TÜİK Duyurdu: İşsiz Sayısı 65 Bin Kişi Arttı

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), İşgücü İstatistikleri Nisan 2022 verilerini açıkladı. Açıklanan verilere göre, işsizlik sayısı nisan ayında bir önceki aya göre 65 bin kişi artarak 3 milyon 853 bin kişi oldu.

Haber Merkezi /İşsizlik oranı ise 0,1 puanlık artış ile yüzde 11,3 seviyesinde gerçekleşti. İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 9,7 iken kadınlarda yüzde 14,5 olarak gerçekleşti.

İstihdam edilenlerin sayısı nisanda bir önceki aya göre 408 bin kişi artarak 30 milyon 371 bin kişi, istihdam oranı ise 0,6 puanlık artış ile yüzde 47,1 olarak kaydedildi.

İşgücüne katılma oranı nisan ayında bir önceki aya göre 473 bin kişi artarak 34 milyon 225 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 0,7 puanlık artış ile yüzde 53,1 oldu.

Genç işsizlik yüzde 20

15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı bir önceki aya göre 0,8 puanlık azalış ile yüzde 20’ye geriledi. Bu yaş grubunda işsizlik oranı; erkeklerde yüzde 18,1, kadınlarda ise yüzde 23,7 olarak tahmin edildi.

Fiili çalışma süresi 45,1 saat oldu

İstihdam edilenlerden referans döneminde işbaşında olanların, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış haftalık ortalama fiili çalışma süresi nisanda bir önceki aya göre 0,2 saat artarak 45,1 saat olarak gerçekleşti.

Geniş tanımlı işsizlik azaldı

Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü oranı (geniş tanımlı işsizlik) nisan ayında bir önceki aya göre 0,7 puan azalarak yüzde 21,7 olarak kaydedildi.

Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 14,8 iken potansiyel işgücü ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 18,5 olarak açıklandı.

Paylaşın

Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan Yeni Açıklama: Birinci Öncelik Enflasyon

Hazine ve Maliye Bakanlığı, dün gece yaptığı açıklamalara bir yenisini daha ekledi. Enflasyonun tüm dünyada yüksek olduğu ifade edilen açıklamada, “Enflasyonla mücadele birincil önceliğini korumaktadır” denildi.

Haber Merkezi / Serbest piyasa kurallarından taviz verilmeden, Türk lirası kullanımını ve cazibesini artıracak uygulamalara devam edileceği bildirilen açıklamada şu ifadeler kullanıldı;

“Son dönemde tüm dünyayı etkisi altına alan küresel enflasyonist süreçten ülkemiz de etkilenmektedir. Bununla birlikte makro ekonomi politikamızda enflasyonla mücadele birincil önceliğini korumaktadır. Bu mücadelede kurumlar arası eşgüdümün önemi açık olup tüm kurumlarımız attığı adımlarda ortak mücadele anlayışıyla hareket etmektedir.

Bu çerçevede;

  • Maliye politikasında program hedeflerinden sapmadan büyüme, istihdam ve özellikle gelir dağılımını önceleyen uygulamalar devam edecektir.
  • Kamu harcamalarında etkinliği artırarak, tasarruf sağlanacaktır. Zorunlu kamu giderleri dışındaki tüm alanlarda kontrol süreçleri etkinleştirilecek, böylece kamu harcamalarında etkinlik artırılarak tasarruf sağlanacaktır.
  • Makro ihtiyati tedbirler güncel ekonomik koşullar gözetilerek etkin ve dinamik bir şekilde alınmaya devam edilecektir.
  • Serbest piyasa kurallarından taviz verilmeden, Türk lirası kullanımını ve cazibesini artıracak uygulamalara devam edilecektir.
  • Beklentilerin yönetimi kapsamında ekonomide atılan adımlar ekonominin tüm paydaşlarıyla şeffaf ve eş zamanlı bir şekilde paylaşılacaktır.”

Gelire Endeksli Senet Uygulaması

Hazine ve Maliye Bakanlığı, vatandaşların tasarruflarını Türk lirası cinsi varlıklarda değerlendirebilmelerinin teşvik edilmesi ve yatırımcı tabanının genişletilmesi amacıyla, gelire endeksli devlet iç borçlanma senedi (GES) uygulamasının başlatılacağını ve talep toplama işlemlerinin 15 Haziran’dan itibaren gerçekleştirileceğini bildirdi.

Geçmiş yıllarda denenen bu uygulama ile gelire endeksli senetler, zarar etmeyen kamu kurumlarına endeksleniyor ve kuponla ana para ödemeleri belirleniyor.

Hazine ve Maliye Bakanlığının açıklamasına göre GES’ler sadece gerçek kişilere sunulacak ve ülke genelindeki duyuru ve talep toplama işlemleri yoluyla ihraç edilecek.

Senede ilişkin talep toplama işlemleri ile senedin ihracı, kupon ve anapara ödemeleri Bakanlığın sitesinde yayınlanacak duyuruda belirtilecek bankalar aracılığı ile gerçekleştirilecek.

İhraç edilecek senetler üç ayda bir yatırımcısına kupon getirisi sağlayacak. Bakanlığı bu konudaki açıklaması şöyle:

“Kupon ödemelerinde asgari getiri garantisi olacaktır. Senedin kupon ödemesine esas teşkil edecek getiri oranı ve vade yapısı ihraç duyurusunda ilan edilecektir. Senedin yatırımcıya sağlayacağı nihai getiri oranı, ihraç aşamasında Bakanlığımız tarafından belirlenen getiri oranının, hasılat gerçekleşmeleri çerçevesinde hesaplanacak endeks değeri ile çarpılması yoluyla belirlenecektir.”

GES’ler neyin gelirine endeksli olacak?

Kur Korumalı Mevduat’ta oluduğu gibi bu uygulamanın amacı da vatandaşların yatırımlarını TL cinsi varlıklara yönlendirmek.

Hazine’ye göre (GES) getirileri, gelir performansı güçlü olan ve bütçeye hasılat aktarımı yapan kamu iktisadi teşebbüslerinin (KİT) gelirlerine endeksli olacak.

Yeni uygulamada, 3 ayda bir ödenecek kuponlar için uygulanacak asgari getiri garantisi sayesinde, vatandaşların gelir paylarındaki değişimlerden olumsuz etkilenmesinin önleneceği belirtiliyor.

Ayrıca bu KİT’lerden bütçeye aktarılan hasılat performansı beklenenin üzerinde geldiğinde, bunun yatırımcılara ilave getiri olarak aktarılacağı kaydediliyor. Ancak bu KİT’lerin hangileri olduğu açıklanmadı. Uygulamanın taban faizi, vadesi ve vade getirisi hakkında da bir açıklama yok.

Ekonomistler GES uygulaması için ne diyor?

Türkiye’yi yakından izleyen İngiliz ekonomist Timothy Ash, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın açıkladığı yeni önlemi şu sözlerle eleştirdi:

“Türk mali yapısı her gün daha çok Lübnan’a benziyor. Bu kesinlikle, Lübnan’da olduğu gibi bir felaketle sonuçlanacak. Burada tek soru, bunun ne zaman olacağı.”

Ash, Twitter’dan yaptığı bir diğer açıklamasında, Türkiye’ye faizleri artırması çağrısında bulundu.

Ekonomist Mustafa Sönmez ise, ‘dağ fare doğurdu’ diyerek, söz konusu uygulamayla ilgili “Enflasyon yüzde 100 e giderken, hangi devlet gelirine endeksli tahvile güvenirsiniz ? Devletin hangi kurumu, enflasyona yakın gelir garanti eder ki?” diyerek, doların daha da tırmanacağı öngörüsünde bulundu.

Ekonomist Mahfi Eğilmez ise, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın duyurusunun ardından “Faize faiz dememek için yaptıklarımızı yazsak roman olur.” tepkisini verdi.

Ekonomist Uğur Gürses’in tepkisi şu şekilde oldu: “Önlem diye açıklananlar şunlar; neye endeksli olduğu bilineyen GES ihracı, tüketici kredilerinde vade ve kredi kartı asgari ödeme oranının düzenlenmesi, SPK’nın iraçlarda aldığı ücretlerde indirim yapılması. Kendileri ciddiye alıyor mu bunları?”

Paylaşın

Reuters: Ek Bütçe İçin Çalışma Yapılıyor

Ekonomi yönetimi, artan maliyetler ve TBMM’nin ay sonu öngörülen tatilinden önce yazın da ihtiyaç duyulabilecek ödemeleri garanti altına almak adına TBMM’ye ek bütçe yasa tasarısı sunmayı değerlendiriyor.

Reuters’a bilgi veren iki kaynak iktidar kanadında ek bütçeye ilişkin çalışma yapıldığını, ihtiyaç duyulup duyulmayacağına dair nihai kararın ise henüz verilmediğini belirtti.

Son dönemde artan küresel enerji fiyatları, KKM’nin dönüş maliyetleri, TL’deki değer kaybı, kamu çalışan ve emeklilerine yapılacak düzenlemeler bütçe açısından artan maliyet anlamına geliyor. Burada akaryakıt, elektrik, doğalgaz başta olmak üzere sübvansiyonların bütçe maliyeti 2021’de 200 milyar TL’ye ulaştırırken bu yıl 300 milyar TL bekleniyordu.

Ancak enerji maliyetleri de enflasyon yılbaşında hedeflenen seviyelerin kat ve kat üzerinde arttı. En geç Haziran 2023’te yapılması planlanan parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi bu gidişat iktidara olan desteği azaltır boyuta da ulaştı.

Üst düzey bir yetkili, “Özellikle elektrik ve doğalgaz maliyetlerinin etkisi oldu. Ardından enflasyon, devam eden enerji maliyet artışları, KKM’nin etkisiyle bu yıl bütçenin içinde kalınması mümkün gözükmüyor. Ek bütçe yapılması kaçınılmaz gözüküyor” dedi ve ekledi:

“Bu konuda birkaç toplantı yapıldı ama ek bütçenin ne kadar olacağı konusunda bir belirgin durum yok. Bunda enflasyona bağlı olarak kamu çalışanları ve emeklilere yönelik maaş artışlarının da etkisi olacak. Yatırım maliyetleri de öngörülenin çok üstüne çıkmış durumda. Şimdi kurumların ne kadar ek bütçeye ihtiyacı olduğunun tespiti için yapılan çalışmalar birleştirilecek. Bir miktarı şu anda telaffuz etmek mümkün değil. Ancak mümkün olursa bu yasama döneminde tatil öncesi çıkması en doğru seçenek.”

TBMM genel olarak Temmuz ayının ilk günlerinden Ekim ayının başına kadar tatile giriyor. Dolayısıyla ilgili çalışmanın TBMM kapanmadan hayata geçmesi gerekiyor. Aksi takdirde düzenleme ileri bir tarihe kalacak.

Konu hakkında bilgi sahibi bir diğer kaynak ise, “Bu yasama döneminde öncesinde ek bütçenin çıkarılması için bir çalışma başladı. İhtiyaçlara bakılıyor nihai karar verilmedi” dedi.

Artan enflasyon beklenen enerji yükleri KKM kamu çalışan ve emekli ek göstergesi ve artışları vb maliyetler bütçe açığının yıl sonuna doğru %5’e doğru genişleyeceğini açıkça gösteriyor.

Bir diğer taraftan ise geçen yıl sonunda da ek bütçe gündeme gelmiş ancak tercih edilmemişti. Geçen yıl ek bütçeye çalışılmış ancak yerine Cumhurbaşkanına 2021’de bütçe tahmininin üzerinde elde edilen gelir kadar tutarı ödenek olarak kullanma imkanı tercih edilmişti.

Bütçe açığı yüzde 5’e doğru gidiyor

Ayrıca enflasyondaki yükselişler için benzer ülkelerden daha iyi durumda olan bütçesine başvurma kararını Türkiye ilk olarak 2021 Ekim ayında almıştı.

Reuters’ta Kasım ayında yayımlanan bir haberde hükümetin bütçeden genişlemeci adımlara hazırlandığı bunların 2022’de de belirginleşerek devam edeceği belirtilmişti. Haberde Türkiye’nin bütçesinin de gelişmekte olan ülkelere paralel seviyelere doğru evrileceği enflasyonun halka etkisinin bu şekilde azaltılacağı belirtilmişti.

Türkiye gelişmekte olan ülkeler arasında 2016’a ya kadar en düşük bütçe açığı veren ülke idi. Türkiye hala benzer ülkelerden düşük açık verse beklentiler kalıcı %5 civarı açığa doğru gidildiğini gösteriyor.

İstanbul Analiytics’ten Güldem Atabay’ın yayınladığı bir raporda, artmaya devam eden enflasyon nedeniyle tasarruf yerine tüketim eğiliminin devam ettiği, bunun da vergi gelirlerini yukarı ittiğini belirtilerek, “Yılın ikinci yarıda harcamaların ivmeleneceği beklentisi şimdiden ek bütçe çalışmalarını tetiklemiş durumda” denildi. Raporda harcama artışlarının 2022’de bütçe açığının “%5’in üzerine taşıyacak güçte” olduğuna dikkat çekildi.

Bütçe açığının GSYH’ya oranı 2013’ten 2016 yılına kadar yaklaşık %1 seviyesinde kalmıştı. Düşük kamu borcu bu dönemde Türkiye piyasalarını destekleyen önemli bir unsur oldu. Bütçe 2020’de %3.5’e gelecek şekilde her yıl genişledi.

Bütçe açığının GSYH’ya oranı OVP’de 2022’de %3.5, 2023’te %3.2’ye, 2024’ye %2.9 öngörülüyor.

Hükümetin 2022 bütçesi 1.75 trilyon TL gider 1.47 trilyon TL gelir 278.37 milyar TL bütçe açığı öngörüyor. İlk 4 ay gerçekleşmesine göre bütçe kabul edildiğinde öngörülen giderlerin %45’i kullanıldı. Bütçede yılın son ayında neredeyse ilk 11 ay kadar gider kullanımı yapılabiliyor.

KKM dönüşleri

Hükümet geçen yıl yaşanan kur krizinin etkilerini azaltmak maliyetini Hazine ve TCMB’nin üstlendiği kur korumalı mevduat (KKM) sistemi geliştirmişti. KKM geçen hafta itibarıyla 904 milyar TL tutara ulaştı ve bankacılık sektörünün 6.6 trilyon TL’lik mevduatında önemli bir yer edindi.

Hazine ve Maliye Bakanı KKM’nin bütçeye maliyetinin 3 Haziran itibaryla 21.1 milyar TL olduğunu söyledi. Bankacıların hesaplamalarına göre 17 civarında kur ile bütçeye KKM’dewn önümüzdeki iki ayda 13-15 milyar TL civarı yük daha gelecek.

KKM’nin Hazine haricinde TCMB’ye de maliyeti ve piyasa maliyetinden çok vade sonlarının döviz talebi yaratıp yaratmayacağını izliyor.

Cumhurbaşkanlığı ve Hazine haberin yazıldığı sırada konuya ilişkin Reuters’ın sorusuna henüz yanıt vermedi.

(Kaynak: Sözcü)

Paylaşın

Vergilere ‘Rekor Zam’ Ufukta

Dünya gazetesi yazarı Alaattin Aktaş, mayıs ayında açıklanan yurtiçi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) sonrası ekim ayında oluşacak yeniden değerleme oranının (YDO) netleşmeye başladığını belirterek, vergi zammı ‘tsunamisi’ uyarısı yaptı.

Trafik cezası, emlak vergisi, harç gibi ödeneklere getirilen zam oranı olan ‘yeniden değerleme oranı’nın yüzde 120-125 dolayında geleceği hesaplamasını yapan Aktaş, ortada iki seçenek olduğunu belirtti.

Temmuz 2023’e kadar kira artışına getirilen yüzde 25 sınırlamasını hatırlatan Aktaş “Öyle görünüyor ki şimdi sırada yeniden değerleme oranı var. Yüzde 120 ile yüzde 125 arasında oluşacak bir yeniden değerleme oranı, 2023’te dengelerin inanılmaz şekilde bozulması sonucunu doğuracak. Bunun kabullenilmesi, ‘Ne yapalım mevzuat böyle” denilerek uygulanması pek mümkün görünmüyor” diyerek, şöyle devam etti:

“Mevcut mevzuat bu konuda Cumhurbaşkanı’na belli kalemler için sınırlı bir yetki veriyor. Cumhurbaşkanı’nın yetkisini temelde ikiye ayırmak gerek. Bir kere Cumhurbaşkanı’nın cezalar konusunda yeniden değerleme oranının farklı uygulanmasına karar verme yetkisi yok. YDO ne çıkarsa cezalar aynı oranda artacak. Vergilerde ise durum farklı. YDO’ya bağlı olarak değişen ve vatandaşı en çok ilgilendiren iki vergi var; motorlu taşıtlar vergisi ve emlak vergisi.

Cumhurbaşkanı motorlu taşıtlar vergisini YDO’nun yüzde 20’sinden az, yüzde 50’sinden fazla olmayacak şekilde belirleyebiliyor. Örneğin YDO yüzde 120 olursa bu oran yüzde 80 aşağı çekilerek yüzde 24’e kadar indirilebiliyor ya da yüzde 50 artırılarak yüzde 180’e kadar çıkarılabiliyor.

Araç sahipleri yandı ki ne yandı

Şimdi öyle bir gidişat var ki, YDO eğer yüzde 120 olursa Cumhurbaşkanı yetkisini tümüyle kullansa bile MTV artışı yüzde 24’e ancak inecek. Enflasyon bu düzeylerdeyken, MTV artışının böylesine düşük oranda uygulanması da beklenmez.

Eğer bu yılın yüzde 36.2’lik YDO’su ile yüzde 25’lik MTV artışı arasındaki dengenin gözetileceği varsayılırsa MTV’deki 2023 artışı yüzde 80 dolayında olacak demektir. Araç sahipleri yandı ki ne yandı!”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Türkiye’de Kriz Büyürken 89 Bin Kişi Milyoner Oldu

Türkiye’de geçen Aralık ayı itibariyle kurlardaki ve enflasyondaki hızlı yükseliş orta ve alt gelir grubundaki vatandaşların gelirlerinin erimesine yol açarken, bu dönemin kazananı milyonerler oldu. Ekonomik sorunların arttığı son beş ayda Türkiye 89 bine yakın yeni milyoner kazanırken, milyonerlerin toplam serveti 3,9 trilyon liraya ulaştı.

Türkiye’de resmi verilere göre Kasım 2021’de yüzde 21,3 olan yıllık enflasyon, Aralık’ta yüzde 36, Mart’ta yüzde 61 ve son olarak Mayıs ayında yüzde 73,5 ile geride kalan 24 yılın zirvesine tırmandı. Dolar kuru ise Aralık ayında gördüğü 17,82’lik rekor seviyesine yakın seyrediyor.

Kur artışları son dönemde gıda, elektrik, doğal gaz ve akaryakıt başta olmak üzere temel ihtiyaç maddelerinde zam yağmuruna neden olurken, bütçedeki sıkıntı da ÖTV (Özel Tüketim Vergisi) artışlarıyla giderilmeye çalışıldı. Enflasyondaki tırmanış karşısında gelirleri azalan vatandaşa bir yük de vergi artışlarından geldi.

Kurlardaki ve enflasyondaki yükselişi durdurmak için para politikasının etkin araçlarından biri olan faiz artırımından ise kaçınıldı. Geçen yılın son dört ayında toplam 500 baz puanlık faiz indirimi yapılırken, bu yılın ilk beş ayında politika faizi yüzde 14’te sabit tutuldu.

Veriler Bakan Nebati’yi teyit ediyor

AK Parti’nin hafta sonu gerçekleşen kampında konuşan Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, kurlardaki ve enflasyondaki artışa rağmen neden faiz artırımına gitmediklerine ilişkin, “Bu sistemde dar gelirliler hariç firmalar, ihracatçılar kâr ediyor” demişti.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) verileri, bu sistemden dar gelirliler hariç kazananlar olduğuna işaret ederek Nebati’nin sözlerini teyit ediyor. Veriler, düşük faiz yüksek kur politikasına dayanan ve “Yeni Ekonomi Modeli” olarak adlandırılan sistemde banka hesaplarında 1 milyon lira ve üzerinde mevduatı olan kişi sayısının ve bu kişilerin toplam mevduatının arttığını gösteriyor.

Milyoner sayısı 600 bini geçti

BDDK’ye göre hesabında 1 milyon TL ve üzeri mevduat olan mudi sayısı Kasım 2021’den Nisan ayına dek geçen beş aylık süreçte 511 bin 405 kişiden 600 bin 118’e çıktı. Buna göre yüksek enflasyon döneminde 88 bin 713 kişi daha milyoner oldu. Milyoner sayısı beş ayda yüzde 17 arttı.

Hesabında 1 milyon TL ve üzeri mevduat olanların serveti ise Kasım 2021’deki 3 trilyon 246 milyar 796 milyon TL’den 3 trilyon 896 milyar 209 milyon TL’ye çıktı. Buna göre beş ayda milyonerlerin serveti 649 milyar 413 milyon TL arttı. Öyle ki servet artışı yüzde 20 oldu.

Milyonerlerin ortalama mevduatı ise aynı dönemde 6 milyon 349 bin liradan 6 milyon 492 bin liraya çıktı. Milyonerlerin 545 bin 477’sini yurt içi yerleşikler, 54 bin 641 bini yurt dışı yerleşikler oluşturdu. Yurt içinde yerleşik milyonerlerin mevduatlarının 1 trilyon 533 milyar lirası yerel para cinsi, 1 trilyon 993 milyar lirası döviz tevdiat hesabı, 125 milyar 781 milyon lirası da kıymetli maden depo hesaplarından oluştu.

Kasım ayına göre, hesabında 1 milyon liranın üzerinde mevduat olan yurt içi yerleşiklerin TL cinsinden hesapları 572 milyar 426 milyon lira, döviz hesapları 28 milyar 572 milyon lira, kıymetli maden depo hesapları 18 milyar 171 milyon lira arttı.

Milli gelirdeki payları arttı

DW Türkçe’den Pelin Ünker’e konuşan ekonomist Doç. Dr. Evren Bolgün, Kasım 2021 ile Nisan ayı arasındaki birikimli enflasyonun yüzde 45 olduğunu belirterek milyoner mevduatlarındaki yüzde 20’lik artışın enflasyon artışının gerisinde kaldığını söylüyor. Burada önemli olan hususun ise milli gelirden alınan payda göründüğüne işaret eden Bolgün, “Gayri safi yurt içi hasıla içerisinde emek ve ücret kesiminin aldığı pay 2016 yılından itibaren yaklaşık yüzde 5 kadar düştü. Buna mukabil sermaye ve brüt işletme gelirlerinin payı yüzde 7 kadar arttı” diyor.

Yabancı para mevduat ve kur korumalı mevduat toplamının toplam mevduat içerisindeki payının yüzde 72’lere ulaştığını belirten Bolgün, “Dolarizasyon tüm hızıyla devam ediyor. Gayri safi yurt içi hasılanın da yaklaşık 9 yılda, 900 milyar doların üzerinden 800 milyar doların altına doğru geldiğini görmekteyiz. Yani aslında paylaşılan pasta ciddi anlamda küçülmüş durumda. Paylaşım kavgası da seçime kadar olağan hızıyla devam edecek gibi gözüküyor” ifadelerini kullanıyor.

Milyonerlerin sayısının arttığı dönemde asgari ücretli başta olmak üzere alt gelir grupları aylık kazançlarının önemli bir kısmını enflasyon karşısında kaybetti.

Asgari ücretlinin kaybı bir maaştan fazla

Bu yıl için net asgari ücret yüzde 50’ye yakın zamla 4 bin 253 lira 40 kuruş olarak belirlenmişti. Ancak yapılan zam aylar içerisinde eridi.

Asgari ücretlinin enflasyondan zarar görmemesi için maaşların Ocak ayında 4 bin 725 lira 50 kuruş, Şubat’ta 4 bin 952 lira 80 kuruş, Mart’ta 5 bin 223 lira 20 kuruş, Nisan’da 5 bin 601 lira 90 kuruş ve Mayıs ayında 5 bin 768 lira 80 kuruş olması gerekiyordu. Buna göre asgari ücretlinin beş aylık toplam enflasyon kaybı 5 bin 5 lira 20 kuruş ediyor. Bu da bir asgari ücretten daha fazlasına denk geliyor.

Çalışma ekonomisi uzmanı Prof. Dr. Aziz Çelik, “Sayın Nureddin Nebati aslında bir gerçeği itiraf etti. Bu gerçek, uygulanan ekonomik politikaların dar gelirlileri, emeklileri, işçileri, memurları ezdiği gerçeğidir” diyor.

Ocak ayından bu yana asgari ücretliler ve emeklilerin enflasyonun altında ciddi bir biçimde ezildiğini söyleyen Çelik, asgari ücretin alım gücünün sadece Mayıs ayında 1500 lira civarında gerilediğine işaret ediyor.

Ocak ayında emekli ve memura yapılan zammın, yılın ilk beş ayındaki yüzde 35 civarındaki enflasyon nedeniyle ciddi biçimde eridiğini vurgulayan Çelik, resmi enflasyonun gerçek enflasyonu yansıtmadığının da altını çiziyor.

“Yüzde 99 dışarıda tutuldu”

İşçi, memur ve emeklilerin en çok gıda enflasyonundan etkilendiğini ifade eden Çelik, bu enflasyonunun resmi verilere göre yüzde 90, DİSK Araştırma Merkezi’ne göre ise yüzde 118-135 arasında olduğuna dikkat çekiyor.

Ekonomik politikalardan hariç tutulan dar gelir grubunun Türkiye’nin yüzde 99’unu oluşturduğunu dile getiren Çelik, “Bu ülkede 21 milyon ücretli ve maaşlı çalışan var. 14 milyon emekli var, 2,5 milyondan fazla tarım çalışanı var, 5 milyondan fazla küçük esnaf var ve bunların aileleri var. Bunları topladığınız zaman bunlar ülkenin yüzde 99’unu oluşturuyor. Maliye Bakanı Sayın Nebati de izledikleri ekonomik politikaların bu yüzde 99’u dışarıda tuttuğunu açıklamış oldu” ifadelerini kullanıyor.

Paylaşın

“Öğün Atlamak Zorunda Kalanların Oranı Yüzde 13’e Ulaştı”

Ekonomideki kötü gidişat bir rapora daha yansıdı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), İstanbul Planlama Ajansı’nın (İPA) hazırladığı, “Gıda fiyatları krizi” raporu Türkiye’de yaşanan krizinin bir kez daha ortaya çıkardı.

Rapora göre, ürünlerin kalitesinden ziyade fiyatı öncelik haline geldi. Ev emekçisi kadınların tane ve gramla alışveriş yaptığı ve çürük ürünlere yöneldiği kaydedilen raporda, “Öğün atlamak zorunda kalanların oranı yüzde 13’e ulaştı” verisi de yer aldı.

Cumhuriyet’ten Göhan Kam’ın haberine göre İPA’nın raporunda dikkat çeken başlıklar şöyle:

“Türkiye’de yaşanan gıda krizi son 30 yılın tarihi zirvesine ulaştı. İstanbul’da derin yoksulluk her geçen gün arttı. Katılımcıların yüzde 65,9’u değişen ekonomik koşullar nedeniyle gıda alışverişlerinde miktarı azalttı. Yüzde 56,8’i alışveriş yaparken ürünlerin fiyatına dikkat ederken, İstanbullu yurttaşların sadece yüzde 14,8’i gıda alışverişinde ilk olarak ürünün kalitesine bakıyor.

‘Ev emekçisi kadınlar çürük ürünlere yöneldi’

Ev emekçisi kadınların yüzde 62’si temel gıda ürünleri dışında gıda alışverişi yapmayı kesti. Ayrıca, kadınların yüzde 42’si taneyle ve gramla alışveriş yapmaya başladı. Özellikle son 6 ayda her iki ev emekçisi kadından biri akşam pazarında “çıkma” diye nitelenen ve çürümeye yüz tutmuş ürünlere yöneldi.

Temel gıdaya erişim krizinin en görünür olduğu alan kahvaltılık ürünler. Son bir yılda ekonomik nedenlerle yeterli gıdaya erişemeyeceğine dair kaygı taşıyanların oranı yüzde 23, öğün atlamak zorunda kalanların oranı yüzde 13’e ulaştı.”

Paylaşın

S&P: Türkiye’nin İlave Sermaye Kontrolü Getirme Riski Artıyor

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poor’s (S&P), Türkiye’nin ilave sermaye kontrolleri getirme riskinin arttığını açıkladı. Kuruluş, Türk Lirası ve piyasalar üzerindeki baskının yoğunlaşmasının bu riski artırdığını kaydetti.

S&P, Türk Lirası ve finansal piyasalar üzerindeki baskının artmaya devam etmesi halinde Türkiye’nin ek sermaye kontrolleri getirme riskinin artacağı uyarısında bulundu.

Türk lirasının bu yıl ortalama yüzde 22 değer kaybetmesi, ülkenin geçen yılın sonunda yaşanan döviz krizinin tekrarlanabileceği endişelerine yol açıyor.

S&P’nin önde gelen analistlerinden Maxim Rybnikov, çevrimiçi bir sunumda yaptığı konuşmada, S&P’nin nisan ayında Türkiye’nin yerel para cinsinden notunu düşürme kararının, ek sermaye kontrolleri endişelerinin bir göstergesi olduğunu söyledi.

Rybnikov, “Bu hala temel bir durum değil ancak riskin (sermaye kontrolü) arttığını düşünüyorum” dedi.

Reuters’ın aktardığına göre S&P’nin bir başka analisti de liranın değer kaybının sürmesinin, Türkiye’nin bankacılık sektöründe varlık kalitesi sorunlarının eninde sonunda “ortaya çıkacağı” anlamına geldiğini, turizmdeki toparlanma hızının ise birkaç olumlu sürprizden biri olduğunu belirtti.

Sermaye kontrolleri, belirli bir bölgeden, örneğin bir ülkeden sermaye girişini ve çıkışını kontrol etmeye yönelik yasal veya düzenleyici önlemler olarak biliniyor. Böylelikle yurtiçi ekonomiye giren ve çıkan yabancı sermaye akışını sınırlamış oluyor.

Bu önlemler genellikle, bir para biriminin döviz kurunu kontrol etmek adına veya sermaye kaçışını önlemek için alınıyor.

Paylaşın

OECD, Büyüme Beklentilerini Aşağı Yönlü Revize Etti

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD), Ukrayna/Rusya savaşı nedeniyle dünya ekonomisinin büyüme tahminini önemli ölçüde bu yıl ve önümüzdeki yıl için aşağı yönlü olarak revize etti.

Örgütün Paris’te yaptığı açıklamada bu yıl için yüzde 4,5 olarak tespit edilen büyüme tahmininin yüzde 3’e çekildiği bildirildi. 2023 yılı için de tahmin edilen yüzde 3,2’lik büyüme, yüzde 2,8 olarak belirlendi.

OECD Genel Sekreteri Mathias Cormann, enflasyon konusunda olumlu bir beklenti içinde olunmadığını belirterek, Ukrayna savaşının bir sonucu olarak enflasyondaki yüksek seyrin uzun süreli olmasının tahmin edildiğini kaydetti. OECD, Almanya için ise 2022’de yüzde 1,9; 2023’te yüzde 1,7’lik bir ekonomik büyüme öngörüyor.

Ukrayna savaşının etkisi

Ukrayna savaşı ve Rusya’ya uygulanan petrol ambargosu ekonomik iyileşmenin önünü kesiyor. Enflasyonun artması satın alma gücünü zayıflattığı için özel tüketimdeki canlanma baskı altına giriyor. Artan belirsizlik, enerji fiyatlarındaki keskin artış ve hammadde darboğazları birçok sektörü, özel yatırımları ve ihracatı olumsuz etkiliyor.

OECD, artan enerji ve gıda fiyatlarının olumsuz etkisini kırabilmek için ihtiyaç sahibi hanelere ve şirketlere yönelik destek programlarının hedefe dönük olarak uygulanması önerisinde bulundu.

Dünya Bankası küresel ekonomik büyüme tahminini düşürdü

Öte yandan Dünya Bankası, Ocak ayında yaptığı ekonomik büyüme tahminlerini Rusya’nın Ukrayna işgalinin yarattığı sonuçlar nedeniyle düşürdü. Dünya Bankası Türkiye ekonomisinin 2022’de yüzde 2,3, 2023’te de yüzde 3,2 büyüyeceği tahminini yaptı.

Birleşmiş Milletler’e bağlı kuruluş, küresel ekonominin 2022 yılında yüzde 2,9 oranında büyüyeceği tahmininde bulundu. Dünya Bankası yıl başında yaptığı tahminde küresel ekonomide büyümeyi yüzde 4,1 olarak öngörmüştü.

Küresel Ekonomik Öngörüler raporunu açıklayan Dünya Bankası raporda “Dünya ekonomisinin, küresel resesyonun ardından yaşadığı ilk toparlanma sonrasında en keskin yavaşlamayı deneyimlemesi bekleniyor” ifadelerine yer verdi. 2020’de patlak veren korona pandemisinden sonra kaydedilen toparlanma sonucunda küresel ekonomi 2021 yılında yüzde 5,7 oranında büyümüştü.

Dünya Bankası Başkanı David Malpass “Ukrayna’daki savaş, Çin’deki kapanmalar, tedarik zincirlerindeki aksamalar ve stagflasyon riski, büyümeye darbe vuruyor. Birçok ülke açısından resesyonu önlemek zor olacak” dedi.

Dünya Bankası’na göre, fiyatların artmasıyla ekonomide yüksek enflasyon ile durgunluğun (stagnasyon) bir arada görülmesi anlamına gelen “stagflasyonun” meydana gelme riski de arttı. Dünya Bankası bu durumun yoksul ve orta gelirli ülkelere zarar vereceği tahmininde bulundu.

Dünya Bankası Euro Bölgesi için ekonomik büyüme tahminini yüzde 4,2’den yüzde 2,5’e çekti. Dünyanın en büyük ulusal ekonomisi olan ABD için ise 2022 yılı ekonomik büyüme oranı da 1,2 puan düşürülerek yüzde 2,5’e düşürüldü. Çin ekonomisinin de 0,8 puan daha az olmak üzere yüzde 4,3 oranında büyüyeceği tahmin edildi.

Türkiye ekonomisi için büyüme tahmini

Dünya Bankası Türkiye ekonomisinin 2022’de yüzde 2,3, 2023’te de yüzde 3,2 büyüyeceği tahminini yaptı. Rusya için ise Ocak ayında yaptığı büyüme tahminini 11,3 puan geriye çeken Dünya Bankası, Rus ekonomisinin 2022 yılında yüzde 8,9 küçüleceği tahmininde bulundu.

Paylaşın

Ekonomistler TL’deki Değer Kaybı Hakkında Ne Söylüyor?

Türk Lirasının Mayıs başından bu yana devam eden değer kaybı bu hafta hız kazandı. Mayıs’ta 14,7 seviyesinde olan dolar/TL kuru bugünün ilk saatlerinde 16,92’ye kadar yükseldi.

Reuters’ın hesaplamasına göre TL bu yıl değerinin yüzde 22’sini yitirdi. Twitter hesaplarından paylaşımda bulunan Türkiye ve dünyadan ekonomistler TL’nin değer kaybını Türkiye’nin düşük faiz politikasına ve CDS risk priminin rekor seviyeye yükselmesine bağladı.

ABD’li ekonomist Mohamed El-Erian, TL’nin dünkü değer kaybının Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın faizlerin artmayacağı, hatta düşebileceği yorumunun ardından geldiğini hatırlattı.

Allianz ve Barclays’te yöneticilerinden El-Erian “Ekonomi açısından, yaşananlar ekonominin temel bir yasasının yok sayıldığı bir deneyin devamı” ifadelerini kullandı.

Bloomberg ve Financial Times’ta köşe yazarlığı da yapan El-Erian “Türkiye’nin para birimi zayıflamaya devam ediyor” dedi.

Türkiye’nin beş yıllık CDS primi (devlet tahvillerinin temerrüde karşı sigorta primi) dün 740 puanla 2008 krizinden beri en yüksek seviyeye çıktı.

Bunun ardından dolar/TL kuru akşam ve gece saatlerinde yükselmeye devam etti.

Ekonomist Atilla Yeşilada bunun dolar/TL için kritik bir gece olduğunu söyledi ve ekledi:

“TCMB bu gece NYC-Asya seansında müdahale etmek zorunda, yoksa Aralık 2021 yeniden yaşanabilir.”

Türk lirası Aralık 2021’de tarihinin en değersiz seviyesine düşmüş, dolar/TL kuru 18,36’ya yükselmişti.

Finansal piyasalar yöneticisi İris Cibre de CDS priminin 14 yılın zirvesine çıktığını belirterek “Dolar borçlanma maliyetimiz yaklaşık yüzde 10,9 yükselmiş durumda, hayırlı olsun” dedi ve ekledi:

“Dövizde tekrar parabolik hareketlere neden olmasından korkuyorum.”

Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF) Baş Ekonomisti Robin Brooks da Türkiye’nin CDS priminin geçmişte Brezilya ve Güney Afrika gibi gelişmekte olan ülkelere paralel hareket ettiğini fakat 2018’den bu yana uygulanan ekonomi politikaları nedeniyle ayrıştığını yazdı.

Brooks “Tekrarlanan kredi teşvikleri, büyük cari açık ve devalüasyon Türkiye’nin risk primini çok daha yüksek bir seviyeye taşıdı” dedi.

Brooks bu üç ülkenin 2017’den günümüze CDS primi değişiminin grafiğini de paylaştı:

‘Tekrar büyük bir değer kaybı kaçınılmaz’

IIF Baş Ekonomist Vekili Sergei Lanau da “Geçen Kasım’daki [TL’nin] büyük değer kaybına rağmen Türkiye’nin dış ticaret açığı büyüdü. Petrol ve altın harici ithalatta bile kayda değer bir düşüş yok” dedi ve ekledi:

“Merkez Bankası rezervlerinin düşük seviyesi ve dışardan gelen paranın az miktarda olması göz önünde bulundurulunca TL’nin tekrar büyük bir değer kaybı yaşaması kaçınılmaz gözüküyor.”

‘Son sürat raydan çıkma’

ABD’li yatırım fonu yöneticisi Will Slaugher ise “Erdoğan’ın rezervi bitti ve yakında liranın kontrolünü kaybedecek. Yıl sonuna kadar Türk lirası büyük ihtimalle olağanüstü değer kaybedecek ve Türkiye’nin temerrüde düşmesi de mümkün” ifadelerini kullandı.

Slaughter “Temerrüdü sermaye kontrolü ve vatandaşların dövizlerine el koyarak önlemeleri mümkün” dediği paylaşımına şöyle devam etti:

“Fakat ne olursa olsun Türkiye makroekonomik olarak son sürat raydan çıkmaya doğru ilerliyor.

“Erdoğan ve çevresindeki zır cahil dalkavuk zümresi iktidardan düşmediği müddetçe Türkiye için işler iyiye gitmeyecek.”

Slaughter’ın paylaşımını alıntılayan gelişmekte olan ülkeler ve para birimleri uzmanı Paul McNamara ise temerrüt ihtimali görmediğini fakat yorumların geri kalan kısmına katıldığını söyledi.

Slaughter’ın paylaşımını alıntılayan bir diğer ekonomist olan Renaissance Capital Baş Ekonomisti Charlie Robertson, “Türkiye için işler iyi gitmiyor. Fakat turist otelleri için umut ışığı olabilir” dedi.

İngiltere’de tüketicilerin kıyafet harcamalarını kıstığını ve bunun Asya’daki Bangladeş, Sri Lanka, Vietnam ve Türkiye gibi tekstil ihracatçılarını etkileyebileceğini yazan Robertson Bangladeş takasının da dolar karşısında değer kaybettiğini, Nisan başında 86 civarında olan kurun 92,3’e yükseldiğini aktardı.

Merkez Bankası Eski Baş Ekonomisti Hakan Kara ise Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin yaptığı açıklamalar hakkında “Ekonomi yönetimi büyüme için enflasyona göz yumulduğunu ima etmiş. Yani bu politikaların enflasyona yol açacağı önceden biliniyormuş diye anlıyorum” dedi ve ekledi:

“Eğer öyle ise “enflasyon görünümündeki bozulma geçici” denilirken bilinçli şekilde yalan mı söylenmiş?”

Dünya Bankası’ndan stagflasyon uyarısı

Öte yandan Dünya Bankası da dün küresel ekonominin 1970’lerdekine benzer bir stagflasyon, yani enflasyonla eş zamanlı ekonomik küçülme riskiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu.

Yıllık büyüme tahminini yüzde 4,1’den 2,9’a çeken Dünya Bankası, dünyanın büyük kısmında yatırımların düşük seviyede seyrettiğini ve bunun da önümüzdeki 10 yıldaki ekonomik büyümenin potansiyelinin altında seyretmesine yol açacağını belirtti.

Dünya Bankası Başkanı David Malpass, stagflasyonun düşük ve orta gelirli ülkelerde siyasi istikrarsızlığa da yol açabileceğini söyledi.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Merkez Bankası’nın KİT’lere Döviz Satışı 23,5 Milyar Dolara Ulaştı

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) mayıs ayında Kamu İktisadi Teşebbüslerine (KİT) 1,8 milyar dolarlık döviz satışı gerçekleştirdi. Son yedi ayda KİT’lere yapılan döviz satışı 23,5 milyar dolara ulaştı.

TCMB verilerine göre mayıs ayında KİT’lere 1,8 milyar dolarlık döviz satışı yapıldı. Böylelikle son 7 ayda KİT’lere yapılan döviz satışı 23,5 milyar dolara ulaştı. 2021 yılı tamamında TCMB’nin KİT’lere yaptığı döviz satışı ise 6,1 milyar doları bulmuştu. TCMB’nin BOTAŞ’a 2015-2020 yılı arasında toplam döviz satışı ise 45 milyar dolar olarak kaydedilmişti.

Aralık 2014 tarihinde KİT’lere döviz satışına başlayan TCMB 2021’in Ocak-Mayıs ve Temmuz-Eylül aylarında bu kategoride döviz satışı gerçekleştirmemişti. Mayıs ayında reeskont kredilerinden TCMB rezervlerine 2,4 milyar dolarlık katkı geldi. Önceki ay da bu kalemden 3,2 milyar dolar sağlanmıştı.

KİT nedir?

Kamu İktisadi Teşebbüsü (KİT) kavramı devletten devlete değişmekle birlikte, genel olarak kamusal kaynakları kullanmak yoluyla ekonomik alanda faaliyet gösteren Devlet Kuruluşlarını ifade eder.

Uluslararası literatürde “devlet şirketi” olarak geçen bu kavram, sahibi olan hükûmet adına ticari faaliyetlerini üstlenen bir tüzel kişiliği ifade eder. Şirketlerin hukuki durumu hükûmetin bir parçası olma veya devletin düzenli bir hissedarı olduğu şirketler arasında değişmektedir.

Devlete ait şirketler, genellikle demiryolları ve telekomünikasyon, stratejik mal ve hizmetler (posta, silahlar), doğal kaynaklar ve enerji, politik olarak hassas iş, yayın, alkol ve tütün ürünleri ve sağlık ürünleri gibi doğal tekeller ve altyapı alanında yaygındır.

Paylaşın