B Vitaminleri Yüksek Tansiyonu Düşürmeye Yardımcı Olabilir Mi?

Yüksek tansiyon veya hipertansiyon, dünya çapında milyonlarca kişiyi etkileyen yaygın bir sağlık sorunudur. Yüksek tansiyonu olanların yaklaşık yüzde 12,8’i ilaçlara rağmen bu sorunu kontrol altında tutamıyor, bu durum ilaca dirençli hipertansiyon olarak biliniyor.

Haber Merkezi / Uzmanlar, sağlık risklerini azaltmak için kan basıncının 140/90 yerine 130/80’in altında tutulmasını öneriyor. Bu değişim, kan basıncı seviyesini yönetmenin daha etkili yollarını bulmanın önemini vurguluyor.

Hipertansiyonun olası faktörlerinden biri vücuttaki homosistein adı verilen bir maddedir. Homosistein, sağlıklı bir seviyede kalmak için B6, B12, folat ve B2 gibi belirli vitaminlerle etkileşime girer. Ancak kişide bu vitaminler eksikse, homosistein birikebilir. Yüksek homosistein seviyesi kan damarlarını daraltabilir, kan basıncını artırabilir ve diğer sağlık sorunlarına yol açabilir.

Maine Üniversitesi’nden Merrill Elias ve ekibi, B vitamini alımının artırılmasının kan basıncını yönetmeye yardımcı olup olamayacağını araştırdı. Araştırma, B vitamini takviyelerinin homosistein seviyelerini azaltabileceğini ve bunun da kan basıncını düşürebileceğini ortaya koydu.

Merrill Elias ve ekibi, araştırmanın ne kadar işe yarayabileceğini daha iyi anlamak için birden fazla araştırmadan elde edilen verilere baktılar ve B vitamini almanın kan basıncını ortalama 6 ila 13 puan düşürebileceğini buldular. Bu, kan basıncı 140 olan birinin kan basıncının yaklaşık 127’ye düşebileceği anlamına gelir.

Ancak, optimum sağlık için ideal homosistein seviyesinin ne olması gerektiği konusunda bazı tartışmalar var. Birçok uzman homosistein seviyesinin 10’un altında kalması gerektiği konusunda hemfikir olsa da, bazı uzmanlar 11.4’e kadar kabul edilebilir olabileceğini savunuyor.

Merrill Elias ve ekibi ise, homosistein seviyesinin daha da düşük tutulmasının genel sağlık açısından en iyi seçenek olabileceğini öne sürüyor.

Araştırmanın sonuçları American Journal of Hypertension dergisinde yayımlandı.

Paylaşın

Aşırı İşlenmiş Gıdalar Daha Hızlı Yaşlanmaya Neden Olabilir

Yeni bir araştırma, aşırı işlenmiş gıdaların fazla tüketilmesinin, beslenmedeki diğer faktörlerden bağımsız olarak, insanların gerçek yaşlarından daha yaşlı olmalarına neden olabileceğini öne sürüyor.

Haber Merkezi / LUM Üniversitesi’nden bilim insanları tarafından yürütülen araştırmada, aşırı işlenmiş gıdaların yaşlanma üzerindeki etkisini araştırmak için 22 binden fazla katılımcının verileri analiz edildi.

Araştırma, The American Journal of Clinical Nutrition dergisinde yayımlandı.

Aşırı işlenmiş gıdalar, evde yemek pişirme sırasında genellikle kullanılmayan bazı yağlar, tatlandırıcılar, koruyucu maddeler ve katkı maddeleri gibi malzemelerle yapılan ürünlerdir.

Bu yiyecekler arasında paketlenmiş atıştırmalıklar, şekerli içecekler, bazı yoğurtlar, kahvaltılık gevrekler ve hatta bazı et ikameleri gibi ürünler yer alır.

Bu yiyecekler, yüksek miktarda şeker, tuz ve sağlıksız yağlar içerir ve yoğun endüstriyel işlemlerden geçer.

Araştırmada, bir kişinin yaşından ziyade organ ve dokuların sağlığı da dahil olmak üzere vücudun durumunu yansıtan yaşa bakıldı. Bilim insanları, her katılımcının biyolojik yaşını belirlemek için 30’dan fazla kan biyobelirteci kullandı.

Bilim insanları, daha sonra bu yaş ölçümlerini, katılımcıların ayrıntılı beslenme anketlerine dayanarak tahmin edilen aşırı işlenmiş gıda tüketimleriyle karşılaştırdılar.

Araştırmanın sonuçları, aşırı işlenmiş gıdaların fazla tüketimi ile daha hızlı yaşlanma arasında güçlü bir bağlantı olduğunu gösterdi.

Araştırmada yer alan Simona Esposito, aşırı işlenmiş gıdaların genel sağlığa zarar vermekten daha fazlasını yaptığını, hatta yaşlanmayı hızlandırdığını söyledi.

Marialaura Bonaccio ise, ultra işlenmiş gıdaların gıdanın doğal yapısını bozan işlemlerden geçtiğini belirterek, bu bozulmanın glikoz metabolizması ve bağırsak sağlığı gibi bedensel süreçlere zarar verebileceğini vurguladı.

Araştırmayı yapan ekibin lideri Licia Iacoviello, mevcut beslenme kurallarının yeniden gözden geçirilmesinin önemi olduğunu belirtti.

Araştırma, çok fazla işlenmiş gıda tüketmenin potansiyel risklerini vurguluyor ve gıda kalitesi, sağlık ve yaşlanma arasındaki bağlantının daha geniş bir şekilde anlaşılması çağrısında bulunuyor.

Paylaşın

Kalp Hastalığı Ani Ölümlere Neden Olabilir Mi?

Kalp hastalığı, kalbin kan damarlarını, kaslarını ve ritmini etkileyen durumları içeren geniş bir terimdir ve dünya genelinde önde gelen ölüm nedenlerinden biridir.

Haber Merkezi / Kalp hastalığının en korkutucu yönlerinden biri, ani ölümlere neden olabilmesidir. Ani ölüm, bir kişinin beklenmedik bir şekilde, çoğu zaman bir belirti olmadan hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan olaydır.

Kalp hastalığına bağlı ani ölümler ise kalbin aniden durması sonucu meydana gelir. Kalp durduğunda beyne ve diğer organlara kan akışı durur, bu da acil tıbbi yardım sağlanmazsa dakikalar içinde bilinç kaybına ve ölüme yol açar.

Ani kalp durmasının en sık görülen altta yatan nedeni, kalbe kan sağlayan atardamarlarda plak birikmesiyle oluşan Koroner Arter Hastalığıdır (KAH).

Plak birikimi, tıkanıklıklara yol açabilir veya kalbe giden kan akışını azaltabilir, bu da kalbin düzensiz atmasına neden olabilir, bu duruma aritmi denir. Ventriküler fibrilasyon gibi belirli aritmi türleri tehlikelidir ve ani kalp durmasını tetikleyebilir.

Araştırmalar, genellikle KAH’dan kaynaklanan kalp krizlerinin ani ölüm için önemli bir tetikleyici olduğunu ortaya koymuştur. Kalp krizi, kalp kasının bir kısmına giden kan akışının engellenmesi ve doku hasarına neden olmasıyla meydana gelir.

Yeni yayınlanan bir araştırmaya göre, her yıl yaşanan ani kalp ölümlerinin yaklaşık yarısının daha önce geçirilen kalp kriziyle bağlantılı olduğunu ortaya koydu.

Bu nedenle kalp krizi geçiren kişilerde, özellikle altta yatan kalp hasarı veya zayıflamış kalp kasları varsa, ani ölüm riski daha yüksektir.

KAH’ın yanı sıra diğer kalp rahatsızlıkları da ani ölüme yol açabilir. Örneğin, kalbin kanı gerektiği gibi pompalayamaması olan kalp yetmezliği, aritmi olasılığını artırabilir.

Ani ölümün bir diğer nedeni de kalp kasının anormal derecede kalınlaşması ve kalbin kanı etkili bir şekilde pompalamasını zorlaştırmasıyla oluşan genetik bir rahatsızlık olan Hipertrofik Kardiyomiyopatidir (HK). HK, özellikle genç sporcularda ani ölümlerin en sık görülen nedenlerinden biridir.

Yaşam tarzı faktörleri de kalp hastalığına bağlı ani ölümlerin nedeninde rol oynarlar. Sigara, alkol, yüksek tansiyon, diyabet ve hareketsiz yaşam tarzı kalp hastalığının gelişimine katkıda bulunur ve ani kardiyak olayları olasılığını artırır.

Araştırmalar, düzenli egzersizin, dengeli beslenmenin ve sigaradan uzak durmanın kalp hastalığı ve buna bağlı olarak ani ölüm riskini önemli ölçüde azaltabileceğini ortaya koyuyor.

Kalp hastalığından kaynaklanan ani ölüm riskini azaltmada önleme ve erken müdahale de çok önemlidir. Göğüs ağrısı, nefes darlığı, yorgunluk veya çarpıntı gibi uyarı işaretlerini tanımak daha erken teşhis ve tedaviye yol açabilir.

Ne yazık ki kalp hastalıklarının hepsi belirti vermiyor, bu nedenle düzenli kontroller ve tarama testleri çok önemlidir.

Elektrokardiyogram (EKG), ekokardiyogram ve stres testleri gibi testler, belirgin semptomları olmayan kişilerde kalp hastalığını tespit etmeye yardımcı olabilir.

Ailesinde kalp hastalığı öyküsü veya daha önce kalp krizi geçirmiş kişiler gibi daha yüksek risk altında olan kişilere doktorlar, kan basıncını ve kolesterolü kontrol altına almaya yönelik ilaçlar gibi ek önlemler önerebilirler.

Paylaşın

Enerji İçecekleri Kalbiniz İçin Güvenli Mi?

Çoğu enerji içeceği yüksek kafein ve şeker içeriği nedeniyle vücut üzerinde olumsuz etkilere neden olabilir. Peki kahveye alternatif olarak popülerlik kazanan enerji içecekleri, kalbiniz için güvenli mi?

Haber Merkezi / Rochester Tıp Üniversitesi’nden kardiyak elektrofizyolog Mehmet Aktaş, enerji içecekleri sık sık veya aşırı miktarda tüketildiğinde hayır yanıtını veriyor. Aktaş, “Kafein vücudu uyarır ve adrenalin salgılanmasına neden olur, bu da çarpıntı, yüksek tansiyon ve uyku bozukluklarına yol açabilir” diyor.

Uzmanlar, “Hangisi daha sağlıklı: kahve mi, enerji içeceği mi?” sorusuna genellikle kahve yanıtını veriyorlar. Ortalama 200 gramlık bir fincan kahvede genellikle yaklaşık 80 mg kafein bulunurken, aynı boyuttaki bir enerji içeceği 100 – 150 mg kafein içerebilir.

Mehmet Aktaş, “Uyanmanıza yardımcı olacak ufak bir enerji arıyorsanız, bir fincan kahve, enerji içeceklerinde bulunan tüm katkı maddelerini içermeyen kafeini sağlar” diyor.

Enerji içeceklerindeki içeriklerin neden olabileceği sorunlardan bazıları:

Taşikardi: İstirahat halinde kalp atış hızının artması
Aritmi: Düzensiz kalp atışı
Hipertansiyon: Yüksek tansiyon
Kalp krizi ve diğer damar hastalıklarına yol açabilen atardamar spazmları

Aktas, “Gençlerde kalp krizi nadirdir” diyor ve ekliyor: “Ancak son araştırmalar, enerji içeceklerinin bu riski artırabileceğini gösteriyor, özellikle de kalp rahatsızlıklarına genetik yatkınlığı olanlarda.”

Genetik kalp rahatsızlığı olan kalp krizi geçirenler üzerinde yapılan son bir araştırma, bu kişilerin yüzde 5’inin enerji içeceği içtikten sonra kalp krizi geçirdiğini ortaya koydu.

Paylaşın

Yüksek Tansiyonu Yönetirken Nelerden Kaçınılmalı?

Yüksek tansiyon veya hipertansiyon, kalp hastalığı ve felç gibi ciddi sağlık sorunları riskini artıran, dünya genelinde oldukça yaygın bir durumdur. Hipertansiyon, kan basıncının olması gerekenden daha yüksek olması durumudur.

Haber Merkezi / Tüketilen gıdalar, özellikle yağlar, kan basıncı üzerinde büyük bir etkiye sahip olabilirler. Bazı yağlar hipertansiyonu kötüleştirebilir, bu yüzden hangi yağların tüketilmesinden kaçınılması gerektiğini bilmek önemlidir.

Dikkat edilmesi gereken en zararlı yağ türlerinden biri trans yağlardır. Bu yağlar, ürünün raf ömrünü uzatmak ve dokusunu iyileştirmek için işlem sırasında oluşturulan yapay yağlardır. Trans yağlar genellikle fırınlanmış ürünler, atıştırmalıklar, margarin ve kızarmış yiyecekler gibi yiyeceklerde bulunur.

Araştırmalar trans yağların kötü kolesterol (LDL) seviyesini yükseltirken iyi kolesterolü (HDL) düşürdüğünü gösteriyor. Bu kombinasyon atardamarları tıkayabilir ve daha yüksek kan basıncına yol açabilir.

New England Journal of Medicine dergisinde yayınlanan yakın tarihli bir araştırma, trans yağların kesilmesinin kalp hastalığı riskini önemli ölçüde azaltabileceğini ve kan basıncını düşürebileceğini ortaya koydu.

Trans yağlardan kaçınmak için gıda etiketlerini dikkatlice okumak ve trans yağların bir diğer adı olan “kısmen hidrojen yağlar” içeren ürünlerden uzak durmak çok önemlidir.

Doymuş yağlar, kan basıncını olumsuz etkileyebilecek bir diğer yağ grubudur. Bu yağlar çoğunlukla yağlı etler, tereyağı, peynir ve tam yağlı süt ürünleri gibi hayvansal ürünlerde bulunur. Hindistan cevizi yağı ve palmiye yağı gibi bazı tropikal yağlar da yüksek oranda doymuş yağ içerir.

Çok fazla doymuş yağ tüketmek kötü kolesterol seviyesini yükselterek kan basıncını ve kalp hastalığı riskini artırabilir.

American College of Cardiology Dergisi’nde yayınlanan yakın tarihli bir araştırma, doymuş yağları azaltmanın kan basıncını düşürmeye yardımcı olduğunu gösteren bulguları ortaya koydu.

Peki, trans yağlar ve doymuş yağlar zararlıysa, bunun yerine hangi yağları yemelisiniz? Cevap, kalp sağlığını iyileştirebilen ve kan basıncını düşürmeye yardımcı olabilen doymamış yağlarda yatmaktadır.

Doymamış yağlar zeytinyağı, avokado, fındık ve yağlı balık gibi yiyeceklerde bulunur. Bu daha sağlıklı yağlar, kötü kolesterolü düşürmeye yardımcı olur ve kan basıncı üzerinde olumlu bir etkiye sahiptir.

American Journal of Clinical Nutrition dergisinde yayınlanan bir araştırma, doymuş yağların doymamış yağlarla değiştirilmesinin kan basıncında önemli düşüşlere yol açtığını gösterdi.

Dikkate alınması gereken bir diğer yağ türü ise omega-6 yağ asitleridir. Bu yağlar sağlık için önemlidir ancak çok fazla tüketmek sorunlara yol açabilir, özellikle de beslenmenizde yeterli omega-3 yağ asidi yoksa. Omega-6 yağları mısır, soya fasulyesi ve ayçiçeği yağı gibi işlenmiş ve kızartılmış gıdalarda sıklıkla kullanılan bitkisel yağlarda bulunur.

Omega-6 ve omega-3 yağ asitleri arasındaki denge bozulduğunda, iltihaplanmaya ve potansiyel olarak kan basıncının yükselmesine yol açabilir. Omega-3’ler balık, keten tohumu ve ceviz gibi yiyeceklerde bulunur.

Journal of Hypertension dergisinde yayınlanan yakın tarihli bir araştırma, bu yağlar arasındaki sağlıklı oranın korunmasının kan basıncının kontrolüne yardımcı olabileceğini öne sürüyor.

Özetle, yüksek tansiyonunuz varsa, trans yağlar gibi zararlı yağlardan kaçınmanız ve doymuş yağları sınırlamanız çok önemlidir. Bunun yerine, zeytinyağı, avokado, kuruyemiş ve yağlı balıklarda bulunanlar gibi sağlıklı yağları yemeye odaklanın. Ayrıca, omega-6 yağ asitleri alımınıza dikkat edin ve bunları omega-3’lerle dengelemeyi hedefleyin.

Paylaşın

Cilt Sorunları Böbrek Hastalıklarının Habercisi Olabilir

Böbrek hastalıkları düşünüldüğünde, genellikle vücut için hayati öneme sahip kanı filtreleme, sıvı seviyelerini yönetme ve mineralleri dengelemedeki rolüne odaklanılır.

Haber Merkezi / Ancak pek çok kişinin farkında olmadığı şey, kaşıntı ve döküntü gibi cilt problemlerinin, özellikle ileri evrelerde Kronik Böbrek Hastalığı (KBH) olanlarda veya diyaliz hastalarında da yaygın olduğudur.

Tıbbi olarak pruritus (cilt kaşıntısı) olarak adlandırılan cilt sorunu genellikle Kronik Böbrek Hastalığından muzdarip bireyleri etkiler. Bu durumun birincil nedeni kanda toksinlerin birikmesidir.

Normal şartlarda böbrekler bu toksinleri filtreler, ancak böbrekler etkili bir şekilde çalışmadığında bu maddeler kanda birikerek cildi tahriş edebilir ve kalıcı kaşıntıya yol açabilir.

Toksik birikiminin yanı sıra kalsiyum ve fosfor gibi temel minerallerdeki dengesizlikler de cildi kurutabilir ve cilt kaşıntısı sorununa neden olabilir.

Nefroloji dergilerinde yayınlanan araştırmalar, birçok diyaliz hastasının belirli bir oranda cilt kaşıntısı sorununu yaşadığını gösteriyor. Cilt kaşıntısı, uyku dengesini bozabilir, günlük aktiviteleri yapmayı engelleyebilir ve hatta depresyona katkıda bulunabilir.

KBH kaynaklı cilt kaşıntısı sorunu ile başa çıkmak çok önemlidir ancak oldukça zordur. Nemlendiriciler ve topikal steroidler bu sorun için geçici rahatlama sağlayabilir. Ancak asıl nedene, yani kanda fosfor gibi toksinlerin ve minerallerin birikmesine müdahale fayda etmezler.

Bu nedenle fosfor düzeyinin beslenme ile yönetilmesi, fosfor bağlayıcıların kullanılması ve etkili diyaliz tedavilerinin sağlanması cilt kaşıntısını azaltmaya yardımcı olabilir.

Tıbbi tedavilerin yanı sıra cilt bakımı konusunda bilgi sahibi olmakta önemlidir. KBH kaynaklı cilt kaşıntısı sorunu için önerilenler arasında nazik, kokusuz sabun kullanmak, sıcak duş yerine ılık duş almak, nemlendiricileri düzenli olarak uygulamak ve daha fazla cilt hasarını önlemek için kaşımaktan kaçınmak yer alır.

Paylaşın

Tinnitus: Kulak Çınlamasına Ne Sebep Olur?

Genellikle kulak çınlaması (vızıltı, tıslama veya ıslık) olarak tanımlanan tinnitus, dünya genelinde milyonlarca insanı etkiliyor. Bu sorun özellikle yaşlı yetişkinlerde oldukça yaygındır.

Haber Merkezi / Peki buna tam olarak ne sebep olur?

Tinnitusun önde gelen nedenlerinden biri yüksek sese maruz kalmaktır. Yüksek sesler, beyninize ses sinyalleri göndermeye yardımcı olan iç kulaktaki küçük tüy hücrelerine zarar verebilir. Bu hücreler hasar gördüğünde, beyninizin çınlama veya uğultu olarak yorumlayabileceği hatalı sinyaller gönderebilir.

Yaşlanma da tinnitusun bir diğer önemli etkendir. Yaşlandıkça, koklea adı verilen iç kulağın bir kısmı yıpranmaya başlar. Bu yaşlanma süreci, yüksek sesten etkilenen aynı tüy hücrelerine zarar verebilir.

Bazı sağlık sorunları da tinnitusa neden olabilir. Yüksek tansiyon ve tıkalı atardamarlar gibi kan dolaşımı sorunları kulağın kan akışını etkileyebilir. Kulağın iyi çalışması için sabit bir kan akışına ihtiyacı vardır ve bu bozulduğunda tinnitusa da dahil olmak üzere işitme sorunlarına yol açabilir.

Tinnitus ile bağlantılı diğer sağlık sorunları arasında diyabet, tiroid sorunları ve multipl skleroz gibi nörolojik bozukluklar bulunur.

Bazen ilaçlar tinnitusa katkıda bulunabilir. Yüksek dozda aspirin, bazı antibiyotik türleri, iltihap giderici ilaçlar ve bazı antidepresanların yan etki olarak tinnitusa neden olduğu bilinmektedir.

Yaygın ancak sıklıkla göz ardı edilen bir tinnitus nedeni de kulak kiri birikmesidir. Çok fazla kulak kiri kulak kanalını tıkayabilir, bu da işitme kaybına veya kulak zarının tahriş olmasına yol açabilir ve bu da çınlama veya vızıltı seslerine neden olabilir. Aşırı kir birikmesini önlemek için kulaklarınızı düzenli olarak temizlemek tinnitusu azaltmaya veya önlemeye yardımcı olabilir.

Stres ve kaygı giderek daha fazla tetikleyici olarak kabul ediliyor. Stres doğrudan tinnitusa neden olmasa da durumu daha da kötüleştirebilir.

Tinnitusu yönetmek ve azaltmak

Tinnitus rahatsız edici olsa da, yaygın nedenleri anlamak, bunu önlemek veya yönetmek için adımlar atmanıza yardımcı olabilir. İşte dikkate alınması gereken bazı önemli noktalar:

Yüksek seslere maruz kalmayı sınırlayın ve gerektiğinde kulak koruması kullanın.
Yüksek tansiyon ve diyabet gibi sağlık sorunlarınızı uygun tıbbi bakımla yönetin.
İlaçlarınızı kontrol edin ve herhangi bir sorun fark ederseniz doktorunuza danışın.
Kulaklarınızı temiz tutun ve aşırı kulak kiri birikmesini önleyin.
Stresinizi azaltın.

Paylaşın

Bunamanın Gözden Kaçan Bir Nedeni Keşfedildi

Bunama (demans), beyni etkileyen ve hafıza, net düşünme, davranış bozukluğu gibi sorunlara neden olabilen ve genelde yaşlı yetişkinleri etkileyen bir sağlık durumudur. Bunama, genç yetişkinleri de etkileyebilir.

Haber Merkezi / Son zamanlarda yapılan bir araştırma, hava kirliliği ile bunama arasında olası bir bağlantı olduğunu ortaya koydu.

Neurology dergisinde yayınlanan araştırmada bilim insanları, PM2.5 adı verilen küçük hava parçacıklarını solumanın bunama riskini artırıp artırmayacağını araştırdı.

PM2.5, çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük olan havadaki ince toz parçacıklarını ifade eder. Bu parçacıklar çoğunlukla, araba egzozlarından, endüstriyel dumandan ve yanan yakıtlardan oluşur.

İsveç’in Stockholm kentinde yürütülen araştırmada, 2 bin 500’den fazla yaşlı yetişkin 12 yıl kadar takip edildi. Bu süre zarfında, araştırmaya katılan 376 katılımcıda bunama gelişti.

Bilim insanları, bunama geliştiren kişilerin PM2.5’e maruz kalma oranının, bunama geliştirmeyen kişilere kıyasla daha yüksek olduğunu buldular.

Araştırma, yaş, cinsiyet, sigara alışkanlıkları ve eğitim gibi diğer faktörler göz önünde bulundurulduktan sonra bile, PM2.5 maruziyetinde küçük bir artışın bunama geliştirme riskinin yüzde 70 daha yüksek olmasıyla bağlantılı olduğunu ortaya koydu.

Araştırma, temiz havanın yalnızca akciğerler için değil aynı zamanda beyin sağlığı için de ne kadar önemli olduğunu bir kez daha vurguladı.

Paylaşın

Depresyon İlaçları Beyne Zarar Verebilir Mi?

Doktorlar, depresyon sorunu olanlara genellikle benzodiazepin adı verilen ilaçlar tavsiye ederler. Bu ilaçlar kısa vadede oldukça etkili olsa da, uzun süre kullanıldıklarında farklı sorunlara neden olabilirler.

Haber Merkezi / Yakın zamana kadar, benzodiazepinlerin neden olduğu sorunlar iyi anlaşılamamıştı. Ancak, Münih Ludwig Maximilian Üniversitesi’nden araştırmacılar, soruna ışık tutan önemli bir keşifte bulundular.

Araştırmacılar, anksiyete ve uyku bozukluklarını tedavi etmek için kullanılan benzodiazepinlerin uzun süreli kullanımının sinaps kaybına yol açabileceğini keşfettiler. Beyin, sinir hücreleri arasında karmaşık bir bağlantı ağı gibi çalışır ve bu bağlantılara sinaps denir.

Benzodiazepin uzun süre alındığında, mikroglia adı verilen ve beyin hücrelerinde bulunan bir proteine ​​bağlanır. Bu proteine ​​translokatör protein veya TSPO denir. İlaç TSPO’ya bağlandığında, mikrogliayı aktive eder.

Mikroglia, bir kez aktive edildiğinde, sinapsları parçalamaya ve temizlemeye başlar, bu da sinir hücreleri arasındaki bağlantı sayısını azaltır. Sinaps kaybı özellikle yaşlı yetişkinlerde, hafıza sorunlarına yol açabilir ve bunama gibi rahatsızlıkların riskini artırabilir.

Araştırmacılar, enzodiazepinlerin beyni nasıl etkilediğini daha iyi anlamak için fareler üzerinde bir deney gerçekleştirdiler. Farelere birkaç hafta boyunca diazepam (genellikle valium olarak bilinir) adı verilen bir benzodiazepin ilacını verdiler. Araştırmacılar, bu süre zarfında farelerin beyinlerindeki değişiklikleri izlediler.

Araştırmacılar, farelerin sinapslarını kaybetmeye başladıkça hafıza sorunları belirtileri göstermeye başladıklarını fark ettiler. Araştırmacılar ayrıca, ilacı bırakmanın bu etkilerden bazılarını tersine çevirmeye yardımcı olabileceğini buldular.

Araştırma ne anlama geliyor?

Araştırma, benzodiazepinlerin uzun süreli kullanımının, özellikle yaşlı yetişkinler için neden zararlı olabileceğine dair daha net bir açıklama sağlaması bakımından önemlidir. Ancak bu, benzodiazepinler kötü olduğu anlamına gelmez. Benzodiazepinler, doğru ve kısa süreli kullanıldığında anksiyete ve uyku bozuklukları gibi depresyon sorunlarının tedavisinde oldukça etkilidir.

Paylaşın

Göz Altı Milialardan Nasıl Kurtulunur?

Milia, genellikle yüzde görülen küçük, sivilceye benzeyen kistlerdir. Milialar genel sağlık açısından zararsız olsalar da, birçok kişi göz altındaki milialardan nasıl kurtulacaklarına dair ipuçları ararlar.

Haber Merkezi / Tıbbi müdahaleler yerine doğal yöntemleri tercih ediyorsanız, birkaç faydalı ev ilacı göz altındaki milialarla başa çıkmanıza yardımcı olabilir.

Peeling: Hafif bir peeling ürünü veya yumuşak bir bez kullanarak, milia çevresindeki ölü deri hücrelerini nazikçe temizleyin. Bu, zamanla milia dökülmesini teşvik etmeye yardımcı olabilir. Peeling yaparken dikkatli olun, cildinizi tahriş edebileceğinden aşırı baskı uygulamaktan veya sertçe ovalamaktan kaçının.

Sıcak kompres veya buhar: Sıcak kompres uygulamak veya bölgeyi buhara maruz bırakmak cildi yumuşatmaya ve gözenekleri açmaya yardımcı olabilir. Ilık suyla ıslatılmış bezi göz altı milialara uygulayın ve birkaç dakika tutun, bunu günde birkaç kez tekrarlayın.

Bal: Bal, nemlendirici ve antibakteriyel özellikleriyle bilinir. Az miktarda balı doğrudan milialara uygulamak ve ılık suyla durulamadan önce yaklaşık 10 – 15 dakika bekletmek yardımcı olabilir. Ancak önce, bala alerjiniz olmadığından emin olun ve daha geniş bir alana uygulamadan önce bir yama testi yaptırın.

Retinol veya alfa hidroksi asit (AHA) ürünleri: Retinol veya glikolik asit veya laktik asit gibi AHA’lar içeren reçetesiz kremler veya serumlar cilt hücrelerinin yenilenmesini ve eksfoliasyonunu desteklemeye yardımcı olabilir.

Bu içerikler zamanla miliaların görünümünü azaltmaya yardımcı olabilir. Ancak dikkatli olun ve ürün üzerindeki talimatları izleyin, çünkü bu ürünlerin içerisinde yer alan bazı bileşenler hassas göz bölgesini tahriş edebilirler.

Miliaların hemen ortadan kalkmayabileceğini unutmamak önemlidir. Milia sorununuz devam ederse veya rahatsız edici hale gelirse, bir dermatolog veya cilt bakım uzmanından profesyonel tavsiye almanızı öneririz.

Paylaşın