Esneme, Beyindeki Oksijen Eksikliğinin Sonucu Mu Oluşur?

Yataktan uyanırsınız ve esnersiniz, uykuya daldığınızda esnersiniz, mideniz dolu olduğunda esnersiniz, yorucu bir günün ardından esnersiniz. Hatta, birinin esnediğini gördüğünüzde de esnersiniz.

Haber Merkezi / Peki esneme tam olarak nedir? Esneme, ağzı açarak derin bir nefes alma ve ardından kısa bir nefes verme ile karakterize edilen refleksif bir eylemdir. Hepimizin ara sıra karşılaştığı istemsiz bir süreçtir.

Esnemenin kesin nedeni hala tam olarak anlaşılmamış olsa da, genellikle uyku hali veya yorgunluktan kaynakladığı düşünülür.

Esneme nedir?

Esneme, çenenizi maksimum şekilde genişleterek ağzınızı açtığınız, ağız ve burundan uzun ve derin bir nefes alıp ardından hızla verdiğiniz, genellikle yaklaşık 4 – 7 saniye süre istemsiz bir reflekstir.

Esnemeyi genellikle yorgunluk ve uyku hali ilişkilendirsek de, daha dünyaya gelmeden önce başlar. Bir fetüs, hamileliğin 11. haftası gibi rahimde esnemeye başlar.

Esneme aynı zamanda bulaşıcıdır. Hepimiz gördüğümüzde, duyduğumuzda veya bazen düşündüğümüzde bile esnemeye eğiliminde oluruz.

Esnememizin nedeni beynimizin oksijensiz kalması mıdır?

Esnemenin arkasındaki nedenin oksijen eksikliği olduğunu sık sık duymuş olmalısınız. Ancak bu oldukça yaygın bir yanlış anlamadır.

Neden esneriz?

Esnemenin en yaygın uyarıcısının uyuşukluk olduğu öne sürülüyor. Araştırmalar, can sıkıntısının, bir kişinin çevresindeki ana uyarım kaynağının artık dikkatini sürdürememesi durumunda ortaya çıktığını söylüyor.

Bu durum, uyku üreten sistemi uyararak uyuşukluğa neden oluyor. Bu nedenle, zihin artık dış çevreyle temas kurarak uyanıklığı sürdürmek için çaba sarf etmek zorunda kalıyor ve bu da esnemeye neden olabiliyor.

Esnemenin ısınan beynin soğumasına yardımcı olduğu öne sürüyor. Esnerken derin bir nefes almak kan akışını artırıyor ve daha soğuk havayı ağza ve sinüs boşluklarına taşıyor; bunun da beyin sıcaklığını düzenlemeye yardımcı olduğu söyleniyor.

Bir araştırma, “İnsanlarda ve bazı diğer memelilerde esneme, gelişmiş empatik ve sosyal becerilerin eylem repertuarının bir parçasıdır” diyor.

Esnemenin aynı zamanda bir iletişim yöntemi olduğu, nasıl hissettiğiniz, yorgun, sıkılmış veya hafif stres altında olup olmadığınızı gösterdiği öne sürülüyor.

Paylaşın

Ebegümeci Çayının Beş Önemli Faydası

Ebegümecinin sadece bir bahçe çiçeği olduğunu mu düşünüyorsunuz? Belki de tekrar düşünmenin zamanı geldi. Tropikal bir çiçek çalısı olan Ebegümeci Sabdariffa’nın da bazı faydaları olabilir.

Haber Merkezi / Ebegümecinin tohumları, yaprakları, taç yaprakları ve sapları uzun yıllardır geleneksel tıpta ve yemek hazırlamada kullanılmaktadır. Ebegümeci, çay için ideal olan tatlı, ekşi bir tada sahiptir.

İşte ebegümeci çayının sağlıklı bir yaşamı desteklemesinin birkaç yolu:

Kalbi güçlendirir: Araştırmalar, ebegümeci çayı ve ebegümeci takviyelerinin hem yüksek tansiyonlu hem de yüksek tansiyonu olmayan kişilerde kan basıncını düşürdüğünü ortaya koymuştur.

Kolesterolü düşürür: Günümüzde yüksek kolesterol, en büyük sağlık sorunlarından biridir. Eğer bu sizin de sorununuzsa, ebegümeci çayını tercih edebilirsiniz.

Genç kalmanızı sağlar: Serbest radikaller, özellikle ciltte yaşlanma sürecini hızlandırmada önemli bir rol oynar.

Antioksidanlar açısından zengin olan ebegümeci çayını düzenli olarak içmek, vücudunuza serbest radikallerle savaşmak ve oksidatif stresi ve hasarı azaltmak için ihtiyaç duyduğu mühimmatı sağlamaya yardımcı olabilir.

Diyabeti önler: Araştırmalar, ebegümeci çayının yüksek kan şekeri seviyesini önemli ölçüde düşürebileceğini göstermektedir. Bu nedenle, şekersiz ebegümeci çayı diyabet, prediyabet veya yüksek kan şekeri olan kişiler için harika bir içecektir.

Kilo kaybına yardımcı olur: Araştırmalar, ebegümeci çayının kilo vermeye ve obeziteyi önlemeye yardımcı olabileceğini ortaya koymuştur.

Paylaşın

Mantar Aknesi Nedir? Nedenleri, Belirtileri Ve Tedavisi

Mantar aknesi, kıl köklerinin malassezia mayası adı verilen bir mantarla enfekte olmasıyla oluşan yaygın bir cilt rahatsızlığıdır. Bu rahatsızlığa malassezia foliküliti veya pityrosporum foliküliti de denir.

Haber Merkezi / Mantar aknesi, cildinizde küçük, kaşıntılı, kırmızı şişliklerin (papüller) kümelenmesine neden olur. Bazen şişlikler biraz daha büyür ve beyaz noktalara, küçük beyaz veya sarı irin ceplerine (püstüller) dönüşür.

Mantar aknesinin nasıl tedavi edileceğini öğrenerek temiz, parlak ve genç bir cilde kavuşabilirsiniz.

Mantar aknesi ile normal akne arasındaki fark nedir?

Mantar ve normal akne, küçük, kırmızı, kaşıntılı şişlikleriyle benzer görünse de, farklı nedenleri ve belirtileri vardır.

Nedenleri: Normal akne, öncelikle aşırı sebum üretimi, tıkalı gözenekler ve bakterilerden kaynaklanır. Buna karşılık, mantar aknesi, genellikle nem, ter ve bazı ilaçlarla daha da kötüleşen cildin doğal florasındaki dengesizlikten kaynaklanır.

Görünüş: Mantar kaynaklı akne, genellikle akneye benzeyen, ancak normal aknede görülen siyah noktalar veya beyaz noktalardan yoksun, tek tip, kaşıntılı püstüller şeklinde görünür.

Tedavi: Mantar kaynaklı akne, antifungal ilaçlarla tedavi edilirken, normal akne genellikle topikal retinoidler, benzoil peroksit veya antibiyotiklerle tedavi edilir.

Mantar aknesinin nedenleri: Mantar aknesi birçok nedenden dolayı oluşur. Bunlardan bazıları:

Nem ve ter: Sıcak ve nemli ortamlar maya oluşumunu teşvik ederek aşırı terleyen kişileri daha duyarlı hale getirir.

Antibiyotikler: Ciltteki bakteri dengesini ve mayaları etkileyerek aşırı üremelerine neden olurlar.

Yağlı cilt ürünleri: Ağır kremler ve yağlar mantar oluşumuna elverişli ortam yaratabilir.

Mantar aknesi belirtileri: Mantar aknesinin çeşitli görünür belirtileri vardır, bunlar:

Kaşıntılı kırmızı kabarcıklar: Küçük, kırmızı, kaşıntılı püstüller genellikle göğüste, sırtta, omuzlarda ve bazen de yüzde görülür.

Aknelerin homojenliği: Bakteriyel aknede görülen boyut çeşitliliğinin aksine, şişlikler genellikle boyut ve şekil olarak benzer olma eğilimindedir.

Püstüller: Sivilceye benzeyebilirler ancak genellikle tipik komedonları içermezler.

Mantar aknesi nasıl tedavi edilir?

Mantar aknesi, oral ve topikal ilaçlar dahil olmak üzere profesyonel konsültasyon ve özel tedaviler gerektirir. Dermatologlar, komedojenik olmayan ve antifungal seçeneklere odaklanarak bireysel ihtiyaçlara göre uyarlanmış belirli cilt bakım ürünleri önerebilirler.

Mantar aknesi hakkında sık sorulan sorular:

Mantar aknesi kimlerde görülür?

Aşırı terleyen, bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerde mantar aknesi görülme olasılığı daha yüksektir, hatta nemli iklimlerde yaşayanlarda bile mantar aknesi görülebilir, ancak sadece bununla sınırlı değildir, herkeste görülebilir.

Mantar aknesi nasıl önlenir?

Mantar aknesini önlemek için kişisel hijyene dikkat edilmeli ve şu koruyucu önlemler alınmalıdır:

Cilt hijyenini sağlayın: Özellikle terleme sonrasında cildinizi düzenli olarak temizleyin.

Doğru ürünleri seçmek: Komedojenik olmayan ve yağsız cilt bakım ürünlerini tercih edin.

Nefes alabilen kumaşlar giyinmek: Ter birikimini azaltmak için nefes alabilen malzemelerden yapılmış, bol giysiler seçin.

Mantar aknesinde nelere dikkat edilmelidir?

Mantar aknesi riskini en aza indirmek için yüksek yağ içerikli ağır kremler kullanmaktan kaçının. Nem ve ısının hapsolmamasını sağlamak için dar giysilerden kaçınılmalıdır.

Paylaşın

Yüzdeki Çiller: Türleri, Nedenleri Ve Tedavisi

Çiller, artan melanin üretimi nedeniyle yüzde görülen kahverengi, küçük, düz lekelerdir. Çiller, benler gibi değildirler, benler büyüyüp koyulaşabilirken, çiller genellikle düz ve aynı boyutadırlar.

Haber Merkezi / Güneşli günlerde daha belirgin olan ve kışın solmuş gibi görünen çillerin, tamamen yok olması mümkündür, ancak sürekli bakım gerektirir.

Çillerin nedenleri:

Genetik: Genetik, çillerin oluşumunda önemli bir rol oynar. Ebeveynleriniz veya büyükanne ve büyükbabanızda çil varsa, sizin de çil geliştirme olasılığınız daha yüksektir. MC1R geninin bir varyantına sahip kişiler çillere karşı daha hassastırlar.

Güneş maruziyeti: Çillerin başlıca nedeni güneşin ultraviyole (UV) ışınlarına maruz kalmaktır. Cildiniz güneş ışığına maruz kaldığında, kendini UV hasarından korumak için daha fazla melanin üretir ve çil oluşturur. UV ışınlarına düzenli ve korumasız maruz kalma, çillerin koyulaşmasına ve daha belirgin hale gelmesine neden olabilir.

Cilt tipi: Ciltlerinde daha az melanin bulunduran açık tenli kişiler, çillere daha yatkındırlar. Ancak, daha koyu tenli kişilerde de çiller oluşabilir, ancak bunlar daha az fark edilebilir olabilir.

Hormonal değişiklikler: Hamilelik, ergenlik dönemi ve doğum kontrol hapı kullanımı gibi hormonal dalgalanmalar, melanin üretimini artırarak çil oluşumunu tetikler.

Çil türleri: Çillerin iki ana türü vardır:

Ephelitler: Güneşe maruz kalma nedeniyle ortaya çıkan küçük, klasik, açık kahverengi düz çillere ephelides denir. Yazın daha belirgindirler ve kışın kaybolurlar.

Lentijinler: Yaşlılık lekeleri veya karaciğer lekeleri olarak da bilinen lentigolar daha büyük ve koyu renklidir ve uzun süre güneşe maruz kalan bölgelerde yaşla birlikte ortaya çıkar.

Çiller nasıl giderilir?

Daha eşit bir cilt tonu tercih ediyorsanız, çilleri azaltmak veya yok etmek için çeşitli tedavi seçenekleri mevcuttur:

Kimyasal peeling: Kimyasal peelingler, cilde bir solüsyon uygulanmasını içerir ve üst tabakanın soyulmasını ve yeni derinin ortaya çıkmasını sağlar. Yüzeysel peelingler çilleri açmak için uygundur, orta ve derin peelingler ise kalıcı çiller veya lentigolar için daha iyi sonuçlar sağlar.

Q Switch Lazer: Q Switch Lazer, çilleri yok etmek için kullanılan popüler bir yöntemdir. Çillerdeki fazla melanini hedef alıp parçalamak için yoğunlaştırılmış ışık demetleri kullanılır ve çillerin kademeli olarak kaybolması sağlanır.

Yüzdeki çiller hakkında sık sorulan sorular:

Çiller kalıcı olarak yok edilebilir mi?

Çilleri kalıcı olarak yok edemeyebilirsiniz. Çiller güneşe maruz kalmayla geri dönebilir, bu nedenle sürekli güneş koruması ve bakım tedavileri gerekebilir.

Yüzünüzdeki çilleri nasıl önlersiniz?

Çilleri önlemek, güçlü güneş koruması gerektirir. Yüksek SPF’li geniş spektrumlu bir güneş kremi kullanın ve aşırı güneşe maruz kalmaktan kaçının. Bu, çil oluşumunu önlemenize yardımcı olacaktır.

Çil aldırma işlemi acıtır mı?

Çil aldırma ile ilişkili rahatsızlık, tedaviye göre değişir. Topikal tedaviler hafif tahrişe neden olabilirken, lazer tedavisi, IPL veya kriyoterapi gibi işlemler biraz rahatsızlık verebilir ancak genellikle uyuşturucu maddelerle yönetilebilir.

Paylaşın

Kanserin Şaşırtıcı Bir Nedeni Daha Keşfedildi

Kanser gibi hastalıkların nasıl başladığını hiç merak ettiniz mi? Avustralyalı bilim insanları, bu soruyu daha iyi anlamamıza yarımcı olabilecek büyüleyici bir keşfe imza attılar.

Haber Merkezi / Bilim insanları, kanser oluşumunda rol oynayabilecek dairesel RNA adı verilen küçük moleküllere odaklandılar.

Dairesel RNA’lar genetik materyalin küçük halkalarıdır. Hücrelerdeki, vücut için bir talimat kılavuzu gibi davranan DNA’nın aksine, dairesel RNA’ların bu talimatların nasıl yürütüleceğini etkilediği düşünülmektedir.

Flinders Üniversitesi’ndeki bilim insanları, bu küçük halkaların bazen DNA’ya müdahale ederek kanser gibi hastalıklara yol açabilecek hatalara neden olabileceğine dair kanıtlar buldular.

Araştırmada, bebeklerden alınan kan örnekleri incelendi. Bu bebeklerden bazılarında daha sonra bir kan kanseri türü olan lösemi gelişirken, bazılarında ise gelişmedi.

Araştırmayı yürüten bilim insanları, lösemi geliştiren bebeklerin kanında dairesel RNA’nın daha yüksek miktarda bulunduğunu fark ettiler. Bu durum, dairesel RNA’nın DNA’da değişikliklere yol açarak kanserin gelişimine zemin hazırlayabileceğini gösteriyor.

Keşif neden bu kadar önemli?

En sevdiğiniz hikaye kitabını düşünün, birisi cümleler ekler veya çıkarırsa, hikaye artık mantıklı olmayabilir. Benzer şekilde, DNA’da vücut için ayrıntılı bir talimatlar dizisi gibi çalışır.

Dairesel RNA’lar buna müdahale ettiğinde, hücrelerin nasıl büyüdüğü ve işlev gördüğüne dair “hikaye” değişebilir ve kanser gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.

Araştırmada yer alan Dr. Vanessa Conn, bu değişikliklerin nasıl olabileceğini açıkladı. Vanessa Conn’a göre, dairesel RNA’lar tek başlarına çalışmıyor; DNA’da birçok değişikliğe neden olmak için aynı anda bir araya geliyorlar.

Dairesel RNA’lar, sağlıklı bir hücreyi anormal davranan ve lösemi gibi hastalıklara yol açan bir hücreye hızla dönüştürebilirler. Araştırma ekibi, dairesel RNA’ların ayrıca başka hastalıklarda da rol oynayabileceğine inanıyor.

Paylaşın

Kan Basıncındaki Değişim Kalp Krizinin İşareti Olabilir

Kan basıncı, kan vücutta hareket ederken atardamarların duvarlarına uyguladığı kuvvettir. Bu kuvvet çok güçlüyse, kan basıncı yüksek demektir. Yüksek kan basıncı, kalbi zorlayabilir ve sağlık sorunlarına neden olabilir.

Haber Merkezi / Yeni bir araştırma, eğer genç yaşlarda kan basıncı çok değişiyorsa, yaş aldıkça kalp krizi riski artabilir. Doktorlar genellikle birinin tedaviye ihtiyacı olup olmadığına karar vermek için birkaç kan basıncı ölçümünün ortalamasına odaklanırlar.

Ancak bu araştırma, kan basıncındaki büyük dalgalanmaların, ortalama normal görünse bile, bir sorunun erken uyarı işareti olabileceğini gösteriyor.

Araştırma, 30 yıllık bir çalışmadan toplanan verilere dayanmaktadır. Araştırmada, katılımcıların kan basınçları ilk 10 yıl boyunca düzenli olarak kontrol edildi ve ardından katılımcıların sağlıkları 20 yıl daha takip edildi.

Araştırmayı yapan bilim insanları, sistolik kan basıncı adı verilen kan basıncı okumasının belirli bir bölümüne odaklandılar. Bu, kan basıncı ölçümündeki en üst sayıdır ve kalp attığında kanın atardamarlara ne kadar basınç uyguladığını gösterir. Bu sayının 130’un üzerine çıkması ise çok yüksek kabul ediliyor ve kalp sorunları riskini artırıyor.

20 yıl takip edilen bazı katılımcılarda kalp hastalığı, felç, kalp yetmezliği ve tıbbi prosedürler gerektiren atardamar tıkanıklıkları gibi ciddi kalp sorunları gelişti. Diğerleri ne yazık ki kalple ilgili rahatsızlıklar nedeniyle hayatını kaybetti.

Araştırma, genç yaşlarda sistolik kan basıncında küçük artışların bile, yaşamın ilerleyen dönemlerinde kalp sorunları riskinin yüzde 15 daha yüksek olmasıyla bağlantılı olduğunu ortaya koydu.

Çoğu doktor, tedaviye ihtiyaç olup olmadığına karar vermek için kan basıncı ortalamasının çok yüksek olup olmadığına odaklanıyor. Ancak bu araştırma, kan basıncındaki dalgalanmaların bile (zaman içinde ne kadar yükselip alçaldığı) aynı derecede önemli olabileceğini öne sürüyor.

Genç yaşlarda kan basıncı düzeylerine dikkat etmek, ileride ortaya çıkabilecek ciddi sorunların önlenmesine yardımcı olabilir.

Araştırmanın sonuçları, doktorların ve hastaların sadece ortalamayı değil, kan basıncındaki değişiklikleri de takip etmeleri gerektiğini gösteriyor.

Paylaşın

Kış Aylarının Vazgeçilmezi Hurma Yemek İçin Beş Neden

Trabzon hurması, cennet hurması ve cennet elması gibi isimlerle bilinen hurma, vitamin, mineral ve lif açısından oldukça zengindir, düzenli tüketildiğinde genel sağlık için oldukça faydalıdır. 

Haber Merkezi / Bağışıklık sistemini güçlendiren, sindirim sistemine fayda sağlayan ve kalp sağlığını destekleyen hurma, sağlıklı yaşam için ideal bir seçimdir.

İşte, beslenmenize hurma eklemek için 5 neden:

Zengin besin değeri: Hurma vitamin ve mineraller açısından oldukça zengindir. Hurma, özellikle C vitamini, A vitamini, potasyum ve lif içeriğiyle bağışıklık sistemini güçlendirir ve sağlıklı ciltler için faydalıdır.

Antioksidan özellikleri: Yüksek miktarda antioksidan içeren hurma, vücuttaki serbest radikalleri nötralize ederek hücreleri korur ve yaşlanma karşıtı bir etkiye sahiptir.

Sindirim sistemi: Lif açısından oldukça zengin olan hurma, sindirim sistemini destekler, kabızlığı ortadan kaldırır ve bağırsakların düzgün çalışmasına yardımcı olur.

Kalp sağlığını destekler: Hurma, içerdiği potasyum ve lif nedeniyle kalp sağlığını destekler, kan basıncını düzenler ve kalp hastalıkları riskini azaltır.

Düşük kalori ve yüksek tat: Düşük kalorili bir meyve olan hurma, tatlı isteğinizi gidermek için sağlıklı bir alternatiftir. Hurma, kolayca beslenme rutinine dahil edilebilir.

Paylaşın

Göz Ardı Etmemeniz Gereken Sekiz Depresyon Belirtisi

Depresyonun tek bir gelişme çizgisi yoktur ve durum kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Belirtiler, bir arkadaşla yürüyüşe çıkmak yerine evde kalıp televizyon izlemeyi seçmek gibi hafiften, duş almak için yataktan bile çıkmamak veya sürekli intihar düşünceleri gibi daha şiddetliye doğru kademeli olarak ilerleyebilir.

Haber Merkezi / Kendinizde veya sevdiğiniz birinde depresyon olup olmadığını anlamanıza yardımcı olacak, bazılarını şaşırtıcı bile bulabileceğiniz, görmezden gelmemeniz gereken sekiz depresyon belirtisini aşağıda bulabilirsiniz.

Uyuma Sorunu: Depresyon gün içinde enerjiyi tüketse de, kişi geceleri uyuyamayabilir, Öte yandan, depresyonu olan bazı kişiler ise yataktan çıkmakta zorluk çekebilir ve gün içinde uzun süre uyuyabilir.

Favori aktivitelere ilgi kaybı: Bazı kişiler kendilerini kötü hissettiklerinde keyif aldıkları hobilere yönelir, ancak majör depresyonu olan kişiler bunlardan kaçınma eğilimindedir.

Enerji artışı: İronik olarak, depresyondaki kişiler kendilerine zarar vermek gibi sert bir karar aldıklarında çok daha enerjik olabilirler. Bunun nedeni, bir karara varmış olmanın verdiği rahatlama hissidir.

İştahta değişiklik: Bazı kişiler depresif veya kaygılı olduklarında aşırı yemek yerler, ancak şiddetli depresyonu olan kişilerde genellikle bunun tersi geçerlidir.

Sinirli hissetmek veya sinirli görünmek: Birçok kişide depresyon sinirlilik, sabırsızlık veya kaygı ve endişe ile kendini gösterebilir. Kadınlar özellikle depresyonla birlikte kaygı belirtilerine eğilimlidir. Konsantrasyon güçlüğü de bununla ilişkili bir diğer belirtidir.

Suçluluk duygusu: Aşırı suçluluk veya değersizlik hissetmek de depresyonun bir belirtisi olabilir.

Açıklanamayan fiziksel belirtiler veya değişimler: Beden ve zihin birbirine bağlı olduğundan depresyon, fiziksel yollarla da kendini göstermeye başlayabilir. Örneğin, sürekli baş ağrıları, sindirim sorunları veya açıklanamayan ağrılar.

Kasvetli konularla meşgul olmak: Ciddi şekilde depresyonda olan bir kişinin ölüm ve diğer kasvetli konularla meşgul olabilir.

Paylaşın

Stres Vücudunuzu Nasıl Etkiler?

Eğer kendinizi stresli hissettiyseniz (kim hissetmemiştir ki?), stresin vücudunuzu olumsuz yönde etkileyebileceğini de biliyorsunuzdur: Baş ağrısı, kaslarda gerginlik, çarpıntı, iştah kapanması gibi…

Haber Merkezi / Stresin bu belirtileri, kronik stresin sinir ve dolaşım sisteminizden sindirim ve bağışıklık sisteminize kadar vücudunuzdaki her organ ve sistem üzerinde yaratabileceği daha derin etkilerin yalnızca sinyalleridir.

Stres iltihaplanmaya neden olur: Araştırmalar, kronik stresin vücutta artan iltihaplanma ile bağlantılı olduğunu göstermiştir. Stresin etkilerinden biri, kalp hastalığı, diyabet, multipl skleroz gibi otoimmün bozukluklar ve hatta ağrı dahil olmak üzere birçok hastalığın altında yatan iltihaplanmayı tetiklemesidir.

Kalbe zarar verebilir: Kronik stres, enfeksiyon geçirdiğinizde vücudun savunma sisteminin bir parçası olan proinflamatuar sitokinlerdeki artışıyla bağlantılı görünüyor. Bir araştırmaya göre, bu sitokinler streste olduğu gibi kronik olarak aktive olduğunda kalbe zarar verebilirler.

Stres sindirim sisteminizi etkiler: Gastrointestinal sistem sinir uçları ve bağışıklık hücreleriyle doludur ve bunların hepsi stres hormonlarından etkilenir. Sonuç olarak, stres asit reflüsüne neden olabilir ve ayrıca irritabl bağırsak sendromu ve inflamatuar bağırsak hastalığı semptomlarını şiddetlendirebilir.

Stres bağışıklık sisteminizle dalga geçer: Birçok araştırma, stresin bağışıklığı düşürdüğünü göstermiştir. Otoimmün bozuklukları olan hastalar, genellikle stresli olaylar sırasında veya sonrasında alevlenmeler yaşadıklarını veya durumlarının özellikle stresli bir olaydan sonra başladığını söylüyorlar.

Stres beyninizi bulandırabilir: Kronik stres altında olan kişilerde gerçek yapısal, işlevsel ve bağlantıyla ilgili beyin değişiklikleri görülür. Bunların hepsi bilişi ve dikkati etkileyebilir, bu yüzden stresli olduğunuzda odaklanmayı veya yeni şeyler öğrenmeyi zor bulabilirsiniz.

Stres, tüm vücudunuzun berbat hissetmesine neden olabilir: Stres, bizi ağrıya karşı daha hassas hale getirir ve ayrıca kas gerginliğinden dolayı ağrıya neden olabilir.

Ayrıca stres altındakiler daha az uyumaya yatkındırlar, bu da durumu daha da kötüleştirir. Uyku, her hastalığı önlemeye yardımcı olmak açısından çok önemlidir. Uyku, bağışıklık sistemini yeniden başlatmaya yardımcı olur ve depresyonu, sinirliliği ve bitkinliği önler.

Stresten kanser olmak veya stresten ölmek mümkün mü?

Stresi doğrudan belirli bir hastalığa bağlamak zor olsa da, stresin ciddi hastalıklara katkıda bulunduğunu biliyoruz.

Kanserlerin yüzde kırkı yaşam tarzındaki değişikliklerle önlenebilir. Stres sigara ve alkol içmenizi, obeziteye yol açacak şekilde yemek yemenizi daha olası hale getirdiğinden, stres ile hastalık arasında bir bağlantı olduğunu söylemek doğru olur.

Belki de kalp krizlerinin çoğunun haftanın en stresli günü olan pazartesi günü gerçekleşmesi tesadüf değildir.

Paylaşın

Baharatlı Yiyecekler Sağlığı Nasıl Etkiler?

Dünyanın birçok mutfağında olduğu gibi bizim mutfağımızda da baharatlı yiyecekler öne çıkmakta. Peki, baharatlı yiyecekler sağlığımızı olumlu veya olumsuz nasıl etkiler?

Haber Merkezi / British Journal of Nutrition’da baharatlardan acı biberin sağlık üzerindeki etkilerine ilişkin yeni bir araştırma yayınlandı. Araştırmada, acı biberli yiyecek yeme sıklığının sağlık üzerinde farklı etkileri olabileceği belirtildi.

Çinli bilim insanlarının 50 binden fazla yetişkin üzerinde yaptığı araştırmada, haftada en az bir kez acı biberli yiyecek yiyen kişilerin, acı biberli yiyecek yemeyenlere kıyasla felç riskinin yüzde 13 arttığı tespit edildi.

Araştırmada ayrıca, haftada üç veya daha fazla kez acı biberli yiyecek yiyenlerin atardamar tıkanması veya daralması olasılığının yüzde 20 daha az olduğu görüldü.

Araştırma, obez bireylerin acı biberli yiyecekleri daha sık yemesinin daha fazla fayda sağladığını da ortaya koydu.

Bilim insanlarına göre, acı biberli yiyeceklerin faydaları asıl olarak acı biberde bulunan ve kapsaisin adı verilen bir maddenin etkisinden kaynaklanmaktadır.

Kapsaisin, metabolizma hızını yüzde 8 oranında hızlandırarak obezitenin önlenmesinde önemli rol oynuyor.

Kapsaisin ayrıca, boğaz kaslarını uyararak disfajiyi (yiyecekleri yutma güçlüğü) hafiflettiği, iltihabı azalttığı ve kanın pıhtılaşmasını önlediği de bilinmektedir.

2020 yılında ABD’de yapılan bir araştırma, düzenli olarak acı biberli yiyecekler yiyen kişilerin kalp hastalığından ölme riskinin yüzde 26 daha düşük olduğunu ortaya koymuştur.

Biberli yiyecekler faydalı olabilir ancak diğer her şey gibi bu da ölçülü ve makul miktarlarda tüketilmelidir. Çok fazla acı biberli yiyecek yemenin hafıza kaybı ve Alzheimer hastalığı riskini arttırdığı tespit edilmiştir.

Ayrıca aşırı kapsaisin tüketimi mide duvarını tahriş ederek mide kanseri riskini yüzde 50 artırdığı bilinmektedir.

Paylaşın