BM’den Putin’e “Tahıl Anlaşmasını” Sürdürme Teklifi

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e, Karadeniz tahıl anlaşmasını birkaç ay daha sürdürmeye izin vermesi teklifinde bulundu.

BM sözcüsü Stephane Dujarric bugün, Guterres’in dün Putin’e bir mektup göndererek Rus gıda ve gübre ihracatını hızlandırmak ve Ukrayna tahılının Karadeniz’den ihraç edilmesine devam etmek için bir yol teklif ettiğini söyledi.

Stephane Dujarric, “Amaç, Rus Tarım Bankası aracılığıyla mali işlemleri olumsuz etkileyen engelleri ortadan kaldırmak ve aynı zamanda Ukrayna tahılının Karadeniz üzerinden geçişini sürdürmek” dedi.

Daha fazla ayrıntı vermeyen Stephane Dujarric, Guterres’in meseleyle ilgili tüm taraflarla görüştüğünü ve önerilerini Rusya ile değerlendirmeye istekli olduğunu kaydetti.

Reuters haber ajansının bazı kaynaklara dayandırdığı haberine göre BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’e, Ukrayna tahılının Karadeniz’deki limanlardan güvenli ihracatını sağlayan anlaşmanın süresini uzatması karşılığında Rusya’nın tarım bankasının bir alt kolunun uluslararası ödeme sistemi SWIFT’e bağlanmasını teklif etti.

Rusya, kendi tahıl ve gübresinin ihracatı için gereken şartların karşılanmadığı gerekçesiyle, süresi Pazartesi günü dolacak olan anlaşmayı iptal etme tehdidinde bulunmuştu. Anlaşma kapsamında son iki gemiye süre dolmadan önce Odesa limanında tahıl yükleniyor.

Moskova’nın kilit taleplerinden biri, Rus tarım bankası Rosselkhozbank’ın uluslararası ödeme ağı SWIFT’e yeniden bağlanmasıydı.

Avrupa Birliği, geçen yıl Haziran’da Ukrayna’yı işgali nedeniyle Rusya’yı SWIFT sisteminden çıkarmıştı. Mayıs ayındaysa bir AB yetkilisi, Rus bankalarının sisteme yeniden dahil edilmesi seçeneğini düşünmediklerini söylemişti.

Ancak üç kaynağa göre AB, tahıl ve gübre ödemeleri için şimdi Rus tarım bankası Rosselkhozbank’ın bir alt kolunu SWIFT sistemine bağlama seçeneğini ele alıyor. Avrupa Komisyonu, konuya ilişkin açıklama talebini yanıtsız bıraktı.

Kremlin ise konuya ilişkin açıklama yapmadı. Rusya’nın gıda ve gübre ürünleri Ukrayna işgali sonrasında Batılı ülkelerin yaptırımlarına tabi olmasa da Moskova, ödemeler, lojistik ve sigorta gibi alanlardaki kısıtlamaların nakliyenin önünde engel oluşturduğunu kaydediyor.

BM yetkilileri, Rusya’nın SWIFT ödeme sistemine erişimi olmadığı bu dönemde Amerikan bankası JPMorgan Chase’in Amerikan hükümetinden güvencelerle bazı Rus tahıl ihracatı ödemelerini işleme koymaya başlamasını sağlamıştı.

BM ayrıca Afrika İhracat-İthalat Bankası Afreximbank’la Rusya’nın Afrika’ya yaptığı tahıl ve gübre ihracatının parasal işlemlerini gerçekleştirmesi için bir platform kurması üzerinde de çalışıyor.

Rusya’nın Ukrayna tahıl anlaşmasından çıkma tehdidi küresel gıda güvenliğine ilişkin korkuları körüklüyor

Rusya’nın Karadeniz tahıl anlaşmasının süresini uzatmayabileceğine ilişkin kaygılar, açlığın pençesindeki ülkelerde Ukrayna gıda ürünlerin ulaşmayacağı korkularını tırmandırdı.

BM; buğday, arpa ve bitkisel yağın önde gelen ihracatçı ülkeleri olan Rus ve Ukrayna’nın özellikle Afrika, Ortadoğu ve bazı Asya ülkelerinin muhtaç olduğu gıda ürünlerini tedarik etmeye devam etmesi için kırılgan anlaşmayı kurtarmaya çalışıyor. Anlaşma, Ukrayna’nın şimdiye kadar 32,8 milyon ton tahılı gelişmekte olan ülkelere göndermesini sağladı.

Rusya’nın anlaşmadan çıkması, Somali, Etiyopya ve Afganistan gibi açlık riski altında olan ve gıda tedariki için Dünya Gıda Programı’na muhtaç olan ülkelerin ana gıda kaynağını kesebilir ve çatışma, ekonomik kriz ve kuraklıkla mücadele eden savunmasız ülkelerin gıda güvenliği sorununu körükleyebilir. Ukrayna’dan ihraç edilen tahıl miktarı, şimdiden azalmış durumda.

Yük gemilerinin silah değil, sadece gıda ürünü taşıdığından emin olmak için yapılan denetimlerin ortalama günlük sayısı Ekim’de 11’ken Haziran’da 2’ye düştü. Bu nedenle Ekim’de 4,2 milyon ton tahıl ihraç edilirken bu miktar, Mayıs’ta 1,3 milyon tona geriledi.

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nin Küresel Gıda ve Su Güvenliği Programı Direktörü Caitlin Welsh, “Anlaşmanın süresi uzatılmazsa gıda güvenliği için Ukrayna’ya muhtaç olan ülkeler başka kaynaklar aramak zorunda kalacak ve büyük olasılıkla Rusya’ya yönelecek, ki Rusya’nın da niyetinin bu olduğunu sanıyorum” dedi.

Ukrayna Altyapı Bakanlığı, Rusya’nın denetimleri reddetmesi nedeniyle 29 geminin Türkiye karasularında beklemede olduğunu kaydetti.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Türkiye Vetosunu Kaldırdı; İsveç’in Üyeliği NATO’ya Ne Kazandıracak?

İsveç ve NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) halihazırda pek çok açıdan yakın iş birliği yapıyor. NATO üyeliği durumunda İsveç için en hayati değişiklik, İttifak Antlaşması’nın 5’inci maddesinin güvencesi altına girmesi olacak.

Kuzey Atlantik İttifakı’nın can damarı niteliğindeki bu maddeye göre, bir NATO ülkesine karşı yapılan silahlı saldırı, tüm NATO ülkelerine karşı yapılmış sayılıyor. İttifak üyeleri böyle bir durumda, saldırıya uğrayan ülkeye derhal yardım etmeyi taahhüt ediyor.

Finlandiya gibi İsveç de geçen yıl Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı savaşın ardından, NATO üyeliği için başvuruda bulunmuştu.

Finlandiya, Kuzey Atlantik İttifakı’na hızlı bir şekilde katılırken, İsveç’in üyeliği Türkiye ve Macaristan engeline takıldı. Rusya ile dirsek teması bulunan Macar hükümeti, katılım protokolünü henüz parlamentonun onayına sunmadı.

Türkiye ise İsveç’in özellikle PKK/PYD ve Gülen yapılanmasını desteklemesini öne sürerek, İskandinav ülkesinin üyeliğini veto ediyordu. Ancak Vilnus’taki NATO Zirvesi’nden önce Türkiye’nin endişeleri giderildi.

Ayrıca Stockholm, başta vize serbestisi ve gümrük birliği konuları olmak üzere Ankara’nın AB üyeliği sürecine destek sözü verdi. Neticede Recep Tayyip Erdoğan, İsveç’in üyeliğine yeşil ışık yaktı. Gerek NATO gerekse İsveç’in üyelikten birtakım beklentileri var.

İsveç’in üyeliği, Rusya kıyıları ve Kaliningrad eksklavı hariç, tüm Baltık Denizi sahil şeridini NATO toprağı haline getirecek. Böylece olası bir Rus saldırısı durumunda, Baltık ülkelerinin savunulması daha kolay hale gelecek.

Bu kapsamda Estonya, Letonya ve Litvanya’ya askerî birlik, silah, mühimmat ve teçhizat sevkiyatı, İsveç üzerinden gemilerle rahatça yapılabilecek. Ayrıca İsveç’in Gotland adası da stratejik bir öneme sahip olacak.

Friedrichshafen’daki Zeppelin Üniversitesi’nde Uluslararası Güvenlik Politikası Kürsüsü Başkanı olan Simon Koschut, bu durumu şöyle açıklıyor: Baltık Denizi’nin ortasındaki bu büyük ada sayesinde, İsveç son derece elverişli bir stratejik üsse sahip. Buradan neredeyse tüm Baltık Denizi’ni kontrol edebilirsiniz.

Alman uzmana göre ülkenin coğrafi konumu, İsveç’in üyeliğinin NATO için bu kadar cazip olmasının en temel nedeni.

İsveç ordusu ne durumda?

İsveç’in silahlı kuvvetleri ve askerî teçhizatı da NATO’ya değerli bir katkı sağlayabilir. Kuşkusuz İsveç küçük bir ülke ve buna bağlı olarak sayıca da oldukça küçük bir orduya sahip.

Küresel Ateş Gücü Endeksi’ne göre, toplam asker sayısı 38 bin civarında. Uzman Simon Koschut, “İsveç çok modern bir orduya sahip. Özellikle de kendi üretimleri olan modern bir hava kuvvetleri var” diyor. Aynı zamanda denizaltılara sahip önemli bir deniz gücü ve her daim savaşa hazır.

Geçmişte Afganistan gibi çeşitli NATO görevlerinde yer alan İsveç, gayri safi yurtiçi hasılasının yaklaşık yüzde 1,3’ünü savunmaya harcıyor. Birkaç yıl öncesine göre oldukça yüksek olan bu oranın, önümüzdeki yıllarda daha da artması bekleniyor.

Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından pek çok Batılı ülke gibi İsveç de savunma harcamalarını önemli ölçüde kıstı. Ancak 2008’deki Gürcistan savaşıyla başlayan ve 2014’te Kırım’ın ilhakıyla devam eden güvenlik tehditleri, geçen yıl Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasıyla doruğa ulaştı. Tüm bu gelişmeler İsveç’in, savunma stratejisini yeniden gözden geçirmesine neden oldu.

Avantajlar neler?

İsveç ve NATO halihazırda pek çok açıdan yakın iş birliği yapıyor. NATO üyeliği durumunda İsveç için en hayati değişiklik, İttifak Antlaşması’nın 5’inci maddesinin güvencesi altına girmesi olacak.

Kuzey Atlantik İttifakı’nın can damarı niteliğindeki bu maddeye göre, bir NATO ülkesine karşı yapılan silahlı saldırı, tüm NATO ülkelerine karşı yapılmış sayılıyor. İttifak üyeleri böyle bir durumda, saldırıya uğrayan ülkeye derhal yardım etmeyi taahhüt ediyor.

Bunun yanı sıra İsveç, savunma ittifakının ana karar alma organı olan NATO Konseyi’nin de veto hakkına sahip eşit üyesi olacak.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

G7’den Ukrayna’ya Güvenlik Garantisi; Rusya Ve İran’dan Tepki

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Almanya, Japonya, Fransa, Kanada, İtalya ve İngiltere’den oluşan G7, Ukrayna’ya uzun vadeli güvenlik garantileri öngören bir ortak deklarasyon yayınladı.

Haber Merkezi / Deklarasyona Rusya ve İran’dan tepki geldi. Kremlin sözcüsü Dimitri Peskov deklarasyonla ilgili olarak atılan adımı “aşırı derecede büyük bir hata ve potansiyel olarak oldukça tehlikeli” olarak değerlendirdiklerini duyururken, İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney Batı ülkelerini Ukraynalıların hayatlarını tehlikeye atmakla suçladı.

G7 deklarasyonunda, “Her birimiz, Ukrayna ile uzun vadeli güvenlik taahhütleri üzerinde çalışacağız” denilerek Ukrayna’nın NATO müttefikleriyle ihtiyaçları konusunda ikili görüşmeler yürütmesinin önü açıldı.

Bunlar arasında kara, hava ve deniz alanlarında güvenlik yardımı ve modern askeri teçhizat sağlanması, hava savunması, topçu ve uzun menzilli silahlar, zırhlı araçlar ve hava muharebesi gibi diğer temel yeteneklerin arttırılması yer aldı.

Ayrıca Ukrayna’nın endüstriyel altyapısının kalkınmasına destek, Ukrayna güçlerinin eğitimi ve eğitim tatbikatları, istihbarat paylaşımı ve işbirliği, siber savunma, güvenlik, güçlenme girişimleri, hibrid tehditlerle mücadele, yeniden yapılandırma ve ayağa kaldırma çalışmalarıyla Ukrayna’nın ekonomik istikrarını ve dayanıklılığını arttırma, Ukrayna ekonomisinin refahını ve enerji güvenliğini sağlayacak koşulları oluşturma yer alıyor.

Rusya’nın açtığı savaştan kaynaklanan ihtiyaçları karşılayacak teknik ve mali desteğin sağlanması, Kiev’in Avrupa-Atlantik hedeflerine ulaşması için gerekli yönetim reformlarının etkili şekilde uygulanmasını sağlamak için destek sözü de verildi.

Metinde, “Gelecekte Rusya tarafından düzenlenecek bir silahlı saldırıda derhal Ukrayna ile görüşülerek uygun adımlar belirlenecek” denildi. Ayrıca deklarasyonda Rusya’ya ekonomik ve diğer yaptırımların uygulanması ve Ukrayna ile BM Sözleşmesi’nin 51’inci maddesi çerçevesinde kendini savunma hakkını kullanırken doğacak ihtiyaçları için görüşmeler yapılması yer aldı.

Bu kapsamda, “Ukrayna ile topraklarını bir kez daha savunma zorunda kalması durumunda güvenlik garantileri ve düzenlemeleri paketi üzerinde çalışacağız” denildi. Bunlara ek olarak Rusya’dan yaptırımlar ve ihracat kısıtlamalarıyla hesap sorulmaya devam edeceği belirtildi, savaş suçlularının ve Ukrayna’ya karşı işlenen hassas sivil altyapıya saldırı gibi uluslararası suçların hesabının sorulmaya devam edeceği kaydedildi.

“Savaş suçları cezasız kalamaz” denilen deklarasyonda “Sorumluların uluslararası hukuka uygun şekilde cezalandırılmasına olan bağlılığımızı yineliyoruz. Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi mekanizmaların çalışmalarına desteği sürdüreceğiz” ifadeleri kullanıldı.

Öte yandan Rusya’nın Ukrayna’da neden olduğu zararı karşılayıncaya kadar mal varlıkları üstündeki kısıtlamaların süreceği belirtildi. Rus saldırganlığının neden olduğu zarar, kayıp veya yaralanmaların tazminine yönelik uluslararası bir mekanizmanın kurulması gereğine vurgu yapılan açıklamada uygun mekanizmaların geliştirilmesi için çalışılacağı belirtildi.

Ukrayna’dan beklentiler

Deklarasyonda Ukrayna’dan beklentiler de yer aldı.

Bunlar, “Ortakların güvenliğine pozitif katkı sağlamak ve ortakların desteğiyle şeffaflıkla hesapverirlik ölçütlerini güçlendirmek, ordunun demokratik sivil kontrolunu güçlendirmek ve Ukrayna’nın savunma kurumları ve sanayisinde verimliliği ve şeffaflığı arttıracak savunma reformları ve modernizasyonda ilerleme sağlamak” olarak sıralandı.

Metinde “Bu çaba, Ukrayna gelecekte Avrupa-Atlantik topluluğuna üyelik yolunda ilerlemeye devam ederken ileriye götürülecektir” denildi.

“Rusya’nın güvenliği ihlal ediliyor”

Kremlin sözcüsü Dimitri Peskov deklarasyonla ilgili olarak atılan adımı “aşırı derecede büyük bir hata ve potansiyel olarak oldukça tehlikeli” olarak değerlendirdiklerini duyurdu. Peskov, “Ukrayna’ya güvenlik garantileri vererek Rusya’nın güvenliğini ihlal etmiş oluyorlar” dedi. Batı’nın “bilgelik göstereceğine” dair umutlarını koruduklarını belirten Peskov, bunun olmaması halinde Avrupa ülkelerinin “çok uzun yıllar boyunca daha da tehlikeli” hale geleceğini söyledi.

“Silah şirketleri ceplerini dolduruyor”

G7 ülkelerine bir tepki de İran’dan geldi. İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney Batı ülkelerini Ukraynalıların hayatlarını tehlikeye atmakla suçladı. Batılı ülkelerin “Ukrayna halkını cepheye sürerek Amerikan silah şirketlerinin ceplerini doldurduğunu” belirten Hamaney, Batı ülkelerinin “yağmacı” ve “sömürgeci” güdülerinin Ukraynalıları savaşmaya ve Batı silah üretim ve satış şirketlerinin çıkarlarına hizmet için ölmeye ittiğini ileri sürdü.

“Güvenlik zaferiyle dönüyoruz”

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ise deklarasyonu ülkesi açısından “anlamlı bir güvenlik zaferi” olarak niteledi. Zelenskiy, “Ukrayna delegasyonu evine Ukrayna için, ülkemiz için, halkımız için, çocuklarımız için anlamlı bir güvenlik zaferi götürüyor” ifadelerini kullandı.

“Varlığımızı sürdüreceğiz”

ABD Başkanı Joe Biden da G7 deklarasyonuyla ilgili olarak, “Bunun, Ukrayna’ya olan bağlılığımızı ifade eden güçlü bir açıklama olduğunu düşünüyorum. (Ukrayna) bugün özgürlüğünü savunurken geleceğini de yeniden kuruyor. Ne kadar sürerse sürsün yanında olmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Batılı ülkeler şimdiye kadar Ukrayna kara kuvvetlerini modern silahlarla teçhizatlandırmış ancak Rusya ile savaş halindeki ülkeye savaş jeti ya da savaş gemisi tedariğinde bulunmamıştı.

Paylaşın

“Türk Maymunlar” Diyen Finlandiyalı Bakan Özür Diledi

Göçmenlere yönelik “Türk maymunlar” ve “silahı olması halinde banliyö treninde insanları vurmak” gibi sözler söyleyen Finlandiya’nın aşırı sağcı Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Riikka Purra, bu ifadelerini ‘aptalca’ olarak tanımladı ve kırdığı kişilerden özür dilediğini söyledi.

Finler Partisi Genel Başkanı da olan Riikka Purra, sosyal medya hesabından da yaptığı açıklamada, “Ben mükemmel bir insan değilim, hatalar yaptım” ifadelerini kullandı. Purra’nın göçmen karşıtı söylemleri ve açık şiddet tehditleri de açığa çıkmıştı.

Purra, özür mesajında, “15 yıl önceki aptalca sosyal medya yorumlarım ve bunların anlaşılabilir bir şekilde neden olduğu zarar ve kızgınlık için özür dilerim. Şiddet, ırkçılık ya da ayrımcılığın hiçbir türünü kabul etmiyorum. Çalışma tarzımı ve değerlerimi bilenler bunu bilirler” diye yazdı.

Purra, 2021 yılının ortalarından bu yana göçmen karşıtlığıyla bilinen Finler Partisi’ne liderlik ediyor. Parti, İsveç Halk Partisi ve Hıristiyan Demokratların da yer aldığı Başbakan Petteri Orpo’nun NCP liderliğindeki dört partili koalisyon hükümetinin bir parçası.

Purra’nın özrü, bir dizi milletvekili ve parti liderinin ırkçılık ve şiddetten vazgeçmesi çağrısında bulunmasının ardından geldi.

Purra’nın tepki çeken ırkçı ifadelerini 2008 yılında farklı blog yazılarında tekrar tekrar kullanıyor. Bir yazıda, trende karşılaştığı bir grup genç göçmen için, “Bana bir silah verseler, trende cesetler olurdu, görürdünüz” diyor.

Bir başka yazıda ise Somalili ve Türk göçmenleri hedef alıyor, “Türk maymunlar” ifadesini kullanıyor.

Riika Purra’nın ırkçı geçmişi, Finlandiya’nın yeni kurulan hükümetinin gördüğü ilk skandal değil. Haziran ayında Purra’nın partisinden Vilhelm Junnila, 2018’deki bir konuşmasında Adolf Hitler’e yaptığı atıflar nedeniyle ekonomi bakanlığından istifa etmek zorunda kalmıştı.

Ulusal Koalisyon Partisi’nden Başbakan Petteri Orpo liderliğinde kurulan dört partili koalisyon, Finlandiya halkına sıkı göç politikaları izleme vaat etmişti.

“Hükümet ırkçılıktan vazgeçmeli”

Dışişleri Bakanı Elina Valtonen Vilnius’taki NATO Zirvesi sırasında yaptığı açıklamada Finlandiya hükümetinin “ırkçılığa sıfır tolerans” gösterdiğini söyledi.

Üç ay önce istifa eden eski başbakan Sanna Marin, “Hükümet ırkçılık, nefret söylemi ve şiddetten doğrudan ve kesin bir şekilde vazgeçmelidir. Her insan değerlidir ve insan onuru bölünmezdir. Geçmişi ne olursa olsun herkesin güven içinde yaşama hakkı vardır” dedi.

NATO Zirvesi için Vilnius’ta bulunan Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö de Salı günü konuyla ilgili bir yorumda bulunarak Finlandiya kabinesinin “ırkçılığa karşı net bir sıfır tolerans duruşu benimsemesinin akıllıca olacağını” söyledi.

Paylaşın

Türkiye Nasıl İkna Oldu? İsveç Başbakanı Açıkladı

Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta düzenlenen NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) Zirvesi öncesi öncesi yapılan üçlü görüşmede İsveç’in üyeliği için mutabakata varıldı. İsveç Başbakanı Ulf Kristersson, ülkesinin NATO’ya üye olabilmesi için Ankara’yı “terörle mücadelede uzun vadeli işbirliğine bağlılık” vaadiyle ikna ettiklerini söyledi.

Kristersson, Türkiye’nin fikrini neyin değiştirdiği sorulduğundaysa “Tüm bir paket” yanıtını verdi. Kristersson, “Bunu sadece NATO üyesi olmak istediğimiz için yapmadık, aynı zamanda üye olduktan sonra da sözlerimize bağlı kalmak istiyoruz, dolayısıyla bu çok uzun vadeli bir taahhüt” dedi.

Ülkesinin uzun süredir “belki de Türkiye’ye yönelik terörü finanse eden” Kürt militan faaliyetleriyle problemli olduğunu vurgulayan Kristersson, Kürt yanlısı eylemler ve Kuran yakma protestoları için de “korkunç ama yine de yasal şeyler” dedi.

Kristersson, ” (Cumhurbaşkanı) Erdoğan’a her şeyin yapıldığını anlattım ve İsveç hükümetinin hiçbir şekilde bu eylemleri onaylamadığını ilettim” diye konuştu. Kristersson, Türkiye’nin Gümrük Birliği ve vize serbestisi talepleri için de ülkesinin Türkiye ve AB arasında daha yakın bir işbirliğini teşvik edeceğini belirtti.

İsveç’in NATO üyeliğine destek

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsveç’in NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üyeliğine destek vermeyi kabul ettiği açıklandı. Öte yandan İsveç’in, Türkiye’nin AB sürecini, vize serbestisinin ve Gümrük Birliği’nin güncellenmesi çabalarını destekleyeceği duyuruldu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ne katılmak üzere gittiği Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ve İsveç Başbakanı Ulf Kristersson bir araya geldi.

Toplantının ardından açıklama yapan NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, İsveç’in NATO üyeliğine ilişkin mutabakata varıldığını söyledi. Genel Sekreter, Türkiye’nin İsveç’in üyeliğine ilişkin protokolü yakında TBMM’ye sunacağını duyurdu. Stoltenberg, İsveç’in NATO üyeliği için mutabakata varılmasını ‘tarihi bir gün’ olarak niteledi.

Stoltenberg, “Bugün varmış olduğumuz anlaşma geçtiğimiz yıl İspanya’da yaptığımız anlaşmanın onayı. Sayın Erdoğan İsveç’in üyeliğinin onaylanması konusunda kararı verdi. İsveç’in neler yapacağını anlaşmada yazıyor” ifadelerini kullandı.

Türkiye ile İsveç arasında ikili güvenlik mekanizması kurulacağını açıklayan Stoltenberg, NATO tarihinde ilk kez Terörle Mücadele Özel Koordinatörü atanacağını duyurdu.

Mutabakat metni yayımlandı

Üçlü zirvenin ardından NATO’dan yayınlanan 7 maddelik mutabakat metninde şu ifadeler yer aldı: “10 Temmuz 2023 tarihinde Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoǧan, İsveç Başbakanı Ulf Kristersson ve NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg Vilnius’ta düzenlenen NATO Zirvesi’nde bir araya geldi.

Son NATO Zirvesi’nden bu yana İsveç ve Türkiye, Türkiye’nin meşru güvenlik kaygılarını gidermek üzere yakın işbirliği içinde çalışmışlardır. Bu sürecin bir parçası olarak İsveç anayasasını değiştirdi, yasalarını değiştirdi, PKK’ya karşı terörle mücadele işbirliğini önemli ölçüde genişletti ve Türkiye’ye silah ihracatını yeniden başlattı; tüm bu adımlar 2022’de kabul edilen Üçlü Memorandum’da belirtilmişti.

İsveç ve Türkiye bugün hem 2022 Madrid NATO Zirvesi’nde kurulan Üçlü Daimi Ortak Mekanizma hem de her yıl bakanlar düzeyinde toplanacak ve gerektiğinde çalışma grupları oluşturacak yeni bir ikili Güvenlik Mutabakatı çerçevesinde işbirliklerini sürdürme konusunda mutabık kalmışlardır. Bu Güvenlik Mutabakatının ilk toplantısında İsveç, 4. madde de dâhil olmak üzere Üçlü Mutabakatın tüm unsurlarının tam olarak uygulanmasına yönelik olarak, terörizmin tüm şekil ve tezahürlerine karşı sürdürdüğü mücadelenin temeli olarak bir yol haritası sunacaktır. İsveç, YPG/PYD’ye ve Türkiye’de FETÖ olarak tanımlanan örgüte destek vermeyeceğini bir kez daha yineler.

Hem İsveç hem de Türkiye terörle mücadelede işbirliğinin İsveç’in NATO üyeliğinden sonra da devam edecek uzun vadeli bir çaba olduğu konusunda mutabık kalmışlardır. Genel Sekreter Stoltenberg ayrıca NATO’nun terörizmin tüm şekil ve tezahürlerini kategorik olarak kınadığını bir kez daha teyit etti. NATO, Genel Sekreter’in NATO’da ilk kez Terörle Mücadele Özel Koordinatörlüğü’nü kurması da dahil olmak üzere, bu alandaki çalışmalarını önemli ölçüde hızlandıracaktır.

Müttefikler arasında savunma ticareti ve yatırımına yönelik hiçbir kısıtlama, engel veya yaptırım olmaması gerektiği ilkesine bağlıyız. Bu tür engellerin ortadan kaldırılması için çalışacağız.

İsveç ve Türkiye ayrıca Türkiye-İsveç Ortak Ekonomik ve Ticaret Komitesi (JETCO) aracılığıyla ekonomik işbirliğini artırma konusunda da mutabık kalmışlardır. Hem Türkiye hem de İsveç, ikili ticaret ve yatırımları artırmak için fırsatları azami düzeye çıkarmaya çalışacaktır. İsveç, AB-Türkiye Gümrük Birliği’nin modernizasyonu ve vize serbestisi de dâhil olmak üzere Türkiye’nin AB’ye katılım sürecini yeniden canlandırma çabalarını aktif olarak destekleyecektir.

Bu temelde ve Avrupa-Atlantik bölgesinin caydırıcılığı ve savunmasına ilişkin zorunluluklar göz önüne alındığında, Türkiye, İsveç’in Katılım Protokolünü TBMM’ye iletecek ve onaylanmasını sağlamak üzere Meclis ile yakın işbirliği içinde çalışacaktır.”

Paylaşın

İsveç’in NATO Üyeliği: Rusya: Negatif Etkileri Olacak

İsveç’in NATO’ya üye olmasının, Rusya’nın güvenliği açısından açık bir şekilde negatif etkileri olacağını söyleyen Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, Moskova’nın Finlandiya’nın ittifaka katılmasının ardından alınanlara benzer önlemler alacağını vurguladı.

Dimitri Peskov, Ankara’nın İsveç’in NATO’ya girişine muhalefetine son vermesi konusunda da, Türkiye’nin NATO’da zorunlulukları bulunduğunu ve bu anlamda bir yanılsamalarının olmadığını söyledi. Peskov, Rusya ve Türkiye’nin görüş ayrılıklarıyla birlikte, ortak çıkarları da bulunduğunu ve Moskova’nın Ankara ile ilişkilerini daha da geliştirmek istediğini de belirtti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsveç’in NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üyeliğine yeşil ışık yakmasının ardından, Kremlin’den konuya ilişkin açıklama geldi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, İsveç’in NATO üyeliğinin Rusya’nın güvenliği üzerinde olumsuz etkileri olacağını dile getirdi.

Moskova’nın Finlandiya’nın ardından alınan önlemlere benzer yanıtlar vereceğini söyleyen Peskov, “İsveç’in NATO üyeliği hakkında Türkiye’nin NATO’ya karşı yükümlülükleri var, bunların farkındayız” dedi. Kremlin Sözcüsü, Rusya ve Türkiye’nin farklılıkları olduğunu ancak bazı ortak çıkarları da paylaştığını belirterek, Moskova’nın Ankara ile ilişkilerini daha da geliştirmek istediğini sözlerine ekledi.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğine yeşil ışık yakmasına ilişkin açıklama yaparak ‘Rusya’nın İsveç ve Ukrayna’nın olası NATO üyeliği karşısında uygun ve zamanlı önlemler aldığını’ söyledi. Vilnius’taki NATO Zirvesi’nin ilk gününde konuşan Lavrov, Rusya’nın kendi ‘meşru güvenlik çıkarlarını koruyacağını’ bildirdi.

“Belirsizlik zayıflıktır”

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy de Vilnius’taki zirvede Ukrayna’ya NATO üyeliği için bir zaman çizelgesi sunulmazsa bunun ‘absürt’ olacağını söyledi. Telegram kanalından İngilizce açıklama yapan Zelenskiy, Ukrayna’ya (NATO üyeliğine) davet ya da Ukrayna’nın üyeliği için bir zaman çizelgesi sunulmazsa bu, emsalsiz ve absürt olur. Bir yandan da Ukrayna’yı davet etmek için bile ‘koşullar’la ilgili muğlak ifadeler ekleniyor” dedi.

Ukrayna’nın NATO üyeliği konusunda devam eden belirsizliğin Rusya’ya ‘terörünü devam ettirme motivasyonu vereceğini’ iddia eden Zelenskiy, bugün başlayan zirveye katılacağını söyledi. Zelenskiy, “Belirsizlik zayıflıktır. Bunu zirvede açıkça ele alacağım” dedi.

Ne olmuştu?

Rusya’nın Ukrayna’ya başlattığı operasyonun ardından İsveç ve Finlandiya NATO’ya katılmak için resmi başvuruda bulunmuş ama Türkiye iki ülkenin adaylıkları konusunda ‘endişeleri olduğunu’ kaydetmişti. Haziranda İspanya’nın başkenti Madrid’deki NATO zirvesinde Türkiye iki ülkenin NATO üyeliğine itirazından vazgeçmiş, İsveç ve Finlandiya da buna karşılık Türkiye’nin endişelerini gidermek üzere özellikle Türkiye’nin ‘terör şüphelisi’ olarak tanımladığı kişilerin iadesi ve terörle mücadele için adımlar atacaklarını belirtmişti.

İsveç’te Danimarkalı-İsveçli ırkçı siyasetçi Rasmus Paludan’ın Stockholm’deki Türkiye Büyükelçiliği önünde Kuran yakma eylemine izin verilmesi, İsveç’te Erdoğan maketiyle yapılan eyleme soruşturma açılmaması ve Today’s Zaman’ın eski genel yayın yönetmeni Bülent Keneş gibi isimlerin Türkiye’ye iade edilmemesi ilişkilerin gerilmesine neden olmuştu. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da bunun üzerine Finlandiya’nın üyeliğini onaylayabileceklerini ama İsveç’in ‘destek beklememesi gerektiğini’ söylemişti.

Bunun üzerine Finlandiya’nın NATO’ya katılım protokolünün onaylanmasına ilişkin kanun teklifi, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmişti.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, “Kesinlikle bir tehdit” diyerek Finlandiya’nın üyeliğine tepki göstermiş ve şu açıklamalarda bulunmuştu: “Finlandiya, AB’nin Rusya’ya yönelik dostane olmayan adımlarına dahil oldu. NATO’nun genişlemesi Dünya ve Avrupa’yı daha istikrarlı hale getirmeyecek. Rusya ile NATO arasında doğrudan bir çatışmadan herkes kaçınıyor.”

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

İsveç’in NATO Üyeliği: Macaristan’dan Onay Sinyali

Litvanya’nın Vilnius kentindeki NATO zirvesine gitmeden önce yaptığı açıklamada Macaristan Dışişleri Bakanı Peter Szijjarto, “Tutumumuz net; hükümet Stockholm’ün Atlantik İttifakı’na katılımını destekliyor. Onay sürecinin tamamlanması artık sadece teknik bir mesele” dedi.

Haber Merkezi / Macaristan Başbakanı Viktor Orban hükümeti, geçen hafta İsveç’in başvurusunu “desteklediğini” ve Ankara’nın tutumunda bir değişiklik olması halinde destek vermeyi sürdüreceklerini ifade etmişti.

Macaristan hükümeti, şu ana kadarki itirazını, İsveç’in “aşağılama” politikasına ve Brüksel’deki “siyasi nüfuzunu “Macar çıkarlarına zarar vermek için kullanmasına” bağlamıştı.

İsveç ve Finlandiya, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından Mayıs 2022’de NATO’ya katılma başvurularını açıklamışlardı. Bu tarihten beri üyeler arasında sadece Türkiye ve Macaristan yeşil ışık yakmamıştı.

Bir ülkenin üye olması için tüm ülkelerin onayının alınması gerekiyor. Bu da Rus tehdidinden dolayı üye olmak isteyen iki ülkenin NATO’nun kapısında uzun süre beklemesine neden olmuştu.

Türkiye’den İsveç’in NATO üyeliğine yeşil ışık 

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta yarın başlayacak NATO zirvesi öncesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsveç’in NATO üyeliğini meclise taşımayı kabul ettiğini açıkladı.

Stoltenberg, düzenlediği basın toplantısında, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsveç’in NATO üyelik protokolünü TBMM’ye mümkün olan en kısa sürede taşımayı ve onayın tamamlanması için meclisle yakın temas içinde çalışmayı kabul ettiğini açıklamaktan memnunluk duyuyorum” dedi.

Stoltenberg, “Hem Türkiye hem de İsveç, ikili ticareti ve yatırımları arttırmak amacıyla fırsatları çoğaltmanın yollarını arayacak. İsveç Türkiye’nin AB üyeliği sürecini yeniden canlandırmayı amaçlayan çabaları aktif olarak destekleyecek, bu çabalara AB-Türkiye Gümrük Birliği’nin modernleştirilmesi ve vize kolaylığı dahil” dedi.

Stoltenberg, İsveç’in NATO üyeliğinin TBMM tarafından ne zaman onaylanacağı konusunda tarih vermekten ise kaçındı.

Tepkiler olumlu

NATO Sözcüsü Oana Lungescu, Twitter mesajında, Stoltenberg, Erdoğan ve Kristersson toplantısı sonrasından bir video görüntüsü paylaştı.

Başkan Joe Biden, NATO Genel Sekreteri’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsveç’in NATO üyeliğini meclise taşımayı kabul ettiği yönündeki açıklamasını memnunlukla karşıladığını belirtti. Biden’ın Vilnius’ta Erdoğan’la yüz yüze görüşmesi bekleniyor.

Biden, açıklamasında, “Türkiye, İsveç ve NATO Genel Sekreteri’nin bu akşamki açıklamasını memnunlukla karşıladım. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türkiye ile Avrupa-Atlantik bölgesinde savunma ve caydırma faaliyetlerini ilerletmek amacıyla çalışmaya hazırım” ifadelerini kullandı.

İsveç Başbakanı Ulf Kristersson da Stoltenberg ve Erdoğan’la görüşmesi sonrasındaki basın toplantısında, “Bu harika bir his, uzun zamandır amacımdı. Bugün çok güzel bir yanıt aldığımızı düşünüyorum ve üyelik için çok büyük bir adım attık” dedi.

İngiltere Dışişleri Bakanı James Cleverly de paylaştığı Twitter mesajında, “İsveç’in NATO’ya üye olması herkesin çıkarınadır. Hepimizin daha çok emniyette olmasını sağlayacaktır. İngiltere, Türkiye’nin bugün bu amaca yaklaşmayı sağlayan adımlarını memnunlukla karşılıyor” ifadelerini kullandı.

Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel ise Jens Stoltenberg’ün Twitter mesajını paylaşarak, “Vilnius’tan güzel haber” ifadesini kullandı.

Mutabakat metni yayımlandı

Üçlü zirvenin ardından NATO’dan yayınlanan 7 maddelik mutabakat metninde şu ifadeler yer aldı: “10 Temmuz 2023 tarihinde Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoǧan, İsveç Başbakanı Ulf Kristersson ve NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg Vilnius’ta düzenlenen NATO Zirvesi’nde bir araya geldi.

Son NATO Zirvesi’nden bu yana İsveç ve Türkiye, Türkiye’nin meşru güvenlik kaygılarını gidermek üzere yakın işbirliği içinde çalışmışlardır. Bu sürecin bir parçası olarak İsveç anayasasını değiştirdi, yasalarını değiştirdi, PKK’ya karşı terörle mücadele işbirliğini önemli ölçüde genişletti ve Türkiye’ye silah ihracatını yeniden başlattı; tüm bu adımlar 2022’de kabul edilen Üçlü Memorandum’da belirtilmişti.

İsveç ve Türkiye bugün hem 2022 Madrid NATO Zirvesi’nde kurulan Üçlü Daimi Ortak Mekanizma hem de her yıl bakanlar düzeyinde toplanacak ve gerektiğinde çalışma grupları oluşturacak yeni bir ikili Güvenlik Mutabakatı çerçevesinde işbirliklerini sürdürme konusunda mutabık kalmışlardır. Bu Güvenlik Mutabakatının ilk toplantısında İsveç, 4. madde de dâhil olmak üzere Üçlü Mutabakatın tüm unsurlarının tam olarak uygulanmasına yönelik olarak, terörizmin tüm şekil ve tezahürlerine karşı sürdürdüğü mücadelenin temeli olarak bir yol haritası sunacaktır. İsveç, YPG/PYD’ye ve Türkiye’de FETÖ olarak tanımlanan örgüte destek vermeyeceğini bir kez daha yineler.

Hem İsveç hem de Türkiye terörle mücadelede işbirliğinin İsveç’in NATO üyeliğinden sonra da devam edecek uzun vadeli bir çaba olduğu konusunda mutabık kalmışlardır. Genel Sekreter Stoltenberg ayrıca NATO’nun terörizmin tüm şekil ve tezahürlerini kategorik olarak kınadığını bir kez daha teyit etti. NATO, Genel Sekreter’in NATO’da ilk kez Terörle Mücadele Özel Koordinatörlüğü’nü kurması da dahil olmak üzere, bu alandaki çalışmalarını önemli ölçüde hızlandıracaktır.

Müttefikler arasında savunma ticareti ve yatırımına yönelik hiçbir kısıtlama, engel veya yaptırım olmaması gerektiği ilkesine bağlıyız. Bu tür engellerin ortadan kaldırılması için çalışacağız.

İsveç ve Türkiye ayrıca Türkiye-İsveç Ortak Ekonomik ve Ticaret Komitesi (JETCO) aracılığıyla ekonomik işbirliğini artırma konusunda da mutabık kalmışlardır. Hem Türkiye hem de İsveç, ikili ticaret ve yatırımları artırmak için fırsatları azami düzeye çıkarmaya çalışacaktır. İsveç, AB-Türkiye Gümrük Birliği’nin modernizasyonu ve vize serbestisi de dâhil olmak üzere Türkiye’nin AB’ye katılım sürecini yeniden canlandırma çabalarını aktif olarak destekleyecektir.

Bu temelde ve Avrupa-Atlantik bölgesinin caydırıcılığı ve savunmasına ilişkin zorunluluklar göz önüne alındığında, Türkiye, İsveç’in Katılım Protokolünü TBMM’ye iletecek ve onaylanmasını sağlamak üzere Meclis ile yakın işbirliği içinde çalışacaktır.”

Paylaşın

Akdeniz’deki Sığınmacı Facialarında “Endişe Verici” Artış

2023’ün ilk yarısında, Akdeniz’deki ana göç güzergahı üzerinde hayatını kaybeden sığınmacı sayısının, 2018-2022 arasında, her bir yılın tamamında kaydedilenden daha fazla olduğunu bildirildi.

Ocak ayından bu yana, söz konusu güzergahta, çoğu boğularak bin 700’den fazla insanın yaşamını yitirdiğini ifade edildi. Libya ve Tunus’tan denize açılarak, genelde İtalya ve kısmen de Malta’ya doğru olan güzergah, Akdeniz üzerindeki merkezi rota olarak adlandırılıyor.

Genelde açık deniz için uygun olmayan botlarla yapılan ve çoğunlukla insan kaçakçıları tarafından organize edilen bu geçişler, söz konusu insan tacirlerine büyük paralar kazandırıyor. Açık denizde mahsur kalan sığınmacı ve göçmenleri kurtarmaya yönelik halihazırda kamusal bir görev misyonu bulunmuyor.

Birleşmiş Milletler Uluslararası Göç Örgütü (IOM) tarafından, Akdeniz’de yaşanan ölümcül sığınmacı botu facialarında, “endişe verici” oranda artış yaşandığı dile getirildi.

IOM Sözcüsü Safa Msehli, Protestan haber ajansı epd’ye yaptığı açıklamada, 2023’ün ilk yarısında, Akdeniz’deki ana göç güzergahı üzerinde hayatını kaybeden sığınmacı sayısının, 2018-2022 arasında, her bir yılın tamamında kaydedilenden daha fazla olduğunu bildirdi.

Ocak ayından bu yana, söz konusu güzergahta, çoğu boğularak bin 700’den fazla insanın yaşamını yitirdiğini ifade eden Msehli, bu rakamın 2018’in tamamında bin 314, 2020’de ise bin olduğunu aktardı.

Göç uzmanı Msehli, yaşanan bu ölümcül trajedilerin toplumsal algıda “normalleşmemesi” gerektiği uyarısında da bulunarak, yaşanan bu olaylara kamuoyunun alışması gibi bir tehlike ile karşı karşıya olunduğunu belirtti. Safa Msehli, “algılardaki bu normalleşmeden, koruma arayan insanları şeytanlaştıran popülist siyasetçilerin sorumlu olduğunu” da dile getirdi.

Tehlikeli yolculuğu göze almanın sebepleri

Geçerli uluslararası hukuka göre devletlerin, açık denizde mahsur kalan insanları kurtarmak zorunda olduğunu vurgulayan IOM Sözcüsü, bu kurtarma çalışmalarının sürüncemede bırakılmasının kesinlikle kabul edilemez olduğunu bildirdi.

Tehlikeli Akdeniz rotası üzerinden Avrupa’ya ulaşmaya çalışan insanların çoğunun, savaş, şiddet, baskı ve ağır yoksullukla yüzleşmiş insanlar olduklarını ifade eden Safa Msehli, iklim değişikliği ve onun yarattığı ağır sonuçların da, giderek artan sayıda insanı, yaşadığı toprakları terk etmeye zorladığını aktardı.

Libya ve Tunus’tan denize açılarak, genelde İtalya ve kısmen de Malta’ya doğru olan güzergah, Akdeniz üzerindeki merkezi rota olarak adlandırılıyor.

Genelde açık deniz için uygun olmayan botlarla yapılan ve çoğunlukla insan kaçakçıları tarafından organize edilen bu geçişler, söz konusu insan tacirlerine büyük paralar kazandırıyor. Açık denizde mahsur kalan sığınmacı ve göçmenleri kurtarmaya yönelik halihazırda kamusal bir görev misyonu bulunmuyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

NATO’dan “Soğuk Savaş” Sonrası En Kapsamlı Plan

NATO’nun (Kuzey Atlantik Paktı Teşkilatı), birlik üyesi ülkelere olası bir Rusya saldırısına karşı yeni bir planı var. Silahlı kuvvetlerin, Rusya Arktik ve Kuzey Atlantik’ten, Orta Avrupa’dan ya da Akdeniz’den saldırırsa, nereye gitmesi ve ne yapmaları gerektiği planda belirtiliyor.

Royal United Services Institute isimli düşünce kuruluşu müdür vekili Malcolm Chalmers, bunun, 1991’de Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana NATO’nun hazırladığı en kapsamlı plan olduğunu belirtiyor:

“Sovyetler Birliği dağıldığında büyük bir savaş tehdidi neredeyse tamamen kaybolmuştu. Ancak 2014’te Kırım’ın ilhak edilmesi ve şimdiki Ukrayna Savaşı, tehdidin tekrar gerçek olduğu anlamına geliyor, özellikle Baltık cumhuriyetleri gibi ülkeler için.”

Londra Kings College’ta savunma araştırmaları profesörü olan Tracey German, “Tüm bunlar, doğu cenahta birliğin sağlanması kadar engelleme ve savunma ihtiyacıyla ilişkili” diyor.

Olası bir Rusya saldırısına karşı nasıl bir savunma gerçekletirileceğinin detaylı planı, 11 ve 12 Temmuz’da gerçekleştirilecek NATO zirvesinin ana konularından birini oluşturuyor. Bunun, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana birliğin Rusya’ya karşı en kapsamlı planı olması bekleniyor.

NATO’nun esas amacı İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’da Sovyet bloğunun yayılmasını engellemekti. Sovyetler Birliği 1991’de dağılınca, çoğu Doğu Avrupa ülkesi NATO’ya dahil oldu. Sovyetler Birliği eski üyelerinden Rusya onların NATO’ya katılmasını kendi güvenliğini tehdit ettiği gerekçesiyle eleştirdi.

Rusya, Ukrayna’nın NATO’ya dahil olmasına kuvvetli bir şekilde karşı çıkıyor. Bunun NATO’yu Rusya topraklarına yakınlaştıracağını savunuyor. NATO, Finlandiya’nın geçtiğimiz Nisan’da birliğe katılmasıyla başka bir Rusya sınırına dayandı.

Soğuk Savaş’tan beri en kapsamlı plan

NATO komutanlarının, birlik üyesi ülkelere olası bir Rusya saldırısına karşı yeni bir planı var. Silahlı kuvvetlerin, Rusya Arktik ve Kuzey Atlantik’ten, Orta Avrupa’dan ya da Akdeniz’den saldırırsa, nereye gitmesi ve ne yapmaları gerektiği planda belirtiliyor.

Royal United Services Institute isimli düşünce kuruluşu müdür vekili Malcolm Chalmers, bunun, 1991’de Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana NATO’nun hazırladığı en kapsamlı plan olduğunu belirtiyor:

“Sovyetler Birliği dağıldığında büyük bir savaş tehdidi neredeyse tamamen kaybolmuştu. Ancak 2014’te Kırım’ın ilhak edilmesi ve şimdiki Ukrayna Savaşı, tehdidin tekrar gerçek olduğu anlamına geliyor, özellikle Baltık cumhuriyetleri gibi ülkeler için.”

Londra Kings College’ta savunma araştırmaları profesörü olan Tracey German, “Tüm bunlar, doğu cenahta birliğin sağlanması kadar engelleme ve savunma ihtiyacıyla ilişkili” diyor.

Ukrayna neden NATO üyesi değil?

NATO 2008 yılında Ukrayna’nın gelecekte üye olabileceğini açıklamıştı; ancak yakın dönemde “hızlandırılmış” üyelik başvurusunun reddedildiği belirtildi.

NATO Anlaşması’nın 5. maddesine göre, bir üye ülkeye saldırı olursa diğer tüm üyeler savunmaya gitmeli. Eğer Ukrayna şu an NATO’ya üye olursa, diğer NATO ülkeleri de teknik olarak Rusya’ya karşı savaş açmak zorunda.

NATO ülkeleri Ukrayna’yı nasıl destekliyor?

ABD, müttefiklerinin Ukrayna’ya, F-16 dahil Amerikan savaş uçakları verebileceğini söylüyor. Ukrayna pilotları onları kullanmak için eğitiliyor.

ABD, Ukrayna’ya 31 tane Abrams tankı gönderiyor. İngiltere 14 tane Challenger 2 tankı, Almanya 18 tane Leopard 2 tankı gönderdi. Diğer Avrupa ülkeleri de onlarca tank gönderiyor.

Strykers ve Bradleys gibi zırhlı savaş araçları da gönderildi. ABD ve İngiltere, Ukrayna’ya Himars gibi füze sistemleri de gönderdi. ABD ve diğerleri, Ukrayna üzerinden geçen Rus seyir füzelerini ve insansız hava araçlarını vurmak için hava savunma sistemleri temin ettiler.

ABD ve İngiltere’nin temin ettiği Javelin ve Nlaw gibi tanksavar silahlar, Rusya’nın 2022 baharında Ukrayna’nın başkenti Kiev’e ilerlemesini geri çevirmekte önemli rol oynadı.

Rusya ile NATO arasında doğrudan bir çatışmayı tetiklememesi için Ukrayna’ya daha uzun menzilli füze ve ateşleyici gönderilmedi. Bazı nedenlerden NATO ülkeleri, Ukrayna’ya asker göndermiyor ya da kendi hava kuvvetlerini uçuşa yasak bölgelerde kullanmıyor.

Finlandiya neden NATO’ya katıldı?

Rusya’yla 1340 km kara sınırı olan Finlandiya, Nisan 2023’te NATO’ya katıldı. Böylece aktif olmayan askerler dahil olmak üzere 257.250 asker NATO kuvvetlerine eklendi.

İsveç Finlandiya’yla birlikte başvuru yaptı. NATO’ya üyelik için bütün birlik ülkelerinin onay vermesi gerekiyor; ancak Türkiye ve Macaristan henüz İsveç için onay vermedi.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Ukrayna’nın NATO Üyeliği: Almanya “Şu An İçin” Karşı

Ukrayna’nın yakın gelecekte NATO üyesi olmayacağını belirten ifadeler kullanan Almanya Başbakanı Olaf Scholz, verdiği bir röportajda Ukrayna’nın NATO üyeliği ile ilgili sorulan soruya, “Bunun öngörülebilir gelecekte olmayacağı herkes için açık” şeklinde cevap verdi.

Olaf Scholz, Ukrayna’nın şu anda NATO üyeliği kriterlerini karşılamadığını belirterek, NATO’nun odak noktasının sadece Ukrayna’ya destek ve savunma yetenekleri sağlamak olduğunu belirtti ve “Savaş sonrası, hangi güvenlik garantilerinin sağlanabileceğini tartışmamız gerekeceği açık. Ancak hala bundan çok uzağız” açıklamasında bulundu.

Olaf Scholz, Vilnius’ta Ukrayna’nın savaş kabiliyetinin güçlendirilmesi gibi önceliklere odaklanılması gerektiğini savunacağını dile getirdi.

VOA Türkçe’den Cem Dalaman’ın haberine göre; Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta yarın başlayacak NATO Liderler Zirvesi’nde, İsveç’in NATO üyeliği konusunun yanı sıra, Ukrayna’nın da yeni müttefik olma talebinin gündeme gelmesine kesin gözüyle bakılıyor.

Konu, geçen hafta Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski ile İstanbul’da bir araya gelen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ukrayna’nın NATO üyeliğini hak ettiğini söylemesiyle yeni bir ivme kazanırken, Zelenski de NATO’yu Ukrayna’nın üyeliği konusunda “olumlu bir siyasi karar almaya” davet etti.

Ukrayna’nın isteği konusunda Almanya’nın tavrının ne olacağı sorusu ise tartışmalara neden oluyor.

İngiliz Daily Telegraph gazetesinde, NATO çevrelerinden ismini vermek istemeyen üst düzey bir kaynağa dayandırılan haberde, Almanya’nın zirvede Ukrayna’nın NATO üyeliğinin ertelenmesini savunacağı bildirildi. Haber, “Rusya’nın savaşı büyütmesinden endişe eden Almanya Ukrayna’nın NATO üyeliğini engellemeye hazırlanıyor” başlığıyla duyuruldu.

Ukrayna Dışişleri Bakanı Dimitri Kuleba ise, Alman hükümetini ülkesinin NATO üyeliğini engellememesi konusunda açıkça uyaran bir açıklamayla tartışmaları kızıştırdı. “Mevcut Alman hükümeti, eski Başbakan Angela Merkel’in 2008 yılında Ukrayna’nın NATO üyeliğine yönelik her türlü ilerlemeye şiddetle direnerek yaptığı hatayı tekrarlamamalıdır” diyen Kuleba, o zamanki Alman tutumunun Rusya’nın 2008’de Gürcistan’a saldırmasına ve 2014’te Kırım Yarımadası’nı ilhak etmesine kapı açtığını savundu.

Scholz: “Savaş devam ederken üyelik olmaz”

Berlin’den gelen sinyaller ise Almanya’nın Ukrayna’nın üyeliğine sıcak bakmadığı konusundaki tahminleri netleştirdi.

Almanya Başbakanı Olaf Scholz son zamanlarda yaptığı açıklamalarda, Ukrayna’nın yakın gelecekte NATO üyesi olmayacağını belirten ifadeler kullandı. Scholz verdiği bir röportajda Ukrayna’nın NATO üyeliği ile ilgili sorulan soruya, “Bunun öngörülebilir gelecekte olmayacağı herkes için açık” şeklinde cevap verdi.

Başbakan, Ukrayna’nın şu anda NATO üyeliği kriterlerini karşılamadığını belirterek, NATO’nun odak noktasının sadece Ukrayna’ya destek ve savunma yetenekleri sağlamak olduğunu belirtti ve “Savaş sonrası, hangi güvenlik garantilerinin sağlanabileceğini tartışmamız gerekeceği açık. Ancak hala bundan çok uzağız” açıklamasında bulundu. Almanya Başbakanı, Vilnius’ta Ukrayna’nın savaş kabiliyetinin güçlendirilmesi gibi önceliklere odaklanılması gerektiğini savunacağını dile getirdi.

Hükümette koalisyon ortaklarından Yeşiller Partisi’nin de benzer bir çizgi izlediği belirlendi. Yeşiller’den Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock bundan kısa bir süre önce, Rusya-Ukrayna Savaşı devam ederken Ukrayna’nın NATO üyeliğinden söz edilemeyeceğini söyledi. Baerbock da, savaş sonrası dönemde üyeliğin gündeme gelebileceği yönünde mesaj verdi.

“Savaştan bittikten sonra Ukrayna üye olsun” görüşü

Dünyanın en önemli güvenlik zirvesi olarak tanımlanan ve geleneksel olarak her yıl Şubat ayında yapılan Münih Güvenlik Konferansı’nın başkanı Christoph Heusgen ise, Ukrayna’nın mümkün olan en erken tarihte NATO’ya üye olması gerektiğini ve ülkenin savaş uçaklarıyla da desteklenmesini savundu.

Heusgen, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın mevcut aşamasında ülkeyi üye olarak kabul etmenin söz konusu olmadığını, zira bunun Kuzey Atlantik Antlaşması’nın beşinci maddesi uyarınca karşılıklı yardım yükümlülüğü yoluyla NATO’yu doğrudan savaşın içine çekeceğini söyledi. Heusgen bu açıdan Vilnius’ta başlayacak olan NATO zirvesinde, “Ukrayna’nın NATO ailesine ait olduğu” mesajının verilmesini istedi.

Bu arada Almanya’da yapılan bir ankete göre, halkın yüzde 42’si, Ukrayna’nın NATO’ya savaş bittikten sonra katılmasından yana olduğunu dile getirdi. “YouGov” adlı anket firması tarafından yapılan kamuoyu araştırmasına göre, katılımcıların yüzde 13’ü Ukrayna’nın bir an önce NATO üyesi olması gerektiğini belirtirken, yüzde 29’u ise buna tamamen karşı olduğunu ifade etti.

Paylaşın