Filistin Ve İsrail, Adalet Divanı Kararına İlişkin Ne Dedi?

Güney Afrika tarafından açılan davayı karara bağlayan Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı, İsrail aleyhine ileri sürülen iddiaların “makul seviyede” ispatladığına hükmetti.

Mahkeme, İsrail’in Gazze’de soykırımı önlemek için tüm önlemleri almak zorunda olduğuna hükmetti ancak doğrudan ateşkes emri vermekten kaçındı. Mahkeme, Gazze’deki felaket boyutundaki insani durumun, tedbir kararı vermesini gerektirecek düzeyde “acil tehlike” teşkil ettiğine hükmetti.

Uluslararası Adalet Divanı’nın kararı, davayı açan Güney Afrika’da ve Filistinliler arasında memnuniyetle karşılandı. İsrail’den ise temkinli bir açıklama geldi.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, İsrail’in uluslararası hukuka saygısının “sarsılmaz” olduğunu belirtti. Netanyahu, aynı zamanda “soykırımcı terörist bir örgüt” diye nitelediği Hamas’a karşı kendilerini savunmaya devam edeceklerini vurguladı.

Divan’ın Güney Afrika’nın talep ettiği acil ateşkese hükmetmemesini “adilce” olarak nitelendiren Netanyahu, meşru müdafaanın İsrail’in temel hakkı olduğunu söyledi. Netanyahu, “Ancak tek başına İsrail’in Filistinlilere soykırım uyguladığı iddiası bile sadece yanlış olmakla kalmayıp dehşet vericidir. Mahkemenin bunu görüşmeye dahi istekli olması, nesiller boyunca silinmeyecek bir yüz karasıdır” ifadelerini kullandı.

Netanyahu’nun kabinesindeki aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ise Divan’ı “Lahey’deki antisemit mahkeme” diye nitelendirerek “kararın hedefinin adalet değil, Yahudi halkına zulüm olduğunu, kararın İsrail devletinin varlığını tehlikeye attığını” iddia etti.

İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant da “Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı, olağanüstü bir çabayla, Güney Afrika’nın Gazze’deki soykırım iddiasını görüşmek üzere yaptığı Yahudi karşıtı talebi kabul etti ve şimdi de dilekçeyi tamamen reddetmeye karşı çıkıyor” şeklinde konuştu.

İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir de kararı alaycı bir dille X üzerinden paylaştığı ve uluslararası mahkemenin bulunduğu Hollanda’nın The Hague yani Lahey kentine atıfta bulunarak İbranice’de “ahmak” anlamına gelen “schmuck” kelimesine benzetti ve “Hague shmague” ifadesiyle eleştirdi.

“Önemli bir dönüm noktası”

Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, İsrail’in Güney Afrika tarafından açılan bir davada Uluslararası Adalet Divanı’nın Gazze’deki Filistinliler’e yönelik soykırımı önlemek için tedbirler alması yönündeki kararına uymasını beklediğini söyledi.

Güney Afrika Dışişleri Bakanlığı da açıklamasında, Uluslararası Ceza Mahkemesi kararının “uluslararası hukukun üstünlüğü açısından belirleyici bir zafer” olduğunu ve bunun “Filistin halkının adalet arayışında önemli bir dönüm noktası” anlamına geldiğini kaydetti.

“İsrail’in askeri eylemlerinin Soykırım Sözleşmesi de dahil olmak üzere uluslararası hukuka tamamen uygun olduğunu iddia etmeye devam etmesi için hiçbir inandırıcı dayanak yoktur” diyen Bakanlık, Güney Afrika’nın, “İsrail’in alenen tehdit ettiği gibi bu kararın uygulanmasını engellemek için harekete geçmeyeceğini, bunun yerine yapmak zorunda olduğu gibi karara tam olarak uyacağını içtenlikle umduğunu” belirtti.

“Mahkeme insanlık ve hukuk lehine karar verdi”

Öte yandan Filistin Yönetimi Dışişleri Bakanı Riyad El Maliki, Uluslararası Ceza Mahkemesi yargıçlarının gerçekleri ve hukuku değerlendirdiğini, insanlık ve uluslararası hukuk lehine karar verdiğini kaydetti.

“Tüm devletleri, işgalci güç İsrail de dahil olmak üzere, Mahkeme tarafından hükmedilen tüm geçici tedbirlerin uygulanmasını sağlamaya çağırıyoruz. Bu bağlayıcı bir yasal yükümlülüktür” ifadesini kullanan Maliki, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kararının hiçbir devlerin hukukun üzerinde olmadığı yönünde önemli bir hatırlatma niteliği taşıdığını söyledi. Maliki, kararın, “İsrail ve onun yerleşik cezasızlığını mümkün kılan aktörler için bir alarm işlevi” görmesi gerektiğinin altını çizdi.

Hamas’tan yapılan açıklamada Uluslararası Adalet Divanı’nın Güney Afrika’nın Gazze Şeridi’ndeki savaşı nedeniyle İsrail’e karşı acil tedbirler uygulanması talebine ilişkin kararı memnunlukla karşılandı. Hamas ayrıca uluslararası topluma, İsrail’den mahkemenin kararlarını uygulamasını ve Filistinliler’e karşı devam eden “soykırımı” durdurmasını talep etme çağrısında bulundu.

Hamas’ın üst düzey yetkililerinden Sami Ebu Zühri, kararı olumlu karşıladıklarının bir ifadesi olarak, “Uluslararası Adalet Divanı’nın kararı, işgalin (İsrail) tecrit edilmesine ve Gazze’de işlediği suçların ifşa edilmesine katkıda bulunan önemli bir gelişmedir. İşgali mahkemenin kararlarını uygulamaya zorlama çağrısında bulunuyoruz” dedi.

Paylaşın

Adalet Divanı’ndan Gazze Kararı: İsrail, Soykırım Suçlamasıyla Yargılanacak

Güney Afrika’nın İsrail’e karşı açtığı ‘soykırım’ davasını görüşen Uluslararası Adalet Divanı, İsrail aleyhine ileri sürülen iddiaların “makul seviyede” ispatladığına hükmetti ve (İsrail’in) davanın düşürülmesi yönündeki talebini reddetti.

Haber Merkezi / Uluslararası Adalet Divanı, İsrail’in Gazze’de soykırımı önlemek için tüm önlemleri almak zorunda olduğuna hükmetti ancak doğrudan ateşkes emri vermekten kaçındı. Mahkeme, Gazze’deki felaket boyutundaki insani durumun, tedbir kararı vermesini gerektirecek düzeyde “acil tehlike” teşkil ettiğine hükmetti.

Uluslararası Adalet Divanı Başkanı Yargıç Joan E. Donoghue, Gazze’de yaşanan insani trajedinin farkında olduklarını ve can kayıplarından derin endişe duyduklarını dile getirdi.

Uluslararası Adalet Divanı (ICJ), Güney Afrika’nın İsrail’e karşı açtığı ‘soykırım’ davasında ilk kararı okudu. Mahkeme, İsrail’in, askerlerinin soykırım yapmasını önlemek için yetkisi dahilindeki tüm önlemleri alması ve insani durumu iyileştirmek için adımlar atması gerektiğine hükmetti.

İsrail’in Soykırım Sözleşmesi çerçevesindeki yükümlülüklerinin bazılarını ihlal ettiğine ilişkin ihtiyati tedbir kararı almaya yetkisi olduğuna hükmeden mahkeme, İsrail’in davanın düşürülmesi talebini reddetti. Adalet Divanı, soykırım davasında İsrail aleyhine ileri sürülen iddiaların ‘makul seviyede’ ispatladığına karar verdi.

Sözlerine, Hamas’ın 7 Ekim’de düzenlediği saldırılara işaret ederek başlayan Başyargıç Joan Donoghue, Gazze’deki kayıplardan ‘endişe duyduklarını’ dile getirdi. Donoghue, “İnsanlık dramının farkındayız” dedi. Donoghue, İsrail’in soykırım davasının reddedilmesi talebini reddettiklerini duyurdu, dosyanın esastan görüşüleceğini açıkladı.

İsrail’in Gazze’ye karşı yürüttüğü ‘askeri operasyonları’ derhal durdurması gerektiğine hükmeden mahkeme, Tel Aviv’in 1 ay içerisinde soykırımı önlemek için aldığı tedbirlere ilişkin Divan’a rapor sunmasını talep etti.

Tedbir kararı ne anlama geliyor, bağlayıcı mı?

Divan’ın kararı, İsrail’in Soykırım Sözleşmesi’ne aykırı hareket edip etmediğine ilişkin olmayıp sadece muhtemel soykırım tehlikesine karşısında oluşacak zararların önüne geçmek için davada nihai karar verilinceye kadar tarafların uyması gereken geçici önlemler anlamına geliyor.

Divan Şartı’nın 59. maddesi uyarınca UAD’nin aldığı kararlar, taraflar için bağlayıcı durumda iken üçüncü ülkeler için kararın bağlayıcılığı bulunmuyor.

Divan, hükmettiği kararları BM’nin ilgili kurumlarına da tebliğ ediyor ve İsrail, Divan’ın muhtemel tedbir kararına uymazsa bu durumda Güney Afrika konuyu BM Güvenlik Konseyi’ne taşıyarak Divan kararının uygulanması için harekete geçilmesini talep edebiliyor.

Divan’ın kararlarını icra ettirmek için kendi askeri gücü veya organı bulunmazken bu kararların uygulanması büyük oranda BM Güvenlik Konseyi’nin tasarrufunda bulunuyor.

Dava konusu nedir?

Güney Afrika, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonuyla 1948’te imzalanan Birleşmiş Milletler (BM) Soykırım Sözleşmesi’ni ihlal ettiği gerekçesiyle 29 Aralık’ta Uluslararası Adalet Divanı’na başvurdu.

Soykırım kanıtlaması en zor suçlardan biri. Zira “soykırım niyeti” için insanları öldürmenin de ötesinde fiiller gerekiyor. Bir devletin bir ulusal, etnik veya dini grubu kısmen veya bir bütün olarak yok etmek istediğinin kanıtlanması şart.

Güney Afrika’nın, İsrail’in planının veya davranış biçiminin başka hiçbir şeyle açıklanamayacağını kabul ettirmesi gerekiyor. BM’nin en üst mahkemesi olan ICJ, devletler arasındaki anlaşmazlıklara bakıyor.

Bugüne kadar hiçbir devlet soykırımdan suçlu bulunmadı. ICJ, 2007’de Sırbistan’ın 1995’te Bosna Hersek’te 8 bin Müslüman erkeği öldürdüğü Srebrenica Soykırımı’nı önlemekte yetersiz kaldığına hükmetmişti.

Güney Afrika’nın talepleri

Güney Afrika İsrail’in Gazze’deki saldırılarında 1948 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ni ihlal ettiği gerekçesiyle açtığı davada acil ihtiyati tedbirler alınmasını talep etmişti. Güney Afrika, Divan’dan;

1- Gazze’deki askeri operasyonları derhal durdurmasına,
2- Kontrolü altındaki herhangi bir grup tarafından, Gazze’deki herhangi bir askeri operasyonu ilerletecek adımlar atmamasına,
3- Filistinlilere yönelik soykırımın önlemesi için gerekli tüm makul tedbirleri almasına,
4- Soykırım Sözleşmesi’nin 2. maddesi kapsamına giren her türlü eylemden kaçınmasına,

5- Yerlerinden edilenlerin evlerine dönerek yeterli gıda, su, yakıt, tıbbi ve hijyen malzemeleri, barınak ve giysi dahil olmak üzere insani yardıma erişiminin sağlamasına,
6- Soykırıma karışanların cezalandırılmaları için gerekli adımları atmasına,
7- Soykırımın delillerini muhafaza etmesine ve bu amaçla gelen uluslararası görevliler ve diğer yetkililerin Gazze’ye erişimini engellememesine,
8- Verilen tedbirleri uyguladığına ilişkin Divan’a düzenli rapor sunmasına,
9- Davayı zorlaştıracak veya uzatacak eylemlerden kaçınmasına hükmetmesini istiyor.

İsrail neden Gazze’yi işgal etti?

7 Ekim’de Hamas’ın İsrail’in güneyinde düzenlediği saldırılarda en az 1200 İsrailli hayatını kaybetti, 240 kişi rehin alındı. İsrail buna karşılık olarak önce Gazze’ye hava saldırılarına, ardından da karadan bölgeyi işgale başladı.

2006’dan bu yana Hamas’ın kontrolündeki Gazze’de Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre İsrail’in 7 Ekim’den bu yana düzenlediği saldırılarda çoğu kadın ve çocuk 26 binden fazla kişi hayatını kaybetti. Gazze nüfusunun yaklaşık dörtte üçünü oluşturan 1,7 milyon kişinin de evlerini terk etmek zorunda kaldığı hesaplandı.

İsrail suçlamaya ne yanıt veriyor?

İsrail soykırım suçlamasını “çok ağır bir çarpıtma” olarak niteliyor, kendisini savunma hakkı olduğunu ve Filistinli sivilleri değil Hamas militanlarını hedef aldığını belirtiyor.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler Üyesi Devletlere “Gazze” Çağrısı

Hamas’ın başlattığı Filistin – İsrail savaşının 112. günü geride kalırken, uluslararası insan hakları örgütlerinden Birleşmiş Milletler (BM) üyesi devletlere “Gazze” çağrısı geldi:

Haber Merkezi / “Derhal ateşkes talep ediyor ve devletleri uluslararası insancıl hukuk ve insan hakları hukuku ihlalleri işlemekte kullanılabilecek silahların transferini durdurmaya çağırıyoruz.”

Aralarında Uluslararası Af Örgütü, Oxfam ve Save the Children’ın da bulunduğu 16 insani yardım ve insan hakları örgütü, İsrail’e ve Filistinli silahlı gruplara silah transferine son verilmesini istedi.

Birleşmiş Milletler (BM) üye devletlerine, Gazze’deki krizi körüklemeye son vermeleri, daha fazla insani felaket ve can kaybı yaşanmasını önlemeleri için açık çağrı yaptılar: “Derhal ateşkes talep ediyor ve devletleri uluslararası insancıl hukuk ve insan hakları hukuku ihlalleri işlemekte kullanılabilecek silahların transferini durdurmaya çağırıyoruz.”

İmzacı örgütler: Federation Handicap International – Humanity & Inclusion, War Child Alliance, Christian Aid, Norwegian People’s Aid , Médecins du Monde International Network, Mennonite Central Committee, medico international, Oxfam, Center for Civilians in Conflict (CIVIC), Danish Refugee Council, Save the Children, Plan International, Norwegian Refugee Council, Diakonia, Uluslararası Af Örgütü, American Friends Service Committee (AFSC).

Öte yandan Gazze Şeridi’nde, İsrail saldırılarında 24 saatte 183 kişi hayatını kaybederken, toplamda can kaybı ise 26 bin 83’e yükseldi. Gazze Şeridi’nde, İsrail saldırılarında yaralı sayısının ise 64 bin 487’e yükseldiği kaydedildi.

İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarıldı. Saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulanırken, sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Ayrıca Uluslararası Adalet Divanı (ICJ), Güney Afrika’nın açtığı soykırım davasında mahkeme İsrail’in davanın reddedilmesi talebini kabul etmedi.

ICJ, Güney Afrika’nın açtığı davada karar verme yetkisine sahip olduğuna hükmetti. Güney Afrika, mahkemeden, harekatın hemen durdurulması ve Gazze’ye insani yardım girişindeki sınırlamaların kaldırılması ile ilgili ihtiyati tedbir kararı vermesini istemişti.

Mahkeme, İsrail’e, soykırım suçu anlamına gelecek tüm adımları önleme ve cezalandırma talimatı verdi. Adalet Divanı, aynı zamanda İsrail’e, ordu güçlerinin soykırım suçu işlememesini garanti etme ve insani durumu düzeltme talimatı da verdi.

Mahkeme, İsrail’in bu talepler bağlamında bir ay içinde rapor sunması beklendiğini de açıkladı. Filistin heyeti kararı olumlu karşıladıklarını söyledi. Güney Afrika heyeti ise “açık bir zafer” olduğunu yorumladı.

Paylaşın

Gazze’de İsrail Saldırılarında Can Kaybı 26 Bin 83’e Yükseldi

Filistin – İsrail savaşının 112. günü geride kalırken Gazze Şeridi’nde, İsrail saldırılarında 24 saatte 183 kişi hayatını kaybederken, toplamda can kaybı ise 26 bin 83’e yükseldi.

Haber Merkezi / Gazze Şeridi’nde, İsrail saldırılarında yaralı sayısının ise 64 bin 487’e yükseldiği kaydedildi. İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarıldı.

Saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulanırken, sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Öte yandan aralarında Uluslararası Af Örgütü, Oxfam ve Save the Children’ın da bulunduğu 16 insani yardım ve insan hakları örgütü, İsrail’e ve Filistinli silahlı gruplara silah transferine son verilmesini istedi.

Birleşmiş Milletler (BM) üye devletlerine, Gazze’deki krizi körüklemeye son vermeleri, daha fazla insani felaket ve can kaybı yaşanmasını önlemeleri için açık çağrı yaptılar: “Derhal ateşkes talep ediyor ve devletleri uluslararası insancıl hukuk ve insan hakları hukuku ihlalleri işlemekte kullanılabilecek silahların transferini durdurmaya çağırıyoruz.”

İmzacı örgütler: Federation Handicap International – Humanity & Inclusion, War Child Alliance, Christian Aid, Norwegian People’s Aid , Médecins du Monde International Network, Mennonite Central Committee, medico international, Oxfam, Center for Civilians in Conflict (CIVIC), Danish Refugee Council, Save the Children, Plan International, Norwegian Refugee Council, Diakonia, Uluslararası Af Örgütü, American Friends Service Committee (AFSC).

Ayrıca Uluslararası Adalet Divanı (ICJ), Güney Afrika’nın açtığı soykırım davasında mahkeme İsrail’in davanın reddedilmesi talebini kabul etmedi.

ICJ, Güney Afrika’nın açtığı davada karar verme yetkisine sahip olduğuna hükmetti. Güney Afrika, mahkemeden, harekatın hemen durdurulması ve Gazze’ye insani yardım girişindeki sınırlamaların kaldırılması ile ilgili ihtiyati tedbir kararı vermesini istemişti.

Mahkeme, İsrail’e, soykırım suçu anlamına gelecek tüm adımları önleme ve cezalandırma talimatı verdi. Adalet Divanı, aynı zamanda İsrail’e, ordu güçlerinin soykırım suçu işlememesini garanti etme ve insani durumu düzeltme talimatı da verdi.

Mahkeme, İsrail’in bu talepler bağlamında bir ay içinde rapor sunması beklendiğini de açıkladı. Filistin heyeti kararı olumlu karşıladıklarını söyledi. Güney Afrika heyeti ise “açık bir zafer” olduğunu yorumladı.

Paylaşın

Gazze’de İsrail Saldırılarında Ölü Sayısı 25 Bin 700’e Yükseldi

Hamas’ın başlattığı Filistin – İsrail savaşının 110. günü geride kalırken Gazze Şeridi’nde, İsrail saldırılarında 24 saatte 210 kişi hayatını kaybederken, toplamda can kaybı ise 25 bin 700’e yükseldi.

Haber Merkezi / Gazze Şeridi’nde, İsrail saldırılarında yaralı sayısının ise 63 bin 740’a yükseldiği kaydedildi. İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarıldı.

Saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulanırken, sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Öte yandan Hamas’ın kalıcı ateşkes yerine geçici süreliğine çatışmaların durdurulması halinde de rehine takasına açık olabileceği bildirildi.

Kimliğinin paylaşılmasını istemeyen Mısırlı yetkililer, ABD’nin önde gelen gazetelerinden Wall Street Journal’a (WSJ), çatışmalara önemli bir süre ara verilmesi karşılığında Hamas’ın elindeki İsrailli esirleri serbest bırakmaya sıcak baktığını söyledi.

Haberde, gelişmenin Hamas’ın pozisyonunda önemli bir değişime işaret ettiğine dikkat çekildi. Şimdiye dek örgüt, sadece savaşın sonlanması koşuluyla rehine takasını kabul edeceğini duyurmuştu. Mısırlı yetkililer, Hamas’ın elindeki tüm kadın ve çocuk sivilleri serbest bırakacağı bir anlaşmaya açık olduğunu söyledi. Arabulucular, Hamas’ın bu hamlesinin Tel Aviv’in teklifinin ardından geldiğini ifade etti.

Söz konusu teklifte üç aylık bir ateşkes sağlanması, İsrail güçlerinin Gazze’nin bazı bölgelerinden çekilmesi ve Filistinli sivillerin bölgede serbestçe hareket etmesine izin verilmesi karşılığında tüm sivil esirlerin serbest bırakılması öngörülüyor.

WSJ, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinin ve Hamas’ın yorum taleplerini reddettiğini aktardı.

Taraflar arasında olası rehine takası ve ateşkes anlaşması için görüşmeler sürerken, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, Netanyahu’yu iki devletli çözüme yanaşmadığı için eleştirdi. Guterres, pazartesi günkü açıklamasında Tel Aviv yönetiminin bağımsız bir Filistin devleti kurulmasını reddetmesinin “kabul edilemez olduğunu” söyledi.

İki devletli çözümün savaşı sonlandıracak tek seçenek olduğuna dikkat çeken Guterres, “Filistin halkının devlet kurma hakkının inkar edilmesi, küresel barış ve güvenlik için büyük bir tehdit haline gelen bu çatışmayı süresiz şekilde uzatacaktır” dedi.

ABD de son dönemde Netanyahu’ya iki devletli çözümü kabul etmesi için baskı yapıyor. Başkan Joe Biden, 19 Ocak’ta Netanyahu’yla gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde konuyu tekrar gündeme getirmişti. Netanyahu ise Gazze’nin güvenliğinin İsrail’de olması gerektiğini savunarak iki devletli çözümü reddediyor.

Paylaşın

Suudi Arabistan, İlk Alkol Mağazasını Açmaya Hazırlanıyor

Alkol kullanmanın haram sayıldığı ve şeriata göre yönetilen Suudi Arabistan, başkent Riyad’da sadece gayrimüslim diplomatların alışveriş yapabileceği ilk alkol mağazasını açmaya hazırlanıyor.

Euronews Türkçe’nin aktardığına göre, konu hakkında bilgi sahibi olan kaynakların verdiği bilgilere ve belgelere göre, müşterilerin bir mobil uygulama üzerinden kayıt yaptırmaları, dışişleri bakanlığından izin kodu almaları ve alışverişlerinde aylık kotalara uymaları gerekecek.

Reuters’ın ulaştığı belgede, yeni alkol mağazasının Riyad’da büyükelçiliklerin bulunduğu ve diplomatların ikamet ettiği Diplomatik Bölge’de yer alacağı ve gayrimüslimlere satılsa bile “kesinlikle sınırlı” olacağı bilgisi yer alıyor.

Ülkede yaşayan ve Müslüman olmayan diğer gurbetçilerin mağazaya erişip erişemeyeceği henüz belli değil.

Suudi Arabistan’da milyonlarca yabancı yaşıyor ancak bunların çoğunu Asya ülkeleri ve Mısır’dan gelen Müslüman işçiler oluşturuyor. Plana vakıf bir kaynak, alkol satan mağazanın gelecek haftalarda açılmasının beklendiğini dile getirdi.

Suudi Arabistan’da alkol kullanımına karşı yüzlerce kırbaç, sınır dışı edilme, para cezası ya da hapisle cezalandırılabilen katı yasalar bulunuyor. Keza yabancılar da sınır dışı tehlikesi ile karşı karşıya.

Ancak son dönemlerde hayata geçirilen reformlar kapsamında kırbaç cezasının yerini büyük ölçüde hapis cezası aldı. Ülkede alkol sadece diplomatik posta yoluyla ya da karaborsadan temin edilebiliyor.

Riyad yönetimi konuya dair yorum yapmazken devlet destekli medya, bu hafta hükümetin diplomatik sevkiyatlar kapsamında alkol ithalatına yeni kısıtlamalar getirdiğini, bunun da yeni mağazaya olan talebi artırabileceği yönünde haberler aktardı.

Söz konusu adım, alkol kullanmanın haram sayıldığı, şeriata göre yönetilen ülkenin, Veliaht Prens Muhammed bin Selman liderliğinde turizm ve ticarete açılması çabaları kapsamında bir kilometre taşı olarak görülüyor.

Bu adım aynı zamanda “Vizyon 2030” olarak tanımlanan ve petrol sonrası ekonomiyi inşa etmeyi amaçlayan geniş kapsamlı planların da bir parçası niteliğinde.

Zira Riyad, “Vizyon 2030” girişimi kapsamında ekonomiyi petrole bağımlılıktan kurtarmak ve teknoloji dahil yerlileşmeyi de öncelikleyen dinamik bir ekonomi oluşturmak istiyor.

Vizyon 2030 aynı zamanda yerel endüstrilerin ve lojistik merkezlerinin geliştirilmesini içeriyor. Bu da Suudi vatandaşları için yüz binlerce yeni istihdam yaratılmasının hedeflendiği anlamına geliyor.

On yıllar boyunca nispeten dışa kapalı olan Suudi Arabistan, son yıllarda kamuya açık alanlarda kadın ve erkeklerin ayrılması ve kadınların tüm vücudu örten siyah kıyafetler ya da abaya giymesi gibi katı sosyal kuralları gevşetti.

Diğer yandan Prens Muhammed bin Selman, ülkeyi din dışı turizme ve konserlere açmak ve kadınların araba kullanmasına izin vermek gibi değişikliklerin yanı sıra iktidarını güçlendirme adımları çerçevesinde muhalefete ve siyasi rakiplerine yönelik baskıları arttırdı.

Paylaşın

Hamas’tan Rehine Takası Şartı: Çatışmaların Durdurulması

Filistin – İsrail savaşının 109. günü geride kalırken ABD’nin önde gelen gazetelerinden Wall Street Journal’a (WSJ), çatışmalara önemli bir süre ara verilmesi karşılığında Hamas’ın elindeki İsrailli esirleri serbest bırakmaya sıcak baktığını söyledi.

Filistin Sağlık Bakanlığı’nın paylaştığı rakamlara göre, İsrail ordusunun bombardımanlarında Gazze’de 11 bini çocuk, 7 bin 500’ü de kadın en az 25 bin 490 kişi öldürülürken, 63 bin 354 kişi de yaralandı.

Hamas’ın kalıcı ateşkes yerine geçici süreliğine çatışmaların durdurulması halinde de rehine takasına açık olabileceği bildirildi.

Kimliğinin paylaşılmasını istemeyen Mısırlı yetkililer, ABD’nin önde gelen gazetelerinden Wall Street Journal’a (WSJ), çatışmalara önemli bir süre ara verilmesi karşılığında Hamas’ın elindeki İsrailli esirleri serbest bırakmaya sıcak baktığını söyledi.

Haberde, gelişmenin Hamas’ın pozisyonunda önemli bir değişime işaret ettiğine dikkat çekildi. Şimdiye dek örgüt, sadece savaşın sonlanması koşuluyla rehine takasını kabul edeceğini duyurmuştu. Mısırlı yetkililer, Hamas’ın elindeki tüm kadın ve çocuk sivilleri serbest bırakacağı bir anlaşmaya açık olduğunu söyledi. Arabulucular, Hamas’ın bu hamlesinin Tel Aviv’in teklifinin ardından geldiğini ifade etti.

Söz konusu teklifte üç aylık bir ateşkes sağlanması, İsrail güçlerinin Gazze’nin bazı bölgelerinden çekilmesi ve Filistinli sivillerin bölgede serbestçe hareket etmesine izin verilmesi karşılığında tüm sivil esirlerin serbest bırakılması öngörülüyor.

WSJ, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinin ve Hamas’ın yorum taleplerini reddettiğini aktardı.

Taraflar arasında olası rehine takası ve ateşkes anlaşması için görüşmeler sürerken, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, Netanyahu’yu iki devletli çözüme yanaşmadığı için eleştirdi. Guterres, pazartesi günkü açıklamasında Tel Aviv yönetiminin bağımsız bir Filistin devleti kurulmasını reddetmesinin “kabul edilemez olduğunu” söyledi.

İki devletli çözümün savaşı sonlandıracak tek seçenek olduğuna dikkat çeken Guterres, “Filistin halkının devlet kurma hakkının inkar edilmesi, küresel barış ve güvenlik için büyük bir tehdit haline gelen bu çatışmayı süresiz şekilde uzatacaktır” dedi.

ABD de son dönemde Netanyahu’ya iki devletli çözümü kabul etmesi için baskı yapıyor. Başkan Joe Biden, 19 Ocak’ta Netanyahu’yla gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde konuyu tekrar gündeme getirmişti. Netanyahu ise Gazze’nin güvenliğinin İsrail’de olması gerektiğini savunarak iki devletli çözümü reddediyor.

İsrail – Filistin savaşı

Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin Kassam Tugayları’nın 7 Ekim’de başlattığı Aksa Tufanı operasyonuna, İsrail de Demir Kılıçlar operasyonuyla yanıt vermişti. Filistin Sağlık Bakanlığı’nın paylaştığı rakamlara göre, İsrail ordusunun bombardımanlarında Gazze’de 11 bini çocuk, 7 bin 500’ü de kadın en az 25 bin 490 kişi öldürülürken, 63 bin 354 kişi de yaralandı.

İsrail ise Gazze’den düzenlenen saldırılarda 556’sı asker en az 1200 kişinin öldürüldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını duyurdu. 24 Kasım’da başlayan ve bir hafta süren ateşkeste 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakılmıştı. İsrail ordusuna göre Gazze’de halen 136 kişi rehin tutuluyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

“İsrail, Hamas’a İki Aylık Ateşkes Önerisinde Bulundu” İddiası

Filistin – İsrail savaşının 109. günü geride kalırken, İsrail tüm rehinelerin serbest bırakılması ve rehine cenazelerinin Katar ve Mısır’ın arabuluculuğuyla birkaç aşamada İsrail’e iade edilmesini öngören bir teklifte bulundu.

İnternet portalı Axios’un İsrailli yetkililere dayandırdığı haberde bunun karşılığında İsrail’in iki aylık bir ateşkesi kabul etmeye hazır olduğu belirtildi.

Plana göre Hamas ilk aşamada kadınlar, 60 yaş üstü erkekler ve hastaları serbest bırakacak. Bunu kadın askerler, ordu mensubu olmayan 60 yaş altı erkekler, erkek İsrail askerleri ve son olarak da rehinelerin cenazeleri izleyecek. Plan çerçevesinde İsrail de cezaevlerindeki Filistinli mahkumları salıverecek. Mahkumların sayısı üzerinde önceden anlaşmaya varılacak ve her bir Filistinlinin ismi müzakere edilerek belirlenecek.

Ancak habere göre söz konusu plan ne savaşın sona ermesini ne de uzun vadeli bir siyasi çözüm içeriyor. İsrail askerleri Gazze Şeridi’ndeki büyük kentlerde varlıklarını azaltacak ve Filistinlilerin Gazze Şeridi’nin kuzeyine dönmelerine izin verilecek.

Öte yandan Gazze Şeridi’nde, İsrail saldırılarında 24 saatte 195 kişi hayatını kaybederken, toplamda can kaybı ise 25 bin 490’a yükseldi. Gazze Şeridi’nde, İsrail saldırılarında yaralı sayısının ise 63 bin 354’e yükseldiği kaydedildi. İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarıldı.

Saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulanırken, sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Öte yandan Gazze Şeridi’nde, yaşanan yoğun çatışmalarda son 24 saat içinde 24 İsrail askeri öldürüldü. İsrail ordu sözcüsü Tuğamiral Daniel Hagari, roket güdümlü bir el bombasının İsrail güçlerini koruyan bir tanka isabet etmesi sonucu 21 askerin öldüğünü söyledi.

Aynı zamanda, askerlerin yıkmak için patlayıcı yerleştirdiği iki katlı iki binada bir patlama meydana geldi. Patlama binaların İsrail askerlerinin üzerine yıkılmasına neden oldu. Hagari sabah erken saatlerde düzenlediği basın brifinginde “Olayın detaylarını ve patlamanın nedenlerini hâlâ araştırıyoruz” dedi.

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ise, “dayanılmaz derecede zor bir sabah” diye nitelediği olayla ilgili, “Tüm ulus adına aileleri teselli ediyor ve yaralıların iyileşmesi için dua ediyorum. Bu üzücü ve zor sabahta bile güçlüyüz ve birlikte kazanacağımızı hatırlıyoruz” açıklamasında bulundu.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail Hamas’ı yok edene ve Gazze’de esir tutulan 100’den fazla rehine özgürlüğünü kazanana dek savaşa devam edileceğini açıklamıştı.

Fakat son saldırının ardından İsrail’de de başbakana karşı büyüyen bir tepki ve savaş konusunda fikir ayrılıkları oluşmaya başladı. Pazartesi günü rehinelerin aile üyeleri İsrail parlamentosundaki bir komite toplantısını basarak “Onlar orada ölürken siz burada oturmayacaksınız!” diye bağırdı.

Paylaşın

Mahsa Amini Eylemlerine Katılan 23 Yaşındaki Muhammed Kubadlu İdam Edildi

16 Eylül 2022 yılında gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden Jina Mahsa Amini için düzenlenen protestolara katılan 23 yaşındaki Muhammed Kubadlu, idam edildi. Kubadlu’nun idamının ertelenmesi için sosyal medyada kampanyalar yürütülüyordu.

Geçtiğimiz iki yıl boyunca İran yargısı, 2022-2023 Jina Mahsa Amini protestolarına katıldığı gerekçesiyle onlarca kişiye idam cezası verdi. İdam edilme tehlikesiyle karşı karşıya olanlardan bazılarının cezaları kamuoyunun baskısı ve yürüten kampanyalar sayesinde hapis cezasına çevrildi.

Rûdaw’ın aktardığına göre, 23 yaşındaki Muhammed Kubadlu Tahran’ın Parand kasabasındaki protestolarda bir polis memurunun öldürülmesi ve beş kişinin de yaralanmasına karıştığı iddiasıyla 2022’de İran Yüksek Mahkemesi tarafından ölüm cezasına çarptırılmıştı. Muhammed Kubadlu bu sabah (23-1-2024 Salı) idam edildi.

Sosyal medya platformlarında idamının durdurulması için çağrılar yapılırken Muhammed Kubatlu’nun avukatı verilen cezanın yasa dışı olduğunu ve davasının yeniden gözden geçirilmesini talep etmişti.

Kubadlu’nun avukatı Amir Reisiyen, “Muhammed Kubatlu’nun temyiz hakkı var, dolayısıyla cezasının infazı yasal olarak yerine getirilemez. Eğer cezası infaz edilirse şüphesiz bu kasıtlı bir cinayet olarak kayda geçer” dedi.

Uluslararası Af Örgütü ise pazartesi günü yaptığı açıklamada, Muhammed Kubadlu’nun davasının kusurlu olduğunu,  genç adamın psikolojik sorunlarının olduğunu ve “itiraflarının işkence altında alındığını” ve dosya hakkında gizlilik kararı alındığını duyurarak, idam edilmemesi yönünde İran’a çağrıda bulunmuştu.

Oğlunun idamının durdurulması için çaba gösteren Muhammed Kubadlu’nun annesi Masuma Ahmadi sosyal medyada yayınladığı bir videoda “Oğlumun akıl sağlığı yerinde değil. Avukatsız sorgulandı ve mahkemenin ilk duruşmasında ölüm cezasına çarptırıldı” dediği görülüyor.

Geçtiğimiz iki yıl boyunca İran yargısı, 2022-2023 Jina Mahsa Amini protestolarına katıldığı gerekçesiyle onlarca kişiye idam cezası verdi. İdam edilme tehlikesiyle karşı karşıya olanlardan bazılarının cezaları kamuoyunun baskısı ve yürüten kampanyalar sayesinde hapis cezasına çevrildi.

Öte yandan ‘kamu güvenliğine karşı suç işlemek kastıyla eylemde bulunmak’ suçlamasıyla idama mahkum edilen 24 yaşındaki Mahan Saderat Merni hakkındaki karar ise, 16 yıl hapis ve sürgün cezasına çevrildi.

Mizan Haber Ajansı’nın aktardığına göre, Emini protestoları sırasında gözaltına alınan ve ‘bir kişiyi bıçakla yaralamak, kamu güvenliğine karşı suç işlemek kastıyla eylemde bulunmak ve başkasına ait bir motosikleti ateşe vermekle’ suçlanan Merni hakkında karar, Yargıtay tarafından bozuldu.

Ne olmuştu?

22 yaşındaki Jina Mahsa Amini, geçen yıl başkent Tahran’a yaptığı bir gezi sırasında, “başörtüsünü kurallara uygun şekilde takmadığı” gerekçesiyle ahlak polisi tarafından karakola, birkaç saat sonra ise polis gözetiminde hastaneye götürüldü.

O esnada genç kadının baygın, hatta ölmüş olabileceğinden şüpheleniliyor. Üç gün sonra, 16 Eylül’de yapılan resmî açıklamada ise Mahsa’nın öldüğü duyuruldu. Jina Mahsa Amini’nin memleketi olan İran’ın batısındaki Kürt kasabası Sakkız’daki cenaze töreni sırasında başlayan protestolar, hızla ülke geneline yayıldı.

Çoğunluğu genç kadınlardan oluşan protestocular, başörtülerini çıkararak eylem yaptı. Bu mitingler, 1979’da İslam Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana en büyük ve en uzun soluklu protestolara dönüştü. Tahran hükümeti, buna büyük bir baskı ve şiddetle karşılık verdi.

Kesin rakamlar bilinmemekle birlikte, bağımsız insan hakları örgütlerine göre, İran’da güvenlik güçleri 16 Eylül 2022 ile Ocak 2023 sonu arasındaki protestolarda 17’si çocuk olmak üzere en az 527 göstericiyi öldürdü.

Paylaşın

Gazze’de İsrail Saldırılarında Can Kaybı 25 Bin 490’a Yükseldi

Filistin – İsrail savaşının 109. günü geride kalırken Gazze Şeridi’nde, İsrail saldırılarında 24 saatte 195 kişi hayatını kaybederken, toplamda can kaybı ise 25 bin 490’a yükseldi.

Haber Merkezi / Gazze Şeridi’nde, İsrail saldırılarında yaralı sayısının ise 63 bin 354’e yükseldiği kaydedildi. İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarıldı.

Saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulanırken, sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Öte yandan Gazze Şeridi’nde, yaşanan yoğun çatışmalarda son 24 saat içinde 24 İsrail askeri öldürüldü. İsrail ordu sözcüsü Tuğamiral Daniel Hagari, roket güdümlü bir el bombasının İsrail güçlerini koruyan bir tanka isabet etmesi sonucu 21 askerin öldüğünü söyledi.

Aynı zamanda, askerlerin yıkmak için patlayıcı yerleştirdiği iki katlı iki binada bir patlama meydana geldi. Patlama binaların İsrail askerlerinin üzerine yıkılmasına neden oldu. Hagari sabah erken saatlerde düzenlediği basın brifinginde “Olayın detaylarını ve patlamanın nedenlerini hâlâ araştırıyoruz” dedi.

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ise, “dayanılmaz derecede zor bir sabah” diye nitelediği olayla ilgili, “Tüm ulus adına aileleri teselli ediyor ve yaralıların iyileşmesi için dua ediyorum. Bu üzücü ve zor sabahta bile güçlüyüz ve birlikte kazanacağımızı hatırlıyoruz” açıklamasında bulundu.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail Hamas’ı yok edene ve Gazze’de esir tutulan 100’den fazla rehine özgürlüğünü kazanana dek savaşa devam edileceğini açıklamıştı.

Fakat son saldırının ardından İsrail’de de başbakana karşı büyüyen bir tepki ve savaş konusunda fikir ayrılıkları oluşmaya başladı. Pazartesi günü rehinelerin aile üyeleri İsrail parlamentosundaki bir komite toplantısını basarak “Onlar orada ölürken siz burada oturmayacaksınız!” diye bağırdı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Batı’nın iki devletli çözüm baskılarına rağmen geçen haftasonu savaştan sonra bir Filistin devletinin kurulmasına karşı olduğunu yinelemesi Avrupa Birliği (AB) Dışişleri Bakanlarının tepkisine neden oldu.

İsrail’in savaş sonrası müzakerelerin bir parçası olması gerektiğini söyleyen Fransa Dışişleri Bakanı Stephane Sejourne, “Netanyahu’nun açıklamaları endişe verici. Herkes için güvenlik garantisi olan bir Filistin devletine ihtiyacımız var.” ifadelerini kullandı.

Netanyahu’nun demecini “kabul edilemez” olarak nitelendiren İrlanda Başbakanı Micheal Martin ise “İsrail Başbakanı’nı barış ve iki devletli çözüm isteyen dünyayı dinlemeye çağırıyorum.” dedi.

İsrail’e bir eleştiri de en yakın müttefiklerinden Avusturya’dan geldi. Dışişleri Bakanı Alexander Schallenberg, Netanyahu’nun açıklamalarını “dar görüşlü” olarak nitelendirdi ve Filistinlilerin kendi kaderlerini tayin etme hakkını “tek çözüm” olarak savundu.

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonlarını eleştirirken iki devletli çözüm çağrısını yineledi.

AB dışişleri bakanlarının Brüksel’de İsrailli ve Filistinli en üst düzey diplomatlarla gerçekleştireceği toplantı öncesi gazetecilere konuşan Borrell, “Yapmak istediğimiz şey, iki devletli bir çözüm inşa etmek. Bu yüzden bu konu hakkında konuşalım” dedi.

Borrell, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun Gazze’deki savaş sona erdikten sonra bir Filistin devleti kurulmasına yönelik çağrıları reddetmesini “kabul edilemez” olarak tanımlayan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres’in bu tepkisine de destek verdi.

İsrail’e “barış ve istikrarın sadece askeri yollarla inşa edilemeyeceğini” söyleyen Borrell, “Akıllarında başka hangi çözümler var? Tüm Filistinlilerin ayrılmasını sağlamak mı? Ya da hepsini öldürmek mi?” dedi.

Borrell, “Amacın, Hamas’ı ortadan kaldırmak olduğunu söylemek tek taraflı. Çünkü bu, Hamas’ın ne zaman yeterince zayıf olduğuna karar vermenin İsrail’e bağlı olacağı anlamına geliyor. Bu şekilde çalışmaya devam edemeyiz” diye konuştu.

İki devletli çözüm neydi?

İki devletli çözüm anlaşmasının taslağı, İsrail ve Yaser Arafat’ın El Fetih örgütü liderliğindeki FKÖ’nün, Norveç’in arka planda aracılık ettiği müzakerelerin ardından 1993 yılında iki devletin karşılıklı olarak birbirini tanımasını kabul etmesinden sonra oluşturuldu.

Oslo süreci olarak adlandırılan süreçte, hiçbir zamansona gelinemedi ve geride çözülmesi eskisinden çok daha zor olan sorunlar kaldı.

Barış için toprak anlaşmaları, Filistin Yönetimi’nin İsrail’in 1967’deki 6 Gün Savaşı’nda ele geçirip işgal ettiği topraklarda özyönetim kurmasını sağladı.

Ancak askeri işgal ve Yahudi yerleşim faaliyetleri devam etti ve “kalıcı statü sorunları” adı verilen meseleler daha sonraki müzakerelere bırakıldı.

Bunlar arasında, 1948’deki ilk Arap-İsrail Savaşı’nın ardından Birleşmiş Milletler’in 1947’de bölünme yönünde oy kullanmasıyla İsrail’in kurulduğu topraklardaki Filistinli mültecilerin durumu da vardı.

İsrail, 1967’de Doğu Kudüs’ü ilhak etmişti ve bu da bir başka muammaydı çünkü kutsal mekanlar her iki taraf için de taviz vermeyi kabul etmeyecek kadar önemliydi.

Yıllar süren diplomatik tartışmalardan sonra, sorunlar nihayet 2000 yılında Camp David’de dönemin ABD Başkanı Bill Clinton’ın ev sahipliği yaptığı basına kapalı zirvede ele alındı, ancak İsrail Başbakanı Ehud Barak ve Filistin Yönetimi Başkanı Yaser Arafat arasındaki uçurum kapanmadı.

Başarısızlıkla ilgili herkes birbirini suçladı. İsrailli ve ABD’li yetkililer Arafat’ın o güne kadar elde edebileceği en cömert anlaşmayı geri çevirdiğini söyledi. Filistinlilerse anlaşmayı, Doğu Kudüs’te bir başkent kurulması gibi şartların çok altında kalan bir sahtekarlık olarak nitelendirdi.

İsrail’in ana düşmanını etkisiz hale getirme hedefine çoktan ulaştığını savunan eleştiriler yapıldı. Peki, Filistin nüfusunun yoğun olduğu bölgelerde güvenlik kontrolü Filistin Yönetimi’ne devredilirken, bu kadar çok yatırım yaptığı yerden neden vazgeçiyordu?

Arafat, müzakereleri zayıf bir pozisyonda yürütürken, ABD’li arabulucu İsrail ile tarihteki tüm devletlerden tartışmasız daha yakın bir ilişki içindeydi. İki devletli çözüme giden yolda aşılamaz olduğu ortaya çıkan başka önemli faktörler de vardı.

1987’de Gazze’de kurulan İslami Direniş Hareketi (Hamas), rakibi El Fetih’in barış konusundaki tavizlerine karşı çıktı ve 1994’ten itibaren görüşmeleri intihar saldırılarıyla sabote etmek için çok sayıda fırsat buldu.

Yahudi yerleşimciler aynı zamanda Tanrı’nın kendilerine vaat ettiğine inandıkları topraklardaki varlıklarını genişletmek ve güçlendirmek için bu ertelemeleri fırsat olarak kullandılar.

Paylaşın