Finlandiya Cumhurbaşkanı’ndan NATO’ya “Tek Katılma” Mesajı

Türkiye’nin İsveç’in üyeliğine onay vermeme kararı alması durumunda Finlandiya’nın tek başına NATO’ya katılabileceğini açıklayan  Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto, “Adaylık başvurumuzu geri çekemeyiz, bunu yapmak da istemiyoruz” dedi.

Haber Merkezi / Finlandiya Cumhurbaşkanı Niinisto parlamentonun kararına ilişkin olarak, “Bu bizim irademizin bir ifadesidir. Bu irademize yönelik göstereceği yaklaşım sadece ve sadece Türkiye’nin kendi elindedir” ifadelerini kullandı.

Münih Güvenlik Konferansı için Almanya’da bulunan Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto, gazetecilere açıklamalarda bulundu.

Cumhurbaşkanı Niinisto, “Bu bizim irademizin bir ifadesidir. Türkiye’nin bizim irademize yönelik tutumu sadece ve sadece Türkiye’nin elindedir” dedi.

Niinisto, Türkiye’nin İsveç’in teklifini değil de Finlandiya’nın teklifini onaylamaya karar vermesi halinde, üyelik sürecine İsveç olmadan devam edeceklerini söyledi. Niinisto, “Başvurumuzu geri çekmek istemiyoruz ve çekemeyiz de” dedi.

Finlandiya Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Jussi Halla-aho, NATO’ya katılım için gerekli meclis sürecinin bu yasama dönemi içerisinde tamamlanmasını hedeflediklerini belirtti. Komisyon başkan Yardımcısı Erkki Tuomioja “Herhangi bir çarşı pazarlığının tarafı olmuyoruz; kendi kısmımızla ilgileniyoruz” açıklaması yaptı.

Dış İlişkiler Komisyonu raporunda, NATO üyesi olan Finlandiya’da nükleer silahların kullanımı ve depolanmasının yasak olmaya devam edeceği vurgulandı.

Finlandiya’da NATO’nun kurucu anlaşmalarını onaylayan yasanın, parlamento üyelerinin çoğunun ittifaka katılmaktan yana olduğu ve ülkeyi İsveç’in önünde üyeliğe bir adım daha yaklaştırdığı göz önüne alındığında, 28 Şubat’ta kabul edilmesine kesin gözüyle bakılıyor.

İsveç ve Finlandiya, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından geçen mayıs ayında NATO’ya üyelik başvurusunda bulunmuştu. Başından beri İsveç’in üyeliğine daha temkinli yaklaşan Türkiye, başkent Stockholm’de Kur’an yakma eylemine izin verilmesi sonrasında İsveç’e onayın mevcut koşullarda söz konusu olmayacağı, ancak Finlandiya’ya yeşil ışık yakılabileceği mesajı vermişti.

Bunun üzerine Finlandiya’nın NATO’ya İsveç olmadan katılmasına ilişkin tartışma başlamış, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg de sıralamanın önemli olmadığını belirten açıklamaları ile bunun mümkün olabileceğine işaret etmişti.

Finlandiya, Türkiye ve Macaristan başvurusunu onaylayana kadar NATO’ya üye olamıyor.

Paylaşın

Taliban, Doğum Kontrol Haplarını Yasakladı: Batı’nın Komplosu

Ağustos 2021 yılında Afganistan’da kontrolü ele geçiren Taliban, ülkenin iki büyük kenti Kabil ve Mezar-ı Şerif’te “Müslüman nüfusu kontrol altına almak için Batı komplosu” olduğunu öne sürerek doğum kontrol haplarının satılmasını yasakladı. 

Afganistan’da her 14 kadından biri, hamileliğe bağlı nedenlerden dolayı hayatını kaybediyor ve ülke, ‘doğum yapmak için dünyanın en tehlikeli yerlerinden biri’ olarak gösteriliyor.

Guardian’a konuşan bir eczacı, “İki kere silahlarıyla buraya gelecek beni tehdit ettiler. ‘Batı’nın nüfus kontrolü için kullandığı şeyleri teşvik edemezsin’ dediler” ifadelerini kullandı.

Eczacı, “Gebeliği önleyici yöntem kullanımı bazen anne sağlığı için tıbbi açıdan gerekli olur. Şeriatta, annenin hayatına yönelik bir risk varsa doğum kontrol yöntemlerinin kullanılmasına izin veriliyor. Bu nedenle doğum kontrol yöntemlerinin tamamen yasaklanması doğru değil” dedi.

Afganistan ve Taliban

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Kuzey Kore’den Güney Kore Ve ABD’ye: Benzersiz Bir Yanıt Veririz

Kuzey Kore Dışişleri Bakanlığı, “ABD ve Güney Kore, bir taarruz hazırlığı olarak görülen askeri tatbikatlar için önceden duyurulan planları uygulamaya koyarlarsa, Kuzey Kore’nin daha önce hiç görülmemiş derecede güçlü ve kararlı karşı tepkisi ile karşılaşacaklardır” açıklamasında bulundu.

ABD’nin iki ülke arasındaki gerilimi tırmandırdığını belirten Bakanlık, Washington’un Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni (BMGK) Pyongyang’a baskı yapmak için “yasadışı düşmanca bir politika araç” olarak kullandığını da vurguladı.

Bakanlık ayrıca, Kuzey Kore’nin bu yıl düzenli tatbikatlar dışında “herhangi bir özel askeri eylemden kaçındığını” ancak iki ülkenin planladığı tatbikatların “gerilimi tırmandıran ciddi bir girdap” yaratacağını da ifade etti.

Kuzey Kore’yi yeniden “düşman” ilan eden Güney Kore’nin Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile yıllık askeri tatbikatlara hazırlanmasına Kuzey Kore’den sert tepki geldi.

Kuzey Kore Dışişleri Bakanlığı, “ABD ve Güney Kore, bir taarruz hazırlığı olarak görülen askeri tatbikatlar için önceden duyurulan planları uygulamaya koyarlarsa, Kuzey Kore’nin daha önce hiç görülmemiş derecede güçlü ve kararlı karşı tepkisi ile karşılaşacaklardır” açıklamasında bulundu.

ABD’nin iki ülke arasındaki gerilimi tırmandırdığını belirten Bakanlık, Washington’un Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni (BMGK) Pyongyang’a baskı yapmak için “yasadışı düşmanca bir politika araç” olarak kullandığını da vurguladı.

Bakanlık ayrıca, Kuzey Kore’nin bu yıl düzenli tatbikatlar dışında “herhangi bir özel askeri eylemden kaçındığını” ancak iki ülkenin planladığı tatbikatların “gerilimi tırmandıran ciddi bir girdap” yaratacağını da ifade etti.

“ABD her sorunu kas gücüyle çözemez”

ABD’nin her sorunu “kas gücü göstererek çözme” yoluna başvurarak Kuzey Kore’yi “kışkırtmaya” devam etmesi durumunda ise, aynı seçeneğin Pyongyang için de geçerli olacağı ve normal askeri faaliyetlerin ötesinde “ek eylemlerin” yeniden gözden geçirileceği uyarısında bulunuldu.

Açıklama, Seul ile Washington’un Kuzey Kore’nin nükleer tehditlerine karşı “ortak masa başı tatbikatları” ve her yıl gerçekleştirilen bahar tatbikatlarının gelecek ay başlayacağını duyurmasının ardından yapıldı.

Nükleer silahlara sahip Kuzey Kore geçen yıl ABD’yi vurabilecek kıtalararası balistik füzeler (ICBM) de dahil olmak birçok denemede bulunmuştu. Bu denemeler sonrasında komşu Güney Kore ve Japonya alarma geçmişti.

Seul ile Washington’un planladığı “Caydırıcılık Stratejisi Komitesi Masa Başı Tatbikatı” olarak adlandırılan nükleer tatbikatın 22 Şubat’ta Pentagon’da yapılacağı belirtildi. Mart ayı ortasında ise iki ülke Güney Kore’de 11 günlük tatbikat gerçekleştirecek.

Güney Kore Savunma Bakanlığı yayınladığı son raporda 2018’den beri ilk defa Kuzey Kore’yi “düşman” olarak nitelendirmiş, “Nükleer programından vazgeçmeyen ve askeri tehdit oluşturmayı sürdüren Kuzey Kore rejimi ve ordusu bizim düşmanımızdır” denilmişti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Mahsa Amini Protestoları: İran’da Muhalefet Birlik Arayışında

İran’da ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan kitlesel protestolar İran muhalefetinde de birlik arayışlarını artırdı. 

İran’da 17 Eylül 2022’den bu yana toplam bin 255 protesto gösterisi düzenlendi. Protesto gösterilerinde 600’ye yakın kişi hayatını kaybetti. Protestolar sırasında 68 “rejim kuvveti” mensubu da yaşamını yitirdi.

Protestolarla bağlantılı olarak 20 bine yakın kişi gözaltına alındı.

İran rejimine adeta kafa tutan protestolar fazlasıyla bölünmüş ve derin anlaşmazlıklar yaşayan İran muhalefetinde rejimin devrilmesi yönündeki umutları ve bu yönde atılması beklenen adımlar konusunda üzerlerindeki baskıyı artırdı.

Her ne kadar protestoların başlamasından 5 ay sonra gösteriler azalmış da olsa, muhalefet destekçileri yeni bir protesto dalgasının başlamasının an meselesi olduğu kanısında.

Hapisten yeni çıkan avukat Nasrin Sotoudeh geçen hafta CNN’e verdiği demeçte, “Protestolar biraz azaldı ama bu insanların artık öfkeli olmadığı anlamına gelmiyor. Onlar hala rejim değişikliği istiyorlar” ifadelerini kullandı.

Sürgündeki muhalefetten bu yönde ilk adımsa Washington’daki George Town Üniversitesi’nde başlatılan konferans ile atıldı. İran muhalefetinin önde gelen isimlerini bir araya getirmeyi amaçlayan etkinlikte Amerika Birleşik Devletleri’nde kampanya yürüten Masih Alinejad, İran’ın 2020’de bir Ukrayna uçağını düşürmesi nedeniyle mağdur olan aileleri temsil eden Hamed Esmaeilion ve devrilen Şah’ın oğlu Rıza Pehlevi vardı.

Konferansa video mesajla katılan Nobel Barış Ödülü sahibi Şirin Ebadi, “Şimdi iç çekişme zamanı değil. Rejim 44 yıldır birlik olmadığımız için ayakta duruyor” dedi.

“Rekabeti bir kenara bırakıyoruz”

Etkinlikte söz alan önemli muhalif isimlerden Pehlevi ise monarşinin geri gelmesini değil İran tarihindeki ilk laik demokratik sistemin kurulmasında rol oynamak istediğini vurguladı.

“Bugün birbirimizle rekabeti bir kenara bırakıyoruz, bu hareketin liderliğinin kontrolünü ele geçirmeye çalışmıyoruz” diyen Pehlevi, bir tüzük hazırlandığını ve bir geçiş konseyinin ardından serbest seçimlerin yapılmasını istediklerini ifade etti.

Pehlevi’nin yeni muhalif oluşumun başına geçme olasılığı muhalifler arasında tam bir konsensus oluşturmasa da protesto hareketi üzerine çalışan araştırmacı Arash Azizi Pehlevi hakkında, “Bugün muhalefetin en tanınmış figürü olduğu ve ülke içinde ve dışında en görünür ve örgütlü desteği çektiği tartışılmaz” dedi.

Bununla birlikte muhalefetin başarısında koalisyonda tüm grupların temsili en kritik nokta olarak öne çıkıyor. Oysa yeni oluşum örneğin, İran içinde bir destekçi ağına sahip olduğunu ileri süren monarşi karşıtı İran Halkın Mücahitleri Örgütü (MEK) ile arasına mesafe koymuş durumda.

Birlik ve beraberliğin gerekliliğini vurgulayan aktör ve aktivist Nazanin Boniadi, “Birleşmemiz için tek bir itici güç varsa, o da çok bölünmüş olduğumuz ve demokrasi için birlikte çalışamayacağımız fikrini çürütmektir” diyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Rusya, Ukrayna Genelinde Füze Saldırıları Başlattı

24 Şubat’taki işgalinin birinci yıldönümü yaklaşırken saldırıların daha da yoğunlaşması beklenen Rusya, Ukrayna genelinde füze saldırıları başlattı. Rusya, son haftalarda Ukrayna’nın güney ve doğusunda kara saldırılarını yoğunlaştırmıştı.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgal ettiği 24 Şubat tarihinin birinci yılına yaklaşılırken, BM Genel Kurulu’nun gelecek hafta kalıcı bir barışa ulaşılması gerektiğini vurgulayan ve Moskova’nın askerlerini geri çekmesini talep eden bir karar tasarısını oylaması bekleniyor.

NATO’nun Ukrayna’ya askeri desteğini daha da arttıracağını açıklamasının ardından, Rusya bugün Ukrayna genelinde füze saldırıları başlattı.

Reuters haber ajansına göre Ukraynalı yetkililer, ülkenin güneyindeki hava savunma sistemlerinin Karadeniz’de bir gemiden ateşlenen sekiz füzeyi düşürdüğünü, ancak başka füzelerin ülkenin kuzeyini ve batısını vurduğunu açıkladı.

Yetkililer, bir füzenin batıdaki Lviv kentinde bir sanayi tesisine isabet ettiğini ve yangının kontrol altına alındığını söyledi.

Aralık ayında askere alınan on binlerce yedek askerle desteklenen Rusya, son haftalarda Ukrayna’nın güney ve doğusunda kara saldırılarını yoğunlaştırdı. 24 Şubat’taki işgalinin birinci yıldönümü yaklaşırken saldırıların daha da yoğunlaşması bekleniyor.

“Durum gergin”

Ukrayna Savunma Bakan Yardımcısı Hanna Malyar dün yaptığı açıklamada, “Düşmanın saldırıları doğuda gece gündüz devam ediyor. Durum gergin” dedi.

Rusya Savunma Bakanlığı da dün erken saatlerde, Ukrayna güçlerinin doğudaki Luhansk bölgesinden geri çekildiğini iddia etti. Bakanlık Telegram’dan “Ukrayna birlikleri daha önce işgal ettikleri hatlardan 3 kilometre kadar geri çekildiler” açıklamasında bulundu.

Kiev’deki askeri yönetim, hava saldırısı sirenlerinin çalmasının ardından içinde keşif ekipmanı olduğu tahmin edilen 6 Rus balonunun düşürüldüğünü açıkladı.

Doğu’daki Donetsk bölgesindeki Bakmut şehrindeki çatışmalar ise sürüyor. Rusya bu bölgede topçu ve kara saldırılarını sürdürüyor. Analist Oleh Zhdanov bu bölgede Ukrayna güçlerinin zorda olduğunu, “Rus birlikleri bölgeye toplu halde gönderildiği için oradaki güçlerimiz için işler çok zor” sözleriyle açıkladı.

Bakmut’ta yoğun çatışmalar

Ukrayna Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı dün akşam yayınladığı raporda, Rus güçlerinin Bakmut yakınlarında, kentin kendisi de dahil olmak üzere 15’ten fazla kasaba ve köye ateş açtığını söyledi.

Donetsk Bölge Valisi Pavlo Kirilenko ise, Bakmut’un güneybatısındaki Pokrovsk şehrinde yıkılan ve üç kişinin hayatını kaybettiğini söylediği bir apartmanın fotoğraflarını ve videosunu yayınladı.

Bakmut’un ele geçirilmesinin Rusya’ya Donetsk’in batısındaki iki büyük şehir olan Kramatorsk ve Sloviansk’a ilerlemenin önünü açacağı yorumları yapılıyor.

BM Genel Kurulu’nda karar tasarısı oylanacak

NATO son olarak, Ukrayna’ya askeri mühimmat desteğini arttırma kararı almıştı. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg son olarak, Ukrayna’ya daha fazla mühimmat sağlanmasının önemini vurgulamıştı.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgal ettiği 24 Şubat tarihinin birinci yılına yaklaşılırken, BM Genel Kurulu’nun gelecek hafta kalıcı bir barışa ulaşılması gerektiğini vurgulayan ve Moskova’nın askerlerini geri çekmesini talep eden bir karar tasarısını oylaması bekleniyor.

Paylaşın

Uzak Doğu’da Gerilim Yükseliyor; Güney Kore, Kuzey Kore’yi “Düşman” İlan Etti

Kore Yarımadası’nda yer alan Güney Kore ile Kuzey Kore arasında gerilim yeniden yükseliyor… Güney Kore savunma stratejisini güncellediği “beyaz belgede” Kuzey Kore’yi yeniden “düşman ilan etti.

Güney Kore 2016 yılında hazırladığı “beyaz belgede” Kuzey Kore için “düşman” ifadesine yer vermemişti.

“Beyaz belgede” Pyongyang’ın giderek artan silahlanmasıyla birlikte Güney Kore’ye yönelik askeri ve siber tahrikleriyle ilgili örnekler verildi. Belgede, “Kuzey Kore nükleer silahlardan vazgeçmeden askeri tehditler oluşturmaya devam ederken, bu rejim ve ordusu bizim düşmanımızdır.” denildi.

Beyaz belgede, Kuzey Kore’nin artan nükleer silah ve füze cephaneliğinin yanı sıra konvansiyonel askeri potansiyeline de geniş yer verildi.

Kuzey Kore ordusundaki nükleer silahlanmaya dikkat çekilen raporda, bu ülkenin sahip olduğu plütonyum miktarını 50 kilodan 70 kiloya çıkarttığı bildirildi.

Kuzey Kore’nin “önemli” miktarlarda yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyuma ulaştığı kaydedilen belgede, Pyongyang’ın son gerçekleştirdiği 6 denemeyle birlikte atom bombalarını minyatürleştirmek için “önemli düzeyde yetenek” geliştirdiği bildirildi.

Belgede Güney Kore ordusunun, Kuzey Kore’nin nükleer test olasılığı arttıkça bu ülkeye yönelik gözetimini güçlendirdiği bildirildi.

Belgede Kuzey Kore’nin 2018 yılında iki ülke arasındaki düşmanlıkların önlenmesi konusunda yapılan anlaşmayı bu yıl boyunca 15 kez ihlal ettiği kaydedilirken, son olarak Kuzey Kore dronlarının Güney Kore hava sahasını uzun bir müddet ihlal etmesi de buna örnek olarak gösterildi.

Belgede, Pyongyang’ın 2022 yılında kıtalararası balistik füzeler fırlattığı hatırlatıldı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Dünya Sağlık Örgütü: En Kaygı Veren Bölge Suriye’nin Kuzeybatısı

Dünya Sağlık Örgütü, Türkiye’nin güneyindeki 10 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremlerin ardından, Suriye’nin kuzeybatısında muhaliflerin elindeki bölgede yaşayan halkın durumundan özellikle endişe duyulduğunu açıkladı.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Acil Durum Başkanı Mike Ryan, Cenevre’de düzenlediği basın toplantısında, “Şu anda en büyük kaygı uyandıran bölge Suriye’nin kuzeybatısı” dedi.

Mike Ryan, “Suriye’de hükümetin kontrolundaki alanlarda depremin etkisi önemli ancak oraya hizmet gidiyor ve halka erişim var” dedi ancak ülkenin kuzeybatısındaki durumun farklı olduğuna dikkat çekerek, Suriye’de şunu unutmamalıyız ki 10 yıldır savaş vardı. Sağlık sistemi çok zayıf. Halk çok kötü durumda” diye konuştu.

Suriye’nin kuzeybatısına insani yardım taşınması çabaları 10 yıldan uzun süredir devam eden iç savaş nedeniyle aksıyor. İç savaşın düşmanlıkları, Suriye’de cephe ötesine yardım taşınması için şimdiye kadar en az iki girişimi engelledi ancak gece saatlerinde bir konvoy bölgeye ulaştı.

Dünya Sağlık Örgütü Başkanı Tedros Adhanom Ghebreyesus, üst düzey WHO yetkililerinin, depremlerin ardından Şam’a yaptıkları ziyaret sonrasında bölgeye yardım ulaşabilmesini sağlamak için Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esat’tan Türkiye ile Suriye arasında daha fazla sayıda sınır geçişini açmasını istediklerini bildirdi.

Esat, Pazartesi günü Suriye’nin kuzeybatısına iki sınır kapısından daha girilmesine izin verdi. İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göreyse bu izin çok geç verildi.

Ryan, daha fazla sınır geçişinin açılmasını “her iki tarafın da geri adım atarak halkın ihtiyaçlarına odaklanması” olarak değerlendirdi ve “Çatışmaların sonsuza dek sürdüğü ortamda yeterli sağlık hizmetini sağlamak çoğu zaman mümkün olmuyor” diye konuştu.

Ryan, “Yardımların çok arttığını, acil durum ekiplerinin sevk edildiğini, bir afet anında yapılması gereken her şeyin yapıldığını gördük ancak bunların daha etkili şekilde yürütülmesi için daha barış içinde bir arka plan olmazsa bu çabalar sürdürülebilir olmaz” diye konuştu.

Paylaşın

Rusya – Ukrayna Savaşı: Rusya Önemli Askeri Güç Kaybı Yaşıyor

Ukrayna savaşı yüzünden Rusya’nın en modern teçhizatının çoğu da dahil olmak üzere önemli bir askeri güç kaybına uğradığı ortaya çıktı. Rusya, taktik savaş uçaklarının yüzde 6 ila 8 oranında kaybederken, bazı uçak türlerinde ise kayıplar bu yüzde 10 ila 15 arasında değişiyor.

Rus tank filosunun önemli kayba uğradığı “T-72B3” ve “T-72B3M” model tanklarının yaklaşık yarısının ve T-80’lerinin ise çoğunun tahrip olduğu ve bu nedenle Rus ordusunun bu kayıpları telafi etmek için eski teçhizatı sahaya çıkarmak zorunda kaldığı ortaya çıktı.

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nün (IISS) yayımladığı “2023 silah dengesi” başlıklı rapor, Ukrayna savaşı yüzünden Rusya’nın en modern teçhizatının çoğu da dahil olmak üzere önemli bir askeri güç kaybına uğradığını ortaya koydu.

Raporda, Ukrayna’nın yurt dışından gelen askeri yardımlarla ordusunu tamamen modernleştirdiği, Çin’in askeri harcamalarında ise benzeri görülmemiş bir artış görüldüğü bildirildi.

Ukrayna’daki savaşa önemli yer verilen raporda Rusya’nın askeri kayıplarını ilan ettiği seferberlikle kapattığı belirtilirken, bununla birlikte yeni gelen askerlerin tecrübesiz olduğunun altı çizildi.

Rus tank filosunun uğradığı kayba işaret edilen IISS, raporunda, “T-72B3” ve “T-72B3M” model tanklarının yaklaşık yarısının ve T-80’lerinin ise çoğunun tahrip olduğu ve bu nedenle Rus ordusunun bu kayıpları telafi etmek için eski teçhizatı sahaya çıkarmak zorunda kaldığı saptamasında bulunuldu.

IISS’ye göre Rusya, taktik savaş uçaklarının yüzde 6 ila 8 oranında kaybederken, bazı uçak türlerinde ise kayıplar bu yüzde 10 ila 15 arasında değişiyor.

Ukrayna’nın daha az savaş uçağına sahip olduğu ve orantılı olarak daha fazla kayıp yaşadığına işaret eden IISS, Kiev’in taktik savaş uçağı envanterinin ise yaklaşık yarısını kaybettiği tahmininde bulundu.

Ukrayna silahlarını modernleştirdi

Sovyet dönemi silah stoklarından büyük ölçüde yararlanan Ukrayna’nın, Batılı ülkelerden gelen kara silahları tedarikiyle ordusunda bir dönüşüm başlatarak, muharebe yeteneklerini artırdığı kaydedilen raporda, daha modern ekipmanlara almak için yarışan Doğu Avrupa tarafından sağlanan Sovyet dönemi tanklarından da Kiev’e önemli ölçüde sevkiyat yapıldığı vurgulandı.

Çin savunma harcamalarını yüzde 7 artırdı

Raporda NATO’ya üye 20’ye yakın ülkenin savunma harcamalarında veya harcama hedeflerinde acil veya uzun vadeli artışlar açıkladığı kaydedildi.

Çin ordusunun modernleşe çalışmalarının “ABD için ciddi bir endişe kaynağı” yarattığı ifade edilen raporda, Çin’in 2022’deki savunma bütçesinde bir önceki yıla göre eşi görülmemiş yüzde 7’lik bir artış olduğuna dikkat çekildi.

(Kaynak: Eurnews Türkçe)

Paylaşın

Başörtüsüz Yarışmaya Katılan İranlı Satranççı Hakkında Tutuklama Emri

Kazakistan’ın Almatı kentinde Uluslararası Satranç Federasyonu (FIDE) tarafından aralıkta düzenlenen Dünya Hızlı ve Yıldırım Satranç Şampiyonası’na başörtüsüz katılmasıyla gündem olan satranç oyuncusu Sara Hadım, İran yönetiminin kendisi hakkında tutuklama emri çıkarttığını söyledi.

Sara Hadım, turnuvanın ardından İran’a dönmeyip eşi Ardeşir Ahmedi ve 1 yaşındaki oğlu Sam’le altın vize hizmetinden yararlanarak İspanya’ya yerleşmişti. Altın vize kurallarına göre ülkede yaklaşık 500 bin euro değerinde gayrimenkul satın alanlara oturma izni veriliyor.

Uluslararası yarışmaya başörtüsüz katılarak gündem olan İranlı kadın satranç oyuncusu Sara Hadım, Birleşik Krallık’ın (BK) kamu yayımcısı BBC’ye konuştu. 25 yaşındaki satranççı, İran yönetiminin 25 Ocak’ta kendisi hakkında tutuklama emri çıkarttığını söyledi.

Hadım bunun, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’in kendisini davet ettiği güne denk geldiğini de belirtti.

Sporcu, Kazakistan’ın Almatı kentinde Uluslararası Satranç Federasyonu (FIDE) tarafından aralıkta düzenlenen Dünya Hızlı ve Yıldırım Satranç Şampiyonası’na başörtüsüz katılmasıyla gündem olmuştu.

Hadım, turnuvanın ardından İran’a dönmeyip eşi Ardeşir Ahmedi ve 1 yaşındaki oğlu Sam’le altın vize hizmetinden yararlanarak İspanya’ya yerleşmişti. Altın vize kurallarına göre ülkede yaklaşık 500 bin euro değerinde gayrimenkul satın alanlara oturma izni veriliyor.

Satranççı, söyleşisinde Sanchez’le görüştüğü ve kararı öğrendiği günle ilgili şunları söyledi:

Tam da o gün ülkemde benim tutuklanmam için emir çıkarıldı. Dolayısıyla karışık duygular içindeydim. Bu ülkede takdir edildim. Fakat kendi ülkemde, birçok başarı kazandığım yerde, benim için tutuklama emri verildi.

İran’daki ailesini özlediğini ama yaptıklarından pişmanlık duymadığını belirten Hadım, “Ben hâlâ İran’ı temsil ediyorum, İranlıyım ve halk da beni öyle görüyor” dedi.

Genç satranç oyuncusunun müsabakaya başörtüsüz çıkması, İran’ı ayağa kaldıran Mahsa Amini protestolarıyla ilişkilendirilmişti.

Aslında doğrudan protestolara katılmak istediğini ama oğlunu düşündüğü için eylemlere başka şekilde destek olmaya karar verdiğini söyleyen Hadım, aktivist olmadığını yineleyerek, şöyle konuştu:

Ben aktivist değilim. Bu kadar çok şeyi riske atan kişiler için bir mesajım da yok. Sokaklardaki protestolara katılanlar bana ve daha birçok kişiye ilham veriyor.

Sporcu, BK’nin önde gelen gazetelerinden Telegraph’a geçen ay verdiği söyleşide de benzer tutum sergilemiş, “Ben satranç oyuncusuyum. Politik figür değilim” ifadelerini kullanmıştı.

Satranççı, söz konusu söyleşide müsabakaya başörtüsüz katıldığı için özür dileyerek olaydan ötürü Batı’yı suçladığı bir video çekmesini İranlı yetkililerin kendisinden istediğini de öne sürmüştü.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen Mahsa Amini erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Şu ana kadar Tahran, Senendec, Kerec, Tebriz, Meşhed, Kiş, Kirman, Yezd, Reşt, Bender Abbas, Abadan, Kirmanşah, Erdebil, İsfahan, Urumiye, Kazvin, Zencan, İlam, Mazenderan, Hemedan başta olmak üzere birçok şehirde gösteriler düzenlendi. Birçok noktada eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı.

Paylaşın

Suudi Arabistan İle Suriye İlişkilerinde 11 Yıl Sonra Bir İlk

Suudi Arabistan’ın gönderdiği 35 tonluk gıda yardımı taşıyan uçağın bugün Halep Uluslararası Havalimanı’na indiği bildirildi. Suudi Arabistan’dan Suriye’ye en son Şubat 2012’de bir uçuş gerçekleştirilmişti.

Haber Merkezi / Suriye’deki iç savaşın başlamasının ardından 2012’de Beşar Esad hükümetiyle ilişkiyi kesen Suudi Arabistan, çatışmaların ilk yıllarında silahlı muhaliflere destek vermişti.

Riyad, depremlerin ardından hem muhaliflerin elindeki hem de rejimin kontrolündeki bölgelere yardım sözü vermişti. Suudi Arabistan, bölgeye ilk yardımını karadan göndermişti.

Kahramanmaraş merkezli depremler sonucunda Suriye’de 3 bin 600’ü aşkın insan hayatını kaybetti.

Çok büyük oranda rejimin kontrolünde olan Halep vilayeti, Suriye’de depremlerden en fazla etkilenen bölge oldu. Dünya Sağlık Örgütü, Halep’te 200 binden fazla insanın evsiz kaldığını duyurdu.

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad deprem sonrası yeniden inşa için BM’den yardım istedi

Öte yandan Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad, Birleşmiş Milletler İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Martin Griffiths ile yaptığı toplantıda deprem sonrası ülkenin yeniden inşası için uluslararası topluma yardım çağrısında bulundu.

Suriye devlet başkanlığından yapılan açıklamada, Esad’ın ülkenin altyapısının yeniden kurulması için uluslararası yardımların hayati önemde olduğunu vurguladığı belirtildi.

On yılı aşan iç savaş sırasında batı ile ilişkileri sıfır düzeyine inen Şam yönetimi ülkenin içinde olduğu sıkıntıların sorumlusu olarak 2011’de sivil ayaklanmayla başlayan sonrasında iç savaşa dönüşen krizde Batılı ülkelerin uyguladığı yaptırımları gösteriyordu.

Yaptırımlara rağmen BM aracılığı ile ülkeye uluslararası yardımlar ulaştırılmaya devam etti.

Deprem’den etkilenen Halep şehrine geçmeden önce Griffiths, Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mekdad ile de bir araya geldi.

Kahramanmaraş merkezli depremlerde Suriye’de 3 bin 500’den fazla kişi hayatını kaybederken sadece Halep’te 200 binden fazla kişi evsiz kaldı.

Ülkedeki iç savaş ve depremlerin hem Şam yönetiminin hem de muhaliflerin kontrolündeki bölgeleri etkilemesi nedeniyle kurtarma faaliyetleri ve yardımların ulaştırılması daha da zorlaşıyor.

Deprem öncesinde muhaliflerin kontrolünde olan ve 4 milyondan fazla kişinin yaşadığı bölgeye yardımların neredeyse tamamı Türkiye üzerinden Cilvegözü sınır kapısından iletiliyordu.

Deprem sonrası bu kapıdan geçişler durdurulsa da kısa sürede tekrar başlatıldı ama yardımların daha hızlı taşınabilmesi için daha fazla kapının açılması çağrıları arttı.

Paylaşın