Obsesif Aşk Bozukluğu Yaşadığınıza Dair İşaretler

Aşık olmak ile birine takıntılı olmak iki  farklı şeydir. Takıntılı olmak, karşınızdaki için korkutucu ve boğucu olabilir ve bu durum, sizin terapiye ihtiyacınız olduğunuzu da gösteren bir işarettir de.

Haber Merkezi / Bir tür obsesif kompülsif bozukluk olarak bilinen takıntılı aşk, bireyin bir kişiye takıntılı olması durumudur. İşte obsesif aşk bozukluğunu tespit etmek için takip etmeniz gereken bazı önemli işaretler.

Sürekli onu düşünmek

Ne yapıyor olursanız olun, çalışırken, televizyon izlerken, yemek yaparken, yemek yerken, hatta duş bile alırken onu düşünme durumu.

Sahiplenme

Biraz sahiplenmek, sahiplenilmek iyidir ve doğaldır. Ama karşınızdaki kişinin en yakın arkadaşları ya da ailesiyle vakit geçirmesinden bile hoşlanmıyorsanız, obsesif aşk bozukluğu yaşıyorsunuz demektir. Geri çekilme vakti!

Sürekli iletişim kurma isteği

Size sürekli mesaj atıyorsa, sizi arıyorsa, e-posta gönderiyorsa vb. anlarsınız. Sürekli iletişim halinde olma ihtiyacı normal değildir.

Unutulan dünya

Kişi birine takıntılıysa, etrafındaki herkesi unutmaya eğilimlidir. Çevresindekilerle, arkadaşları ve ailesi ile iletişim kurmazlar. Düzenli günler artık düzenli değildir.

Kontrol etme isteği

Nereye gidiyorsun? O kim? Neden telefonda bu kadar uzun konuştun? Kız arkadaşının evine gitmeye ne gerek var (veya erkek arkadaşının)? Onunla neden bu kadar sık ​​karşılaşıyorsunuz (aynı cinsiyetten ve sadece arkadaş olsanız bile)? Bu sorular sorulduğunda, kırmızı bayrak yukarı çıkmalı!

Paylaşın

Erkeklerde Meme Kanseri, Dikkat Edilmesi Gereken İşaretler

Hepimiz, kadınlarda meme kanseri risklerinin farkındayken, erkeklerde meme kanseri olasılıklarını genellikle ihmal ederiz. Nadir olmasına rağmen, erkeklerde meme kanseri gelişebilir. Klinik kanıtlar, tüm meme kanserlerinin yüzde 1’inden daha azının erkeklerde meydana geldiğini göstermektedir.

Haber Merkezi / Bu nedenle, zayıf bir ihtimal olsa bile, kişinin bu olasılığı göz ardı etmemesi gerekir. Meme kanseri riski yaşla birlikte artar. Çoğu meme kanserinin 50 yaşından sonra ortaya çıktığı öne sürülmektedir. Bununla birlikte, düzenli meme taramaları, olası kanseri riskini tespit etmenin en etkili yolu olabilir.

Erkeklerde meme kanserinin birçok belirtisi vardır. Aşağıda erkek meme kanserinin yaygın semptomlarından bazıları verilmiştir.

– Bir memede ağrısız bir yumru

– Meme başı çekme, ülserasyon ve akıntı

– Göğüste çukurlaşma

– Meme veya meme ucu cildinde renk değişikliği

Yukarıda belirtilen belirtiler meme kanserinin erken uyarı işaretleri olsa da kanserin yayıldığını söyleyebilecek bazı işaretler de vardır. Lenf düğümlerinde şişme, meme ağrısı ve kemik ağrısı…

Erkeklerde teşhis edilebilen üç tip meme kanseri vardır;

– İnvaziv duktal karsinom: Bu tip meme kanseri kanallarda başlar ve daha sonra meme dokularının diğer kısımlarına yayılır.

– İnvaziv lobüler karsinom: Kanser hücreleri lobüllerde başlar ve daha sonra yakın meme dokularına yayılır.

– Duktal karsinoma in situ (DCIS): Bu, yalnızca kanalların astarında olduğu ve diğer meme dokularına yayılmadıkları için invaziv meme kanserine yol açabilir.

Erkeklerde ve kadınlarda meme kanserleri, mamografi, ultrason, meme başı akıntı testi veya biyopsi yardımı ile teşhis edilebilir. Memenin düzenli olarak muayenesi de tanıya yardımcı olabilir.

Meme kanseri de genetik mutasyonların bir sonucu olabilir. Aile meme kanseri öyküsü, bir erkeğin aynı durumu geliştirme riskini artırabilir. Anormal BRCA1 veya BRCA2 genlerini miras alan erkeklerde, erkek meme kanseri riski daha yüksek olabilir. Ancak erkeklerde meme kanserine yol açabilecek tek faktör genetik mutasyonlar değildir.

Kanserin boyutuna bağlı olarak, doktorun çeşitli tedaviler önermesi muhtemeldir. Cerrahi, kemoterapi, radyasyon tedavisi, hormon tedavisi ve hedefe yönelik tedavi, meme kanseri için mevcut tedavilerden bazılarıdır.

Paylaşın

Hamilelikte Yapılması Ve Yapılmaması Gereken Egzersizler

Birçok insan hala hamile kadınların egzersiz yapmaması gerektiği konusunda yanlış bir kanıya sahiptir. Ancak çalışmalar, fiziksel olarak aktif olmanın ve egzersiz yapmanın hem anne hem de bebek için sağlık yararları olabileceğini kanıtlamıştır.

Haber Merkezi / Dokuz aylık hamilelik yolculuğu, bir roller coaster yolculuğundan daha farklı değildir. Bir annenin kalbi hamilelik sırasında bir çok farklı duyguyla doludur; son derece mutlu hissetmekten, bir şeyler ters giderse ne olur korkusuna kadar…

Egzersiz yapmaktan kaçınılması gerektiğine dair yaygın inanışın aksine, fiziksel olarak aktif olmanın anne ve bebek için çeşitli sağlık yararları vardır. Hamilelere, her hafta 150 dakika fiziksel aktivite önerilir.

İşte hamilelik sırasında yapılması gereken en iyi egzersizlerden bazıları;

Yan bacak kaldırma

Bu egzersizi yapmak için mindere rahatça uzanın, yanınıza dönün ve destek için başınızı kolunuza yaslayın, diğer elinizi belinize koyun, bacağınızı yana doğru kaldırın ve indirin. Bu egzersizi 10 kez tekrarlayın ve ardından diğer taraftan yapın.

Squat

Squat yapmak için bacaklarınızı omuz genişliğinde açarak ayakta durun. Ellerinizi bir araya getirin ve vücudunuzu aşağı indirin. Kalçalarınızın yere paralel olduğundan emin olun. Bu hareketi 15-20 kez tekrarlayın.

Diz şınavı

Bu egzersizi yapmak için şınav pozisyonuna geçin ve dizlerinizi minderin üzerine koyun. Alt bacağınızı, mindere 45 derecelik bir açı oluşturacak şekilde kaldırın. Şimdi ellerinizin gücünü kullanarak üst bedeninizi indirin ve tekrar yukarı kaldırın. Bu hareketi 10-15 kez tekrarlayın.

Hamilelikte yapmamanız gereken egzersizler;

Egzersiz hamilelik sırasında tedavi edici olabilir, ancak dikkatli şekilde yapılmalıdır. İşte hamilelikte kaçınılması gereken bazı egzersizler;

  • Hamilelikte squash, kickboks, basketbol, ​​binicilik gibi sporlardan kaçınılmalıdır
  • Vücudu aşırı ısıtabilecek yüksek yoğunluklu egzersizlerden de kaçınılmalıdır
  • Çok uzun süre yüz üstü yatmayı gerektiren egzersizlerden de kaçınılmalıdır
  • Anne ve bebekte irtifa hastalığına yol açabileceğinden yüksek irtifalarda tırmanma ve yürüyüşlerden kaçınılmalıdır
  • Su sporlarından da kaçınılmalıdır
Paylaşın

Fast Food Ürünlerindeki Ölümcül Madde: Ftalat

Yeni yapılan bir araştırma, sabun, şampuan ve plastik poşet gibi yüzlerce endüstriyel ürünün yapımında kullanılan ftalatların, bir çok fast food ürününde yer aldığını ortaya koydu.

Haber Merkezi / Araştırmacılar birçok hızlı gıdada kanser, astım, karaciğer sirozu ve kısırlık gibi ciddi hastalıklara yol açan ölümcül bir madde keşfettiler.

Sky News’te yer alan habere göre, George Washington Üniversitesi’nden araştırmacılar, fast food restoranlarında satılan yüzlerce üründe, plastiği esnek hale getirmek için kullanılan ftalatların olup olmadığını bulmak için yüzlerce ürünü analiz ettiler.

Araştırmacılar, fast food marketlerde en çok satılan, hamburger, patates kızartması, pizza ve kızarmış tavuk üzerinde dururken, analiz edilen gıdaların yüzde 81’inde DnBP adı verilen bir tür ftalat buldular.

Araştırmanın sonuçlarına göre, etle yapılan ürünlerde, patates kızartması ve pizza gibi ürünlere oranla daha fazla ftalat içeriyordu. Araştırmacılar, ayrıca, ftalatların bu gıdalara tedarik ve paketleme sırasında kullanılan ürünlerden geçmesinin olası olduğunu açıkladılar.

Ftalatlar sabun, şampuan ve plastik poşetler gibi yüzlerce endüstriyel ürünün yapımında kullanılmaktadır. Bu madde, kanser, karaciğer hasarı ve kısırlığın yanı sıra çocuklarda öğrenme güçlükleri ve dikkat bozuklukları gibi birçok sağlık sorunuyla bağlantılıdır.

Paylaşın

Bu Belirtilere Dikkat: Protein Zehirlenmesi Olabilir

Sağlıklı bir kiloya ulaşmak istediğimiz zaman beslenmemizde ilk arttırdığımız şey proteindir. Proteinin daha uzun süre tok tuttuğu, kasların oluşmasına yardımcı olduğu ve yoğun bir antrenmandan sonra hücrelerin onarımını ve iyileşmesini desteklediği bilinmektedir.

Haber Merkezi / Sadece bu değil, protein cildin sağlıklı olmasına, saçların parlamasına, kemiklerin güçlenmesine ve kilo vermeye yardımcı olur. Kısacası, yaşamın yapı taşı.

Herkesin her gün (her öğünde) minimum miktarda protein alması gerekirken, birçok insan tüketmesi gereken doğru miktarı belirleyemiyor. Makro besinlerin sağlığa çeşitli faydaları vardır, ancak bunları dikkatsizce tüketmeye başlarsanız sağlığınız için kötü olabilirler.

Ne kadar protein almalısınız?

Uzmanlar, vücut ağırlığınızın her bir kilogramı için vücudunuzun bir gram proteine ​​ihtiyacı olduğunu söylüyor. Karbonhidrat ve yağ olmadan bundan daha fazlasını tüketmek, protein zehirlenmesine neden olabilir. İşte protein zehirlenmesinin uyarı işaretleri;

Dehidrasyon;

Aşırı miktarda protein, böbreklerinizin çok çalışmana neden olabilir. Bu durumda, dehidrasyona yol açabilir, bu nedenle sağlık uzmanları yeteri oranda su, sebze ve meyve tüketmeyi önermektedir.

Kilo alımı;

Aşırı miktarda protein bağırsaklarınızı bozabilir ve bu da gereksiz kilo alımına neden olabilir.

Kötü nefes kokusu;

Karbonhidrat tüketmediğiniz tam proteinli bir beslenme durumunda, protein, vücudunuzdaki yağ ve karbonhidratları yakmaya yardımcı olur, bu da ağız kokusuna neden olabilir. Bu nedenle sağlıklı beslenme için protein ile birlikte yeterli miktarda karbonhidrat tüketilmesi önerilmektedir.

Depresyon;

Orantısız miktarda protein tüketimi değişik duygu durumlarını geliştirebilir. Kadınlar, bu durumda, depresyon, kaygı, ruh hali değişimleri ve olumsuz psikiyatrik sorunlara daha yatkındır.

Paylaşın

Tüm Koronavirüslere Karşı Tek Aşıya Bir Adım Daha Yaklaşıldı

Bilim insanları, yıllardır tüm koronavirüs çeşitlerine karşı savunabilecek tek bir aşıya sahip olmak için araştırma yaptılar. Yakın zamanda yapılan yeni bir araştırma, bu hedefe bir adım daha yaklaşıldığını ortaya koydu.

Haber Merkezi / Northwestern Medicine’den bilim insanları, aşı veya doğal enfeksiyon nedeniyle koronavirüse karşı bağışıklığı olan kişilerin, diğer benzer koronavirüslere karşı da bağışıklığa sahip olma eğiliminde olduğunu keşfettiler. Bilim insanları, bu yeni bulguların “tüm koronavirüs çeşitlerine karşı tek bir aşı için gerekçe sağladığını” düşünüyor.

Pandemilere neden olma potansiyelleri nedeniyle Koronavirüsler, son zamanlarda dikkat çekmekte. Koronavirüsler yeni değil, üst solunum yolu hastalıklarına neden olan geniş bir virüs ailesidir. Şu ana kadar yedi tanesi insanlarda tespit edildi. Tespit edilen koronavirüslerden dördü ciddi rahatsızlıklara neden olmazken, üçü ise ciddi hastalıklara, hatta ölüme neden olmakta. Bunlar, Şiddetli Akut Solunum Sendromu 1 Coronavirüsü (SARS-CoV-1), Orta Doğu Solunum Sendromu Coronavirüsü (MERS) ve şimdi Şiddetli Akut Solunum Sendromu 2 Coronavirüsü (SARS-CoV-2).

20 yıldan kısa bir süre içinde, yukarıda bahsedilen üç virüs salgınlara neden oldu. Çeşitli aşılar, Kovid 19’u önlemede etkinlik gösterdi, enfeksiyon ve ölüm sayısını önemli ölçüde azaltmaya yardımcı oldu. Ancak bu aşıların, diğer koronavirüslere karşı da koruma sağlayıp sağlamadığı şu ana kadar bilinmiyor. Yapılan yeni araştırma ile koronavirüs ailesi için tek bir aşıya sahip olmaya ve gelecekteki pandemileri önlemeye bir adım daha yaklaşmış olabiliriz.

Koronavirüsleri Anlamak

Bilim insanları araştırmalarında, SARS-CoV-2’ye karşı aşılanmış hastalardan alınan plazmanın, SARS-CoV-1 ve soğuk algınlığı koronavirüsü (HCoV-OC43) dahil olmak üzere diğer koronavirüslere karşı çapraz reaktif yani potansiyel olarak koruma sağlayan antikorlar ürettiğini buldular.

İnsanlarda hastalıklara neden olan üç ana koronavirüs türü vardır: SARS-CoV2 dahil olmak üzere sarbekovirüsler, MERS’ten sorumlu merbecovirüsler ve SARS-CoV-1 dahil olmak üzere sarbekovirüsler. Bu virüsler o kadar benzersiz ki, tek bir aşının üç virüsle de savaşması pek mümkün görünmüyor. Ancak başarılabilecek şey, her ailedeki her tür için etkili bir aşı.

Paylaşın

Yeni Doğan Bebek Ne Kadar Yemeli?

Ebeveynler olarak, bebeğiniz için yaşına ve ihtiyacına göre bir beslenme programı sürdürmeye dikkat etmelisiniz. Yeni doğan bebeğin midesi başlangıçta o kadar küçüktür ki bir seferde sadece 1 – 1.5 çay kaşığı sıvı alabilir. Bebek büyüdükçe mide büyür ve gerilir.

Haber Merkezi / Bebekler çok hızlı büyüdüğü için ne kadar beslenmeye ihtiyaçları olduğunu anlamak zordur. Biberonla besleniyorsanız daha kolaydır. Yeni doğmuş bir bebeğiniz varsa, işte size yardımcı olabilecek bir kaç ipucu;

Anne sütüyle beslenen bebekler için beslenme programı;

Yeni doğan bebeğin, ilk hafta günde en az 8 -12 kez emzirilmesi önerilir. Bebeğinizi bir seferde 4 saatten fazla beslemeden bırakmayın. Bebek büyüdükçe süt miktarı da artar ve böylece bebek her beslenmede daha kısa sürede daha fazla süt tüketebilir.

Her ne kadar farklı bebeklerin farklı beslenme şekilleri olsa da, 1 ila 3 aylık bebekler günde 7 ila 9 kez, 3 ila 6 aylık bebekler günde 6-8 kez beslenir ve 6 aydan sonra bebekler günde ortalama 6 kez beslenir. Yarı katıların eklenmesi bebeğin ekstra beslenme ihtiyaçlarını karşılamaya yardımcı olduğundan, bebek 12 aya ulaştığında emzirme günde dörde kadar azaltılabilir.

Biberonla beslenen yeni doğan bebekler için beslenme programı;

Biberonla beslenen bebekler her 2 – 3 saatte bir beslenirler ve iki aydan sonra zaman aralığı 3 – 4 saate kadar çıkabilir. 4 ila 6 ay arasında bebekler her 4 – 5 saatte bir 6 aydan sonra ise yine 4 – 5 saatte bir beslenmesi önerilir.

Yeni doğan bebeklerin beslenmesinde dikkat edilmesi gerekenler;

Bir yaşın altındaki bebeklere süt dışında sıvı verilmemelidir. Su, meyve suyu veya inek sütü verilmemelidir. Bunlar uygun beslenme değildir ve bebeğinizin midesini bozabilir. Bebek 6 aylık olduktan sonra su verilmelidir.

Biberona tahıl ürünleri eklenmemelidir, boğulma tehlikesine yol açabilir. Bir bebeğin sindirim sistemi 4-6 aya kadar tahılları kaldıramaz.

Bebeğinizin aç olup olmadığını nasıl anlarsınız?

Zamanında programlanmış besleme, erken doğan ve herhangi bir tıbbi durumu olan bebekler için en iyisidir. Ebeveynler ayrıca bebeğin aç olup olmadığına dair ipuçlarını arayabilir ve bebeği buna göre besleyebilir. Buna talep üzerine besleme veya duyarlı besleme denir.

Elleri ağzına sokmak, yalamak, ağzını açmak, telaş olmak gibi basit ipuçları bebeğinizin aç olduğuna işaret edebilir.

Aşırı beslenme belirtileri;

Aşırı beslenen bebeklerde mide ağrısı, gaz veya kusma görülebilir. Bu bebekler ayrıca yaşamlarında daha sonra obezite geliştirme riski altında olabilir. Doyduklarını anlamaları kolay olsun diye, onları arzularından daha az beslemeleri tavsiye edilir.

Paylaşın

Yatmadan Önce Egzersiz Yapmamanız İçin 3 Neden

Yoğun çalışma temposu içinde geçen günler size gece egzersiz yapmaktan başka seçenek bırakmıyor mu? Cevap evet ise, yeni bir çalışma, bunu yapmayı hemen bırakmanız gerektiğini söylüyor.

Haber Merkezi / Yeni bir araştırmaya göre, yatmadan önce egzersiz yapmak uyku döngünüzü olumsuz yönde etkileyebilir. Egzersizi düzenli ama yanlış zamanda yapıyorsanız size hiçbir fayda sağlamaz. Araştırmayla ortaya çıktı ki, gece geç saatlerde egzersiz yapmak sağlığınız üzerinde bazı olumsuz etkilere neden olabilir.

Yeni araştırmaya göre, gece geç saatlerde egzersiz yapmak kalp atışlarınızı hızlandırabilir ve uyku döngünüzü bozabilir. Egzersiz, genellikle sizi susuz bırakır ve vücuttaki stres hormonlarını serbest bırakarak uyanık kalmanıza neden olur. Spor salonundaki parlak ışıklar, uyku hormonu olan melatonin üretimini durdurur.

İşte, gece geç saatlerde egzersiz yapmamanız için üç neden daha;

Uyanıklığı arttırır;

Egzersiz yaptığınızda, adrenal bez olarak bilinen epinefrin adrenalin üretmemeye başlar. Bu durum, kalbi en üst seviyede çalıştırır ve kalp atış hızının artmasına neden olur. Aynı zamanda, kaslardaki oksijen seviyesini ve kan akışını artırır. Bütün bunlar, uykunuzu olumsuz yönde etkiler.

Yoğun egzersizler sinir sistemini uyarabilir ve normale dönmesi zaman alabilen kalp atışlarını yükseltebilir. Bu da uykunuzu bozar. Birkaç yoğun egzersiz, koşma, yüzme, bisiklete binme ve ağır halter içerir.

Sinir sistemi uyarılır;

Sinir sisteminin uyku öncesi toparlanmak için zamana ihtiyacı vardır. Sinir sistemi aşırı yüklendiğinde, vücudun sallanmasına ve titremesine yol açarak kas ağrısına, ağrıya ve yetersiz uykuya neden olabilir.

Kas gelişim sürecini etkiler;

Yoğun tempoda bir antrenman yaptığınızda kaslarınız kırılır ve yırtılır. Dinlenmek, kasları sağlıklı tutmanın ve büyümelerini artırmanın başlıca yoludur. Yatmadan önce yapılan egzersiz uykunuzu bozabileceği gibi kas büyüme sürecini de bozabilir.

Uzmanlar, gece geç saatlerde egzersiz yapmanın olumsuz etkileriyle mücadele etmek için üç basit yol önermektedir:

  • Yatmadan en az üç saat önce egzersiz yaptığınızdan emin olun
  • Kaslarınızı gevşetmek için sıcak bir duş alın
  • Rahatlatıcı etki için yatak odanızda biraz uçucu yağ yakabilir veya banyo suyunuza biraz karıştırabilirsiniz
Paylaşın

Sigarayı Bıraktıktan Sonra Neden Kilo Alınır?

Sigara, fiziksel ve zihinsel sağlığı olumsuz etkileyen bir bağımlılıktır. Ancak, bu bağımlılıktan kurtulmak kolay bir iş değildir. Sigarayı bırakmaya çalışanlar genellikle istenmeyen yan etkilerle karşı karşıya kalırlar ve bu da nikotin bağımlılığından vazgeçmeyi daha da zorlaştırır; bunlardan biri de kilo alımıdır.

Haber Merkezi / Sigarayı bırakmaya çalışırken kilo almanız normaldir. Bu, sigara içmeye devam etmeniz gerektiği anlamına gelmez. Sigara, kanser, kalp hastalığı, felç, akciğer hastalıkları ve diyabet gibi birçok sağlık sorununa yol açabilir. Sigarayı bıraktıktan sonra oluşan kilo fazlalıklarından rahatlıkla kurtulabilirsiniz, ancak sigaraya bağlı diğer kronik hastalıklar ölümcül olabilir.

Uyuşturucu ve Alkol Bağımlılığı dergisinde yayınlanan bir araştırma, sigarayı bırakırken kilo almanın asıl suçlusunun beynimiz olduğunu ortaya çıkardı. Sigara, iştahı azaltan bir etkiye sahiptir. Bu nedenle, sigarayı bıraktığınızda kendinizi daha aç hissedebilir ve normalden daha fazla yemek yiyebilirsiniz. Nikotin yoksunluğu, sağlıksız ve işlenmiş gıdalar için özlemimizi artırır.

Tüm bu faktörler bir arada kişinin sigarayı bırakmaya çalışırken kilo almasına neden olur. Sigarayı bıraktıktan sonra kilo almanın bir başka nedeni de nikotin yokluğunda meydana gelen yavaş metabolizmadır; bir kişi sigara içmediğinde daha az kalori yakar.

Sigarayı bıraktıktan sonra kilo alımını tamamen tersine çevrilebilirsiniz. Sigarayı bırakmaya çalışıyorsanız, en başından itibaren sağlıklı bir kiloyu korumak için adımlar atmak iyidir. Önce kilo alıp sonra verme derdinden kurtulursunuz.

Sigarayı bırakırken veya bıraktıktan sonra sağlıklı kilonuzu korumak için izlemeniz gereken birkaç şeyi listeledik.

Hareketli olun;

Egzersiz yapıyorsanız devam edin, yapmıyorsanız, biran önce başlamalısınız. Egzersiz yapmak metabolizmanızı hızlandırır ve normalden daha fazla kalori yakmanıza yardımcı olur. Egzersiz rutininize kardiyo ve kuvvet antrenmanı seansları ekleyin. Her gün en az 45 dakika egzersiz yapın.

Beslenmenize daha fazla lif ekleyin;

Lif sizi daha uzun süre tok tutar. Lif bakımından zengin yiyecekleri tüketmek, sağlıksız yağlı ve şekerli yiyecekler için istek duymanızı engelleyebilir. Kilo vermek ve korumak için renkli sebzeler, meyveler ve sağlıklı yağlar tüketin. Sağlıklı beslenme, kronik hastalık riskini de azaltabilir.

Kendinizi asla çok aç bırakmayın;

Bir yemek programı yapın ve buna bağlı kalmaya çalışın. Yemek zamanlamanız arasındaki boşluk uzun olmamalıdır. Düzenli aralıklarla ve sağlıklı yiyecekler yiyin. Ayrıca tüm mikro ve makro besinleri içeren dengeli bir beslenme yapın.

Zamanında uyuyun;

Kilo vermeye çalışırken uyku programınız da önemlidir. Uykusuzluk veya daha az saat uyumak, sabahları sağlıksız yiyecekler için özleminizi artırabilir. Ayrıca uyku eksikliği, strese, sinirliliğe ve konsantrasyon eksikliğine de yol açabilir.

Paylaşın

Bebekler Hakkında Bilmediğiniz İlginç Gerçekler

Yeni doğmuş bir bebek kadar saf, güzel ve mutlu bir şey yoktur. Birçok kişi için neşe kaynağıdırlar. Bununla birlikte, söz konusu bebekler olduğunda, çözülecek çok şey var. Ebeveynler, bir süre, bebeklerinin neyi sevdiğini, onları neyin rahatsız ettiğini ve onları uyutan şeyin ne olduğunu anlamaya çalışırlar.

Haber Merkezi / Ama aslında, bebekleri hakkında muhtemelen bilmediğiniz pek çok ilginç şey var. İşte bebekler hakkında bilmek isteyeceğiniz birkaç ilginç gerçek.

Yeni doğmuş bir bebek gözyaşı dökemez;

Yeni doğan bebekler ağlamalarıyla bilinirler. İster uykulu ister aç olsunlar, ne olursa olsun büyük bir yaygara koparırlar ve bu konuda yapabileceğiniz hiçbir şey yoktur.

Peki gözyaşları bir nehire dönüşür mü? Tabi ki de hayır! Bebekler, bir aylık olana kadar gözyaşı dökmezler. Bazı durumlarda bir bebek ilk gözyaşını dört veya beş aylıkken dökebilir.

Bebeğin ilk kakası kokmaz;

Yeni doğan bir bebeğin, ilk birkaç gün kakası güçlü bir kokuya sahip değildir. Çünkü sindirim sistemleri bakterilere sahip değildir. Bağırsak bakterileri, kakaları daha kokulu yapan şeydir.

Bebekler bazen nefes almayı bırakabilirler;

Birçok şey bir ebeveynde paniğe neden olabilir. Ama ya yeni doğan bebeğin nefes almayı bırakması, bu kesinlikle büyük bir kaosa neden olur. Bununla birlikte, düzensiz solunum, bebeklerde normal kabul edilen bir şeydir. Özellikle bir bebek uyurken 5-10 saniye nefesini kesebilir.

Genellikle sağa bakarlar;

Bebekler söz konusu olduğunda, sadece yüzde 15’i sola bakmayı sever ve geri kalanı doğal olarak başlarını sağa bakar. Bir gen ile ilişkili olduğu söylenir. Ancak bu durum sadece birkaç ay sürer.

Siyah, beyaz ve gri görürler;

Yeni doğmuş bir bebeğin görme bozukluğu olması muhtemeldir. Doğumdan sonraki ilk birkaç haftada sadece siyah, beyaz ve gri görebilirler ve yüzlerinden sadece 25 ile 35 cm. kadar uzağa odaklanabilirler. Ancak birkaç hafta sonra renkli görmeye başlayabilirler.

Erkek bebekler ereksiyon olabilirler;

Erkek bebeklere gelince, özellikle çiş yapmak üzereyken ereksiyon olabilir. Korkacak veya utanacak bir şey yok. 

Bebekler ağlayarak kendilerini korkutabilirler;

Yeni doğmuş bir bebek, yüksek bir gürültüden ve hatta kendi ağlamalarından dahi korkabilirler. Yani kendilerini korkutma potansiyeline sahiptirler. Buna Moro Refleksi denir. Bebeklerin yaptığı ve birkaç ay içinde yavaş yavaş bıraktığı bir şeydir.

Paylaşın