Hamilelerin Kovid 19 Aşısı Yaptırması Güvenli Mi?

Hamilelik sırasında olası bir Kovid 19 enfeksiyonunun hem anne adayı hem bebek için çok daha büyük bir risk oluşturduğu konusunda herkes hemfikir. Hamile kalan kadının metabolizması, cenine tolerans gösterebilmek için bağışıklık sisteminin belirli kısımlarını otomatik olarak devre dışı bırakır. Ayrıca kan hacmi önemli ölçüde arttığından kalp ve dolaşım sistemine daha fazla yük biner.

Hamileliğin ilerlemesiyle birlikte büyüyen rahim, diyaframa baskıyı artırır. Bu da akciğerin çalışma kapasitesini azaltır. Tüm bunlar, hamile kadınların ve dolayısıyla da anne karnındaki bebeğin, hastalıklara karşı çok daha savunmamız olduğu anlamına gelir.

Washington Ulusal Çocuk Hastanesi’nin Pediatrik Enfeksiyon Hastalıkları Bölüm Başkanı Dr. Roberta Lynn DeBiasi, Journal of Infectious Diseases’te (Bulaşıcı Hastalıklar Dergisi) yayınlanan makalesinde işte bu gerçeklere vurgu yapıyor. Dr. DeBiasi, Kovid 19’un  gerek anne adayı gerekse yeni doğacak bebeğe verebileceği olası zararlardan korunmak için hamile kadınların mutlaka aşılanması gerektiğini belirtiyor ve ekliyor: “Araştırma ve gözlemler, Covid-19 ile enfekte olan hamile bir kadının ağır enfeksiyon riskinin büyük oranda arttığını gösteriyor.”

Hamilelerde hastalık seyri daha şiddetli

Hamile kadınların hem ciddi hastalıklara yakalanma hem de hastalıkların seyrinin daha şiddetli olma ihtimali hayli yüksek. Özellikle Kovid 19, anne karnındaki bebeğin gelişimini olumsuz etkileyebilir ve hatta plasentada iltihaplanma ve kanamalara neden olabilir.

Missouri’deki Grip ve Gelişen Bulaşıcı Hastalıklar Merkezi (CIEID) uzmanlarından Minhui Guan, hamiliğinin son dönemde annenin Delta varyantı ile enfekte olması sonucu meydana gelen bir ölü doğumun ayrıntılı analizini yaptı. Anne, hafif Kovid semptomları olan aşılanmamış bir kadındı. Tüm bulgular, virüsün plasentada tahribata neden olduğunu, bunun da ölü doğuma yol açtığını gösteriyordu.

Boston’daki Massachusetts General Hospital ve Harvard Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Lydia Shook ise Delta varyantı ile enfekte olmuş bir dizi hamile kadın vakasını araştırdı. İki vakada ölü doğum meydana gelirken, bir vakada ise yeni doğanın ciddi hastalığı tespit edildi.

Yüksek risk, düşük aşılama oranı

Tüm bu potansiyel risklere rağmen, hamile kadınlarda aşılama oranı hâlâ düşük seviyede. Örneğin ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) verilerine göre, 8 Ocak 2022 itibariyle ABD’deki hamile kadınların yaklaşık yüzde 40’ı koronavirüse karşı aşılanmış durumda. Küresel çapta da hemen hemen aynı oran söz konusu.

Kovid 19 aşıları 2020’nin sonlarında ilk kez uygulanmaya başlandığında, bunların hamiller ve anne karnındaki bebekler üzerindeki etkileri hakkında çok az şey biliniyordu. Aşıların test edildiği ilk klinik çalışmalarda hamileler kapsama alanı dışında tutuldu. Bu da hamilelerin aşıya şüpheyle yaklaşmasına neden oldu.

İlerleyen zamanla birlikte aşıların klinik çalışmalarına hamileler de dahil edildi ve somut verilere ulaşılmaya başlandı. Nihayet Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Haziran 2021’de hamile kadınların da aşı yaptırmasını önerdi. Amerikan CDC’nin fikrini değiştirip aynı öneriyi yapması ise Ağustos ayını buldu. Almanya’daki Aşı Daimi Komisyonu (STIKO) da hamilelerin aşılanmasına Eylül 2021’de onay verdi.

Aşı hem anneyi hem bebeği koruyor

Hamilelik sırasında bir kadının Kovid 19’a yakalanması, anne ve/veya bebeğin ölümü ya da erken doğum gibi ciddi sonuçlara sebebiyet verebiliyor. Bunlarla mukayese edildiğinde, aşı kaynaklı muhtemel riskler çok daha düşük seviyede kalıyor.

Nitekim Edinburgh Üniversitesi tarafından yapılan son araştırma da bunu doğruluyor. 1 Aralık 2020 – 31 Ekim 2021 arasını kapsayan araştırmada, yaklaşık 5 bin hamile kadında Kovid 19 saptandı.

Enfekte olan kadınların yüzde 77’sinden fazlasının aşısız olduğu görüldü. Aşılanmamış her beş hamileden biri hastanede tedavi altına alınırken, aşılı anne adaylarında bu oran 20’de bir oldu. Edinburgh Üniversitesi’nden kadın doğum uzmanı Dr. Sarah Stock liderliğindeki araştırma ekibinin bulgularına göre, yoğun bakımda tedavi edilmek zorunda kalan Kovid 19 hastası hamile kadınların yüzde 98’i aşılanmamıştı.

Dr. Stock, “Verilerimiz, hamilelik sırasında aşılamanın komplikasyon oluşma riskini artırmadığını, ancak Kovid 19’lu hamilelerde bu riskin çok daha fazla olduğunu teyit etmektedir.. Hamilelikte yaptırılacak aşı, anneleri ve bebeklerini Kovid 19 ve buna bağlı tehlikeli komplikasyonlardan korumak için kritik öneme sahiptir” diyor.

Araştırma ekibinde yer alan İskoçya Halk Sağlığı kurumu uzmanlarından Dr. Rachel Wood ise şu öneride bulunuyor: “Aşı, hamileliğin herhangi bir aşamasında yapılabilir. Bu nedenle hamile olan veya hamile kalmak isteyen kadınların mümkün olan en kısa sürede tamamen aşılanmalarını şiddetle tavsiye ederim.”

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Milyonlarca Kişi ‘Antibiyotik Direnci’nden Ölüyor

Lancet dergisinde yayımlanan bir araştırma sonucuna göre 2019 yılında dünya çapında 1,2 milyondan fazla insan antibiyotik direnci nedeniyle yaşamını yitirdi. 204 ülke ve bölgeden verilere dayandırılan araştırmada antibiyotik direnciyle bağlantılı nedenlerden ölenlerin sayısının ise 4,95 milyonu bulduğu belirtildi.

Dünyada koronavirüsle mücadele sürerken bilim insanları antibiyotik direnci nedeniyle kaydedilen ölümlerin giderek arttığı uyarısında bulunuyor.

Tıp dünyasının saygın yayınlarından Lancet dergisinde yayımlanan bir araştırma sonucuna göre 2019 yılında dünya çapında 1,2 milyondan fazla insan antibiyotik direnci nedeniyle yaşamını yitirdi. 204 ülke ve bölgeden verilere dayandırılan araştırmada antibiyotik direnciyle bağlantılı nedenlerden ölenlerin sayısının ise 4,95 milyonu bulduğu belirtildi.

Bilim insanları ve sağlık yetkilileri antibiyotiğin yanlış ve gereksiz kullanımı nedeniyle antibiyotik tedavisine yanıt vermeyen bakteri ve mikrop türlerinin arttığı uyarısında bulunuyor.

Yılda 10 milyon ölüm bekleniyor

Araştırmada yer alan Washington Üniversitesinden Prof. Dr. Chris Murray, açıklanan yeni verilerin dünya çapında antibiyotik direncinin gerçek boyutunu gözler önüne serdiğini belirterek, “Önceki tahminler 2050 yılına kadar antibiyotik direnci kaynaklı yılda 10 milyon ölüme işaret ediyordu. Ancak şu an bu rakama tahmin edildiğinden çok daha yakın olduğumuzu kesin olarak biliyoruz” dedi.

Tehdide karşı acilen harekete geçilmesi gerektiğini vurgulayan Murray, “Antibiyotik direncine karşı yarışta önde olmak istiyorsak bu verileri, rotayı düzeltecek önlemler almak, inovasyonu geliştirmek için kullanmalıyız” dedi.

Antibiyotikler direnci kıramıyor

Dünya Sağlık Örgütü geçen yıl antibiyotik direnci konusunda uyarıda bulunarak son dönemde ruhsat alan ya da geliştirme aşamasındaki 43 antibiyotiğin hiçbirinin antibiyotik direnciyle mücadele için yeterli olmadığına dikkat çekmişti.

Pittsburgh Üniversitesi Tıp Fakültesinden Prof. Dr. Cornelius Clancy de antibiyotik direncine karşı mücadelede yeni tedavi yöntemlerine odaklanılması gerektiğini belirterek, “Penisilinden bu yana on yıllardır sahip olduğumuz geleneksel antibiyotik modelinin iflas ettiğini düşünüyorum” dedi.

Clancy, son iki yılda dünyanın koronavirüs pandemisine odaklandığını, ancak antibiyotik direncinin “uzun vadeli bir sınama” olduğunu vurguladı.

Araştırmada 2019 yılında antibiyotik direnci nedeniyle kaydedilen ölümlerin büyük bölümünün, zatürre gibi alt solunum yolu hastalıklarından kaynaklandığı, ardından kan dolaşımı ve intraabdominal (karın içi) enfeksiyonlarının geldiği bildirildi.

Antibiyotik direncinin, AIDS ve sıtmayı geride bırakarak dünyada en çok görülen ölüm nedenleri arasında yer aldığına dikkat çekildi.

En büyük tehdit Sahra Altı Afrika ve Güney Asya’da

Antibiyotik direncinin en yoğun görüldüğü bölge Sahra Altı Afrika ve Güney Asya oldu. Bu bölgelerde beş ölümden birinin 5 yaş altı çocuklarda görüldüğü kaydedildi.

Araştırmada, başta düşük ve orta gelirli ülkeler olmak üzere bazı bölgelerde sağlıklı verilere ulaşımın sınırlı olduğuna dikkat çekilerek gerçek rakamların daha farklı olabileceği de kaydedildi.

“Süper bakteri” diye adlandırılan çoklu direnç sahibi bakteriler antibiyotik tedavisini imkansız kılıyor ve bunun sonucunda hafif yaralanma ya da enfeksiyonlar bile ölümle sonuçlanabiliyor. “Süper bakteriler” doğal yolla da ortaya çıkabiliyor, ancak antibiyotiklerin aşırı ya da yanlış kullanımı da direnç oluşması sürecini hızlandırıyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Kovid 19’un En Bulaşıcı Varyantı Omicron’un Belirtileri Neler?

Yeni tip koronavirüsün (Kovid 19) bugüne kadarki en bulaşıcı varyantı olduğunu belirtilen Omicron’a yakalananlar hastalığı çoğunlukla diğer varyantlardan daha kolay atlatsa da sayının artması sağlık birimlerinin üzerindeki baskıyı artırıyor.

Özellikle aşısız ve yüksek riskli kişiler için endişe devam ediyor. Peki Kovid 19 ve diğer solunum yolu enfeksiyonları arasındaki farkı nasıl bilebiliriz?

Omicron semptomları

King’s College London Epidemiyoloji bölümünden, ZOE Covid Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Prof. Tim Spector BBC’ye, “Omicron’un, Delta varyantını hafif semptomlarla geçiren aşılanmış insanlarda gördüğümüz gibi geçtiğini düşünüyoruz” dedi.

Binlerce kişinin uygulamaya kaydettiği semptomların verilerini toplayan araştırmacılar Delta ve Omicron varyantlarının semptomlarını analiz ediyor.

Şimdiye kadar kaydedilen beş ortak semptom:

  • Burun akıntısı
  • Baş ağrısı
  • Yorgunluk (hafif ya da şiddetli)
  • Hapşırma
  • Boğaz ağrısı

Bu hafif semptomlar daha çok aşılanmış ya da başka şekilde bağışıklık kazanmış kişilerin verileriyle belirlendi.

Omicron’un aşılanmamış ya da düşük bağışıklığı olan kişiler üzerinde nasıl bir etki bırakacağını söylemek için henüz erken.

Prof. Spector, Omicron’u soğuk algınlığıyla çok benzer semptomlarla geçirenlerin Covid-19 olup olmadığını fark etmesinin zorlaştığını söylüyor.

Bu da Omicron’un hızla yayıldığı Londra gibi yerlerde, soğuk algınlığı şikayeti olan kişilerin aslında Covid-19 pozitif olma olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Eğer koronavirüs belirtileri gösterdiğinizi düşünüyorsanız, hafif semptomlar ya da asemptomatik bile olsanız, yapılması gereken en önemli şey bir an önce test olmak.

Son Covid-19 varyantlarında ateş, öksürük, koku ve tat kaybı belirtileri görülüyordu.

Ancak Prof. Spector enfeksiyonu geçiren son kişilerde bu “klasik” semptomların görülmediğini belirtiyor.

Hangi belirtiler endişe verici?

İngiltere’de Ulusal Sağlık Hizmetleri (NHS) aşağıdaki semptomlara dikkat edilmesini öneriyor:

  • Birden devamlı öksürük
  • Yüksek ateş
  • Koku ve tat kaybı

Ateş koronavirüsün kesin belirtisi mi?

37.,8 C’nin üzerindeki vücut sıcaklığı yüksek ateş belirtisi. Ateş, vücut Covid-19 dahil herhangi bir enfeksiyonla savaştığı zaman ortaya çıkıyor.

Vücut termometresi kullanmak çok önemli. Ancak eğer evinizde bu termometreden yoksa ateşinizin olup olmadığını göğüs veya sırtınızda sıcaklık hissedip hissetmediğinize bakarak anlayabilirsiniz.

Soğuk algınlığı genelde ateşe yol açmıyor. Bu nedenle eğer ateşiniz varsa test yaptırmanız tavsiye ediliyor.

Eğer öksürük varsa

Eğer soğuk algınlığınız varsa ya da gripseniz, muhtemelen öksüreceksiniz.

Grip ise genellikle birden ortaya çıkıp kas ağrısı, titreme, baş ağrısı, yorgunluk, boğaz ve burun akıntısı, öksürük gibi semptomlara yol açıyor.

Soğuk algınlığında çok daha hafif belirtiler var. Öksürükle beraber burun akıntısı, boğaz ağrısı, hapşırma görülüyor. Titreme, ateş, kas ve baş ağrısı az görülen semptomlar.

Koronavirüs görülen hastalarda ise öksürük sık ve bir saatten uzun sürebiliyor, bir gün içinde üç veya daha fazla öksürük nöbeti yaşanabiliyor.

Yeni ve devam eden öksürük belirtiniz varsa, test yaptırmanız öneriliyor.

Koku ve tat alma kaybı olursa ne yapmalıyız?

Bunlar ana Covid-19 belirtileri. Eğer koku ve tat kaybınız varsa hemen test yaptırmalısınız.

Sadece grip de olabilirsiniz ancak virüsün yayılmasını engellemek ve riski azaltmak için emin olmakta fayda var.

Hapşırma koronavirüs belirtisi mi?

Eğer aynı zamanda ateş, öksürük, tat ve koku kaybı gibi semptomlarınız yoksa, hapşırma klasik bir Covid-19 belirtisi değil.

Hapşırma enfeksiyonun yayılmasına yol açacağı için mendil kullanmak ve sonrasında elleri yıkamak gerek.

Burun akıntısı ve tıkanıklığı ne anlama gelir?

Bu, koronavirüsün ana belirtilerinden biri değil. Ancak bazı Covid-19 hastalarında burun tıkanıklığı ve akıntısı görülebiliyor.

ABD sağlık rehberi, burun akıntısı ve tıkanıklığının yanı sıra ishali de koronavirüs belirtileri arasında gösteriyor.

Güney Afrika’dan verilere bakıldığında, sindirim sorunlarının da Omicron belirtisi olabileceği görülüyor.

Ancak İngiltere’den Prof. Tim Spector, Omicron’un diğer varyantlarla benzer semptomların yanı sıra daha çok solunum yolu enfeksiyonuna yol açtığını belirtiyor.

Omicron yine de çok hasta hissettiriyor mu?

Omicron ile ilgili ön çalışmalar, bu varyantın öncekilerden daha hafif olduğunu gösteriyor.

Bu durum ana virüsün mutasyonu olmasıyla birlikte, aşılamalar ve doğal bağışıkla da açıklanabilir.

Yine de çok hızlı yayılması, özellikle yüksek riskli hastalar için sorunlara yol açıyor.

Koronavirüs taşıyan kişilerden bazıları çeşitli semptomlar gösterebilirken kimileri hastalığı asemptomatik geçirebiliyor.

Belirtiler genellikle koronavirüse maruz kaldıktan sonraki iki haftaya kadar ortaya çıkabiliyor ancak genellikle beşinci günde görülmeye başlıyor.

Nefes darlığı ise daha ciddi bir enfeksiyonun belirtisi olabilir.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Koronavirus: D Vitamininin Önemi

D vitamini, birçok uzman tarafından Kovid 19 enfeksiyonu için önleyici bir tedavi olarak önerilmiştir. D vitamini, cilt güneş ışığına maruz kaldığında vücut tarafından üretilir. Kapalı alanda kalmak vücuttaki D vitamini seviyesini düşürür.

Haber Merkezi / Kovid 19 salgını sırasında herkesin evde kalması önerildiğinde, vücuttaki D vitamini seviyesinin kontrol edilmesi çok önemlidir.

D vitamininin Kovid 19 tedavisindeki etkisine dair doğrudan bir kanıt bulunmamakla birlikte, inflamasyonu kontrol etmedeki rolü nedeniyle uzmanlar tarafından koruyucu bir tedavi olarak değerlendirilmektedir. Kovid 19 enfeksiyonu, tümü inflamasyon içeren miyokardit, mikrovasküler tromboz ve/veya sitokin fırtınalarına yol açar.

D vitamininin birincil rolü bağışıklığı artırmak ve iltihabı hafifletmektir ve muhtemelen bu nedenle Kovid 19‘u önlemek için D vitamini alımını artırmaya yönelik öneriler vardır. Düşük D vitamini seviyeleri, inflamatuar sitokinlerde bir artış ile ilişkilendirilmiştir.

İnsanlar bu günlerde kapalı kalmayı tercih ediyor. Bu durum, koronavirüs yayılımının bir dereceye kadar durdurulması için bulunmaz bir nimet iken, diğer yandan vücuttaki D vitamini seviyesinde de bir düşüşü tetikleyebilir.

Uzmanlar ne diyor?

Minnesota Üniversitesi’nden uzmanlar, konuya ilişkin yaptıkları açıklamada, “D vitamini aslında zatürre/ARDS, iltihaplanma, inflamatuar sitokinler ve tromboz ile ilgili olarak Kovid 19‘un şiddetini azaltırsa, o zaman takviyeler pandeminin etkisini azaltmak için nispeten kolay bir seçenek sunacaktır.” diyorlar.

D vitamini takviyeleri konusunda uzman önerileri alınmalıdır. Bunun dışında cildi her gün birkaç dakika güneş ışığına maruz bırakmak gerekir. Günlük beslenmede D vitamini yönünden zengin besinler eklenmelidir.

Somon balığı, morina karaciğeri yağı, mantar, inek sütü, soya sütü ve yumurta gibi yağlı balıklar gibi besinler D vitamini açısından zengindir. Genellikle yaşlı bireylerin her zaman mikro besinlerde eksik olduğu görülür. Takviye, bu yaş grubuna ait kişiler için bir zorunluluktur.

Paylaşın

Kilo Vermek İçin En Etkili 3 Detoks İçeceği

Kilo verme diyetin en önemli kısmı, sizin için neyin işe yaradığını anlamaktır. Kilo verme yönteminizle ne kadar uğraşırsanız uğraşın, ancak doğru yolu izlerseniz vücudunuzdan fazla kiloları atmayı başarabilirsiniz.

Haber Merkezi / Su her zaman kilo vermek için iyi bir seçenek olarak görülmektedir. Doğal içeriklerle birleşen su, sadece besleyici olmakla kalmayıp aynı zamanda vücutta bulunan ekstra yağ üzerinde muazzam etki yaratabilen harika bir içecek haline gelir. Bunun yanında detoks içecekleri de bulunmaktadır.

İşte kilo vermede etkili olabilecek üç harika detoks içeceği:

Tarçın-Bal

Bu iki harika besinin faydalarını hiç kimse yadsımıyor. Tarçın anti viral, ve antifungal iken, bal antioksidanların güç merkezidir.

Limon-Zencefil

Limon ve zencefilin faydaları saymaya gerek yok. Bir limon-zencefil detoks içeceği hazırlamak için bir bardak ılık suya yarım limon suyu ve 4 – 5 gr. rendelenmiş zencefil eklemeniz gerekir. Uzmanlar, bu suyun normal miktarlarda düzenli olarak tüketilmesinin toksinleri vücuttan etkili bir şekilde atacağını öne sürüyorlar.

Araştırmalara göre zencefil açlığı azaltır ve limon zengin bir C vitamini ve antioksidan kaynağıdır. Bu içecek aynı zamanda bağışıklığı büyük ölçüde güçlendirir.

Salatalık-Nane

Sadece besleyici olmakla kalmayıp aynı zamanda harika bir tada sahip olan başka bir harika içecek. Su açısından zengin salatalık ve besin açısından zengin nane bir araya getirildiklerinde asla yanılmazlar. Bu içeceği hazırlamak için bir şişe suya birkaç dilim salatalık ve ince kıyılmış nane yaprağı ekleyebilirsiniz.

Bu detoks suyu günlük olarak tüketilebilir. Araştırmalara göre, salatalık-nane içeceği kilo vermeye yardımcı olur ve ayrıca kan basıncını düşürmek, kanseri önlemek gibi sayısız fayda sağlar. Bunlar aynı zamanda zengin bir antioksidan kaynağıdır.

Paylaşın

Zihinsel Gücünüzü Geliştirmenin Uzman Onaylı Yolları

Zihinsel gücünüz ne ise, yaşamınızda yolunuza çıkması muhtemel engellere karşı tutumunuzda o olacaktır. Belirgin bir yakın gelecek veya uzak gelecek için ayrıntılı planlar yapabilirsiniz, ancak tüm bunlar için, hayat size ne sürprizler yaparsa yapsın, sizi kaya gibi sağlam tutacak zihinsel güce sahip olmanız gerekli.

Haber Merkezi / Psikologlar zihinsel gücü, belirli bir bireyin zorluklara göğüs gerdiği zamanki direncin ölçüsü olarak tanımlar. Her birey zor bir durumla karşılaştığında belirli bir tutum sergiler ve bu tutum zihinsel gücu oluşturur.

Krizler, finansal sorunlar, çevresel faktörlerdeki olumsuz dönüşler, her insanın karşılaştığı kaçınılmaz engellerden sadece birkaçıdır. Bu olumsuz olayların etkileme derecesi bireyden bireye değişir ve kişinin bu etkilere tepki verme şekli zihinsel gücü oluşturan şeydir.

Zihinsel güç nasıl artırılır?

Zihinsel gücü artırmak için, kişinin disiplinli bir egzersiz rejimi benimsemesi gerekir; psikolojik bir egzersiz. Bu, temel inançları anlamayı, güçlü ve zayıf yönleri bulmayı, olumlu düşünceler için ekstra alan yaratmayı, duyguları yönlendirmenin uygun bir yolunu bilmeyi ve günlük aktiviteleri gözlemlemeyi içerir.

Zihinsel gücü artırmak için kişi zihinsel enerjiyi her zaman akıllıca kullanmalıdır: Kontrol edemediğiniz şeyler hakkında kafa yormak beyin gücünü boşa harcamak, zihinsel enerjiyi hızla tüketir. Çözemediğiniz olumsuz problemler hakkında ne kadar çok düşünürseniz, yaratıcı çabalar için o kadar az enerjiniz kalır.

Örneğin, oturmak ve endişelenmek. hava tahmini yardımcı olmuyor. Önünüze büyük bir fırtına geliyorsa, bunun için endişelenmek onu engellemez. Ancak buna hazırlanmayı seçebilirsiniz. Yalnızca kontrolünüz altında olana odaklanın.

Zihinsel enerji nasıl kullanılır?

Zihinsel enerji üretken işler için kullanılmalıdır. Örneğin, okul günlerinde ilgilendiğiniz uzun zamandır unutulmuş bir hobi veya boş zaman etkinliği bulmaya çalışın. Düşünceleriniz üretken olmadığında, onu hobiye yönlendirmeye çalışın. Bir hobi, ne kadar stresli olursanız olun zihninizi meşgul eder, çünkü yapmayı sevdiğiniz bir şeydir.

Etkileşimde bulunun, izole olmayın

Grup etkileşimlerine katılın, fikirlerinizi paylaşın, çeşitli konularda tartışın ve olumlu görüşler edinin.

Oku oku oku

Konsantre olmanız ne kadar zor olursa olsun okumayı bırakmayın. Kişisel gelişim üzerine kitaplar okumak sadece stresle başa çıkma konusunda size fikir vermekle kalmayacak, aynı zamanda zihinsel sağlığınızı gerçekten verimli bir şekilde artırabilecek çeşitli gerçeklerden haberdar olmanızı sağlayacaktır. Okumak için harcanan zaman asla boşa değildir.

Paylaşın

DSÖ, Kovid 19 Tedavisinde İki İlacın Kullanımını Tavsiye Etti

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), yeni tip koronavirüse (Kovid 19) karşı etki gösterdiği belirlenen 2 ilacın tedavide kullanımını tavsiye etti. Örgütten yapılan yazılı açıklamada, DSÖ Uluslararası Uzmanlar Standart Geliştirme Grubu’nun, Kovid 19’a yakalanan hafif, ağır ve kritik durumdaki yaklaşık 4 bin hasta üzerinde yaptığı 7 ayrı denemenin ardından eklem iltihabı ilaçlarının Kovid 19’a karşı etkinliğine dair önerilerine yer verildi.

Buna göre, eklem iltihabı ilaçları Baricitinib ile Interleukin-6’nın (IL-6), kortikosteroid ilaçla birlikte kullanıldığında ağır durumdaki Kovid 19 hastalarının iyileşmesine olumlu etki sağladığı tespit edildi. Bu ilaçların verildiği ağır hastaların virüse karşı dirençleri artarken, oksijen tedavisi ihtiyacında azalma görüldü. Öte yandan uzmanlar, bu iki ilacın asla aynı anda kullanılmaması gerektiği uyarısında bulundu.

Antikor ilacına şartlı tavsiye

Durumu ağır olmayan hastalar için ise monoklonal antikor ilaçlarından Sotrovimab’ın kullanımı “belirli şartlar altında” tavsiye edildi. Şimdilik birine şartlı tavsiye kararı verilen monoklonal antikor ilacına ilişkin yeni bilgilerin, deneme sonuçları açıklandığında paylaşılacağı kaydedildi.

Klinik denemelerde yine eklem iltihabı ilaçları olan Ruksolitinib ve Tofasitinib’in kullanımının hastalarda iyileşme sağladığı, ancak Kovid 19’un Omicron gibi yeni varyantlarına karşı etkililiğine dair yeterli kanıt elde edilemediği belirtilerek, bunların kullanımı önerilmedi. DSÖ uzmanları daha önce IL-6’nın ağır ve kritik Kovid 19 hastalarında kullanımı için şartlı tavsiyede bulunmuştu.

Patent tekelleşmesine karşı uyarı

Dünya Sağlık Örgütünün Baricitinib ile IL-6’nın kullanımına ilişkin tavsiyesinin ardından Sınır Tanımayan Doktorlar (MFS) örgütünden yapılan açıklamada, tavsiye edilen ilaçlarda tekelleşmenin önüne geçilmesi gerektiği belirtildi.

MFS Enfeksiyon Hastalıkları Tıbbi Danışmanı Dr. Marcio da Fonseca, DSÖ’nün tavsiye ettiği ilaçlara düşük ve orta gelirli ülkelerdeki hastaların mutlak erişiminin hayati önem taşıdığına dikkati çekerek şunları söyledi:

“İlaçlara yeterli, zamanında ve adil erişimin temin edilmesi ve patent tekelleşmesine engel olunması için devletler, Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Anlaşması’ndan feragat edilmesi ve zorunlu lisans verme gibi uygulamaların benimsenmesini teşvik etmelidir.”

Orta ve düşük gelirli ülkelerde insanların yetersiz aşılama oranı ve etkisini sürdüren yeni varyantlar sebebiyle korku içinde olduklarını vurgulayan Da Fonseca, salgınla mücadele araçlarına erişimde küresel eşitliğin sağlanması gerektiğini ifade etti.

Kovid 19 ilaçları

ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA), Amerikalı ilaç firmaları Pfizer ve Merck firmalarının Kovid 19’a karşı geliştirdiği ağızdan alınan iki ilaç için, 12 yaş ve üzerindeki riskli kişiler için kullanım onayı vermişti. Ancak bu ilaçlar için DSÖ’den henüz bir karar çıkmış değil.

Paylaşın

Nezle Geçirmek Kovid’e Karşı Koruma Sağlayabilir

Nature Communications adlı bilim dergisinde yayınlanan yeni bir araştırma sıradan bir nezleye yakalanan kişinin geliştirdiği antikorların Kovid 19’a karşı da bir ölçüde koruma sağlayabileceğine işaret ediyor.

Araştırmada, Kovid’e yakında yakalanmış biriyle aynı evde yaşayan 52 kişi inceleniyor. Bu kişilerden nezle sonrası bağışıklığı güçlendiren antikorlar geliştirenler, Kovid’e daha zor yakalanıyor görünüyor.

Uzmanlar hiç kimsenin tek başına bu tür bir bağışıklığa bel bağlamaması gerektiğini, aşının kritik önem taşıdığını özellikle vurguluyorlar. Fakat bu araştırmanın bulgularının yine de insanın bağışıklık sisteminin virüsle nasıl savaştığını anlamakta faydalı bilgiler sunduğunu düşünüyorlar.

Covid-19 hastalığına bir tür koronavirüs sebep oluyor ve başka tip koronavirüslerin sebep olduğu nezleler de var. Dolayısıyla bilim insanları bu araştırmayı bazı koronavirüs tiplerine karşı bağışıklık kazanılmasının diğerlerine karşı da koruma sağlayıp sağlamadığını incelemek için yürüttüler.

Yine de yakında nezle olmuş birinin otomatik olarak Kovid 19’a karşı da korunduğunu düşünmesinin yanlış olacağını, çünkü bütün nezlelere koronavirüs tiplerinin sebep olmadığını hatırlatıyorlar. Londra’daki Imperial College’ın bilim ekibi koronavirüse maruz kalan insanların bazıları Kovid olurken diğerlerinin neden hastalığa yakalanmadığını araştırmayı amaçladı.

‘Yeni aşı yaklaşımı’

Araştırmalarında insan vücudunun bağışıklık sisteminin çok hayati bir parçasını oluşturan T hücrelerine odaklandılar. Bu T hücrelerinden bazıları belli bir tehdit örneğin nezle virüsü ile enfekte olmuş her türlü hücreyi öldürme işlevi görüyor.

Nezle geçtikten sonra bu T hücreleri bir tür hafıza bankası gibi vücutta kalıyor ve virüsle bir daha karşılaşıldığı anda harekete geçmeye hazır bekliyorlar. 2020 yılının Eylül ayında, araştırmacı ekip henüz aşı olmamış ama hemen yakın zamanda Kovid 19 olmuş birisiyle birlikte yaşayan 52 kişiyi izlemeye aldı.

Grubun yarısı 28 gün içinde birlikte yaşadıkları kişiden Kovid’i aldı, diğer yarısı hastalığa yakalanmadı. Hastalığa yakalanmayanların üçte birinin kanlarında belli bir hafıza taşıyan T hücrelerinin yüksek miktarda bulunduğu dikkat çekti.

Bu T hücreleri muhtemelen vücut, Kovid 19’a yol açan koronavirüse yakın özellikte ama sık rastlanan türden bir nezleye yol açan bir başka virüsle karşılaştığında üretilmişti. Araştırmacılar, deneklerin hastalığa yakalanmamasında evlerin ne kadar havadar olduğu gibi bir çok diğer faktörün de etkili olmuş olabileceğini kabul ediyor.

Reading Üniversitesi’nden Dr. Simon Clarke bunun küçük ölçekli bir araştırma olmasına karşın bağışıklık sisteminin virüsle nasıl mücadele ettiğini kavramak bakımından faydalı olduğunu ve gelecekte aşı geliştirmekte yararlı olabileceğini söyledi.

Dr Clarke “Bu veriler olduğundan farklı yorumlara yol açmamalı. Hastalığa yakalanan, ağır geçiren ya da ölen hiç kimsenin koronavirüs kaynaklı bir nezle geçirmemiş olması pek mümkün değil, ve yakında nezle olmuş birinin Kovid 19’a yakalanmayacağını düşünmesi de büyük hata olur. Çünkü nezlelerin sadece yüzde 10-15’i koronavirüs kaynaklı” dedi.

Imperial araştırmasını raporlayan Profesör Ajit Lalvani de en önemli korumanın aşı olduğunda hemfikir. “Vücudun neyi doğru yaptığını öğrenmek yeni aşı tasarımlarını kolaylaştırıcı bir bilgi olabilir” diyor. Şu anda kullanılan aşılar özellikle virüsün dış yüzeyindeki protein çıkıntılarını hedef alıyor. Fakat bu çıkıntılar virüsün her yeni varyantında biraz daha değişiyor.

Ama vücudun ürettiği T hücreleri virüsün içindeki proteinleri hedef alıyor ve bunlar varyanttan varyanta değişmiyor. Bu da Profesör Lalvani’ye göre T hücrelerinin işlevinin benzerini yerine getirebilecek aşıların Kovid’e karşı daha kapsamlı ve uzun vadeli koruma sağlayabileceği anlamına geliyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Omega-3 Omega-6 Yağ Asitleri, Hangisi Daha Sağlıklı?

Her yağ kötü değildir! ‘Şişman’ kelimesiyle ilgili çağrışımlar çoğunlukla olumsuz olmuştur ve gündelik jargon ‘iyi yağ’ ifadesine yer bırakmamıştır. Popüler düşünce ne derse desin, gerçek şu ki yağlar iyi ve kötü olmak üzere ikiye ayrılır.

Haber Merkezi / Doymuş ve trans yağ asitlerine kötü yağlar olarak bilinir ve genel sağlığımız için kötüdür. Bu yağlar, kolesterolü yükseltebilir, arterleri tıkayabilir ve kalp hastalıkları riskini artırabilirler. Tekli ve çoklu doymuş yağlar, kalp sağlığı ve kolesterol açısından sahip oldukları faydalardan dolayı iyi yağlar olarak sınıflandırılır.

Omega-3

Omega-3 doymamış, yaygın olarak bilinen bir yağ asididir. Hidrokarbon zincirinin sondan üçüncü ve ikinci olan karbon atomları arasındaki çift bağ ile oluşan Omega-3, çoğunlukla balık yağlarında bulunur ve kalp, karaciğer, akciğer, kan damarları ve bağışıklık sağlığının korunmasına yardımcı olur. Hücre duvarının yapısı da omega-3 yağ asitleri tarafından korunur. Omega-3 yağ asitlerinin başlıca üç türü şunlardır:

– ALA (alfa linolenik asit)

– DHA (Dokosaheksaenoik asit)

– EPA (Eikosapentaenoik asit)

Kaynakları;

Omega-3 yağ asitlerinin ana kaynakları balık ve diğer deniz ürünleri, özellikle somon, uskumru, ton balığı ve sardalya gibi soğuk su balıklardır. Kuruyemişler ve tohumları da Omega-3 yağ asitleri açısından zengindir ve aynı dozun iyi bir şekilde alınmasını sağlamak için düzenli olarak tüketilmelidir. Keten tohumu yağı, soya fasulyesi yağı ve kanola yağı gibi bitkisel yağlar, omega-3 yağ asitlerinin harika kaynaklarıdır.

Faydaları;

Omega-3 yağ asidi açısından zengin bir beslenme, kalp ve akciğer sağlığı sağlar. Kan trombositlerinin bir araya toplanmasını önlediği için kardiyovasküler hastalıkları olan kişiler için de faydalıdır. Çocuklarda anksiyete, DEHB ve depresyon gibi zihinsel bozuklukların giderilmesine yardımcı olur. Ayrıca göz sağlığı için önemlidir.

Omega-6

Omega-3 bilinmesine rağmen, çoğumuz için nispeten bilinmezliğini koruyor. Omega-6 aynı zamanda sağlıklı bir doymamış yağ türüdür. Omega-3 yağları gibi, vücut da genleri düzenleyen ve bağışıklık sağlığını destekleyen omega-6 yağ asitlerine ihtiyaç duyar. Omega-6 yağlarının dört ana türü vardır:

– LA (Linoleik asit)

– ARA (Araşidonik Asit)

– GLA (Gama linolenik)

– CLA (Konjuge linolenik asit)

Kaynakları;

Kenevir, ayçiçeği gibi tohumlar omega-6 yağ asidi açısından zengindir. Avokado ve aspir gibi yağlar da omega-6 açısından zengindir ve ceviz ve kaju gibi kuruyemişler size gerekli miktarda omega-6 yağ asidi sağlayabilir. Yumurtalar da aynı şekilde harika bir kaynaktır.

Faydaları;

Yağ asidi kalp sağlığının korunmasına yardımcı olur ve normal büyüme ve gelişme için beyin fonksiyonunu düzenleyen önemli bir faktördür. Ayrıca cilt ve saç büyümesini uyarır, kemik sağlığını korur, metabolizmayı düzenler ve üreme sisteminin korunmasına yardımcı olur.

Paylaşın

En Çok Kalori Yaktıran Beş Egzersiz

Kilo vermenin dışında egzersizin, kalp sağlığına, zihinsel sağlığa, kemiklerin güçlendirilmesine, kan şekeri seviyelerinin korunmasın fayda sağlamak gibi başka fiziksel ve fizyolojik faydaları bulunmaktadır.

Haber Merkezi / Tüm bu faydalarına rağmen, bazılarının neden fazla kiloları vermeye daha fazla önem verdiğini anlamaya çalışalım. Kilo kaynaklı hormonal dengesizliği olan veya obez kategorisinde olan kişilerde kilo vermek, daha sağlıklı bir vücuda kavuşmak için ilk ve en önemli hedeftir. Tiroid, PCOS ve diğer hormonal sorunlar gibi rahatsızlıkları olan kişilerde, endokrin bozuklukları nedeniyle kilo kaybı elde edilmesi gereken bir başarıdır.

Bu koşullardan muzdarip insanlar, normal bir insanla aynı miktarda egzersiz yapabilirler, ancak normal insanların aksine hiç sonuç alamazlar. Tartıyı hedef alan ve kilo vermenize yardımcı olacak beş egzersizi sizler için sıralıyoruz;

Patenci

Bu egzersiz, kolları sıçramalarla koordineli olarak hareket ettirirken yanal olarak zıplamayı içerir. Kollarınızın ve bacaklarınızın mükemmel koordinasyonu, kalp atış hızınızı artıracak ve tüm vücudu hareket ettirdiğiniz için kesinlikle daha fazla kalori yakmanıza yol açacaktır.

Dağcı

Plank pozisyonunda başlayın, bir bacağınızı kaldırın ve göğsünüze doğru itin, ardından o bacağınızı düz pozisyonuna geri getirin ve hareketi diğer taraf için tekrarlayın. Yavaş başlayıp hızınızı artırırsanız, neredeyse koşuyormuş gibi hissedeceksiniz. Yüksek yoğunluklu bir antrenman, bu hem uzuvları çalıştırır hem de karın kaslarını güçlendirir.

Zıplama

Klasik hamle pozisyonunda bir bacağınız ileri, diğer bacağınız hafif geri olacak şekilde başlarsınız. Yukarı zıplayın ve ilk bacağınızı geri ve diğer bacağınızı öne doğru hareket ettirin, diğer tarafta bir hamle yaparak geri inin. Bu pliometrik hareket, hızı kuvvetle birleştirerek kas gücünü arttırır ve kalbinizi çalıştırır.

Burpe

Çok yoğun tam bir vücut hareketi olan burpeler sizi çok çabuk yorar. Kollarınız yanlarınızda durarak başlayın ve kendinizi hızla bir çömelme pozisyonunda indirin. Ellerinizi önünüzdeki zemine koyun ve ayaklarınızı düz pozisyonuna geri atlayın.

Ayaklarınızı ellerinize doğru ileri atlayın ve elleriniz havada durun. Bu hareket, dörtlü, triseps, oblikler, baldırlar, abs ve deltoidler dahil tüm kaslarınızı çalıştırır. Burpes, hareketin daha yoğun hale gelmesi için farklı varyasyonlarla da yapılabilir.

Zıpla çömel

Squatın zıplayan bir versiyonu olan bu egzersiz, squatın etkinliğine katkıda bulunur ve vücudunuzu şekillendirip yeniden şekillendirmenin yanı sıra kalori yakmaya yardımcı olur. Bacaklarınızı birbirinden ayırın, çömelin ve mümkün olduğunca yükseğe zıplayın, ardından tekrar ayaklarınızın üzerine inin. Kollarınız sizi itmeye yardımcı olacak, zıplarken geri itmenize yardımcı olacak.

Paylaşın