Kuru Üzümün Dokuz Şaşırtıcı Faydası

Kuru üzüm, zengin bir temel vitamin, mineral ve antioksidan kaynağı, besin açısından yoğun ve çok yönlü bir atıştırmalık olarak öne çıkar. Bu nedenle, kuru üzümü günlük beslenme rutininize dahil etmek genel sağlığınızı korumaya katkıda bulunabilir.

Haber Merkezi / İşte kuru üzümün dokuz şaşırtıcı faydası:

Hipertansiyonu kontrol edebilir: Hipertansiyon, yüksek tansiyon ve yüksek LDL veya kötü kolesterol nedeniyle oluşan metabolik bir hastalıktır. Araştırmalar, kuru üzüm tüketmenin kan basıncını kontrol altında tutmaya yardımcı olduğunu göstermektedir.

Bağırsak sağlığını destekler: Bir porsiyon kuru üzüm, hem çözünür hem de çözünmez olmak üzere 2 gram lif içerir. Beslenme lifi içeriği, düzenli bağırsak hareketlerine yardımcı olarak sindirim sağlığını destekler. Ayrıca, çözünür lifler, bağırsak bakterilerinin gelişmesi için istenen bir ortam sunarak bağırsak sağlığının korunmasına yardımcı olur.

Mükemmel antioksidan kaynağı: Kuru üzümlerin kuersetin, kateşinler ve flavonoidler gibi çok çeşitli faydalı antioksidanlar içerdiği bilinmektedir. Bu bileşikler, vücutta oksidatif stres, dejeneratif hastalıklar ve inflamasyona neden olan reaktif oksijen türlerini nötralize etmeye yardımcı olur.

Anemiyi önler: Kuru üzüm, kırmızı kan hücrelerinde hemoglobin oluşumu için önemli bir mineral olan demirin iyi bir kaynağıdır. Bu molekül, kırmızı kan hücrelerinin hücrelere oksijen taşıması için anahtardır. Bu nedenle, yeterli demir içeriği, normal metabolik işlevleri yerine getirmek için gerekli olan hücrelere oksijen transferini dolaylı olarak düzenler, böylece yorgunluğu ve anemi adı verilen bir demir eksikliği hastalığını önler.

Kemikleri güçlendirir: Araştırmalar, incir, hurma, kuru üzüm veya yaban mersini gibi tam gıdaları tükettikten sonra kemik kaybının geri kazanıldığını göstermiştir. Bunun nedeni, kuru üzümlerde kemik sağlığını destekleyen kalsiyum ve bor gibi minerallerin bulunmasıdır. Yeterli kalsiyum alımı, güçlü kemikleri korumak ve osteoporoz gibi durumları önlemek için önemlidir.

Kardiyovasküler sağlığı korur: Kuru üzüm, kan basıncını düzenlemede önemli rol oynayan bir mineral olan potasyum içerir.

Diş sağlığını iyileştirir: Kuru üzümlerde bulunan oleanolik asit ve diğer fitokimyasallar gibi bileşikler, etkili antimikrobiyal özellikler sunarak ağız bakterilerinin büyümesini baskılamaya yardımcı olabilir.

Kilo yönetimine yardımcı olur: Beslenmenize orta miktarda kuru üzüm eklemek, açlığı azaltarak ve temel besinleri sağlayarak kilo yönetimine yardımcı olabilir. Özellikle yüksek doğal şekerleri ayrıca hızlı bir şekilde enerji sağlar ve bu da onları kilo verme diyetinize uygun ve lezzetli bir katkı haline getirir

Egzersiz sonrası: Kuru üzümdeki glikoz ve fruktoz gibi doğal şeker, hızlı ve kolay sindirilebilir bir enerji kaynağı sağlar. Bu, kuru üzümü özellikle fiziksel aktiviteler sırasında veya egzersiz sonrası atıştırmalık olarak hızlı bir enerji artışı için ideal bir atıştırmalık yapar.

Paylaşın

Yüksek Tansiyon, Kemiklerin Zayıflamasına Nasıl Neden Olabilir?

Yüksek tansiyonun kalp hastalığı ve felç için bilinen bir risk faktörü olmasına rağmen, son araştırmalar başka bir potansiyel riski daha ortaya çıkardı: Kemik zayıflaması.

Haber Merkezi / Osteoporoz, kemiklerin kırılgan hale geldiği ve kırılma olasılığının daha yüksek olduğu bir durumdur ve genellikle yaşlılıkla ilişkilendirilir. Bilim insanları, hipertansiyonun da kemiklerin zayıflamasında rol oynayabileceğini ortaya koydular.

Bilim insanları, yüksek tansiyon ile kemik yoğunluğu kaybı arasındaki ilişkinin hipertansiyonun kan damarlarını nasıl etkilediğiyle ilgili olduğuna inanıyor.

Journal of Bone and Mineral Research dergisinde yayınlanan bir araştırmada, yüksek tansiyonu olan kişilerde özellikle kalça ve alt omurgada düşük kemik yoğunluğu ve osteoporoz riskinin daha yüksek olduğu bulunmuştur.

Bu bağlantının bir nedeni yüksek tansiyonun neden olduğu iltihaplanmadır. Tansiyon yüksek olduğunda, kan damarlarında küçük yaralanmalar oluşturur ve iltihaplanmaya yol açar. Bu iltihaplanma yalnızca kalbi ve kan damarlarını etkilemekle kalmaz, aynı zamanda kemiklere de ulaşır.

İltihaplanma, vücutta osteoblast adı verilen kemik oluşturan hücreleri ve osteoklast adı verilen kemik kıran hücreleri bozabilecek belirli kimyasallar salgılar. Bu dengesizlik, yeniden inşa edilenden daha fazla kemiğin parçalanmasına ve bunun sonucunda daha zayıf kemiklere yol açar.

Kaliforniya Üniversitesi’nden bilim insanları tarafından yürütülen başka bir araştırma, yüksek tansiyonun idrar yoluyla kalsiyum atılımını artırabileceğini bulunmuştur. Kalsiyum, güçlü kemikler oluşturmak ve korumak için gereklidir.

Kan basıncı yüksek olduğunda böbrekler çok fazla kalsiyumu filtreleyebilir ve kemik sağlığını desteklemek için kullanılabilecek kalsiyum miktarını azaltabilir. Zamanla, bu kalsiyum kaybı kemik yoğunluğunda azalmaya yol açabilir, kemikleri daha kırılgan ve kırılmaya yatkın hale getirebilir.

Bazı tansiyon ilaçları da kemik yoğunluğu üzerinde de etkili olabilir. Örneğin diüretikler, vücuttaki fazla tuzu ve suyu atarak tansiyonu düşürmeye yardımcı olur. Ancak, bu ilaçlar vücudun kalsiyum kaybetmesine de neden olabilirler.

Osteoporosis International dergisinde yayınlanan bir araştırmada, uzun süre belirli tipte diüretik kullanan kişilerin kemik yoğunluğunun, diğer tansiyon ilaçları kullanan kişilere kıyasla daha düşük olduğu bulunmuştur.

Ancak, tüm tansiyon ilaçları bu etkiye sahip değildir. Kan damarlarını gevşetmek için kullanılan kalsiyum kanal blokerleri, kemik yoğunluğunu etkilemiyor gibi görünüyor.

İlginçtir ki, yüksek tansiyon ve kemik kaybı da benzer risk faktörlerini paylaşır. Örneğin, tuz oranı yüksek bir beslenmenin tansiyonu yükselttiği bilinir, ancak bu beslenme modeli vücuttaki kalsiyum emilimini de azaltabilir.

Ayrıca, hareketsiz bir yaşam tarzı sürdüren veya yeterli egzersiz yapmayan kişilerde hem yüksek tansiyon hem de osteoporoz riski daha yüksektir. Bu, daha sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemenin her iki duruma karşı da aynı anda korunmaya yardımcı olabileceğini düşündürmektedir.

Hem yüksek tansiyon hem de kemik yoğunluğu kaybı riskini azaltmanın yolları var. Yürüme, ağırlık antrenmanı veya yoga gibi düzenli egzersizler kemikleri korumaya ve kan basıncını düşürmeye yardımcı olabilir.

The American Journal of Medicine dergisinde yayınlanan bir araştırma, haftada birkaç kez yapılan orta düzeyde egzersizin bile yaşlılarda hem kan basıncını hem de kemik yoğunluğunu iyileştirmeye yardımcı olduğunu göstermiştir.

Ayrıca kemik sağlığı için kalsiyum ve D vitamini açısından zengin bir beslenme düzenine sahip olmak, tuz alımını azaltmak da kan basıncını kontrol altında tutmaya yardımcı olabilir.

Sonuç olarak, araştırmalar yüksek tansiyonun kemik yoğunluğunda kayba ve osteoporoz riskinde artışa katkıda bulunabileceğini göstermiştir. Bu, iltihaplanma, kalsiyum kaybı ve bazı ilaçların etkileri yoluyla gerçekleşmektedir.

Sağlıklı bir yaşam tarzı benimseyerek hem kalbinizi hem de kemiklerinizi koruyabilirsiniz: Düzenli egzersiz, dengeli beslenme ve uygun kan basıncı yönetimi…

Paylaşın

Koku Kaybı Yaşlılarda Kalp Yetmezliğinin Habercisi Olabilir

Yeni yayınlanan bir araştırma, yaş ilerledikçe koku alma yeteneğinin kaybolmasının kalp yetmezliğine yol açabileceğini, hatta katkıda bulunabileceğini öne sürüyor.

Haber Merkezi / American Heart Association Dergisi’nde yayınlanan araştırma, koku alma duyusunun zayıf olmasının, yaşlanan yetişkinlerin sağlığını nasıl etkileyebileceği konusundaki mevcut bulgulara yenilerini ekliyor.

Araştırmanın başyazarı Michigan Eyalet Üniversitesi’nden Pro. Dr. Honglei Chen, koku kaybının parkinson hastalığı ve bunama gibi bazı beyin bozukluklarının habercisi olduğunun bilindiğini söyledi.

Koku alma duyusu zayıf olan yaşlı yetişkinlerdeki yüksek ölüm oranının yalnızca yüzde 22’sini beyin bozuklukları oluşturduğundan, Dr. Chen ve ekibi bu duyusal gerilemenin başka sağlık sorunlarıyla bağlantılı olup olmadığını araştırmak istedi.

Ekip, araştırmasında 2 bin 500’den fazla katılımcının verilerini analiz etti. Araştırma, yaşlanmayla ilgili durumlar, yaşam tarzı faktörleri ve fiziksel yeteneklerdeki değişiklikler arasındaki bağlantıları incelemeyi amaçladı.

Araştırmadaki tüm katılımcılar 70 ila 79 yaşları arasındaydı. Araştırma ekibi, 1999 veya 2000’de katılımcıların koku alma duyularını test etti ve sonra onları 12 yıla kadar takip etti. Araştırmacılar bu dönemde, kalp krizi, felç, göğüs ağrısı veya kalp sorunları nedeniyle meydana gelen ölümleri kaydetti.

Koku alma duyularını test etmek için katılımcılardan dört olası seçenekten oluşan bir listeden 12 farklı kokuyu tanımlamaları istendi. Her doğru cevap için 0 ila 12 arasında bir puan aldılar. 8 veya daha düşük bir puan zayıf koku alma duyusu olarak kabul edildi.

Araştırma, koku alma duyusu düşük olan katılımcıların normal koku alma duyusuna sahip olanlara kıyasla kalp yetmezliği geliştirme olasılığının yaklaşık yüzde 30 daha fazla olduğunu ortaya koydu. Ancak, kötü koku alma ile kalp hastalığı veya felç gibi diğer kalp sorunları arasında net bir bağlantı yoktu.

Dr. Honglei Chen, zayıf koku alma duyusunun kalp yetmezliğine doğrudan katkıda bulunup bulunmadığının hala belirsiz olduğunu söyledi.

Indiana Üniversitesi’nden Dr. Khadijah Breathett, araştırmaya ilişkin değerlendirmesinde, araştırmanın bir bağlantı gösterdiğini ancak neden – sonuç ilişkisi kurmadığını vurguladı.

Paylaşın

Osteoartrit Birçok Kronik Hastalığa Yol Açabilir

Osteoartrit, eklemleri etkileyen ve kemiklerin uçlarındaki koruyucu kıkırdakların aşınmasına neden olan bir rahatsızlıktır. Osteoartrit, ağrı, sertlik ve hareket kaybına neden olabilir.

Haber Merkezi / Yaş, yaralanmalar, genetik ve kadın olmak gibi faktörlerin osteoartrit geliştirme riskini artırdığı bilinmektedir.

Yeni bir araştırma, osteoartritin yalnızca eklemleri etkilemediğini, aynı zamanda diğer birçok uzun vadeli sağlık sorununun kısa sürede gelişme riskini de iki katına çıkarabileceğini ortaya koydu.

Araştırmacılar, bunu “multimorbidite”ye doğru bir ilerleme olarak tanımlıyorlar; bu durum birden fazla kronik sağlık sorununa sahip olmak anlamına geliyor.

Araştırmacılar, yaklaşık 1,4 milyon kişinin sağlık verilerini incelediler ve 2008 – 2009 yılları arasında osteoartrit teşhisi yeni konmuş 40 yaş üstü kişilere odaklandılar.

Bu grupta ortalama yaşı 66 olan 9 bin 846 kişi vardı ve bunların yüzde 58’i kadındı. Grup, osteoartriti olmayan aynı yaş ve cinsiyetteki 19 bin 692 kişiden oluşan başka bir grupla karşılaştırıldı.

Araştırmacılar bu kişileri 1998’den 2019’a kadar takip ederek, zaman içinde geliştirdikleri ek sağlık sorunlarının sayısını izlediler.

Çalışmada osteoartritin multimorbiditeye doğru ilerlemeyi hızlandırabileceği, kişilerde birden fazla sağlık sorununun dört farklı oranda geliştiği bulundu:

Hafif çoklu hastalık geç ilerleme (1. Sınıf): Bu bireyler çalışma süresi boyunca daha az ek sağlık sorunu geliştirdiler.

Hafif çoklu hastalık erken ilerleme (2. Sınıf): Bu grupta, 1. Sınıf’a göre daha hızlı bir şekilde birden fazla hastalık gelişti ancak genel olarak daha az ciddi sağlık sorunu yaşandı.

Orta derecede çoklu hastalık (3. Sınıf): Bu gruptaki katılımcılar rahatsızlıklarında orta düzeyde ilerleme yaşadılar.

Şiddetli çoklu hastalık (4. Sınıf) : Bu grup en hızlı ilerlemeyi gösterdi ve çalışmanın sonunda ortalama on civarında hastalıkla sonuçlandı.

Yaşlanma doğal olarak uzun vadeli rahatsızlıklara yol açarken, osteoartrit bu riski yaşın tek başına açıklayabileceğinden daha fazla artırıyor gibi görünmektedir.

Osteoartrit, düşük fiziksel aktivite seviyesi, yüksek kalorili beslenme ve kronik düşük dereceli inflamasyon gibi çeşitli faktörler yoluyla başka sağlık sorunlarına da yol açabilir.

Araştırma, bu faktörlerin osteoartritli kişilerde birden fazla ciddi hastalığın gelişme riskinin artmasına katkıda bulunabileceğini öne sürüyor.

Bunun gözlemsel bir çalışma olduğunu ve osteoartritin doğrudan diğer sağlık sorunlarına neden olduğunu kanıtlayamayacağını belirtmek önemlidir.

Ayrıca araştırma kronik rahatsızlıkların gelişimini etkilediği bilinen beslenme, egzersiz veya vücut ağırlığı gibi unsurlar da hesaba katılmadı.

Yine, osteoartritin diğer sağlık sorunlarına yol açabilecek bir zincirleme reaksiyonu nasıl tetikleyebileceği konusunda daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu vurguluyor.

Sonuç olarak, osteoartritin birden fazla uzun vadeli sağlık sorununun gelişiminde önemli bir rol oynadığı görülmektedir. Bu durumu yönetmek için adımlar atmak ve daha sağlıklı alışkanlıklar edinmek, gelecekte daha ciddi sağlık sorunlarıyla karşılaşma riskini azaltmaya yardımcı olabilir.

Paylaşın

Yüksek Sistolik Kan Basıncına Ne Sebep Olur?

Yüksek sistolik kan basıncı, genellikle yüksek tansiyon veya hipertansiyon olarak adlandırılır. Yüksek sistolik kan basıncı, kalp hastalığı ve felç gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen yaygın bir durumdur.

Haber Merkezi / Sistolik kan basıncı, kan basıncı okumasındaki en üst sayıdır ve kalbin atardamarlara kan pompalamak için kullandığı gücü gösterir. 130 mmHg veya daha yüksek bir sistolik okuma yüksek olarak kabul edilir.

Yüksek sistolik kan basıncının nedenleri nelerdir?

Yaşlanma: Yaşlandıkça, atardamarlar arterioskleroz adı verilen ve atardamarlarda plak birikmesini içeren bir rahatsızlık nedeniyle sertleşir ve daralır. Bu, yüksek sistolik kan basıncını yaşlılarda daha yaygın hale getirir.

Beslenme: Çok fazla tuz tüketmek yüksek tansiyonun başlıca nedenlerinden biridir. Tuz, vücuttaki sodyum ve potasyum dengesini bozarak su tutulmasına ve tansiyonun yükselmesine neden olur.

Aşırı kilo ve obezite: Fazla vücut ağırlığı taşımak kalbe daha fazla yük bindirir ve kan dolaşımını zorlaştırır. Bu ek yük kan damarlarına zarar vererek daha yüksek kan basıncına yol açabilir. Zamanla kalp kasları kalınlaşabilir ve atardamarlar daralarak yüksek sistolik basınca katkıda bulunabilir.

Fiziksel aktivite eksikliği: Düzenli egzersiz, kalp ve kan damarlarının sağlıklı kalmasına yardımcı olur. Yeterli fiziksel aktivite yapılmadığında, kilo alma ve zayıf kardiyovasküler koşulların oluşma olasılığı daha yüksektir, bunların ikisi de yüksek tansiyon riskini artırır.

Alkol ve sigara: Alkol alımı kan basıncını geçici olarak yükseltebilir ve uzun süreli ve yoğun alkol tüketimi kalıcı hipertansiyona yol açabilir. Öte yandan sigara tüketmekte, atardamarlarda plak oluşumunu teşvik ederek atardamarları daraltır ve kan basıncını artırır.

Genetik: Ebeveynlerde veya yakın akrabalarda hipertansiyon varsa, hipertansiyon gelişme olasılığı daha yüksektir.

Stres: Kronik stres, stres hormonlarının salınımı nedeniyle kan damarlarının daralmasına ve uzun vadede yüksek tansiyona yol açabilir.

Tıbbi durumlar: Böbrek hastalığı, diyabet, tiroid sorunları ve tümörler gibi bazı sağlık sorunları da yüksek tansiyona yol açabilir.

Yüksek sistolik kan basıncı nasıl yönetilir?

Beslenme: Tuz oranı düşük, dengeli bir beslenme esastır. Taze meyvelere, sebzelere, tam tahıllara ve yağsız proteinlere odaklanılmalı.

Kilo yönetimi: Az miktarda kilo vermek bile kan basıncını düşürmeye yardımcı olabilir. Beslenme ve düzenli egzersizle sağlıklı bir kiloyu korumak önemlidir.

Fiziksel aktivite: Haftanın çoğu günü en az 30 dakika orta düzeyde egzersiz yapmayı hedefleyin. Yürüme, bisiklete binme ve yüzme gibi aktiviteler kalp sağlığını iyileştirebilir ve kan basıncını düşürebilir.

Alkol tüketiminin azaltılması: Ölçülü içmek önemlidir. Erkekler için bu genellikle günde iki birim alkole kadar, kadınlar için ise günde bir bir birim anlamına gelir.

Sigaranın bırakılması: Sigarayı bırakmak kalp sağlığını iyileştirebilir ve yüksek tansiyon ve kalp hastalığı riskini önemli ölçüde azaltabilir.

Stres yönetimi: Meditasyon, derin nefes egzersizleri ve yoga gibi tekniklerle stresi yönetmek kan basıncını düşürmeye yardımcı olabilir.

Yüksek sistolik kan basıncı, yaş, yaşam tarzı seçimleri ve genetik gibi faktörlerin birleşiminden etkilenir. Daha iyi bir beslenme, düzenli egzersiz, alkol alımının azaltılması, sigaranın bırakılması ve stresi yönetmek gibi değişiklikler, yüksek kan basıncını önlemeye veya kontrol etmeye yardımcı olabilir.

Paylaşın

Parkinson’un Bilmeniz Gereken Erken Belirtileri

Parkinson hastalığı, temel olarak hareketi etkileyen bir sinir sistemi bozukluğudur. Parkinson hastalığının erken belirtilerini fark etmek oldukça zor olabilir ki, bu belirtiler kişiden kişiye de büyük farklılıklar gösterebilir.

Haber Merkezi / Belirtileri erken fark etmek, doğru bir tanı almak ve mümkün olan en kısa sürede tedaviye başlamak için önemlidir. İşte parkinson hastalığının bazı yaygın erken belirtiler:

Titreme: Parkinson hastalığının ilk ve en sık görülen belirtilerinden biri, vücudun bir bölümünde, özellikle ellerde veya parmaklarda görülen hafif titreme veya sarsılmadır.

Titreme, genellikle el hareketsizken meydana gelir ve başparmak ile işaret parmağı arasında hafif bir harekete benzeyebilir, buna “hap yuvarlama titremesi” denir.

Hareketlerde yavaşlık (bradikinezi): Bir diğer erken belirti, bradikinezi adı verilen fiziksel hareketlerin yavaşlamasıdır.

Kas sertliği: Parkinson hastalığının erken evrelerinde uzuvlarda veya gövdede sert kaslar yaygındır. Bu sertlik veya katılık hareketi sınırlayabilir ve hatta kaslarda ağrıya neden olabilir.

Parkinson hastalığı olan birçok kişi, başka birinin kolunu hareket ettirmeye çalıştığında hissedilebilen bu sertliği yaşar; kol sert bir şekilde hareket eder ve doğal olarak sallanmaz.

Duruş ve denge sorunları: Parkinson hastalığı olan kişilerde denge ve duruş sorunları da görülebilir; ancak bu sorunlar daha belirgin hale gelene kadar göz ardı edilebilir.

Hastalığın başlangıcında kişide hafif kambur bir duruş gelişebilir veya denge sorunları yaşanabilir, bu da hastalığın ilerlemesiyle düşme riskini artırır.

Otomatik hareketlerin kaybı: Parkinson, göz kırpma, gülümseme veya yürürken kolları doğal olarak sallama gibi otomatik hareketlerde azalmaya yol açabilir.

Konuşma ve el yazısında değişiklikler: Konuşma ve el yazısındaki değişiklikler de yaygın erken belirtilerdir.

Uyku sorunları ve diğer motor olmayan semptomlar: Uyku sorunları, daha belirgin motor semptomları ortaya çıkmadan yıllar önce ortaya çıkabilir. Bu sorunlar arasında huzursuz bacak sendromu veya bir kişinin uyurken rüyalarını canlandırdığı REM uyku davranış bozukluğu yer alabilir.

Koku alma duyusunu kaybetme, kabızlık veya depresyon veya anksiyete gibi ruh halindeki değişiklikler gibi motor olmayan semptomlar da parkinsonun erken belirtileri olabilir. Bu motor olmayan semptomlar, daha görünür belirtiler gelişmeden çok önce ortaya çıkabilir.

Erken tespit neden önemlidir?

Bu erken belirtileri tanımak önemlidir çünkü zamanında tanı almak hastalığın daha iyi yönetilmesini sağlar. Bir nörolog, semptomların parkinsondan kaynaklanıp kaynaklanmadığını doğrulamaya ve bir tedavi planı başlatmaya yardımcı olabilir.

Erken tedavi yalnızca semptomların yönetilmesine yardımcı olmakla kalmaz; aynı zamanda hastalığın ilerlemesini de yavaşlatabilir.

Paylaşın

Vücudunuzdan Toksinleri Atmak Mı İstiyorsunuz? Bu Detoks Suyunu Deneyin

Gün boyu tükettiğiniz gıdaların vücudunuzda bıraktığı toksinleri temizlemek için salatalık, limon ve nane ile hazırlanan bu detoks suyunu tercih edebilirsiniz.

Haber Merkezi / Salatalık, limon ve nane ile hazırlanan bu suyu sabah aç karnına içmek vücudu toksinlerden tamamen temizleyecektir.

Detoks suyu nasıl yapılır: Salatalık ve limonu dilimler halinde doğrayın, nanenin yapraklarını ayırın bir gece suda bekletin. Sabah uyandığınızda suyu süzüp aç karnına için.

Faydaları:

Sindirimi iyileştirir: Bu detoks suyu yavaş sindirim sürecini hızlandırır ve midenizi kolayca temizler.

Kilo vermeye yardımcı olur: Salatalık, limon ve nane ile hazırlanan bu su, metabolizmayı hızlandırır. Bu sayede vücut yağ ve kalorileri daha hızlı yakmaya başlar. Bu da kilo vermeyi kolaylaştırır.

Vücudun detoksifikasyonuna yardımcı olur: Bu detoks suyu içildiğinde vücutta bulunan kötü maddeler atılır. Bu, cildi iyileştirir ve sivilce ve akne sorununu da ortadan kaldırır.

Vücudu nemli tutar: Salatalık, limon ve nane ile hazırlanan bu su, gün boyu susuz kalmayı önler. Salatalık ve nane, midedeki ısıyı yatıştıran soğutucu maddeler olarak işlev görür. Limonun asidik özellikleri de sindirimi iyileştirir.

Antioksidan ve C vitamini açısından zengindir: Bu detoks suyu aynı zamanda bağışıklığı güçlendirir ve vücudu serbest radikallerden korur.

Paylaşın

Her Gün “1 Yumurta” Tüketerek Demans Riskini Önleyebilirsiniz

Yeni yayınlanan bir araştırma, her gün bir yumurta tüketenlerin “demans” geliştirme riskinin, haftalık veya aylık bir yumurta tüketenlere göre daha düşük olduğunu öne sürüyor.

Haber Merkezi / Nutrients dergisinde yayınlanan araştırmada, iki yıl boyunca Çin’deki 233 yetişkinin yeme alışkanlıklarına ilişkin veriler incelendi.

Sonuçlar, haftada bir yumurta tüketen kişilerde demans ve özellikle Alzheimer hastalığı olasılığının, günde bir yumurta tüketen kişilere göre 1,76 kat daha yüksek olduğunu gösterdi.

Bilim insanlarına göre; yumurta iyi bir kolin, folat, D vitamini, iyot, B vitaminleri ve yüksek kaliteli protein kaynağıdır.

Ayrıca, yumurtada bulunan doymamış yağ asitlerinin tamamı da demansa karşı koruyucu rol oynarlar.

Tam bir protein kaynağı olan yumurta, vücudun kendi başına üretemediği 9 temel amino asidin tamamını içerir.

Bilim insanları, daha önce yumurta sarısındaki yüksek kolesterol nedeniyle yumurtanın kalp sağlığına zararlı olabileceği konusunda uyarılarda bulunuyordu.

Bu düşünce zamanla büyük ölçüde değişti ve son zamanlarda yapılan araştırmalar, günde bir yumurta tüketmenin sağlık için önemli olduğunu ortaya koydu.

Paylaşın

Düz Bir Karın İçin 10 Etkili Meyve

Dengeli beslenmede önemli bir role sahip olan meyveler, genel sağlığı artırmaya da yardımcı olan temel besinlerle doludurlar. Peki meyvelerin kilo vermenize de yardımcı olabileceğini biliyor muydunuz?

Haber Merkezi / Uzmanlara göre, meyvelerde bulunan çeşitli enzimler kilo vermeye ve yağ yakmaya yardımcı olabiliyor.

Meyve yemenin doğru yolu: Meyve suyu içmenin kilo vermenize yardımcı olabileceğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Uzmanlara göre, yüksek lif içeriğinden dolayı meyvelerden maksimum faydayı alabilmek için doğrudan tüketmek çok önemli.

Üzümsü meyveler: Uzmanlara göre, kalori oranı düşük, antioksidan oranı yüksek yaban mersini, çilek ve ahududu gibi üzümsü meyveler, metabolizmayı hızlandırmaya ve göbek yağını azaltmaya yardımcı olabilir.

Greyfurt: Araştırmalara göre, greyfurt insülin seviyesini düşürerek kilo vermeye yardımcı olabilir.

Ananas: Ananasın sindirime yardımcı olan ve şişkinliği azaltan bromelain enzimini içerdiği bilinmektedir. Bu meyvenin yüksek lif ve su içeriğinin kilo vermeye yardımcı olabileceği ifade edilmekte.

Karpuz: Kalorisi düşük, su içeriği yüksek olan karpuz, kilo vermeye yardımcı olabilir.

Avokado: Kalori oranı yüksek olan avokado, kilo vermeye yardımcı olan sağlıklı yağlar ve lif açısından zengindir.

Kivi: Bu meyve sindirime, kan şekerinin düzenlenmesine ve kilo vermeye yardımcı olabilecek C vitamini ve lif bakımından oldukça zengindir.

Elma: Lif ve su açısından zengin olan elmanın, daha uzun süre tokluk hissi vererek kilo vermeye yardımcı olabileceği ifade edilmekte.

Armut: Armut, uzun süre tokluk hissi veren lif açısından oldukça zengindir. Armut, bu özelliğiyle kilo vermeye yardımcı olabilir.

Portakal: Bu meyve, kilo vermeye yardımcı olabilecek C vitamini ve lif açısından zengindir.

Papaya: Papaya, sindirime yardımcı olabilen, şişkinliği ve kilo kaybını azaltan enzimler açısından oldukça zengindir.

Paylaşın

Kışın Sağlıklı Kalmanıza Yardımcı Olacak En İyi 6 Meyve

Kış, sağlıklı bir beslenme sürdürmek için zor bir dönem olabilir, ancak bu mevsimde de besleyici birçok meyve mevcuttur. Bu meyveler lezzetli olmalarının yanı sıra kalorileri düşük ve besin değerleri yüksektir.

Haber Merkezi / İşte, kışın sizi sağlıklı tutmaya yardımcı olabilecek en iyi 6 meyve:

Portakal: Portakal, soğuk algınlığı ve gribe karşı savaşmaya yardımcı olan C vitamini açısından zengin bir kış turunçgilidir. Ayrıca kalbi korumak için gerekli olan potasyum ve folat açısından da iyi bir kaynaktır.

Armut: Armut, lif açısından zengin, tatlı ve sulu bir kış meyvesidir. Bağışıklık sistemini korumak için gerekli olan C vitamini ve potasyumun iyi bir kaynağıdır.

Elma: Elma, lif, C vitamini ve antioksidan açısından zengin klasik bir kış meyvesidir. Elma, kolesterol seviyelerini düşürmeye, kalp sağlığını iyileştirmeye ve belirli kanser türlerinin riskini azaltmaya yardımcı olabilir.

Nar: Nar, antioksidan ve iltihap giderici bileşikler açısından zengin bir kış meyvesidir. Kalp sağlığını iyileştirmeye, iltihabı azaltmaya ve kanser hücreleriyle savaşmaya yardımcı olur.

Hurma: Hurma, A vitamini ve beta-karoten açısından zengin, tatlı ve hafif baharatlı bir kış meyvesidir. Hurma ayrıca, görme yeteneğini iyileştirmeye, bağışıklık sistemini güçlendirmeye ve kanser riskini azaltmaya yardımcı olabilir.

Kızılcık: Kızılcık, antioksidan ve iltihap giderici bileşikler açısından zengin ekşi ve keskin bir kış meyvesidir. Kızılcık ayrıca, idrar yolu enfeksiyonlarını önlemeye, kalp sağlığını iyileştirmeye ve kanser riskini azaltmaya yardımcı olabilir.

Paylaşın