Gazze’de İsrail Saldırılarında Can Kaybı 24 Bin 762’ye Yükseldi

Filistin – İsrail savaşının 105. günü geride kalırken Gazze Şeridi’nde, İsrail saldırılarında 24 saatte 142 kişi yaşamını yitirirken, toplamda da can kaybı 24 bin 762’e yükseldi.

Haber Merkezi / Gazze Şeridi’nde, İsrail saldırılarında yaralı sayısının ise 62 bin 108’e yükseldiği kaydedildi. İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarıldı.

Dünya Ekonomi Forumu (WEF) dolayısıyla İsviçre’nin Davos kasabasına giden İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog hakkında ziyareti sırasında suç duyurularında bulunulduğu açıklandı.

İsviçreli savcılar, kaç suç duyurusu ya da şikayetin ilgili mercilere iletildiği ya da bu şikayetlerde bulunan kişilerin kimliği hakkında bilgi vermedi.

Öte yandan Birleşmiş Milletler (BM) İsrail’i Gazze Şeridi’ndeki Filistinli tutuklulara kötü muamele etmek ve tutsakları aşağılamakla suçladı.

BM’nin Gazze Şeridi’ndeki insan hakları temsilcisi Ajith Sunghay Cuma günü yaptığı açıklamada, tutsak erkeklerin haftalarca gözaltında tutulduklarını ve darp edildiklerini söyledi. Temsilci, görüştüğü bazı kişilerin kendisine gözlerinin bağlandığını söylediklerini aktardı.

Cenevre’de BM merkezindeki gazetecilere video bağlantısı aracılığıyla seslenen Sunghay, bazı tutukluların çırılçıplak ya da külotla serbest bırakıldıklarını kaydetti.

Savaşın başından bu yana kaç kişinin gözaltına alındığı konusunda net bir bilgi olmadığını belirten BM temsilcisi, binlerce kişi olduklarının tahmin edildiğini ifade etti.

İsrail hükümeti ve ordusundan söz konusu ithamlara ilişkin başlangıçta bir yorum ya da açıklamada bulunulmadı. Ancak İsrail ordusu daha önce yaptığı açıklamalarda tutuklulara uluslararası hukuka uygun olarak muamele edildiğini belirtmişti.

Bu açıklamalarda vücutlarında silah ya da patlayıcı madde taşımadıklarından emin olmak için çoğu zaman tutukluların giysilerini çıkardıkları da ifade edilmişti.

Ayrıca İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Gazze’deki savaş sona erdiğinde dahi bir Filistin devletine karşı olduğunu söyledi. Netanyahu, bu mesajını Beyaz Saray’a da ilettiğini söyledi.

Joe Biden yönetimi, 7 Ekim sonrası yaptıkları açıklamalarda bölgenin güvenliği için iki devletli çözümün gerekli olduğunu savunuyordu.

Basın toplantısında Gazze’deki savaşla ilgili konuşan Netanyahu, harekatın Hamas tamamen yok edilene kadar süreceğini ve daha uzun süre devam edebileceğini söyledi.

Birçok kişi mevcut krizin tarafları bir diplomatik çözüm için masaya çekebileceğini umuyordu. Ancak açıklamaları, Netanyahu’nun bunu bir seçenek olarak görmediğini ortaya koydu.

İsrail Başbakanı’nın sözlerinin sorulduğu ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü John Kirby, iki ülkenin farklı görüşte olduğunun çok açık olduğunu kaydetti.

Netanyahu, Şeria Nehri’nin (Ürdün Nehri) batısındaki tüm toprakların İsrail’in güvenlik kontrolünde olması gerektiğini de savundu.

Binyamin Netanyahu, “Bu gerekli bir durum ve Filistin egemenliği fikri ile de çelişiyor. Peki ne mi olacak? Bu gerçeği Amerikalı dostlarımıza da söyledim. Aynı zamanda İsrail’in güvenliğine zarar verecek şeyleri bize empoze etme girişimini de durdurdum” dedi.

Netanyahu’nun kamuoyu önünde farklı pozisyonunu açıkça dile getirmesinin, İsrail ile Batılı müttefiklenin arasının açılmasını da gösterdiği yorumları yapılıyor.

7 Ekim saldırısı sonrası İsrail’e açık askeri destek veren ABD yönetimi, Gazze’deki ölü sayısındaki katlanarak artışı sonrası Tel Aviv’e yaptığı çağrıların tonunu değiştirdi.

ABD’de bazı çevrelerde, İsrail’e askeri yardımları koşullara bağlama görüşü güçleniyor. Uzmanlara göre Netanyahu kariyeri boyunca Filistin topraklarında “işgali yönetme” stratejisi uyguladı.

İki devletli çözüm neydi?

İki devletli çözüm anlaşmasının taslağı, İsrail ve Yaser Arafat’ın El Fetih örgütü liderliğindeki FKÖ’nün, Norveç’in arka planda aracılık ettiği müzakerelerin ardından 1993 yılında iki devletin karşılıklı olarak birbirini tanımasını kabul etmesinden sonra oluşturuldu.

Oslo süreci olarak adlandırılan süreçte, hiçbir zamansona gelinemedi ve geride çözülmesi eskisinden çok daha zor olan sorunlar kaldı.

Barış için toprak anlaşmaları, Filistin Yönetimi’nin İsrail’in 1967’deki 6 Gün Savaşı’nda ele geçirip işgal ettiği topraklarda özyönetim kurmasını sağladı.

Ancak askeri işgal ve Yahudi yerleşim faaliyetleri devam etti ve “kalıcı statü sorunları” adı verilen meseleler daha sonraki müzakerelere bırakıldı.

Bunlar arasında, 1948’deki ilk Arap-İsrail Savaşı’nın ardından Birleşmiş Milletler’in 1947’de bölünme yönünde oy kullanmasıyla İsrail’in kurulduğu topraklardaki Filistinli mültecilerin durumu da vardı.

İsrail, 1967’de Doğu Kudüs’ü ilhak etmişti ve bu da bir başka muammaydı çünkü kutsal mekanlar her iki taraf için de taviz vermeyi kabul etmeyecek kadar önemliydi.

Yıllar süren diplomatik tartışmalardan sonra, sorunlar nihayet 2000 yılında Camp David’de dönemin ABD Başkanı Bill Clinton’ın ev sahipliği yaptığı basına kapalı zirvede ele alındı, ancak İsrail Başbakanı Ehud Barak ve Filistin Yönetimi Başkanı Yaser Arafat arasındaki uçurum kapanmadı.

Başarısızlıkla ilgili herkes birbirini suçladı. İsrailli ve ABD’li yetkililer Arafat’ın o güne kadar elde edebileceği en cömert anlaşmayı geri çevirdiğini söyledi. Filistinlilerse anlaşmayı, Doğu Kudüs’te bir başkent kurulması gibi şartların çok altında kalan bir sahtekarlık olarak nitelendirdi.

İsrail’in ana düşmanını etkisiz hale getirme hedefine çoktan ulaştığını savunan eleştiriler yapıldı. Peki, Filistin nüfusunun yoğun olduğu bölgelerde güvenlik kontrolü Filistin Yönetimi’ne devredilirken, bu kadar çok yatırım yaptığı yerden neden vazgeçiyordu?

Arafat, müzakereleri zayıf bir pozisyonda yürütürken, ABD’li arabulucu İsrail ile tarihteki tüm devletlerden tartışmasız daha yakın bir ilişki içindeydi. İki devletli çözüme giden yolda aşılamaz olduğu ortaya çıkan başka önemli faktörler de vardı.

1987’de Gazze’de kurulan İslami Direniş Hareketi (Hamas), rakibi El Fetih’in barış konusundaki tavizlerine karşı çıktı ve 1994’ten itibaren görüşmeleri intihar saldırılarıyla sabote etmek için çok sayıda fırsat buldu.

Yahudi yerleşimciler aynı zamanda Tanrı’nın kendilerine vaat ettiğine inandıkları topraklardaki varlıklarını genişletmek ve güçlendirmek için bu ertelemeleri fırsat olarak kullandılar.

Paylaşın

Kuzey Kore, ‘Sualtı Nükleer Silah Sistemini’ Test Etti

Kuzey Kore olarak bilinen Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti (KDHC), “su altı nükleer silah sistemini” test ettiğini duyurdu. Analistler Pyongyang’ın böyle bir silaha sahip olup olmadığını değerlendiriyor.

Güney Kore, ABD ve Japonya, bu haftanın başlarında Kuzey Kore’nin, hipersonik füze denemesine tepki olarak Güney Jeju Adası açıklarında deniz tatbikatları gerçekleştirdi. Kuzey Kore, test denemesini buna yanıt olarak yaptığını açıkladı.

Kuzey Kore, bölgede Amerika Birleşik Devletleri’nin nükleer güçle çalışan bir savaş gemisinin de yer aldığı ortak tatbikatlara yanıt olarak “su altı nükleer silah denemesi” yaptığını bildirdi.

Dışişleri Bakanlığı sözcüsü tarafından yapılan açıklama, devlet haber ajansı KCNA tarafından yayınlandı.

Euronews Türkçe’nin aktardığına göre; sözcü açıklamasında ABD, Güney Kore ve Japonya’nın ortak deniz tatbikatlarının Kuzey Kore için “ciddi güvenlik tehdidi” oluşturduğu, buna yanıt olarak da Kore’nin Doğu Denizi’nde “Haeil-5-23” su altı nükleer silah sistemi için önemli bir deneme yürüttüğünü belirtti.

Sözcü, denemenin “ordumuzun su altı nükleer bomba temelli karşı duruşunun daha da geliştirilmesini ve çeşitli deniz ve su altı tepki eylemlerinin ABD ve müttefiklerinin donanmalarının düşmanca askeri manevralarını caydırmaya devam etmesini” sağladığını söyledi, ancak denemenin ne zaman gerçekleştirildiğine dair tarih bildirmedi.

Pyongyang, geçen yılın başlarında Korece “tsunami” anlamına gelen Haeil’in farklı bir versiyonu olan ve “radyoaktif tsunami” yaratabileceğini iddia ettiği sözde bir su altı nükleer saldırı İHA’sının çok sayıda denemesini gerçekleştirdiğini söylemişti. Ancak uzmanlar böyle bir silaha sahip olduğu konusunda kuşkulu.

Dünya Kuzey Kore Araştırmaları Enstitüsü’nü yöneten araştırmacı Ahn Chan-il AFP’ye yaptığı açıklamada, Kuzey Kore’nin su altı nükleer silah sistemlerinin “tam kapasitelerini belirlemenin zor olduğunu” söyledi.

Ahn “Kuzey Kore’nin savunma bilimi seviyesi ve silahın hala gelişme aşamasında olduğu göz önüne alındığında, henüz önemli bir tehdit oluşturacak aşamada değil.” yorumunu yaptı.

Kuzey Kore – Güney Kore ilişkileri bozuluyor

Öte yandan, Kuzey Kore’nin tatbikatlara verdiği yanıtın orantılı olduğunu belirten uzmanlar, Pyongyang’ın herhangi bir silahlı çatışmayı kışkırtacak bir çizgiyi aşma niyetinde olmadığının işareti olarak değerlendirdi.

Güney ve Kuzey Kore arasındaki gergin ilişkiler son dönemde bozulma eğiliminde. İki ülke de gerginliği azaltmayı amaçlayan anlamaları bir kenara bırakarak sınır güvenliğini arttırdı ve gerçek mermiyle tatbikatlar yaptı.

Geçen hafta Güney Kore’yi ülkesinin “baş düşmanı” ilan eden Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un, birleşme ve sosyal yardımla ilgili kurumların görevine son verdi ve 0,001 milimetrelik toprağın ihlali halinde savaş ilan edeceği tehdidinde bulunmuştu.

Pazar günü katı yakıtlı hipersonik bir füze fırlatan Pyongyang, kasım ayında bir casus uyduyu başarıyla yörüngeye yerleştirmişti.

Paylaşın

ABD İle İsrail Arasında Gazze Konusunda Görüş Ayrılığı Derinleşiyor

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ve ABD Başkanı Joe Biden’ın son haftalarda hiçbir şekilde doğrudan iletişim kurmadığı belirtilirken, ABD’nin Gazze’deki savaşın ardından bir Filistin devleti kurulması yönünde adım atmaya davet ettiği İsrail, bu öneriyi bir kez daha reddetti.

ABD Dışişleri Bakanı Blinken geçen haftaki Ortadoğu gezisinde İsrailli yetkililere, Suudi Arabistan dâhil Arap ülkelerinin Gazze’nin yeniden inşasına ve Filistin’in gelecekteki idaresine, İsrail’in bir Filistin devleti kurulmasına imkân tanıması şartıyla yardımcı olacaklarını belirttiğini iletmişti.

VOA Türkçe’de yer alan habere göre; Beyaz Saray, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun Gazze’nin Filistin Devleti tarafından yönetilmesine karşı çıktığını açıkladı. Biden yönetimi, savaş sonrasında Gazze Şeridi’nde hayata geçmesini istediği planın kilit unsurlarından biri bu olmasına rağmen vizyonundan vazgeçmiş görünmüyor.

Beyaz Saray aynı zamanda İsrail ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerin normalleşmesine aracılık etmeyi umuyor ki, bu uzun zamandır istenen ve bölge için geniş ekonomik ve güvenlik etkileri olan bir konu.

Ancak Netanyahu dün geniş katılımlı bir basın toplantısında bu plana sırtını döndü ve şu anda Filistin topraklarını oluşturan bölgenin tamamının İsrail’in güvenlik sağlamasında ısrar etti. Netanyahu, “Bu egemenlik fikriyle çatışıyor. Ne yapabilirsiniz ki?” dedi.

Kirby Air Force One uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bu Başbakan Netanyahu’nun yeni bir yorumu değil. Açıkçası biz farklı görüyoruz. Filistinliler’in barış ve güvenlik içinde bağımsız bir devlette yaşama hakkına sahip olduklarına inanıyoruz” dedi.

Netanyahu, Biden yönetimini bu konuda bilgilendirdiğini söyleyerek, İsrail hükümeti ile Filistin bölgesinde Hamas’a karşı yürüttüğü askeri harekatın en sadık destekçisi olan ABD ile arasındaki derin ayrılıkları vurguladı.

Washington İsrail’i, Hamas’ın kontrolündeki Gazze’deki Sağlık yetkililerine göre 24 binden fazla kişinin ölümüne neden olan saldırılarını azaltmaya çağırdı. Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki saldırısı İsrail’de 1200 kişinin ölümüne yol açarak ülkenin on yıllardır süren çatışmalarda yaşadığı en kanlı hadise olmuştu.

Biden yönetimi yetkilileri İsrail’e yönelik baskılarını giderek daha açık bir şekilde dile getirirken, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken iki devletli çözüme giden bir yol olmadan Arap ülkelerinin Gazze’nin yeniden inşasında yer almayacağı uyarısında bulundu.

Blinken bu ayın başlarında Netanyahu savaş kabinesi ile görüştükten sonra Tel Aviv’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “İsrail, Arap komşularının kalıcı güvenliğini sağlamaya yardımcı olmak için gerekli zor kararları almasını istiyorsa, İsrailli liderlerin kendileri de zor kararlar almak zorunda kalacaklardır” dedi.

Suudi Arabistan – İsrail normalleşmesi

ABD-İsrail anlaşmazlığının detayları, Biden yönetiminin İsrail ve Suudi Arabistan arasında bir normalleşme anlaşması için bastırmasıyla ortaya çıkıyor. Beyaz Saray, bu yakınlaşmaya aracı olmak için İsrail’in Filistin devletini tanımasını istiyordu.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan bu hafta İsviçre’nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nda yaptığı açıklamada “7 Ekim sonrası strateji, [İsrail ve Suudi Arabistan arasındaki] normalleşmenin Filistinliler için siyasi bir ufka bağlı olduğunu görmek istiyoruz” dedi. “Bu krize yanıt verirken, bölgesel ortaklarımızla normalleşme ve entegrasyon için aktif bir yol izliyoruz.”

Washington 7 Ekim saldırılarından bu yana İsrailliler ve Filistinliler arasında doğrudan müzakerelerden kaçınarak, bunun yerine bölgesel bir anlaşma için bastırarak çerçeve üzerinde çalışıyor. Bu yaklaşım, Trump yönetiminin bazı Arap ülkeleriyle normalleşmeyi sağlayan İbrahim Anlaşmaları’nın [İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn arasında 2020’de imzalanan anlaşma] bir uzantısı. Ancak Biden’ın yaklaşımı Filistinliler için siyasi bir ufuk açıyor.

ABD’li yetkililer ve milletvekilleri geçtiğimiz haftalarda Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile bir araya gelerek İsrail-Hamas savaşını sona erdirecek ve Gazze’de Filistinliler’in özyönetimini sağlayacak bir çerçeveye ulaşmayı hedefledi.

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Sullivan, ABD’nin savaş sonrası Gazze vizyonuna rehberlik eden dört ilkeyi ortaya koydu: Filistin bölgesinin bir daha asla İsrail’e yönelik terör saldırıları için bir fırlatma rampası haline gelmemesi, İsrail ile Arap komşuları arasında barışçıl ilişkiler, bağımsız bir Filistin devleti ve İsrail için güvenlik güvenceleri.

Netanyahu ve hükümetinin aşırı sağcı üyeleri aylardır bir Filistin devleti fikrini reddediyor. Aralarında Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ve Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in de bulunduğu kimi kabine üyeleri Gazze’nin tamamen kontrol altına alınmasını ve Filistinliler’in sınır dışı edilmesini savunuyor.

Ancak askeri harekatın İsrail’e günde yaklaşık 220 milyon dolara mal olması ve uluslararası desteğin azalması nedeniyle Netanyahu bir çıkış stratejisi arayışında olabilir. Normalleşme, yolsuzluk davaları ve İsrail istihbaratının uyarılarına rağmen Hamas’ın saldırısını engelleyemediği için hesap vermekten kaçmakla suçlanan zor durumdaki başbakan için siyasi bir kazanım olarak görülebilir.

Columbia Üniversitesi’nde ABD dış ve güvenlik politikaları profesörü olan ve araştırmaları savaş sonrası barışın dayanıklılığı üzerine yoğunlaşan Virginia Page Fortna, “Bu bir miktar kılıf sağlayabilir” dedi. Fortna, “Ancak gördüğüm işaretler, savaşı hızlı bir şekilde sona erdirmeye çalışmak için hiçbir teşviki olmadığı yönünde” ifadelerini kullandı.

Riyad, normalleşmenin başlıca ödülü olarak gördüğü ABD ile İran’a karşı kendisini koruyacak bir savunma anlaşmasına gözünü dikmişken, artan Filistinli ölümlerinin görüntüleri Arap dünyasını alevlendirince krallık normalleşme görüşmelerini askıya aldı.

Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan da Davos’ta yaptığı açıklamada ülkesinin normalleşme anlaşmasıyla hâlâ ilgilendiğini ancak bunun “ancak bir Filistin devletiyle gerçekleşebileceğini” ve ateşkesin “barış için bir başlangıç noktası” olduğunu söyledi.

Diğer taraftan Washington, Hamas’ın yeniden toparlanmasına olanak sağlayacağı gerekçesiyle Gazze’de ateşkes için yapılan çeşitli uluslararası çağrılara karşı çıkmaya devam ediyor.

Paylaşın

Pakistan, İran’da Bazı Hedefleri Füzelerle Vurdu

İran’ın iki gün önce Pakistan’da bazı hedefleri vurmasının ardından, Pakistan’da, İran’da ayrılıkçı militanları hedef alan füze saldırıları düzenlendiğini açıkladı.

Haber Merkezi / Pakistan Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada,, “İstihbarata dayalı operasyonda birkaç terörist öldürüldü” denildi ve saldırılar “teröristlerin saklandığı yerlere karşı yüksek düzeyde koordine edilmiş ve özel olarak hedeflenmiş bir dizi hassas askeri saldırı” olarak tanımlandı.

Açıklamada, “Pakistan’ın İran İslam Cumhuriyeti’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı duyduğu” vurgulandı ve “Bugünkü eylemin tek amacı Pakistan’ın kendi güvenliği ve ulusal çıkarlarıdır ve bu çıkarlar her şeyden önemlidir ve tehlikeye atılamaz” ifadeleri kullanıldı.

İran devlet televizyonu ise sınır bölgesindeki bir köye Pakistan tarafından gerçekleştirilen füze saldırısında üç kadın ile dört çocuğun hayatını kaybettiğini, ölen kişilerin İran vatandaşı olmadığını bildirdi.

İran haber ajansı Mehr, Sistan-Belucistan’da yer alan Seravan kentine “İHA ve füze saldırısında” bulunulduğunu aktarırken, İran’ın resmi haber ajansı İRNA, Seravan kenti civarında patlamalar yaşandığını duyurdu.

İran’ın önceki gün Pakistan’da militan grup Ceyş el-Adl’ın (Adalet Ordusu) üsleri olarak tanımladığı yerleri hedef alan saldırılar düzenlediği bildirilmişti.

Pakistan saldırılarda, sivillerin vurulduğunu ve iki çocuğun öldüğünü söyleyerek Tahran’ın sorumlu olacağı sonuçlar konusunda uyarıda bulunmuştu. İslamabad dün İran’daki büyükelçisini geri çağırmıştı.

Ceyş el-Adl (Adalet Ordusu), 2012 yılında kurulan ve büyük ölçüde Pakistan sınırında faaliyet gösteren bir Sünni militan grup. Örgüt kendisini İran’ın Sistan-Belucistan eyaletinde “Sünni haklarının savunucusu” olarak tanımlıyor. İran, Ceyş el Adl’ın ABD ve İsrail tarafından desteklendiğini iddia ediyor.

Pakistan ile İran sık sık birbirlerini, karşı tarafa saldırı düzenletmek için, topraklarında aşırıcı güçleri himaye etmekle itham ediyor.

İki ülkenin karşılıklı hava saldırıları, İsrail ile Hamas arasındaki Gazze Savaşı ve Kızıldeniz’de gemilere saldıran Yemenli Husilere ait hedeflerin, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve müttefikleri tarafından vurulması ile gerilimin son derece arttığı bölgede tansiyonu daha da yükseltmiş durumda.

Paylaşın

ABD Yönetimi, Husileri “Küresel Terör Grubu” Listesine Aldı

ABD, Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nde gemilere yönelik saldırılarını sürdüren Husiler’i “özel olarak belirlenmiş küresel terör grubu” (SDGT) listesine aldığını açıkladı. Avrupa Birliği (AB) ise şimdilik bu yönde bir girişimde bulunulmayacağını duyurdu.

Haber Merkezi / Kararın resmi olarak açıklandıktan 30 gün sonra yürürlüğe girmesi bekleniyor.

ABD’de  terörizm, Küresel Terör (SDGT) ve Yabancı Terörist Örgütler (FTO) olarak ayrı sınıflandırılıyor. Bu ayrım uygulanacak yaptırımlar açısından önem taşıyor.

ABD Başkanı Joe Biden geçtiğimiz günlerde Pennsylvania’da yaptığı bir açıklamada Husiler için “terör grubu” ifadesini kullanmıştı. Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın 2021’de görev süresinin dolmasından kısa bir süre önce, dönemin Dışişleri Bakanı Mike Pompeo Husileri her iki kategoriye de dahil ederek terörist olarak sınıflandırmıştı.

Ancak Pompeo’nun halefi Antony Blinken, Yemen’e insani yardım ulaştırılmasını kolaylaştırmak amacıyla kısa bir süre sonra bu kararı iptal etti.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Husiler’in küresel terör grubu listesine alınmasına ilişkin yaptığı açıklamada, “Husiler’in eylemleri sebebiyle hesap vermesi; ancak bunun Yemen halkı pahasına olmaması gerektiğini” söyledi.

Blinken bu adımın Yemenliler üzerinde yol açabileceği olumsuz etkilerin en aza indirilmesi için de önemli adımlar attıklarını vurguladı. ABD Dışişleri Bakanı, “Husiler, Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nde saldırılarını durdurursa, ABD bu tanımı yeniden değerlendirecek” dedi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Husiler’in FTO yerine SDGT listesine alınmasının, uluslararası yardımın Yemen’e ulaştırılması konusunda zorlukları ortadan kaldırmayı amaçladığını yineledi.

Bakanlık Sözcüsü Matthew Miller, günlük basın brifingindeki açıklamasında, “Yemen’de insani yardım sağlayan gruplarla yaptığımız görüşmelerde, FTO tanımlamasının, bazı yardım grupları üzerinde olumsuz etki yaratma riski taşıdığını veya bir terör örgütüne maddi destek sağlamakla suçlanabilecekleri yönünde bir olasılık yarattığını gördük. SDGT atamasının ise bize Husiler’in finansal sisteme erişimini engellemek ve Husiler’le iş yapan herkese ek yaptırımlar uygulamak için araçlar sağlarken aynı zamanda Yemenli sivillerin maruz kalacağı zararı ve yardım gruplarına olumsuz etkiyi en aza indirdiğine karar verdik” dedi.

Miller, Husiler’in geçmişte FTO listesine alınmasının, sadece insani yardım sağlamak isteyen gruplar üzerinde yıldırıcı etkisi olduğunu kaydetti.

Öte yandan ABD’nin aksine Avrupa Birliği (AB) Husi milislerini şimdilik terör örgütü olarak sınıflandırılmayacağını duyurdu. Çarşamba günü sorulan bir soru üzerine AB Dış İlişkiler Servisi sözcüsü, İran destekli Husilerin 2022’den bu yana halihazırda AB ve Birleşmiş Milletler yaptırımlarına tabi olduğuna dikkat çekti.

Sözcü, Husilerin terörist bir milis olarak kategorize edilmesinin AB için öncelikle sembolik bir değer taşıyacağını, ancak prensipte bunun uygulanmasının da nispeten zor olacağını savundu. Sözcü AB terör listesine dahil edilmenin ulusal bir mahkeme kararı ya da idari bir makamın yasaklama emrini gerektirdiğine de işaret etti.

Paylaşın

Gazze’de İsrail Saldırılarında Can Kaybı 24 Bin 448’e Yükseldi

Filistin – İsrail savaşının 103. günü geride kalırken Gazze Şeridi’nde, İsrail saldırılarında 24 saatte 163 kişi yaşamını yitirirken, toplamda da can kaybı 24 bin 448’e yükseldi.

Haber Merkezi / Gazze Şeridi’nde, İsrail saldırılarında yaralı sayısının ise 61 bin 504’e yükseldiği kaydedildi. İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarıldı.

Öte yandan İsrail Ordu Sözcüsü Daniel Hagari, 1 Ocak’ta yaptığı açıklamada, Gazze’ye saldırıların 2024 boyunca devam etmesini beklediklerini söylemişti. Hagari, bazı yedek askerlerin “gelecek operasyonlar öncesinde yeniden enerji kazanmalarına olanak sağlamak için” yılın ilk haftasından itibaren Gazze’yi terk edeceklerini bildirmişti.

Ayrıca, İsrail’in Kanal 12 televizyonunun haberine göre, Netanyahu, Gazze Şeridi yakınlarındaki Biru’s Sebi’de üst düzey güvenlik yetkililerinin yanı sıra yerel yetkililerin de katıldığı toplantıda bazı değerlendirmelerde bulundu.
Toplantıda Netanyahu’nun yetkililere “mevcut değerlendirmeye göre İsrail’in Gazze’ye saldırılarının gelecek yıl da devam edebileceğini” söylediği aktarıldı.

Öte yandan yerel yetkililer de Netanyahu’ya, Gazze’den devam eden roket saldırıları ve diğer güvenlik endişeleri nedeniyle yaşadıkları bölgeyi terk eden İsraillilerin çoğunun sınır bölgelerine geri dönmek istemediğini iletti.

İsrail’in Kanal 13 televizyonunun haberine göre Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi ise Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant ile yaptığı özel görüşmede, “Gazze’de üç aydan fazla süren saldırılar sonucunda elde edilen kazanımların, yönetim ve bölgenin güvenliğine ilişkin bir planın bulunmaması nedeniyle kaybedilebileceğini” dile getirdi.

Haberde, Halevi’nin “Savaşta şimdiye kadar elde edilen kazanımların erozyona uğramasıyla karşı karşıyayız çünkü ertesi gün için hiçbir strateji oluşturulmadı” ifadelerini kullandığı aktarıldı.

Gazze Şeridi’nde yeni evre hazırlıkları yapılıyor

İsrail, Gazze Şeridi’nin güneyindeki operasyonların yakında “daha az yoğun” evreye geçeceğini duyurdu. İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, pazartesi günü yaptığı açıklamada savaşın yoğun evresinin yaklaşık üç ay süreceğini bildirdiklerini hatırlatarak, Gazze’nin kuzeyinde bu sürecin tamamlandığını söyledi.

Gallant, Gazze’nin güneyindeki mevcut operasyonların da kademeli şekilde yavaşlatılacağını belirterek “Buradaki süreci de başarıyla tamamlayacağız ve operasyonların yoğun evresi yakında sona erecek” dedi.

Öte yandan bakan, bunun ardından Gazze’nin kuzeyinde ve güneyinde “yeni evreye geçileceğini” duyurdu. Gallant, Gazze’nin güneyindeki operasyonların ne zaman sonlanacağına dair net tarih vermezken, yeni evreye ilişkin planları da paylaşmadı.

İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), Gazze’nin güneyinde savaşan 4 birlikten 36. Tümen’in pazartesi bölgeden çekildiğini doğruladı.

Gazze’nin kuzeyinde Hamas güçlerini ağır yenilgiye uğrattıklarını savunan Gallant, bölgede kalan direnişçi militanlarla mücadele için hava saldırıları ve özel operasyonlar düzenleneceğini belirtti. Bakan, Gazze’nin orta bölümünde Hamas’ın silah üretim tesislerini hedef aldıklarını, güneydeyse Hamas’ın üst düzey liderlerine yönelik harekatlar yapıldığını aktardı.

Ayrıca ateşkes için saldırıları durdurma seçeneğine yanaşmadıklarını belirten Gallant, sadece Hamas’a askeri baskıyla rehinelerin serbest kalmasının sağlanabileceğini savundu. Gallant, Hamas bölgeden çıkarıldığında Gazze’nin geleceğinin Filistin halkı tarafından belirlenmesi gerektiğine dikkat çekerek, “Gelecekteki Gazze hükümeti, Gazze Şeridi’nin içinden çıkmalıdır” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 14 Ocak’taki açıklamasında Gazze’deki savaşın “aylar süreceğini” söylemişti.

İsrail – Filistin savaşının ilk 100 günü

13 Ekim’de İsrail’den gelen tahliye kararı 2.3 milyon kişinin yaşadığı Gazze’de güneye doğru bir göçe neden oldu. Yüz binlerce Gazzeli evlerini terk etmeye başladı. Fakat İsrail askeri güçlerinin ilerlemesine paralel olarak insanlar birçok defa yollara düşmek zorunda kaldı.

Birleşmiş Milletler ve insani yardım kuruluşları, birbiri ardına yaptıkları açıklamalarda, İsrail yönetiminin, 40 kilometre uzunluğundaki kıyı kentini tamamen kuşatmasının ve bu kadar hızlı bir göçün (zoraki tahliyenin) tarifsiz insani acılara neden olacağı uyarılarında bulundu.

21 Ekim’de Gazze için gönderilen insani yardımların Refah kapısından geçişi başladı. Mısır tarafından bulunan yardım konvoyları, abluka altındaki 2,3 milyon insana gıda ve tıbbi malzeme ulaştırmak üzere Gazze’ye girdi.

Elektrik, su ve gıda erişimin tamamen kısıtlandığı Gazze’de ağır İsrail bombardımanı sonucu çok sayıda insanın ölmesi ve yaralanmasıyla tıbbi malzeme eksikliği de yaşanıyor. Türkiye de Gazze Şeridi’ndeki siviller için Mısır’a insani yardım malzemeleri gönderdi.

21 Kasım’da İsrail hükümeti ve Hamas, İsrail’de tutuklu bulunan 150 Filistinliye karşılık Gazze’de tutulan 50 İsrailli rehinenin serbest bırakılması ve kuşatma altındaki bölgeye insani yardım girişine izin verilmesi için çatışmalara dört gün ara verilmesi konusunda anlaştı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinden yapılan açıklamada 50 kadın ve çocuğun aşamalı şekilde dört gün içinde serbest bırakılacağı ve bu süre zarfında çatışmalara ara verileceği belirtildi. Ateşkes toplamda bir hafta uzatıldı. 105 rehine ve yaklaşık 240 Filistinli tutuklu serbest bırakıldı. Ancak savaş 1 Aralık’ta yeniden başladı.

1 Ocak’ta İsrail ordusu, en az iki tugaydan oluşan yedek askerlerin evlerine gönderileceğini ve üç tugayın da eğitim için geri çağrılacağını açıkladı.

İsrail askeri sözcüsü Daniel Hagari, bazı askerlerin evlerine gönderilmesinin ‘savaşın sona erdiği anlamına gelmediğini’ söyledi. Hagari, yedek askerlerin bazılarının yıl içinde tekrar göreve çağrılabileceğini belirtti.

Paylaşın

Çin’in Nüfusu 1 Milyar 409 Milyona Geriledi

Çin Ulusal İstatistik Bürosunun (UİB) verilerine göre, 2022 yılında 1 milyar 411 milyon olan nüfus, 2023 yılında 1 milyar 409 milyona geriledi. Çin nüfusu, 2022’de 1960’ların başında kuraklık ve kıtlık yıllarından bu yana ilk kez azalmıştı.

2022 yılı, Çin’de nüfusun uzun vadeli azalma eğiliminin başladığı yıl olmuştu. Çin’de 2023’te 9,02 milyon bebek dünyaya gelirken, doğum sayısı 9,56 milyon bebeğin dünyaya geldiği 2022’ye göre yüzde 5,6 azaldı.

Doğum oranı, binde 6,39 ile ulusal kayıtların tutulmaya başlandığı 1949’dan bu yana en düşük seviyeye geriledi. Çin’de doğum oranı 2022’de binde 6,77’ye düşmüştü. Ülkede 2023’te 11,1 milyon ölüm kaydedilirken, ölüm oranı binde 7,87’ye yükseldi. Ölüm oranı, 2022’te binde 7,37 olmuştu.

Ölüm oranında geçen yıla kıyasla hızlı artış dikkati çekti. Çin hükümeti, 2022’nin sonunda Kovid-19 tedbirlerinin kaldırılmasının ardından virüsle bağlantıların can kayıplarının sayısını açıklamayı bırakmıştı.

Çin’de 1980’den 2015’e kadar uygulanan tek çocuk politikası ve bu dönemdeki hızlı kentleşme sonucunda ülkedeki doğumlar on yıllardır düşüyor. Tıpkı Japonya ve Güney Kore’deki ekonomik patlamalarda olduğu gibi, büyük nüfuslar, Çin’in kırsal bölgelerinden çocuk sahibi olmanın daha pahalı olduğu şehirlere taşındı.

“Doğurganlıktaki düşüşü tersine çevirmek çok zordur”

VAO Türkçe’nin aktardığına göre; Michigan Üniversitesi’nden demograf Zhou Yun, “Doğurganlığın düşük olduğu diğer ülkelerde de defalarca gözlemlediğimiz gibi, doğurganlıktaki düşüşü tersine çevirmek genellikle çok zordur” dedi.

2023’te Çin’de bebek yapma iştahı daha da azalırken, genç işsizliği rekor seviyelere ulaştı. Birçok beyaz yakalı çalışanın ücretleri düştü ve hane halkı servetinin üçte ikisinden fazlasının depolandığı emlak sektöründeki kriz derinleşti.

Yeni veriler, dünyanın iki numaralı ekonomisinin büyüme beklentilerinin daha az işçi ve tüketici nedeniyle azaldığı yönündeki endişeleri arttırırken, yaşlı bakımı ve emeklilik yardımlarının artan maliyetleri, borçlu yerel yönetimler üzerinde daha fazla baskı yaratıyor.

Birleşmiş Milletler’in tahminlerine göre Hindistan geçen yıl dünyanın en kalabalık ülkesi olarak Çin’i geride bırakmıştı. Özellikle Pekin ile Washington arasında jeopolitik gerilimler artarken, Çin merkezli bazı tedarik zincirlerinin başka pazarlara taşınmasının yararları konusunda daha fazla tartışma yaşanıyor.

BM uzmanları Çin nüfusunun 2050’e kadar 109 milyon azalacağını öngörüyor ki bu da 2019’da yaptıkları bir önceki tahminin üç katından daha yüksek bir azalma anlamına geliyor.

Çin’in 60 yaş ve üzeri nüfusu 2022’de 280,04 milyon iken 2023’te 296,97 milyona ulaşarak toplam nüfusun yaklaşık yüzde 21,1’ini oluşturuyor. Çin’in 2023’te 1000 kişi başına 7,87 ölüm oranı, 2022’deki 7,37 ölüm oranının da üzerinde.

Ülkenin 60 yaş ve üzerindeki 280 milyonluk nüfusunun 2035 yılına kadar 400 milyonun üzerine çıkması bekleniyor. Bir başka ifadeyle Çin’deki emekli nüfus, tek başına Türkiye toplam nüfusunun dört katından fazla olacak. Devlete bağlı çalışan Çin Bilimler Akademisi, emeklilik sisteminin 2035 yılına kadar parasının tükeneceğini düşünüyor.

Kuzeybatı Gansu eyaletinde çiftçilik yapan 57 yaşındaki Zhu Guoping, yıllık yaklaşık 20 bin yuan (85 bin 600 TL) olan gelirinin ailesine yetmediğini söyledi. Kendisi 60 yaşına geldiğinde 685 TL’ye denk gelen 160 yuan aylık emekli maaşı alacak. Zhu, “Bu para kesinlikle yeterli değil. Belki çocuklarımız gelecekte bize biraz destek sağlayabilir” dedi.

Yüksek çocuk bakım ve eğitim masrafları birçok Çinli çifti çocuk sahibi olmaktan alıkoyarken, iş piyasasındaki belirsizlik de kadınları kariyerlerine ara vermekten caydırıyor. Demografi uzmanları, cinsiyet ayrımcılığı ve kadınların ailede bakıcı rolünü üstlenmesine yönelik geleneksel beklentilerin sorunu daha da derinleştirdiğini söylüyor.

Başkan Xi Jinping geçen yıl kadınların “iyi aile geleneği hikâyeleri” anlatmaları gerektiğini söylemiş ve ulusal kalkınmayla ilişkilendirdiği “yeni bir evlilik ve çocuk doğurma kültürünü aktif olarak geliştirmek gerektiğini” eklemişti.

Yerel yönetimler doğumları teşvik etmek için vergi indirimleri, daha uzun doğum izni ve konut sübvansiyonları gibi çeşitli önlemler açıkladı.

Ancak Pekin’deki bir politika enstitüsü, yetersiz finansman ve yerel yönetimlerin motivasyon eksikliği nedeniyle bu politikaların çoğunun uygulanamadığını belirterek, bunun yerine ülke çapında birleşik bir aile sübvansiyonu programı çağrısında bulundu.

Bir internet şirketinde çalışan 36 yaşındaki Pekinli Wang Weidong, kendisinin ve eşinin ikinci bir çocuk sahibi olma konusunda isteksiz olduğunu söyledi. Wang, “İnsanlar bu teşvikler yüzünden çocuk sahibi olmayacak. Teşvikler yardımcı unsur, asıl neden değil. Bu yüzden bu eğilimi tersine çevirmenin daha zor olduğunu düşünüyorum” dedi.

Paylaşın

Avrupa Birliği, Hamas Liderini “Terör Listesine” Aldı

Hamas’ın başlattığı Filistin – İsrail savaşının 102. günü geride kalırken, Hamas’ın Gazze Şeridi’ndeki lideri Yahya Sinvar’ı “terör listesine” aldı. İsrail, Sinvar’ın AB’nin terör listesine alınmasından memnuniyet duyduğunu açıkladı.

7 Ekim saldırılarının planlayıcıları arasında olduğu tahmin edilen Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin El Kassam Tugayları Komutanı Muhammed Deif de aynı listede yer alan bir başka isim.

Avrupa Birliği (AB) ülkeleri Hamas’ın Gazze Şeridi’ndeki lideri Yahya Sinvar’ı terör listesine aldı. Sinvar, Hamas’ın 7 Ekim’de Gazze Şeridi dışına çıkarak İsrail yerleşim yerlerine düzenlediği saldırıların planlayıcısı olarak değerlendiriliyor.

Yaptırım listesine alınması uyarınca Sinwar’ın AB ülkelerindeki mal varlığı donduruldu ve kendisiyle ticari alışveriş yapmak AB vatandaşlarına yasaklandı.

Hamas, AB’nin terör örgütleri listesinde yer alıyor. Hamas’ın 7 Ekim saldırılarında İsrail’in açıklamalarına göre çoğu sivil en az 1140 kişi öldürülürken, 250’den fazla İsrailli de rehin alınarak Gazze Şeridi’ne kaçırılmıştı. İsrail’in verdiği rakamlara göre 132 sivil halen Filistin bölgesinde bulunuyor, bunlardan 25’inin öldürüldüğü tahmin ediliyor.

DW Türkçe’de yer alan habere göre; İsrail Dışişleri Bakanı İsrael Katz, Sinvar’ın AB’nin terör listesine alınmasından memnuniyet duyduğunu ifade etti.

Katz, Brüksel’in verdiği kararın “Hamas’ın kaynaklarını boğmak, meşruiyetini ortadan kaldırmak ve verilen tüm desteği yasaklamak için” gösterdikleri diplomatik çabaların bir sonucu olduğunu belirtti. 61 yaşındaki Sinvar, 7 Ekim’den bu yana kamuoyunda görülmezken, İsrail ordusu Sinvar’ın ölüm vaktinin geldiğini açıklamıştı.

Han Yunus’taki sığınmacı kampında dünyaya gelen Yahya Sinvar, 2017 yılında Hamas’ın Gazze’deki lideri seçilmişti. Sinvar, 2011 yılında Hamas’ın elindeki bir İsrail askerinin bırakılması karşılığında İsrail cezaevlerinden serbest bırakılan 1027 Filistinli mahkumdan biriydi.

Hamas lideri, 2015 yılında da ABD’nin en çok aranan “uluslararası teröristler” listesine alındı. 7 Ekim saldırılarının planlayıcıları arasında olduğu tahmin edilen Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin El Kassam Tugayları Komutanı Muhammed Deif de aynı listede yer alan bir başka isim.

AB, Hamas’ın saldırıları ve İsrail’in buna tepki olarak Gazze Şeridi’nde başlattığı yıkıcı taarruza karşı ortak bir tutum geliştirmeye çalışıyor.

İsrail ordusunun 7 Ekim’deki saldırı sonrası Gazze Şeridi’ne düzenlediği hava ve kara saldırılarında Filistin Sağlık Bakanlığı’nın verdiği bilgilere göre şimdiye kadar 24 bin 285 Filistinli hayatını kaybetti. Ölenlerin yüzde 70’inin kadın, çocuk ve yaşlı olduğu belirtiliyor.

Paylaşın

Dünya Genelinde Her Beş Yetişkinden Biri Tütün Kullanıyor

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 2000 yılında her üç yetişkinden birinin sigara içtiğini ya da diğer tütün ürünlerini tükettiğini, 2022 yılında ise bu sayının azaldığını, dünya genelinde yaklaşık her beş yetişkinden birinin tütün ürünleri kullandığını belirtti.

DSÖ Sağlık Teşviki ve Geliştirilmesi Departmanı Direktörü Ruediger Krech, “Tütün endüstrisinin sayısız hayat pahasına kâr peşinde koşmak için ne kadar ileriye gidebileceğini hayretle izliyorum. Hükümetlerin tütünle mücadeleyi kazandığını düşündüğü anda, tütün endüstrisi sağlık politikalarını manipüle etme fırsatını kollar” ifadelerini kullandı.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 2000-2030 Tütün Kullanımındaki Eğilimlere İlişkin Küresel Raporu’nu yayınladı. DW Türkçe‘nin aktardığı raporda, küresel, bölgesel ve ülkeler düzeyinde tahminlere yer verildi.

DSÖ’nün, 2000 ile 2030 yılları arasında tütün kullanım eğilimlerini inceleyen ve tahminleri içeren yeni raporu, 150 ülkenin tütün kullanımını başarılı bir şekilde azalttığını ortaya koydu. DSÖ, 2000 yılında her üç yetişkinden birinin sigara içtiğini ya da diğer tütün ürünlerini tükettiğini, 2022 yılında ise bu sayının azaldığını, dünya genelinde yaklaşık her beş yetişkinden birinin tütün ürünleri kullandığını belirtti.

Rapora göre, Türkiye’de 2022 yılında 15 yaşından büyükler arasında sigara içenlerin sayısı 20 milyon civarında iken, bu sayı Almanya’da 13 milyon oldu.

DSÖ, çoğu ülkede sigara içme oranları düşmesine rağmen, tütüne bağlı ölümlerin gelecek yıllarda da yüksek seyretmesinin beklendiği uyarısında bulundu. İstatistiklere göre halen tütün kullanımının, pasif içiciliğe maruz kalan 1,3 milyon sigara içmeyen kişi de dâhil olmak üzere, her yıl 8 milyondan fazla kişinin ölümüne yol açtığı tahmin ediliyor.

Söz konusu raporda, tütünle mücadele için sıkı önlemler uygulayan ülkelerin, kullanım oranınında düşüş kaydetmesinin ardından, tütünden kaynaklanan ölümlerin sayısının azalması için 30 yıl beklemesi gerekebileceği ifade edildi.

DSÖ, sigara içenlerin sayısı azalmış olsa da, 2010-2025 yılları arasında dünya genelindeki tütün kullanımında yüzde 30’luk bir düşüş hedefinin gerçekleştirilemeyeceğini belirtti. Aralarında 2010 yılından bu yana tütün kullanımını yüzde 35 oranında azaltmış olan Brezilya’nın da bulunduğu 56 ülkenin bu hedefi tutturması bekleniyor.

2010’dan bu yana tütün kullanımının altı ülkede arttığı görüldü. Bu ülkeler; Kongo Cumhuriyeti, Mısır, Endonezya, Ürdün, Moldova ve Umman. Rapora göre genel olarak dünya 2025 yılına kadar olan 15 yıllık dönemde tütün kullanımını dörtte bir oranında azaltma yolunda ilerliyor.

Tütün endüstrisine yönelik uyarılar

DSÖ Sağlık Teşviki ve Geliştirilmesi Departmanı Direktörü Ruediger Krech, “Tütün endüstrisinin sayısız hayat pahasına kâr peşinde koşmak için ne kadar ileriye gidebileceğini hayretle izliyorum. Hükümetlerin tütünle mücadeleyi kazandığını düşündüğü anda, tütün endüstrisi sağlık politikalarını manipüle etme fırsatını kollar” ifadelerini kullandı.

DSÖ, tüm ülkeleri tütünle mücadele politikalarını sürdürmeye ve güçlendirmeye ve “tütün endüstrisi müdahalesi” ile mücadele etmeye çağırdı. Özellikle dumansız ürünler olarak adlandırılan yeni ürünler başta olmak üzere, gençler arasında tütün kullanımına ilişkin daha iyi veri toplanmasına odaklanılması gerektiği belirtildi.

Paylaşın

Gazze’de İsrail Saldırılarında Ölü Sayısı 24 Bin 285’e Yükseldi

Hamas’ın başlattığı Filistin – İsrail savaşının 102. günü geride kalırken Gazze Şeridi’nde, İsrail saldırılarında 24 saatte 185 kişi hayatını kaybederken, toplamda da can kaybı 24 bin 285’e yükseldi.

Haber Merkezi / Gazze’de, İsrail saldırılarında yaralı sayısının ise 61 bin 154’e yükseldiği kaydedildi. İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarıldı.

Öte yandan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, Ortadoğu’da giderek tırmanan gerilimin durması için Gazze’de derhal ateşkes ilan edilmesi gerektiğini söyledi. New York’ta düzenlediği basın toplantısında Ortadoğu’daki son gelişmeleri değerlendiren Guterres, Kızıldeniz’de ve bölgede artan gerilimin, devamı halinde, yakında kontrol edilmesinin imkansızlaşabileceği uyarısında bulundu.

Gelişmelerin endişe verici olduğunu belirten Guterres, “Bu durum, İsrail ile Lübnan arasında daha büyük bir gerilimi tetikleme, bölgesel istikrarı derinden etkileme riski taşıyor” dedi. Guterres, Gazze’ye yeterince insani yardımın ulaştırılamadığını, BM’nin yardım ulaştırmak için başta erişim olmak üzere birçok zorluklarla karşılaştığını ifade etti.

Guterres, bu kadar ağır ve yaygın bir bombardıman altındayken BM ve insani yardım ortaklarının Gazze’ye etkili bir şekilde insani yardım ulaştıramadığını ve yardım görevlilerinin hayatlarının da tehlike altında olduğunu söyledi.

Gazze Şeridi’nde yeni evre hazırlıkları yapılıyor

İsrail, Gazze Şeridi’nin güneyindeki operasyonların yakında “daha az yoğun” evreye geçeceğini duyurdu. İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, pazartesi günü yaptığı açıklamada savaşın yoğun evresinin yaklaşık üç ay süreceğini bildirdiklerini hatırlatarak, Gazze’nin kuzeyinde bu sürecin tamamlandığını söyledi.

Gallant, Gazze’nin güneyindeki mevcut operasyonların da kademeli şekilde yavaşlatılacağını belirterek “Buradaki süreci de başarıyla tamamlayacağız ve operasyonların yoğun evresi yakında sona erecek” dedi.

Öte yandan bakan, bunun ardından Gazze’nin kuzeyinde ve güneyinde “yeni evreye geçileceğini” duyurdu. Gallant, Gazze’nin güneyindeki operasyonların ne zaman sonlanacağına dair net tarih vermezken, yeni evreye ilişkin planları da paylaşmadı.

İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), Gazze’nin güneyinde savaşan 4 birlikten 36. Tümen’in pazartesi bölgeden çekildiğini doğruladı.

Gazze’nin kuzeyinde Hamas güçlerini ağır yenilgiye uğrattıklarını savunan Gallant, bölgede kalan direnişçi militanlarla mücadele için hava saldırıları ve özel operasyonlar düzenleneceğini belirtti. Bakan, Gazze’nin orta bölümünde Hamas’ın silah üretim tesislerini hedef aldıklarını, güneydeyse Hamas’ın üst düzey liderlerine yönelik harekatlar yapıldığını aktardı.

Ayrıca ateşkes için saldırıları durdurma seçeneğine yanaşmadıklarını belirten Gallant, sadece Hamas’a askeri baskıyla rehinelerin serbest kalmasının sağlanabileceğini savundu. Gallant, Hamas bölgeden çıkarıldığında Gazze’nin geleceğinin Filistin halkı tarafından belirlenmesi gerektiğine dikkat çekerek, “Gelecekteki Gazze hükümeti, Gazze Şeridi’nin içinden çıkmalıdır” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 14 Ocak’taki açıklamasında Gazze’deki savaşın “aylar süreceğini” söylemişti.

İsrail – Filistin savaşının ilk 100 günü

13 Ekim’de İsrail’den gelen tahliye kararı 2.3 milyon kişinin yaşadığı Gazze’de güneye doğru bir göçe neden oldu. Yüz binlerce Gazzeli evlerini terk etmeye başladı. Fakat İsrail askeri güçlerinin ilerlemesine paralel olarak insanlar birçok defa yollara düşmek zorunda kaldı.

Birleşmiş Milletler ve insani yardım kuruluşları, birbiri ardına yaptıkları açıklamalarda, İsrail yönetiminin, 40 kilometre uzunluğundaki kıyı kentini tamamen kuşatmasının ve bu kadar hızlı bir göçün (zoraki tahliyenin) tarifsiz insani acılara neden olacağı uyarılarında bulundu.

21 Ekim’de Gazze için gönderilen insani yardımların Refah kapısından geçişi başladı. Mısır tarafından bulunan yardım konvoyları, abluka altındaki 2,3 milyon insana gıda ve tıbbi malzeme ulaştırmak üzere Gazze’ye girdi.

Elektrik, su ve gıda erişimin tamamen kısıtlandığı Gazze’de ağır İsrail bombardımanı sonucu çok sayıda insanın ölmesi ve yaralanmasıyla tıbbi malzeme eksikliği de yaşanıyor. Türkiye de Gazze Şeridi’ndeki siviller için Mısır’a insani yardım malzemeleri gönderdi.

21 Kasım’da İsrail hükümeti ve Hamas, İsrail’de tutuklu bulunan 150 Filistinliye karşılık Gazze’de tutulan 50 İsrailli rehinenin serbest bırakılması ve kuşatma altındaki bölgeye insani yardım girişine izin verilmesi için çatışmalara dört gün ara verilmesi konusunda anlaştı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinden yapılan açıklamada 50 kadın ve çocuğun aşamalı şekilde dört gün içinde serbest bırakılacağı ve bu süre zarfında çatışmalara ara verileceği belirtildi. Ateşkes toplamda bir hafta uzatıldı. 105 rehine ve yaklaşık 240 Filistinli tutuklu serbest bırakıldı. Ancak savaş 1 Aralık’ta yeniden başladı.

1 Ocak’ta İsrail ordusu, en az iki tugaydan oluşan yedek askerlerin evlerine gönderileceğini ve üç tugayın da eğitim için geri çağrılacağını açıkladı.

İsrail askeri sözcüsü Daniel Hagari, bazı askerlerin evlerine gönderilmesinin ‘savaşın sona erdiği anlamına gelmediğini’ söyledi. Hagari, yedek askerlerin bazılarının yıl içinde tekrar göreve çağrılabileceğini belirtti.

Paylaşın