IŞİD Liderlerinden Batar, Suriye’de Yakalandı

Radikal İslamcı Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) üst düzey liderlerinden Batar, Suriye’nin doğusunda düzenlenen bir operasyonla yakalandı. Öte yandan IŞİD’in üst düzey liderlerinden Hamza el-Homsi’nin Suriye’nin kuzeydoğusunda öldürüldüğü açıklanmıştı.

Haber Merkezi / Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Merkez Kuvvetleri Komutanlığı (CENTCOM) bugünün ilk saatlerinde açıklama yaparak Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) liderlerinden birinin Suriye’nin doğusunda düzenlenen baskınla yakalandığını duyurdu.

Operasyonun, çatı yapısını Türkiye’nin terör örgütü olarak kabul ettiği YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’yle (SDG) birlikte yapıldığı bildirilen açıklama şöyle:

18 Şubat’ın ilk saatlerinde CENTCOM ve SDG, Suriye’nin doğusunda helikopterle baskın düzenledi ve IŞİD’in Suriye Bölge Sorumlusu Batar yakalandı. Batar, SDG’nin koruduğu hapishanelere yönelik saldırılar planlıyor ve el yapımı patlayıcılar üretiyordu.

Başarıya ulaşmasını sağlamak için detaylı bir plan hazırladık. Hiçbir sivil ya da ABD ve SDG gücü olayda ölmedi veya yaralanmadı.

IŞİD’in üst düzey liderleri öldürüldü

Öte yandan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Savunma Bakanlığı, bir ABD helikopterinin Suriye’nin kuzeydoğusuna düzenlediği baskında IŞİD liderlerinden birinin öldürüldüğünü ve dört ABD askerinin yaralandığını bildirmişti.

Yazılı açıklamada, operasyonun dün ABD ve Suriye Demokratik Güçleri’nin ortaklığında düzenlendiği belirtilmişti.

“Hedefe yönelik bir patlamanın dört ABD askeri ve bir görev köpeğinin yaralanmasına neden olduğu” belirtilen açıklamada, “hedefteki IŞİD üst düzey lideri Hamza el-Homsi’nin öldürüldüğü” belirtilmişti.

Homsi’nin rolünün ne olduğu ayrıntılı olarak açıklanmamıştı.

IŞİD, eski liderinin Suriye’nin güneyinde düzenlenen bir baskın sırasında kendini öldürmesinin ardından Aralık ayında yeni liderini seçmişti.

ABD ordusu geçtiğimiz yıllarda da Suriye’de iki IŞİD liderini öldürülmüştü.

2021 yılının Şubat ayında Ebu İbrahim el-Haşimi el-Kureyşi, Suriye’nin kuzeybatısında bir ABD baskınında öldürüldü. IŞİD’in kurucusu Ebu Bekir el-Bağdadi de, 2019 yının Ekim ayında Amerikalılar tarafından düzenlenen bir baskında yakalanmıştı.

Ekim ayında IŞİD lideri Ebu el-Hasan el-Haşimi el-Kureyşi, Suriye’nin güneyinde Suriyeli isyancılarla girdiği çatışmada öldürülmüştü.

Paylaşın

ABD’nin Suriye’deki Askeri Üssüne Füze Saldırısı

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Suriye’nin Deyr ez Zor kentine bağlı Omar yerleşiminde bulunan askeri üssüne dün akşam saatlerinde füze saldırısı düzenlendiği bildirildi. Saldırıda ölen veya yaralanan ABD askeri olup olmadığına dair bilgi paylaşılmadı.

Suriye resmi haber ajansı SANA’nın haberinde “Füze saldırısı, cumartesi akşam Deyr ez Zor’un doğusunda ABD güçleri tarafından kontrol edilen Omar yerleşiminde düzenlendi” ifadelerine yer verildi.

Suriye basınında yer alan haberlerde, Deyr ez Zor sakinlerinin saldırının düzenlendiği bölgede gökyüzünü aydınlatan ışık yansımaları gördüğü kaydedildi. Saldırı sonucunda ölen veya yaralanan ABD askeri olup olmadığına dair bilgi paylaşılmadı.

SANA, Suriye’de ABD’nin kurduğu askeri üslere yönelik saldırıların son aylarda arttığına dikkat çekti.

IŞİD liderlerinden Batar, yakalandı

Öte yandan ABD Merkez Kuvvetleri Komutanlığı (CENTCOM) bugünün ilk saatlerinde açıklama yaparak Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) liderlerinden birinin Suriye’nin doğusunda düzenlenen baskınla yakalandığını duyurdu.

Operasyonun, çatı yapısını Türkiye’nin terör örgütü olarak kabul ettiği YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’yle (SDG) birlikte yapıldığı bildirilen açıklama şöyle:

18 Şubat’ın ilk saatlerinde CENTCOM ve SDG, Suriye’nin doğusunda helikopterle baskın düzenledi ve IŞİD’in Suriye Bölge Sorumlusu Batar yakalandı. Batar, SDG’nin koruduğu hapishanelere yönelik saldırılar planlıyor ve el yapımı patlayıcılar üretiyordu.

Başarıya ulaşmasını sağlamak için detaylı bir plan hazırladık. Hiçbir sivil ya da ABD ve SDG gücü olayda ölmedi veya yaralanmadı.

Paylaşın

Suudi Arabistan: Suriye’yi İzole Etme İşe Yaramadı

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan Al Saud, Münih’te düzenlenen güvenlik konferansında yaptığı açıklamada, Arap dünyasında Suriye’yi izole etmenin işe yaramadığı söyledi.

Euronews Türkçe’nin aktardığına göre, Al Saud, “Sadece Körfez İşbirliği Konseyi içinde değil, Arap dünyasında da statükonun uygulanabilir olmadığı konusunda bir fikir birliğinin geliştiğini göreceksiniz” dedi.

Bakan, siyasi bir çözüm için “maksimalist hedeflere” doğru bir yol olmadan, komşu ülkelerdeki Suriyeli mülteciler ve özellikle Suriye ve Türkiye’yi vuran yıkıcı depremin ardından sivillerin çektiği acıları ele almak için başka bir yaklaşımın formüle edilmekte olduğunu belirtti.

Suudi bakan böyle bir yaklaşım dolayısıyla en azından mültecilerin geri dönüşü gibi bazı insani hedefleri gerçekleştirecek şekilde Şam hükümetiyle bir diyalogdan geçilmesi gerekeceğine işaret etti.

Depremin ardından Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdünlü mevkidaşlarının ziyaretlerinin ardından kendisinin de Şam’ı ziyaret edeceği yönündeki haberlerin sorulması üzerine Prens Faysal söylentiler hakkında yorum yapmayacağını söyledi.

Prens Faysal’ın açıklamaları, Suriye’de 12 yıldır devam eden iç savaşın ilk yıllarında Suudi Arabistan da dahil olmak üzere birçok Arap ülkesinin Beşar Esad’a karşı savaşan isyancıları desteklediği döneme göre bir değişime işaret ediyor.

Arap dünyasının Suriye’ye karşı tutumu

Birleşik Arap Emirlikleri, İran’ın Arap dünyasındaki nüfuzuna karşı Batı tarafından dışlanan Esad ile ilişkilerini normalleştirdi.

Amerika Birleşik Devletleri’nin yaptırımları da karmaşık bir faktör olmaya devam ederken, diğer Arap ülkeleri Suriye’ye karşı temkinli davranmayı sürdürüyor.

Kuveyt Dışişleri Bakanı, Münih’te Reuters haber ajansına yaptığı açıklamada ülkesinin Şam’la muhatap olmadığını ve uluslararası kuruluşlar ve Türkiye aracılığıyla yardım sağladığını söylemiş ve bu tutumla ilgili noktada bir değişiklik yapmayacaklarının altını çizmişti.

6 Şubat’taki depremin ardından ilk etapta yalnızca Suriye’nin kuzeybatısındaki muhaliflerin kontrolünde olan bölgelere yardım gönderen Suudi Arabistan, daha sonra bu kapsamı genişleterek Esad’ın kontrolündeki bölgelere yardım uçakları gönderdi.

Katar da, Türkiye ve Suriye’ye depremden etkilenenlere yardım amacıyla 10 bin konteyner ev bağışladı.

Paylaşın

Uzak Doğu’da Sular Isınıyor: Kuzey Kore’den Balistik Füze Denemesi

Güney Kore ile Kuzey Kore arasında, Güney Kore’nin savunma stratejisini güncellediği “beyaz belgede” Kuzey Kore’yi yeniden “düşman ilan etmesinin ardından Kore Yarımadası’nda gerilim yükselmeye devam ediyor.

Haber Merkezi / Son olarak Japonya ve Güney Kore, Kuzey Kore’nin Japon Denizi (Doğu Denizi) yönüne balistik füze denemesi yaptığını bildirdi.

Japon kara sularına düştüğü tahmin edilen ve havada 66 dakika kalan balistik füzenin, 900 kilometre seyrettiği ve 5 bin 700 kilometre irtifaya ulaşabildiği kaydedildi.

Japonya Başbakanı Kişida Fumio, füzenin, kuzeydeki Hokkaido’nun batısına ve Japon ulusal kara suları içerisine düştüğü öngürüsünde bulunduklarını söyledi.

Japon hükümet sözcüsü Hirokazu Matsuno ise Japonya’nın Münhasır Ekonomik Bölgesi (MEB) içine düştüğü anlaşılan balistik füzenin “ICBM sınıfı” kıtalararası bir füze olduğunu söyledi.

Güney Kore Genelkurmay Başkanlığı da Pyongyang yakınlarındaki Sunan bölgesinden uzun menzilli balistik füze fırlatıldığını teyit etti.

Genelkurmay Başkanlığının açıklamasında, “Ordumuz, ABD ile yakın işbirliği halinde tam hazırlık durumunu korumaktadır.” ifadeleri kullanıldı.

Güney Kore, Kuzey Kore’yi yeniden düşman ilan etti

Güney Kore savunma stratejisini güncellediği “beyaz belgede” Kuzey Kore’yi yeniden “düşman ilan etti. Güney Kore 2016 yılında hazırladığı “beyaz belgede” Kuzey Kore için “düşman” ifadesine yer vermemişti.

“Beyaz belgede” Pyongyang’ın giderek artan silahlanmasıyla birlikte Güney Kore’ye yönelik askeri ve siber tahrikleriyle ilgili örnekler verildi. Belgede, “Kuzey Kore nükleer silahlardan vazgeçmeden askeri tehditler oluşturmaya devam ederken, bu rejim ve ordusu bizim düşmanımızdır.” denildi.

Beyaz belgede, Kuzey Kore’nin artan nükleer silah ve füze cephaneliğinin yanı sıra konvansiyonel askeri potansiyeline de geniş yer verildi.

Kuzey Kore ordusundaki nükleer silahlanmaya dikkat çekilen raporda, bu ülkenin sahip olduğu plütonyum miktarını 50 kilodan 70 kiloya çıkarttığı bildirildi.

Kuzey Kore’nin “önemli” miktarlarda yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyuma ulaştığı kaydedilen belgede, Pyongyang’ın son gerçekleştirdiği 6 denemeyle birlikte atom bombalarını minyatürleştirmek için “önemli düzeyde yetenek” geliştirdiği bildirildi.

Belgede Güney Kore ordusunun, Kuzey Kore’nin nükleer test olasılığı arttıkça bu ülkeye yönelik gözetimini güçlendirdiği bildirildi.

Belgede Kuzey Kore’nin 2018 yılında iki ülke arasındaki düşmanlıkların önlenmesi konusunda yapılan anlaşmayı bu yıl boyunca 15 kez ihlal ettiği kaydedilirken, son olarak Kuzey Kore dronlarının Güney Kore hava sahasını uzun bir müddet ihlal etmesi de buna örnek olarak gösterildi.

Belgede, Pyongyang’ın 2022 yılında kıtalararası balistik füzeler fırlattığı hatırlatıldı.

Kuzey Kore: Benzersiz bir yanıt veririz

Ayrıca, Kuzey Kore’yi yeniden “düşman” ilan eden Güney Kore’nin Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile yıllık askeri tatbikatlara hazırlanmasına Kuzey Kore’den sert tepki gelmişti.

Kuzey Kore Dışişleri Bakanlığı, “ABD ve Güney Kore, bir taarruz hazırlığı olarak görülen askeri tatbikatlar için önceden duyurulan planları uygulamaya koyarlarsa, Kuzey Kore’nin daha önce hiç görülmemiş derecede güçlü ve kararlı karşı tepkisi ile karşılaşacaklardır” açıklamasında bulunmuştu.

ABD’nin iki ülke arasındaki gerilimi tırmandırdığını belirten Bakanlık, Washington’un Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni (BMGK) Pyongyang’a baskı yapmak için “yasadışı düşmanca bir politika araç” olarak kullandığını da vurgulamıştı.

Bakanlık ayrıca, Kuzey Kore’nin bu yıl düzenli tatbikatlar dışında “herhangi bir özel askeri eylemden kaçındığını” ancak iki ülkenin planladığı tatbikatların “gerilimi tırmandıran ciddi bir girdap” yaratacağını da ifade etmişti.

ABD’nin her sorunu “kas gücü göstererek çözme” yoluna başvurarak Kuzey Kore’yi “kışkırtmaya” devam etmesi durumunda ise, aynı seçeneğin Pyongyang için de geçerli olacağı ve normal askeri faaliyetlerin ötesinde “ek eylemlerin” yeniden gözden geçirileceği uyarısında bulunululmuştu.

Açıklama, Seul ile Washington’un Kuzey Kore’nin nükleer tehditlerine karşı “ortak masa başı tatbikatları” ve her yıl gerçekleştirilen bahar tatbikatlarının gelecek ay başlayacağını duyurmasının ardından yapıldı.

Nükleer silahlara sahip Kuzey Kore geçen yıl ABD’yi vurabilecek kıtalararası balistik füzeler (ICBM) de dahil olmak birçok denemede bulunmuştu. Bu denemeler sonrasında komşu Güney Kore ve Japonya alarma geçmişti.

Seul ile Washington’un planladığı “Caydırıcılık Stratejisi Komitesi Masa Başı Tatbikatı” olarak adlandırılan nükleer tatbikatın 22 Şubat’ta Pentagon’da yapılacağı belirtildi. Mart ayı ortasında ise iki ülke Güney Kore’de 11 günlük tatbikat gerçekleştirecek.

Güney Kore Savunma Bakanlığı yayınladığı son raporda 2018’den beri ilk defa Kuzey Kore’yi “düşman” olarak nitelendirmiş, “Nükleer programından vazgeçmeyen ve askeri tehdit oluşturmayı sürdüren Kuzey Kore rejimi ve ordusu bizim düşmanımızdır” denilmişti.

Paylaşın

Suriye’de IŞİD Saldırısı: 61 Sivil 7 Asker Hayatını Kaybetti

Radikal İslamcı Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) Suriye’nin Humus kentinin doğusundaki El Sükna’da düzenlendiği silahlı saldırıda 61 sivil ve 7 askerin hayatını kaybettiği açıklandı. 

Londra merkezli İnsan Hakları Gözlemevi’nin yaptığı açıklamaya göre ilk saldırı El Sükna’da hükümete bağlı bir kontrol noktasını hedef aldı. Makineli tüfek teçhizatlı ve motosikletli şahıslar bu saldırının ardından bir tarlada mantar toplayanlara hedef gözetmeden ateş açtı. Saldırganlar daha sonra bölgeden kaçarak uzaklaştı.

İnsan Hakları Gözlemevi IŞİD’in ıssız bölgelerde saldırılar düzenlemek için Suriye’de Şubat-Nisan ayları arasında yapılan mantar hasadından faydalandığını kaydetti. Bu saldırıyla birlikte IŞİD’in 10 Şubat tarihinden beri Suriye çöllerinde düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı 90’a yükselmiş oldu.

IŞİD henüz saldırının sorumluluğunu üstlenmedi. Örgüt geçen yılın Ocak ayında Haseke’de kendi tutuklu milislerini kurtarmak için Kürt güçlerin kontrolündeki bir cezaevine saldırı düzenlemiş, kentte çoğu sivil olmak üzere 105 kişi hayatını kaybederken çatışmalarda 268 cihatçı da ölmüştü.

IŞİD Suriye’de Mart 2019’da kontrolündeki tüm bölgeleri kaybettikten sonra ülkenin çöl bölgesine çekilmişti. Örgüt güçleri o dönemden bu yana zaman zaman Kürt güçlerine ve Suriye hükümet birliklerine baskınlar düzenliyor.

IŞİD’in üst düzey liderleri öldürüldü

Öte yandan Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) üst düzey liderlerinden Hamza el-Homsi’nin Suriye’nin kuzeydoğusunda öldürüldüğü açıklandı. Homsi’nin IŞİD içindeki rolünün ne olduğu ise ayrıntılı olarak açıklanmadı.

Geçtiğimiz yıllarda da Suriye’de iki IŞİD lideri öldürülmüştü. IŞİD, eski liderinin Suriye’nin güneyinde düzenlenen bir baskın sırasında kendini öldürmesinin ardından Aralık ayında yeni liderini seçmişti.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Savunma Bakanlığı, bir ABD helikopterinin Suriye’nin kuzeydoğusuna düzenlediği baskında IŞİD liderlerinden birinin öldürüldüğünü ve dört ABD askerinin yaralandığını bildirdi.

Yazılı açıklamada, operasyonun dün ABD ve Suriye Demokratik Güçleri’nin ortaklığında düzenlendiği belirtildi.

“Hedefe yönelik bir patlamanın dört ABD askeri ve bir görev köpeğinin yaralanmasına neden olduğu” belirtilen açıklamada, “hedefteki IŞİD üst düzey lideri Hamza el-Homsi’nin öldürüldüğü” belirtildi.

Homsi’nin rolünün ne olduğu ayrıntılı olarak açıklanmadı.

IŞİD, eski liderinin Suriye’nin güneyinde düzenlenen bir baskın sırasında kendini öldürmesinin ardından Aralık ayında yeni liderini seçmişti.

Baskında yaralanan Amerikalı personel ve köpeğin Irak’ta bir Amerikan tesisinde tedavi altına alındıkları bildirildi.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Koordinatörü John Kirby, yaralı dört Amerikalı personelin sağlık durumlarının stabil olduğunu açıkladı.

ABD ordusu geçtiğimiz yıllarda da Suriye’de iki IŞİD liderini öldürdü.

2021 yılının Şubat ayında Ebu İbrahim el-Haşimi el-Kureyşi, Suriye’nin kuzeybatısında bir ABD baskınında öldürüldü. IŞİD’in kurucusu Ebu Bekir el-Bağdadi de, 2019 yının Ekim ayında Amerikalılar tarafından düzenlenen bir baskında yakalandı.

Ekim ayında IŞİD lideri Ebu el-Hasan el-Haşimi el-Kureyşi, Suriye’nin güneyinde Suriyeli isyancılarla girdiği çatışmada öldürüldü.

Paylaşın

Finlandiya Başbakanı Marin: İsveç’le Aynı Zamanda NATO Üyesi Olmak İstiyoruz

Münih Güvenlik Konferansı’nda Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile birlikte ortak bir açık oturuma katılan Finlandiya Başbakanı Sanna Marin, ülkesinin NATO’ya İsveç ile aynı zamanda üye olma isteğini bir kez daha vurguladı.

Finlandiya Başbakanı Marin, Finlandiya ve İsveç hükümetlerinin, iki ülkenin NATO’ya eşzamanlı katılmasının “herkesin çıkarına” olduğu yönünde Türkiye ve Macaristan’a “açık mesaj” verdiğini belirtti.

Finlandiya’da dün parlamento NATO’nun kurucu anlaşmalarının onaylanması için 28 Şubat tarihinde oylama kararı almıştı. Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto parlamentonun kararına ilişkin “Bu bizim irademizin bir ifadesidir. Bu irademize yönelik göstereceği yaklaşım sadece ve sadece Türkiye’nin kendi elindedir” demişti.

Türkiye’nin İsveç’in üyeliğine onay vermeme kararı alması durumunda da Finlandiya’nın NATO’ya katılabileceğini açıklayan Finlandiya Cumhurbaşkanı, “Adaylık başvurumuzu geri çekemeyiz, bunu yapmak da istemiyoruz” diye konuşmuştu.

Finlandiya’da 28 Şubat’ta NATO’nun kurucu anlaşmalarını onaylayacak yasanın parlamentodan geçmesine kesin gözüyle bakılıyor. Zira milletvekillerinin neredeyse tamamı adaylığa sıcak bakarken üyelik yarışında yasanın Finlandiya’yı İsveç’in bir adım önüne geçirecek olması da kabul edilmesini daha da mümkün kılıyor.

Geçen mayısta Finlandiya ve komşusu İsveç, Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline tepki olarak ittifaka başvuruda bulunmuştu. Ancak Türkiye, İskandinav ülkelerini “terörist grupları barındırmakla” suçlayarak üyeliklerine karşı çıkmıştı.

Başından beri İsveç’in üyeliğine daha temkinli yaklaşan Türkiye, başkent Stockholm’da Kur’an yakma eylemine izin verilmesi sonrasında İsveç’e onayın mevcut koşullarda söz konusu olmayacağı, ancak Finlandiya’ya yeşil ışık yakılabileceği mesajı vermişti.

NATO şefi Jens Stoltenberg de, adaylıkların en kısa sürede onaylanması durumunda iki ülkenin NATO’ya eş zamanlı katılmasının “önem arzetmediğini” söylemişti.

Paylaşın

Finlandiya Cumhurbaşkanı’ndan NATO’ya “Tek Katılma” Mesajı

Türkiye’nin İsveç’in üyeliğine onay vermeme kararı alması durumunda Finlandiya’nın tek başına NATO’ya katılabileceğini açıklayan  Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto, “Adaylık başvurumuzu geri çekemeyiz, bunu yapmak da istemiyoruz” dedi.

Haber Merkezi / Finlandiya Cumhurbaşkanı Niinisto parlamentonun kararına ilişkin olarak, “Bu bizim irademizin bir ifadesidir. Bu irademize yönelik göstereceği yaklaşım sadece ve sadece Türkiye’nin kendi elindedir” ifadelerini kullandı.

Münih Güvenlik Konferansı için Almanya’da bulunan Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto, gazetecilere açıklamalarda bulundu.

Cumhurbaşkanı Niinisto, “Bu bizim irademizin bir ifadesidir. Türkiye’nin bizim irademize yönelik tutumu sadece ve sadece Türkiye’nin elindedir” dedi.

Niinisto, Türkiye’nin İsveç’in teklifini değil de Finlandiya’nın teklifini onaylamaya karar vermesi halinde, üyelik sürecine İsveç olmadan devam edeceklerini söyledi. Niinisto, “Başvurumuzu geri çekmek istemiyoruz ve çekemeyiz de” dedi.

Finlandiya Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Jussi Halla-aho, NATO’ya katılım için gerekli meclis sürecinin bu yasama dönemi içerisinde tamamlanmasını hedeflediklerini belirtti. Komisyon başkan Yardımcısı Erkki Tuomioja “Herhangi bir çarşı pazarlığının tarafı olmuyoruz; kendi kısmımızla ilgileniyoruz” açıklaması yaptı.

Dış İlişkiler Komisyonu raporunda, NATO üyesi olan Finlandiya’da nükleer silahların kullanımı ve depolanmasının yasak olmaya devam edeceği vurgulandı.

Finlandiya’da NATO’nun kurucu anlaşmalarını onaylayan yasanın, parlamento üyelerinin çoğunun ittifaka katılmaktan yana olduğu ve ülkeyi İsveç’in önünde üyeliğe bir adım daha yaklaştırdığı göz önüne alındığında, 28 Şubat’ta kabul edilmesine kesin gözüyle bakılıyor.

İsveç ve Finlandiya, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından geçen mayıs ayında NATO’ya üyelik başvurusunda bulunmuştu. Başından beri İsveç’in üyeliğine daha temkinli yaklaşan Türkiye, başkent Stockholm’de Kur’an yakma eylemine izin verilmesi sonrasında İsveç’e onayın mevcut koşullarda söz konusu olmayacağı, ancak Finlandiya’ya yeşil ışık yakılabileceği mesajı vermişti.

Bunun üzerine Finlandiya’nın NATO’ya İsveç olmadan katılmasına ilişkin tartışma başlamış, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg de sıralamanın önemli olmadığını belirten açıklamaları ile bunun mümkün olabileceğine işaret etmişti.

Finlandiya, Türkiye ve Macaristan başvurusunu onaylayana kadar NATO’ya üye olamıyor.

Paylaşın

Taliban, Doğum Kontrol Haplarını Yasakladı: Batı’nın Komplosu

Ağustos 2021 yılında Afganistan’da kontrolü ele geçiren Taliban, ülkenin iki büyük kenti Kabil ve Mezar-ı Şerif’te “Müslüman nüfusu kontrol altına almak için Batı komplosu” olduğunu öne sürerek doğum kontrol haplarının satılmasını yasakladı. 

Afganistan’da her 14 kadından biri, hamileliğe bağlı nedenlerden dolayı hayatını kaybediyor ve ülke, ‘doğum yapmak için dünyanın en tehlikeli yerlerinden biri’ olarak gösteriliyor.

Guardian’a konuşan bir eczacı, “İki kere silahlarıyla buraya gelecek beni tehdit ettiler. ‘Batı’nın nüfus kontrolü için kullandığı şeyleri teşvik edemezsin’ dediler” ifadelerini kullandı.

Eczacı, “Gebeliği önleyici yöntem kullanımı bazen anne sağlığı için tıbbi açıdan gerekli olur. Şeriatta, annenin hayatına yönelik bir risk varsa doğum kontrol yöntemlerinin kullanılmasına izin veriliyor. Bu nedenle doğum kontrol yöntemlerinin tamamen yasaklanması doğru değil” dedi.

Afganistan ve Taliban

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Kuzey Kore’den Güney Kore Ve ABD’ye: Benzersiz Bir Yanıt Veririz

Kuzey Kore Dışişleri Bakanlığı, “ABD ve Güney Kore, bir taarruz hazırlığı olarak görülen askeri tatbikatlar için önceden duyurulan planları uygulamaya koyarlarsa, Kuzey Kore’nin daha önce hiç görülmemiş derecede güçlü ve kararlı karşı tepkisi ile karşılaşacaklardır” açıklamasında bulundu.

ABD’nin iki ülke arasındaki gerilimi tırmandırdığını belirten Bakanlık, Washington’un Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni (BMGK) Pyongyang’a baskı yapmak için “yasadışı düşmanca bir politika araç” olarak kullandığını da vurguladı.

Bakanlık ayrıca, Kuzey Kore’nin bu yıl düzenli tatbikatlar dışında “herhangi bir özel askeri eylemden kaçındığını” ancak iki ülkenin planladığı tatbikatların “gerilimi tırmandıran ciddi bir girdap” yaratacağını da ifade etti.

Kuzey Kore’yi yeniden “düşman” ilan eden Güney Kore’nin Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile yıllık askeri tatbikatlara hazırlanmasına Kuzey Kore’den sert tepki geldi.

Kuzey Kore Dışişleri Bakanlığı, “ABD ve Güney Kore, bir taarruz hazırlığı olarak görülen askeri tatbikatlar için önceden duyurulan planları uygulamaya koyarlarsa, Kuzey Kore’nin daha önce hiç görülmemiş derecede güçlü ve kararlı karşı tepkisi ile karşılaşacaklardır” açıklamasında bulundu.

ABD’nin iki ülke arasındaki gerilimi tırmandırdığını belirten Bakanlık, Washington’un Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni (BMGK) Pyongyang’a baskı yapmak için “yasadışı düşmanca bir politika araç” olarak kullandığını da vurguladı.

Bakanlık ayrıca, Kuzey Kore’nin bu yıl düzenli tatbikatlar dışında “herhangi bir özel askeri eylemden kaçındığını” ancak iki ülkenin planladığı tatbikatların “gerilimi tırmandıran ciddi bir girdap” yaratacağını da ifade etti.

“ABD her sorunu kas gücüyle çözemez”

ABD’nin her sorunu “kas gücü göstererek çözme” yoluna başvurarak Kuzey Kore’yi “kışkırtmaya” devam etmesi durumunda ise, aynı seçeneğin Pyongyang için de geçerli olacağı ve normal askeri faaliyetlerin ötesinde “ek eylemlerin” yeniden gözden geçirileceği uyarısında bulunuldu.

Açıklama, Seul ile Washington’un Kuzey Kore’nin nükleer tehditlerine karşı “ortak masa başı tatbikatları” ve her yıl gerçekleştirilen bahar tatbikatlarının gelecek ay başlayacağını duyurmasının ardından yapıldı.

Nükleer silahlara sahip Kuzey Kore geçen yıl ABD’yi vurabilecek kıtalararası balistik füzeler (ICBM) de dahil olmak birçok denemede bulunmuştu. Bu denemeler sonrasında komşu Güney Kore ve Japonya alarma geçmişti.

Seul ile Washington’un planladığı “Caydırıcılık Stratejisi Komitesi Masa Başı Tatbikatı” olarak adlandırılan nükleer tatbikatın 22 Şubat’ta Pentagon’da yapılacağı belirtildi. Mart ayı ortasında ise iki ülke Güney Kore’de 11 günlük tatbikat gerçekleştirecek.

Güney Kore Savunma Bakanlığı yayınladığı son raporda 2018’den beri ilk defa Kuzey Kore’yi “düşman” olarak nitelendirmiş, “Nükleer programından vazgeçmeyen ve askeri tehdit oluşturmayı sürdüren Kuzey Kore rejimi ve ordusu bizim düşmanımızdır” denilmişti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Mahsa Amini Protestoları: İran’da Muhalefet Birlik Arayışında

İran’da ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan kitlesel protestolar İran muhalefetinde de birlik arayışlarını artırdı. 

İran’da 17 Eylül 2022’den bu yana toplam bin 255 protesto gösterisi düzenlendi. Protesto gösterilerinde 600’ye yakın kişi hayatını kaybetti. Protestolar sırasında 68 “rejim kuvveti” mensubu da yaşamını yitirdi.

Protestolarla bağlantılı olarak 20 bine yakın kişi gözaltına alındı.

İran rejimine adeta kafa tutan protestolar fazlasıyla bölünmüş ve derin anlaşmazlıklar yaşayan İran muhalefetinde rejimin devrilmesi yönündeki umutları ve bu yönde atılması beklenen adımlar konusunda üzerlerindeki baskıyı artırdı.

Her ne kadar protestoların başlamasından 5 ay sonra gösteriler azalmış da olsa, muhalefet destekçileri yeni bir protesto dalgasının başlamasının an meselesi olduğu kanısında.

Hapisten yeni çıkan avukat Nasrin Sotoudeh geçen hafta CNN’e verdiği demeçte, “Protestolar biraz azaldı ama bu insanların artık öfkeli olmadığı anlamına gelmiyor. Onlar hala rejim değişikliği istiyorlar” ifadelerini kullandı.

Sürgündeki muhalefetten bu yönde ilk adımsa Washington’daki George Town Üniversitesi’nde başlatılan konferans ile atıldı. İran muhalefetinin önde gelen isimlerini bir araya getirmeyi amaçlayan etkinlikte Amerika Birleşik Devletleri’nde kampanya yürüten Masih Alinejad, İran’ın 2020’de bir Ukrayna uçağını düşürmesi nedeniyle mağdur olan aileleri temsil eden Hamed Esmaeilion ve devrilen Şah’ın oğlu Rıza Pehlevi vardı.

Konferansa video mesajla katılan Nobel Barış Ödülü sahibi Şirin Ebadi, “Şimdi iç çekişme zamanı değil. Rejim 44 yıldır birlik olmadığımız için ayakta duruyor” dedi.

“Rekabeti bir kenara bırakıyoruz”

Etkinlikte söz alan önemli muhalif isimlerden Pehlevi ise monarşinin geri gelmesini değil İran tarihindeki ilk laik demokratik sistemin kurulmasında rol oynamak istediğini vurguladı.

“Bugün birbirimizle rekabeti bir kenara bırakıyoruz, bu hareketin liderliğinin kontrolünü ele geçirmeye çalışmıyoruz” diyen Pehlevi, bir tüzük hazırlandığını ve bir geçiş konseyinin ardından serbest seçimlerin yapılmasını istediklerini ifade etti.

Pehlevi’nin yeni muhalif oluşumun başına geçme olasılığı muhalifler arasında tam bir konsensus oluşturmasa da protesto hareketi üzerine çalışan araştırmacı Arash Azizi Pehlevi hakkında, “Bugün muhalefetin en tanınmış figürü olduğu ve ülke içinde ve dışında en görünür ve örgütlü desteği çektiği tartışılmaz” dedi.

Bununla birlikte muhalefetin başarısında koalisyonda tüm grupların temsili en kritik nokta olarak öne çıkıyor. Oysa yeni oluşum örneğin, İran içinde bir destekçi ağına sahip olduğunu ileri süren monarşi karşıtı İran Halkın Mücahitleri Örgütü (MEK) ile arasına mesafe koymuş durumda.

Birlik ve beraberliğin gerekliliğini vurgulayan aktör ve aktivist Nazanin Boniadi, “Birleşmemiz için tek bir itici güç varsa, o da çok bölünmüş olduğumuz ve demokrasi için birlikte çalışamayacağımız fikrini çürütmektir” diyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın