Kronik Ağrı, Hafıza Kaybına Neden Olabilir Mi?

Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 30’u kronik ağrı çekiyor. Dahası, bunların yaklaşık üçte ikisi de hafıza kaybı yaşıyor. Bunun nedeni, ağrı ve hafızanın birbirini karşılıklı olarak etkileyebilen sinirleri paylaşmasıdır.

Haber Merkezi / İnsanlar, ağrıyı yorumlamak ve yanıt vermek için öğrenme, geçmiş deneyimler ve karar verme gibi bir dizi bilişsel sürece güvenir. Bu nedenle, ağrının biliş üzerindeki etkilerini, özellikle de hafıza üzerindeki etkisini anlamak, bu sorunu yaşayan bireylerin semptomlarını iyileştirmek ve yaşam kalitelerini artırmak için temel bir ön koşuldur.

Hafıza için kritik öneme sahip bir beyin bölgesi olan hipokampüs, kronik ağrı yaşayan bireylerde sıklıkla etkilenir. Önceki araştırmalar, kronik nöropatik ağrının, mekansal hafızayı bozduğunu ve ayrıca hipokampüste yeni nöronların üretimini baskıladığını göstermiştir; bu, kronik ağrısı olan bazı bireylerde gözlemlenen hafıza eksikliklerini açıklayabilir.

Xuzhou Tıp Üniversitesi’nden bir grup bilim insanı, kronik ağrı ve hafıza kaybı arasındaki bağlantıya ışık tutmaya yardımcı olabilecek fareler üzerinde yapılan bir araştırmanın sonuçlarını açıkladılar.

Bilim insanları, araştırmada, S1P/S1PR1 sinyal yolunun bu duyarlılığı etkileyen kritik bir faktör olduğunu belirlediler. Sfingozin 1-fosfat reseptörü 1’in kısaltması olan S1PR1, S1P adı verilen bir sinyal molekülü için bir transmembran reseptör proteinidir.

Beyninizi, anıları oluşturmak ve depolamak için sürekli olarak yeniden yapılandırılan karmaşık bir sinaptik bağlantı ağı üzerinden iletişim kuran bir hücre havuzu olarak hayal edin. Dendritik dikenler adı verilen yapılar, bu bağlantıların oluşumunda önemli bir role sahiptir.

Bilim insanları, bazı deneklerde kronik ağrının, dendritik dikenlerin içinde bulunan aktin sitoskeletonunun korunması için çok önemli olan reseptör S1PR1 seviyelerinde bir azalmaya neden olduğunu ortaya koydu. Bu durumda, hücreler arasındaki sinaptik bağlantılar zayıflar ve beynin önemli bilgileri hatırlama özelliği bozulur.

Araştırmanın sonuçları, S1PR1’in kronik ağrıyla ilişkili hafıza kaybını önlemek için umut verici bir terapötik hedef olabileceğini göstermektedir.

Bu bulgular ümit verici olsa da, hala birçok soru var. Örneğin, S1PR1 sinyallemesi burada incelenenlerin ötesinde başka hafıza türlerini etkileyebilir mi? Bu, ağrı ve bilişsel işlev bozukluğu içeren diğer nörolojik durumlarda da geçerli olabilir mi?

Paylaşın

Tükenmişlik Sendromu İle Nasıl Başa Çıkılır?

Masanızda oturmuş, uzun ve yorucu bir iş gününe daha başlamaya hazırlanıyorsunuz. Ancak biriken işleri kontrol altına almak için kendinizi bir türlü motive edemiyorsunuz.

Haber Merkezi / Bir şeylerin yanlış olduğunu biliyorsunuz ama tam olarak ne olduğunu bilmiyorsunuz. Uzun süre aşırı oranda strese maruz kalmak bitkin düşmenize veya “tükenmiş” hissetmenize neden olabilir.

Tükenmişlik durumu, bunalmış, endişeli, hayal kırıklığına uğramış veya yorgun hissetmenin ötesine geçebilir. Kas gerginliği, baş ağrısı veya sindirim sorunları gibi fiziksel etkiler bile yaşayabilirsiniz.

Tükenmişliğin en yaygın belirtilerinden bazıları:

Fiziksel veya duygusal yorgunluk
Hayal kırıklığı, sabırsızlık ve sinirlilik
Odaklanma ve konsantre olmada zorluk
Çalışma motivasyonu kaybı
Önemli olan şeylere karşı umutsuzluk veya anlamsızlık hissi
Gerçeklikten kaçma arzusu
İzole olma isteği
İlişkilerde zorluk
Uyku sorunu
Hastalığa karşı artan duyarlılık
Başa çıkmak için yiyecek, uyuşturucu veya alkol kullanımı

Tükenmişliğin en yaygın nedenlerinden bazıları:

Ağır iş yükü
Uzun çalışma saatleri
İş kaynaklı görevlerde son tarihler üzerinde asgari kontrol
İş beklentileri konusunda netlik eksikliği
Sıkıcı ve/veya monoton çalışma düzeni
Yüksek baskı altında performans göstermek zorunda kalmak
İşlevsiz ortamlara ve/veya insanlara maruz kalma

Örneğin, tükenmişlik şunlardan kaynaklanabilir:

Aşırı başarılı veya işkolik olmak
İnsanları memnun etmek (ya da her şeye “evet” demek)
Mükemmeliyetçi olmak
Karamsar veya alaycı olmak
Arkadaşlar, aile veya meslektaşlarla yakın, destekleyici ilişkilerin eksikliği

Tükenmişlikle nasıl başa çıkılır?

Endişeleriniz hakkında aileniz, arkadaşlarınız, meslektaşlarınız veya bir terapistle konuşarak sorunla başa çıkma stratejileri keşfedin. Birisi sizi dinlemek için müsait olmadığında, düşüncelerinizi ve hislerinizi ifade etmenize yardımcı olması için kendi kendinize konuşmayı veya günlük tutmayı deneyin.

Zihninizin ve vücudunuzun düzgün bir şekilde işlemesi için yeterince uyuyun. Ayrıca yatma ve uyanma saatine uyduğunuzdan, uyku ortamınızı optimize ettiğinizden ve yatmadan önce gevşemek için sağlıklı bir rutin oluşturduğunuzdan emin olun.

Gün boyunca ruh halinizi ve enerji seviyenizi yüksek tutmaya yardımcı olmak için besin açısından zengin yiyecekler tüketin. Örneğin, B12 vitamini, ruh halinizi düzenlemeye yardımcı olan bir kimyasal olan serotoninin metabolize edilmesinde önemli bir rol oynar.

Kaygıyı, depresyonu ve olumsuz ruh hallerini azaltmaya yardımcı olmak için düzenli egzersiz yapın. Egzersiz ayrıca öz saygıyı ve düşünme, öğrenme ve yargılama gibi bilişsel işlevleri  de artırabilir.

Gerektiğinde diğerlerinin isteklerine “hayır” diyebilmenizi sağlayan sınırlar belirleyin. Sağlıklı sınırlar, zamanınızı ve enerjinizi daha iyi yönetmeniz için önemlidir.

Her şeyi tek başınıza yapmak zorunda kalmamak için çevrenizden destek alın. Yardım isteyerek iş yükünüzü ve ilişkilerinizi yönetmenize yardımcı olabilirsiniz.

Profesyonel ve kişisel hayatınız sıkıntılıysa, tükenmişliğinizin kökenine inebilmeniz ve uygun bir eylem planı geliştirmek için birlikte çalışabilmeniz için bir terapistle görüşmeyi düşünün.

Tükenmişlikle mücadele etmek, hayatın zorluklarıyla başa çıkamayacağınız anlamına gelmez; sadece daha sağlıklı bir denge bulmanıza yardımcı olacak yeni bir stratejiye ihtiyacınız olduğu anlamına gelir.

Paylaşın

Olumsuzlama Nedir Ve Nasıl Başa Çıkılır?

“Olumsuzlama (Negging)”, birinin güvenini sarsmak için dolaylı bir iltifat (övgü olarak yapılan bir hakaret) yapmayı içeren bir duygusal manipülasyon biçimi olarak tanımlanabilir.

Haber Merkezi / “Olumsuzlama” genellikle kontrolü ele geçirmek veya bir kişinin var olan durumu onaylamasını sağlamak için kullanılır.

Olumsuzlama, bir tür gaslighting midir?

Olumsuzlama ve gaslighting, ikisi de duygusal taciz biçimleridir, ancak aynı şey değildirler. Olumsuzlama, birinin güvenini manipüle etmek için iltifat kisvesi altında yapılan ince hakaretleri içerir.

Gaslighting, manipülatörün kurbanın kendi gerçekliğinden, hafızasından veya algılarından şüphe etmesini sağladığı ciddi bir psikolojik taciz biçimidir.

Olumsuzlama örnekleri: 

İkiyüzlü iltifatlar: Yaşına göre harika görünüyorsun.
Şaka kılığına girmiş hakaretler: Senin gibi birinin bu göndermeyi anlayacağını beklemiyordum.
İnce aşağılamalar: Bir kız için oldukça zekisin.
Karşılaştırmalar: Bu konuda neredeyse eski sevgilim kadar iyisin.
Gizli eleştiri: Bu çok özgün bir saç modeli, gerçekten dikkat çekiyor.

Şaşırmış gibi yaparak: Vay canına, bu kadar sofistike bir şeye ilgi duyacağını düşünmemiştim.
Başarılarınızı küçümsemek: Çok zorlayıcı olmasa da iyi bir iş çıkardın.
Zevkinizi sorgulamak: İlginç bir kıyafet seçimi, bunu giymeye cesaret edemezdim.
Yeteneklerinden şüphe etmek: Bunu tek başına başarabilmene şaşırdım.
İlgi alanlarınızı en aza indirmek: Bu küçük hobiye sahip olmanız çok hoş.

Olumsuzlama ve şaka: Olumsuzlama ile şaka arasındaki farkı nasıl ayırt edeceğinizi merak ediyor olabilirsiniz. Temel fark niyette ve duygusal etkide yatar. Şaka karşılıklıyken, olumsuzlama tek taraflıdır ve gizli bir amacı vardır.

Olumsuzlamanın arkasındaki psikoloji: Olumsuzlama, ilişkilerde muhtemelen güç dinamiklerine dayanan bir kırmızı bayraktır. Bir kişi, kendi statüsünü yükseltirken diğer kişinin öz saygısını düşürerek bir dengesizlik yaratmaya çalışır.

Olumsuzlama sağlığı nasıl etkiler?

Olumsuzlama, hem zihin hem de beden üzerinde derin etkilere neden olabilir. Olumsuzlamanın etkileri henüz özel olarak incelenmemiş olsa da, araştırmacılar olumsuzlamanın uzun vadeli sağlık sonuçları olabileceğini ortaya koymuştur. Bunlar:

Değersizlik duygusu,
Kendine güvensizlik,
Bunalmış hissetmek,
Kaygı ve depresyon,
Sosyal izolasyon ve yalnızlık duygusu.

Birinin sizi olumsuzladığını nasıl anlarsınız?

Birinin sizi olumsuzladığını düşünüyorsanız ama emin değilseniz, bunu tespit etmenize yardımcı olacak bazı ipuçları vardır:

Birisiyle konuştuktan sonra sık sık küçümsenmiş, kafası karışmış veya özgüvensiz hissediyorsanız, olumsuzlama taktikleri kullanıyor olabilir.

Birisi, tekrar ve tekrar özgüveninizi veya özsaygınızı zedeleyecek ifadeler kullanıyorsa, bu bir kırmızı bayraktır.

Konuştuğunuz kişinin yorumları yapıcı mı ve sizin gelişmenize yardımcı olmayı mı amaçlıyor yoksa sadece kendinizi kötü hissetmenize mi hizmet ediyor?

Yine konuştuğunuz kişi eğer sık ​​sık kendinizden şüphe etmenize neden oluyorsa ve aynı zamanda onayınızı arıyorsa, bu tutarsızlık olumsuzlamanın bir işareti olabilir.

Eğer birinin sizi olumsuzlayıp olumsuzlamadığından hala emin değilseniz, duruma dair bakış açısı kazanmak için güvendiğiniz bir arkadaşınızla veya konunun uzmanıyla konuşmayı düşünün.

Olumsuzlamaya nasıl yanıt verilir?

Soğukkanlılığınızı koruyun ve duygusal tepki vermekten kaçının. Bu, kişinin istediği tepkiyi almasını engeller.

Yorumu nazikçe ama kararlı bir şekilde ele alın. Örneğin, “Bu yorum inciticiydi. Bunu neden söyledin?”

Yorumların kabul edilemez olduğunu ve hoş görülmeyeceğini açıkça belirtin. Örneğin, şunu söyleyebilirsiniz: “Bu tür yorumları takdir etmiyorum. Lütfen durun.”

Olumsuzlama devam ederse, uzaklaştırmaktan başka seçeneğiniz olmayabilir. Bazı durumlarda, kişiyle teması kesmek zihinsel ve duygusal sağlığınızı koruyabilir.

Kişiyi hayatınızdan çıkarmak mümkün değilse (örneğin bir iş arkadaşınız veya aile üyeniz varsa) veya durumla tek başınıza başa çıkmakta zorlanıyorsanız, konunun uzmanından yardım almayı düşünün.

Paylaşın

Papatya Çayı Uykuyu Nasıl Etkiler?

Uyumakta zorluk çekiyorsanız ve daha dinlenmiş bir şekilde uyanmak istiyorsanız, uyku kalitenizi artırmanıza yardımcı olabilecek bazı yiyecek ve içecekler bulunmaktadır.

Haber Merkezi / Beslenme uzmanları, rahatlatan, stresi azaltan ve daha iyi uyku sağlayan çeşitli doğal seçenekler önermektedirler.

Papatya çayı da, rahatlatıcı özellikleriyle bilinen popüler bir seçenektir. Papatya çayı kaygıyı azaltabilir, bedeni ve zihni rahatlatabilir ve uykuya dalmayı kolaylaştırabilir.

Papatya çayı ayrıca, stresi azaltmaya yardımcı olan ve daha iyi uykuya katkıda bulunan sakinleştirici etki sağlayabilen antioksidanlar içerir.

Papatya çayı dışında ceviz ve muz da uyku kalitesini artırmaya yardımcı olabilir.

Ceviz, uyku döngüsünü düzenleyen bir hormon olan melatonin içeriğinin yüksek olması nedeniyle son derece faydalıdır. Yatmadan önce küçük bir avuç ceviz yemek, uykunun doğal dengesini destekleyebilir, daha hızlı uykuya dalmanıza ve daha derin uyumanıza yardımcı olabilir.

Muz, kasları gevşeten ve vücuttaki gerginliği azaltan mineraller olan potasyum ve magnezyum bakımından zengin olduğu için bir başka seçenektir. Muz ayrıca, uyku kalitesinde önemli rol oynayan bir hormon olan, serotonin ve melatonin üretimini uyaran, triptofan içerirler.

Bu gıdaları tüketmek, uykunuzun kalitesini önemli ölçüde artırabilir, yeni bir güne tazelenmiş ve dinlenmiş uyanmanıza yardımcı olabilir.

Paylaşın

Kışın Formda Kalmak İçin Evde Yapabileceğiniz Beş Egzersiz

Kışın, soğuk hava nedeniyle açık havada egzersiz yapmak zor olabilir, bu nedenle evde egzersiz yapmayı tercih edebilirsiniz. Evde yapacağınız egzersiz de açık hava da yapacağınız egzersiz kadar faydalı olabilir.

Haber Merkezi / İşte kışın formda ve sağlıklı kalmak için evde yapabileceğiniz bazı egzersizler.

Bisikleti sürmek: Kapalı alanda bisiklet sürmek, kalori yakmanıza, kaslarınızı güçlendirmenize ve kalp sağlığınızı korumanıza yardımcı olabilecek düşük etkili bir egzersizdir.

Yürüyüş yapmak: Kapalı alanda yürüyüş yapmak, kışın evde yapabileceğiniz bir diğer etkili egzersizdir. Evin belirli bir yerinde veya evin etrafında yürüyebilirsiniz. Ayrıca koşu bandı da kullanabilirsiniz.

Ağırlık egzersizleri: Ağırlık egzersizleri, evde çok kolay bir şekilde yapabileceğiniz egzersizlerdendir. Şınav, squat, lunge ve leg raise gibi egzersizler yapabilirsiniz. Ağırlık egzersizleri, kardiyovasküler sağlığınızı iyileştirmeye, esnekliğinizi ve gücünüzü artırmaya yardımcı olabilir.

Yoga: Yoga, birçok faydası olduğu bilinen düşük etkili bir egzersizdir. Yoga, yalnızca fiziksel sağlığınızı değil aynı zamanda zihinsel sağlığınızı da iyileştirmeye yardımcı olur.

Dans: Zumba, hip-hop veya herhangi hareketli bir dans stilini egzersiz olarak yapabilirsiniz. Bu danslar, kalp sağlığını iyileştirmeye, kalori yakmaya ve ayrıca zihinsel sağlığınızı da iyileştirmeye yardımcı olabilecek egzersizlerdir.

Paylaşın

Demans Tanısı Konmuş Kişiler Ne Kadar Daha Yaşar?

Dünya genelinde milyonlarca kişiyi etkileyen demansın (bunama) yaşam beklentisini önemli ölçüde etkilediği bilinmektedir. Demans tanısı konulan kişiler için hayatta kalma tahminleri sıklıkla değişmektedir.

Haber Merkezi / Yeni yayınlanan bir araştırma, “Demans tanısı konmuş kişiler ne kadar daha yaşar?” sorusuna cevap arıyor.

Hollandalı bilim insanları, 1984 ile 2024 yılları arasında gerçekleştirilen ve ortalama 79 yaşında olan çoğu kadın 5 milyondan fazla demans hastasının yer aldığı 261 çalışmayı yeniden inceledi.

Araştırmanın sonuçları, demans teşhisi konulduktan sonraki yaşam beklentisinin büyük ölçüde yaşa ve cinsiyete bağlı olduğunu ortaya koyuyor.

60 yaşında demans teşhisi konulan kadınlar, yaklaşık 9 yıl yaşarken, 85 yaşında demans teşhisi konulan kadınlar ise 4,5 yıl daha yaşıyor. 60 yaşında demans teşhisi konulan erkekler, yaklaşık 6,5 yıl yaşarken, 85 yaşında demans teşhisi konulan erkekler 2 yıldan biraz daha fazla yaşıyor.

Ayrıca, en yaygın demans türü olan Alzheimer teşhisi konulan kişilerin ortalama hayatta kalma süresi, diğer demans türleri teşhisi konulanlardan 1,4 yıl daha uzundu.

Araştırmayı yapan bilim insanları, demans hastalığı hakkında önemli öngörüler sunan araştırmaya ilişkin birkaç sınırlamaya dikkat çekiyor: Sosyoekonomik statü, hastalığın şiddeti, önceden var olan durumlar ve diğer faktörlerdeki farklılıklar.

Demans (bunama) Nedir?

Demans tek bir hastalık ismi olmayıp, bellek ve benzeri zihinsel yeteneklerin bozukluğu ile tarif edilebilecek bir bulgudur.

Demans; hafıza ve düşünme yeteneği, dikkat ve karar alma, dil ve konuşma merkezindeki bozulmalarla kendini gösterebilir. Bu hastalıkların hepsi beyinde bir takım değişikliklere neden olarak hastalıklara ait özgü bulguları ortaya çıkarır.

Demans ile seyreden bazı hastalıklar kesin tedavisi olmayan ve bir daha eski hale dönmeyi imkansız kılan hastalıklar iken (Alzheimer gibi), bazıları tedavi ile düzelebilen hastalıklardır (Tiroid hastalıkları, vitamin eksikliği gibi).

Paylaşın

Beyin Çürümesi Nedir Ve Nasıl Önlenebilir?

Beyin çürümesi terimi, aşırı ekran süresinden kaynaklanan zihinsel bulanıklık, uyuşukluk, dikkat süresinin azalması ve bilişsel gerileme durumu olarak tanımlanır.

Haber Merkezi / Beyin çürümesi diğer bilişsel gerileme biçimlerinden farklıdır. Yaşa bağlı bilişsel gerileme, yaşlandıkça belirli bilişsel işlevlerin yavaşladığı doğal bir süreçtir. Bu tür bilişsel gerilemeler genellikle tıbbi müdahale gerektirir ve tamamen geri döndürülemez.

Öte yandan beyin çürümesi davranışsal ve yaşam tarzı kaynaklıdır, bu durum bilinçli çabayla tersine çevrilebilir.

Beyin çürümesi nasıl önlenir?

Ekran süresini azaltın: Ekran sürenizi takip edin ve sınırlayın. 20 – 20 – 20 kuralını izleyin, her 20 dakikada bir 20 saniye sizden 20 metre uzaktaki bir şeye bakın.

İçeriklere dikkat edin: Yalnızca size ilham veren veya zihninizi harekete geçiren değerli, olumlu, bilgilendirici içerikler sağlayan kişileri veya sayfaları takip edin.

Zihinsel aktiviteleri tercih edin: Can sıkıntısıyla mücadele ediyorsanız, bulmaca, sudoku veya problem çözme ve eleştirel düşünme gerektiren uyarıcı aktiviteleri tercih edin.

Düzenli fiziksel egzersiz yapın: Her gün 20 – 30 dakika orta düzeyde egzersiz yapmayı hedefleyin. Yürüme, koşma, bisiklete binme veya yüzme gibi…

Dengeli beslenmeye özen gösterin: Beslenmenize bol miktarda meyve, sebze, tam tahıllar ve yağsız proteinler ekleyin (elbette atıştırmalıklarla birlikte).

Antioksidanlar, sağlıklı yağlar ve vitaminler açısından zengin besinler, beyin sağlığını desteklemede özellikle faydalı olabilir. Ayrıca su, şekersiz çay ve elektrolitler gibi içeceklerle de susuzluğunuzu gidermeyi unutmayın.

Farkındalık: Her gün birkaç dakikanızı nefesinize odaklanarak geçirin. Derin nefes almak zihninizi sakinleştirebilir ve stresinizi azaltabilir.

Medyayı bilinçli bir şekilde tüketin: Her gün sosyal medyada ne kadar zaman geçireceğinize karar vererek sınırlar koyun ve bunu uygulayın.

Zihinsel yorgunluğu azaltmak için molalar verin: Zihinsel yorgunluk oldukça gerçektir, çevrimiçi alışkanlıklarınız, iş ve sosyal hayatınız ile dengeli olmalıdır. Zihinsel yorgunluğunuzu azaltmak için kısa molalar verin.

İhtiyacınız varsa destek alın: Sağlık uzmanları, beyin çürümesine neden olabilecek temel sorunları ele almanıza yardımcı olabilirler.

Paylaşın

Yalnızlık, Kalp Krizi, Felç Ve Diyabet Riskini Artırabilir

Yakın zamanda yapılan bir araştırma, sosyal izolasyonun ve yalnızlığın, kalp krizi, felç ve tip 2 diyabet gibi hastalıklar riskini artırabileceğini ortaya koydu.

Haber Merkezi / Profesör Barbara Sahakian, her yaş grubunda giderek daha fazla dile getirilen yalnızlık ve sosyal izolasyon sorununun acilen ele alınması gerektiğini vurguladı.

Sosyal izolasyon, yalnız yaşamak veya seyrek sosyal temas kurmak gibi nesnel faktörleri ifade ederken, yalnızlık öznel yalnız olma hissini ölçer.

İngiltere ve Çin’den araştırmacılar, 40 ila 69 yaş aralığındaki 42 binden fazla yetişkinden alınan kan örneklerindeki proteinleri analiz ederek sosyal ilişkiler ve sağlık arasındaki olası bağlantıları araştırdılar.

Nature Human Behaviour’da yayınlanan araştırmanın bulguları, sosyal izolasyonun ve yalnızlığın genel sağlık üzerindeki olumsuz etkilerine yönelik önemli fikirler veriyor.

Ancak araştırmadaki bağlantıların ardındaki biyolojik nedenler henüz netlik kazanmadı. Araştırma, kandaki proteinlerin bağlantıyı nasıl açıklayabileceğine ışık tutuyor.

Vücutta önemli roller oynayan proteinler, genlerin çeşitli durumlara nasıl yanıt verdiğini yansıtabilir ve genellikle hastalıkların belirteci olarak kullanılır.

Araştırma, sosyal izolasyonla bağlantılı 175 protein ve yalnızlıkla bağlantılı 26 protein buldu ve iki grup arasında önemli bir örtüşme vardı. Bu proteinlerin birçoğu, iltihaplanma, kalp krizi, diyabet, felç gibi rahatsızlıklarda rol oynuyorlar.

Cambridge Üniversitesi’nden Profesör Barbara Sahakian, her yaş grubunda giderek daha fazla dile getirilen yalnızlık ve izolasyon sorununun acilen ele alınması gerektiğini vurguladı.

Sahakian, “Dünya Sağlık Örgütü sosyal izolasyonu ve yalnızlığı küresel bir halk sağlığı endişesi olarak kabul etti. İnsanları ilişkide tutmanın yollarını bulmak, sağlıklarını korumak için hayati önem taşıyor” dedi.

Paylaşın

Yüksek Tansiyonu Düşürmeye Yardımcı Olabilecek İçecekler

Yüksek tansiyon olarak da bilinen hipertansiyonu yönetmek, kalp hastalığı ve felç gibi sağlık sorunları riskini azaltmak için oldukça önemlidir. Yüksek tansiyon veya hipertansiyon, dünya çapında milyonlarca kişiyi etkileyen yaygın bir sağlık sorunudur.

Haber Merkezi / Sağlıklı beslenmenin yanı sıra bazı içeceklerin de yüksek tansiyonu kontrol altında tutmaya yardımcı olduğu tespit edilmiş durumda. Yüksek tansiyonu yönetmek için bilimsel kanıtlarla da desteklenen en iyi içeceklerden bazılarını sizler için araştırdık.

Kalp sağlığı için en bilinen içeceklerden biri yeşil çaydır. Kan damarlarını gevşeten yeşil çay, kan akışını iyileştiren kateşinler adı verilen antioksidanlarla doludur.

Circulation dergisinde yayınlanan bir araştırma, düzenli bir şekilde yeşil çay tüketiminin hem sistolik (en üst sayı) hem de diyastolik (en alt sayı) kan basıncında bir azalmaya neden olduğunu ortaya koydu. Günde iki ila üç fincan yeşil çay, sağlıklı kan basıncı seviyesini desteklemenin basit ve keyifli bir yolu olabilir.

Pancar suyu, kan basıncını düşürücü etkileri nedeniyle ilgi gören bir diğer içecektir. Pancar, vücudun nitrik okside dönüştürdüğü nitratlar açısından zengindir. Nitrik oksit, kan damarlarının gevşemesine yardımcı olarak kanın daha kolay akmasını ve kan basıncının düşmesini sağlar.

Hypertension dergisinde yayınlanan bir araştırma da dahil olmak üzere yapılan araştırmalar, pancar suyunun kan basıncını önemli ölçüde düşürebileceğini göstermiştir.

Ebegümeci çayı, keskin bir tada ve parlak kırmızı bir renge sahip bitkisel bir içecektir. Bazı tansiyon ilaçlarına benzer şekilde ACE inhibitörleri gibi davranan doğal bileşikler içerir. Journal of Nutrition dergisinde yayınlanan bir araştırma, ebegümeci çayının sistolik kan basıncını önemli ölçüde azalttığını ortaya koydu.

Genellikle günde üç fincan ebegümeci çayı önerilir, ancak tansiyon ilacı kullanıyorsanız etkileşimlerden kaçınmak için doktorunuza danışmanız en iyisidir.

Az yağlı veya yağsız süt, düşünülmesi gereken bir diğer içecektir. Süt ürünleri, sağlıklı kan basıncını korumada önemli rol oynayan kalsiyum ve potasyumun iyi bir kaynağıdır. Kalsiyum kan damarlarının gevşemesine yardımcı olurken, potasyum ise kan basıncını yükseltebilen sodyumun etkilerini dengeler.

Araştırmalar, daha az yağlı süt ürünleri tüketen kişilerin daha düşük kan basıncına sahip olma eğiliminde olduğunu göstermektedir. Dengeli bir beslenmenin parçası olarak günde bir ila iki porsiyon az yağlı süt veya yoğurt tüketmeyi hedefleyin.

Meyve sularını sevenler için nar suyu harika bir seçimdir. Nar, özellikle polifenoller olmak üzere antioksidanlar açısından zengindir ve bu da kan damarı fonksiyonunu iyileştirmeye ve iltihabı azaltmaya yardımcı olur.

Plant Foods for Human Nutrition’da yayınlanan bir araştırma, hipertansiyonu olan katılımcılarda günlük bir bardak nar suyunun sistolik kan basıncını düşürdüğünü buldu.

Son olarak, su genellikle göz ardı edilir ancak kan basıncı yönetimi için en önemli içeceklerden biridir. Su, kalbin kanı daha verimli bir şekilde pompalamasına yardımcı olur ve kan damarlarını zorlayabilecek dehidratasyonu önler.

Su tek başına doğrudan kan basıncını düşürmese de kalp ve böbrek sağlığını destekler ve bu da suyu sağlıklı bir yaşam tarzının önemli bir parçası haline getirir.

Yeşil çay, pancar suyu, ebegümeci çayı, yağsız süt ve nar suyu gibi içecekleri tercih ederek ve bol su içerek yüksek tansiyonunuzu doğal yollarla kontrol altına alabilirsiniz. Bu içecekler, meyve, sebze, tam tahıllar ve yağsız proteinleri içeren daha geniş bir kalp sağlığı beslenmenin parçası olarak en iyi şekilde fayda verir.

Özellikle ilaç kullanıyorsanız, beslenmenizde önemli değişiklikler yapmadan önce daima doktorunuza danışın. Bu sağlıklı içeceklerin tadını çıkarmak gibi küçük günlük alışkanlıklar, kan basıncınızda ve genel sağlığınızda büyük iyileşmelere yol açabilir.

Paylaşın

Saç Derisi Enfeksiyonları: Nedenleri, Belirtileri Ve Tedavileri

Saç derisi enfeksiyonları, günlük hayatınızı ve öz saygınızı ciddi şekilde etkileyebilir. Bu enfeksiyonların tedavisi, yalnızca türlerini bilmeye değil, aynı zamanda tekrarlamalarını önlemeye de bağlı olabilir.

Haber Merkezi / Yağ bezleri ve saç kökleri açısından zengin olan saç derisi, bakımsız durumda olduğunda bakteriyel, fungal veya viral enfeksiyonları destekleyebilen özel bir yaşam alanı sunar. Zayıf bir bağışıklık sistemi, çevresel tahriş ediciler veya kötü hijyen, bu hoş olmayan enfeksiyonları edinme olasılığını daha da artırabilir.

Saç derisi enfeksiyonlarının nedenleri:

Mantar enfeksiyonları: Tinea capitise (saçlı deri mantarı) neden olan dermatofit mantarlar sıcak ve nemli ortamlarda gelişir. Mantar enfeksiyonları, enfekte kişilerle veya havlu, şapka, saç fırçası gibi kirli nesnelerle doğrudan temas yoluyla yayılır. Saçtaki keratini yiyen mantarlar nedeniyle saç dökülmesi, kaşıntı ve pullu lekeler gibi belirtiler ortaya çıkar.

Bakteriyel enfeksiyonlar: Yaygın bakteriler arasında Staphylococcus ve Streptococcus bulunur. Kötü hijyen veya önceden var olan cilt rahatsızlıkları, küçük kesikleri veya sıyrıkları daha da kötüleştirerek bakterilerin kafa derisine girmesine olanak tanıyabilir. Bu durum, tedavi edilmediği takdirde ciddi sonuçlara yol açabilen, ağrılı, irin dolu sivilcelere veya çıbanlara neden olabilir.

Viral enfeksiyonlar: Zona hastalığı ağrılı kabarcıklara ve geri dönüşü olmayan saç dökülmesine neden olabilir.

Çevresel ve kişisel faktörler: Saç bakım ürünlerinin aşırı kullanımı, düzensiz yıkama ve kirli suya maruz kalma enfeksiyon riskini artırır. Seboreik dermatit gibi cilt rahatsızlıkları olan kişiler, tahriş ve cilt bozulması nedeniyle ikincil enfeksiyonlara karşı daha hassastır.

Saç derisi enfeksiyonlarının türleri:

Mantar enfeksiyonları: Saçlı deride mantar hastalığı olarak da bilinen tinea capitis gibi rahatsızlıklar, sıcak ve nemli ortamlarda çoğalarak kaşıntılı, pullu bölgelere neden olur.

Bakteriyel enfeksiyonlar: Bunlar kafa derisinde ağrılı, şişkin, sızıntılı veya kabuklu noktalara yol açabilir.

Viral enfeksiyonlar: Zona (herpes zoster) gibi rahatsızlıklar, saç derisini etkileyerek ağrılı kabarcıklara ve geçici saç dökülmesine neden olabilir.

Saç derisi enfeksiyonlarının belirtileri:

Kafa derisinde kaşıntı
Kepekli veya pullu kafa derisi
Kırmızı lekeler
Ağrılı yaralar veya kabarcıklar
Saç dökülmesi veya incelmesi

Saç derisi enfeksiyonları nasıl tedavi edilir?

Tıbbi şampuanlar ve kremler: Bunlar genellikle mantar ve bakteri enfeksiyonlarını tedavi etmek için kullanılır. Kepek şampuanı ayrıca mantar enfeksiyonlarının daha hafif semptomlarını yönetmeye yardımcı olabilir.

Antibiyotikler veya antifungal ilaçlar: Bunlar daha ciddi vakalarda enfeksiyonun ortadan kaldırılmasına yardımcı olmak için gereklidir.

Işık tedavisi: Topikal tedavilere cevap vermeyen bazı cilt rahatsızlıkları için kullanılır.

Saç derisi enfeksiyonları hakkında sıkça sorulan sorular:

Saç derisinde mantar enfeksiyonundan sonra saç nasıl tekrar uzar?

Enfeksiyon sonrası saçların yeniden uzaması, saç derisini beslemeye ve saç köklerini canlandırmaya odaklanan tedavilerle desteklenebilir.

Saç derisi enfeksiyonları ne kadar sürer?

Saç derisi enfeksiyonunun kaynağı, tedavinin süresini belirler. Çoğu enfeksiyon, uygun tedaviye birkaç hafta içinde cevap verir.

Saç derimi nasıl normale döndürebilirim?

Saç derinizi normale döndürmek, ilaçlı ürünler ve saç derisi masajı gibi uzman terapileri içeren bir tedavi programını takip etmeyi gerektirir.

Saç derime her gün masaj yapabilir miyim?

Saç derisine düzenli masajlar kan akışını artırmaya ve kafa derisi durumunu desteklemeye yardımcı olabilir. Özellikle saç derisi sorunlarınız varsa, nazik saç derisi masajları oldukça faydalı olabilir.

Paylaşın