilerindeki gerilimler piyasalarda belirsizliği artırıyor. Reuters’ın haberine göre, ABD ve Avrupa arasında Grönland gibi stratejik konularda yaşanan sürtüşmeler altın fiyatlarını yukarı çekti.

Benzer şekilde, yatırımcıların Washington’daki siyasi tansiyon ve olası hükümet kapanması gibi konulara odaklanması, güvenli varlıklara olan talebi güçlendiriyor. Son dönemde altın piyasalarında artan volatilitenin altında bu siyasi belirsizlik yatıyor.

BRICS ülkeleri gibi gelişmekte olan ekonomilerin dolar dışı rezerv stratejileri altın talebini destekliyor. BRICS zirvesinde “dolar dışı ödeme sistemleri” ve altına dayalı finansal araçlar üzerine yoğunlaşılması, altının finansal sisteme yeniden yerleşmesine yol açtı. Bu ülkeler dünya altın rezervlerinin büyük bir kısmını elinde tutuyor ve dolar dışı rezerv stratejilerini güçlendiriyor.

Aynı zamanda birçok merkez bankasının altın stoklarını artırması — doları çeşitlendirme stratejisinin bir parçası olarak — küresel altın talebini yükseltiyor. Bu, ABD dolarının küresel rezerv para birimi rolünün uzun vadede nasıl şekilleneceğine dair belirsizliklerin artmasıyla paralel bir trend.

Küresel yatırımcılar, ABD’nin ekonomik ve siyasi belirsizlikleri arttıkça, daha stabil ve tarihsel olarak “koruyucu” bir varlık olarak görülen altına yöneliyor. Wall Street Journal ve Washington Post gibi uluslararası yayınlar, sadece merkez bankaları değil, bireysel ve kurumsal yatırımcıların da artan risk algısı nedeniyle dolar ve tahviller yerine altın ve gümüşe yöneldiğini belirtiyor.

Bu eğilim, özellikle gelişmiş piyasalarda güvenli liman talebinin güçlenmesine işaret ediyor. Altının fiyatının rekor kırması, artık sadece spekülatif bir hareket olmayıp küresel portföy stratejilerinde kalıcı bir yer edindiğine dair sinyaller veriyor.

Altın, hegemonya algılarını yeniden şekillendiriyor

Altının rekor yükselişi, sadece ekonomik bir olgu değil — küresel ekonomik ve siyasi hegemonya tartışmalarının fiyatlara yansımasıdır. Doların gücüne dair belirsizlikler, ABD politikalarındaki volatilite, jeopolitik riskler ve merkez bankalarının rezerv stratejileri altını sadece bir değer saklama aracı olmaktan çıkarıp dünyanın yeniden fiyatlanan küresel güven göstergesi hâline getiriyor.

Bu süreçte altın, hem yatırımcıların hem de devletlerin ekonomik hegemonya algılarını yeniden şekillendiriyor.

Paylaşın